
Ayaz'dan
Tam dışarı yöneliyorken Bilge Komutanın sesiyle ona döndüm.
"Nereye gidiyorsun Ayaz?" Diye sordu.
"Komutanım siz ha-" diye konuşuyordum ki lafımı böldü.
"Sana haber ver dedim ama adres vermeden nereye gidiyorsun? Bana bir kağıt kalem ver adresi yazayım." Dedi kızgınlıkla.
"Tamam, komutanım." Diyip kağıt kalem verdim kendisine. Adresi verip uzattı.
"Haberi verdikten sonra önemli bir şey olmadığını söyle. Endişelenmesin. Bu arada baktın evde yok **** hastanesine git orada çalışıyor. Tamam mı?"
Her kimse artık Bilge Komutanım için önemli olmalıydı. Yoksa bu kadar uğraşmazdı herhalde.
"Emredersiniz komutanım." Diyip çıkıyordum ki yine konuşmaya başladı. Bu kadının derdi neydi Allah aşkına?
"Dışarda komutanım demenize gerek yok. Komutan alayda." Dedi gözlerini belerte belerte. Ben bu kadından tırsıyorum!
"Tamam ko-" gözlerini belerttiğini görünce "Bilge." Dedim hızlıca. Başını onaylar biçimde salladı.
"Artık çıkabilir miyim? Zaten birazdan tim de gelir."
"Çıkabilirsin. Time de söyle gelmesinler. Dinlenmeye ihtiyaçları var. "
"Komutanım, ben söylerim ama onların beni dinleyeceğim sanmıyorum." Diyip kaçarcasına çıktım yoksa bu konuşma daha çok uzayacaktı.
Hastaneden çıkıp arabama bindim. Bilgenin verdiği adres buraya 1 saat uzaklıktaydı. Bende adrese doğru sürmeye başladım.
Yolun ortasında telefonum çalmaya başladı. Murat arıyordu. Telefonu kulaklığa bağlayıp açtım.
"Ooo, Murat bey siz bizi arar mıydınız?" Dedim alayla.
"Aaa, ayıp ediyorsunuz ama Ayaz beyciğim! Ben sizi hep ararım." Dedi gülerek.
"Neredesin Ayaz? Askeriyeye geldim kimse yok. Soruyorum timden birisi yaralanmış diyorlar. Ne oluyor lan?" Diye soruları yağdırdı. Endişelenmiş.
"Merak etme biz iyiyiz. Komutan yaralandı ama şu anda durumu iyi. Görevden geldiğimiz için tim izinli bugün. O yüzden gelmediler. Başka soru?" Diyerek ona olanları anlattım.
"Tük be daha adamı tanımadan adam tahtalı köyü boyluyordu. En acilinden tanışmamız lazım kendisiyle." Diye gevşekçe konuştu.
Kendisinin komutanımızın kadın olduğundan haberi yoktu. Öğrendiğinde orda olmak için her şeyimi verirdim.
"Tamam, kardeşim. Şu anda araba sürüyorum. Sonra konuşuruz." Dedim gülerek.
"Tamam, kardeşim." Diyip kapattı.
Kısa süre sonra adrese vardım. Bir apartmanın 4 katındaydı Suzan Hanım'ın evi.
Zili çalıp beklemeye başladım açan olmadı. İkinci kez çaldım yine açan olmadı. Tam merdivenlere yöneliyordum ki karşı dairenin kapısı açıldı. İçeriden yaşlı bir kadın çıktı.
"Kime bakmıştın oğlum?" Diye sordu gülerek.
"Suzan Hanım'a gelmiştim ama kendisi evde değil. Ben de şimdi gidiyordum zaten." Dedim.
"Aaa, yok oğlum Suzan evde. Sabah geldi şimdiye uyuyordur." Dedi. Sonra da hafif kısık sesle "uykusu ağırdır o yüzen uyanmamıştır." Dedi sır verir gibi.
"Tamam teyzecim. Ben tekrar kapıyı çalarım." Dedim.
"Sen bilirsin oğlum ama zilin çalmasıyla uyanmayabilir. Paspasın altında anahtar var. Kapıyı açmazsa gir içeriye." Diyip içeriye girdi teyze. Girmeye gerek yoktu bence.
***
Yarim saattir kapıyı çalıyordum ama açan yoktu. Yaşlı teyze haklı diye düşünmeye başlamıştım artık. Son bir kez çalıp içeriye girecektim artık. Kapıyı çalıp içeri girdim. Bana başka yol bırakmamıştı.
İçeri girdiğimde karşımda ayıcıklı pijamalarıyla, elinde beyzbol sopasıyla duran bir kadın vardı. Kadının daha yüzüne bakmadan sopayı kaldırıp bana vuracağı sırada sopayı tuttum.
"Ne yapıyorsunuz hanımefendi?" Diye sordum.
"Asıl sen ne yapıyorsun ve benim evimde? Bak özellikle benim diyorum!" Diye bağırdı.
"Hanımefendi, önce şu sopayı indirir misiniz lütfen?"
"Hayır, indiremem!"
"Neden indirmiyorsunuz hanımefendi?" Diye sordum.
"Çünkü kim olduğunu bilmiyorum. Kapıyı nasıl açtığını bilmiyorum. Beni niye aradığını bilmiyorum. Hal böyleyken indirmem doğru olmaz." Diye konuştu. Haklıydı galiba.
"Beni Bilge gönderdi." Bunu dememle sopayı o kadar hızlı çekti ki hızına şaşırmadan edemedim.
Sopayı çekmesiyle yüzüne bakabildim.
Siktir! Bu oydu. Ahu Gözlüydü!
"Bilge mi?" Diyen Ahu Gözlüye döndüm.
"Evet, Bilge. Bilge dün çıktığımız operasyonda yaralandı." Söylediklerimle Ahu Gözlü 'nün yüzü yavaş yavaş soluyordu.
"Ama endişelenmeyin. Şu anda çok iyi."
"Ne-nerede?" Diye endişe ile konuştu.
"Hastanede. Sizi götürmek için geldim."
"Tamam. Hadi gidelim." Kendinde değil gibiydi.
"Bu halde mi?" Sorgulayan bakışları bana döndü. Üstünü işaret ettim.
"Hala, pardon. Ben unuttum. Hemen hazırlanıp geliyorum." Dedi. Onu onaylayıp çıktım.
Aşağıda 10 dakika bekledikten sonra Ahu Gözlü daha doğrusu Suzan aşağıya inmişti. İner inmez yola çıktık.
Yolculuk sessiz geçmişti. Suzan bir noktaya kitlenmiş bakıyordu. Bilge onun için bu kadar önemli miydi?
Arabayı durduğum an Suzan arabadan inip hızla hastaneye girdi ben de arkasından.
Bilgenin odasına vardığımda Suzan Bilge'nin önünde diz çökmüş sorular soruyordu. Onları izleyen tim şaşkındı. Ben de öyle. Suzan bir yandan sorular soruyor bir yandan ağlıyordu.
Bilge onu sakinleştirmeye çalışsada boşunaydı. Başını Bilge'nin göğsüne dayamış kalp atışlarını dinliyordu sanki sadece bunu yaparsa iyi olduğuna inanacaksın gibi. Kısa süre sonra başını kaldırdı.
"İyi misin Suzi?" Diye sordu Bilge.
"Çok korktum Bilge. Sen de uyanmayacaksın diye çok korktum. Sen hep uyan olur mu Bilge?" Diye sordu bir çocuk gibi. Bu hali canımı acıtıyordu.
"Uyanmamak için her şeyimi veririm Suzi. Ama her uyanışım senin için..."
Uyanmamaktan kasıtları ölmekti, değil mi?
Bilge niye uyanmak istemiyordu?
Peki, Suzan neden uyanmamaktan korkuyordu?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |