
🌾
•••••
Şair umudu şöyle tarif etmiş:
"Sonra kış geçer
Kırlangıç yuva yapar
Ve bir erik ağacı baştan ayağa çiçek açar..."
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Leyal'dan:
••••••••••••••
Umud etmek...
En batağa doğru hızla yuvarlandığını bildiğinde bile, pamuk ipliğine bağlı o ufacık umut kırıntılarıyla ayakta kalıyor insan.
Hayat hep fani. Neyi ne zaman yaşayacağımız asla belli değil. İyi ya da kötü fark etmeksizin hep bir sürprizler çıkıyordu hayatımızın akışına doğrudan etki etmek için.
İyi fırsatlar da nasıl sevinçten kelebek misali kanat çırpıp uçuyorsak, kötü olaylarda da sabırlı olmalı, umudumuzu kaybetmemeliyiz.
Tıpkı benim gibi... haftalar önce tepetaklak olmuştu hayatım. Önce sevmediğim biriyle evlenmenin düşüncesi tüm içimi dışımı karartmaya yetmişti. Fakat daha bunun şokunu atamamışken sağlık sorunlarım oluştu.
Gözlerimin görmediği şu berbat geçen haftalar hayatımın istisnasız en kötü evresiydi. Meğer gözlerimiz nasıl da önemliydi yaşam fonksiyonlarımız için. Kesinlikle çok daha dikkatli olmalıyız görme organlarımıza karşı. Ben bunu çok ama çok iyi anladım.
Acımasız hayat bununla da yetinmeyerek babamı çaldı benden. Huzur kokulu, güven sarmalı biricik babamı. Sığınaksız, limansız kaldım.
Babam benim hem sığınağım hem de en güvenilir limanımdı. Annesiz büyüyen varlığım babasızlıkla da sınandı.
Fakat umudumu yitirmedim ben. Beni seven, benim de sevdiğim insanların varlığıyla tutundum yeniden hayata. Ahsen'in, Halime teyzenin, minik paşam Yiğit Efe'nin, en önemlisiyse sevdiğim adamın varlığı gücüm oldu, dayanağım oldu benim. Onların varlığı olmadan bu kadar yol kat etmeği asla başaramazdım.
Bugün hayatımın belki de en önemli günlerinden biri olabilme gücüne sahipti. Zira ilk gözümün ameliyatı için randevuyu doktor bugün öğleden sonraya yazmıştı. Ameliyat olma durumu beni hem heyecanlandırıyor hem de yüksek dozajda geriyordu. Zira sonucu ne olacaktı hiç belli değildi.
Sabah Halime teyze her zaman olduğu gibi odama gelmiş, giyinmeme yardım ettikten sonra tekrar aşağı inmişti kahvaltı hazırlıkları için. Birazdan Ahsen ve minik paşam da gelecekti buraya. Birlikte kahvaltı yapacak, sonraysa hastaneye gidecektik.
Derin bir nefes alarak önce yatağa tutundum ardından yataktan destek alarak ayağa kalktım. Halime teyzenin hemen yanıma bıraktığı kol ağacını da bularak odadan çıkmak için hareketlendim.
"Avukatın beni aramayacağını mı düşündün yoksa o kıt aklınla." Odamdan çıktığımda Mirza'nın sinirli sesi doldurmuştu kulaklarımı.
"Burak, kuzen falan demem alırım ayağımın altına önce seni sonra da o kalleş babanı." Dişlerinin arasından sinirle konuştuğunda yine amcasıyla ilgili bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım.
Ahsen ve Mirza'nın anne-babası (Nazmiye hanım ve Kemal bey) kaza sonucu öldükten sonra amcalarıyla bir sıra sorunlar yaşadıklarını biliyordum. Geneli mal-mülk davasıydı bu konuların. Tam olarak detayları ne ben ne de Ahsen biliyorduk. Mirza bizi biraz dışında tutmuştu hep bu olayların.
"Bu işin peşini bırakmayacağım. Babama yaşattıklarınızı o affetmiş olsa bile ben affetmeyeceğim." Mirza'nın son olarak bağırarak söyledikleriyle sessizlik oluşmuştu.
Birkaç dakika bekledim. Telefonun konuşmasının bittiğinden emin olduktan sonra tam konuşmak istediğimde yeniden Mirza'nın sesini duymuştum.
"Şerefsizler, öldü gitti babam ölüsüne bile saygı durmuyorlar..." diye başladığı cümle bir sürü küfürle devam ettiğinde yüzümü buruşturmadan edememiştim.
"Mirza..." daha fazla sinirlenmesine müsaade etmemek adına boğazımı temizleyerek hafif yüksek çıkan sesimle ona seslendim. Amacım dikkatini dağıtmaktı.
"Güzelim?" Ses tonu şaşkınlığını ele vermişti. Ardından tok adım seslerini duydum ve hemen karşımda durduğunu burnumu sızlatan kokusundan anladım.
"Niye bu kadar sinirlisin birtanem?" Dedim en içten şekilde. Hislerimin gücüne güvenerek kol ağacımı yere bırakmış, ellerimle yanaklarını kavrayarak hafifçe okşamaya başladım. Üzgün ya da sinirli olmasını hiç istemiyordum. Onun güzel kalbi bunları hak etmiyordu. O mutluluğu, her şeyin en iyisini hak ediyordu.
"Önemli bir şey değil güzelim. İş konuları işte, sıkma canını sen." Benden saklaması hoşuma gitmemişti.
"Mirza, iş konuşması olmadığını anlayacak kadarını duydum. Neden benimle paylaşmıyorsun?" Dargın çıkmıştı sesim, ellerimi de kırgınlıkla yanaklarından indirdim.
"Güzelim," dedi hemen endişeyle. İndirdiğim ellerimi bu kez o kavrayarak yanaklarına, kızıl-kahve sakalarının arasına bastırmıştı.
"Amacım senden saklamak değil. Zaten bu saklayacağım bir konu değil, illaki duyulacak. Fakat bugün bizim için çok önemli bir gün. Ameliyata gireceksin, o yüzden bu konuları birazcık erteleyelim. Sonra sözüm olsun anlatacağım sana." Tane tane söyledikleri kelimeleri özenle seçiyordu. Beni kırmak istemediği çok belliydi.
"Öyle olsun o zaman. Ama sözünü tutacaksın. Hastane işleri bitince konuşacağız." Çok uzatmamıştım ama öğrenmekte de kararlıydım.
"Sözüm söz güzelim." Dedi içten bir şekilde. Ardından yüzümü kavrayarak dudaklarımla sağ yanağımın kavuştuğu çizgiye derin bir öpücük kondurmuştu.
"Gidelim mi?" Mirza'nın sesini duyduğum gibi başımı olumlu anlamda sallamakla yetinmiştim.
Kısa bir sessizliğin ardından Mirza her zamanki adetine sadık kalarak beni bir çırpıda kucaklamıştı. Anın verdiği refleksle kollarımı boynuna doladığımda başımı da omuzuna yaslamıştım.
Tek tek merdivenleri indiğinde aşağıdan gelen sesler yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı. Halime teyze ve Lale teyzenin yanı sıra Ahsen'in de sesini duyduğumda geldiğini anlamam uzun sürmemişti.
Nihayet merdivenler bittiğinde Mirza dikkatlice beni yere indirmiş, dengemi sağlamamda yardımcı olmuştu.
"Leyalll" diye cırlayan ses yüzünden yüzüm buruşmuştu istemsiz olarak. Ah Ahsen yıllardır kulak zarlarımın en büyük düşmanı oldu şu sesinin cırlayan tonu.
"Ahseeennnn..." tıpkı ben de onun gibi abartılı tepki verdiğimde kahkaha atmıştı.
"Şebek şey, özledim seni." diyerek kollarını boynuma doladığında benim de ona sarılmam gecikmemişti. Zira o da benim burnumda tütüyordu. Nedenini anlayamadığım bir şekilde gözlerim doluvermişti saniyeler içinde.
"Ben de çok özledim çimen gözüm." dediğimde zaten dopdolu olan gözlerimden yaşlar yanaklarıma doğru süzülmeye başlamıştı. Galiba bugün ameliyat olacak olma gerçeğim şu nedensiz gözyaşlarının etkenlerinden sadece biriydi.
Birkaç damla hızla boğazıma kadar ulaştığında burnumu sesli bir şekilde, kabaca çekmem kaçınılmaz bir son olmuştu benim için.
"Bir dakika, bir dakika. Leyal? Ne oldu? Neden ağlıyorsun?" Ağlamamı anlayan Ahsen anında sarılmamıza son vererek şaşkınlıktan nasibini almış ses tonuyla sorularını sıralamıştı.
"Leyal, bebeğim ne oldu? Sorun ne?" ağlamamı anlayan Mirza da hemen yanıma ulaştığında hiçbir şeyi umursamadan yanaklarımı kavramıştı elleriyle. Bana Ahsen'in yanında bebeğim demesini bile umursamadım, zira Ahsen zaten anlayacaktı aramızdaki ilişkinin boyutunu. Kaç yıllık arkadaşımdan bu durumun kaçmayacağının gayet farkındaydım.
İki taraftan sorulan sorularla ağlama isteğim hafiflemek yerine daha da şiddetlendiğinde kocaman bir hıçkırığın dudaklarımın arasından kaçmasına engel olamamıştım. Süt isteyen küçük bebekler misali hıçkırarak ağlama konumuna düşmüştüm dakikalar içinde.
"Ahh ama, ağlama canımın içi. Kıyamam kurbanı olduğum gözyaşlarına." Mirza'nın söyledikleri içime işlerken yavaş yavaş kendime engel olmayı başarıyor, hıçkırıklarımın iç çekişlerine dönüşmesine izin veriyordum.
"Ben... ben çok özür dilerim. Ameliyat konusu yüzünden çok gerginim de, bir an kendimi tutamadım." değimde Mirza hafif gülerek sağ elini boynuma dolamış başımı hızla göğsüne bastırmıştı. Bunu öyle bir hızla yaparak saçlarıma da öpücükler kondurmuştu ki feleğim şaşmıştı.
"Oyyy, kurban olurum ben senin gerginliğine güzelim benim. Gergin olacak bir şey yok, için rahat olsun. Her şey çok güzel olacak. Hak ettiğin ve olması gerektiği gibi." Beni sımsıkı biçimde göğsüne bastıran adamın dedikleriyle istemsiz olarak gülümseyerek içimden tekrar etmiştim: 'Her şey çok güzel olacak'
"Bir dakika durun be. Neler dönüyor burada? Bebeğimler, canımın içiler, sarılmalar, koklaşmalar. Ne kaynatıyor benim en yakın arkadaşım ve ağabeyim?" Yine bir cırlayan ses dalgasından nasibimi aldığımda artık gözyaşlarım tamamen durmuş, üstümdeki o garip duygusallıktan kurtulmuştum. Mirza her zaman olduğu gibi yine yaralı ruhumun ilacı olmuştu.
"Ahseen..." diye uyarıcı bir tonda söylemek istese de, güldüğü için bunu başaramamıştı Mirza.
"Ne Ahsen yaa, siz sevgili mi oldunuz?" patavatsız arkadaşımın sorusuyla istemsizce utanarak başımı iyice Mirzanın göğsüne gömmüştüm. Öyle bağırmıştı ki zalim kız, Lale teyzeler de duymuştu kesin. Fakat konu Ahsen olunca sınırlar ve çizgiler nedensizce yok oluveriyordu.
"Utandırma sevgilimi." Mirza'nın gayet keyifli çıkan sesiyle şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Ağabey kız kardeş iflahları kurumuştu bunların artık çok emindim.
"Ohhaaaaa, ciddi misiniz? Beş küsür yıl sonra nihayet açıldınız mı?" ıhhhhhhh. Bu kız ve anahtarı olmayan dili. Sonum olacaktı!
"Evet, oldu öyle bir şeyler." Yaslandığım göğüsten başımı kaldırarak mırıldandığımda acayip duyguların karmaşasındaydım: utanç, heyecan, mutluluk, gerginlik ve daha niceleri.
"Aman Tanrımmm, kurban kesip, lokmalar dağıtmam gerekiyor." Ahsen'in ucundan biraz abartılı tepkileriyle! bugün daha ne kadar utanacaktım bilmiyorum.
"Ahsen," dedim her harfe vurgu yaparak, dişlerimin arasından,
"Abartma istersen be kanka." diye de ekledim hemen ardından.
"Ne abartması be kızım. Abim kaç senedir sana yanık biliyor musun? Şimdi siz sevgili olmuşsunuz, ben göbek atmayayım da kimler göbek atsın?" ulan Ahsen senin en kısa zamanda saçını başını yolmazsam bana da Leyal demesinler.
"Ahsen, hadi abicim kahvaltıya geçelim." Uyarılarımızı dikkate almayacağını anlamış olmalı ki, Mirza çareyi kahvaltı yapmakta görmüştü.
"Aaaaayyyyy." Diye aniden bağıran arkadaşımla istemsiz olarak irkilerek bir adım gerilemiştim. Mirza bunu fark etmiş olmalı ki, elini belime atarak vücudumu vücuduna yaslamış, bel çıkıntımı yavaş hareketlerle okşamaya başlamıştı.
"Şimdi ne oldu deli kız?" hemen yanımdaki adamın vücudu gerilmiş, sesiyse bıkkın çıkmıştı.
"Ben şimdi görümce mi olacağım. Görümce olarak ilk kahvaltımı mı yapacağım?" dediklerine şaşırsam mı? gülsem mi? yoksa hüngür hüngür ağlasam mı bilemiyordum.
"E yuh yani Ahsen. Ne görümcesi kızım, açlık başına vurdu senin herhalde. Yürü hadi kahvaltıya." Sesimin -seni gebertmeden daha fazla saçmalama Ahsen- tonunu ayarladığımda geri adım atacağımdan emindim. Bu ses tonunun her kırıntısını yedi küsür yıllık arkadaşlığımızda çok iyi yedirmiştim kuş beynine.
"Aman be, ne kıymetli çiftsiniz. Bir sevinmeme de izin vermediniz, yılın çirkef çifti." Tribini de attıktan sonra adım seslerinin uzaklaşmasıyla gittiğini anlamıştım.
"Çocuk ruhunu bir türlü atamadı üstünden." Mirza'nın gülerek dediklerini kesinlikle onaylıyordum. Melek kalpli arkadaşımdı o benim. Saf ve tertemiz.
"İki dakikada görümce oldu. Allahtan seni damat beni gelin yapmadan olaya el attım. " Gülerek dediklerimden sonra Mirza belimdeki eliyle beni iyice kendine doğru çekmiş, burnumun ucuna öpücük kondurmuştu.
"Hmmm gelin ve damat demek. Keşke el atmasaydın olaya o zaman." Etkileyici ses tonu içimi sızlatırken inlememek için zor tutmuştum kendimi. Söyledikleri çok hoşuma gidiyordu bu adamın.
"Al işte, kardeşini defettim ağabeyi başladı. Ben acıktım, artık kahvaltıya geçsek mi?" Yarı sinir yarı alay karışık sesimle dediğimde genzinden gelen erkeksi tınılarla etkileyici bir biçimde gülmüştü. Benim o gülüşe gömülmek isteğimden birhaber.
"Tamam tamam, beyaz bayrak sallıyorum. Gel bakalım gidelim kahvaltıya." Sonunda o masaya gideceğimiz için oldukça mutlu olmuştum. Ağabey kardeş iki dakikada tüm devrelerimle oynamıştılar ya.
Söyledikleri bitince ikimizi de salona doğru yönlendiren Mirza, önce sandalyemi çekerek benim oturmama yardımcı olmuş, hemen ardımdan kendi de masanın baş köşesinde oturmuştu. Ben sol tarafına denk geliyordum, Ahsen ise muhtemelen sağ tarafında oturmuştu. Halime teyze ve Lale teyze de bizimle yemek yediği için benim solumda da Halime teyze oturmuştu. Zira hep sol tarafımda oturarak yemekleri yememde, tabağıma almamda yardımcı olurdu.
"Yiğit Efe paşam nerede Ahsen?" sessizlik içinde geçen kahvaltı sırasında salonda yankılanan tek tük ses tabak çatal sesleriydi. Fakat ben aklıma aniden gelen soruyla bu sükutu da bölmüş bulunmuştum.
"Buradan hastaneye geçeceğimiz için onu Sevim annenin yanına bıraktım." Dediğinde sertçe yutkunmuştum. Hastane kelimesi bile bana direk olarak ameliyatımı hatırlatmış, bedenimin gerginlik dalgalarıyla sarsılmasına sebep olmuştu. Allah'ım ne olur bu gözlerimin engeliyle beni bir kez daha sınama, bir an önce sağlığıma kavuşmamda yardımcı ol.
"Sakin ol güzel kızım." Halime teyze gerginliğimi anlamış olacak ki elinin birini birbirine sürttüğüm ellerimin üstüne koyarak sadece benim duyacağım nitelikte fısıldamıştı.
"Hastane işlerimiz bitince severim ben de minnak lokumumu," demiştim sonunda üstümdeki gerginlikten az da olsa kurtulmayı başararak.
"Öyle olsun o zaman. Allah'ın izniyle her şey güzel olacak." Ahsen'in de sesi gerginlikten nasibini almıştı.
"Güzelim Lale teyze su böreği yapmış, seversin sen. Koyayım mı tabağına?" diyense sevdiğim adam olmuştu. Kahvaltı boyunca bir şey yemediğim daha doğrusu yiyemediğimi fark etmiş olmalı ki sorusu gecikmemişti. Fakat su böreğini sevmem de istisnasız bir gerçekti.
"Olur." Dedim sadece. Mirza'ysa hemen harekete geçmişti.
"Ufak ufak parçalara böldüm böreği. Hadi soğutmadan ye." Dediğinde içten bir şekilde gülümsedim. Bu adam hayatımın şansı, şükür sebebimdi kesinlikle.
"Teşekkür ederim." Diye mırıldanmakla yetindiğimde elimin yardımıyla çatalı bularak kavramıştım.
"Afiyet olsun güzelim." Diye beni cevaplayınca bir şey dememiştim.
Kahvaltının geri kalan kısmı sessizlik içerisinde geçmişti. Yemeklerimiz biter bitmez ise hastaneye doğru yola çıkmak için hazırlıklara başlamakta karar kılmıştık. Ahsen benim hazırlanmamda yardımcı olmak istediği için masayı toplama işi Halime Sultan ve Lale teyzeye kalmıştı.
Ahsen'in yardımlarıyla odama geldiğimizde fazla vakit kaybetmeden hazırlanmaya başlamıştık. Gardirobuma el atan arkadaşımın ısrarlarıyla uzun kollu, boyu dizlerimin üstünde biten mavi beli büzgülü şifon elbisemi giyinmiştim. Havalar serin geçtiği için içime külotlu çorap giyinmeyi ihmal etmemiştik.
Siyah kısa botlarımı da giyindikten sonra Ahsen beni makyaj masasına oturtmuş, ve uzandığı için omuzlarımdan baya aşağı inen saçlarımı önce güzelce taramış, ardından sıkı bir at kuyruğu modelinde toplamıştı.
"Abim bayılacak kız. Çok güzel oldun." Yine başlıyorduk galiba. Asla uslanmayacak yaramaz bir kız çocuğu gibi davranıyordu bazen.
"Ahsenn!" Uyarıcı ses tonumla konuştuğumda fazla bir şey demeye gerek duymamıştım. O çok iyi anlayacaktı zaten.
"Ayy tamam tamam, demedik bir şey. Bekle ellerimi yıkayayım, ineriz aşağı." Diyen arkadaşıma sadece başımı olumlu anlamda sallayarak cevap verdiğimde o yanımdan uzaklaşmıştı.
Dakikalar sonra Ahsen banyodan çıkmış, ve biz aşağı inmiştik.
Aşağı indiğimiz gibi yanıma gelen sevdiğim adam hemen elini belime atarak beni kendine çekmiş, sağ kaşım ve yüzümün kavuştuğu kısıma derin bir öpücük kondurmuştu. Tabii ki kokumu içine çekmeyi ihmal etmeyerek.
"Çok güzel olmuşsun bebeğim." Kulağıma fısıldadığında hafifçe gülümsedikten sonra başımı istemsiz olarak aşağı eğmiştim. Tüm kanım saniyeler içinde yanaklarımda toplanmış gibiydi.
"Teşekkür ederim." Diye fısıldamıştım en sonunda başka nasıl cevap vereceğimi bilemeden.
Ondan sonraysa hastaneye doğru yola koyulmuştuk. Ben ve Mirza, Mirza'nın en çok kullandığı arabasıyla. Ahsen ve Halime teyze ise, Mirza'nın şoförü ve aynı zamanda işle ilgili de sağ kolu olan Ozan'ın arabasındaydılar.
Sessiz başlayan yolculuğumuzda tüm aklımı düşünceler istila etmişti. Çünkü gireceğim ameliyat koca bir belirsizlikti benim için. Tek umudumsa eski görme sağlığıma kavuşmamdı...
🌾
•••••
19.01.2023
Veee bir bölümü daha tamamladık.
Sizce ameliyat nasıl sonuçlanacak?
Karakterlerle ilgili düşüncelerinizi buraya alayım lütfen:
Mirza?
Leyal?
Ahsen?
Son olarak oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayalım lütfen.
Sağlıcakla kalın ❤⚘🌼❤⚘🌼❤⚘🌼
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |