
İnsanın ölmesi için gerekli olan nedir?
Ruhun ölmesi mi?
Yoksa kalbin durması mı?
Kalp durunca insana öldü diyorlar peki ruhu ölene ne diyorlar?
***
Yılmaz'dan
Aklımı kaçıracak gibiydim. Olaylar üst üste geliyordu ve ben hiçbir şey yapamıyordum.
Önce esir alınmıştık. Sonra komutanımızın hain olduğunu sandık. Sonra ablam yerine koymaya başladığım komutanım gözlerimin önünde göğsüne iki kurşun yedi. Ve ben yine hiçbir şey yapamadım.
Sonra tim arkadaşım hain çıktı. Buna inanmak dışında bir şey yapamadım çünkü gözlerine baktığımda bunu gördüm. Bunca zaman gerçeklere kör olan ben bunu gördüm.
Şimdi ise hastanedeydik. Doktorun ağzından çıkan cümleyle yıkıldım.
"Maalesef hastayı kaybettik. Başınız sağolsun!"
Bu cümleyi yüzlerce kez duydum. Sayısını bile unuttum ama hiç bu kadar acı çektirdiğini görmemiştim.
Kalbimde ilk defa böyle bir acı vardı. Benim kalbim yıllardır böyle bir acıyla kavrulmamıştı. Ben böyle olacağını düşünmemiştim ki!
Bilge Komutanım uyanıcaktı. Yine beraber operasyona çıkacaktık. Yine geç kaldığım için bana cezalar vericekti. Böyle olmamalıydı. Böyle bitmemeliydi.
Kulaklarıma çığlıklar geldi. Hep uzaktan duyduğum çığlıklar! Kimin çığlık çığlığa ağladığına baktım. Bir yanda Suzan yenge vardı. Yere çökmüştü. Ayaz onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama Suzan'ın kimseyi duyduğunu sanmıyordum. Kolay değildi. Benim için böyle ağırken onlar için ne kadar olduğunu tahmin edemezdim.
Gözlerim bu sefer Aslı'ya kaydı. Hali haraptı. O, Bilge'nin yanına gidebilmek için çırpınıyordu. Ama Murat onu öyle sıkı tutuyordu ki dünya karşısına dikilse yine de bırakmazdı.
Gözlerim bu sefer de sessiz çığlıklar atan adama kaydı. İsminin Selçuk olduğu dışında hiçbir şey bilmiyordum bu adam hakkında ama attığı sessiz çığlıklar kulağımı sağır edecek kadar kuvvetliydi.
Yumruklarını peş peşe duvara indiriyordu. Eli kanıyordu ama bunun farkında bile değildi. İçinde ki yangın artık ne kadar büyükse parçalanmış elinin acısını hissetmiyordu bile!
İçimden yanına gitmek geldi. Sonra vazgeçtim şu anda onun acısını dindirebilecek hiçbir şey yoktu. Aralarında ki bağ çok güçlüydü. Tahmin edebileceğimden çok daha güçlü.
Bacaklarımın beni taşımayacağını hissedip duvarın kenarına çöktüm. Hemen sonra yanıma Ali de çöktü. Gözleri kızarmış, ağlıyordu. Duygularını dışa vuruyordu, benim gibi değildi. İyi ki değildi!
"Bunlar bir kabus olmalı!" Diye mırıldandı.
"Ama değil. Her şey çok gerçek." Dedim acımasızca. Gerçekler acımasızdı!
"Hiç mi üzülmüyor musun? Bunlar ağır gelmiyor mu? Duygusuz gibi davranma!" Dedi sistemle. Sitemi bana değildi. Kadereydi!
"Üzülüyorum Ali. Nasıl üzülmem? Yıllar sonra ilk defa bir kadını ablam yerine koydum. Şimdi de o kadın şehit düştü." Dedim derin bir nefes alarak.
"Ben hayatımda ilk defa bir kadına güvenmeye başladım Ali ve onu kaybettim. Ben anneme bile güvenmem çünkü tanımıyorum! Bana hayatta ki ilk kazığı annem atmışken bir kadına güvenmek hiç kolay değil, emin ol! Ama güvenmeye başladım işte!" Dedim sesimi yükselterek.
"O zaman ağla Yılmaz. Ağlamadıkça bu acı geçmez." Dedi Ali. Haklıydı belki de. Belki de ağlayınca azalırdı bu acı. Yine de ağlamadım, ağlayamadım.
Orada ne kadar kaldık bilmiyorum. Odadan sedye çıktı. Üstünde beyaz bir örtü vardı. Tamamen kapatmışlardı Bilge Komutanımı. Bir tek eli sedyeden sarkıyordu. Halsizce düşmüştü eli yanına. Daha doğrusu cansız gibi.
Sedye odadan çıkınca Aslı ağlamayı bıraktı. Murat onu bıraktı. Ne yapacağını biliyor gibiydi.
Aslı "Durun!" Diye bağırdı. Sedyenin yanına koştu. Bilge'nin sarkan elini tuttu. Yavaşça öptü sanki incitmeye korkuyordu. Hemen yanına bıraktı elini.
Sonra titreyen eliyle yüzünü açtı. Personel müdahale edeceği zaman Murat durdurdu onu. İzin vermedi ona.
Aslı, Bilge'nin yüzünü avucunun arasına aldı. Yüzü bembeyazdı, soluktu ama güzeldi. Yüzünün büyük bir bölümünü kaplayan yara izi bile güzelliğini gölgeleyemişti.
"Kardeşim!" Dedi titreyen sesiyle Aslı. Yüzünü yavaş yavaş okşuyordu. "Olmadı bu. Böyle erkenden gitmek olmadı." Gözümden akan yaşları sertçe sildi.
"Bizim daha hayallerimiz vardı. Daha hiçbirini gerçekleştiremedik ki niye bıraktın beni! Benim senden başka kimsem yok ki Bilge! Şimdi sen de gittim. Ne yapıcam ben? Söylesene ne yapıcam ben?" Dedi yüzünü Bilge'nin boynuna gömerek.
"Bir daha sana sarılamayacak mıyım? Bir daha saçımı okşamayacak mısın? Sesini bir daha duymayacak, gökyüzüne benzeyen gözlerini görmeyeceğim. Ben sensiz ne yaparım? Ben sensiz yaşayamam ki."
Murat daha fazla dayanamadı buna. Elini Aslı'nın omzuna koydu. "Aslı, götürmeleri lazım." Aslı yavaşça başını salladı.
Bilge'nin basına bir öpücük kondurdu." Hoşçakal, kardeşim. Huzurla uyu!" Diye fısıldadı kulağına. Yavaşça çekildi başından.
Tam örtüyü örtecekken Suzan tuttu elini. O da veda etmek istiyordu anlaşılan.
O da Aslı'nın yaptığı gibi Bilge'nin başını öptü " Hoşçakal, kardeşim. Gözün arkada kalmasın. Biz iyi olucaz, sen yeter ki rahatça uyu!" Diye fısıldadı kulağına. Ve en son da Selçuk geldi baş ucuna.
Onların yaptığı gibi önce başını öptü sonra sırasıyla ellerini " Sen huzurla uyu kardeşim! İntikamını düşünme ben intikamını alıcam. Söz veriyorum! Hoşçakal kardeşim!" Dedi kulağına. Sonra titreyan eliyle örtüyü tuttu yavaşça çekti örtüyü. Sanki kalbini oraya bırakmış gibi.
Personeller aldılar sedyeyi, götürdüler.
Komutanımı götürdüler.
Ardında yanan yürekleri bırakıp gittiler...
Hoşçakal, yüreği büyük kadın.
Sen huzurla uyu, burası bize emanet.
Bu bir son mu yoksa yeni bir başlangıç mı?
Final olsun mu yoksa KUZGUN 2'de görüşelim mı?
Yorumlarda yazalım lütfen. Final olsun diyen çok olursa ileriki bölüm Final olucak.
Bilginize...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |