

Medya: Leyal'in bölümde kullandığı elbise
🌾
Ey Gönül... Aşk; ateşten bir denizi, mumdan kayıkla geçmektir. Yanıp kül olmadan asla geçemezsin...
(Mevlana)
Leyal'den:
***********
Gözlerimi yavaşça araladığımda kendime gelmeye çalışıyordum. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırmış, kuruyan dudaklarımı ıslatmıştım dilimle. Başımı hafif bir açıyla yukarı doğru çevirdiğimde başımın sevdiğimin adamın göğsüne yaslı olduğunu, vücudumunsa neredeyse onun üstünde olduğunu anlayarak sertçe yutkunmuştum. Tabiri caizse adamın üstüne çıkmıştım. Sağ bacağımsa karnının üstündeydi.
İçten içe okkalı bir küfür savurdum. Evlilik teklifinden sonra geçen bu sürede biz artık birlikte uyumaya başlamıştık. Zaman geçtikçe karşı koyulmaz hislerimizin çoğalması bizi ateş ve barut benzetmesine doğru büyük bir hızla itiyordu.
Mirza'yı uyandırmadan üstünden kalkmanın planlarını kurarken onun çoktan hareketlenen yüz hatları uyanmak üzere olduğunun habercisiydi.
Saniyeler sonra gerçekten de gözlerini açmış, kucağındaki varlığımın hissiyle direkt olarak bana bakmıştı. Benim de başım ona dönük olduğu için şu an amaçsızca birbirimize bakıyorduk.
"Günaydın." Gergince boğazımı temizleyerek oluşan sessizliği bölmek amacıyla söylediğimde gözlerimi kaçırmamak için üstün çaba harcıyordum.
"Günaydın güzelim." Diyen adam da benden farksız değildi. Zira ses tonu bu durumu çok belli ediyordu.
Garip ortamdan kurtulmayı hedefleyerek üstüne attığım ayağımı hızla geri çektiğimde Mirza'nın bir anda tüm vücudu kaskatı kesilmişti.
"Güzelim," diye dişlerinin arasından gergince söylediğinde ne yaptığımı fark etmenin şokuyla ağzım aralanmıştı. Aman Allah'ım, adamın kasıklarının üstüne sürtmüştüm resmen bacağımı.
Bir anda Mirza'nın atik bir kıvraklıkla beni belimden kavrayarak sırt üstü yatırması ve kendisinin de üstümdeki yerini almasıyla gerilme sırası bana geçmişti. Feleğim şaşmıştı saniyeler içinde.
"Yine çok güzelsin. Doğan güneşe, batan aya haksızlık yapan bir güzelliğin var ay parçam." Etkili sesiyle konuştuğunda gözlerimi kapatmamak için direniyordum. O ise bir taraftan da baş parmağıyla alt dudağımı okşuyordu.
"Aklımı başımdan alıyorsun. Sana hem dokunmak için yanıp tutuşuyorum hem de dokunmaya kıyamıyorum." Dediğinde dudaklarıyla alt dudağımı kavramış, önce emmiş ardından öpmüştü.
"Mirza..." diye inler gibi fısıldadım. Daha çok ne diyeceğimi bilmiyordum. Açıkçası ne istediğimi de bilmiyordum. Bildiğim tek şey vücudunun her kıvrımını vücudumda hissetmek beni uçsuz bucaksız uçurumlara götürüyor, ayağımın yerle olan temasını kesiyordu.
"Ay parçam..." dedi boğuk çıkan sesiyle. Ardından dudaklarının rotasına boynumu almıştı. Boynuma derin bir öpücük kondurduktan sonra burnunu boynuma yaslamış kocaman nefeslenmişti.
"Gül müsün yoksa amber mi bilmiyorum ama kokunun güzelliği beni deli ediyor." Burnunu boynum boyunca sürttüğünde kirli sakallarının tenimde bıraktığı hisse kapılarak ellerimi ensesinde kavuşturdum.
Ellerim saçlarını çekiştirerek ensesini okşadığında Mirza boğuk bir inlemeyle başını boynumdan kaldırmış, dudaklarını dudaklarıma yuvarlamıştı büyük bir arzuyla.
Sert başlayan öpüşüne ben de büyük bir ihtiyaçla karşılık verdiğimde Mirza tek elini kalçama indirerek etimi sıkıştırmıştı.
Bu hareketi içimde bir şeylerin alevlenmesine sebep olmuş, istemsiz olarak vücudumu havalandırarak ona bastırırken bulmuştum kendimi. Tanrım neler oluyordu bilmiyordum ama vücudumun verdiği tepkileri kontrol edemiyordum.
Sertleşen öpüşü beni iyice çileden çıkarttığında odada yankılanmaya başlayan tiz telefon sesiyle irkilmiştim.
"Telefonun..." nefes nefese kalmış bir biçimde Mirza'yı üzerimden atmaya çalıştığımda o beni hiç umursamamıştı.
"Mirzaa, telefonun çalıyor." Daha yüksek sesle bağırdığımda sanki rüyadan uyanıyormuş gibi irkilmiş, bedeninin bedenimle olan temasını keserek kendini yan tarafa atmıştı. Solukları iyice düzensizdi.
Ellerini saçlarına daldırarak gergince saçlarını karıştırdığında kaşları çatıktı. Zamansız gelen telefon onu sinirlendirmiş gibiydi.
"Hakkı dayı?" diye telefonu açtığında ben de yatakta oturur pozisyona gelmiştim. Hakkı dayı Mirza'nın rahmetli annesinin kuzeniydi. Fakat annesiyle kardeşten öte olduğu için hem Mirza'yı hem de Ahsen'i çok seviyordu. Bir nevi onlarla dayı yeğenden farksızdı.
"Tamam dayı, ellerinden öpüyorum. Aynur yengemin de ellerinden öpüyorum." diyerek telefonu kapattığında Mirza dağılmış haliyle bana çevirmişti bakışlarını.
Saçları fazlaca dağılmış, dudakları hafif kızarıktı öpüşmemizin etkisiyle.
"Neden aramış ki Hakkı dayı?" diye sormuştum sesime yansıyan merakı gizleme gereği duymadan. Aslında saatin kaç olduğunu bilmesem de sabah sabah niye aradığını merak etmiştim.
"Geçen ona senden bahsetmiştim, tanışmak için bizi misafirliğe davet ediyor." Dediğinde gözlerimi şaşkınlıkla aralamıştım. Bizden Hakkı dayılara mı bahsetmişti?
"Niye bahsettin ki bizden?" Sorduğum soru biraz saçma olabilirdi. Sonuç olarak evlenmek istediği kadından dayım dediği insana bahsetmişti. Fakat bir anda duyunca şaşırmıştım.
"Güzelim seni halandan istediğimde Hakkı dayının da yanımızda olmasını istiyorum." dediğinde iyice şaşkına dönmüştüm. Beni halamdan mı istemek istiyordu? Neler döndürüyordu bu adam böyle? Allah'ım, kafam iyice çorba kazanı olmuştu.
"Beni mi isteyeceksin yani?" saf ve şaşkın çıkan sesimle Mirza gür bir kahkaha patlatmıştı. Benimse kaşlarım çatılmıştı. Ciddi anlamda nasıl saçmalamaktı bu böyle? Yok, adam halanı isteyecekti Leyal!
"Meleğim benim. Ben bir duşa gireyim, kahvaltımızı yapar çıkarız. Hakkı dayı erken gelin dedi. Sabahki yakınlaşmamız beni çok etkiledi, duş şart." Dediğinde şaşkınlıktan sonunda sıyrılmayı başarmıştım. Fakat bu sefer gözlerimi kaçırmıştım. Gözlerim istemsiz olarak eşofmanından çıkan sertliğe takıldığında Mirza da bunu hissetmiş gibi öksürmüştü.
Ellerini saçlarına daldırarak dolabın önüne geçen adam havlu ve birkaç bir şey alarak banyonun yolunu tutmuştu.
Gergince boğazımı temizleyerek yatakta oturur pozisyona geçtiğimde başımı hafif bir açıyla çevirerek komodinin üstünde duran saate bakmıştım. Saat sekiz buçuktu. Pazar günü olduğundan dolayı Mirza galeriye gitmemişti.
Sevdiğim adamın bana evlilik teklifi etmesinden iki buçuk ay geçmişti. Geçen bu süreçte birçok şey değişmişti. Diğer gözümün de ameliyatı başarıyla sonuçlanmıştı. Ben artık tamamen eski görme sağlığıma kavuşmuştum. Paha biçilmez bir olaydı bu benim için. Karanlığa mahkum olduğum o kötü günlerde o kadar çok korkmuştum ki, korkularımı anlatacağım bir kelime yoktu. Tüm hayatımın tek bir renkten oluştuğu dönemleri şimdi her hatırladığımda hayatın acı bir tecrübesi olarak nitelendiriyorum. Hayat beni gözlerimle sınava sokmuştu. Şükürler olsun ki ben bu sınavdan yüzü ak çıkmıştım. Kısacık sürede siyaha mahkum olan hayatıma tekrar renkler doğmuştu. Hem de sevdiğim adam sayesinde o renkler artık eskisinden daha parlaktı.
Gözlerimi birkaç kez kırpıştırarak yaslandığım yatak başlığından ayrıldım ve ayaklarımı sarkıtarak yataktan kalktım.
Fazla vakit kaybetmeden kendi odama geçmek için hareketlendim. Madem gidilecek yerimiz vardı, benim de hazırlanmam gerekiyordu. Odama geçtiğim gibi ben de ilk olarak kısa bir duş almıştım. Artık ilkbahara doğru gittiğimiz için havalar da yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı. O yüzden hem rahat hem de şık bir kombin yapmalıydım. Zira sevdiğim adamın çok değer verdiği insanlarla tanışacaktım.
Fazla oyalanmadan geçenlerde tesadüfen karşıma çıkınca bayılarak sipariş ettiğim, şimdi ilk kez giyeceğim kruvaze yaka, midi boy, uzun kollu, kalem elbisemi giyinmekte karar kıldım. Elbise çok sevdiğim renklerden biri olan gül kurusu rengindeydi ve ben şu an bu elbiseyi iyi ki almışım diyordum. Daha sonraysa elbisenin altından giyinmek için beyaz iç çamaşır takımlarından birini ve ten renginde külotlu çorap almıştım. Ayakkabı olarak beyaz spor ayakkabılarımı tercih edecektim. Çantaysa almayı düşünmüyordum. Zaten gideceğimiz yer de ev olduğu için gerek görmemiştim.
Giyinme işlemlerim bittiğinde makyaj masasının pufuna oturarak artık bir hayli uzanan saçlarımı düzleştirmiştim öncelikle. Ardından hafif bir makyaj yapmaya karar vererek önce yüzüme nemlendirici ve fondöten, ardından gözlerime siyah göz kalemi ve rimel sürmüştüm. Dudaklarımı gül kurusu renk dudak kalemimle çevreledikten sonra içini de doldurmuş, üstüne yine gül kurusu renkli gloss sürmüştüm. Son olarak babamın ilk evlilik yıldönümlerinde anneme, annem melek olduktan sonraysa on sekizinci yaş günümde bana hediye ettiği melek figüranlı, altın kolyemi takmıştım.
Hazırlanma işlemim bittiğinde aynada son kez boydan görüntüme bakmıştım. Hem sade hem de şık ve güzel gözüküyordum. Derince iç çekerek telefonumu da alarak odadan çıktığımda Mirza'nın koridorda beni beklediğini fark etmiştim.
"Fıstığım..." ışıl ışıl gözlerle bana bakarak yanıma ilerleyen adam, yanıma ulaştığında eliyle elimi kavrayarak kaldırmış, benim dans eder gibi etrafımda dönmemi sağlamıştı.
"Çok güzel olmuşsun." Hala hayran bakışlarını üstümde gezdirdiğinde utangaç bir gülümseme armağan etmiştim ona.
"Sen de çok yakışıklı olmuşsun birtanem." Dedim ben de karşılığında. Gerçekten de siyah klasik pantolonun üstüne giydiği lacivert, uzun kollu gömlekle aşırı çekici gözüküyordu. Hele üstten açık bıraktığı iki düğme... Offf...Yakışıklı adamım.
"Güzelliğinize layık olmaya çalışıyoruz hanımefendi," dediğinde gülüşüm büyümüştü.
"Çok naziksiniz beyefendi." Dedim ben de ona. Mirza'ysa elini belime indirerek bedenimi bedenine yaslamıştı.
"Birkaç bir şey atıştırıp çıkalım o zaman?" dediğinde onu başımla onaylamıştım. O ise dudaklarını şakağıma bastırmış, derince bir öpücük kondurmuştu.
Mirza'nın dediği gibi birkaç lokma kahvaltılıklardan atıştırmış, üzerine de birer bardak çay içtikten sonra Hakkı dayılara doğru yola çıkmak için hareketlenmiştik.
Evleri şehir merkezinden uzakta olduğu için yolculuğumuz bir saatten fazla sürmüştü. Geneli sessizlikle geçen yolculuğumuzda radyoyu dinliyorduk ikimiz de. Ben aynı zamanda da başımı camdan taraf çevirerek akıp giden yolu izliyordum.
Araba demir bahçe kapısından geçerek insanın içini ferahlatan türden bir bahçenin arabalar için ayrılan kısmında durduğunda içimi çocuksu bir heyecan kaplamıştı. Mirza ve Ahsen'den isimlerini sık sık duyduğum fakat tanışmadığım bu insanlarla şimdi yeğenlerinin seçtiği eş adayı olarak tanışacaktım.
Bildiğim kadarıyla Hakkı dayı ve Aynur yengenin tek çocukları olan Boran evliydi ve Ankara'da yaşıyordu.
"Mirza..." dedim kemerini açan sevdiğim adama bakarak. Anında eli duraksayarak dikkatli bakışlarının hedefine beni almıştı. Zira sesim biraz titrek çıkmıştı.
"Noldu güzelim?" Dedi dikkatlice yüzümü izlerken bense gözlerimi kaçırmıştım.
Halimi fark eden sevdiğim adamın baş parmağı çenemi bulmuş, başımı hafif bir açıyla kaldırarak kendisine bakmamı sağlamıştı.
"Galiba, birazcık heyecanlıyım." Şehadet parmağımı baş parmağımla işaretleyerek havaya kaldırdığımda birazcık heyecanlandığımı ispatlamaya çalışıyordum. Mirza ise halime gülmekle yetinmişti.
"Güzelim, tanıştığında nasıl sevecen insanlar olduğunu sen de göreceksin, heyecan yapmanı gerektirecek hiçbir durum yok." Tane tane anlattıkları az da olsa içimi rahatlatıyordu. Yani sanırım!
"Ayrıca şu minnoş parmaklarını ısırırım," diyerek hala havada duran parmaklarımı kavramış, dudaklarına götürerek tek tek öpmüştü. Anında yüzümde güller açmıştı. Bu adam her şeyiyle benimdi.
"İnelim mi o zaman?" Arabada hüküm süren garip ama bir o kadar da sevimli ortamı bölen taraf ben olduğumda bir taraftan da elimi Mirza'nın elinden kurtararak kemerimi çözmüştüm.
"İnelim güzelim." Dediğinde ikimiz de arabadan inmiştik. Ardından Mirza Hakkı dayılar için yaptırdığımız meyve sepetini de arabanın arka koltuğundan almıştı.
Bir elinde meyve sepeti olan adam diğer eliyle benim elimi kavrayarak parmaklarımızı kenetlemişti. Ardından usulca adımlamaya başlamıştık.
Mirza kapının zilini bastıktan bir bilemedin iki dakika kadar sonra kapı aralanmış, orta boylu, saçlarının önü hafiften beyazlamış, dolu bedenli, sevecen bir kadın açmıştı kapıyı.
"Mirza'm" diyerek gözlerinden ışıltılar çıkmıştı kadının. Mirza'yı gerçekten çok sevdiği belliydi.
"Aynur yengem..." Mirza da aynı sevecenlikle karşılık verdikten sonra eline uzanarak öpüb alnına dokundurmuştu. Ardından sımsıkı sarılmışlardı birbirlerine.
"Tanıştırayım sizi. Aynur yengem bu benden ismini defalarca kez duyduğunuz, canımın diğer yarısı olan kadın. Leyal..." Mirza'nın beni tanıştırma şekli beni çokça utandırdığında ne yapacağımı bilemez bir hale bürünmüştü. Canımın diğer yarısı... ne de özeldi
"Bu da benim biricik, pamuk yengem Aynur" dediğinde fazla beklemeden ben de tıpkı Mirza gibi Aynur yengenin elini öptüm. Ardından bana sarılan kadınla ben de ona sarılmıştım.
"Hoş gelmişsin Leyal kızım. Maşallah pekte güzelsin." Gülerek bana dedikleriyle artık yanaklarımın al al olduğundan emindim.
"Çok hoş buldum, teşekkür ederim." nazikçe mırıldandığımda gözlerimi de kaçırmam kaçınılmaz son olmuştu benim için. Ne zordu bu gelin muhabbetleri. Bir de daha yolun başındaydık değil mi? Bunun istemesi, düğünü vardı...
"Buyurun hele içeri. Kapıda kaldık. Hakkı dayınız da sabırsızlıkla sizi bekliyordu." Diyerek önden adımlayan Aynur yengenin hemen ardından biz de adımlamıştık.
Uzun sayılacak bir koridordan geçtikten sonra genellikle beyaz, bej gibi açık renklerin hakim olduğu salona varmıştık. Açık kahve bej renklerinin karışımından oluşan koltukta oturan, uzun sayılacak bir boya sahip, dolu ve yapılı vücuda sahip, kır saçlı Ahsen'in gözlerine benzeyen yeşil gözleriyle anında bizi fark eden Hakkı dayı olduğunu tahmin ettiğim adam bizi görünce direkt ayağa kalkmıştı.
"Hoş geldiniz çocuklar." Diyen adamın elini öperek ona sarılan Mirza'nın ardından ben de aynı şekilde yapmıştım.
"Hoş buldum Hakkı dayım." Mirza çok içten şekilde konuşuyordu onlarla. Onları ne kadar çok sevdiği her halinden belliydi.
Ardından biz de koltuklara oturmuştuk. Aynur yenge de gelip Hakkı dayının yanında kurulmuştu.
"Nasılsınız bakayım çocuklar?" diyen Hakkı dayı olmuştu.
"İyiyiz dayım, sizleri gördük çok daha iyi olduk. Siz nasılsınız?" diye sormuştu yanımda oturan adam. Benimse heyecanım hala devam ediyordu.
"Bizler de iyiyiz çok şükür. Hayırlı bir işe doğru adım attığınızı duyduk, çok daha iyi olduk." Hakkı dayının sözleriyle başımı istemsizce aşağı eğmiştim. Heyecan ve utanç karmaşası hislerim yüzünden her an baygınlık geçirme ihtimalim yükseliyordu.
"Ben bir kahve yapayım, muhabbete kahve eşliğinde devam edelim." Diyen Aynur yengenin ayaklanmasıyla ben de oturduğum koltuktan kalkmıştım.
"Ben de size yardım edeyim Aynur yenge." Diyerek ona taraf adımlamıştım. Hem belki bu vesileyle utangaçlığımdan kurtulurdum az da olsa.
"Yok kızım, zahmet etme sen. Ben hallederim." Diyen Aynur yengeyi tabii ki de dinlemeyerek arkasından adımlamaya başlamıştım.
"Hiçbir zahmeti yok efendim." Gülümseyerek gözlerinin içine baktığımda bir taraftan da ilerliyorduk.
"Madem öyle gelinimizin elinden içeriz kahvemizi biz de." Mutfağa vardığımızda Aynur yengenin dedikleriyle utansam da belli etmemeye çalışıyordum.
"Tabii ki, kahve ve cezvenin yerini gösterin yeter." dediğimde Aynur yenge gerekli malzemelerin yerini göstermişti bana.
"Nasıl içersiniz kahveyi?" diye sormuştum bir taraftan da kahve yapma hazırlıklarına başlayarak.
"Hakkı dayın da ben de sade içiyoruz kızım." dediğinde iki sade, iki orta şekerli kahve yapmam gerektiğini anlamam uzun sürmemişti. Zira Mirza da ben de kahveyi orta şekerli severdik.
Dakikalar sonra kahveler hazır olduğunda Aynur yengenin gösterdiği sunum fincanlarını ve su için bardakları çıkarmıştım. Önce tepsiye fincanları dizerek bol köpüklü olan kahvelerimizi dökmüş, ardından su bardaklarına su koymuştum. O esnada da Aynur yengenin her kahve fincanın yanına biri fıstıklı, biri limonlu olmak üzere ikişer lokum koymuştu.
"Aferin kızım sana, pek köpüklü oldu kahvelerin. Ellerin dert görmesin" Gerçekten de beğendiği ses tonuna yansırken içten içe sevinerek gülümsedim.
"Çok teşekkür ederim, beğenmeniz beni çok mutlu etti." dedikten sonra kahveleri soğutmadan tepsiyi kavrayarak salona doğru ilerlemeye başlamıştım. Aynur yenge de hemen yanımdan ilerliyordu.
Salona vardığımız gibi ilk önce Hakkı dayı ve Aynur yengenin kahvelerini uzatmıştım.
"Ellerine sağlık kızım." Diyen Hakkı dayıya ufacık gülümsedim.
"Afiyet olsun." diye mırıldandıktan sonra tepsiyi sevdiğim adama uzatmıştım.
"Eline sağlık güzelim." Diyen adam beni utandırdığında bakışlarımı kaçırarak teşekkür eder gibi mırıldanmıştım. Normalde bu kadar utanmıyordum fakat Hakkı dayı ve Aynur yengenin yanında istemsiz olarak gelişiyordu utanç duygusu.
Mirza da kahvesini aldıktan sonra ben de yerime geçerek kendi kahvemi almış, ardından boş tepsiyi sehpanın üstüne bırakmıştım.
"Mirza oğlumun da Ahsen kızımın da bu evde bir sürü anıları var." Kahvesinden bir yudum alarak kısa süreli sessizliği bozan Hakkı dayıyla dikkatimi ona yöneltmiştim.
"Küçük veletlerdiler yazın buraya gelir, oğlum Boran'la hiç bıkmadan, usanmadan oynarlardı." Boran Mirza'dan iki yaş büyüktü. Mirza'nın doğum günü partilerinin birinde tanışmıştım onunla ilk kez. Her ne kadar Ankara'da yaşasa da hem Mirza hem de Ahsen'le sıkı dostlukları vardı.
Hatta üç sene kadar önce Boran'ın düğününe ben de katılmıştım. Karısı Hayat da kızıl kahve karışımı saçlı, açık kahve gözlü, beyaz tenli, burnunda ve elmacıklarında hafif çiller serpiştirilmiş çok güzel bir kadındı.
"İyi hatırlıyorum bir keresinde Ahsen kızım düşerek kolunu incitmişti. Boran ve Mirza da suçu birbirlerine atarak kavga etmişlerdi." Yüzümüzde gülücükler oluşturuyordu Hakkı dayının anlattıkları anılar.
"Zaman işte gelip geçiyor. Daha dünkü çocuklar, bugün birer aile, meslek sahibi. Boran'ım ve Ahsen'im evlendi, yuvalarında mutlu olduklarını biliyorum. Siz de Allah'ın izniyle yuvanızı kurun, huzurunuzu, mutluluğunuz göreyim. Yaşlı kalbim bu hayattan başka bir şey istemez. Bu hayattan göçüp gittiğimde de gözlerim arkada kalmaz." diye devam ettiğinde istemsiz olarak gözlerimin dolmaya başlamıştı. Her yaşlı büyük gibi evlatlarının mutluğunu görmek istiyordu.
Babam gibi... Babam da mutlu olur muydu acaba şimdi? Benim böylesi mutlu olduğumu görerek, gerçek aşkı, gerçek sevgi ve saygıyı bularak mutlu olduğu bilse o da annem de mutlu olurlar mıydı?
"Yok öyle göçüp gitmek lafları Hakkı dayı. Duymayayım bir daha. Maşallah sen bizlere taş çıkartırsın. Allah seni başımızdan, büyüklüğünü üstümüzden eksik etmesin." Mirza'nın sözlerine en içten şekilde amin demiştim. İlk kez tanışıyor olsam da çok sevmiştim bu yaşlı çifti.
"Sağ olasın evlat." diye yanıtlamıştı Hakkı dayı Mirza'nın sözlerini...
Aradan geçen saatler boyunca bol bol sohbetler etmiştik. Sık sık eskiler konuşulmuştu. Hakkı dayı hem Mirza ve Ahsen'in çocukluğundan bahsetmişti. Hem de Mirza'nın annesi ve kendisinin çocukluk yıllarından sohbetler etmişti.
Daha sonraysa ben Aynur yengeye sofrayı kurmakta yardım etmiştim. Cacık, Biber dolması, Ezo gelin çorbası, İmambayıldı, Gavurdağ salatası yapan Aynur yenge tüm maharetlerini konuşturarak güzel lezzetler döktürmüştü. Hele tatlı olarak yaptığı sütlaç da vardı. Mirza sütlaç yemeği çok severdi. Aynur yenge de onun sevdiği için yaptığını vurgulamıştı.
Masaya geçtiğimizde Hakkı dayı masanın başında, sol tarafındaysa Aynur yenge oturmuştu. Mirza Hakkı dayının sağında, Mirza'nın hemen yanındaysa ben oturmuştum.
Ara ara konuşmaların da geçtiği yemek genel olarak keyifliydi. Yemeklerinse tadı gerçekten muhteşemdi. Aynur yenge ciddi anlamda çok maharetliymiş.
"Gelelim sizi buraya çağırmamın asıl amacına." Dudaklarının kenarını peçeteyle sildikten sonra masadaki kısa süreliği sessizliği bozan Hakkı dayıyla, içtiğim su bardağını masaya bırakarak dikkatimin hedefine onu almıştım. Acaba amaç derken neyden bahsedecekti?
"Ne zaman düşünüyorsunuz Mirza oğlum isteme işlerini başlatmayı?" Diyen yaşlı adamla gözlerimi şaşkınlıkla aralamıştım. Kesinlikle böyle bir soru beklemiyordum. Hem biz daha kendi aramızda da konuşmamıştık ki bu konuları. Ayrıca beni halamdan isteyecekti, önce halamlarla da konuşmamız gerekiyordu.
"Biz bu konuyu hiç konuşmadık aslında dayı," diyen Mirza gergin bakışlarının hedefine beni almıştı. Onun da benden farkı yoktu.
"E oğul, bana kızı isteyeceğiz. Senin istemeni istiyorum dedin ya." Kaşları çatılan Hakkı dayının sesi fazlasıyla huysuz çıkmıştı. Anladığım kadarıyla dayı hemen yarın isteme olacak sanmıştı! Ahh Mirza, benimle konuşmadan nasıl böyle şeyler yaparsın anlamıyorum ki.
"Yani Hakkı dayı dedim ama haberin olsun diye dedim sadece. Net bir tarih henüz belli değil diye de demiştim aslında." Eliyle ensesini kaşıyan adamın dedikleriyle Hakkı dayı hoşnut olmuşa benzemiyordu.
"Hayırlı işin süresini uzatmazlar çocuklar. Size iki hafta süre veriyorum. Yapın hazırlıklarınızı Leyal kızımı istemeye gidiyoruz." Gülerek diyen Hakkı dayıyla fal taşı misali açılan gözlerimle bakışlarımı Mirza'ya çevirmiştim. O da benden farksız aynı şaşkınlıkla bana bakıyordu.
"Ama dayıcım daha halamla bile konuşmadım..." cılız çıkan sesimle dediklerime devam etmeme izin vermeyen şey yine Hakkı dayı olmuştu.
"İki hafta konuşmanız için gayet makul bir süredir kızım." Diyen Hakkı dayının geri adım atmak gibi bir niyeti yoktu anladığım kadarıyla.
"Ama..." dediğimde yine devam edememiştim. Zira bu kez izin vermeyen taraf Aynur yengeydi.
"Aması falan yok. Dayınız haklı çocuklar. Gerekirse halanla ben konuşurum kızım. Hiç tasa etmeyin böyle şeyleri. Siz kendi hazırlıklarınızı yapın." diye konuşan kadınla artık dört koldan sarıldığımızı anlayarak bakışlarımı Mirza'ya çevirerek susmayı tercih etmiştim.
Bu tatlı çiftin bizi dinleyecek niyeti yok gibiydi.
Yepyeni bir heyecan dalgasına kapıldığımda halamın bunu duyunca vereceği tepkileri, isteme hazırlıklarını düşünmeye başlamıştım bile. Üstelik isteme Adana'da gerçekleşecekti. İki hafta tüm bunlara yetecek miydi?
Ah be Hakkı dayı ahh, yaktın bizi... iki ayağımız bir pabuca girecek şimdi...
*******
17.07.2023
Huh! Bölüm bitti nihayet
Düşüncelerinizi buraya alayım lütfen.
Hakkı dayının son sahnedeki atağı nasıldı sizce? Yavaştan düğün hazırlıklarına başlıyoruz. Düğün abiyelerinizi seçmeye başlayın :)))
Peki istemede neler olacak acaba? Tahmin ve düşüncelerinizi buraya alabilirim.
Son olarak oy ve yorumlarınız çok değerli, lütfen eksik etmeyin...
Sağlıkla ve huzurla kalın...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |