
Yazar'dan
Helikopterin gelmesiyle tim hızlıca bindi. Kaybedecekleri tek bir saniyeleri bile yoktu. Bilge çok kan kaybediyordu...
Yaraya sürekli tampon yapıyorlardı ama kan çok yoğundu. Ellerinden bir şey gelmemesi onları delirtiyordu.
Selçuk helikoptere bindiklerinden beri Bilge'nin elini bırakmamıştı. Gitmesin diye...
Selçuk ile Bilge Kara Harp Okulunda tanışmışlardı. İkisininde sarılacak bir ailesi yoktu. Sığınacakları bir yuvaları yoktu. Onlar birbirlerine yuva olmuştu. Anne, baba, kardeş... Yuvayı çağrıştırıcak her şey olmuşlardı birbirlerine.
Ne zaman birisinin başına bir şey gelse ilk diğeri koşardı. Araya mesafeler de girse, zaman da girse hiç birbirlerini bırakmamışlardı.
Şimdi ise Selçuk, Bilge'nin onu bırakmasından korkuyordu. Dua ediyordu, Bilge onu bırakmasın diye...
Zülküf bir kez daha Bilge'nin nabzına baktı. Nabız çok yavaştı. Neredeyse atmıyordu... Hastaneye yetişmeme ihtimali yüksekti.
"Abi durumu nasıl?" Dedi Yılmaz kızarmış gözlerle. İçinde adını koyamadığı bir his vardı. Bu his onu bitiriyordu.
"Kötü, kardeşim. Çok kan kaybetti. Nabzı neredeyse yok. Durumu kritik." Dedi derin bir nefes vererek.
"İyileşicek dimi abi?" Dedi Ali. Böyle umut ediyorlardı. Hepsi dua ediyordu Bilge iyileşsin diye. Tabii tek bir kişi hariç...
Berdan'ın keyfi yerindeydi. İşittiği her kötü sözde keyfi daha da katlanıyordu.
"İnşallah Ali. İnşallah" dedi Zülküf. Ne diyebilirdi ki? Şu anda dua etmekten naşka şansları yoktu.
Kısa bir süre sessizlik oldu. Herkes düşünceleriyle yalnız kaldı. Hepsinin düşüncesi aynıydı: Bilge!
"Bir şey oldu! Bir şey oldu!" Diye bağırdı Selçuk. "Baksana bir şey oldu diyorum!" Diye bağırdı Zülküf'e.
Zülküf hemen nabzına baktı. Yutkundu. Çünkü kalbi atmıyordu.
"Kalbi atmıyor..." Dedi Selçuk'a bakarak. "Bir şey yap! Ölmesin!" Dedi Selçuk. Yalvarır gibiydi sözleri.
Zülküf kalp masajı yapmaya başladı. Selçuk ağlıyordu. Bilge'nin eline sarılmış ağlıyordu. "Nolur gitme kardeşim!" Dedi ağlayarak.
Kalp masajı fayda etmiyordu. Kalp tekrar çalışmıyordu. Tekrar tekrar deniyordu Zülküf ama nafile bir çabaydı.
Pes etti Zülküf. Olmuyordu. Geri dönmüyordu.
"Niye bıraktın? Devam etsene!" Dedi Selçuk. Zülküf başını iki yana salladı. "Olmuyor." Dedi çaresizlikle. Kaç dakikadır deniyordu. Olmuyordu işte!
"Hayır! Geri dönücek! Bırakmadı o beni! Devam et!" Dedi kolundan tutarak. Başını iki yana salladı yine.
"Dönücek diyorum! Biliyorum ben seni, dönersin sen!" Dedi Bilge'ye bakarak. Kalp masajı yapmaya başladı. Başkaları yapmıyorlarsa kendisi yapardı.
"Hadi kardeşim! Hadi dayan! Bak az kaldı. Gidiyoruz hastaneye. Tekrar ayağa kalkacaksın. Seninle daha yapmadığımız çok şey var. Daha düğün yapıcaz. Düğünüm de karşılıklı oynayacaz. Ne istersen onu oynarız. Yeter ki sen iste! Yeter ki sen yaşa!" Tüm gücüyle kalp masajı yapmaya devam ediyordu.
Zülküf kolundan tuttu. "Olmuyor, bırak!" Kolumu sertçe çekti. "Ilıcak diyorum sana!" Diye bağırdı. Tekrar devam etti.
"Olmuyor bırak! Eziyet etme!" Diye bağırdı Zülküf. Ölmüştü işte. Yapacak bir şey yoktu.
"Olucak diyorum!" Diye bağırıp yumruğunu Bilge'nin kalbine vurdu. "Olmak zorunda!" Dedi ağlayarak.
"Bırak artık. Kabul et o..." Sözünü tamalayamadı. Yılmaz heyecanla bağırdı. "Nefes alıyor!" Diye. Göğsü inip kalkmaya başlamıştı.
"Allah'ım çok şükür! Onu bana bağışladın" dedi Selçuk mutlulukla. Dönmüştü işte...
***
Helikopterin inmesiyle hızla sedye geldi. Hastene çatısına inmişlerdi. Doktorlar hızla yanına gelip durumunun nasıl olduğuna bakıyorlardı.
Ameliyathaneye doğru hızla götürdüler Bilge'yi. Tim ameliyathane kapısının önünde bekliyordu.
Muratla da ilgileniyorlardı. Durumu şu anda iyiydi. Onu odaya almışlardı.
Selçuk öylece karşısında ki duvara bakıyordu. Gördüğü duvar değildi. Geçmişti... Bilge'yle geçirdikleri zamanlardı. Bazen ağladıkları bazen güldükleri anlardı.
Yılmaz hava almak için ayağa kalkıp çıkışa ilerledi. Kapıya daha gelmemişken Aslı'yı gördü. Koşa koşa geliyordu.
"Yılmaz!" Dedi gördüğü an. "Niye hastaneye inmek istediniz? Noldu? Murat'a mı bir şey oldu? Konuşsana!" Dedi sesini yükselterek.
"Murat iyi. Odaya aldılar." Dedi Yılmaz. Nasıl diyecekti şimdi? "Ee, niye hastaneye indiniz? Herkes iyi mi?" Aklının ucundan bile geçmedi Bilge'nin yaralı olabileceği ihtimali.
"Tim iyi ama..." Derin bir nefes aldı. "Bilge Komutanı-" Aslı sözünü kesti. "Bilge mi?" Dedi kekeleyerek.
"Bilge komutanım ameliyatta!" Dedi tek seferde. Daha fazla duramadı içerde dışarıya çıktı.
Aslı aklı karışık bir şekilde duruyordu. Ameliyatta derken? Ne olmuştu Bilge'ye? En son iyiydi. Şimdi ne olmuştu da ameliyata almışlardı?
Küçük bir şeydir diye düşünüyordu. Ona bir şey olmazdı. O güçlüydü. Ona bir şey olmazdı ki!
Koşa koşa gitti ameliyat kapısına. Selçuğu gördü. Hali haraptı. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Ne olmuştu böyle?
"Selçuk! Bilge nasıl?" Dedi karşısına geçerek. İyidir diye düşündü.
Selçuk bir an baktı ona. Bakışları dönüktü. Hiçbir duygu yoktu. "Hiç üzülmüşe benzemiyorsun. Sıradan bir soru soruyormuş gibisin. Niye?" Dedi Aslı'nın gözlerine bakarak. Aslı anlam veremedi bu sözlere.
"Ciddi bir şey yok dimi?" Dedi Aslı. "Yok ciddi bir şey yok." Dedi Selçuk. Aslı derin bir nefes aldı. Rahatlamıştı. Selçuk devam etti.
"Alt tarafı benim önüme atlayıp göğsüne iki kurşun yedi. Çok kan kaybetti. Bize veda konuşması yaptı. Ha, bu arada onu vuran da eskiden sevgilim dediği, hain tim arkadaşıydı. Ciddi bir şey yok yani. Sen gidebilirsin!" Dedi sinirle. İnsan arkadaşım dediği kişinin yaralandığını öğrenipte nasıl bu kadar sakin olabilirdi.
"Ne diyorsun sen? Ne demek bunlar?" İşye şimdi endişelenmeye başlamıştı. "Ne duyduysan o! Ölecek gibi konuşuyordu. Hayattan umudunu kesti."
"Du-Durumu nasıl?" Dedi Aslı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Selçuk yerine Zülküf cevap verdi. "Durumu kritik."
Selçuğun aynına çöktü Aslı. Ama o hiç böyle düşünmemişti ki. Bilge, Murat'ı da alıp gelicekti. Evet gelmişti ama yaralı olarak. Böyle olmamalıydı.
"Biliyor musun? Gücü tükenirken, kan kaybederken bile Murat'ı sordu. Çünkü sana söz vermişti. Onu alıp getiricem diye. Niye söz verdirttin? Tanımıyor musun onu? O verdiği sözü tutmak için canını bile verir."
"Böyle olacağını düşünemedim. Böyle bir şey olacağını bilsem söz vermesini ister miydim?" Dedi ağlayarak. İstemezdi ama olmuşla ölmüşe çare yoktu.
Ayaz kalktı ayağa. Suzan'a haber vermesi gerekiyordu. Bunu ondan saklayamazdı. Aslı'dan telefon istedi. Aslı hiç sorgulamadan verdi. Sorgulayacak durumda değildi.
Suzan'ın numarasını tuşlayıp aradı. Zaten kayıtlıydı numarası. Telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı. Ayaz hasret kaldığı sese kavuştu.
"Bir haber mi var?" Diye açtı telefonu Suzan. "Suzan..." Dedi Ayaz. Kısa bir sessizlik oldu. "Ayaz sen misin?" Diyen şaşkın duyuldu. "Benim..." Dedi Ayaz. Ne denilir ki?
"Allah'ım çok şükür. İyi misin? Bir yerinde bir şey varmı? Neredesin? Yanına geleyim!" Dedi telaşla Suzan. Telaşı bir gülümseme oluşturdu Ayaz'ın yüzünde.
"Sakin ol Ahu gözlüm! İyiyim, bir yerimde bir şey yok!" Suzan derin bir nefes aldı. "Neredesin o zaman?" Ayaz cevap veremeden hastane hoparlöründen bir duyuru yapıldı. Suzan'ın yutkunuşu telefondan bile duyuldu. "Hastanedesin. Yalan mı söyledin bana?"
"Hayır. Yalan söylemedim. Ben iyiyim ama..." Suzan sözünü kesti. "Timden birisine mi bir şey oldu?" Aklında Bilge vardı. O değildir inşallah diye geçirdi içinden.
"Suzan, Bilge..." Ayaz'ın sözünü kesti yine. Biliyordu bu cümlenin devamını. "Bilge beni daha aramadı ama birazdan arar beni. Merak etme sen!" Dedi hızlıca. Kaçmak istiyordu gerçeklerden.
"Söyleyecek bir şeyin yoksa kapatıyorum. İşim var benim." "Suzan, Bilge ameliyatta. Durumu kritik."
"Hayır, Bilge iyi. Birazdan beni arayacak." Dedi itiraz ederek. "Suzan..."
"Sus! O iyi. Geliyorum oraya. Kendi gözlerimle görücem ben onu! İyi o, biliyorum." Kabul etmek istemiyordu.
İnsanların çoğu böyleydi.
Görmek, duymak istemedikleri şeyleri görmezden duymazdan gelince olmamış sayılacağını düşünürler.
Oysaki hiçbir zaman hayat onlara göre işlemez.
Olacak olan olur, yaşanacak olan yaşanır.
Hiç kimse engel olamaz...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |