22. Bölüm

🍂Bölüm~21🍂

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🌾
••••

*Güven bir ayna gibidir. Bir kez kırıldı mı hep çizik gösterir...

Leyal'den:
•••••••••••••

Donuk bakışlarımı sabitlediğim tek noktadan ayıramayarak elimde tuttuğum içinde kahve olan kupayı daha sıkı kavradı parmaklarım. Kocaman bir yudum içtiğim kahveyi daha sonra sehpanın üstüne bırakmıştım.

Tüm geceyi neredeyse uyumamıştım.

Mirza ile yatağımıza geçtikten sonra kafamda dolup taşan düşünceler beni bir türlü uyutmayınca şalımı da alarak Mirza'nın uyanmamasına dikkat ederek aşağı inmiş, kendime sert bir kahve yaparak salondaki koltuğa kurulmuştum.

Beynimi istila eden düşüncelerden bir türlü kurtulamıyordum. Bir taraftan tüm keyfimin yerle bir olmasına neden olan o uğursuz mesajı düşünürken, öteki taraftan Mirza'dan bir şey saklamanın verdiği rahatsızlık hissiyle mücadele ediyordum.

Ne yapacağımla ilgili en ufak bir fikrim dahi yoktu. Gitmeli miydim o görüşe? Yüzleşmeli, içimde biriktirdiğim ağırlıkları boşaltmalı mıydım? En önemlisi tüm bunlardan Mirza'nın haberi olmalı mıydı?

Yanaklarıma hava doldurarak şişirdim. Kesinlikle içime düşen kurtcuklardan bir türlü kurtulamıyordum. İstemsiz olarak elime koltuğun üstüne bıraktığım telefonu alarak tekrar dün bana gelen mesaja tıkladım ve okudum. Cevap yazmak ve yazmamak arasında gidip gelirken sinirle telefonun ekranını karartarak koltuğun üstüne fırlattım.

Gözlerimi amaçsızca odada gezdirdiğimde, gözlerim duvarda duran özel tasarım, el işlemeli saate kaydı. Saat neredeyse sekizdi. Gördüğüm rakam şaşırmamı sağladı. Aşağı indiğimde sabaha karşı dört buçuk falandı. Saatler nasıl akıp gitmişti hiç ama hiç fark etmemiştim.

Şansımın getirdiği konuysa Halime teyzenin dün biz Hakkı dayılarda olduğumuzda arayarak Adana'ya gitmesi gerektiğini söylemesi olmuştu. Kız kardeşi Emine teyze hastalanmış meğerse. Bense geçmiş olsun dileklerimi ileterek durumdan kısaca bahsetmiş, zaten bizim de oraya geleceğimizi söyleyerek rahatça kalmasını ve kardeşiyle ilgilenmesini istemiştim. Zira o şimdi burada olsaydı, beni çoktan soru yağmuruna tutardı bir şeylerin ters gittiğini anlayarak.

Kendi kendime küfr ettim, birazdan Mirza'nın uyanması kaçınılmaz son olacaktı. Kendime gelmem gerekiyordu. Kendime gelerek, mantıklı düşünmeli ve bir karara varmalıydım artık.

İç çekerek gözlerimi kapatıım ve derin derin nefesler almaya başladım. Önce dört nala koşuyormuş gibi heyecanla çarpan kalbimin sakinleşmesi gerekiyordu. Niye bu kadar takmıştım, niye bir türlü düştüğüm bu garip girdaptan çıkamıyordum, bilmiyordum.

"Leyal," gözlerimi hafif irkilerek açmama neden olan şey sevdiğim adamın uyku mahmuru ismimi seslenişi olmuştu.

Dağınık saçları, kısık gözleri ve çatılı kaşlarıyla bana doğru ilerleyen adamla istemsiz olarak ayaklarım komutlanmış ve vücudum oturduğum koltuktan ayaklanmıştı.

"Ne yapıyorsun sen burada? Ne bu halin?" Meraklı bakışları, omuzlarımı saran şalda, sehpanın üstünde duran neredeyse tamamı içilmiş kahve kupasında gezdikten sonra tekrar elalarıma kitlenmişti.

"Uyumadın mı yoksa gece boyunca?" Sorularına devam ettiğinde bu kez ses tonlamasından merakla birlikte endişe kırıntıları da duyuluyordu.

"Pek sayılmaz. Sabaha karşı dört gibi bir türlü uyuyamayınca seni de uyandırmamak için aşağı indim." Diyerek açıklama yaptığımda sanki mümkünmüş gibi daha da çattı biçimli kaşlarını.

"Keşke uyandırsaydın, seni yanımda göremeyince endişelendim." Dediğinde gerginlikle sağ elini kaldırarak alnına doğru gelen saç tutamını geriye itekledi. Gözlerinden gerçekten de endişelendiğini anlayabiliyordum.

"Benim yüzümden uykusuz kalmanı istemedim. Zaten hafta boyunca yoğun çalıştın." Bu hafta galeride yabancı bir şirket birden fazla araba alınca yasal işlemler falan derken Mirza daha yoğun çalışmıştı.

"Güzelim, senden daha önemli hiçbir şey yok benim için. Bunu sen de biliyorsun," dediğinde başımı belli belirsiz salladım. O ise derince iç çekerek dudaklarını alnıma bastırdı ve derin sayılacak bir öpücük armağan etti tenime.

"Şimdi söyle bakalım, uykunu kaçıracak kadar aklına takılan şeyler ne?" Bir adım gerileyerek kuşkulu maviliklerini gözlerimin en derinine diktiğinde sertçe yutkunmuştum. İşte şimdi ayvayı yediğimi düşündüm.

"Aklıma takılan bir şey yok ki, uyku tutmadı sadece." Diye gevelediğimde gözlerimi kaçırmamak için üstün çaba sarfetmiştim.

Fakat benim bile inanmadığım yalanımı yutmayan Mirza hala yüzümü kuşkulu bakışlarının ablukasında tutmaya devam etmişti.

"Leyal, buna inamayacağımı gayet biliyorsun. O yüzden şimdi doğruyu söyle." Dediğinde içimden kocaman bir off çektim.

"Doğruyu söylüyorum birtanem, uyku tutmadı," ellerimle yanaklarını kavrayarak okşadığımda gözlerinin içine bakıyordum.

Mirza iç çekerek elini belime yerleştirdi ve bedenimi kolayca kendine çekerek başını boynumla omuzum arasındaki girintiye gömdü. Önce burnunu tenime sürttü ardından kokumu derince içine çekti. Sonra dudaklarını bastırarak saniyeler boyunca süren koyu bir öpücük bıraktı kuytuma.

"Buna inandığımdan değil de, üstüne gelmemek için geri çekiliyorum. Şimdilik." Başını boyun kuytumdan çıkardığında her kelimesine vurgu yaparak söyledikleriyle dişlerimi iç yanağıma geçirmiştim sertçe.

"Ben acıktım. Kahvaltı hazırlayayım bize." Biraz daha burada kalırsam yaşadığım duygu karmaşasından dolayı ağlayacağımı bildiğimden dolayı çareyi kaçmakta görmüştüm.

Söylediklerim üzerine Mirza belimdeki tutuşunu gevşetmişti.

"Öyle olsun bakalım. Ben de bir yukarı çıkayım banyoya falan gireyim. Seni yanımda göremeyince deli gibi yataktan atılarak direkt aşağı indim." Dedikleriyle gözlerimi kaçırmıştım. Ona yalan söylüyordum basbaya ve buna kesinlikle hakkım yoktu.

"Tamam sevgilim," dedim zar zor gülümsemeyi başararak.

Mirza'ysa bir süre gözlerini yüzümde turlatmış ardından belimdeki kolunu tamamen uzaklaştırarak merdivenlere doğru gitmişti.

Derince iç çekerek sehpanın üstünde duran kahve kupasını ve koltuktan telefonumu alarak mutfağa ilerledim. Kupayı bulaşık makinesine yerleştirdikten sonra aşağı katta bulunan banyonun yolunu tutmuş, soğuk suyla yüzümü yıkayarak kendime gelmeyi hedeflemiştim az da olsa.

Tekrar mutfağa döndüğümde önce çay suyu koymuş, ardından buz dolabını açarak peynir, zeytin, domates, salatalık, reçel gibi kahvaltılıkları alarak belirli sunum tabaklarına dizmiş, ardından güzelce masaya yerleştirmiştim. Pratik bir biçimde iki orta boy patatesi de alarak ince ince doğrayarak sıvı yağ ve baharatlarla kızartmış, üstüne kaşar rendeleyerek erimesi için beş dakika kadar daha ocakta tutmuştum.

Ardından yaptığım kızartmayı da masaya yerleştirdiğimde geriye ekmeyi dilimlemek ve çayları doldurmak kalmıştı.

"Bekleseydin birlikte yapardık." Duş aldığı ıslak saçlarından belli olan Mirza altına siyah bir eşofman üstüneyse sadece siyah bir atlet giyinmişti.

Yutkunarak bakışlarımı vücudunda gezdirdikten sonra o da yanıma yaklaşmış, beni belimden kavrayarak sırtımı göğüsüne yaslamıştı. Burnunu boynuma yasladığında göz kapaklarım benden bağımsız örtmüştü göz bebeklerimin üstünü.

"Yaptım işte ne fark eder ki, ekmek ve çay kaldı bir tek." Ekmekleri fırında ısıtmıştım, sadece doğramak kalmıştı. Ayrıca kahvaltıyla uğraşmak kafamı az da olsa dağıtmıştı.

"Geceyi de uyumamışsın göz bebeğim." Diyerek kalbimi teklettiğinde boynuma derin bir öpücük daha kondurmuştu.

"İyiyim ben." Aslında hiç iyi değildim.

"Sen geç otur, çaylar ve ekmeği ben hallederim." Diyen adama tam itiraz edeceğim sırada buna izin vermeyerek bedenimi masanın baş tarafına ilerletmişti.

"İtiraz kabul etmiyorum." Diyerek sandalyemi çekerek oturmamı sağladığında ben de bir şey dememeyi tercih ederek onu izlemeye başlamıştım.

Önce ekmekleri doğramış ufak ekmek sepetini alarak doldurmaya başlamıştı.

Fakat tam o anda telefonumdan gelen titreme sesiyle bakışlarımı sevdiğim adamdan almak zorunda kalmıştım.

Elime telefonumu alarak mesaj bildirimine girdiğimde yine aynı kişiden gelen mesajla ellerim titremeye başlamıştı.

*+90 507...:Mesajımı okumuşsun ama cevap vermemişsin Leyal. Susmak olumlu cevaptır diyorlar. Eğer öyleyse tanıdığım küçük bir park var, çok kalabalık olmuyor. Oranın konumunu atıyorum sana. Bugün saat bir gibi seni orada bekleyeceğim. Yekta

Mesajı okuduktan sonra gerçekten de konum da gönderdiğini fark ederek içten içe küfr ettim. Zar zor kendimi frenleyerek göz ucuyla Mirza'ya baktığımda ilk çayı doldurmuş, ikinciyi doldurduğunu görmüştüm.

Elimdeki telefonu hızla aldığım masaya geri bıraktığımda buna bir son vermem gerektiğini, artık bir şeyler yapmam gerektiği gerçeği bir kez daha balyoz misali kafama inmişti.

"Güzelim," çayımı önüme bırakarak bana seslenen adamla istemsiz olarak irkildiğimde Mirza da masanın diğer baş kısmında, yani benim tam karşımda oturmuştu. Masa çok büyük olmadığı için birbirimizden çok uzak kalmamıştık.

"Betin benzin atmış, iyi misin?" diyerek elini elime doğru uzatan adamın elini kavrayarak gülümsemeye çalıştım.

"İyiyim, uykusuz kaldım ya ondan herhalde." Dediğimde kaşlarını çatmıştı.

"O zaman kahvaltını yap, doğru uyumaya." Dediğinde gülmeye çalışarak başımı olumlu anlamda salladım.

Mirza ise yaptığım kızartmadan ve diğer kahvaltılıklardan alarak önce benim ardından kendi tabağını doldurmuştu.

Genellikle sessizlik içinde geçen kahvaltı boyunca Mirza'nın bakışları üzerimde dolaşmıştı. Bense kendi iç savaşımı veriyordum.

Eğer Mirza'nın haberi olmadan o görüşe gidersem öğrendiğinde bana çok kırılacak, kızacaktı. Bir taraftansa söylersem gitmeme izin vermeyecekti biliyordum. Üstelik ani sinirle Yekta'yla kendisi görüşebilirdi. Bu olasılıktan ne gibi sonuçlar doğacaktı hiç kestiremiyordum.

Bir diğer seçenekse hiç bu olayı yaşanmamış gibi düşünerek o numarayı engellemekti fakat o şerefsizle yüzleşmek isteyen tarafım da ağır basıyordu.

"Mirza," dedim bir anda tüm cesaretimi toplayarak. Ondan habersiz böyle bir işe kalkışmam hiç doğru olmayacaktı. Zira o da bana aynısını yapsa, doğru bulmazdım.

"Ne oldu güzelim?" Sesim gereğinden fazla yüksek çıktığı için Mirza çatalını tabağın içine bırakarak tüm dikkatini bana yöneltmişti.

"Benim sana bir şey söylemem gerekiyor." Sonunda bu yükten kurtulacağım için içten içe sevinsem de Mirza'nın belirsiz tepkileri beni endişelendirmiyor değildi.

"Sonunda Leyal, bir şeylerin ters gittiği çok belli." Diyerek oturduğu sandalyeyi kaldırarak bana taraf ilerlemiş, ardından tam karşımda oturarak ellerimi kavramıştı.

"Bana her şeyi ama her şeyi anlatabilirsin güzelim. Lütfen kendini sıkmadan neler olduğunu anlat lütfen." Gerilen bedenimi fark ederek tane tane anlattıklarından sonra avuç içlerime birer öpücük kondurmuştu.

İç çektim, kafamda tartmaya çalıştım söze nasıl girsem diye.

"Önce bana söz ver ki sinirlenmeyecek, sakinliğini koruyacaksın." Cümlem bittiği gibi Mirza derinçe kaş çatmıştı.

"Sinirleneceğim bir şey demek ki." Diye mırıldandığında yanak içimi ısırdım kanatırcasına.

"Söz ver sen." Diyerek direttim.

"Tamam, sakin olmaya çalışacağım." Söz vermediğini anlasam da daha fazla uzatmak istemedim. Zira konu uzadıkça cesaretimi kaybedecektim.

"Dün bana bilmediğim bir numaradan mesaj geldi. Mesajı okuduktan sonra gönderen kişinin Yekta olduğunu gördüm." Kelimelerim bittiğinde pür dikkat karşımdaki adamı izliyordum.

Mirza'nın önce kaşları kavislenmiş, ardından gözleri kısılmıştı. Sinirlenmişti, bunu yavaş yavaş yüzünü ve boynunu saran kızarıklıktan anlaya biliyordum. Ne zaman sinirlense teni kızarıyordu.

"Yekta sana mesaj göndermiş," daha çok kendi kendine konuşur gibi söylenmesini yanıtsız bırakmayı tercih ettiğimde o ellerini sertçe saçlarına daldırmıştı.

"Ne diyordu mesajta o şerefsiz?" diye adeta tısladığında sertçe yutkundum.

"Onunla..." devam etmeme izin vermeyen şey Mirza'nın parmağının dudaklarımın üstünde bulunan sus çizgime olan teması olmuştu.

"Mesajı görmek istiyorum Leyal." Hiçte yumuşak olmayan ses tonuyla konuştuğunda tereddüte düştüm mesajı görmesi konusunda.

"Güzelim, mesajı bana gösterir misin?" Düşütüğüm ikilemi anlamış olacak ki rica gibi gözükse de ses tonundan daha çok emire benzeyen sorusuyla istemeyerek de olsa masanın üstünde duran telefonumu kavradım.

Uygulamaya girerek, ikidir mesaj gelen o numaranın üstüne tıkladığımda başımı kaldırarak Mirza'ya baktım.

"Ver," avuç içini uzatarak sabırsızca söylendiğinde iç çekerek istediğini yaptım.

Saniyeler içinde elindeki telefona kitlenen bakışlarından neredeyse alevler çıkan adam hızlıca ayağa fırlayarak oturduğu beyaz, ahşap sandalyeyi devirmişti.

"Nasıl seninle görüşmek ister bu orospu çocuğu?" diye mutfağı inletecek nitelikte bağırdığında onu ilk kez böyle görmenin şokuyla ben de ayağa kalkmıştım.

Mutfakta ileri geri volta atarak kızgın aslan misali kükreyen adam elindeki telefonumu da parmak boğumları beyazlayacak kadar sıkıyordu.

Ne yapacağımı bilemezken gözlerimin de dolmasına engel olamamıştım. Zaten dünden beri yaşadığım gerginlik, üstüne de Mirza'nın kor gibi öfkesine şahit olmak eklenince duygu boşalması yaşamam an meselesiydi..

"Mirza," diye seslendim sakinleşmesini umarak. Fakat beni duyduğunu pek söyleyemezdim.

"Hangi yüzle buluşmak istiyor o siktiğimin piçi? Sana dediği hakaretlerden utanması yok mu?" Diye bağırdığında az önce devirdiği sandalyeye sert bir tekme attığında irkilerek yerimde sıçramıştım.

Ne yaptığını bile bilmiyor gibi bir hali vardı ve ben onu ilk kez böyle görüyordum.

"Mirza lütfen sakinleş," ona doğru bir adım attığımda o beni pek görmüyor gibiydi. Sanki kendi dünyasında haşır neşirdi.

"Anladım ben ama, belasını arıyor o. Ama ben de Mirza'ysam belasını sikecem onun." Diye bir kez daha bağırarak elindeki telefonumu kaldırdığında onu arayacağını ya da mesaj yazacağını anlayarak daha da öne doğru atıldım.

Bu öfkeyle karar vererek bir delilik yapacağı düşüncesiyse çoktan gözlerimde biriken yaşların yanaklarıma ulaşmasına neden olmuştu.

"Ne olur sakinleş artık, korkutuyorsun beni." Yanaklarıma hızla ulaşan yaşlarla tam karşısında durduğumda sanki transtan çıkıyormuş gibi şaşırarak bana bakmıştı.

"Güzelim," sanki az önce buraları inleten o değilmiş gibi sakin çıkan sesiyle konuştuğunda dudaklarımdan dökülen hıçkırıklara engel olamadım. Allah kahretsin onu ilk kez böyle görmenin verdiği şokla titrememe engel olamıyordum.

"Özür dilerim, seni korkutmak istemezdim." Telaşlı çıkmıştı bu kez sesi. Bana doğru bir adım atarak aramızdaki mesafeyi sıfırladı. Önce elindeki telefonumu eşofmanın cebine attı ardından iki eliyle iki yanağımı kavrayarak gözyaşlarımı kurulamaya başladı.

"Sakinleş lütfen meleğim. Öfkeden ne yaptığımı bilemedim. Özür dilerim." Diyerek beni başımdan kavrayarak göğüsüne bastırdığında ağlamam daha da şiddetlenmişti.

Dünden başlayarak kastığım tüm vücudum ağlamanın etkisiyle boşalıyordu.

Mirza'ysa iç çekerek bir elini belime diğer elini bacaklarımın altına yerleştirerek beni zorlanmadan kucağına aldığında hiç itiraz etmeden kollarım boynuna dolayarak kafamı boyun girintisine gömdüm. Ağlamamsa yavaş yavaş durulsa da, iç çekişlerim devam ediyordu.

Salonu es geçerek merdivenlere yönelen adımlarıyla odamıza gittiğini anlamam uzun sürmemişti. Odadan içeri girdiğimizde vakit kaybetmeden yatağın üstüne oturan adamla ben de onunla birlikte oturmak durumunda kalmıştım.

Bir eliyle saçlarımı okşayarak sakinleşmemi beklediğinde dakikalar sonra daha iyi hissettiğim kanısına vararak kollarımın boynuyla olan temasını keserek hafif aralandım vücudundan. Etrafı yaşlarla kaplanan gözlerim yüzünden bulanık bakış açımla ona baktığımda pişman olduğu her halinden belli olan bakışlarını gördüm.

"Özür dilerim, ben bir anda öfkemi kontrol edemedim. Böyle korkmana neden olmak istemezdim." Pişmanlık kokan ses kırıntılarıyla baş parmağını gözaltıma yerleştirerek tenimi okşar gibi kurulamıştı nemli yüzümü.

Ardından yüzüme gelen sarı saçlarımın koca bir tutamını gerisin geri iteklemişti.

"İyi misin gül yüzlüm?" demişti gözleri endişeyle tüm yüzümü turladığında.

"İyiyim," demiştim ben de sonunda nereye kaybolduğunu bulduğum sesimle.

"Su içmek ister misin?" Ses tonundaki sakinliği korumak için üstün çaba sarfettiği her halinden belliydi. Anlaşılan aklının büyük bir kısmı hala bana gelen mesajlardaydı.

"İstemiyorum." Diye mırıldanarak karşılık verdim sorusuna. Bir kez daha iç çekişi doldurdu kulaklarımı.

"Böyle korkacağını bilemedim. Seni üzmek, ağlatmak, korkutmak bu hayatta istediğim en son şey bile değil. Tekrar özür dilerim meleğim," ses tonu bu kez bol şefkatli bir o kadar da pişmanlık kırıntılarıyla harlanmıştı. İç çektim tıpkı onun gibi ben de. Üzgün olduğunu görüyordum.

Daha fazla kendini üzmesini istmediğim için kollarımı kaldırarak boynuna doladım ve sanki mümkünmüş gibi daha da sokuldum sıcaklığına.

"Ben seni böyle görmeye alışkın olmadığım için bocaladım. Daha fazla özür dilemene gerek yok." Dediğimde saçlarımı okşamaya başlayarak dudaklarını boynuma bastırdı.

Dakikalar birbirini hızla kovalarken ne Mirza ayrılıyordu benden, ne de ben onun sıcaklığından kopmak istiyordum.

Nihayet tamamen yaşanan kargaşanın etkisinden kurtulduğumu anlayarak Mirza'nın vücuduna yaslı olan vücudumu geriye çektim. Anında bakışlarımız kesişmişti.

"Ben o görüşmeye gitmek istiyorum." Diyerek gözlerinin içine baktığımda Mirza dediklerimi idrak ederek gözlerini kapattı. Sinirlenmemek için mücadele ediyor gibi bir hali vardı.

"Öyle bir şey olmayacak Leyal," gözlerini tekrar açtığında ses tonu sakinliğini korumak için üstün çaba harcadığını belli ediyordu. Dişlerini sıkarak konuşması bunun en somut kanıtıydı.

Bense verdiği kestirme cevapla kaşlarımı çatarak kucağından kalkmak için hareketlendim. Ne yapmak istediğimi anlamış olacak ki bana yardım etmişti.

Ayağa kalktığımda o da beni takip ederek ayaklanmıştı.

"Böyle kestirip atamazsın. Beni anlaman gerekiyor. Babamın hastanede fenalaşmasının onun yüzünden olduğunu öğrendiğim günden beri onunla yüzleşmek aklımın bir köşesinde hep dönüp duruyordu benim. Eğer bugün böyle bir şey yaşanmasaydı, bir gün ben bunu zaten yapacaktım." Net tavrımı anlaması için kararlı bakışlarla gözlerine baktığımda Mirza eliyle yüzünü sıvazlıyordu gerginlikle.

"Böyle bir şeye gerek yok. Söylesene Leyal, o adamla yüzleşmen neyi değiştirecek. Yaşanan yaşandı, olan oldu. Seni anlıyorum, içindeki fırtınaları hiss edebiliyorum. Fakat bu yüzleşme sana da bana da bize de zarardan başka bir şey getirmeyecek." Keskin bakışlarına keskin ses tonu da eklendiğinde onun da haklı olduğunun bilinceydim.

Fakat hesap sormak isteyen yanım ağır basıyordu. Babama son kez bile sarılmama fırsat vermeyen adamdı Yekta. Ben onun yüzünden babamın sesini bile son kez duyamadan onu kaybetmiştim. Bu yüzdendi duygularımın mantığımı esir alması belki de.

"Allah kahretsin ki dediklerinin farkındayım. Ama benim yerime koy kendini. Ben o adam yüzünden babama sarılamadım son kez, sesini duyamadım. En zor zamanımda babamın desteğinden, sevgisinden mahrum kaldım Mirza. O ise babamın hastalığının gayet bilincinde olarak onu ölüme doğru itmiş, şu an ise çok rahat biçimde hayatına devam ediyor. Onun yüzüne doğru kinimi kusmasam, babama karşı hep mahçup kalacağım." Doğru kelimeler kullandığımı umarak kendimi ifade etmeye çalışmıştım.

Dilimi kuruyan dudaklarımın üstünde gezdirdiğimde Mirza kaşları çatık bir halde beni dinliyordu.

"Leyal, ben seni anlamıyor değilim. Fakat çok zor dönemlerden yeni çıktın, bu konuşma, böyle gereksiz bir yüzleşme seni sadece kötü etkileyecek. O yaşadığın kaygılı zamanlara geri götürecek. Üstelik o adam tekin değil. Sana zarar verme ihtimali varken seni oraya göndermemi isteyemezsin benden." Sesi sona doğru sertleşirken gözlerimi kapatarak tekrar açtım.

Sinirleniyordum artık. Biliyorum iyiliğimi düşünüyor fakat içimdeki ağır basan duygusal, baba özleminden yanan küçük kıza da söz geçiremiyordum bir türlü.

"Ben o yüzleşmeyi yapacağım Mirza, bu son kararım." Diyerek kesinlikle taviz istemediğimi vurguladığımda Mirza hayal kırıklığı barındıran bakışlarıyla bana bakmıştı.

Ardından bir şey demeyerek odadaki dolaba yakınlaşarak dolabı açmış ve kendine siyah bir jeans ve lacivert bir gömlek alarak dolabın kapağını sinirle kapatmıştı. Ardından cebindeki telefonumu çıkararak yatağın üstüne fırlatmasını izlemiştim.

"Ne halin varsa gör." Tamamen yanıma yaklaştığında buz gibi çıkan tonlamasıyla sarfettiği sözleri kalbimi sivri uçlu bir hançer gibi delip geçmişti.

Ardından benim ağzımı bile açmama fırsat tanımayarak odadan çıkmış, çıkarkense kapıyı öyle bir sertlikle çarpmıştı ki yerimde sıçramadan edememiştim...

Bense tekrar dolmaya başlayan gözlerim ve içimi saran huzursuzluk duygusuyla kalktığım yatağa tekrar oturmuştum çöken omuzlarım, yaralı ruhum, karmakarışık duygularımla birlikte...

******

Bindiğim taksi Yekta'nın attığı konumda durduğunda derince iç çekmiştim. Üstümde siyah kısakollu, dizlerimin bir karış üstünde biten sade bir elbise vardı, saçlarımıysa at kuyruğu olarak toplamıştım. Güneş kremi dışında yüzümde makyaj adına bir şey yoktu.

Mirza gittikten sonra yine bir süre sonu olmayan düşünceler denizimin sert dalgalarında bir sağa bir sola savrulsam da sonunda yine duygularıma laf geçiremeyerek bu lanet olası konuma gelmiştim.

Mirza ile her ne kadar aramızın kötü olacağını bilsem de en azından içimi rahatlatan şey onun arkasından iş çevirmediğim gerçeğiydi.

Düşüncelerime son vermeyi başararak camdan dışarıyı izleyen bakışlarımı taskimetrenin üstünde gözüken rakamlara çevirdim. Cüzdanımı açarak belirli rakamı çıkardığımda bu kez orta yaşlı taksiciyi aldım bakışlarımın hedefine.

"İyi günler," diye mırıldanarak ödemeyi yaptıktan sonra araçtan inmiştim.

Derin bir nefes koyverdiğimde telefonumu açarak saate baktım. 13:07'yi gösteren saatle iç çektim. Neredeyse zamanında gelmiştim.

Adımlarımı konumlandırarak parktan içeri girdiğimde içimi saran gerginlikle dönme isteğim kendini belli etmeye başlamıştı. Acaba gelmese miydim diye düşünürken bir taraftan da bakışlarımla parkı tarıyordum.

Hem daha köşe bir yer olmasından hem saatin öğlen olmasından kaynaklı olarak gerçekten de parkta insan sayısı yok denecek kadar azdı.

Tutarsız ve dengesiz adımlarla bir süre etrafa bakınarak ilerledikten sonra parkın en ucra köşe alanında sırtı bana dönük olacak şekilde oturan adamı görmüştüm.

Sertçe yutkunduğumda ne yapacağımı bilememiştim bir süre. Dönmek mi daha iyiydi yoksa buraya kadar gelmişken yüzleşmek mi?

Bir süre boş boş öylece bekledikten sonra buraya kadar geldikten sonra, üstelik bunu Mirza'yla tartışmak pahasına yaptıktan sonra geri dönemeyeceğimi anlayarak banka doğru komutlandırdım adımlarımı.

Bankın boş olan tarafına geçerek ayakta durduğumda Yekta beni fark ederek önce başını hızla yukarı kaldırmış, ardından hızla ayağa dikilmişti.

"Hoş geldin Leyal, attığım konuma geri dönüş yapmayınca gelmeyeceğini sanmıştım." Gözlerindeki pırıltılarla elini tokalaşmam için uzattığında çatılı kaşlarımın altından attığım bakışlarla bir ona bir de eline bakıyordum.

"Benimle konuşmak istediğin konu ne Yekta?" Tokalaşmadığımı görerek direkt konuya girdiğimi fark ettiğinde bozularak havada asılı duran elini pantolonunun cebine soktu.

"Oturmaz mısın peki?" Bu kez de farklı bir soru sorunca gözlerimi devirme isteğimi zor zapt ettim. Keyif için gelmişim gibi davranmayı kesmeliydi bir an önce.

"Konuya gir dedim." Diyerek taviz vermeyen tonlama kullandığımda elini ensesine atmıştı gerginlikle.

"Ben seninle yarım kalan görüşmemizle ilgili konuşmaya geldim." Dediğinde kaşlarım iyiden iyi çatıldı. Aylar önceki ilk görüşmemizden bahsetmiyordu umarım diye içten içe düşünsem de o görüşme dışında bir görüşmemizin olmadığını da pek ala biliyordum.

Yine de sabırla onu dinlemeye karar verdim.

"Yani biz seninle bir yola çıkmıştık. Aramıza bazı sorunlardan dolayı süre girdi farkındayım, ama ben ilk görüşte senden hoşlanmıştım. Eğer senin de rızan varsa ben çıktığımız yola devam etme taraftarıyım." Dediğinde şaşkınlıktan ne tepki vereceğimi bilememiştim. Aylar sonra kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum.

Ben en azından benim en zor dönemimde babamın en yakınları olarak destek yerine köstek oldukları için bir özür beklemiştim. Fakat şerefsiz her zaman kendini düşünüyormuş demek ki.

"Ne saçmaladığının farkında mısın sen?" elimde tuttuğum çantam sinirle konuştuğumdan dolayı bankın üstüne düşmüştü.

Karşımdaki adamsa verdiğim tepkiden dolayı afallamıştı.

"Sen ne tür bir şerefsizsin ya? Aylar sonra gelip böylesi bir rahatlıkla bana yaptığın teklife bak. Hiç mi utanma arlanma yok sende? Her şeyi geçtim en zor zamanımda bir kere bile aklına gelmediğim halde, şimdi normal hayata dönünce mi aklına geldim?" Sesim benden bağımsız yükseldiğinde Yekta kaşlarını çatmıştı.

"Ya beni geçtim, babanın babamla kaç yıllık arkadaşlığı var. Yeğeni gibi sevdi babam seni, amca diyordun lan sen ona." Kollarımı iki yana açarak sesimi biraz daha yükselttiğimde kendimi kaybettiğimin farkındaydım ama durmak istediğim son şey bile değildi. İçimi boşaltmaya gelmiştim ben buraya.

"Nasıl yaptın ona böyle bir şeyi? Nasıl onu zaafından vurdun. Söylesene nasıl?" diye bağırmıştım suratına doğru.

"Senin yaptığın kalleşlikten, şerefsizlikten başka bir şey değildi Yekta. Sen hasta bir adamı en zayıf noktasıyla yaralayacak kadar pisliksin." Tükürüklerimin etrafa saçılmasına aldırmayarak öfkemi kustuğumda Yekta da karşımda sinirden dişlerini sıkıyordu.

"Yeter be, sus! Senin baban yamadı seni bana, şimdi de gelmiş ahkam kesiyorsun bana." Dediği cümle sabır kasemi dolduran son şey olduğunda avuç içimi sertçe suratına indirdim.

Attığım tokadın tiz sesi kulaklarımı doldurduğunda yana doğru savrulan başı ve anında kızarmaya başlayan yanağı öfkemi zerre azaltmamıştı.

"O şerefsiz ağzınla babamın adını anma. Babamın katilisin sen. Hasta kalbini kirli sözlerinle yaralayan bir alçaksın sen. Halden anlamayan, insanlıktan uzak, hayvanın tekisin." Diye bağırmaya devam ettiğimde bir anda aramızdaki mesafeyi sıfırlayarak mengene misali kolumu kavrayan adamla nevrim dönmüştü.

"Sana sesini kes dedim orospu." Hem suçlu hem güçlü misali kolumu sıktığında gözlerim şaşkınlıktan aralanmıştı. Kolumu ise öyle bir sıkıyordu ki canımın acısından yüzümü buruşturmuştum.

"Benimle böyle konuşamazsın, sen kimsin ki bana tokat atıyorsun?" Diyerek kolumu iyice sıktığında küçük bir inleme döküldü dudaklarımdan. Elimi oynatarak elinden kurtulmak istesem de sıkı tutuşu yüzünden bunu yapamamıştım.

"Bırak onun elini," bir anda bağırarak Yekta'nın suratına yumruk indiren kişi hızla yanımıza yaklaşan Mirza'dan başkası değildi.

"Sikerim senin belanı." Diyerek yakasından kavrayarak kafasını tam burnuna isabet edecek şekilde suratına gömdüğünde, Yekta'nın suratı anında kanlar içinde kalmıştı.

"Sana bir daha Leyal'e yaklaşma demiştim piç herif." Diye bağırmaya devam eden Mirza sayesinde korkuyu bugün bilmem kaçıncı kez iliklerime kadar hissetmiştim.

Fakat bununla da yetinemeyen Mirza, yere serilen Yekta'nın üstüne çıkarak yumruklamaya devam ettiğinde girdiğim şoktan kurtulmam gerektiğini fark ederek irkildim.

"Mirza, dur artık," diye bağırarak yanlarına yaklaştığımda Mirza beni duymuyor gibiydi.

"Mirza, ne olur, dur artık. Ölecek." diye canhıraş bir bağırtı koptu dudaklarımın arasından. Eş zamanda da omuzuna dokunduğumda sonunda beni fark eden Mirza duraksamıştı.

"Abi, ne oluyor. İyi misin?" Yanımıza yaklaşan siyah takım elbiseli biri hızlıca yere çökerek Mirza'yı Yekta'nın üstünden alarak kenara iteklediğinde, Allahtan Mirza zorluk çıkarmamıştı.

"Hastaneye götürün onu lütfen." Gözlerimden dökülen yaşlarla tanımadığım adama yalvardığımda Mirza beni kolumdan kavrayarak bankın üstünde çantamı da aldığında oradan uzaklaşmaya başlamıştı.

Buraya gelerek çok büyük bir hata yaptığımın farkındaydım artık. Mirza haklı çıkmıştı, buraya gelmem düşündüğün aksine içimin boşalmasına değil de yeni sorunlarla sarmalanmasına neden olmuştu. Keşke diye geçirdim içimden, keşke sevdiğim adamı dinleseydim.

Gözyaşlarım şiddetlendiğinde hıçkırıklarım da onlara eşlik etmeye başlamıştı.

Mirza'nın adımlarıysa arabasının önüne geldiğinde duraksamıştı.

Önümde sinirden ileri geri volta atan adam kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Bunu hal ve tavrından anlamıştım. Bense bir taraftan yaşadığım şoku atlatmaya çalışıyor, bir taraftansa sızlayan bileğimi ovuyordum istemsiz olarak.

"Sana buraya gelmenin iyi bir fikir olmadığını söylemiştim." Diyerek aniden bağıran adamla yerimde sıçrayarak zaten durmayan gözyaşlarıma yenilerini eklemiştim hızla.

"Ben özür dilerim, seni dinlemem gerekiyordu." Sarsılarak ağladığımda Mirza'nın bakışları yumuşamış, derince iç çekmişti.

"Tamam gel buraya," diyerek kollarını açtığında vakit kaybetmeyerek göğsüne sığınmış, kollarımı beline dolamıştım. Onun da kolları vakit geçmeden bedenimi sarmalamıştı.

"Ağlama artık, geçti hepsi. Yanındayım ben" Beni sakinleştirmek ister gibi konuşsa da kendisi de yeni yeni sakinleşiyordu.

"İyi misin?" Diyerek beni kendinden araladığında gözleri koluma takılmış, kaşları eş zamanda çatılmıştı.

"Siktiğimin şerefsizi." Küfür ettiğinde bakışlarımı kaçırmıştım.

"İyiyim ben," dediğimde bana sertçe baksa da bir şey dememişti.

"Özür dilerim sevgilim, seni dinlemem gerekiyordu. Ne olur beni affet." Dediğimde iç çekişi kulaklarımı doldurmuştu.

"Bir daha benimle bu tarz konularda ters düşme Leyal. Ben senin iyiliğinden başka hiçbir şey düşünmüyorum." Dediğinde haklılığı karşısında utanarak başımı aşağı eğmiştim.

Mirza baş parmağını çeneme iliştirerek yerde olan bakışlarımın rotasını değiştirmemi ve ona bakmamı sağlamıştı.

"Söz veriyorum, bir daha böyle bir şey olmayacak. Beni affeder misin?" Gözlerim tekrar dolduğunda Mirza hafif bir tebessüm kondurmuştu dudaklarına.

"Seni affetmemi gerektirecek bir durum yok güzelim. Sen benim canımın içisin. İkimiz de öfkelendik, birbirimize yükseldik ama artık geride bırakalım." O kadar sinirlenmesine rağmen hala anlayışlı davranmasıyla ben de gülümsemiştim.

Mirza kesinlikle yüreği güzel adamdı. Yüreğinin güzelliği suratına yansıyan adamdı.

"Seni her şeyden çok seviyorum." Dediğimde tekrar ona sarılmıştım.

"Ben de seni çok seviyorum canparem." Dediğinde saçlarımın üstüne dudaklarını bastırmıştı...

****

12.08.2023

Bir bölümün daha sonuna geldik. Tam tamına dört bine yakın kelime sayısı oldu bölümde.

Öfke harbini en az hasarla atlattılar diyebilir miyiz sizce de?

Oy ve yorumlarınızı merakla bekliyorum.

Sağlıcakla kalın, sizi seviyorum :*

 

Bölüm : 20.02.2026 01:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...