9. Bölüm

9. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

 

İnsan oğlu hep bir arayış içindedir.

Bazen kayıp bir eşya, bazen kayıp biri...

Ben ise ruhumu arıyorum...

🪖

 

Albayın emriyle askeriyeden bir araç alıp eve geçti. Kuzgun olarak çıktığım görevlerde maske takıyordum. Bir maske bir de siyah puşi.

Maske tanınmamak içindi siyah puşi ise görenlerin beni tanıyabilmesi için. Dağda kimse siyah puşi takmazdı çünkü bu benim simgemdi.

Eve gidip hızlıca eşyaları bir çantanın içine yerleştirdim. Yolda kimsenin olmadığı bir yerde maskeyle puşiyi taktım. Maske saçlarımı ve yüzümü kapatıyordu. Açıkta tek yer gözlerimdi. Mavi gözler dikkat çekiyordu bu yüzden kahverengi lens taktım.

Kışlaya vardığım gibi helikopter pistine yöneldim. Beni bekliyorlardı. Gidiş geliş toplamda bir saat sürmüştü.

Benim için telsizleri ve mühimmatı hazırlamışlardı. Bunun için de zaman harcamak istemiyordum.

Yolda giderken askerlerin şaşkınlıkla bana baktığını görebiliyordum. Siyah pişirin anlamını herkes bilirdi.

Albayın karşısına geçip selam verdim.

"Allah yar ve yardımcın olsun Kuzgun. Atmaca Timini buraya sağ salim getir" başımla onayladım Albayı. Hızlıca helikoptere bindim. Helikopter havalandı hemen sonrasında.

Görevim iki gündür haber alınamayan Atmaca Timini kurtarmaktı. Bana söylenene göre esir alınan birisini kurtarmak için gittikleri operasyondan dönemedikleriydi.

Yani hem Atmaca Timini hem de esiri kurtaracaktım. Şu anda saat 2 civarındaydı. Onları kurtarmak için geceyi beklemek zorundaydım.

***

Helikopterden inip 1 saat yürüdüm. Kamp bölgesine gelmiştim.

Bir yere pusulanıp herhangi bir piçin buraya gelmesini bekliyordum.

Ve bingo! Aradığım fırsat ayağıma gelmişti. Teröristlerden biri bu tarafa doğru geliyordu. Bir kayanın arkqsında olduğum için beni göremiyordu. Kayanın yanına geldiğinde hızlıca kendime çekip kasaturayla boğazını kestim. Hızlıca üstündekileri çıkartıp giydim. Siyah puşimi cebime koydum. Adamın taktığı puşiyi taktım. Mühimmatı burada bırakıp sadece bir bıçakla , telsizi aldım. Ve hazırdım!

Adamın silahını alıp kampa doğru yürümeye başladım. Nerede tutulduklarını öğrenmem gerekiyordu.

****

Şu anda saat 7 civarındaydı. Kampın her yerini gezmiştim. Askerler ve esir kampın tam ortasında bulunan çadırda tutuluyordu. Yemek çadırı ise en güneyde bulunan çadırdaydı. Yemeklerin içine uyku ilacı katıp kamptakileri uyutacaktım.

Çadırın içine girdim. "Heval, başkan seni çağırıyor "

Bunu duyan it tir tir titremeye başladı. Başkandan korkuyor, peki ya Kuzgun'dan korkuyorlar mı?

"Niye ki heval? "

"Ben nereden bileyim heval. Bana hesap verecek değiller ya!"

Aslında güzel konuştururdum ama onun bunu bilmesine gerek yok.

"Doğru dedin heval ben gideyim."

Başka şansın mı var lan? Bir de gideyim diyor.

Adam çıkar çıkmaz uyku ilaçlarını yemeklerin içine boşalttım. Allah'tan çantaya uyku ilacı koymalarını söylemiştim yoksa işim zorlaşırdı.

İlaçları boşalttıktan sonra ordan çıkıp ilk geldiğim yere geri döndüm.

Yaklaşık iki saat sonra saklandığım yerden çıktım. Şimdiye ilaçların işe yaraması gerekiyordu ki yanılmamıştım.

Bütün şerefsizler fosur fosur uyuyordu. Cebimden siyah puşiyi alıp taktım.

Çadırın içine girdim. Çadırda 5 erkek 2 kadın vardı. Kadınlardan biri esir olarak tutulan kişiydi. İçeri girmemle hepsi ayaklandı.

Neyse ki kimsede ağır bir yara yoktu. Ufak tefek sıyrıkları vardı sadece.

Başta kıyafetimden dolayı beni terörist sandılar. Hemen sonrasında siyah puşiyi fark ettiler. Hepsi rahatladı.

"Senin Allah'ına kurban be Kuzgun" dedi içlerinden biri.

"Seninde Allah'ına kurban koçum " diye cevapladım. Sesim boğuk ve kal8n çıkıyordu.

Aralarında gülüşmeye başladılar. Onlar bir kafesin içerisindelerdi. Tabii kafese bağlı zincirlere de.

Kapının önünde ki piçin üzerinden anahtarları aldım hepsini sırayla açmaya başladım. Hepsini açıp oradan çıkardım. Keşif sırasında eşyalarının yerlerini de öğrenmiştim. Oraya yönelip çadıra girdim.

Çadıra girmemle birisinin arkamdan üstüme atlaması bir oldu. Boğazıma sarılıyordu şerefsiz.

Dirseğimi karnına geçirdim. Biraz sendeledi. Şerefsize yaklaşıp kafa attım. Bu hamlemle yere düştü. Piçin üstüne geçip yumruklamaya başladım. Ne kadar yumrukladım bilmiyorum ama bayılınca bıraktım.

Arkama döndüğümde Atmaca timinin televizyon izler gibi beni izlediğini gördüm.

"Hayırdır manzara güzel mi?" Dedim alayla.

"Çok güzel Kuzgun. Sanada öneririm." Dedi içlerinden biri.

"Temiz işti Kuzgun komutanım. Tebrik ederim." Dedi aralarında en küçük görünen kişi. Her haliyle çaylak olduğu belli oluyordu. Kuzgun komutanım ne lan?

"Eyvallah" dedim. Eşyaları gösterip "Hadi alın da gidelim. Zaman kaybettik."

Onlar eşyalarını alırken ben de Alayla konuşmuştum. Helikopter gelip onları alacaktı.

"Burdan 1 saat kuzeye doğru yürüyün. Orada helikopter sizi bekliyor olacak. "

"Peki ya sen Kuzgun? Sen gelmeyecek misin?" Dedi esir olarak tutulan kadın.

"Hayır, benim burada ki işim bitmedi."

" Allah'a emanet ol Kuzgun."

"Siz de Atmaca Timi. Umarım yolumuz bir daha karşılaşmaz."

Hep bir ağızdan Amin dediler.

Onları yolcu ettikten sonra kampın birçok yerin patlayıcılar yerleştirdim. Hepsini tek bir kumandaya bağladım. Sonra da en yükseğe çıkıp şafağın sökmesini bekledim.

Şafak sökünce kampı havaya uçurdum.

Hak eden hak ettiğini bulur derler ben de hak edene hak ettiğini verdim.

Kuzgun gittiği her yeri parçalar.

Kuzgun ölümü getirir. Kuzgunun olduğu yerde mutluluk olmaz.

Kuzgun herkese ölümü müjdeler ama bir kendisine dilsiz olur.

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 08.07.2025 10:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...