19. Bölüm

🍂Bölüm~18🍂

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🌾
•••••

*Yazı gelirse benimsin, tura gelirse seninim...
(İlhan Berk)

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Leyal'den:
••••••••••••••

Sarıldığım vücuda iyice sokulduğumda ruhumun en ücra kuytusuna kadar huzurla dolduğumu hissediyordum. Uyku ve uyanıklık arasında gidip gelirken bilincim yavaş kendine geliyordu.

Huzur kokan adamın mis gibi kokusuyla gözlerimi yavaşça araladığımda bakış açıma giren ilk şey sevdiğim adamın sıcacık vücudu olmuştu. Mırıldanarak yavaşça doğrulduğumda Mirza'nın daha uyanmadığını görmüştüm.

Onu uyandırmamaya çalışarak yataktan kalktığımda sessiz olmaya özen göstererek sabahlığımı üzerime geçirdim ve banyonun yolunu tuttum.

Bir haftalık tatil planımızın altıncı günündeydik. Geçirdiğimiz şu günlerde bol bol gezmiş, yeni yeni yerler keşfetmenin mutluluğunu yaşamıştık. Artık tatile gelmemizin asıl nedeni olan yılbaşı da gelip yetişmişti. Evet, çok zorluklardan geçtiğim bu seneye bugün elveda diyecek, yeni yılı yeni umutlarla karşılayacaktık.

Banyoda rutin işlerimi hallettikten sonra sabahlığımın kuşağını iyice kapatarak evin Amerikan tarzı mutfağına doğru ilerlemiştim. Gözlerimin ucuyla sevdiğim adama baktığımda benim yastığıma sarılarak uykusuna devam ettiğini görmemle yüzümde oluşan sırıtmaya engel olamamıştım.

Saatin henüz sekiz buçuk olduğunu görerek Mirza uyanana kadar güzel bir kahvaltı hazırlama kararı almıştım. Mirza daha geldiğimiz ilk gün buzdolabını bir hafta bize yetecek kadar yiyecekle doldurmuştu. Her gün kahvaltımızı oda servisinden istediğimiz için aldığımız kahvaltılıklara neredeyse dokunmamıştık bile. O yüzden bugün sevgilime güzel bir kahvaltı masası hazırlamak istiyordum.

Fazla oyalanmadan sofrayı hazırlama işlemlerini başlattım. Öncelikle çaydanlığa çay için su koyarak ocağı açtım. Ardından buzdolabını açarak peynir, zeytin, kaşar, salam, reçel gibi kahvaltılıkları çıkardım.

Peynir, kaşar ve salamı doğrayarak küçük kahvaltılık tabaklara dizerek masaya koydum. Ardından zeytin ve çilek reçelinden doldurdum. Daha sonra iki kişilik servis açtım masada. Sonra her ne kadar yumurta sevmesem de, Mirza seviyor diye peynirli omlet yapma kararı alarak malzemeleri çıkardım. Pratik bir biçimde hazırladığım omleti de masaya bıraktıktan sonra oda servisini aramış, sıcak ekmek ve taze simit istemiştim.

Geriye bir tek demlediğim çayı bardaklara doldurmak kaldığında ellerimi yıkayarak Mirza'yı uyandırmak için hareketlendim.

Yüzüme yerleştirdiğim en tatlı gülümsemeyle Mirza'nın yattığı tarafta oluşan boşluğa oturdum. Sırtüstü pozisyonda uzandığı için dudaklarımı dudaklarının üstüne bastırarak derin bir öpücük kondurdum. Ardından geri çekilerek bir öpücük daha kondurdum benim için lokumdan farksız dudaklarına. Yanağını kuşatmış kızıl-kahve karışımı kirli sakallarının çenemde ve yanaklarımda bıraktığı hissiyse çok seviyordum.

"Güzelim." Uyku mahmuru boğuk çıkan sesiyle yavaşça gözlerini araladığında kocaman gülümsedim.

"Günaydııınnnn..." diye neşeyle şakıdıktan hemen sonra bir öpücük daha kondurmak için eğilmiştim dudaklarına doğru.

Fakat aniden belimden kavrayan adam atik bir hareketle beni yatağa yatırdığında kendi de kolayca üzerime çıkmıştı. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki şaşkınlıkla nefes nefese kalmıştım.

"Senin bu hareketlerin benim sonum..." cümlemi tamamlamaya izin vermeyen şey dudaklarımın üstüne devrilen dudaklar olmuştu.

Büyük bir iştahla dudaklarımı sömüren dudaklara daha fazla karşı koymayarak ben de karşılık vermeye başlamıştım. Öpüşmemiz sertleştiğinde Mirza'nın eli kalçama ulaşmış ve sıkmaya başlamıştı. Bu nefesimin iyice kesilmesine sebep olsa dahi bu güzel anı bozmak istemiyordum. Ben de iyice sertleşen öpüşüne karşılık ellerimi gür saçları arasına daldırmıştım.

Uzun soluklu öpüşmemiz benim artık nefesimin iyice tükenmesiyle son bulmuştu. Nefes nefese kalmış bir biçimde Mirza'ya baktığımda onun da benden farksız olduğunu görmüştüm.

"Ani hareketlerin öldürecek bir gün beni Mirza" diye sitem etmeme rağmen öpüşmemizden en az onun kadar memnun olduğum da danılmaz bir gerçekti.

"Bunu uykudayken beni dudağımdan öpen kadın mı diyor" baş parmağının ucunu elmacık kemiğimde gezdirerek dedikleriyle gözlerimi kaçırmam kaçınılmaz bir son olmuştu. Ben başlatmıştım değil mi ilk?

"Şeyyy... kahvaltı hazırladım da çay soğumadan kalksak iyi olacak" şirince güldüğümde Mirza deyim yerindeyse 32 diş sırıtmıştı.

"Demek benim güzel kadınım kahvaltı hazırladı." Başını arkaya çevirerek hazırladığım sofraya kısa bir bakış atmış, ardından parlayan gözlerini tekrar gözlerime sabitlemişti.

"Evet, hadi kalkıp kahvaltımızı yapalım," dedikten hemen sonra yanağına kaçamak bir öpücük kondurmuştum.

"Kalkalım bakalım." Burnuma minik bir öpücük kondurduktan sonra üzerimden doğrularak yataktan kalkan adamla ben de derin bir nefes çekmiştim. Ardından ben de kalkmıştım.

"Ben kısa bir duş alayım güzelim, hemen sonrasında yapalım kahvaltımızı olur mu?" dediğinde başımı olumlu anlamda sallamakla yetinmiştim. Mirza'ysa alnıma küçük bir öpücük kondurarak duş almak için banyoya doğru ilerlemişti.

Ben de daha fazla oyalanmadan üzerimi değiştirmiştim. Siyah deri pantolonumun üstüne yeşil, kalın kazağımı kombinleyerek üzerime geçirmiştim. Ardından kokusu hafif parfümden sıkmıştım üstüme.

 

Daha sonra kapı çalmış, gelen oda servisi görevlisinin getirdiği sıcacık simit ve ekmekleri alarak mutfak bölümüne geçmiş, onları da bir güzel masaya yerleştirmiştim. Ekmeklerin mis gibi kokusunu içime çekerken soğuyan omleti ısıtarak tekrar masaya bırakmıştım. Gelen seslerden Mirza'nın artık giyinerek saçlarına fön çektiğini duyuyordum. Çay bardaklarına da çay doldurduğumda Mirza da banyodan çıkmış, bana göz kırparak aynanın karşısına geçmişti.

Ameliyat olan gözümde artık hiçbir sorun kalmamış, doktorun yazdığı ameliyat sonrası ilaçlar da bitmişti. Diğer gözümü ise artık evdeyken sarmıyordum, sadece dışarı çıkarken soğuk ve toza karşı sarıyordum. Birkaç haftaya ikinci ameliyatım olacak, Allah'ın izniyle ben bu dertten temelli kurtulacaktım.

"Mis gibi kokular geliyor. Ellerine sağlık güzelim." diyen Mirza elini belime koyarak beni vücuduna yapıştırmış, şakağıma öpücük kondurmuştu.

"Hadi omleti üçüncü kez ocağa koymadan yiyelim artık," diyerek güldüğümde o da gülmüştü.

Ardından Mirza sandalyelerimizi yan yana gelecek şekilde ayarlamış, bense çaylarımızı doldurmuştum. İkimiz de oturduğumuzda kahvaltı faslına resmi olarak başlamıştık.

Pek kahvaltı yapmayı sevmeyen biri olarak tabağıma aldığım peynir, zeytin gibi besinlerle oyalanıyordum resmen. Mirza durumu görmüş olacak ki, tavada koyduğum omletten bir parça alarak tabağıma koymuştu. Fakat Mirza benim yumurtadan nefret ettiğimi gayet iyi biliyordu.

"Benim yumurta sevmediğimi biliyorsun ama" bu diyalog aramızda sık sık geçer olmuştu.

"Güzeller güzelim, ama kaç kez konuştuk bunu. Doktor ameliyat öncesi beslenmene dikkat et, yumurta, sebze, meyve gibi besinler tüketmen gerektiğini söyledi ya." Dediğinde puflamıştım. Haklıydı, ama bu benim yumurta sevmediğim gerçeğini değiştirmiyordu.

"Tamam, yiyeceğim." Bir kez daha yiyeyim. Hem belki böyle yedikçe zamanla alışırdım yumurta yemeye.

"Aferin benim güzelime." diyen Mirza'ya gülümsedikten sonra kahvaltımıza kaldığımız yerden devam etmiştik.

Geneli Mirza'nın benim uğraşmalarıyla geçen kahvaltı serüveni sonunda bitmiş, ortalığı toplamıştık. Ben bulaşıkları yıkamış, Mirza'ysa sildikten sonra yerlerine yerleştirmiş ve masayı silmişti.

Son olarak ellerimi de yıkamış, dışarı bakmak için camın önüne geçmiştim. Kahvaltı hazırlıkları, yeme faslı, ortalığı toparlama derken vakit çoktan öğlen olmuştu.

Camdan dışarı bakarken yağan lapa lapa karlar yüzümde kocaman bir gülümsemenin oluşmasına neden olmuştu. Her ne kadar soğuk havaları, karı sevmesem de, böylesi güzel bir yerde, yağan karla birlikte ağaçların bembeyaz oluşunu, yavaş yavaş yere oturan kar tanelerinin etrafı pamuk misali sarmalamasını izlemek çok hoşuma gitmişti.

"Mirzaaaa" diye seslenmiştim içeri doğru. Onun da gelip şu güzelim manzarayı görmesi umuduyla.

Fakat saniyeler geçmesine rağmen ses gelmeyince gözlerimi camdan alarak içeri boylanmıştım. Mirza'nın koltukların birinde oturarak telefonla ilgilendiğini görmüştüm. Kaşlarım bilinmezlikle büküldüğünde beni duyamayacak kadar neyle meşgül olduğunu merak etmiştim.

Daha fazla beklemeden sakin adımlarla koltuğa taraf adımladığımda direkt yanına oturarak telefonuna baktım. Biriyle koyu bir mesajlaşmaya daldığını fark etmiştim. Her ne kadar ne kiminle ve neyle ilgili konuştuğunu merak etsem de ondan habersiz mesajlarını okumanın doğru olmayacağının bilincindeydim.

En sonda "Mirzaaaaa..." diye bağırdığımda hafif irkilen adam sonunda beni fark etmişti. Şaşkın gözlerini gözlerime çıkardığında kaşlarım iyice çatılmıştı.

"Neye daldın ki bu kadar? Çağırdım ses vermedin" dudaklarımı bükerek dediklerim sonrası gözleri kısa bir an dudaklarıma kaymış ardından tekrar gözlerime bakmıştı.

"Galeride bir pürüz oluşmuş güzelim. Ona dalmışım kusura bakma lütfen." Dediğinde derince iç çekmiştim. Ben daha ciddi bir şeyler olduğunu düşünerek endişelenmiştim açıkçası. Zira Mirza sesimi duyamayacak kadar dalgın biri değildi. Yıllardır her koşulda önceliği ben oluyordum.

"Sorun değil. Önemli bir şey yoktur İnşallah?" demiştim ben de cevap olarak. Biraz mesafeli bir tonlama kullanmıştım açıkçası. Yanında oturmama rağmen hissettmemesi beni biraz irite etmişti çünkü. Eskiden arkası dönük olsa bile geldiğimi fark eden adam şimdi o kadar yırtınmama rağmen beni duymamıştı bile.

"Yok güzelim, merak etme sen." Mesafeli tonlamam hoşuna gitmemiş olacak ki hiç vakit kaybetmeden kolunu omuzumdan geçirerek beni göğsüne yaslamış, saçlarıma peş peşe öpücükler kondurmuştu. Benimse kalbim çoktan kaldırdığı yelkenleri indirmiş, hemen kolumla vücuduna sarılarak ona sokulmuş, beni benden alan kokusunu solumuştum derince.

"Sen ne diyordun?" Meraklı sesi kulaklarımı doldurduğunda parmaklarının uçlarını saçlarıma dolayarak saçlarımla oynuyordu.

"Kar yağıyordu da manzarayı gösterecektim." Dediğimde başımı kaldırarak ona bakmıştım. O ise kısa bir an gözlerini camlara taraf çevirmiş, ardından tekrar bana bakmıştı. Ev küçük olduğundan dolayı koltukta oturmana rağmen camdan dışarıyı görebiliyordun.

"Benim manzaram zaten yanı başımda başka manzaraya ihtiyacım yok," diyerek parlayan gözlerle beni süzdükten sonra dudaklarını dudaklarıma yaslayarak yumuşak bir öpücük armağan etmişti.

"Seni çok seviyorum." Tüm içtenliğimle söylediğimde kocaman gülümsemişti.

"Seni en çok seviyorum." Diye karşılık verdiğinde ona sımsıkı sarılarak kafamı boynuna gömmüştüm.

"Çıkıp biraz yürüyelim mi?" diye sormuştum. Her günümüz zaten dışarda geçiyordu buraya geldikten sonra. Fakat bugün geç kalmıştık biraz.

"Akşam çıkarız, hem yeni yılı da karşılarız." Dediğinde Mirza'nın gergin hali iyice işkillenmeme neden olmuştu. Neler dönüyordu acaba ortalıkta?

"Akşam da çıkarız ki, daha akşama çok var," dediğimde Mirza eliyle ensesini kaşımıştı.

"Çok güzel bir film var. Romantik drama türünde, sen seversin. Önce onu izleyelim, akşam da dışarı çıkarız," dediklerine karşılık kaşlarım çatılsa da bir şey dememeyi tercih ederek bu işin sonunun nereye varacağını merak etmiştim. Önce dalgın dalgın mesajlar, şimdi de dışarı çıkmamazlık. Oysa normalde kendisi ısrar ederdi dışarda vakit geçirmek için.

"İsmi ne filmin?" diye sorduğumda Mirza'nın suratında gördüğüm rahatlama elle tutulur cinstendi. İçimden sabır çektim.

"Me before you (senden önce ben). İzlemedin değil mi daha önce?" diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda sallamıştım. Jojo Moyes isimli yazarın romanı üzerine kurgulanmış bir film olduğunu, çok beğenildiğini duysam da ne kitabını okumuş ne de filmi izlemiştim.

"Güzel, ben de hiç izlemedim. Ahsen bahsediyordu bir dönem sürekli bu filmden. Çok sevmiş galiba." Dediğinde ben de hatırlamıştım.

"O zaman sen filmi aç, ben de aldığımız çerezlerden tabak hazırlayayım." Dediğimde Mirza önce beni onaylamış, ardından alnıma sıkı bir öpücük kondurarak ayağa kalkmıştı.

Onun ardından ben de ayağa kalktığımda mutfağa ulaşmış, pratik bir şekilde önce aldığımız kuruyemişlerden karışık çerez tabağı hazırlamış, ardından baharatlı ve peynirli cipslerden alarak büyük bir tabağa koymuştum. İki şişe karışık meyve suyu da çıkardıktan sonra hazırladıklarımı salona taşımıştım.

Tekrar koltuğa oturduğumda Mirzanın da televizyonda filmi açtığını görmüştüm. Banyodan gelen Mirza yanıma oturduğunda hiç vakit kaybetmeden kolunu omuzuma dolayarak beni sarmalamıştı.

"Başlatıyorum." Dediğinde sessizce onaylamakla yetinerek filmi izlemeye koyulmuştum...

Filmi izlediğimiz iki saat boyunca birçok duyguyu aynı anda yaşamıştım. İster romantik ister dram isterse de komedi çok güzel ve yerinde işlenmişti filmde. Tekerlekli sandalyeye mahkum engelli bir adam ve ona bakıcılık yapmak için çalışmaya başlayan kendi halinde bir kızın yaşantısını anlatan filmin sonunda gözyaşlarıma hakim olamamıştım.

"Leyal, bebeğim. Bilsem böyle içli içli ağlayacaktın hiç izleyelim demezdim o filmi." hıçkırıklarımı durduramadığımda Mirza endişe dolu gözlerle bana bakıyordu.

"Ama böyle yapmasaydı keşke, belki bir umut vardı iyileşmesi için. Ama o vazgeçti." dedim hala ağlamaya devam ederken. Bir nevi kendi yaşadıklarımı anımsatmıştı o film bana. Ben de kaza sonucu engelli durumuna düşmüştüm. Ya benim de o adam gibi tedavi şansım olmasaydı? O zaman ne yapardım? Yaşamaya nasıl devam ederdim hiç bilmiyordum. O yüzden her ne kadar içten içe ana karakter olan o adama kızsam dahi, onu en iyi ben anlıyordum.

"Ama baksana ne yaptı sonda? Umut her zaman vardır, belki bir şans olurdu onun için de?" dediğimde Mirza yanaklarımı kavrayarak gözyaşlarımı kurulamaya başladı.

"Evet güzelim, haklısın. En son ölen umutlardır hep diyoruz. Ama adam da kız için neler yaptı. Her hikayenin mutlu bitme şekli farklıdır. Bazen kötü sonlar bile yeni başlangıçlara, belki de daha iyi başlangıçlara işarettir." dediğinde onu da haklı buluyordum. Zira hastalığı ileri derece olan engelli bir adamın yerinde olmadan, onun yaşadıklarını yaşammadan ne hissettiğini asla ama asla bilemezsin.

"Haklısın." Diye mırıldanmakla yetinerek anlık duygu yoğunluğumun etkisiyle ona sımsıkı sarıldım...

Filmi izledikten sonra uzun bir süre ikimiz de sessizliğe gömülerek öylece birbirimize sarılmıştık. Ne ben konuşuyordum ne de Mirza. Anlaşılan film ikimizi de etkilemişti.

Uzun soluklu hareketsizlik durumlarımızı bozan taraf Mirza olmuştu. Kıpırdanarak doğrulduğunda ben de onunla birlikte doğrulmuştum.

"Yavaş yavaş hazırlanalım mı dışarı çıkmak için?" Saçlarımı okşarken dedikleriyle gözlerimi kısmıştım. Gözüm kısa bir an duvardaki ahşaptan yapılma, el işi olduğu belli olan saate takıldığında saatin gerçekten de akşam olduğunu görmüştüm.

"Olur" diye yanıtladığımda ayağa kalkan Mirza tutmam için elini uzatınca elini kavrayarak ben de ayaklandım.

Önce ikimiz de sırayla tuvalet işlerimizi halletmiştik, ardından Mirza giydiği eşofman takımından kurtulmuş üzerine koyu lacivert bir kazak ve siyah renk bir kışlık jeans giyinmişti. Bense sabah giyindiklerimin uygun olduğunu düşünerek sadece gri şişme montumu ve siyah uzun çizmelerimi giyinmekle yetinmiştim.

"Bunları da takalım ki, üşüme. Yeni yılı dışarda karşılarız." diyen Mirza önce mavi beremi sonraysa yine aynı renkli atkımı takmıştı.

"Sen de tak o zaman." diyerek ben de onun siyah beresini dolaptan alarak takmıştım. Mirza'ysa ellerimi kavrayarak öpücükler kondurmuştu.

Sonrasında hiç vakit kaybetmeyerek dışarı çıkmış, yıldızlar gibi parlayarak yağan karın altında bol bol gezmiş, yeni insanlarla tanışmış, sohbetler etmiştik. Bir süre benim ısrarlarım sonucu kartopu oynayan ekiplere katılmış, doyuca kartopu oynamıştık. Sonrasında açık büfelerde seyyar çay satan küçük kafe tarzı yerlerden birinde oturmuş, sıcacık meyveli çay içerek az da olsa ısınmıştık.

"Güzelim," oturduğumuz tabure tarzı sandalyelerden kalkarak tekrar yürümeye başladığımızda Mirza'nın sesiyle ondan taraf dönmüştüm.

"Sana bir sürpriz hazırladım, şimdi önce gözlerini atkınla kapatacağım, sonra da sürprizin olduğu yere gideceğiz" dediğinde şaşırmadan edememiştim. Zaten bu tatil sürpriz değil miydi? Sürpriz içinde sürpriz mi yapmıştı bu adam? Demek bugünkü dalgınlık, telefon, dışarı çıkmama istekleri bu yüzdendi.

"Yaaa," diye tepki vermekten başka bir şey yapamadığımda Mirza bunu onay olarak algılamış olmalı ki atkımı boynumdan açarak gözlerimi kapatmıştı.

"Çok sıkmadım değil mi?" dediğinde başımı olumsuz anlamda iki yana doğru sallamıştım. Biraz gerilmiştim sadece. Onun da nedeni gözlerimin bir anda karanlıkla buluşması bana eski günleri hatırlatmıştı.

"Dikkatli yürümeye çalış ve bana tutun." Mirza direktiflerini verdikten sonra yavaş yavaş ilerlemeye başlatmıştı ikimizi de.

Bir süre sakin ve yavaş adımlarla ilerledikten sonra durmuştuk. Saatinse artık yeni yıla doğru yaklaştığından emindim. Zira biz büfeden kalkarken saat on bir olmuştu bile.

"Hazır mısın?" diye sorduğunda içimi saf bir heyecan dalgasının kapladığını hissediyordum.

"Hazırım." demiştim ben de sürprizi deli gibi merak ederken.

Cevabımı alan Mirza atkıyı gözümden çözdüğünde gözlerimin önüne düşen manzara karşısından hayranlıktan küçük dilimi yutacaktım sanki.

Her taraf bembeyaz karlarla kaplıydı. Mirza bir sürü mumlar ve renkli ama loş ışıklar kullanarak ortalığı süslemiş, uzun bir patika gibi hazırlamıştı. Patikanın sonunda bir düzenek vardı. Patika boyu karla kaplı yolun üstüyse kırmızı güllerle doluydu.

 Patika boyu  karla kaplı yolun üstüyse kırmızı güllerle doluydu

(Mirza'nın yaptığı sürpriz temsili. Siz yerleri kırmızı güllerle dolu hayal edin :))

"Burası çook güzelll." dilim tutulmuş gibiydi. Her şey çok güzeldi. Hayran bakışlarla etrafı süzerken bir taraftan da yürüyerek düzeneğin sonuna ulaşmıştım.

Fakat daha olayların şokunu atlatamamışken Mirza hemen önüme geçmiş, tek dizini kırarak önümde diz çökmüştü. Ellerini cebine salarak kadife bir kutu çıkardığında tahmin ettiğim şeyle gözlerim dopdolu olmaya başlamıştı.

"Mirzaaa, hayır amaa yaa... Ağlayacağım şimdi" diyerek burnumu çektiğimde Mirza beni umursamayarak kutunun kapağını açmıştı.

"Bana bu dünyada armağan edilmiş cennet meleği, ömrümün sonuna kadar gözlerimin açıldığı her sabaha yanımda uyanarak beni dünyanın en mutlu erkeği yapar, güne bal gözlerinde gördüğüm yansımamızdaki aşkla başlamama vesile olur, ömrünü ömrüme katarak benimle yaşlanır mısın? Benimle evlenir misin Leyal?" dediğinde kurduğu her cümlenin güzelliği kalbimi titretmişti.

"Bennn..." ağlayarak ne diyeceğimi bilemeyerek kekelediğimde Mirza heyecanla vereceğim cevabı bekliyordu.

"Evet, evet... evetttttt. Seninle evlenirim" dediğimde o da ayağa kalkmıştı.

Sol elimi kavrayarak kutudan çıkardığı kar taneli şeklinde olan yüzüğü, yüzük parmağıma geçirmişti.

Ardından düzeneği çalıştırarak şarkı başlatmıştı.

Ben bal arısı gibiydim senden önce
Bak pervanelere döndüm seni görünce

En sevdiğim şarkılardan birisi çalmaya başladığında Mirza beni belimen kavramış, bense kollarımı boyuna dolamıştım.

Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam
Yoluna adadım ömrümü ben sensiz olamam

Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam
Bin yıl yaşasam yine sana doyamam

Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel
Seni almazsam gözlerim açık gider

Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel
Yoluna adadım ömrümü ben gel kaçma güzel

Şarkının akışına kapılarak dans ettiğimizde ortamı saran loş ışıkların aydınlığında gözlerimizi birbirimizden ayırmıyorduk. Ne demişti Mirza? Gözlerimizin yansımasındaki aşk... Ne de güzel söylemişti...

Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel
Sana gönlümü verdim nazlı güzel

Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel
Seni almazsam gözlerim açık gider

Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel
Yoluna adadım ömrümü ben gel kaçma güzel
Sana gönlümü verdim nazlı güzel...

"Yeni yıla dakikalar kaldı..." dansımız bittiğinde sevdiğim adamla sarılmamızı bozmamıştık. Fakat benim yeni yıl hatırlatmamdan sonra Mirza benden ayrılarak kurduğu düzene ilerleyerek bir şeyler almıştı.

Yanıma yaklaştığında elindekinin kalp şeklinde bir dilek feneri olduğunu gördüm.

"Yeni yıla son iki-üç dakika kala dileğimizi de dileyelim." Diyen sevdiğim adamın ince düşüncesi karşısında bir kez daha nutkum tutulmuştu. Onun sevgisini hak edecek kadar ne yapmıştım, hiç bilmiyordum.

Mirza dilek fenerini yaktığında ikimiz de dileklerimizi dilemiştik.

"Gireceğim tüm yeni yıllara senin varlığınla, senin yanında girmek istiyorum." diyen sevdiğim adam beni bir kez daha ağlatmayı başarmıştı.

"Hep yanımda olmanı diliyorum Mirza. Hep..." dediğimde dilek fenerimizi havaya uçurmuştuk.

Fenerimiz göğe doğru uçtuğunda gökte süzülen diğer dilek fenerlerine kavuşmuştu.

Tam o anda rengarenk havayi fişekler patlamaya başlamış, yeni yıl girmişti.

Mirza beni belimden kavrayarak alnını alnıma yasladığında ellerimi göğsüne koymuştum ben de..

"Yeni yılımız kutlu olsun sevgilim..." diye mırıldandığımda beni kendine çekerek sımsıkı sarılmıştı...

💚

11.05.2023

Huh! Sonunda bitti....

Nasıl buldunuz evlilik teklifini?

Not: Yıl olarak 2023 e girdik. Biz biraz geriden geliyoruz da :))

Sağlıcakla kalın...

 

Bölüm : 20.02.2026 00:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...