
Üç gün sonra
Aradığınım fırsat resmen ayağıma gelmişti. Selim bir işi olduğunu söyledi. Bu yüzden de kamptan uzaklaşacaktı. Bende planımı devreye sokacaktım.
Selim şu anda hazırlık yapıyordu ben de Selçuk'a haber vermek için uzaklaşmıştım. Kısa sürede Selçuk geldi.
"Bir şey mi oldu?" Dedi telaşla. Birden uzaklaşmamı kötüye yormuştu. Başımı iki yana salladım.
"Selim'in işi varmış. Kamptan uzaklaşacak. Planı erkene çekiyorum. Öğle yemeğinde zehirli bitkileri yemeklere koyucam." Dedim sevinçle. Buradan ne kadar erken kurtulursak o kadar iyiydi.
"Hızlı davranmıyor musun? Ya bir şey olursa?" Dedi endişeyle. Bugün evhamlı günündeydi galiba.
"Selçuk, aradığımız fırsat ayağımıza gelmiş geri mi tepelim? İşi var, akşama anca döner. Biz de bu sürede kurtuluruz buradan. Endişelenme. Bir şey olmayacak." Dedim endişesini gidermek için.
"Bilmiyorum, Bilge. Acele ediyoruz gibi geliyor bana. Hem ne işi varmış? Sana söyledi mi?" Hayır anlamında başımı iki yana salladım. Sormuştum ama "seni ilgilendirmez" diyip cevap vermemişti.
"Ya anladıysa? Ya kötü bir şey olursa?" Bu kadar endişelenmesi boşuna olmamalıydı.
"Selçuk niye böyle düşünüyorsun? Bir şey mi gördün? O yüzden mi böyle endişelisin?" Dedim yumuşak bir sesle.
"Hayır, bir şey görmedim." Dedi derin bir nefes alarak. "Niye bu kadar endişelisin o zaman? Öylesine deme inanmam!" Dedim sert bir sesle.
"Bir rüya gördüm. Onun etkisindeyim galiba." Dedi gözlerimin içine bakarak. "Ne gördün Selçuk?"
Uzaklara baktı uzun uzun. Anlatıp anlatmamakta kararsızdı. Ne görmüştü de bu kadar etkilenmişti?
"Burdaydık. Kaçmaya çalışıyorduk. Sonra üstümüze ateş açtılar saklanmaya çalıştık. Sonra..." Diyip duraksadı. Gözlerimin içine baktı.
"En son "Selçuk" diye bağırışını duydum. Niye bağırdın bilmiyorum ama o bağırış kulağımda çınlıyor."
Selçuk'un rüyaları çıkardı ama farklı şekillerde. O farkında değildi ama rüyaları çıkıyordu. En son bana rüyasını anlattığında bir yaralı görmüştü. O günün ertesi gününde bir operasyona çıkmıştı. O operasyonda timinden birisi şehit düştü. Ama onun aklına rüyası hiç gelmedi.
Sadece bu değil bir çok olayda bu yaşandı ama o hiçbirini anlayamadı.
"Kendin dedin rüya işte. Sen endişelenme burdan sağ salim çıkıcaz. Endişelenme!" Diyip yanından uzaklaştım.
Umarım dediğim gibi bir şey olmazdı...
Öğle yemeğinden sonra
Yemeklere koyduğum bitkiler etkisini yarım saate gösterirdi. Ben de o sırada timin çantalarının saklandığı yere gittim. Bu üç günde durmamıştım. Her yeri avucumun içi gibi öğrenmiştim.
Çantaların olduğu yere gelip bir tanesini tamamen boşalttım. İçine gerekli olabilecek her şeyi aldım. Çantayı kimsenin göremeyeceği bir yere bırakıp Selim'in kaldığı mağaraya girdim. İşimize yarayacak bir şeyler bulabilirdim.
Mağaradan birkaç belge ve iki flaş çıktı. Ne olduklarını bilmiyordum ama belki işimize yarar diyip yanıma aldım.
Mağaradan çıkıp aldıklarımı çantaya koydum. Çantayı sırtıma attım.
Bitkiler etkisini göstermeye başlamıştı. Bazıları çoktan yeri boylamıştı. Bazıları ise hâlâ direniyordu. Nafile bir dirençti.
Selçuk yanıma geldi. "Ne yapıyoruz?"
"Sen önce timi çöz. Ordanda Murat'ı alın. Belirlediğimiz yere git. Ben Alayla irtibata girdim. Helikopter gelicek."
"Sen ne yapıcaksın?"
"Ben bombaları yerleştiricem. Gözlerimiz Bayram etsin dimi?" Dedim gülerek. Bana sen delisin adlı bakışını atıp, timi almaya gitti.
Ben de bombaları yerleştirmeye başladım. Ben işimi bitirdiğimde Selçuk çoktan timi alıp gitmişti. Bende peşlerinden gitmeye başladım.
Murat bu üç günde az da olsa gücünu toplamıştı. En azından hayati tehlikesi geçmişti.
Tim hâlâ benim hain olduğumu düşünüyordu. Hainin içlerinde olduğundan habersizlerdi.
Timi olduğu yere yaklaştıkça bir terslik olduğunu farkettim. Ne oluyordu orada?
Yaklaştıkça orada, timin karşısında adamlar olduğunu gördüm. Kimdi bunlar?
Biraz daha yaklaştım. Kahretsin! Selçuk haklıydı! Anlamıştı ama nasıl?
Selim timin karşısında durmuş bana bakıyordu. Tim beni görmemişti. Arkaları dönüktü.
"Evet ve sonunda sevgili komutanınız da geldi." Dedi yüksek sesle. Selçuk dışında herkes bana bakıyordu. Gözlerinde bir afallama vardı.
"Ne oluyor burada?" Dedim yanlarına vararak.
"Onu sana sormak lazım Deniz. Ne oluyor burada?" Dedi Selim.
"Ne görüyorsan o!" Dedim sinirle.
"Bana ihanet ettin yani? Öyle mi?" Dedi tek kaşını kaldırarak.
"Ben kimseye ihanet etmedim. İhanet edebileceğim bir şey yok çünkü!"
"Sen bana seninle çalışıcam dedin. Ama ilk fırsatta bana ihanet ettin!" Dedi sinirli bir ifadeyle.
"İhanet etmedim. Yalan söyledim. Sözümden döndüm ama ihanet etmedim. İkisini karıştırma!" Dedim sert bir sesle. Sırtımdaki çantayı çıkartıp yere bıraktım.
Tim şaşkınlıkla izliyordu bizi. Önce hain olduğumu düşünüyorlardı şimdi ise hain olmadığımı ne büyük çelişki!
"Aynı şey!" Diye bağırdı Selim. Yavaş adımlarla yanına ilerledim.
"Değil, Selim. Bağlanmadığın yere ihanet edemezsin. Bunu sen söylemiştin. Hatırlıyor musun?" Dedim sakin bir sesle.
"Neyden bahsettiğini bilmiyorum."
"Gayet iyi biliyorsun. Üç yıl önce bunu sen söyledin bana, bize. İhanetini öğrendiğimizde. Ateş Timini katletmeden önce sen söyledin Selim, sen!" Dedim sinirle.
"Ne saçmalıyorsun sen?" Dedi afallamış bir şekilde. "Ben hiçbir şey yapmadım."
"Yaptın, Selim. Mustafa abiyi parçalara ayırdın. Gözlerimin önünde!" Diye bağırdım. O anları hatırlamak iyi gelmiyordu bana ama Selim'e bir şeyleri hatırlatmak zorundaydım.
"Belgin ablayı cayır cayır yaktın. Aynı böyle" dedim cebimden uzaktan kumandayı çıkartıp düğmeye bastım. Kamp cayır cayır yanıyordu.
"Bağırışlarını dinlettin bana. Cayır cayır yanmasını izlettin bana. Hatırlamıyor musun?" Dedim geriye doğru giderek.
"Sen bunu nasıl yaparsın?" Dedi sinirle silahını çıkartıp bana doğrulturken.
"Bana yaptıklarının yanında bu yaptığım az bile Selim. Hadi vursana!" Dedim gülerek. Tam timin önünde duruyordum.
Bu bilinçsizce yaptığım bir şeydi. Koruma iç güdüsüyle yaptığım bir şeydi.
"Seni öldürmek sana ödül olur, Deniz." Dedi silahı benden çekerek. Hayır bunu yapamazdı.
Silahı Selçuğa doğrulttu. "Hayır, beni vur Selim. Senin derdin benimle. Onlara dokunma!" Diye bağırdım.
"Sana acı çektirmenin yolu ise o!" Dedi bana bakarak. Silaha basacağını anladığım an Selçuğun önüne atladım. "Selçuk!" Diye bağırarak.
Allah'ım nolur ona bir şey olmasın diye geçirdim içimden. Onun bekleyeni var. Ona bu acıyı yaşatma...
Dağlarda iki kurşun sesi yankılandı. Selçuk diye bir bağırışla beraber. Bir beden düştü yere...
Toprağı kan suladı yine...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |