39. Bölüm

39. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

 

Ayaz'dan


Hayatta asla asla dememeyi öğrenmiştim. Ama hiç böylesini yaşamamıştım.

Birisi size gelip tim komutanınızın bir hain olma ihtimali olduğunu söylese cevabınız ne olurdu?

Sizi bilmem ama benim cevabım "bu imkânsız" demek olurdu. Bilge komutanı tanıdığım kadarıyla vatanı için bir an bile düşünmeden canını verir derdim. Ama öyle değilmiş.

Selim denen teröristin bize gösterdiği videolardan sonra ona inanmak imkansızdı. Nasıl bunu yapabilir diye düşünüyorum ama bir cevap bulamıyorum.

"Murat! Bak kardeşim bana" diyen Zülküf abiyle kendime geldim. Murat ağır yaralıydı. Bilinci kapanıp açılıyordu. Eğer burdan kurtulamazsak...

" Kardeşim! Uyuma, bak bize!" Dedi Yılmaz. Kardeştik biz. Farklı analardan doğma kardeşlerdik biz.

"Murat, yapma kardeşim bak bize!" Dedim gür bir sesle. " Daha yaşayacak çok hayalin var kardeşim. Yapma!" Diye devam ettim. Çok hayalleri vardı onun, daha erkendi gitmesi için.

"Aslı...." Diye sayıkladı. Her şey Aslı yüzünden olmamış mıydı zaten? Sevdiği kadının, onu kandırmasını kaldıramadağı için çıkmamış mıydı bu göreve?

Evet, vatanı için yapmıştı yaptığı herşeyi ama bu Murat'la nişanlanmasını haklı çıkarmazdı. Her ne olursa olsun bu affedilemezdi.

"Komutanım bir şey yapmamız lazım!" Dedi Ali bana bakarak. Bunu ben de biliyordum ama sorun şuydu ki bu zincirler bizim kırabileceğimiz kalınlıkta değildi. Selim denen adam bizim nasıl kurtulacağımızı biliyor gibi bütün önlemleri almıştı. Buradan dışarıdan bir yardım olmadığı sürece kurtulmamız imkânsızdı.

"Yapacak bir şey yok. Buradan çıkamayız" dedi Berdan ümitsiz bir sesle. Umudu bırakmak olmazdı ama şartlarda belliydi...

"Umudumuzu kaybetmeyelim. Bir şekilde kurtuluruz buradan. Dimi abi?" Dedi Ali hepimize tek tek umutla bakarak. İçinizde en dirayetli oydu galiba. Her ne kadar tam tersine inansam da başımı salladım.

"Murat dayanamaz." Dedi bu sefer de Berdan. Evet, dayanamıyordu.

"Dayanıcak, hayalleri için, sevdiği için, bizim için dayanacak" dedim kesin bir sesle.

"Abi, bilinci açık mı şu anda? Yani, bizi duyabilir mi?" Dedi Yılmaz. Bunu Zülküf abiye sormuştu. Zülküf abi ağır ağır başını salladı.

"Murat! Biliyorum dayanmak çok zor ama sen de güçlüsün, dayanabilirsin. Dayanmak zorundasın. Senin naaşını götürürsek yengemin nasıl yıkılacağını biliyor musun sen?" Dedi ağlamaklı bir sesle Yılmaz. "Kendini suçlayacak. Benim yüzümden diyecek. Bunu mu istiyorsun?" Diye devam etti.

"Bir de bizi düşün. Sen gidersen biz toparlanamayız. Nolur dayan kardeşim, nolur." Dedi gözünden bir damla yaş düşerken.

Yılmaz her ne kadar tim içinde Murat'la uğraşsa da en çok ona bağlanmıştı. Onun kılına zarar gelmesin diye kurşunların önüne atlardı. Şimdi ise yanıbaşındaydı ama hiçbir şey yapamıyordu.

Alkış sesiyle mağaranın girişine baktım. Selim denen it gelmişti, yanında ise Bilge vardı. Yanında tıpış tıpış yürüyordu.

"Ne acı bir drama. Kardeşim dediğin insan yanıbaşında ölüyor ama senin elinden bir şey gelmiyor. Sana da tanıdık geldi mi Deniz?" Dedi Bilge'ye bakarak. Bilge'ye niye Deniz diyordu?

Bilge ona dönme tenezzülünde bile bulunmadı. Hepimizi tek tek süzüyordu. En çok Murat'ta oyalandı gözleri. Ne zaman öleceğini hesaplıyordu galiba.

"Kes sesini Selim!" Dedi sinirle. Neye sinirlenmişti? Murat'ın daha ölmemiş olmasına mı?

"Tamam, sadede gelelim diyorsun dimi mi?" Bize dönerek " biraz sabırsız birisidir." Dedi bir sır verir gibi. Sonra ona linki arkasından gelen adamlara doğru uzattı. Adamlardan biri bir silah verdiler eline.

Selim, önce emniyetini kontrol etti sonra da silahı Bilge'ye uzattı. Bilge sorgulayan gözlerle baktı Selim'e. Ama silahı elinden aldı.

Tim sessizdi. Ne yapacağını bekliyorlardı. Ne yapıcaktı onunla bizi mi vuracaktı?

"Deniz, al istediğini vur. Elinde 5 seçenek var. " Dedi bizi göstererek. Yapıcak mıydı bunu gerçekten?

Bilge bize döndü. Gözleri her zaman olduğu gibi yine ifadesizdi. Ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı.

Silahı yavaşça yukarı kaldırdı. Namlunun ucunda Yılmaz vardı. "Vurma onu. Beni vur!" Diye bağırdı Zülküf abi.

Silahı bu sefer ona çevirdi. "Hayır, dokunma ona. Beni vur!" Diye bağırdım. Yılmaz "Hayır!" Diye bağırdı.

Bilge bu seferde bana çevirdi namluyu. Şehit olmak bizim için bir gururdur. Bir an olsun ölmekten korkan bizden değildir.

"Hayır! Onlara dokunma beni vur!" Dedi Ali. O daha gençti. Ölecek birisi varsa ben olmalıyım o kişi. Başkası değil.

"Hayır!" Diye bağırdım. Ama namlu Ali'ye dönüktü. " Vurma onu! Onu bekleyen bir annesi var. Kadın bunu kaldıramaz. Oracıkta can verir. Yapma, beni vur" dedim ikna etmeye çalışarak.

"Hayır, beni vur. Ali'nin annesi, babası var, Ayaz'ın ailesi var, Zülküf abinin eşiyle çocukları var, Berdan'ın sevgilisi var ama benim kimsem yok. Beni vur, en azından kimsesizler mezarlığına gömülmem." Dedi Yılmaz.

"Biz burda neciyiz lan. Biz bir aile değil miyiz?" Dedi Zülküf abi.

"Yeter bu kadar! Deniz, vur birisini işte. Baksana hepsi birbirinden hevesli" dedi Selim.

Bilge başını ağır ağır salladı. Gözlerimi kapatıp beklemeye başladım. Mağara da yankılanan kurşun sesiyle gözlerimi açtım. Vurulan kişi Berdan'dı.

Kolundan vurmuştu. Daha doğrusu sıyırmıştı. Acıyla inledi Berdan.

"İyi misin Berdan?" Dedi Bilge alayla. Bir de alay mı ediyordu?

"Vurdun beni nasıl iyi olabilirim?" Dedi dişlerinin arasından Berdan. " Sıyırdı. Merak etme öldürmez" dedi Bilge.

Selim onun kolundan tuttuğu gibi dışarıya çıkardı. Kısa süre sonra adamları tekrar geri geldi. Ne yapacaklarını bekliyordum ki Murat'a yöneldiler.

"Uzak durun lan! Yaklaşmayın ona!" Diye bağırdım. Diğerleri de bağırıyordu ama adamlar bizi hiç takmadan zincirleri çözüyorlardı.

"Ne yapacaksınız lan ona?" Diye bağırdım. Adamlar bizi takmadan Murat'ı sürükleyerek dışarı çıkardılar.

Bağırıp çağırıyorduk. Murat'ı getirmelerini söylüyorduk ama bizi dinleyen yoktu. Kaç saat geçti bilmiyorum ama bir süre sonra bir adam geldi.

"Ne yaptınız lan Murat'a?" Diye bağırdım. "Şşş, sessiz ol. Buraya size Kuzgun'dan haber getirmeye geldim." Dedi adam kısık bir sesle.

"Kuzgun mu?" Dedi Yılmaz. Adam başıyla onayladı. " Kuzgun dedi ki: sakin olsunlar. Arkadaşlarının yaralarına bakılacak. Biraz toparlandığında hepsini burdan çıkarıcam. Biraz sabretsinler dedi. Kuzgun verdiği sözü tutar." Diyip çıktı adam.

İmdadımıza Kuzgun yetişmişti.

"Sağ ol Kuzgun" diye geçirdim içimden. Kuzgun dağlarda ün yapmıştı.

Bir şey yapıcam diyorsa yapardı.

Güvenim sonsuzdu Kuzgun'a...

 

 

 

Bölüm : 25.10.2025 23:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...