
1 hafta sonra
Sonunda beklediğim gün gelmişti. Askeriyeye bugün gidecektim. Şu anda saat 3'tü.
Yine uyuyamamıştım. Kabuslar bir türlü peşimi bırakmıyor.
Uyandığımdan beri kitap okuyordum. Normalde spor yapıyordum ama bugün timin karşısına dinç çıkmak istediğim için spor yapmamaya karar vermiştim.
Bu bir haftada Hakkari'ye gelip yerleşme işini halletmiştim. Kendime 3+1 askeriyeye yakın bir yerde ev tutmuştum.
Ev zaten eşyalı olduğu için temizlik yapıp yerleşmiştim.
Saat beşe geldiğinde hazırlanmaya başladım.
Üstüme siyah pantolon, gözlerimi ön plana çıkaracak bir mavi gömlek giydim. Altında beyaz spor ayakkabılarımı giydim.
Gece karası saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Makyaj yapmaya gerek yoktu. İşte hazırdım!
Askeriye ile ev arası 20 dakikaydı. Şu anda saat 5.40'tı . Tam olması gereken zamanda hazırlanmıştım.
Arabama binip yola çıktım. Şarkılarla yolu bitirdim. Askeriyeye gidip üniformamı giydim.
Hafta sonu gelip eşyalarımı yerleştirmiştim. Ablayla konuşmadığım için ilk onun odasına uğramalıydım.
Albay potasına geldiğimi haber vermesini istedim.
"Komutanım, Nazım Albay sizi bekliyor."
"Tamam, koçum." Diyip kapıyı tıklattım.
'Gir' komutuyla içeri girdim.
"Üsteğmen Bilge Bozkurt/Mardin Emredin komutanım."
Nazım Albay 40'lı yaşların sonunda bir adamdı. Mavi gözleri, beyaz saçlarıyla karizmatik bir adamdı.
"Rahat asker" diyince rahata geçtim.
Yavaş adımlarla karşıma geçti.
"Merhaba asker" "Sağ ol"
"Sende sağ ol Üsteğmen. Otur asker!" Sanırım bu bir emirdi. Hızlıca oturdum.
Albay karşımdaki koltuğa oturdu.
"Merhaba Bilge. Bilgilerin bize 5 ay önce geldi fakat görevde olduğun söylendi. Öncesinde bir timde bulunmak istemediğini bir dilekçeyle ifade etmişsin. Tim senin özellikle gelmek istemediğini bu yüzden görevini uzattığını düşünüyor. Açıkçası bu benim de aklıma takıldı bu yüzden sormak istiyorum özellikle mi görevi uzattın?"
Albay direk konuya girmesi şaşırtıcıydı. Ama iyi en azından dürüsttü.
Sevdim ben bu adamı.
"Öncelikle direk konuya girdiğiniz için teşekkürler. Konuya gelirsek hayır, görevi özellikle uzatmadım. Atandığımı 1 hafta önce- yani görevden döndüğümde öğrendim. Kasten olan bir olamaz zaten."
"Anladım, o zaman hoşgeldin Üsteğmenim." Albayın yüzünde bir tebessüm vardı. Anlaşılan Albay mutlu olmuştu.
Yok üzüldüğü için tebessüm ediyor! Allah'ım bu kız beni öldürecek!
"Hoşbuldum komutanım" Albayın aksine benim yüzümde mimik oynamadı.
"O zaman gel timinle tanış. Uzun zamandır seni bekliyorlar." Albay baya hevesliydi.
Herkes sen değil ne de olsa!
"Tabii, gidelim komutanım " beraber ayağa kalktık. O önde ben arkasında ilerlemeye başladık.
Beraber bir dinlenme odasının önünde durduk.
"Burası Barut timine ait. Onlardan başkası kolay kolay girmez. Şimdiden alırsan iyi olur."
Haydi bakalım! Gazamız mübarek olsun!
İçeri görmemizle beraber tim tek sıraya girdi. En başta olan esmer adam öne çıktı.
"Üsteğmen Ayaz Yıldırım/İzmir Emredin komutanım. "
"Rahat asker" Albay hepsine tek tek baktı.
"Barut Timi, Tim komutanınız Üsteğmen Bilge Bozkurt kendisiyle tanışın." Diyince bütün gözler bana döndü. Yüzlerinde şaşkınlık vardı. Anladığım kadarıyla komutanlarının bir Asena olduğunu bilmiyorlardı.
Albay tekrar konuşmaya başlayınca ona döndüm.
"Üsteğmenim benim işlerim var. Siz tanışın. Umarım anlaşırsınız" diyip çıktı.
Şimdi Barut Timi ile yalnız kaldık. Hepsi beni süzüyordu. Kendine ilk gelen Üsteğmen oldu. Hafif öksürüyormuş gibi yaptı Timi kendine getirmek için.
"İlk ben başlayayım komutanım. Ben Üsteğmen Ayaz Yıldırım" Ayaz esmerdi. Kavruk tenli, kahverengi gözlü bir askerdi.
Anladığımı belirtmek için başımı salladım.
Ayaz'dan sonra mavi gözlü, kahve saçlı, iri yarı olan adam söze girdi.
"İlk önce hoşgeldiniz komutanım. Ben Teğmen Zülküf Yeşil."
Ondan sonra diğerleri kendilerini tanıtmaya başladılar. Hepsi konuştuktan sonra söze girdim.
"İlk önce Hoşbuldum Barut Timi. Sizi tanımak bir şeref. Tanıştığımıza memnun oldum. Buyrun oturun." Diyip oturdum onlarda benim peşimden oturdular. Emir komuta böyleydi.
"Açıkçası bugün birimizi tanıyalım istiyorum. Size de uyarsa bugünü tanışmaya ayıralım ne dersiniz?"
Onları tanımam gerekiyordu. Yoksa bir ekip olmak söz konusu olamazdı.
"Olur komutanım. Siz nasıl isterseniz." Dedi Ayaz. Alışmamı kolaylaştırıyor.
"O zaman buyrun kendiizi tanıtın."
Herzaman ki gibi ilk Ayaz girdi söze.
"Ben Üsteğmen Ayaz Yıldırım. İzmirliyim. 27 yaşındayım..." diyip benim bildiğim şeyleri anlatmaya başladılar. Hepsini dikkatle dinliyordum. Açıkçası onlara kendilerini değersiz hissettirmek istemiyordum.
Timin en küçüğü Ali merak ettiği şeyi sormaya korkar gibi kıvranıyordu. Anlaşılan benden çekiniyordu.
Çekinmek derken? Çocuğun ödü kopuyor bir de çekiniyor diyorsun!
"Ali sormak istediğin bir şey var mı koçum?" Cesaretlendirmeye çalıştım. İşe de yaradı.
"Komutanım biz kendimizi tanıttık ama siz tanıtmadınız." Şimdi belli oldu derdi.
"Ee, sordunuzda söylemedik mi koçum? Sorun anlatayım" Hak vermiş olacaklardı ki sormaya başladılar.
"Kaş yaşındasınız?"
"28 yaşındayım"
"Nerelisiniz?"
"Mardinliyim."
"Zülküf komutanımla hemşerisiniz komutanım" dedi Ali. Başımla onayladım. Bunu zaten biliyordum.
"Anneniz babanız ne iş yapıyorlar komutanım." Yutkundum.
" Annem eski asker" duraksadım " babam şehit oldu" Bunu dememle bir sessizlik oldu.
"Başınız sağ olsun komutanım" dedi Zülküf.
"Vatan sağ olsun "
Ortamın havasını değiştirmek isteyen Yılmaz başka bir soru attı ortaya.
"Komutanım daha öncesinde bir tim de bulundunuz mu? Şey... bize bir timde bulunmak istemediğiniz söylendi de biz de bunun nedenini merak ettik."
"Bulundum Yılmaz." Uzatmak istemiyordum.
"Peki timden neden ayrıldınız komutanım" dedi Berdan.
"Timden ayrılmadım Teğmen." Uzatmasınlar nolur.
"Time ne oldu komutanım" diye sordu Berdan.
Yazdım oğlum seni.
Önce yutkundum. Bunu söylemek benim için zordu.
"Şehit düştüler..."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |