40. Bölüm

40. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Mutluluk nedir diye sorsalar, eskiden bana mutluluk veren anları sayardım çünkü onları yaparken mutlu olduğumu sanırdım...

Meğer öyle değilmiş...

Bana mutluluk veren yaptığım işler değil, işleri yaparken yanımda olan kişilermiş.

Bunu anladığım da her şeye geç kalmıştım...

Peki, o günlere geri dönmenin bir yolu var mıdır?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

B.Bozkurt

Bilge'den

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Dedi Selim kolumu sıkarak. Kolum sertçe çekip dik dik baktım.

"Ne yapmışım?" Dedim salağa yatarak. "Sana içlerinden birini öldür dedim. Sen ise sadece kolundan yaraladın!" Dedi dişlerinin arasından.

"Yoo, sen bana içlerinden birini seç vur dedin, öldür demedin. Ben de vurdum " dedim saf gibi.

"Vur derken neyi kast ettiğimi iyi biliyorsun. Anlaşma iptal!" Ne demek iptal?

"Sen bana vur, ben de askerin yaralarına baktıracam dedin. Ben vurdum sıra sende, eğer yan çizersen sözümden dönerim!" Dedim dişlerimi sıkarak.

Derin bir nefes alıp dışarıya çıktı. Adamlarından birileriyle konuşup geri geldi. "İstediğini yaptım."

"İyi, şimdi benden ne istiyorsun?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. Yap dedim diye yapacak değildi, bir çıkarı olmalıydı.

"Ben senden bir şey istemiyorum. Büyük Patron istiyor." Dedi omzunu silkerek.

"Büyük Patron kim?"

"Onu öğrenmene biraz daha zaman var. Öncesinde daha yolun var" dedi yan bir gülüşle.

"Öğrenmeye meraklı değilim. Benden ne istiyor?" Büyük Patron dediği kimdi? İçimden bir ses iyi şeyler olmayacak diye fısıldıyordu. Umarım yanlış şeyler söylüyordur bu ses...

"Acele etme Deniz. Önümüzde daha çoook yol var." Dedi uzata uzata. Şeytan diyor ki vur kafasına bir tane kalkamasın ama neyse...

"Tamam. Şimdi gidebilir miyim?" Dedim bıkkınlıkla. "Nereye?"

"Cehennemin dibine Selim. Geliyor musun?" Dedim sinirle.

"Tamam dolaş ama fazla uzaklaşma!" Dedi tembihler gibi. Cevap vermeden mağaradan çıktım.

Etrafta dolanıp uzak bir yerde oturdum. Aklımı toplamam gerekiyordu. Ne yapacaktım ben?

Bir yanda tim vardı, bir yanda ise beni bekleyen intikamım. Selim'i öldürebilirdim. Böylece intikamımı almış olurdum.

Ama aynı zamanda timin ölüm fermanını da imzalamış olurdum.

Önce Murat biraz iyileşmeliydi. Bu halde onu kaçırmaya çalışmak aptallık olurdu. Onu kendimiz ölüme itmiş olurduk.

Gelen hışırtı sesiyle sesin geldiği tarafa kitlendim. Kimin geldiğini biliyordum. Ama yine de tetikte olmak iyiydi.

"Ne yapıyorsun burda?"

"Düşünüyorum. Yapabileceğim başka bir şey yok çünkü." Dedim dertli dertli.

"Düşün. Nasıl kurtulucaz iyice düşün." Dedi Selçuk. "Bir çıkış yolu bulamıyorum. Ne yapsam sonu kötü olucak."

"Seni mağaraya götürdü dimi?" Yavaşça başımı salladım. "Ne istedi senden?"

"Timden birini vurmamı istedi." Şokla gözleri açıldı.

"Vurdun mu?" Dedi gözlerime bakarak. "Vurdum!" Dedim tek seferde.

"Kimi vurdun?" Dedi yutkunarak. Öldürdüğümü düşünüyor dimi?

"Korkma kimseyi öldürmedim. Kolundan yaraladım sadece. Sıyırmış bile olabilir." Dedim göz temasını keserek.

Rahat bir nefes aldığını duydum. "Kimi yaraladın?"

"Berdan'ı yaraladım." Sebeplerim vardı ama bunu söylemek bile kötü hissettiriyordu.

"Niye o? Niye başkası değilde o?" Dedi şüpheyle. Sezmişti hemen.

"İkimize silah doğrultsalar ölmekten bir an korkar mısın Selçuk?" Dedim yüzüne bakarak. Bu sorum ona çok saçma geldi.

"Korkmam. Hiçbir türk askeri korkmaz." Dedi kendinden emin bir şekilde.

"Bana silah doğrulttular diyelim beni vur der misin?" Dedim gözlerinin tam içine bakarken. "Derim. Nasıl demem?"

"Ama o demedi Selçuk. Beni vur demedi, silah doğrulttuğumda tir tir titredi."

"Kim?" Dedi sinirle anlamıştı değil mi?

"Berdan!" Dedim sinirle.

"Ne yapmayı planlıyorsun?" Dedi düşünceli bir sesle.

"Biz hainlere ne yaparız Selçuk?" Cevap vermesini beklemeden " Devlete teslim ederiz. Onu da buradan sağ çıkarıp teslim etmek zorundayım."

"Planın ne?"

"Üç gün sonra kampın yemeklerine zehirli bitkilerden koyucam. Bitkiler etkisini göstermeye başlayınca timi ve Murat'ı alıp, çağırdımız helikoptere gidiceksin. Ordan da direkt hastaneye."

"Sen? Sen ne yapıcaksın?" Dedi gözlerime bakarak.

"Ben siz gittikten sonra peşinizden gelicem."

"Beraber gidicez yani?" Dedi tek kaşını kaldırarak. Beni çok iyi tanıyordu.

"Gelmeye çalışıcam ama..." Dedim duraksayarak. "Ama?" Dedi sorar gibi.

"Ama olurda gelemezsem senden istediğim bir şeyler var."

"Gelmemek gibi bir durum olamaz." Dedi itiraz ederek. "Olabilir Selçuk. Her an her şey olabilir. Şimdi sözümü kesmeden dinle beni, tamam mı?" Başını sallayınca devam ettim.

"Askeriyede ki odama gidiceksin. Orada kilitli bir çekmece var. Çekmecenin içinde belgeler var. Hainlerin isimleri, kanıtlarıyla beraber içinde. Onları alıp Nazım Albaya teslim et. Görevimi tamamladığımı söylersin, dimi?"

"Söylerim ama biz burdan beraber gidicez. Başka ihtimal yok!" Dedi sert bir sesle.

Yavaşça başımı salladım. "ihtimallerden konuşuyoruz sadece."

"Olsun yine de konuşmayalım. Zaten ölümle burun burunayız." Dedi sitem ederek.

"Haklısın. Artık gitmemiz gerekiyor." Dedim ayaklanmaya çalışarak.

"Bilge?" Dedi kolumu tutarak. "Hı?" Dedim sorar gibi.

"Dedin ya "bize silah doğrultsalar beni vur der miydin" diye." Başımı salladım.

"Eğer birgün ölümle karşı karşıya kalırsak benim için ölür müsün?"

"Bir an bile düşünmeden." Dedim gülerek. " Peki ya sen?"

"Bir an bile düşünmeden" diye cevap verdi.

"Ölme, Selçuk. Benim için bile olsa ölme. Senin de gitmeni kaldıramam."

 

 

 

Bölüm : 01.11.2025 21:58 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...