
Ankara,
Hayatımın en güzel anlarını geçirdiğim, babamla son anlarımı yaşadığım, annemi yavaş yavaş kaybettiğim, büyüyüp öldüğüm şehir...
Ben aynı gün hem annemi hem babamı hem anaanemi kaybettiğim gün öldüm.
Annem babama, timine olanları kaldıramadı. Eve geldiğinde annesini aradı ama bulamadı...
Benim ona ihtiyacım olduğunu anlayamadı...
Annem yaşanılanlardan sonra akli dengesini kaybetti. Sonrasında beni yetimhanede verip hastaneye yatmıştı. O gün bu gündür hastaneden hiç çıkmamıştı.
Her görev dönüşü onu görmeye gelirim. Annem bazen beni tanımadığını söyler bir yabancıya bakar gibi bakardı bazen bir arkadaşına benzetir onunla konuşurmuş gibi benimle konuşurdu bazen ise ...
"Bilge Hanım hoşgeldiniz" diyen hastane müdüre hanımla kendime geldim. Yaklaşık on dakikadır odasında bekliyordum sonunda gelebilmişti.
Ayağa kalkıp elimi uzattım : " Hoşbuldum Derya Hanım" Derya Hanım 30'lu yaşların ortasında çok hoş bir kadındı.
"En son 6 ay önce gelmiştiniz bir sorun yoktur inşallah?"
"Yok herzaman ki işler. Annem nasıl?" Dedim direkt lafa girerek. Uzatmaya gerek yoktu.
"Maalesef aynı. Hâla gerçekle hayali ayırt edemiyor. Bazen birilerin onu izlediğini iddia ediyor güvende olmadığını söylüyor bazen ise "Kulaksız" diye birini gördüğünü iddia ediyor. Maalesef Bilge Hanım anneniz tedaviye cevap vermiyor."
Kulaksız babamı öldüren, Gölge Timini pusuya düşüren şeref yoksunuydu. Aldığım istihbarata göre 10 yıl önce öldürülmüştü. Ama annem onu içinde öldürememişti.
"Anladım Derya Hanım. Peki kendisini görebilir miyim?" Her ne kadar beni tanıyamasada görmek bana güç veriyordu.
"Tabii ki görebilirsiniz. En son bahçede yürüyüş yapıyorlardı. Büyük bir ihtimalle oradadır." Saate baktım biraz geç olmuştu.
"Yürüyüş için saat geç değil mi?"
"Haklısınız saat geç ama anneniz televizyon izlemeyi sıkıcı bulduğu için bu saatlerde yürüyüş yapıyor."
Bir bordo bereliden beklenilen yapıyor.
Müdüre Hanımla biraz daha konuştuktan sonra bahçeye geçtim. Annem bir bankta oturmuş düşüncelere dalmıştı. Her geldiğimde böyle daldığını görüyordum. Acaba ne düşünüyordu.
"Merhaba" diye konuştum. Mavi gözlerini gözlerinin bir kopyası olan gözlerime çevirdi.
"Merhaba?" dedi sorar gibi. Tanıyamadı beni tanımasını da beklemiyordum zaten.
"Otaurabilir miyim yanınıza?" Bazen izin veriyordu bazen ise tersleyip gidiyordu.
"Buyrun geçin lütfen"
"Niye içeriye geçmiyorsunuz?"
"Oturup o saçma dizileri izlemek bana göre değil bu yüzden yürüyüş yapmak için dışarı çıktım. Siz gelmeden önce oturdum." dedi kendini açıklamaya çalışarak.
"Anlıyorum sizi ben de o dizileri izlemeyi sevmiyorum. Sizi dışarı da görünce belki biraz sohbet ederiz diye düşündüm."
"İyi yapmışsınız da burda ne işiniz var? Özel bir du-"
"Yok özel bir durum değil annemi görmeye gelmiştim."
"Anladım. Sizi burda gördüğümü hatırlamıyorum. İlk defa mı geliyorsunuz?"
"Hayır işten fırsat buldukça geliyorum hatta sizle birkaç kez sohbet ettik ama üstünden uzun zaman geçtiği için hatırlamıyorsunuz sanırım."
Hafızasını zorlamaya çalıştı ama yine bir sonuca varamamış olacak ki kafasını iki yana salladı.
"Maalesef genç bayan sizi hatırlayamadım. İşten fırsat buldukça geliyorum dediniz ne iş yapıyorsunuz?"
Eski de olsa o hala bir bordo bereliydi. Alışkanlıklarını bir türlü bırakamıyordu.
"Askerim efendim" dediğimde gözlerinden bir pırıltılı geçtiğine yemin edebilirim. Meslektaşını gördüğü için sevinmişti.
"Ne güzel ben de askerdim ama kötü şeyler olduğu için bırakmak zorunda kaldım. Bazen çok özlüyorum dağları."
Saate baktım saat çok geç olmuştu artık ilaçlarını alıp uyuması gerekiyordu. " Efendim saat geç oldu artık gitmem gerekiyor. Size içeriye kadar eşlik etmemi ister misiniz?"
" Hayır genç bayan kendim geçebilirim. Kendinize iyi bakın." diyip yanımdan ayrıldı.
Ona böyle yabancıymış gibi davranmak, onun boynuna sarılamadan çok zor geliyordu o bir yabancıyla konuştuğunu düşündüğü için çok rahattı. Ah, birde benim içimdeki yangını görebilseydi...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |