48. Bölüm

48. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Bazen evrenden silinmek ister insan...

Hiç var olmamış, hiç acı çekmemiş gibi olmak ister...

Ne güzel olurdu dimi?

Bize acı çektirenleri kendi yokluğumuzla cezalandırmak...

***

Yazar'dan

 

Toplantı odasında bir sessizlik hakim oldu. Tim buz kesti. Böyle bir şey olabileceğini kırk yıl düşünseler akıllarına gelmezdi ama düşünemedikleri başlarına gelmişti.

Ama içlerinden hayır dediler, bir yanlışlık olmalı dediler. Gerçekler can acıtırmış onların da canı yandı. Sonunda konuşmayı akıl edip ağzını açtılar ama şaşkınlıktan konuşamadılar.

Kendini ilk toplayan Zülküf oldu. "Komutanım, bir yanlışlık olmalı! Siz de tanıyorsunuz onu. Böyle bir şey olamaz!" Dedi bir anda.

"Bir yanlışlık yok, Teğmen!" Dedi Albay sert bir sesle. Kabul edemeyeceklerini az çok tahmin etmişti ama yine de sert konuşmasında fayda vardı.

Yılmaz bir an Bardan'a baktı. Yüzünde çok şey görmeyi bekledi: hayal kırıklığı, kızgınlık gibi şeyler ama genç adamın yüzünde hiçbiri yoktu. Daha çok kabullenmişlik vardı. O an anladı Yılmaz. Anca o zaman kafasındaki taşlar yerine oturdu.

Berdan'ın Bilge geldiğinden beri olan davranışlarını, gizli gizli konuşmalarını, sürekli tedirgin olmasını, Bilge'yi kötülemesi... Daha yeni yeni anlamıştı.

"Tutuklayın!" Diye emir verdi Nazım Albay. Berdan hemen atladı lafa. Sonuna kadar inkar edecekti. "Komutanın! Yanlış yapıyorsunuz! Ben hain değilim!" diye bağırdı. Evet, bu kadar yüssüzdü!

"Komutanım! Hain değilim diyor. Bir kere dinleyin!" Dedi Ayaz. Masum olmasını istiyordu ama Bilge Komutanım dediyse doğrudur diye düşünmeden edemiyordu. Nolur yanılsın, nolur bir yanlışlık olsun diye geçirdi içinden.

Adamlar Berdan'ın kollarından tutup götürdüler. Berdan hâlâ çırpınıyordu ama yapacağı bir şey yoktu.

Kapıdan çıktıklarında karşılarında Selçuğu buldular. Selçuk büyük bir nefretle bakıyordu Berdan'a. İzin verseler orada parçalara ayırırdı ama biliyordu ki bu onun için kurtuluş olurdu. Onun daha çok acı çekmesi gerekiyordu.

Yanlarından geçip götürdüler. Hemen yanında Aslı belirdi. Ruhsuz gibiydi Aslı. Sanki duygularını kaybetmişti.

"Bilge nasıl?" Dedi Selçuk büyük bir merakla. "İyi olucak" dedi Aslı. Bu dediğine inanıyordu. Bütün kalbiyle inanıyordu hem de.

Yavaşça Albayın yanına gitti Aslı. Selçuk da hemen ardından "Berdan'ın sorgusuna gitmek istiyorum." Dedi Aslı.

"Ben de girmek istiyorum." Dedi Selçuk.

"Neden?" Dedi Albay tek kaşını kaldırıp. "Hainlere tahammülümüz yok. Bedelini ödemeliler." Dedi Selçuk. Aslı onun sözlerini onaylar gibi başını salladı.

"Siz, buna inandınız mı?" Dedi Ali. İnanmıyordu, inanamıyordu. Her şey üst üste geliyordu ve o bunu kaldıramıyordu.

"Evet, inanıyoruz Ali. İnanmaktan öte biliyoruz." Dedi Aslı. Ali gözlerini şokla açtı. "Biliyoruz derken?"

"Bilge buraya haini bulmak için geldi. Araştırmalar yaparken benim de fikirlerimi sordu. Ama o zamanlar sadece şüpheydi. Sonrasında emin olmuş olmalı." Dedi açıklayarak.

"Peki sen?" Dedi Murat Selçuğa bakarak. O nasıl öğrenmişti?

"Siz mağara da tutulurken Bilge'nin birinizi vurması gerekmişti. Hatırlıyor musunuz?" Yavaşça başını salladı Ayaz. Nasıl hatırlamazdı? O gün Berdan'ı vurmuştu Bilge. Nedenini bir türlü anlayamamışlardı.

"O gün Bilge size silah doğrulttuğunda Berdan korkudan tir tir titremiş. O gün emin oldu Berdan'ın hain olduğuna. Sizin yanınızdan çıktıktan sonra anlattı bana."

Albay onları sessizce dinliyordu. Timin düşüncelerini biliyordu. İnanmak istemiyorlardı, bunu da anlıyordu. Kardeşim dediğin, ekmeğini paylaştığın, sırtını yasladığın insanın hain olmasının ne demek olduğunu çok iyi biliyordu.

"Aslı ve Selçuk! Sorgu burada yapılmayacak. İşlemler halledildikten sonra, yani yarın Ankara'ya sevk edilecek diğerleriyle beraber." Dedi Albay sessizliği bozarak.

"Diğerleri kim?" Dedi Ayaz.

"Vatana ihanet eden iki kişi daha." Dedi Albay. Sonrasında dışarı çıktı. Hemen ardından Selçuk ta çıktı.

"Albayım, ben gitmek istiyorum." Dedi. Burada bu kadar oyalandığı yeterdi.

"Gidebilirsin." Dedi Albay.

Selçuk az da olsa rahatladı. Sonunda görebilecekti kardeşini!

****

Selçuk ve Aslı beraber bindiler arabaya. Arabayı Aslı kullanıyordu.

"Nasılsın?" Dedi Selçuk sessizliği bozarak. Sessizlikten rahatsız olmuştu açıkçası.

"Bilmiyorum." Dedi derin bir nefes alarak. "Kafam karışık biraz." Göz ucuyla Selçuğa baktı "Sen nasılsın? Yorgun görünüyorsun."

"İyiyim, yorgun değilim. Sadece..." Dedi uzaklara bakarak. Sanki her şey görür gibi bakıyordu. "Sedece Bilge için hiçbir şey yapamamak çok dokunuyor."

"Hepimiz aynı durumdayız. Böyle elim kolum bağlı oturmak adiymiş gibi hissettiriyor."

"Böyle düşünme. Bilge böyle düşündüğünü bilse çok kızardı sana."

"Biliyorum." Dedi Aslı kederle. "Neyse bunları konuşmayalım şimdi."

"Tamam, konuşmayalım. Telefonunu verir misin?"

"Alabilirsin. Kimi arayacaksın?" Dedi Aslı kısa bir an Selçuğa bakarak.

"Nişanlımı arayacam. İsmi Sena." Aslı'nın yüzünde bir tebessüm oluştu. "İstersen kenara çekeyim. Rahat rahat konuş."

"Yok. Sen devam et sürmeye."

Aslı başını onaylar gibi salladı. Yolculuğun geri kalanı sessiz geçmişti.

****

Hastaneye vardıklarında arabayı park edip indiler arabadan. Yavaş adımlarla yürüyorlardı. Sanki olacakları sezmişler gibi...

Bilge'nin olduğu kata geldiklerinde bir telaş vardı. Hemşireler oradan oraya koşuyorlardı. Bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyorlardı sanki.

Bu telaşa bir anlam veremedi Selçuk. Tek istediği Bilge'yi görmekti. Hemşireleri takmadan hızlı adımlarla ilerledi.

Aslı hemen ardından gidiyordu. Ama içinde korku vardı. Büyük bir korku...

Koridordan sola döndüler ve kaçınılmaz son. Hemşireler buradan çıkmışlar, buraya koşuyorlardı. Bilge'nin bulunduğu yoğun bakım odasında.

Suzan, Züleyha'nın kollarından kurtulmaya çalışıyordu. Bağır çağır ağlıyordu. Züleyha da ağlıyordu.

Başka bir yerde Gülay oturmuş ağlıyordu. Aynı zamanda gözü sürekli odanın kapısındaydı. Bir haber bekliyordu.

Aslı'nın gözünden bir damla yaş aktı. Hemen sildi o yaşı. Bir şey olmadı diye geçirdi içinden.

Suzan'ın gözleri bir an onlara kaydı. "Aslı! Söyle bıraksın beni! Bilge'nin bana ihtiyacı var." Dedi ağlayarak. Aslı onu duymadı bile. Koşarak girdi içeriye. Gördüğü manzara karşısında yere çöktü. Ayaklarında derman kalmadı. Dünyası başına yıkıldı.

Bir kol sarıldı beline. Hemen ardından kapıdan uzaklaştırdı. Murat'tı onu uzaklaştıran. Dayanamadı öyle yıkılmasına.

"Bırak! Bırak beni!" Diye bağırdı Aslı. "Bırakmam!" Diye fısıldadı Murat. Aslı duyamadı onu.

Ayaz, Suzan'ı tutmaya çalışıyordu. Ama Suzan durmuyordu. "Ayaz! Bırak! Bilge'nin bana ihtiyacı var! Yardım etmem lazım! Böyle olmaz!" Diye bağırdı. Ama nafileydi.

Selçuk ise camdan izliyordu sadece. Yapacak bir şeyi yoktu. İzlemekten başka.

Doktor dışarı çıktı. Sormasalar da biliyorlardı ama yine de doktor konuştu. Son umutları da tükenmişti.

"Maalesef hastayı kaybettik. Başınız sağ olsun!"

Aslı'nın haykırışı tüm hastaneyi inletti. Duyanlar gözyaşlarına hakim olamadı.

Aslı annesini, babasını, kardeşini, kaybetti.

Selçuğun dünyası yıkıldı başına.

Suzan'ın sırtını yaslayacağı dağı kalmamıştı.

Barut timinin onları koruyan bir komutanları yoktu.

Çünkü Bilge Bozkurt şehit olmuştu...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 02.01.2026 15:04 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...