
💚
*******
"Bizi mutlu eden insanlara minnet duyalım, onlar ruhumuzun çiçek açmasını sağlayan büyüleyici bahçıvanlardır."
(Marcel Proust)
*******************************
Leyal'den:
**********
Kulaklarımı dolduran seslere karşılık olarak bu durumdan hoşnut olmadığımı belirten mırıltılar döküldü dudaklarımın arasından. Kafamı ise yastığıma biraz daha gömdüm.
"Güzelim," diyerek bana seslenen adamla gözlerim hafiften aralanmıştı fakat hala uykum vardı.
"Ne oldu?" dedim üzerimdeki battaniyeye daha da sokularak tamamen uyku mahmuru çıkan sesimle.
"Sabah oldu," demişti Mirza, ses tonundan güldüğü bariz belli oluyordu.
"Biraz daha uyusam," demiştim mızmızlanarak, gerçekten gözlerimi hiç açmak istemiyordum. Gerçi gözlerimin de pek açılası yoktu ki.
"Ama, dün bana özellikle dedin ya işe giderken seni de kaldırayım, Ahsen'e söz vermişsin Yiğit Efe'yi birlikte doktora götürecektiniz." Mirza'nın saçlarımı okşayarak tane tane anlattıklarıyla gözlerim şokla açıldı.
Ne yaptığını bilemez bir halde yataktan sıçrayarak doğrulduğumda gözlerimi kırpıştırıyordum yeni kalkmanın beraberinde gelen kaşınma hissiyle.
"Ben onu tamamen unutmuşum Mirza," dedim hala şok yaşarken. Normalde pek unutmazdım bu tarz önemli şeyleri oysaki.
Bir yaşını yeni doldurmuş Yiğit Efe'nin rutin kontrolünün zamanı gelmişti ve biz dün onları akşam yemeğine davet ettiğimiz için bizdeydiler. Konu yemek masasında açılınca Serhat ve Mirza işlerinin yoğun döneminde oldukları için doktora biz birlikte götürmeyi kararlaştırmıştık.
"Bunlar normal şeyler yavrum, hem son zamanlar ikimizin de kafası çok doldu. İstemeydi, düğündü, mahkeme işleriydi. Bir taraftan da sınav için ders çalışıyorsun." Dediklerine hak vermemek elde değildi. Gerçek anlamda çok yoğun bir dönemdeydik.
"Dün akşam avukat Filiz hanımla konuştun, fakat soramadım sana Ahsen'ler burada olduğu için. Var mı önemli bir gelişme?" Davaya sayılı gün kaldığı için avukatımız, kırklı yaşlarının sonunda olan Filiz hanımla konuşmalarımız da sıkılaşmıştı.
"Kahvaltı için bir şeyler hazırladım, bir tek çay kaldı. Ben ineyim çay koyayım sen de üstünü değiştir gel. Kahvaltı masasında detaylı konuşuruz." Dedikleri bittiği gibi alnıma sıkı bir öpücük kondurmuştu sevdiğim adam.
"Tamam canım, dediğin gibi yapalım." Uysalca onu onayladığımda ikimiz de yataktan ayaklanmıştık.
Mirza odadan çıktıktan sonra ben de banyoya girerek ihtiyaçlarımı gidermiş ardından hazırlanmak için odaya dönmüştüm. Öncelikle işe yatağı toplayarak başladım. Ardından dolabın önünde dikilerek beyaz iç çamaşırı takımlarımdan bir tanesini alarak üzerime geçirdim.
Daha sonraysa biraz dolabıma bakındım ne giysem diye. Özellikle pantolon ve onun üstüne ayarlamak için bir şeyler bakıyordum. Dakikalarca bakındıktan sonra sonunda tercihimi tarçın renk cepli kalem pantolonumdan ve onun üstüne giyinmek için krem renkli sıfır kol bluzumdan yana kullanmıştım. Ayakkabı olaraksa beyaz sporlarımı giyinecektim.
Giyinme işlemim bittiği gibi çantamı alarak içine gerekli birkaç malzeme yerleştirdim. Ardından makyaj masama geçerek saçlarımı güzelce taradım. Ekstra bir şey yapmaya ne zamanım ne de hevesim yoktu. Makyajıma ise yüzüme güneş kremi sürmekle başladım. Ardından gözlerime siyah göz kalemi, kirpiklerime rimel sürdüm. Dudaklarımı önce dudak kalemiyle kontörleyerek üstüne parlatıcı sürdüm. En son hafif tonlarda olan krem allık kullanarak makyajımın yeterli olacağı kanısına vardım.
Makyaj da bitince dün geceden komodinin üstüne bıraktığım telefonumu ve yatağın üstünden çantamı alarak odadan çıktım. Merdivenleri inerken bir taraftan da telefonumu çantamın cebine sıkıştırmaya çalışıyordum.
Mutfağa vardığımda Mirza'nın düşüncelere dalmış bir şekilde oturduğunu gördüm. O kadar dalmıştı ki mutfağa girdiğimin bile farkına varamamıştı.
Adımlarımın hızını düşürerek sessizce yanına yaklaştım ve arkadan ona sarılarak önce ensesine derince dudaklarımı bastırdım. Duş aldığını belli eden kendine has kokusunu içime çekerek öpücüğümü ona hediye ettikten sonra çenemi sağ omzuna yaslayarak bu kez de kızıl kahve karışımı sakallarla çepeçevre sarmalanmış yanağına öpücük kondurdum.
"Yavrum," melodik sesi kulaklarımı doldurduğunda bir taraftan da onu sarmalayan elimi kavramış, dudaklarına yaslayarak öpücükler kondurmuştu.
"Neden bu kadar dalgınsın? Mutfağa geldiğimi bile fark edemedin." Sesimin meraklı tonu mutfağa yayıldığında Mirza gülmüştü.
"Gel otur da çayları koyayım, kahvaltımızı yapalım." Beni geçiştirmesi elbette ki gözümden kaçmamıştı. Fakat birazcık askıya almayı tercih ettim bu durumu.
"Ben ayaktayım zaten, koyacağım çayları. Kalkma sen." Dediğim gibi de hareketlenerek raflardan iki çay bardağı alarak doldurdum. İkimiz de çayı şekersiz severdik. Ben her ne kadar tatlı tüketsem de çayın acımsı tadını alarak içmeyi tercih ediyordum çoğu zaman. Hatta limon eklemeye de bayılırdım çaya.
Çayları doldurarak masaya bıraktıktan sonra Mirza'nın hemen yanındaki sandalyeyi çekerek oturdum.
Çatalımı elime alarak peynir, birkaç siyah ve yeşil zeytin ve Mirza'nın haşladığı yumurtalardan aldım bir tane. Zeytin kesinlikle en sevdiğim kahvaltılık ürünü, siyah veya yeşil fark etmeksizin.
"Kaçışın yok Mirza efendi, anlat bakalım ne sıktı canını bu kadar?" Göz kırparak dediklerime karşılık yakışıklı suratına ekstra tatlılık katan gülüşünü sundu bana.
"Kaçmak isteyen yok ki hatun." Kıro tarzı hitabıyla kıkırdadım. Bu adamın ağzından daha neler duyacaktım kim bilir.
"Dinliyorum, bey." Bey kısmına vurgu yaparak takıldım ben de ona.
"Aslında öyle endişe etmemizi gerektirecek bir durum yok. Filiz hanım şu an için her şeyin yolunda gittiğini söyledi. Hatta bu önümüzdeki duruşmaya kadar şahit ve delillerimiz güçlendirerek bu işi bitirebiliriz. Tabii ki onlar beklemediğimiz bir hamle yapmaz ise." Pür dikkat onu dinliyordum. Şimdiye kadar davayı açan taraf Mirza olduğu için, Ahsen ve Mirza'nın rahmetlik babasının birkaç arkadaşı şahitlik etmişti. Bu duruşmada en büyük kozumuz olan Habil amcayı kullanarak vasiyeti açtıracaktık.
Bu kadar beklememizin nedeniyse Vural olacak amca kılıflı şerefsizin yasa dışı işlerini ortaya çıkarmaktı ki bu konuda da baya ilerleme kat etmiştik. Sırf Mirza öğrenmesin diye mal kaçırmadan tut, daha fazla para kazanmak için karanlık işlere kadar gidiyordu adamın sicil kirliliği.
"Her şey yolundaysa, yani en azından şu an için olması gerektiği gibiyse. Neden bu kadar düşüncelisin?" Sorumu yineledikten sonra çayımdan içtim kocaman bir yudum. Çayın sıcaklığının boğazımda oluşturduğu hissi seviyordum.
"Bir kardeşin, rahmetli kardeşinin emanetlerine neden bu kadar kötülük yaptığını anlamıyorum. Babam onları çok severdi, her ihtiyaçlarına koşar, her zaman ağabey desteğini eksik etmezdi. Ama meğerse babamın beslediği kardeşi yılandan farksızmış." Dedikleriyle sessizce iç çektim.
Bazı insanlar gerçekten de kötülük yapmak için neden aramıyordu. Kötülükle beslenen ruhlar vardı bu dünyada. Sanki masum, yardımsever insanlara imtihan olmak doğmuş insanlar.
Bu olaylar bana biraz Yekta ve babasını da anımsatmıştı. Sözde babanın en yakın arkadaşı ve yeğeni gözünde gördüğü arkadaşının oğluydu. Fakat onlar kolayca babamı ve beni harcadı. Hem de bunu en zor zamanımızda yaptılar.
Biz mi fazla iyiyiz? İnsanlar mı gereksiz kötü, hiç ama hiç anlamıyordum. Galiba bu sorunun cevabını ömrümün sonuna kadar da bulamayacaktım.
"Bazı insanların kötülük yapmak için bir sebebe ihtiyacı olmaz ki sevgilim. Bunu en iyi biz biliyoruz. Allah'ın izniyle kötüler hak ettiği muameleyi görecekler. Lütfen bu kadar kafana takma bu durumları, her şey yoluna girecek. Ve de ben her ne olursa olsun hep senin yanında olacağım." Elimi elinin üstüne koyarak söylemiştim kelimelerimi. Yüzümdeki güven vermek ister gibi olan gülümsememi hiç silmeden.
"Sen de olmasan bu hayat asla ama asla çekilmez. İyi ki varsın..."Mirza'nın dediklerine gülüşümü büyüterek cevap verdiğimde saniyeler sonra ikimiz de kahvaltımıza geri dönmüştük...
*****
"İşin yoksa biraz alış veriş de yapalım mı, hastaneye yakın çok güzel bir AVM var. Biliyorsun, Yiğit Efe en heyecanlı döneminde olduğu için evden pek çıkamıyorum." Ahsen'in sesiyle yolda olan bakışlarımı ona çevirdim. Mirza'nın isteği üzerine onun arabasıyla gelmiştik hastaneye.
Şu an ise hastane işlerimiz bitmiş, arabaya yenice binmiştik. Şükürler olsun ki Efe'min ciddi bir sorunu yoktu.
"Mamma, aybaaa..." Yoldaki araçları göstererek ellerini birbirine çarpan çocuğun kahkahaları yüzümde kocaman gülümsemenin oluşmasının temel nedeniydi. Aybaa onun dilinde araba demekti. Konuşmaya ve yürümeye yeni başladığı için basit kelimeleri değişerek söylüyordu. Sürekli bizim söylediklerimizi tekrarlamak isteme çabaları ise oldukça tatlıydı.
"Evet, annecim. Araba onlar." Ahsen de oğluna eşlik ederken bir taraftan da bana sorduğu sorunun cevabını bekliyordu.
"Gidelim tabii ki, işim yok evde. Sen kısaca yolu tarif et bana." Ahsen büyük bir hevesle yolu tarif etmeye başlamıştı.
AVM gerçekten de hastaneden uzak konumda değildi ve ben kolayca bulmuştum yerini.
Arabayı AVM'nin otoparkına park ettikten sonra Ahsen ile koyu bir alış veriş yapmıştık. Tabii ben bu esnada Mirza'ya mesaj atarak alış veriş konusundan bahsetmiştim. Zira bazen eve erken dönüyordu ve benim hala evde olmadığı görürse endişelenecekti.
Alış verişimizin geneli ise minik paşaya kıyafet, oyuncak almakla geçmişti. Tombul yanakları, annesine benzeyen gözleriyle tatlı mı tatlı olan yeğenime kıyafet ve oyuncak almak aşırı zevkliydi.
Onun dışındaysa Ahsen ve ben de kendimize birkaç parça kıyafet almıştık. İki buçuk kadar süren alış veriş maceramız soluğu burger menu yemek için AVM'in kafelerinden birinde bulmamızla sonuçlanmıştı. Yorgun düşen Yiğit Efe ise bebek arabasında uyuyordu. Zira paşamız rahatına düşkün ve birazcık fazla uyku seven bir bebekti.
İkimiz de bir taraftan yemeklerimizi yiyor, diğer taraftan ise sohbet ediyorduk. Genel olarak konularımız yakında olacak mahkeme duruşması, Mirza ve benim düğün hazırlıklarımdı.
Biz yemeğimize devam ederken bir anda masanın üstüne düşen gölgeyle başımı yukarı kaldırdım. Uzun boylu, tıpkı Mirza gibi mavi gözlü fakat esmer tenli bir adam sırıtarak bize bakıyordu. Yaşı tahminimce yirmi beş veya bir, iki yaş kadar üstünde olmalıydı.
"Burak," Ahsen'nin dudaklarının arasından dökülen isimle gözlerim şokla aralandı. İsmi benim halamın oğluyla aynı olan bu çocuğun Vural beyin oğlu, Mirza'nın kuzeni olduğunu anlamam uzun sürmemişti.
"Merhaba sevgili kuzenim ve gelin hanım," pis sırıtışı yüzüne yayılarak konuştuğunda yanımızda bulunan boş sandalyeyi çekerek oturdu. Benimse kaşlarım çatıldı yaptığı bu hareketten dolayı. Ona bizimle oturmak için davet ettiğimi hatırlamıyorum.
"Tatsızlık çıksın istemiyorum Burak, kalk ve git buradan." Ahsen'in de ses tonu gerildiğinin habercisiydi.
Fakat Burak ve yüzüne yayılan gülümsemesi Ahsen'i zerre kale almadığının habercisiydi.
Bizi takip ettiği her halinden belli olan adamla gözlerimi kıstım. Tam o anda aklıma gelen şeyler çantamın içinde olan telefondan ses kaydedicisini açtım ve uygulamadan çıkmadan ekranı karartarak Burak'ın Ahsen'e baktığını fırsat bilerek hızlıca masanın üstüne koydum.
Bunu bir filmde görmüştüm, kız sevgilisinin onu aldattığını kayıt yoluyla öğreniyordu. Aslında yaptığım şeyin yasal açıdan doğru bir işlem olduğunu bilmiyordum, ama Mirza'nın sabahki düşünceli hali gün boyunca aklımdan çıkmadığı için yaptığım şey bana doğru geliyordu. Yasal işlemler kısmını Filiz hanımla görüşür sonra hareket ederdik artık. Eğer hukuk bu tarz bir eylemi yasaklıyorduysa da bu durum hiç yaşanmamış gibi kaydı silerdim.
"Ama sevgili kuzenim, bir süredir sizi birlikte yakalamak için an kolluyorum. Bu fırsatı kaçırır mıyım hiç?" Dediğinde tahminimde yanılmadığımı gördüm. Bizi takip ediyormuş ve içimden iyi ki ses kaydını açtım diye düşündüm. Ben ses kaydını başlattığımda özel hayata taciz suçunu yaptığım korkusunu düşündüm. Çünkü hukuki açıdan bir bilgim yoktu. Ama Burak'ın yaptığı resmi şekilde suçtu.
"Ne biçim bir insansınız siz? Yaptığının suç olduğunun farkında mısın sen? Özel hayat denilen bir şey var, iki genç kadını takip etmeye utanmıyor musun?" Ahsen'in sesi bu kez de sinirlendiğinin habercisi gibiydi.
"Bu sadece kuzenime yaptığım minik bir sürpriz, suçla falan ilgisi yok." Burak'ın sesi bile ironi doluyken dediklerine inanmamızı beklemiyordu herhalde.
"Buna inanmadık tabii ki de, sen niyetini söyle de sonra git buradan," diyerek olaylara müdahale ettim.
"Güzel olduğun kadar da zekiymişsin gelin hanım. Kuzenimden daha çok seninle anlaşacağız galiba." Beni pis gözlerle süzdüğünde sinirle dişlerimi sıktım.
"Sana ne istiyorsun dedim?" Sorumu yinelediğimde o hala gülüyordu. Ne tip bir manyaktı bunlar baba oğul anlamıyordum. Para sevdasını beyinlerini resmen yıkamış, yok etmişti.
"Mirza'nın davadan geri çekilmesini sağlayacaksınız. Davadan vazgeçecek, yaptığı tüm işlemleri iptal edecek." Dediğinde sinirden gülme sırası bana geçmişti. Ne saçmalıyordu bu adam böyle?
"Boşuna yormuşsun buraya kadar kendini, öyle bir şeyin olmayacağının gayet farkındasın. Mirza'nın bu davada haklı olduğunu ve kazanacağını bildiğiniz için, ne yapacağınızı şaşırdınız herhalde?" Dedim ben de doğrudan gözlerinin içine bakarak. Artık gülmüyordu. Aksine sinirlenmiş gibiydi.
"Mirza'nın haklı olması davayı kazanacağı anlamına gelmiyor. Ben Mirza'nın can sağlığını düşünerekten sizi uyarayım dedim. Davadan geri çekilmezse eğer, olacaklardan korkması gereken taraf siz olacaksınız." Dediğinde daha ne kadar şaşıracaktım kestiremiyordum. Adam düpedüz öz kuzeninin canıyla tehdit ediyordu bizi.
"Ne saçmalıyorsun sen? Bu yaptığının doğrudan tehdit." Kendini tutamayarak ilk tepkiyi veren taraf Ahsen olmuştu.
"Tehdit değil de uyarı diyelim. Mirza'nın yaşamasını istiyorsanız eğer, bu davadan geri çekilmesini sağlayacaksınız." Yine aynı şeyleri söylediğinde sinirden yumruğumu sıkıyordum.
"Babamın hakkının üstüne konmanız yetmiyormuş gibi bir de ağabeyimin canıyla mı tehdit ediyorsunuz beni? Daha ne kadar küçüleceksiniz acaba?" Ahsen'in keskin sözleri karşımızdaki adamın iyice sinirlenmesine neden olmuştu.
"Orası seni ilgilendirmez, siz dediğimi yapın yeter. Eğer ölü bir Mirza görmek istemiyorsanız, önümüzdeki duruşmada geri çekildiğinizi belirteceksiniz." Sona doğru sesini iyice yükselterek dediklerinden sonra cevap vermemizi beklemeden hışımla masadan kalkarak yanımızdan uzaklaşmıştı.
"Geri zekalı herifler, düpedüz tehdit ediyorlar bizi." Bir taraftan Ahsen'i dinlerken diğer taraftan da kaydı durdurdum ve telefonumun belleğine indirdim.
"Ahh babam, kardeşin olacak şerefsiz emanetlerine nasıl davranıyor," gözleri dolan Ahsen ile iç çektim.
"Gözleri dönmüş bunların." Dedim ben de ne diyeceğimi bilemeyerek. Öyle bir durumdu ki insan neye nasıl tepki vereceğini bilemiyor bazen.
"Bizi tehdit ettiklerini kanıtlayabilsek aslında hapis yolu gözükür onlara da, nasıl kanıtlayacağız." Ahsen'in düşünceli sesiyle sırıtarak masanın üstünde duran telefonumu kavradım.
"Ben biliyorum nasıl kanıtlayacağımızı," gülerek dediklerimle kaşları çatılan arkadaşım bana bakmıştı.
"Nasıl yapacağız ki?" Sorduğu soru ile kavradığım telefonu elime alarak onun önüne koydum.
"Ses kaydı aldım." Kurduğum kısa cümleyle şokla bakan arkadaşımın aksine ben umutla gülümsüyordum. Yasal açıdan tehlike olmayacağı takdirde bu ses kaydıyla her şeyi çözüme kavuşturacaktık...
*****
Ahsen'e ses kaydı aldığımı söyledikten sonra hiç vakit kaybetmeden Filiz hanımı aramış, durumu detaylıca anlatarak ses kaydını ona da atmıştık dinlemesi için. Yasal açıdan kullanabileceğimiz cevabını aldığımda ise rahatlamıştım. Meğerse benim tahmin ettiğim gibi gerçekten de bu tarz davalarda ses kaydı, herhangi bir görüntü kaydı yapmak delil açısından kabul edilmiyor, aksine yapan taraf için suç sayılıyordu. Fakat birkaç istisna durum varmış. Mesela ses kaydını önceden planlamayarak rastgele şekilde senin herhangi bir tehdit, tacize uğradığın durumlarda almak istisna durumdu. Bizim de başımıza gelen tam anlamıyla buydu. Hem önceden planlanan bir şey değildi ev kayıtlardan bu bariz belli oluyordu. Hem karşı tarafın tehdidi ve izinsiz takiplerinin itirafı vardı.
Filiz hanımla olan konuşma bittiğinde Ahsen'le birlikte bizim eve gelmiştik. Mirza'ya bu durumu anlatırken o da yanımda olmak istemişti. Hastaneydi, alış verişti, yemekti, Filiz hanımla konuşmaktı derken akşam olmuştu. Mirza muhtemelen evdeydi.
Kapının önüne geldiğimizde anahtarımı çantamdan alarak kapıyı açtım. Ahsen, ben ve arabasında uyuyan Yiğit Efe içeri girdiğimizde Mirza'nın salonda koltuklardan birinde oturarak telefonda konuştuğunu gördüm. Önündeki küllük ve içi dolu izamaritler sigara içtiğin belli ederken derin bir nefes koy verdim. Sigarayı bana söz verdiği üzere baya azaltmıştı ama canı sıkkın olunca da içmeden duramıyordu.
"Haklısın Habil amca, vasiyet açıldıktan sonra kazanma şansları yok ama yine de içim rahat değil, her yaptıklarını ispatlayarak habis yolu gözüksün onlara istiyorum. Öyle bir delile ihtiyacım var ki, hukuk onların gerçekten de suçlu olduğundan şüphelenerek kapsamlı araştırma başlatsın." Dediklerinden sonra bizi fark ederek gözlerini gözlerimle buluşturdu.
"Sonra devam ederiz konuşmaya Habil amca, iyi akşamlar." Diyerek telefonu kapattı ve oturduğu koltuktan ayaklandı.
"Yine doldurmuşsun küllüğü," dedim sitemli bir ses tonuyla. Bırakacaktı o zehri, söz vermişti. Ama böyle de içtiğini görünce hiç bırakamayacak gibime geliyordu.
"Bırakacağım güzelim, sözüm söz biliyorsun. Sadece şu dönemleri atlatalım." Dedikten sonra önce saçlarımı okşamış, ardından alnıma sıkı bir öpücük kondurmuştu.
Bense açıklamasını düşen omuzlarımla birlikte kabul etmek zorunda kalmıştım.
"Hoş geldiniz çiçeğim," benden ayrılan Mirza kardeşini kollarının arasına alarak sarılmış ardından yeğeninin alnına bir öpücük kondurmuştu, uyanmamasına dikkat ederek.
Ardından koltuklara geçerek oturduğumuzda ben Mirza ile ikili koltukta, Ahse ise hemen yanımızdaki tekli koltukta oturmuştu.
"Anlatın bakalım, neler yaptınız bugün, ne dedi doktor yeğenime?" Diyen soran Mirza ile Ahsen'e işaret yaparak konuşacağımı belirttim.
"Şükür paşamızın sağlığında ciddi bir sorun yok, ne yaptığımız konusuna gelirsek, dinlemen gereken bir şey var." Dediğimde cümlemin sonuna doğru Mirza'nın kaşları çatılmıştı.
"Dinelmem gereken şey ne?" Diye sorduğunda cevap vermeyi es geçerek telefonumu elime aldım ve kaydı açtım.
Dakikalar sonra kayıt bittiğinde Mirza odada volta atarak kükrüyordu resmen.
"Siktiğimin şerefsizi, nasıl takip eder sizi?" Ahsen abisinin deliye döndüğünü görerek hızlıca ayaklanarak Yiğit Efe'yi mutfağa götürmüştü.
"Sevgilim lütfen sakin olur musun?" Ben de ayaklanarak Mirza'nın önünde durarak elini kavramaya çalıştım fakat sinirli olduğu için pek başarılı olamadım.
"Nasıl sakin kalayım Leyal? Ne demek kız kardeşimi, sevdiğim kadını takip etmek? Kalleşliğin, şerefsizliğin kaçıncı seviyesi bu?" Dediklerinde yerden göğe kadar haklıydı ama yasal bir sürecin içinde olduğumuz için sinirle verilen tüm kararlar yararımızdan çok zararımıza olacaktı.
"Haklısın bir tanem, ama ne olur sakin ol," nasıl tepki vereceğini umursamadan kollarımı hızlıca vücuduna sararak ona sımsıkı sarıldım.
Saniyeler sonra daha sakin bir şekilde o da bana sarılmıştı.
"Birazcık iyi tarafından bakalım olaylara, bu kayıt davada çok işimize yarayacak." Dediğimde aldığı derin nefesler boynuma dağılıyordu.
"Filiz hanımla da konuştuk, birazdan seni de arayarak detaylı ne yapacağımızı da söyleyecektir. İnşallah bu iş daha fazla uzanmadan birkaç güne bitecek," ondan ayrılarak bu kez ellerimle yanaklarını kavradım. Narin dokunuşlarla elmacık kemiklerini okşadığımda gözlerini kapatmıştı.
"Sen nasıl akıl ettin bakayım kayıt almayı minik tilki?" Mirza benimle uğraşmaya başladığına göre epey sakinleşmiş olmalıydı. Dedikleriyse ikimizi de güldürmüştü.
"Sevgilini hafife alma bence sen ve de uslu davran," Ben de ona takıldığımda beni kendine çekerek dudaklarını boynuma bastırdı.
"Her şeyin yakıştığı gibi tilkilikte çok yakıştı benim kurnaz güzelime." Diyen adamla sırtına yumruk attım.
"O kurnaz tilki senin de kuyunu kazmadan uslu dursan iyi olur," gülerek dediğimde o da gülüyordu.
"Emriniz olur Sultanım, hemen uslu duruyorum..." dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
Her şeye rağmen, sevilmek, sevmek, gülmeyi ve mutlu olmayı başarmak güzeldi...
(Güzel çiftim)
💦
11.10.2023
Güne Dilem'in genel kurgu etiketinde 31. sırada olduğunu görerek başladım ve mutluluğa ortak olması için bölümü tamamlayarak yayınlama kararı aldım.
Oy ve yorumlarınızı, bölümle ilgili düşüncelerinizi merakla bekliyorum canlarım.
Sağlıcakla kalın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.03k Okunma |
472 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |