
🌾
••••
*Sevdiğin bir şarkıyı kendin açıp dinlemekle radyoda denk gelmek arasında çok fark vardır. Radyoda denk gelince tadına doyamazsın. Aşk da öyle işte, arayarak bulamazsın. Tesadüfen o seni bulur...
Leyal'den:
***********
Hayat gerçek anlamda sürprizlerle dolu, her an ne yaşayacağının asla belli olmadığı bir kavramdı. Son zamanlarda yaşadığım şeyler, değişen gündemim, hiç planımda olmayan, hiç aklıma gelmeyen şeylerin başıma gelmesi bunun en basit ispatıydı.
Garipti... hem de gerçek anlamda garipti. Daha aylar önce tüm odağımda babam vardı, onun sağlık durumu, onu iyiliği. Onun için kabul etmiştim hiç tanımadığım, neredeyse hiç görmediğim bir adamla görüşmeyi.
Fakat bir anda tepetaklak olmuştu her şey. Tüm dünyam simsiyah bir boşluktan ibaret oluvermişti. Kendimi idare edemez hale gelmiştim. Yaşadığım o zorlu süreç hiç şüphesiz hayatımın en zor dönemiydi.
Ama hayat bununla da yetinmemişti. Uğruna her şeyi göze aldığım, sevgisi olmadan yaşayamam dediğim adamı almıştı benden hiç acımadan. Babamı almıştı benden. Hem de onu son kez göremeden, sesini duyamadan, kokusunu soluyamadan almıştı benden.
Sonra yavaş yavaş hayat çarkım tersine dönmeye başladı. Mirza, güzel adamım. Güzel kalpli sevgilim. Dünyamda oluşan tüm boşlukları kalbinin güzelliğiyle doldurmuştu. Ona geç kalmama rağmen hem de...
Hayatın sürprizlerle olduğunu dedim ya, en büyük sürprizlerden birini de bana evlilik teklifi yaptığında yaşamıştım. Hiç beklemediğim bir anda, daha gözlerim bile tam iyileşememişken yapmıştı bu teklifi.
Şimdiyse kız isteme sürecine girecektik. Heyecan tüm vücudumu esir almıştı. Hakkı dayılardan geldikten sonra halamı aramış, durumları anlatmıştım. Halam önce şaşırmış, ardından telaşlanmıştı. Kapatmadan önceyse talimatlarını vermeyi es geçmemişti. Şöyle ki iki hafta sonrası için bir gün belirlemiş, bizimse en az bir hafta önceden oraya gelmemizi vurgulamıştı.
"Leyal," diye kulaklarımı dolduran sevdiğim adamın sesiyle oturduğum koltukta sıçrayarak dikleşmiştim istemsiz olarak.
"Ne oldu güzelim? Seslendim cevap vermiyorsun?" Dikkatli bakışları yüzümü çepeçevre sardığında elindeki dumanı tüten kupalarla birlikte yanımdaki boşluğa kurulmuştu.
Hakkı dayılardan geldikten sonra üzerimize rahat bir şeyler giyinmiş, salona inmiştik. Halime teyze Adana'ya gitmişti. Lale teyzeyse bizimle olan anlaşması bittiği için, işten ayrılma kararı almıştı.
"Öyle ekstra bir şey düşünmüyorum, kız isteme falan işte, bildiğin konular dönüp duruyor beynimde," dudaklarımı bükerek konuştuğumda Mirza yüzünde oluşan küçücük gülümsemeyle elindeki kupaları önümüzde duran sehpanın üstüne bırakmış, ardından koca elleriyle yanaklarımı kavrayarak okşamaya başlamıştı.
"Güzel sevgilim benim," diye içten bir giriş yaparak içimi sıcacık ettiğinde dudaklarını alnıma bastırmış, ardından tekrar gözlerini gözlerime çevirmişti.
"Canını sıkacak hiçbir şey olmasın. İki hafta süremiz var. Bir hafta buradaki işlerimizi halleder, gideriz Adana'ya. İkinci hafta da orada yetecek bize inan." Dediğinde bir taraftan da baş parmaklarının iç kısmını elmacık kemiklerimde gezdiriyordu okşar gibi.
"Her şeyi en güzeli olacak şekilde halledeceğiz. Lütfen canımızı sıkma." Diyerek dudaklarını tekrar alnıma bastırarak sevgisini mühürledi. Canımızı sıkma... canım canıydı bunu artık çok iyi biliyordum.
"Peki... haklısın," diye mırıldandım dilimi kuruyan dudaklarımın üstünde gezdirerek, anında bakışları dudaklarıma inmiş, dilimin hareketini gözleriyle takip etmişti.
"Bize kahve yaptım, seninkini sütlü." Göz kırparak dediğinde gülümsedim. Sütlü kahve içmeyi severdim, özellikle de hava kararınca.
"Teşekkür ederim canımın içi," en içten gülümsememle yanağına derin bir öpücük kondurduğumda gözlerinden çıkan ışıltılarla beni izlemişti.
Ardından ikimizin de kahvesini alarak, onunkini ona uzatmıştım. Kahvemden kocaman bir yudum aldığımda, boğazıma yayılan sıcaklık beni yeterince tatmin etmişti.
Arayı fazla açmadan bir koca yudum daha aldığımda lezzetli tat ile gözlerimi kapatmıştım. Kahve ve süt kesinlikle birbirleri için yaratılmış gibiydi. Hızımı alamayarak bir koca yudum daha aldığımda kahvemin artık yarısını bitirmiştim. Lezzetini göstermek istiyormuş gibi dudaklarımdan mırıltılar döküldüğünde Mirza pür dikkat beni izliyordu.
"Kendi yaptığım kahveyi kıskanıyorum şu an." Elimden aniden çekilen kahveyle anında gözlerimi açtığımda Mirza söylenerek kahveyi tekrar sehpanın üstüne bırakmıştı.
"Ne?" Dedim şaşkınlıkla.
"Anasını sattığımın kupası dudaklarına benden daha yakın." Diye söylenmeye devam ettiğinde ben daha ne olduğunu anlayamadan Mirza hızlıca elini enseme atarak beni kendine çekmiş, ardından büyük bir ihtiyaçla dudaklarıma kapanmıştı.
Sertçe alt dudağımı emerek başladığı öpüşüyle içimde sanki sıcak bir şeyler hareket ediyordu. Sertçe dudaklarımı çekiştirmeye başladığında anın büyüsüne kapılarak ellerimi ensesine atmış, saçlarını çekiştirmiştim.
İkimizden de çıkan sesli inlemeler odayı doldurduğunda Mirza'nın elleri kalçama ulaşmış, beni kalçalarımdan kavramıştı. Ne yapmak istediğini anladığımda ona yardım ederek kucağında oturmamı sağlamıştık. İki bacağım, biri onun sol diğeri sağ tarafında olmak şeklinde kucağına yerleştiğimde öpüşmemiz duraksamamız, aksine daha da sertleşmişti.
"Ahh bebeğim..." diyerek dudaklarımdan dudaklarını koparan adam nefes almama alan tanıdığında duraksamayarak bu kez dudaklarının rotasına boynumu almıştı.
Boynumu seri biçimde öpücükleriyle doldurduğunda dudaklarımın arasından kaçan inlemelere engel olamayarak boynumu geri yatırdım ona daha fazla alan açmayı hedefleyerek.
Boynumdaki belirli bir noktayı dudaklarının arasına sıkıştırarak emdiğinde istemsiz olarak kendimi altında hissettiğim sertliğine bastırmıştım. Yaptığım bu küçük hamleyle Mirza sesli bir şekilde inlemişti.
"Leyal, güzel kadınım." İnleyerek başını boynumdan çektiğinde gözlerini gözlerime çevirerek elleriyle mor tişörtümün eteğine kavramış, gözlerimin içine bakıyordu.
Tişörtü çıkarmak için izin istediğini anlamıştım.
"Mirzaa..." diye inleyerek kendimi sertliğine doğru ittiğimde kollarımı da yukarı kaldırmıştım.
Yaptığım hamleyle Mirza izin verdiğimi anlayarak tişörtü saniyeler içinde vücudumdan ayırarak koltuğun üstüne fırlatmıştı. Şimdi karşısında siyah sütyenimle kalmıştım.
"Güzeller güzelim." Beni tutku dolu bakışlarla süzdüğünde utanarak gözlerimi kaçırmıştım, sanki az önce kendimi ona bastırmıyormuşum gibi. Bana ne olmuştu bilmiyordum. İçimde fırtınalar kopuyor, tüm vücudum deli gibi bana dokunmasını, beni öpmesini istiyordu.
Ellerini sırtıma yerleştirerek beni biraz daha kendine çektiğinde burnunu sütyenimden taşan göğüslerimin arasına sokmuştu.
Burnunu tenime sürttüğünde sakallarının tenimde bıraktığı hisse kapılarak ellerimle omuzlarına tutundum büyük bir ihtiyaçla. Tanrım, bunlar nasıl yoğun duygulardı böyle?
"Kokun cennetten gelmiş gibi." Mırıldanarak dudaklarını sütyenden açıkta kalan kısımlara bastırdığında başımı geriye doğru atmıştım. O ise bir taraftan göğüslerimi, gerdanımı öpüyor, diğer taraftan boylu boyunca çıplak sırtımı okşuyordu.
Ben de avuçlarımın içinde onun tenini hissetmek istiyordum.
"Mirza," diye inledim kısık sesle ellerimi omuzlarından alarak tişörtünün eteğini kavradığımda.
"Çıkaralım şunu." Normalde utançtan dolayı asla kuramayacağım iki kelime dudaklarımın arasından benden bağımsız döküldüğünde Mirza ikiletmeden tişörtünden kurtularak benimkinin yanına fırlatmıştı.
Kavruk teni, ben buradayım diye bağıran kasları gözlerimin önüne serildiğinde sertçe yutkunmuştum. Görüntü fazlasıyla iştah kabartıyordu.
Ellerimi göğüs kafesine sürterek tenini okşadığımda Mirza koltuğa iyice yaslanarak başını koltuk başlığına yaslamış, hemen ardından beni de belimden kavrayarak büyük bir hızla vücuduna çekmişti. Göğüslerim tenine dokunduğunda dayanamayarak dudaklarımı dudaklarına bastırarak bu kez ben emmeye başladım onun alt dudağını.
Aynı açlıkla bana karşılık verdiğinde istemsiz olarak kendimi ona bastırıyordum. Dakikalar sonra nefessiz kalarak dudaklarından koptuğumda başımı omuzuna yaslamış, düzensiz nefeslerimi kontrol altına almaya çalışıyordum.
Mirza da benden farksız olduğunda beni sarmalayan elinin parmakları hala tenimi okşuyordu.
Biraz daha zaman geçtiğinde vücudumdaki istek yavaş yavaş kendini utanca bırakmıştı. Ben az önce hem kendi hem de onun tişörtünü çıkarmaya izin vermiştim değil mi?
"Leyal," hala tutku dolu sesi kulaklarıma dolduğunda başımı biraz daha soktum boyun girintisine. Boğazına dağılan nefeslerim tenine çarparak bana geri geliyordu.
"Sen benim dünyamın en büyük ışık kaynağısın güzelim. Sensiz her şey soluk ve karanlık olur." Diye duygu yüklü sesle konuştuğunda boşta kalan eliyle yanağımı okşamaya başlamıştı.
Fakat ben tüm vücudumu saran utanç dalgası yüzünden bir an önce giyinerek kucağından kalkmak istiyordum.
"Şeyy, giyinsek mi artık?" Kurduğu romantik cümleye verebileceğim en odun cevabı verdiğimde Mirza'nın gülüşü dudaklarımı doldurmuştu.
"Utandın mı yoksa?" Diyerek parmağını çeneme iliştirerek başımı yasladığım kuytudan çıkarmak istediğinde buna izin vermeyerek iyice boynuna sokulmuştum.
"Yaa Mirza..." dedim nazlı nazlı. Gerçek manada hiç tatmadığım binlerce farklı duyguyu aynı anda yaşıyordum şu an. İşin garip yanı o duyguların hepsi birbirinden güzeldi.
"Mirza'nın nazlı bebeği, Mirza'nın güzeli, Mirza'nın kalbi." Diyerek şakağıma öpücükler kondurduğunda ses tonu da epeyce keyifliydi.
"Giyinelim ama," uzatarak dediğimde hala güldüğünü anlayarak ben de güldüm.
"Giyinelim fıstığım," diyerek eliyle benim tişörtümü kavradığında vücudumu da usulca uzaklaştırdı vücudundan.
Gözlerini son bir kez çıplak bedenimde dolaştırarak üzerimden çıkardığı tişörtümü tekrar giydirdiğinde derin bir nefes alarak kastığım vücudumu rahatlatmıştım.
Ardından kendi tişörtünü almak için hareketlendiğini anlayarak ona izin vermemiş, koltukta duran siyah tişörtünü kavramıştım. Tişörtü düzelterek başından geçirip ona giydirdiğimde hayran bakışlarla beni süzerek kollarını oynatmış, onu giydirmeme yardımcı olmuştu.
"Ben bir banyoya geçeyim." Diyen adamı başımla onayladığımda beni kucağından hiç zorlanmadan alarak koltuğa bıraktıktan sonra dudaklarıma son bir kez öpücük kondurarak banyoya doğru gitmişti.
Bense oturduğum koltuğa iyice yerleşerek düzensizleşen nefeslerimi kontrol altına almaya çalışıyordum. Bir taraftan da yarısını bitirdiğim kahveyi alarak dek dikişte içtim. Biraz ılıklasa da bunu sorun etmemiştim.
Ardından Mirza'yı beklerken telefonumla kurcalanmayı amaçlayarak sehpanın üstüne bıraktığım telefonu kavradım. Şifremi girerek kilidi açtığımda ana sayfaya düşen bilmediğim bir numaradan olan bildirimle gerilmiştim.
Derin bir iç çekerek bildirimi tuşladığımda, gördüğüm mesajla gözlerim yuvalarından fırlayacak kadar açılmıştı.
*+90 507...: Merhaba Leyal, her ne kadar benimle konuşmak istemeyeceğini tahmin etsem de ben konuşmak istediğim için yazdım. Seninle mutlaka buluşarak konuşmamız gerekiyor. Eğer sen de istersen yarın buluşalım. Yekta
İyice gerginlikle dolup taştığımda nefes alamadığımı hissederek telefonun kenardaki tuşuyla ekranı kararttım. Elimi gerginlikle boğazıma sardığımda ne yapacağımı bilemez olmuştum.
Hangi yüzle mesaj atıyordu o bana? Babama yaptıklarını bilmediğimi mi sanıyordu? Onun yüzündendi her şey. O aniden hayatıma girmek istemeseydi ben zor durumda kalmayacak, dalgınlıkla merdivenlerden düşmeyecektim. En önemlisiyse babam böyle olmayacaktı.
Daha yeni oturduğum koltuktan kalkarak odada volta atmaya başladım. Aslında ayaklarım benden bağımsız hareket ediyordu. Tam her şey bir şekilde yoluna giriyor diye düşünürken bu nereden çıkmıştı şimdi?
Bir tarafım da ondan hesap sorma düşüncesiyle doluydu. Mesajı yanıtlamalı mıydım? Onunla buluşmalı mıydım? Yoksa engelleyip hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi mi davranmalıydım?
İç yanağımı sertçe ısırdığımda gözlerimin önü kararmaya başlamıştı amaçsızca odada attığım ileri geri adımlar yüzünden. Nefeslerim de iyice düzensizleştiğinde aklımda dönen tek şey Yekta'nın babama yüklenmesiydi. Zira eğer babam konusu ortada olmasaydı, ben o mesajı gördüğüm anda engellerdim numarayı.
Fakat babamın hesabını sormalıydım o şeref yoksunu züppeye. Yoksa iki cihanda da içim asla ama asla soğumayacaktı.
Dakikalar önce kalktığım koltuğun başlığına tutunarak soluklarımı düzene sokmaya çalıştım. Fakat olmuyordu, istemsiz olarak gözlerimin önüne merdivenlerden düşmem, kapkaranlık zamanlarda yaşadıklarım, babamı kaybedişim geliyordu. Yekta'nın uğursuz mesajı beni aylar önceye, o karanlık dönemlerime geri götürmüştü sanki.
Elimi istemsiz olarak tişörtümün yakasına ulaştırarak yakamı aşağı doğru çekiştirmeye çalıştım. Ciddi anlamda nefes alamıyordum ve başım dönüyordu. Kulaklarım uğulduyor, boğazım düğüm düğümdü. Ağlama gerekiyordu, ağlarsam rahatlardım biraz biliyordum, fakat ağlayamıyordum.
Ben o hastane odasında kapkaranlık bir dünyaya gözlerimi açtığımda tesellimi babamın kollarında bulmak istemiştim. Ama onu da çok görmüşlerdi bana. Ben babama son kez sarılamayarak kaybetmişim onu. Hem de bunun haberini öyle savunmasız bir durumda almıştım ki... Mezarına bile gittiğimde tüm dünyam kapkaranlıktı.
"Leyal," diye bağıran tandık sesi duysam dahi tepki veremiyordum. Ağzım konuşmak için aralansa da, kelimeler bir türlü dökülmedi dudaklarımın arasından.
"Güzelim, ne oldu sana?" diyerek omuzlarımdan kavrayan adam beni sarsıyordu. Fakat ben iyice nefes alamaz hale gelmiştim.
"Nefes al güzelim, nefes al canımın içi." Endişeyle gözlerimin içine bakan adama çevirdim ben de bakışlarımı.
"Hadi güzelim, birlikte nefes alalım. Hadi," derince nefes alarak benim de yanaklarımı kavradığında ben de yavaş yavaş ona ayak uydurmaya çalıştım. Aklımdan her şeyi silmeli ve sevdiğim adama odaklanmalıyım diye telkinlerde bulundum kendi kendime.
"Aferin benim canparem'e. Biraz daha nefes alalım. Hadi," Mirza şefkatli sesiyle konuşurken parmaklarının uçlarıyla da yanaklarımı okşuyordu. Derin bir nefes alıyor, sonra benim de almamı bekliyordu. Ardından onun gözetimiyle ikimiz de aynı anda veriyorduk aldığımız nefesleri.
"Hadi, bir kez daha," dediğinde artık kaç kere yaptığımızı bile hatırlayamadığım nefes alma işlemini bir kez daha uyguladık.
Mirza gerçekten de bana iyi gelmiş, kendimi daha iyi hissetmeme neden olmuştu.
"İyi misin?" diye sordu hala endişeli bakışları yüzümü turladığında.
"İyiyim," diye mırıldandım sonunda nereye kaçtığını bulabildiğim ses tonumla.
"Gel otur şöyle, su getireyim sana." Beni usulca koltuğa oturtmuş, kendisi hızlıca mutfağa doğru koşmuştu.
Saniyeler sonra elinde bir bardak dolusu suyla gelerek yanımdaki boşluğa aramızda mesafe bırakmayacak şekilde oturdu.
"Al iç biraz," bardağı dudaklarıma yaslayarak eğdiğinde ben de içindeki serin sudan aldım kocaman bir yudum. Birkaç saniye sonra bir koca yudum daha alarak başımı yeterli demek istiyormuş gibi geri çektim. Su gerçekten de kuruyan dudaklarıma ve boğazıma iyi gelmişti.
Mirza yarısından fazlası dolu kalan bardağı sehpanın üstüne bıraktığında soru dolu bakışlarını yüzüme çevirdi tekrar.
"Niye öyle oldun sen? Kötü bir haber mi aldın? Ya da bir yerine ağrı falan mı girdi?" dediğinde sertçe yutkunmuştum ne diyeceğimi bilemeyerek.
"Hayır, kötü bir haber almadım. Bir yerim de ağrımıyor." Dediğimde Mirza iyice endişelenmişti. Bense ne diyeceğimi bilemiyordum. Mesaj konusunu bir karara varmadan ona söyleyemezdim. Çünkü hemen onu arayarak ortalığı birbirine karıştıracaktı.
"Peki, niye öyle oldun o zaman?" Diye sorduğunda gözlerimi kaçırmıştım. Ciddi anlamda çıkmaz sokakta mahsur kalmış gibi hissediyordum.
"Leyal," dedi baş parmağını çeneme iliştirerek tekrar ona bakmamı sağladığında.
Gözlerimi gözlerine diktiğimde gözlerinde gördüğüm endişe ve korku elle tutulur cinstendi.
"Az önceki yakınlaşmamızdan mı rahatsız oldun yoksa?" Sertçe yutkunarak verdiği soruyla yüzü de acı çeker gibi bir hal almıştı. Bense sorduğu soruyu kavradığımda hafif çaplı irkilme yaşamıştım.
Tanrım, ondan rahatsız olduğumu düşünmüştü.
Bu işe bir an önce el atmasam işler hiç istemediğim yerlere doğru gidecekti.
"Hayır, hayır." Dedim hızla başımı da iki yana doğru şiddetle sallamayı es geçmeyerek.
"Senden rahatsız olmam ben sevgilim. Aksine çok mutluyum seninle yaptığım her şeyden." Ellerimle yanaklarını kavrayarak sakallarını okşadığımda Mirza derince iç çekmişti.
"Emin misin?" diye sordu hala inanmadığını, ama inanmak istediğini belli eden nitelikte bir ses tonlamasıyla.
"Hiç bu kadar emin olmamıştım birtanem." Dedim hafif gülümseyerek.
"O zaman, ne oldu anlat. Niye öyle oldun. Panik atak geçiriyordun neredeyse Leyal?" Ses tonundaki korku içimi burkmuştu. Az buz şey yaşatmamıştım ona. Neredeyse ölümden, ömür boyu engelli kalmaktan aylar önce çok uğraşlar sonucu kurtulmuştum. O yüzden hak veriyordum ona da, saf korkusuna da.
"Ben bu isteme, düğün işini düşününce aklıma babam geldi. Yani onsuz olacak ya hepsi. Bilmiyorum biraz fazla düşününce ağlayasım geldi ama ağlayamadım. Bir anda da öyle oldum işte, ben de anlamadım ki." Dedim sonunda doğru düzgün bir açıklama yapmayı başardığımı umarak.
"Gel buraya güzelim." diyerek beni göğsüne çeken Mirza'yla hiç vakit kaybetmeden ona sığındım. Başımı boynuna gömerek kollarımı vücuduna doladım. Dudaklarının baskısını saçlarımın arasında hissettiğimde gözlerim kapanmıştı benden bağımsız.
Mirza benim için huzurun ta kendisiydi. Ona yalan söylemenin suçluluğunu yaşasam da buna mecbur olduğumun da farkındaydım. Çünkü daha ne yapmalıyım, nasıl bir yol izlemeliydim ben bile bilmiyordum.
"Haklısın bebeğim, ben de çok isterdim babanın yanımızda olmasını. Ama hayat her zaman bizim planladığımız gibi gitmiyor, bazen kendi rotasıyla bizler için yol çizmeyi seçiyor. O yüzden bir daha bu kadar düşünerek kendini bu hale sokma lütfen. Daha yeni neler atlattın biliyorsun." Vücutlarımızı ayırarak alınma bir öpücük kondurduktan sonra dikkatli bakışlarla yüzümü izlemeye başladı.
"Haklısın, ben seni de korkuttum. Özür dilerim." Diye mırıldanarak gözlerimi kaçırdığımda Mirza baş parmağıyla çenemden kavrayarak tekrar ona bakmamı sağladı.
"Özür dilemeni gerektirecek hiçbir durum yok meleğim. Sen iyiysen gerisi hiç önemli değil. İyisin değil mi? İstersen hastaneye gidelim?" Baş parmağı narin dokunuşlarla çenemi okşuyordu.
"Hiç gerek yok hastaneye, iyiyim ben. Sadece sana sarılarak uyumak istiyorum." Dediğimde güzel gülüşü yüzüne yayılarak içimi sıcacık etmeye yetmişti.
"İstemen yeterli güzelim." Diyerek ayağa kalktığında, benim kalkamama fırsat vermeyerek beni kucağına almıştı.
İtiraz etmeyerek kollarımı boynuna dolayarak ona sokuldum iyice.
"Seni çok seviyorum Mirza," diye mırıldandığımda Mirza duraksayarak gözlerimin içine bakmıştı.
"Ben de seni çok seviyorum gözbebeğim." Diyerek alnımla saçlarımın kavuştuğu çizgiye sıkı bir öpücük kondurarak ikimizi de uyumak için odaya taşımaya başlamıştı...
(Leyal Korhan)
*****************************
31.07.2023
20. bölümümüz de bitti sevimli okurlarım.
Bölümle ilgili düşüncelerinizi buraya yazın lütfen.
Sizce Leyal o buluşmaya gidecek mi? Eğer gitse Yekta ile arasında neler yaşanacak?
Bir sonraki bölümde buluşmak dileğiyle
Sağlıcakla kalın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |