
Öncelikle hepinize sevgi dolusu selamlarımı iletiyorum.
Dilem benim için çok özel ve kalbimdeki yeri bambaşka bir kurgu oldu.
Hayattan aldığı onca acıya rağmen güzel seven adamım Mirza, yaralı kadınım Leyal...
Bu yolculuğumuzun bugün son sahnesi, yanımda olup, desteğini eksik etmeyen, yorumlarıyla kalemime güç katan herkese sonsuz teşekkürler...
Hayalet okurlarıma da teşekkür ediyorum ama en azından Final bölümünde birkaç yorum bekliyorum :)
Kurguyu tadında bırakmak istediğim için, final yapma kararı aldım.
Fakat en az bir özel bölüm de birkaç hafta içinde gelecek.
Hepsinin yanı sıra taslakta ilk iki bölümünün hazır olduğu çok ama çok seveceğinizi düşündüğüm yeni bir kurgum var... Biraz bölüm biriktirdikten sonra peş peşe yayınlayacağım.
Bir de Maysa isimli kurguma da göz atmanızı rica ediyorum.
Fazla uzatmadan son kez Dilem diyelim.
Keyifli okumalar
🎼Medya: Mirza ve Leyal'in dans ettiği şarkı (Sema- Fikrimin ince gülü)
💦💦💦💦💦💦💦💦💦💦
"Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi
Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi
Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi
Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi
Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi
Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi
Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi"
(Sabahattin Ali)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Leyal'den:
***********
Bir insan yaşamı boyunca yanında olacak, ona hiçbir zaman arkasını dönmeyecek ve her şartta ellerini sımsıkı tutabilecek insanlar ister. İşte bu insanlara da aile denir...
Aile olmak dünyanın en güçlü ve en güzel hissidir. Ancak, gerçek bir aile olduğunuz zaman hissedebilirsiniz ne kadar muhteşem bir duygunun içinde yaşadığınızı. Öyle bir duygu ki, onu asla kaybetmek istemezsiniz, ömrünüzün sonuna kadar.
Birbirini çok seven, birbirine gerçek aile bağlarıyla bağlı olan iki insanın kızıydım ben: Salih Korhan ve Melek Korhan. Öyle bir sevgiydi ki onların sevgisi annemin ölmesine, genç yaşta dul kalmasına rağmen, babam hayatı boyunca başka bir kadına en ufak bir hoşlanma dahi duymamıştı. Annem onun ilk, tek ve sonsuz aşkıydı. Bu aşkı annem yanında olmasa bile korumayı başaran adamdı babam.
Annemi hiç görmemiştim ben, saçlarımın rengini ondan almıştım ama onun saçlarına bir kez bile dokunamamıştım. Babam ister karakterimi olsun isterse de yüz hatlarımı olsun, hep anneme benzetirdi. Ama bu kadar çok benzediğim o melek kadını dünya gözüyle görmek, kokusunu içime çekmek, sesini duymak bana nasip olmamıştı.
Babamınsa deyim yerindeyse gözbebeğiydim. Şımarık, prensesler gibi büyütülen, her istediği yerine getirilen evin tek kızı... Annemin acısı hep yanımızda olsa da babamla çok mutlu çocukluk geçirmiştim ben. Her zaman önceliği benim mutluluğum oluyordu babamın. Hep kendinden çok beni düşünüyordu.
Bir de Halime teyzem vardı. Başımın tacı, anneliği dünyalar kadar hak eden kadın. Kendisinin çocuğu olmasa da beni hep canından, kanından bilmiş, her kahrımı anne edasıyla çekmişti.
Ama hayat sınavlarını hiç eksik etmiyordu hayatımızdan. Herkesin kaderine bir sınav, bir imtihan yazılıyordu. Benim imtihanım ağır oldu. Annesiz büyüdüm, babamı kaybettim, hayatımın en zor dönemleri olan o karanlık süreçten geçtim. Gözlerimle, gün ışığına hasret kalmakla sınandım. Fakat Allah'a çok şükürler olsun ki, bütün bu sınavların üstesinden bir şekilde geldim.
Bir de herkes kendi ailesini, sıcak yuvasını kurar ya. Sevdiğiyle beraber, kendi yuvası olur... Artık aile denilen kavram da olan rolü değişir. Şimdi benim de ailemdeki rolüm değişecekti... Gelin olmuştum, kendi yuvamı kuruyordum. İlerde bir evin annesi, sıcak bir yuvanın kadını olacaktım...
Bembeyaz gelinliğin içindeki vücudumu süzdüm aynadaki yansımamdan. Heyecanlı bir o kadar da ışıltılı gözlerle. Yaka dekoltesi olan sade bir gelinlik tercih etmiştim. Saçlarım boynumun hemen üstünde dağınık bir gelin topuz şeklinde toplanmış, gelinliğimle uyumlu ufak beyaz bir tokayla süslenmişti. Makyajım sadeydi, kulaklarımda kocaman beyaz küpeler, kolumda küpeye uygun bileklik, parmağımda Mirza'nın evlilik teklifi yaparken taktığı yüzük ve alyansım vardı.
"Leyal, gerçek anlamda hayatımda gördüğüm en güzel gelinsin. Ağabeyimin dibi düşecek sana." Mor renk, uzun, bacaktan yırtmaçlı elbisesinin içinde, yeşil gözleri dolu dolu olan Ahsen'in dedikleriyle iç çekmiştim.
"Benden bile daha güzel gelin olmuşsun gerçekten de," bu kez konuşma sırası saka mavisi, dizlerinin tam üstünde biten, sıfır kol, askılı elbisesiyle Ceren olmuştu. Elbise ufak, pırıltılı taşlarla süslenmişti.
Mirza'nın odaya gelmesine çok az bir süre kala kala odamdaki kalabalık dağılmış, ben, Ceren ve Ahsen kalmıştık sadece. Ahsen her ne kadar ağabeyini de yalnız bırakmak istemese de kaç yıllık en yakın arkadaşı olduğum gerçeği ağır basarak benim yanımda kalmayı, hazırlanmamla bizzat ilgilenmeyi tercih etmişti.
"Çok teşekkür ederim kızlar, çok naziksiniz ve de sizler de çok güzel olmuşsunuz." Dedim ben de daha çok ne diyeceğini bilemeyerek. O kadar çok heyecanlıydım ki, neyi nasıl cevaplayayım bilemiyordum.
Ben her şeyden çok Mirza'nın tepkisi merak ediyordum. Seçtiğim gelinliği görmemişti. Bunun özellikle böyle olmasını istemiştim. Düğün günü görmesini, ilk vereceği tepkilere de o gün şahit olmak istemiştim.
"Valla ben en çok ağabeyimin tepkisini merak ediyorum, üstelik gelinliği de merak ediyordu. Seni bu güzellikle gördüğünde çıldıracak." Dedikleri üzerine kıkırdayarak son kez boy aynasına döndüm ve kendimi kontrol ettim.
Süt gibi bembeyaz tenimle, altın sarısı saçlarımla, gözüme yapılan hafif makyajla iyice belirginleşen elalarımla çok uyumlu ve de çok güzel gözüküyordu ince ve parıltılı kumaşlı gelinliğim...
"Ayy, geldi damat beyimiz," Ceren'in heyecanlı sesiyle elim ayağıma dolaşmış bir şekilde aynada olan dikkatimi kapıya vermiştim.
Kapı iki kere tıklatılmış, Mirza'nın aşınası olduğum sesi duyulmuştu.
Kapıyı açmak için hareketlenen taraf ise Ceren olmuştu.
"Avucum dolmazsa kapı açılmayacak ve gelininin güzelliğini görmeyeceksin enişteciiimmm." Ceren'in gülerek yaptığı hareketle Ahsen de gülerken ben şaşkınlıktan açılan gözlerimle kala kalmıştım.
"Ceren, ne yapıyorsun sen yaa?" Diyebildim sonunda şaşkınlıktan az da olsa kurtulduğumda, deliydi bu kız.
"Sen karışma be nazlı gelin, buna adet diyoruz biz." Vazgeçmeyeceği gülerek verdiği cevaptan belli olduğunda omuz silkerek umursamama kararı aldım. Sonuçta bu bir düğündü ve illaki böyle var olduğundan bile haberimin olmadığı bir sürü böyle adetler olacaktı.
"Bu kadar yeterli mi baldız?" Mirza'nın da sesinin gülerek çıkması ve Ceren'in eline para sıkıştırması beni biraz daha rahatlatmıştı.
"Normalde yetmez derdim de, sevenleri de daha fazla ayrı tutmak istemiyorum. Hadi gel bakalım." Gülerek kapıdan tamamen çekilen Ceren ile, Mirza hiç vakit kaybetmeden içeri dalmıştı.
Ahsen ve Ceren ise aralık kapıdan sessizce dışarı çıkmıştı.
Mirza'nın denizleri andıran mavilikleri bugün her zamankinden daha parlaktı. Siyah takım elbisesinin içinde, arkaya doğru taradığı kumral saçlarıyla arka arkaya yutkunmama sebep olmuştu. Yakışıklıydı. Fazla yakışıklıydı. Nefesimi kesecek, başımı döndürecek kadar yakışıklı gözüküyordu.
Ayakkabısının çıkardığı tok sesler eşliğinde yavaşça yanıma yaklaşarak tam önümde durdu. Hiç acele etmeden elleriyle ellerimi kavradığında gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmamıştı.
"Gün ışığım," dedi sesinden hayranlık kırıntıları akarken. Öyle güzel, öyle büyülü anlardı ki şu an yaşadığım şeyler, duygularımı tarif etmek için uygun kelimeyi bulamıyordum.
"En kıymetlim," dedi bir kez daha kalbimden vurduğunda. Ardından ellerimi dudaklarına götürerek peş peşe öpücükler dizmişti tenimin üstüne.
"Çok güzel olmuşsun, öyle güzel olmuşsun ki bakmaya doyamıyorum." Bana ettiği her iltifat kalbimin kuş misali kanatlanarak uçmasını sağlıyordu.
"Ben gerçek aşkı, gerçek sevgiyi ilk kez seninle yaşadım, senden öncesi yok biliyorsun. Kalbime giren, tenime dokunan ilk kadınsın sen. Bir insan nasıl bu kadar çok sevilir seninle öğrendim ben. Sana olan aşkım yıllardır hep çoğaldı, hep filizlendi. Senden öncesi hiç var olmamış gibi yaşıyorum aşkını, ilk ve son aşkım benim. Sen de benimle sonsuza kadar olur musun?" Kurduğu her cümlenin zarifliği, her kelimenin nahifliği bana yer yüzündeki en özel kadın benmişim gibi hissettiriyordu.
"Seninle sonsuza kadar olacağım, ilk ve son aşkım." Dedim ben de gülümsemeye çalışarak. Aslında daha güzel cümlelerle dolup taşıyordu göğüs kafesim. Fakat yaşadığım duygu yoğunluğundan dolayı en fazla bunu söylemeyi başarmıştım.
"Seni her şeyden daha çok seviyorum." Diyerek dudaklarını alnıma yasladığında gözlerimi kapattım.
"Ben de seni en çok seviyorum," verdiğim karşılıkla birlikte derince içine çekti tenimin kokusunu. Ardından hala alnımda bekleyen dudaklarını kıpırdatarak derin bir öpücük kondurdu.
Saniyeler birbirini kovalarken ellerimiz birbirine kenetli, onun dudakları alınma yaslı şekilde bekledik. Sanki ayrılırsak tüm büyü bozulacak gibiydi.
Fakat aklıma gelen şeyle ilk ayrılan taraf ben olmuştum. Mirza'dan biraz aralanarak makyaj masasının önüne geldim ve ikinci rafı açarak Mirza'ya aldığım lacivert hediye paketindeki kutuyu çıkardım. Tekrar yanına döndüğümde o biraz merakla biraz da hayranlıkla beni süzüyordu.
"Doğum günün kutlu olsun bir tanem." Yanağına bir öpücük kondurarak dedikten sonra elimdeki hediye paketini ona uzatmıştım.
"Çok teşekkür ederim güzelim," ışıldayan gözlerinin eşliğinde paketi kavradığında fazla vakit kaybetmeden kutuyu paketten ayırmıştı.
Kutuyu da açtığında hediyemi görmüş ardından gülümseyerek bana bakmıştı. Ona gümüşten, özel işlemeli kol düğmeleri yaptırmıştım. Bir düğmenin üstünde L harfi, diğerinde ise M harfi işlemesi vardı.
"Bunlar çok güzel," elinde tuttuğu düğmeleri bırakmadan ceketini çıkardığında şaşkınca ona bakmıştım.
"Ne yapıyorsun?" Diye sordum ne yaptığını anlamayarak.
"Bunları giyineceğim." Kolundaki kol düğmelerini çıkararak benim aldıklarımı taktığında mutluluktan gözlerim dolmuştu. Böyle ince düşünceli bir eşim olacaktı benim.
Yanına yaklaşarak kol düğmelerini takmasına ve tekrar giyinmesine yardımcı olmuştum.
"Zaman yaklaşıyor," diyerek elini uzattığında ikiletmeden kavradım elini.
"Çok heyecanlıyım," dediğimde artık ikimiz de yavaştan harekete geçmiştik odadan çıkmak için...
*****
Düğünümüz kır düğünü olduğu olduğu için yemyeşil, etrafı yaz çiçekleriyle süslü bir yerdeydi.
Özel sunucunun bizi içeri çağırmasıyla beyaz kır çiçekleriyle süslenmiş giriş kapısından geçtik ve mekanın ortasında durduk. Biz herkesten sonda girdiğimiz için davetlilerin neredeyse çoğu gelmişti. Halamlar, Halime Sultan, Serhat'ın ailesi ve Hakkı dayılar ilgilenmişti davetlilerle. Aşırı kalabalık olmasa da akrabalarımız dışında birkaç arkadaş, eş, dost çevremizden de davetliler vardı.
Kır alanının ortasında bizim dansımız için ayarlanmış piste geldiğimizde yavaştan çalan dans müziğimizle dansa başlamıştık. Mirza ile düğüne özel dans kursu almıştık ve şarkı seçimimiz de Mirza'nın en sevdiği şarkı olan 'Fikrimin İnce Gülü' olmuştu.
Müziğin başlayan ritmiyle dans pozisyonumuzu almış, birbirimizin gözlerinin içine bakarak dans etmeye başlamıştık.
Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın ben...
İleri geri gidiyor, yavaş hareketlerle etrafımızda dönüyorduk. İçimse tarifi olmayan duygularla dolup taşıyordu. Mirza benim canımdı. Ona olan sevgimi kabullenme sürecim ikimizi de, özellikle de onu yıpratsa da bugün ben beyaz gelinlikte, o damatlıkta kendi düğünümüzde dans ediyorduk.
Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni...
Çok badireler atlatarak gelmiştik bu noktaya. Bizi ayakta tutan en önemli şeyse aramızdaki bağın gücüydü. Özellikle Mirza'nın sevgisi. Onun sevgisi sayesinde bugün buradaydık. Onun sevgisi sayesinde ben de gerçek sevdanın ne anlama geldiğini anlamıştım.
Mirza kolunu kaldırdığında parmağıyla parmağımı kavramıştı. Onun yönlendirmesiyle etrafımda dönerek tekrar kollarına sığındım. Bu kez pozisyonumuzu değişerek benim ellerim onun boynuna, onun elleriyle benim belime sarılmıştı.
Ateşli dudakların
Gamzeli yanakların
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni...
Müziğin sonuna doğru kolunu açarak beni vücudundan ayıran adama ayak uydurarak yerimde döne döne tekrar ona doğru geldim ve kendimi kollarına bırakarak yarı bayılır pozisyon aldım. Şarkı tamamen bittiğinde ben Mirza'nın kollarında yarı uzanır pozisyondaydım ve gözlerimiz birbirine kenetlenmişti...
Dans bittiği gibi sunucunun da yönlendirmesi birazdan başlayacak nikah töreni için bizim için ayrılan masanın önüne geçmiştik. Masamızın tamamı beyaz ve mavi orkidelerle süslenmişti.
Yerimize geçtiğimizde heyecandan ellerim buz gibi olmuş, parmaklarımsa titriyordu.
"Bebeğim, sakin ol lütfen. Bu kadar gerilecek bir şey yok. İmzalar atıldıktan sonra eğlenmemize bakacağız. Bugün bizim günümüz." Diyen Mirza'ya hak vermemek elde değildi.
"Haklısın, bugün bizim günümüz." Daha çok kendime söyler gibi mırıldanmıştım.
Dakikalar sonra kırmızı cübbeli, ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim, gözlüklü nikah memuru masamızda onun için ayrılan kısma geçmişti. Ardından benim nikah şahidim Ceren ve Mirza'nın nikah şahidi Hakkı dayı yerlerini almıştı.
"Değerli misafirler, Korhan ve Yakupoğlu ailelerinin nikah törenine hoş geldiniz." Memur beyin mikrofondan yankılanarak tüm alana yayılan sesiyle derince nefeslendim. Çokça heyecanlıydım.
"Evet, gelin hanım. Öncelikle sizi tanıyalım. Adınız, soyadınız?" Memur beyin bana bakarak sorduğu soruyla başımı belli belirsiz sallayarak Mirza ile tam ortamızda konulan mikrofona doğru eğdim başımı.
"Leyal Korhan," dedim titrek çıkan sesimle. İçten içe kendimi telkin ediyordum sakin olmam konusunda.
"Teşekkür ederim. Damat bey, adınız, soyadınız?" Bu sefer benzer sorunun sorulma sırası Mirza'ya geçmişti.
"Mirza, Yakupoğlu." Mirza'nın sesi benim aksime daha gür çıkmıştı.
"Teşekkür ederim. değerli şahitlerimiz sizler de hoş geldiniz." Şahitlere bakarak dedikten sonra memur bey önündeki kırmızı kocaman olan deftere dönmüş, ardından tekrar bize bakmıştı.
"Evlendirme memurluğumuza yapmış olduğunuz müracaat üzerine evlenmenizde kanuni açıdan bir sakıncanın olmadığı anlaşılmıştır." Memur bey konuştukça içimi saran saf duygular daha da çoğalıyordu.
"Fakat aile olma isteğinizi bir kez daha değerli misafirlerimizin ve şahitlerimizin önünde sözlü olarak ifade etmenizi istiyoruz." Sanırım en önemli kısma gelmiştik.
"Siz Leyal Korhan, hiçbir tesir altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Mirza Yakupoğlu ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" Sorunun ardından bana bakan Memurla derince nefeslendim.
"Evet," yüzümü saran kocaman gülümsemenin ardından mikrofona yaklaşarak içten bir şekilde cevap verdim.
Verdiğim cevap üzerine Memur bey başta olmak üzere tüm herkes alkışlamıştı bizi.
"Siz Mirza Mirza Yakupoğlu, hiçbir tesir altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Leyal Korhan ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" Bu sefer sorunun hedefi Mirza olmuştu.
"Evet," Mirza'nın gür sesi yankılandığında ikinci bir alkış tufanı kopmuştu.
"Değerli şahitlerimiz sizler de bu evliliğe şahitlik ediyor musunuz?" Ceren ve Hakkı dayının da onayları üzerine memur bey imzalamamız için defteri önümüze koymuştu.
"İmzaları alalım lütfen," diyen memur beyle önce ben ardımdan Mirza daha sonraysa şahitlerimiz imzalarını atmışlardı.
Bu esnadaysa önceden ayarladığımız fotoğrafçı adam her anımızın fotoğrafını çekiyordu.
"Belediye başkanlığının bana verdiği yetki üzerine sizleri karı ve koca ilan ediyor, evlilik cüzdanını gelin hanıma veriyorum." Memur beyin bana uzattığı kırmızı cüzdanı alarak kocaman güldüm ve havaya kaldırdım. Eş zamanda yeni bir alkış tufanı kopmuştu...
Nikah merasiminin ardından herkes bizi tebrik etmek için yanımıza gelmişti. Önce Hakkı dayı ve Aynur halayla sarıldık, ellerini öptük. Hakkı dayı koluma düğün hediyesi olarak çok güzel işlemeli bir altın bilezik taktı. Hakkı dayının oğlu Boran ve gelinleri Hayat ile de bu düğün vesilesiyle tanışmıştım.
Ardındansa halam ve Halime Sultan sardılar etrafımı.
"Çok mutlu ol kızım, gözünden mutluluk dışında hiç yaş akmasın." Diyen halamla dolan gözlerimden yaş akmaması için efor harcıyordum resmen.
Ardından halam yeşil taşlı çok güzel bir yüzüğü parmağıma geçirdi. Mirza'nın gömleğine tam bir cumhuriyet altını taktı.
"Kınalı kuzum, seni beyaz gelinlikler içinde gördüm ya, ölsem de gam yemem artık." Halime Sultan çoktan muslukları açarak ağlamaya başlamıştı.
"Ağlama ama Sultanım, beni de ağlatacaksın şimdi ve kendi düğünde makyajı akmış bir gelin olacağım." Ağlamamak için işi şakaya vursam da boş çabaydı. Çoktan benim de gözümden damlalar süzülmeye başlamıştı.
"Deli kızım," diyerek bana sarıldığında ben de hiç vakit kaybetmeden kollarımı vücuduna doladım." Pamuklar gibi kokuyordu yine.
"Senin için çeyiz olarak bir şeyler hazırladım. Kendi çeyizimden sakladığım şeyler de var içinde. Zamanında annem bana yapmıştı böyle, benim de kızım sensin. O yüzden sana hazırladım sandıklarımı. Hepsini evinize bıraktım buraya gelmeden önce." Halime teyzenin dedikleriyle iyice ağlama isteği ile dolup taşmıştım.
Bu kadın gerçekten anne olmayı çok hak ediyordu. Allah onu evlatsız beni annesiz bıraksa da, bizi birbirimize kavuşturmuştu. Her şerde bir hayır vardır deyimini boşuna dememiş büyüklerimiz.
"Sen çok güzel bir annesin Sultanım, seni çok ama çok seviyorum. İyi ki beni sen büyüttün, iyi ki..." Diyerek tekrar ona sarıldığımda misler gibi kokusuyla huzura kavuşmuştum...
Tebrik kısmı da bittikten sonra düğünün ikinci kısmı olan eğlence başlamıştı. Mirza'yla neredeyse tüm gece boyunca dans etmiştik. Yabancı, yerli birçok şarkı peş peşe çalmış, biz durmaksızın eğlenmiştik. Ara ara bize eşlik etmişti değerli konuklarımız da.
Bir dönemse Burak abim, Serhat, Ceren'in eşi Savaş, Hakkı dayının oğlu Boran, harmandalı oynaya oynaya gelerek Mirza'nın önünde durmuş, onun da oyunlarına davet etmişlerdi.
Erkeklerin hareketli şekilde oynamaları gecenin en güzel anlarından biri olmuştu.
Düğün bittikten sonra herkesle vedalaşarak arabamıza binmiş, eve doğru yola koyulmuştuk.
Arabaya bindiğim gibi ilk iş ayaklarımı mahveden topuklulardan kurtulmak olmuştu. Parmaklarıma kadar tüm ayağım hafif şişmiş ve de sızlıyordu. Fakat bunların hepsi tatlı geliyordu bana. Bugün için her şeye değerdi.
"Yoruldun mu bebeğim?" Mirza'nın sorusu üstüne bakışlarımı ona çevirdim.
"Yoruldum ama değdi. Düğünümüz gerçekten çok güzel oldu." Dediğimde o da beni onaylar gibi başını salladı.
"Evet, haklısın. Çok eğlendik. Ama bence düğünden ziyade sen çok güzeldin." Diyerek bana göz kırptığında yüzüme yayılan sırıtışla birlikte kalbimde kanat çırpan kelebekleri dinliyordum.
Araba evimizin bahçesinde durduğunda önce Mirza inmiş, ardından gelerek benim kapımı açmıştı. Uzattığı eline tutunarak arabadan indiğimde Mirza hiç vakit kaybetmeden beni kucağına almıştı.
"Ayyy," aniden kendimi havada bulduğumda hafif bir çığlığın dudaklarımın arasından kaçmasına engel olamamıştım.
"Gelinimi tabii ki de kucağımda taşıyacağım," diyen adamla kıkırdayarak yanağına sulu bir öpücük kondurdum.
Evin kapısının önünde durduğumuzda Mirza'nın yönlendirmesiyle cebinden anahtarı alarak kapıyı açtım ve o ikimizi de evden içeri soktu. Üst kata çıkan merdivenlere yaklaştığımızda elimi duvara atarak koridorun ışığını açtım. Oda aydınlandığını anda gördüğüm manzarayla gözlerim şaşkınlıktan açılmıştı. Zira her taraf kırmızı güller ve yine kırmızı kalp desenli balonlarla süslüydü.
"Amaa, bunlar ne zaman oldu ki? Evden çıktığımızda yoktu," sesime yansıyan hayretle Mirza gülümsemişti.
"Özel dekorasyon şirketiyle anlaşmıştım, biz düğündeyken yaptılar." Diyen adam beni kendisine daha kaç kez aşık edecekti hiç bilmiyordum. Çok ince düşünceli, güzel kalpli bir kocam vardı gerçekten de. Bazen onu hak edecek kadar ne yaptığımı sorgularken buluyordum kendimi.
"Çok teşekkür ederim, beni çok mutlu ediyorsun." Neredeyse gözlerim dolmak üzereydi, fakat kendimi frenlemeyi başararak bu büyülü anı bozmadım. Bugün, böylesi özel dakikaları gözyaşlarımla bozamazdım.
"Artık evli olduğumuza göre bana teşekkür etmene gerek yok, çünkü artık sen ve ben yok, biz varız, ailemiz var." İçimi sıcacık eden sözleriyle kollarımı boynuna dolayarak ona sarıldım.
Mirza da benim ona sarılmamla tutuşunu sıkılaştırarak merdivenleri yukarı çıkmaya başladı. Saniyeler sonra odamızın kapısını açmamla içeri girdik. Işığı yaktığımda aynı koridor gibi yatak odamızın, özellikle de yatağımızın da kırmızı gül ve kalp desenli kırmızı balonlarla süslendiğini gördüm.
Mirza usulca beni indirdiğinde dengemi sağlamam da yardımcı olmuştu.
"Duş almak ister misin bebeğim?" Gözlerinden geçen haylaz pırıltılar eşliğinde sorduğu soruyla sertçe yutkunmuştum. Yanaklarımsa yavaştan ısınmaya başlamıştı. Mirza'nın aklından geçenleri az çok tahmin ediyordum.
Bugün o malum olayın da yaşanacağının elbet farkındaydım elbette. Açıkçası aşırı ürkek veya utangaç hareketler yaparak Mirza'nın geri çekilmesine de neden olmak istemiyordum. Zira kaç sene zaten benim yüzümden aşkını karşılıksız yaşamak zorunda kalmıştı. Ben yine bir şeylere geç kalmak istemiyordum.
"İstiyorum," diye mırıldandıktan sonra dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerimi de kaçırdım.
Mirza ise cevabım üzerine bir şey demeyerek, beni makyaj masasının önüne doğru ilerletti. Kendisi ise hemen arkamdaki yerini aldı. Aynadan yansıyan görüntümüz içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti.
"Yardım edeyim sana," dedikten sonra elleri usulca saçlarıma ulaşarak tel tokalarımı ve saçımı süsleyen beyaz gelin tokasını açmıştı. Dokunuşlarında asla acele etmiyor, canımı yakmaktan korkar gibi yavaş yavaş açıyordu tokaları.
Ardından toplandığı için hafif dalgalanan saçlarımı salık bırakarak burnunu saçlarımın içine daldırdı. Derin birkaç nefesle saçlarımın kokusunu ciğerlerine çektiğinde ellerini de açıkta kalan omuzlarıma koyarak sırtımı göğsüne yasladı. Bu hareketiyle gözlerim istem dışı kapanmıştı.
Birkaç dakika öylece durduk. İkimizin de gözleri kapalıydı ve huzurluyduk. Ardından Mirza'nın omuzlarımda olan ellerinin hareketlenmesiyle gözlerim açıldı. Yavaşça vücutlarımızı ayırarak elini gelinliğimin fermuarın doğru götürmüştü.
"İzin var mı?" Dudaklarını omuzuma bastırarak öpücüğünü kondurduktan sonra bakışlarını aynadan bakışlarıma sabitleyerek sormuştu sorusunu.
Bense heyecandan titrediğim için cevap veremeyerek başımı olumlu anlamda sallayarak onayladım onu.
Gelinliğin fermuarını ağır çekimdeymiş gibi bir yavaşlıkla açtığında gelinliğimde yavaş yavaş aşağı doğru kayıyordu. Aşağı kayan gelinliği ellerimle tutmamak için kendimi telkin ederek sakinleştiriyordum.
Ardından gelinliğim tamamen yeri boyladığında Mirza kollarımdan kavrayarak beni kendisine taraf döndürmüştü. Şu an karşısında beyaz, ince, dantelli külot ve gelinliğim için özel ayarlanmış beyaz, askısız sütyenle kalmıştım. Bu hem utanmama hem de içimin karıncalanmasına sebep olmuştu.
Mirza bir eliyle belimden kavrayarak vücudumu kendi vücuduna yapıştırmış, diğer eliyle ise boynumdan kavrayarak dudaklarıma yapışmıştı.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan o büyük bir arzuyla dudaklarımı öpmeye başlamıştı. Saniyeler sonra öpüşü daha da koyu bir renge bulandığında dudaklarımı kıpırdatarak ben de büyük bir açlıkla onu öpmeye başladım.
Kana kana birbirimizin dudaklarını dakikalarca içtiğimizde benim nefessiz kalmamla Mirza alt dudağımı emerek geri çekilmiş, öpüşmeyi sonlandırarak alını alınma yaslamıştı. Boynumda varlığını koruyan eliyle tenimi okşuyordu.
Sert soluklar eşliğinde ikimiz de nefeslerimizi düzene sokmaya çalışıyorduk. Kalbimse kanat çırparak göklerde süzen kuş misali hızlı hızlı çarpıyordu.
"Duşumuzu birlikte alalım mı?" Mirza'nın hafif aralanarak sorduğu sorusuyla tüm vücudum gerilmişti. Birlikte duş almak... Duymaktan bile çok utanmıştım.
Ne diyeceğimi bilemeyerek gözlerimi kaçırmakta buldum çareyi. En azından biraz zaman kazanmaktı niyetim.
"Eğer rahatsız olacaksan?" Sessizliğim yüzünden Mirza geri adım atınca dişlerimi alt dudağıma geçirdim.
"Hayır, rahatsızlık değil de utanıyorum sadece biraz," diyerek bakışlarımı kaçırmıştım. Allah'ım ne zormuş bu tarz işler. Galiba karı koca muhabbetlerine alışmam birazcık zaman alacaktı.
"Utanmanı gerektirecek hiçbir durum yok güzelim. Anlıyorum seni, ama ben senin kocanım. Birbirimizin en mahremiyiz biz artık. O yüzden utanma." Eliyle yanağımı okşayarak dediklerini pür dikkat dinlemiştim.
Cevap vermeyi es geçerek hafif gülümsedim ve başımı belli belirsiz salladım.
"O zaman artık duşumuzu alalım," hafif yüksek sesle diyen adamın cümlesi bittiği gibi bir anda bir elini bacaklarımın altına diğer elini belime yerleştirerek beni havalandırmıştı.
"Aman tanrım, Mirza ne yapıyorsun?" Böyle bir şeyi hiç beklemediğim için titrek bir nefes almıştım. Kalbimse yuvasından çıkmak istiyormuş gibi hızlı hızlı çarpıyordu.
"Gelinimi taşıyorum derken buna tüm gece dahildi." Diyerek kendince savunma yaptığında gülmeden edemedim. Bu adam kesinlikle deliydi!
"Delisin sen," ona takıldığımda artık banyodan içeri girmiştik bile.
"Senin delinim kızım ben," bağırarak dedikten sonra beni usulca yere indirmiş, birkaç saniye tutuşunu bırakmamıştı.
Dengemi sağladığımda odaya oranla banyonun aydınlık ışığında Mirza baştan sona vücudumu süzmüştü alıcı gözü ile. Yaptığı bu hareketle ayak tırnaklarımı banyonun yerindeki soğuk mermere bastırırken bulmuştum.
"Süt gibi tenin var, bembeyaz." Dudaklarını gerdanıma bastırarak dedikleriyle kafam istemsiz olarak geriye doğru gitmiş, gözlerimse kapanmıştı.
Birden fazla duyguyu aynı anda yaşıyordum şu an: korku, utanç, tutku... işte liste bu şekilde uzayarak gidiyor.
Bir taraftan gerdanımı öperken diğer taraftan da elleri sırtımda buluna sütyenin kopçasına ulaşmış, usulca kopçayı açmıştı. İç çektim bu hareketiyle. tenim bile fazla heyecandan dolayı buz gibi olmuştu.
Yavaşça başını gerdanımdan çekmiş, ardından sütyeni kavrayarak vücudumdan ayırmak için hareketlenmişti. Transtaymış gibi kollarımı öne doğru uzatarak yapmak istediği eylemin gerçekleşmesinde ona yardımcı oldum ve sütyen vücudumdan tamamen sıyrılarak yeri boyladı.
"Ahh," Mirza'nın elleri göğüslerime ulaşarak hafifçe sıktığında istemsiz bir inilti döküldü dudaklarımın arasından.
Ardından dudaklarını iki göğsümün arasına bastırarak setçe öptüğünde sakallarının tenimde bıraktığı hisle içim gıcır gıcır olmuştu.
Mirza göğüs aramdan başlayarak dudaklarını tenimden ayırmadan aşağı inmeye başladı. Sert öpüşlerini bırakarak çıktığı yolculuğun sonu diz çökerek burnunu külodumun üstüne bastırmasıyla son buldu.
İçimden kocaman bir of çektim. Sıra en çok utandığım noktaya gelmişti.
Mirza ellerini yan taraflarıma koyarak başını kaldırarak gözlerimin en derinine dikti maviliklerini. İzin almak ister gibi yaptığı bu hamleyle sağ elimi kaldırarak saçlarını okşadım ve gözlerimi derince kapatıp açarak ona onayımı ilettim.
Ardından öldürücü yavaşlıkta olan hareketleri eşliğinde külot vücudumdan sıyrılmıştı. Omuzlarına tutunarak önce sağ, sonra sol ayağımı kaldırarak üzerimde kalan son bez parçasını da çıkarmasında yardımca olmuştum.
Elleri kalçama ulaştığında sertçe iki kalçamı kavrayarak vücudumu kendisine taraf çekmiş, dudaklarını kadınlığımın üst kısmına bastırarak derin bir öpücük kondurmuştu.
Ardından ayağa kalktığında beni darmaduman ettiğinden bir haber olarak kendi üzerindekileri çıkarmaya başlamıştı.
Gergince etrafı süzdüğümde Mirza son olarak üstündeki baksırı da çıkararak yere fırlattığında gözlerim istemsiz olarak karnının altında konumlanan koca erkekliğine takıldı. Kupkuru olmuş boğazımı ıslatma isteğiyle sertçe yutkundum. Tanrım, bu gece o şeyi içimde hissedecek, tamamen sevdiğim adamın olacaktım.
"Hazır mısın?" Sorusuyla kıpkırmızı olduğundan emin olduğum yanaklarımı takmamaya çalışarak başımı olumlu anlamda salladım.
Mirza da hiçbir şey demediğinde beni tekrar kucağına alarak duşa kabinin içine girdiğinde önce beni yere bırakmış, ardından suyu ayarlamak için hareketlenmişti.
Dakikalar sonra su ikimiz için de en uygun sıcaklığa ulaştığında Mirza'nın yönlendirmesiyle vücutlarımızı suyun sıcaklığına bırakmıştık.
Dakikalarca suyun altında ıslandı vücutlarımız. Mirza bu arada dudaklarıma öpücükler konduruyordu. Ardından şampuanımı eline alarak avuç içine dökmüş, sonraysa saçlarıma uygulayarak köpürtmeğe başlamıştı.
"Gözlerini kapat bebeğim," gerçekten de bebekmişim gibi verdiği direktifle gülsem de gözlerimi de kapatmayı ihmal etmedim.
Masaj yapar gibi saç diplerime uyguladığı şampuanla tüm gerilen vücut hatlarımın boşaldığını hissediyordum.
Dakikalarca saçlarıma masaj ettikten sonra güzelce de durulamıştı. Sonraki adım vücudumu yıkamak olmuştu. Orman meyveleri karışımı kokulu duş jelimden alarak lifin üzerine dökmüş, vücudumda tek bir nokta bırakmak istemiyormuş gibi güzelce köpürtmüştü.
"Şimdi sıra ben de," vücudumu durulamasına izin vermeyerek onun şampuanını almış tıpkı onun bana yaptığı gibi avuç içime alarak saçlarına uygulamıştım.
Saçlarından sonra vücudunu da güzelce köpürttüğümde ikimiz de akan suyun altına girmiştik.
Suyun tepemizden aşağı dökülmesi ikimizi de rahatlatırken, Mirza elini belime atarak vücudumu vücuduna yasladı.
"Bu gece her zerrene kadar benim olacaksın, teninin öpülmedik, sevilmedik tek bir noktası dahi istemiyorum." Dudaklarımı hoyratça öperken söyledikleri şeylerle istemsiz olarak kendimi ona doğru bastırırken bulmuştum.
"Seni çok seviyorum," diyerek ben de büyük bir istekle karşılık vermeye başladım ona.
"Seni her şeyden, herkesten daha çok seviyorum güzel karım." Mirza içimi kıpır kıpır etmeyi her zaman olduğu gibi yine başarmıştı.
İyi ki hayatıma girdin sevdiğim, iyi ki sen ve ben iken, biz olmayı başardık...
(Güzeller güzeli gelinimiz ve yakışıklı damadımız: Leyal & Mirza Yakupoğlu)
/SON/
💕
18.10.2023
Bu yolculukta yanımda olan herkese tekrardan çokça teşekkürler.
Yeni kurgularımda da yanımda olmanızı isteyerekten sağlıcakla kalmanızı diliyorum.
Her zaman sevin, sevilin. Unutmayalım dünya sevgiyle güzelleşiyor.
Hoşça kalın ❣
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |