38. Bölüm

38. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Belki bir gün unuturum acılarımı, maruz kaldıklarımı.

En çok da canımı yakanları...

Ne zaman olur bilmiyorum ama bunun yolu ölmek ise ölmeyi bile göze alıyorum.

Çünkü çok yoruldum. Dinlenemeyecek kadar çok yoruldum...

Olurda bir gün ölürsem bilinsin ki mutluyum.

Çünkü ölüm benim için acılardan kurtuluş yolu...

 

 

 

 

B.Bozkurt

***

"Kabul ediyorum ama bir şartım var!" Dedim kesin bir sesle. Yüzünde rahatlama ile karışık bir şaşkınlık oluştu. Kabul edeceğimi düşünmüyordu tabii ki. Kim düşünürdü ki?

"Ne istersen? İstemen yeterli" dedi kendinden emin bir şekilde.

"Yaralı askerin yaralarına baktırıcaksın. Ölmesine izin vermiceksin. Şartım bu" Murat'ın yaraları çok ağırdı. Bir an önce baktırılması gerekiyordu.

"İhanet edeceğin devletin askerine yardım mı etmek istiyorsun?" Dedi hayretler içerisinde.

"Bunun devletle bir alakası yok. Verdiğim sözleri tutarım, bilirsin. Ben verdiğim sözümü tutmaya çalışıyorum. Bu kadar" dedim donuk bir sesle. Evet, sözümü tutmaya çalışıyordum.

"Kime söz verdin?"

"Bu seni ilgilendirmez Selim. Sen sözümü tutmama yardım et, bende sana yardım edeyim. Tamam?" Dedim sorar gibi.

"Sana yardım ederim ama önce kendini kanıtlaman gerekiyor." Ne kanıtından bahsediyordu bu?

"Nasıl yani?" Dedim cevap almak isteyerek. Bir şey isteyecekti ama ne?

"Sana koşulsuz şartsız inanacağımı düşünmedin değil mi Deniz?" Dedi ayıplar gibi. Umarım beni aşacak bir şey istemezdi.

"Ne istiyorsun Selim? Kabul ettim işte daha ne? Napayım? Gidip canlı bomba mı olayım? Ne istiyorsun?" Dedim sinirle.

"Hop hop, sakin ol. Sen daha bana lazımsın. Senin gibi birisini canlı bomba olarak kullanmak salaklık olur." Dedi gülerek.

"Ne istiyorsun o zaman?" Dedim daha sakin bir sesle.

"Bunu şimdi konuşmayalım. Yarın sakin kafayla daha iyi olur. Hadi seni kalacağın yere götüreyim" diyip önümden ilerlemeye başladı. Aklından neler geçtiğini kestiremiyordum.

Selim beni yine bir mağaraya getirmişti. Diğerlerinden bir farkı yoktu ama farklıydı işte.

"Hadi sen dinlen. Sabaha kadar düşün." Dedi sakince.

"Neyi düşüneyim?" Dedim umursamaz bir ifadeyle.

"Eğer arkamdan iş çevirirsen olacakları. Beni tanıyosun Deniz. Yapacaklarımın bir sınırı yoktur. Hatta en iyi sen biliyorsun bunu" dedi sadist bir ifadeyle.

Biliyordum, hem de en ağır şekilde öğrenmiştim. Yüzümde bile izini taşıyorken nasıl unutabilirdim ki?

3 yıl önce


"Gelsene lan buraya. Noldu cesaretin mi yok Selim?" Diye bağırdı Yağız. Geldiğimizden beri bağırıyordu ama ne gelen ne giden vardı. Şerefsiz bizi buraya zincirleyip gitmişti.

"Tamam Yağız. Bağırma gelmiyor işte" dedim sinirle.

"Bana niye sinirleniyorsun Bilge? Ben mi dedim vatana ihanet et diye?" Dedi o da sinirle.

"Benim sinirim sana değil kendime Yağız. Nasıl anlayamadım bunu?" Dedim kendime kızarak.

"Kendini suçlama Deniz. Hiçbirimiz fark edemedik. Sen bize göre daha toysun. Bizim anlamamız gerekiyordu." Dedi Belgin abla. Bunun toy olmakla bir alakası yoktu bence ama yinede sustum.

"Kimse kendini suçlamasın. Nasıl iyi rol yapıyorsa hepimizi kandırdı." Dedi Mustafa abi.

"Abi, nasıl kurtulucaz burdan?" Dedim bir süre sonra. "Bilmiyorum, ama bir yolunu buluruz. Yüreğini ferah tut sen" dedi bana güven vermek isteyerek.

"Buluruz dimi abi?" Dedi Yağız inanmak isteyerek. "Buluruz tabii lan. Biz nerelerden çıkıp da geldik burdan mı kurtulamayacaz" dedi gülerek Mustafa abi.

"Kurtulamazsınız abisi. Ben varım burada çünkü" diyip içeriye girdi Selim.

Onun gelmesini bekliyordum ama geldiğinde oluşacak olan sinirimin büyüklüğünü tahmin edemiyordum. Şimdi fark ediyordum ne kadar sinirli olduğumu. Nasıl vatana ihanet edebilirdi? Nasıl?

"Aha, geldi şerefine koduğumun iti!" Dedi Yağız gülerek. Sinirinden gülüyordu bunun farkındaydık hepimiz.

"Hadi ama Yağız. Böyle küfürler arkadaşına edilmez diye söylemediler mi sana?" dedi döndürücü bir soğuklukla. Bundan sonra gelecek cümleyi biliyordum. Onu zaafından vuracaktı!

"Ah, pardon sana bunları öğretecek bir ailen yok ki nasıl öğretsinler dimi?" İşte bundan korkuyordum. Hepinizi çok iyi tanıyordu. Bizi nasıl vuracağını çok iyi biliyordu.

"Yağız, ailenin seni terk etmeleri nasıl bir şey? " Dedi yavaşça. Yağız yumruk yese etkilenmezdi ama ailesinden bahsedilince yumruk yemiş gibi olurdu. Ailesi onu 5 yaşındayken yetimhaneye bırakmıştı. Ailesi onun en büyük zaafıydı.

"Sus lan! Sus!" Diye bağırdı Mustafa abi. Selim ona dönme tenezzülünde bile bulunmadı. Adamlarından birine işaret verdi. Adam sopayla Mustafa abiye vurmaya başladı.

"Vurma lan ona. Vurma!" Diye bağırdım. Belgin Abla da bağırıyordu. Ama bizi dinlemiyorlardı. Yağız hala konuşmamıştı. Düşündümden fazla etkilenmişti.

"Yağız! Kendine gel! Gelme bunun oyunlarına" diye bağırdım. Mustafa abiye hâlâ vuruyorlardı. Onun canı değil bizim canımız acıyordu. Yağız benim bağırmamla bana baktı. Gözlerimizle konuşurduk biz. Ama o şu anda gözlerle konuşmayı unutmuş gibiydi.

"Sıkıysa bana vursana it!" Diye bağırdı Yağız. Sonunda kendine gelmişti!

"Tamam, bırak" dedi Selim. Adamları geri çekilmişti. Mustafa abiye baktım. Ciddi bir şeyi yoktu. Şimdilik.

"Sizinle sohbet edilimiyor. Hemen hır gür. Olmuyor böyle." Dedi ayıplar gibi.

"Nasıl ihanet ettin bize? Nasıl?!" Diye bağırdım yüzüne doğru.

"Ah, Deniz. Saf, Deniz. Ben size ihanet etmedim. Ben bu günler için yetiştirildim. En kötüsü de ne biliyor musun?" Yüzüme beklentiyle bakmaya başladı.

"Devam etsene it! Ne dram yaratıyorsun?" Dedi Yağız. Aynı fikirdeydim!

"En kötüsü de sizin o çok sevdiğiniz devletiniz hiç bir şeyin farkında olmadan kendisine düşman yetiştirdi. Sorsan hâlâ onların askeriyim" dedi dalga geçer gibi.

Ne yani en başından beri bize ihanet mi ediyordu? Ben, sonradan ihanet ettiğini sandım ama durum böyle değilmiş. O bizim aramıza girmiş bir casustu!

"Neyse şimdi benim gitmem gereken yerler var. Merak etmeyin arkadaşlar sizinle ilgilenecek. Ben gelmeden ölmeyin sakın!" Diyip çıktı.

Selim gittikten 5 gün sonra geri döndü. Dediği gibi adamları bizi boş bırakmamıştı. Her gün saatlerce işkence gördük.

Bu bizim için çok zor bir durum değildi. Biz çok daha ağır eğitimlerden geçip, bordo bereli olmuştuk.

Bizi asıl zorlayan Selim geldikten sonra başladığı işkencelerdi.

İşkencelerin en kötüsü psikolojik baskıydı.

Selim bende kapanmayan yaralar açmıçtı.

Biz bu mağaraya 4 kişi girdik. Geriye bir kişi bile kalmadı.

Çünkü ben bir ölüydüm. Gömülmeyen bir ölü...

 

 

 

 

Bölüm : 18.10.2025 21:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...