
💦
*******
"Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
İçimde kımıldanan bir şeyler gibi,
Seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!" der gibi."
(Nazım Hikmet)
*******************************
Leyal'den:
*************
Zaman...Durmaksızın akan kavram...
İyi anılarıyla, kötü anılarıyla...Akıyor, akıyor...
Geçiyor zaman... Bazen iyi oluyoruz, bazen kötü... Bazen üzülüyoruz, bazen gülüyoruz. Bazen dertlerimizin altında ezileceğimizi düşünür, bazense mutluluktan kanatlanıp uçacağımızı sanırız...
Ama unuttuğumuz bir şey var; zaman aslında insanın kendisidir. Biz iyi olursak, zaman da iyidir. Eğer biz kötü olursak zaman da kötüdür...
Geçen şu son zamanlar o kadar meşgul ve mutluydum ki... Belki de o yüzden zaman benim için iki katı hızla akıyordu.
İsteme gününden sonra neredeyse bir aylık bir süre geçmişti. Artık nisan ayının sonlarındaydık ve bahar esintisini göstermeye başlamıştı. Geçen süreç bir takım değişiklikleri de beraberinde getirmişti.
Öncelikle Mirza ile nikah ve düğün tarihimizi belirlemiştik. Ben he ne kadar sade nikah olsun diye diretsem de, Aynur yenge, halam ve Halime Sultan üçlüsünün ısrarlarına karşı koyamamıştım. Hal böyleyken de Mirza ile konuşarak nikah ve düğünü sade bir organizasyon eşliğinde aynı günde yapmaya karar vermiştik. Tarihi ise benim isteğim üzerine yirmi beş mayıs olarak belirlemiştik. Çünkü yirmi beş mayıs benim sevdiğimin adamın, Mirza'mın doğduğu gündü.
Bunlar dışında geçen günlerde ben öğretmen olarak atanmak için sınava girme kararı almıştım ve yaz sonu olacak sınav için bulduğum her fırsatta ders çalışıyordum.
Mirza ve amcasıyla olan sorunların da yasal süreci başlamıştı. İlk iki mahkeme olmuştu ve son en büyük ve en önemli mahkeme için hakim mayıs başına tarih belirlemişti. Mahkemeler şimdilik bizim açımızdan olumlu geçmişti ve bu Mirza'nın amcasının, kuzeninin iyice delirmesine neden olmuştu. Bazen kendi kendime endişeleniyordum bir akılsızlık yapacakları için. O yüzden bu sürecin bir selametle geçmesi için dua ediyordum sürekli.
Halime teyzem aldığı kararla Adana'da kalmıştı. Düğün sürecinde halamlara yardım edecek ve onlarla beraber gelecekti buraya. Fakat bunların hepsi birer bahaneydi biliyordum. Gerçekte ise o artık Adana'ya taşınma kararı almıştı. Hatta eşyalarının çoğunu bile kendisiyle götürmüştü. Bu karara olan itirazımı her ne kadar belirtsem de, onu bizimle yaşamaya ikna etmeye çalışsam da bir türlü başarılı olamamıştım. Zira yeni evli bir çift olacağımız için yalnız yaşamamız gerektiğini savunup durmuştu. Nihayetinde ben de saygı duymak zorunda kalmıştım aldığı karara.
"Ne düşünüyorsun öyle" diyen sesle düşüncelerimden arınarak başımı yasladığım araba camından kaldırdım ve sevdiğim adama döndüm. Mirza'nın isteği üzerine evde bir takım değişiklikler yapıyorduk. Mobilyaları yeniliyor ve mutfak için yeni eşyalar alıyorduk. Sevdiğim adamın tabiriyle desem, evi bekar evi moodundan çıkaracaktık düğüne kadar. Bir haftadır bu işlerle uğraşıyorduk ve bugün de pazar günü olduğu için son eksikleri almak üzere alışverişe gidiyorduk. Koltuk takımı, birkaç halı ve birkaç parça da mutfak için eşya eksiğimiz vardı.
"Hiç, öylesine dalmışım," dedim gülümseyerek. Elini kaldırarak elimi kavradı ve dizinin üstünde sabitledi kenetlenmiş ellerimizi.
"Öyle olsun bakalım," dedi pek ikna olmamış tonlamayla, daha çok huysuzca. Kıkırdayarak tekrar konuştum.
"Seni ne kadar çok sevdiğimi düşünüyordum. İlerde ne kadar çok mutlu olacağımızı düşünüyordum. Bir adamın her haliyle bu kadar yakışıklı olmasının haksızlık olmasını düşünüyordum." Sona doğru sesime yalancı sitem de katmıştım. Mirza ise hayran gözlerle bir beni, bir trafiği izliyor, pür dikkat dediklerimi dinliyordu. Sözlerim bittiğinde eline kenetlediğim elimi dudaklarına götürerek yakıcı bir öpücük kondurdu.
"Ne güzel konuşuyorsun sen öyle bir tanem." Hayranlık barındıran sesi egomu tatmin ediyordu. Aynı onun yaptığı gibi elimde olan elini dudaklarıma götürerek yakıcı birer öpücüğü de ben ona armağan ettim.
"Ee öğretmenim sen olunca, hiçte zor olmuyor," dedim. Galiba çenem düşmüştü bugün benim. Muzip tonlamalı sesimle ve sözlerimle tatmin olmuş gibi gülümsedi.
"Seni çok seviyorum be kadın," diyerek yüksek sesle konuşan adam beni daha ne kadar kendisine hayran bırakacak diye düşünmeden edemiyordum.
"Seveceksen tabi, ben olsam ben de beni severdim," diyerek kahkahayı bastığımda kısık gözlerle bana baksa da o da gülüyordu.
Yolun geri kalanı da böyle aşk dolu şakalaşmalar, muzip gülüşler eşliğinde geçmişti...
İlk olarak mobilya mağazasına gelmiştik. Salona koltuk takımı için beyaz ve bej tonlarda olanlara dikkatle bakınıyordum. Ya da bakınmaya çalışıyordum. Çünkü içeri girdiğimiz andan itibaren bizimle ilgilenen görevli kadın ağzının salyalarını akıtarak Mirza'ya bakıyordu.
Hiç utanma yoktu şu sarı yelloz karıda diye düşünmeden duramıyordum. Parmağımda koskoca yüzüğümü gözüne gözüne sokuyordum, ama kale bile almıyordu. Bense artık sinirden çıldırıyor, sabrımın son noktasına doğru koşuyordum.
Aslında Mirza hiç o kadına bakmıyordu bile, sadece önerdiği koltuk takımlarını bana gösteriyordu. Ama ben bir türlü odaklanamıyordum. Gergindim, kıskanıyordum. Kendimden bile beklemediğim büyük bir kıskançlıkla dolup taşmıştım. Benim sevdiğim adama bakanın gözlerini oyarak eline vermek isteğime de karşı koymakta oldukça zorluk çekiyordum.
"Şöyle modellerimiz de var, buyurun bir de onlara bakalım." Mirza'ya bakarak eliyle dükkanın diğer tarafını gösteren kadına ben cevap verdim.
"Bize daha çok yeni ev tasarımı için lazım. Yakında evleniyoruz da", tıslayarak ve de bilinçli şekilde evlenme kısmına vurgu yaparak dediklerimle gözlerini kısmıştı. Valla buradan ya hapse ya mezara gidecektim sonunda ha...
"Tamam, şöyle buyurun o zaman," dese de hala Mirza'ya bakıyordu. Sinirlerime hakim olamayarak elimde olan adamın elini sertçe sıktım. O da durumu çakmıştı artık, yani sanırım.
"Ahh. Ne yapıyorsun güzelim?" Diyerek şaşıran ve acı içinde konuşan adama tıslayarak cevap verdim.
"Elinin körünü Mirza. Oldu mu?" gözleri şaşkınlıktan açılan adama aldırmayarak ellerini çekiştire çekiştire görevli yellozu takip etmeğe başladık. Boya olduğu her halinden belli olan sarı saçları Leyal, gel bizi bir güzel yol diye bas bas bağırıyordu sanki.
"Güzelim, bunlara baksana, bence güzel, bizim salon için sanki," diyen sevgilimin gösterdiği takıma bakamadım. Neden mi? Çünkü sürtük görevlinin söylediği şeyle ben de ipler kopmuştu.
"Çok haklısınız, zevkiniz güzelmiş gerçekten. Ben de o takımı çok seviyorum," diyerek bana küçümseyici bakışlar atıyordu. Lan sen benim sevgilime mavi boncuk dağıtacaksın, ben de sakin kalacağım öyle mi? Yok öyle dünya. Gel gör ki rezillik çıkarmak istemiyordum. O yüzden sabrımı olabildiğince bastırarak sakince cevap vermeye çalıştım.
"Senin fikrini merak ettiğimizi hatırlamıyorum. Sadece takımları göster ve fikirlerini kendine sakla," diye konuştuğumda görevli kadın bozulsa da bir şey dememişti. Mirza ise cevabım üzerine eğilerek kulağıma fısıldadı.
"Güzelim, sakin olur musun biraz? Ayıp oluyor." Ne saçmalıyordu bu adam bee. Şimdi tam tersi olsaydı, bir erkek görevli bana sarkıntılık yapsaydı yumruklar havada uçuşuyor olacaktı. Hatta Mirza şu anda koltuk yerine adamın üzerine oturuyor olacaktı.
"İlerleyen saatlerde de konuşmak istiyorsan susmalısın sevgilim. Yoksa o tatlı diline veda etmek zorunda kalacaksın," tehditkar sesle konuştuğumda Mirza bana inanamıyormuş gibi baktı. Ama eliyle teslim olur gibi işaret yaptı. Zira kıskanınca ne kadar çirkefleşeceğimi çok iyi biliyordu. Sonunda başı yananın da kendisi olacağının farkındaydı.
Derin bir nefes alarak tekrar karşımdaki bize bakan, ah pardon sevgilimi gözüyle soyan yelloza döndüm.
"Biz önce başka yerlere de bakalım, düşünelim iyice. Sonra size döneriz," tehlikeli şekilde gülerek dedim sözlerimi. Biran önce buradan çıkmalıydım. Zira ellerim kaşınıyordu. Şu yellozun bakışlarıysa işimi hiç kolaylaştırmıyordu.
"Tamam, o zaman ben kartımı vereyim. Ararsınız," diyerek kartı Mirza'ya uzatınca elektrik çarpmış gibi irkilerek kızın saçlarına asıldım. Hayır yani mağazanın kartını bana vermekten, kendi numarasını sevdiğim adama veriyordu. Bu nasıl bir ahlaksızlıktı böyle?
"Ha sabredeyim, sabredeyim diyorum ama, yok olmuyor. Kızım seni var ya mahvederim. Görmüyor musun parmağımızdaki kafan kadar olan yüzükleri. Ne diye sarkıyorsun nişanlıma?" Ah diye inleyen kızın suratına tırnaklarımı geçirerek çizik attım. Diğer elimle de tekrar saçına asılmak istediğimde yapamadım.
Çünkü karnıma dolan eller ayaklarımı da yerden keserek beni kızdan uzaklaştırmıştı. Bunu yapansa Mirza'dan başkası değildi.
"Bırak beni ya. Ben ona dünya kaç bucak göstereceğim şimdi. Bıraksana be adam," diyerek çırpınsam da Mirza beni kale almıyordu.
Tüm mağaza başımıza toplanmıştı dakikalar içinde. Sonunda müdür de gelince sakinleştim azıcık. Şimdi seni işsiz bırakayım da bir daha sürtüklük yapmak, evli, nişanlı adamlara cilve yapmak neymiş gör. Bu kadın bana normalde hiç tarzım olmayan hareketler yaptırıyordu.
"Sorun nedir hanımefendi?" orta yaşlı, siyah takım elbiseli bir adam otorite barındıran sesle konuşunca derin bir nefes aldım.
"Çalışanınız buraya çalışmaya mı geliyor, yoksa mavi boncuk mu dağıtmağa bilemedim açıkçası. Burası nasıl bir laubali mağaza ki çalışanlar bu kadar serbest. Yanında nişanlısı olan adama utanmadan asılıyor. Lütfen gereğini yaparak şu kızı kovun. Yoksa gereğini ben yapmak zorunda kalarak hukuki yollara baş vuracağım." Karşımda renk verip renk alan adamı ve sahte gözyaşı döken yellozu izlemek çok keyifliydi.
Aslında bir insanın ekmek parasından etmek istemezdim. Ama konu insanlara aitti. Yellozlara değil. Çünkü çok iyi biliyordum bugün bize yapan yarın evli, bekar demeden herkese yapardı.
"Çalışanımız adına sizden özür diliyorum. Gereğinin en kısa zamanda yapılacağından emin olun lütfen." Diyerek giden adamla bende karşımdaki sevgilime döndüm.
Ama bana gülerek baktığını görünce sinirle arkamı döndüm ve çıkışa doğru ilerledim. Şuna bak ya gülmeye yüzü de var bir de. Zira daha fazla burada kalırsam kalp krizi geçirmem kaçınılmaz son olacaktı benim için.
"Güzelim, bekler misin?" diye seslenerek arkamdan gelen adamı umursamadım ve adımlarımı daha da hızlandırdım. Ama benim iki adımım onun tek adımı olunca kolayca gelmişti yanıma.
"Leyal," diyen adama lafını bitirmesine izim vermedim.
"Ne var ne?" diye yüksek sesle konuştuğumda kaşlarını çattı.
"Sakin olur musun lütfen? " Artık onun da sesi sinirliydi fakat beni kırmamak için kendini kastığından emindim. O yüzden aramız açılmasın diye gözlerimi kapatarak derince nefesler aldım. Gözlerimi açtığımda daha sakindim. Mirza ise ellerini kaldırarak saçlarımı okşadı.
"Daha sakinsin değil mi?" olmayı çok isterdim. Ama bir türlü o yellozun bakışları aklımdan çıkmıyordu ki. E haliyle çatılı olan kaşlarım da düzelmiyordu.
"Hayır değilim, sen neden gülüyordun bana? Komik olan bir şey mi vardı? Ayrıca neden tutuyorsun sen beni? Bıraksaydın ağzıyla burnunu yamultacaktım daha. Sonra sana bakan gözlerini oyacak, o boyalı saçlarını yolacaktım. Sürtük suratında bir sürü çizik atacaktım," canice ağzımdan çıkanlara ben bile inanamıyordum. Şokla gözlerimi açarak duraksadım.
Bunları ben mi demiştim? Gerçekten gözlerim dönmüştü yahu. Mirza'ya baktığımda onunda aynı şaşkınlıkla bana baktığını görünce dayanamayarak kahkahayı bastım. Ama içten bir gülüşten daha çok sinirli bir kahkahaydı. Ben gülünce Mirza da gülmüştü.
"Çok mu kıskanmış benim sevgilim," diyen adam beni bedenine yaslayarak tepeme öpücükler bıraktı. Tabii ben de ona sarıldım hemen. Kokusundan yeterince ayrı kalmıştım zaten.
"Evet, çok kıskandım. Bir daha böyle bir şey olursa senin sevgilin ya hapse ya mezara gidecek. Çünkü o zaman beni sen bile tutamayacaksın." Düşüncelerim yine manyaklaşınca duraksadım. Mirza ise hala sırıtıyordu. Pis adam işte ne olacak. Keyif alıyordu bir de.
"Kızım sen ne tatlısın böyle? Kıskanınca bile güzelsin, çirkefleşmek istiyorsun ama olmuyor, çok tatlısın lan," kıro gibi konuşmasına gözlerimi devirsem de dedikleri hoşuma gitmişti. O yüzden gülerek suratına baktım. Aslında niyetini de biliyordum ben onun.
"Mirza şu an kafamı karıştırarak sinirimi almaya çalışıyorsun," dediğimde omuzlarını düşürdü.
"Çok mu belli oldu?" Dediğinde kocaman güldüm ve parmak uçlarımda yükselerek yanağına içten bir öpücük kondurdum. Bana tatlı diyordu ama kendisinin de benden geri kalır yanı yoktu.
"Evet, ama başarılı oldun. Sinirim geçiyor. Yani sanırım" diyerek tekrar mağazaya taraf bakındım. Kovuldu mu acaba kız diye düşündüm içten içe. Cani yanım yeninden uyanmak istiyorken Mirza daha fazla bakmama izin vermeyerek hemen parmaklarıyla çenemden kavradı ve yüzüne bakmamı sağladı.
"Bak ne diyorum. Mobilyayı boş vererek diğer işlerimizi halledelim sonra evimize gidelim. İnternetten bakarak mobilya sipariş ederiz ne dersin?" diyen adam teklif etmekten daha çok kabul et diye yakınıyordu. Aslında haklıydı. İkinci bir böyle olayı bünyem kaldıramazdı.
"Tamam sevgilim, dediğin gibi olsun" uysal konuşmama gülerek elimi tuttu ve arabaya taraf ilerlemeye başladık...
Gerekli eşyaları alarak eve geldiğimizde mutfağımızda aldığımız pizzaları yerken koltuk takımı ve ona uygun halı seçmiş ve sipariş etmiştik. Şöyle ki beyaz ve koyu kahve tonlarda olan takım, beyaz sehpa ve açık kahve, karamel gibi olan halı seçmiştik.
(Tasarlayacakları oturma odası😍)
İkimizin ortak kararı olan takımı çok sevmiştim. Düzenleyeceğimiz yatak odasına da çok uyumluydu. Yatak odamız da aynı tonlarda olacaktı çünkü. Eşyaların bir an öce gelmesi için sabırsızlanıyordum.
"Mirza, şu aldığımız eşyaları da kolilerden çıkarıp yerleştirsek mi?" dediğimde sıcacık gülümsedi. İkimiz de birlikte bir şeyler yapmayı çok seviyorduk.
"Yapalım tabii meleğim," gülerek ellerimi ona uzattığımda ellerimi kavrayarak ayağa kalktı.
Böylelikle de işe koyulduk. Ben bardakları silerek rafa dizerken Mirza yeni aldığımız çatal bıçak takımlarıyla uğraşıyordu. Boyumdan dolayı en arkaya dizmekte zorlanıyordum haliyle. Tam sandalye alarak ayağımın altına koyacakken Mirza yanıma gelerek bana engel oldu. Elimden bardakları alarak kendi dizmeye başladı. Ben de huysuzca onu izliyordum. Eh benim kafam onun omuzuna ancak yetişince böyle olacaktı tabii. Aslında ben çok kısa değildim, beyefendi çok uzundu.
"Sen neden bu kadar uzunsun yaa?" Sitemle söylediğim şeylere ben bile şaşırıyordum. Reglim dün bittiği için anlaşılan hala etkisindeydim. Yoksa bu kadar huysuzluğun başka açıklaması olamazdı. Mirza da bunu gerçekten dedim mi diye bana bakıyordu. Ama Allah tepemden bakmasın ki demiştim.
"Ne yapayım güzelim. Benim mi suçum bu da?" Dalga geçer gibi konuşuyordu ve benim bu duruma kaşlarım çatılmıştı.
"Senin için hava hoş tabi. Boynunu kaldırarak sana bakan benim." Gözlerimi devirerek dediklerime karşılık kocaman sırıttı. Sonra aniden elleriyle kalçamın altından kavrayarak beni kucağına alınca nutkum tutulmuştu, düşmemek için hemen bacaklarımı beline, kollarımı ise boynuna doladım.
Şimdi gözlerimiz aynı hizaydı. Hatta benim kafam azıcık daha uzundu.
"Evet, istersen ben hep boyumuzun aynı olmasını sağlayabilirim," imalı imalı konuşmasıyla, gözlerim açılmış, yanaklarımın ısısı artmıştı. Mirza her zaman olduğu gibi kalbimin kanatlanıp uçmasına neden olmuştu.
Ama beni indirse daha iyi olacaktı. Birazcık tehlikeli sularda yüzüyorduk da.
"Sen bakma bana yaa. Ben konuştum öyle boş boş. Hadi indir beni sevgilim," tatlı ve uysal konuşarak hemen geri adım atmamla kocaman gülümsedi.
"Bakıyorum da pençelerini hemen kaldırdın," diyerek önce burumun ucuna, daha sonra dudaklarıma öpücük kondurmuştu. Ama aklımı karıştırıyordu ki benim(!)
Kafamı olumsuz anlamda sallayarak kendime gelmeye çalıştım.
"İndirir misin beni hayatım," dişlerimin arasından konuşunca cıklayarak cevap vermişti. Hay ben senin o çok sevdiğim çeneni yamulturum da ama kıyamıyordum işte.
Beni indirmek yerine tezgaha yaslayarak dudaklarıma gömülen adamla şaşırsam da, karşılık vermeyi ihmal etmedim. Bir nevi beni öpmesi için hazır ol da bekleyen vücudum istemem yan cebime koy edasıyla karşılık veriyordu ona.
Uzun soluklu öpüşmemiz nefessiz kalmamızla sona ermişti. Birkaç dakika nefesimi düzene soktuktan sonra tekrar konuştum.
"Artık indirsen ya beni," yavru kedi bakışları atmayı da ihmal etmiyordum. Tamam ben de çok seviyordum onunla böyle olmayı ama evlilik öncesi cinsel temas çok istemiyordum. İlkimizi, en özel duygularımızı o gün yaşayalım istiyordum.
"İndireceğim ama burada değil," dediğinde anlamayarak ona bakıyordum. Ben kucağında mutfaktan çıkarak merdivenleri çıkınca yatak odamıza doğru gittiğini anlamamla yutkunmadan edemedim. Amacı neydi bu adamın ya.
Odaya girdiğimizde beni yatağa uzatarak, kendi de yanıma uzanarak beni de göğsüne çekti. Amacının sadece dinlenmek olduğu anlayarak rahatlayarak ne zaman tuttuğumu bile hatırlayamadığım nefesimi bıraktım.
"Yoruldum ben biraz dinlenelim," diyen adamla gülümsedim. Haklıydı bir yerde, tek dinlenme günü pazardı ve isteme yüzünden aksattığı işlerini son iki haftadır yoğun çalışarak tamamlamıştı. Bir taraftan da hazırlıklarla uğraşıyorduk.
"Tamam sevgilim, tatlı rüyalar," dedim ve yanağından öptüm ve sanki mümkünmüş gibi ona daha da sokuldum. Zaten dinlenmek işime geliyordu.
"Rüyalar bile seninle tatlı." Beni iyice sarmaladı. Resmen tek vücut olmuştuk. Sonraysa ikimiz de gözlerimizi kapattık ve Mirza saçlarımla oynamaya başladı...
🦋
04.10.2023
23. bölümün de sonuna geldik.
Keyifli okumalar dilerim.
Leyal kızımızın kıskanç hallerini nasıl buldunuz?
Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
Sağlıcakla kalın💜
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |