
Yıllar geçer, aylar geçer, insanlar değişir...
Acı çekilir, azalır ama geçmez.
İnsan kaybettiğinin acısını hep kalbinde taşır. Çünkü yaşarken kıymetini bilememiştir.
Çünkü onun hep yanında olduğunu düşünmüştür.
Ama gün gelir ölüm kendisini gösterirmiş ve o gün hiçbir şey eskisi gibi kalmazmış...
Karacaoğlan der ki; Var git ölüm, bir, zamanda gene gel.
İşte ölüm geldiğinde herkes bunu der...
****
Aslı'dan
Hayatı anlayamıyorum. Yaşananlaran inanamıyorum. Ben mi salağım yoksa hayat mı çok karışık? İşte bunu da anlayamıyorum.
Ne oldu, nasıl oldu hiçbir fikrim yoktu ama sonuç şuydu: Bir ameliyathane kapısında kardeşim dediğim insanı bekliyordum...
Benim annem yoktu, babam yoktu... Beni doğduktan birkaç saat sonra bir çöpe atıp gitmişlerdi.
Hiç merak etmedim onların kim olduğunu çünkü eğer beni çöpe atacak kadar sevmiyorlarsa benim sevgimi hak etmiyorlar demektir. Bir çocuğu hele ki kendi çocuğunu çöpe atanlar insan değillerdir. İnsan görünümlü şeytanlardır.
Ama bir yerde iyi oldu diyorum çünkü eğer onlarla büyümüş olsaydım şu anda Bilge'yi tanımıyor olurdum. Onun şefkatini hissetmemiş olurdum. Onun güzel yüreğini tanımamış olurdum. O şeytanlar belki de bana yanlışlıkla iyilik yapmışlardı...
Hayatıma yön veren en büyük faktördü Bilge. Yetimhanede tanışmıştık. O yaşta iyiyle kötüyü bile ayıramıyorduk ama o yaşta kardeş olmuştuk.
Sonrasında bir yangın çıktı. Yangında Bilge içerde kalmıştı. O gün hasta olduğu için okula gelmemişti. Ben okuldan geldiğimde yangın çıkmıştı.
Etrafıma baktığımda onu bulamadığım için çok korkmuştum. Etrafta herkes vardı. Bir o yoktu. İçeriye doğru koştum ama tuttular beni. Yetimhane gözümün önünde kül oluyordu, benim tek dayanağım içerideydi ben orada öylece izliyordum. Hayatımda ilk defa orada çaresiz hissetmiştim. Bir de şimdi...
O zamanlar bir şey yapamamıştım aynı şimdi olduğu gibi. Yine Bilge içerdeydi ve ben yine öylece izliyordum. Ama ümidim vardı. Bilge o yangından camdan atlayarak kurtulmuştu. Şimdi de kurtulacaktı. Biliyorum ben!
"Aslı!" Diyen Zülküf abiyle ona baktım. Yorgun görünüyordu. Acaba Bilge de yorgun muydu?
"Efendim?" Dedim çatallaşmış sesimle. "Murat'ı görmek istersen yanına götürebilirim seni. Başımı salladım yavaşça. En azından onun iyi olduğunu görmeye ihtiyacım vardı.
"Olur, abi." Dedim yavaşça kalkarak. O önde ben de arkasından yürümeye başladık. "Sende bana kızgınsın dimi abi?" Dedim kısık bir sesle.
"Evet, kızgınım." Dedi net bir şekilde. "Biliyorum, Murat'ta çok kızgın bana ama hiç benim tarafımdan baktınız mı?" Dedim sitemkar bir şekilde.
"Emin ol ikinizin yerine de koydum kendimi Aslı. Evet sebeplerin var ama bu Murat'ın duygularıyla oynamanı haklı çıkarmaz." Dedi sert bir sesle.
"Duygularıyla oynamadım. Oynayamam ki..." Dedim kısık bir sesle. Bir süre daha yürüdükten sonra bir kapının önünde durdu. Kapıyı işaret edip "Burası. Çok yorma onu" diyip gitti.
Beni kapının önünde bırakıp gitti. Yavaşça kapıyı açıp içeri girdim. Murat uyuyordu.
Yakışıklı yüzü yara bere içindeydi. Yüzü solgundu. Eğer uyanık olsaydı bir saniye durmaz ayaklanmaya çalışırdı. Duramazdı yerinde, şimdi böyle yatması yakışmıyordu ona.
Yatağın yanına, yere oturdum. Acaba konuşsam duyar mıydı beni? Bence duyardı. Elini ellerimin arasına aldım. Sığmadı tabii, elleri büyüktü. Kalbi gibi...
"Murat'ım! Sevgilim, biliyorum bana çok kızgınsın. Anlayabiliyorum seni. Eğer uyanık olsaydın nereden anlayacaksın derdin. " Gözümden yaşlar akıyordu. "Anlayamam sanıyorsun. İhanete uğramış hissediyorsun. Ben doğduğumdan beri hissediyorum." Elini yavaşça okşadım. Silah tutmaktan nasır tutmuş avucunu açıp öptüm. İyi gelirdi belki yaralarına....
"Biliyor musun Murat? Benim annem ben doğduktan sonra çöpe atmış. Kimse bilmiyor tabii annem kim babam kim? Bende bilmiyorum ama önemsemiyorum. Niye biliyor musun?" Gözümdeki yaşları sildim.
"Çünkü benim annemle babam Bilge. Küçükken hastalandığımda Bilge beklerdi başımda. Bazı günler doymazdım yetimhane yemekleriyle, Bilge gider yetimhanenin mutfağından ne yapıp edip ekmek alıp gelirdi. Kıyafetim olmadığında ona söylerdim o da gidip alırdı. Ben anne ne demek onunla öğrendim, ben bana ne demek onunla öğrendim. Şimdi gelmişler bana diyorlar ki durumu kritik." Derin bir nefes aldım.
"Bana diyorlar ki kardeşin ölebilir. Bilmiyorlar ki o ölürse ben de ölürüm. O olmazsa ben yaşayamam. Ölmesin, lütfen ölmesin." Dedim hıçkıra hıçkıra ağlayarak. Ne kadar ağladım bilmiyorum bir süre sonra kalktım.
Gözümdeki yaşları sildim hızlıca. " Şimdi ben gidiyorum. Uyandığında yine gelicem. Müjdeli haber getirecem sana." Diyip çıktım. Hızlı adımlarla ameliyathane kapısına doğru yürüdüm.
Bir kargaşa vardı. Birileri bir yerlere koşup duruyordu. Aralarından geçip ameliyathane kapısına geldim. Ne oluyordu burda?
Birisi içeri girmişti. Güvenlikler de çıkarmaya çalışıyordu. Tek anladığım buydu.
Kapı açıktı, içeriye girdim. İçeriye giren kişi Suzan'dı. Ayaz yanındaydı ama güvenlik onu dinlemiyorlardı. "Ne oluyor burda?" Diye sesimi yükselttim. Güvenliklerden biri hemen öne çıktı. "Hanımefendi buraya gire-" daha sözünü tamamlayamadan kimliğimi çıkartıp gösterdim. "Pardon, biz sizin asker olduğunuzu bilmiyorduk." Dedi birisi. Başımı salladım sadece.
"Hanımefendiyi bırakın. Kendisi doktor." Suzan'ı bıraktıkları gibi Suzan bir yere koştu. Ameliyata girecekti galiba.
Bende Ayaz'ı da alıp dışarı çıktım. Yapacak bir şeyim yoktu. Dua etmektan başka...
Aradan kaç dakika geçti bilmiyorum ama bir çığlıkla fırladım yerimden. Suzan'ın çığlığıydı bu. Bir kez daha bağırdı "Bilge!" Diye.
Kapıya koştum. Açmaya çalıştım. Bağırdım çağırdım ama açan yoktu. Sonra kapı kendiliğinden açıldı. İçerden Suzan çıktı.
"Suzan, ne oldu içerde? Bilge iyi mi?" Kan çanağına dönmüş gözleriyle baktı bana. Tek bir cümle söyledi. Beni yıkmaya yeten bir cümle...
"Kalbi durdu..."
Kalp durunca insan ölürdü dimi?
Ama Bilge ölmesin...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |