27. Bölüm

🍂Özel Bölüm🍂

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Leyal ve Mirza'yı özleyenler burada mı?

Valla ben çok özledim onları ve onların nahif aşkını.

O yüzden özel bölüm yazmak istedim.

Güzel oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Aslında birkaç gün daha geç yayınlamayı düşünüyordum ama dayanamadım :)))

Keyifli okumalar dileyerek Özel bölüme geçiyorum.

💦

Leyal'den:
***********

Yaklaşık bir saattir koltukta oturarak karşımda olan masada oturan adamın dikkatini çekmeye çalışıyordum. Fakat önüne döktüğü dosyalara o kadar dalmıştı ki, beni fark etmiyordu bile. Bu da benim somurtmama sebep oluyor tabii ki.

Üstelik hamileliğimden dolayı her duyguyu en üst seviyede yaşıyorken, işleriyle ilgilenen Mirza şu an da beni çıldırtıyordu. Bir hafta kadar sonra çok önemli bir satış gerçekleştirecek olan beyefendimiz fazlasıyla meşguldü son günlerde. Ama gel gör ki ben bunları hamilelikten dolayı sürekli değişen hormonlarıma anlatamıyordum. Anlamıyorlar bir türlü ne yapayım yani?

Mirza ile olan evliliğimizden bir buçuk kadar sene geçmişti. Ben atanmış, devlet okullarının birinde İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Çocuk konusundaysa acele etmemiş, evliliğimizin ilk senesini kendimizle vakit geçirmek için ayırmıştık. Şu an yaz tatili döneminde olduğum için evdeydim ve hamileliğimin de ilk haftalarını evde geçiriyordum.

Hamileliğimin en önemli olumlu yanıysa Mirza'nın sigara denen zehri tamamen bırakmasıydı. Hem hamileliğimin daha sağlıklı bir ortamda geçmesi, hem de ilerde çocuğumuz sigara dumanından uzak bir ortamda büyümesi için verdiği bu karara en çok mutlu olan bendim. Zaten bana söz verdiği için çok çok azaltmıştı içmeyi ama artık tamamen içmiyordu. İlk başlarda biraz zorlansa da sonradan her şey yavaş yavaş yoluna girmişti.

Derince nefes alarak yerimde kıpırdanıp duruyordum, fakat nafile. Adam başını bile kaldırmıyordu. Şeytan diyor git devir sehpanın üzerinde olan tüm dosyaları yere savur. Ama yapamıyorum da, kıyamıyorum ki sevdiğim adama...
İşte hamilelik beni kısacık süre zarfında böyle dengesiz ve çekilmez bir kadına dönüştürmüştü. Mirza'ya da sabır dileyelim artık.

"Evlilik aşkı öldürüyor dedikleri olay doğruymuş demek ki," diye sızlandığımda sonunda kocam olacak beyefendinin dikkatini çekmeyi başarmıştım.

Başını gömülü olduğu bilgisayar ekranından kaldırarak şaşkın bakışlar atan adamı kale almadığımda başını olumsuz anlamda sağa sola sallayarak oturduğu sandalyeden kalktı ve birkaç büyük adımda yanıma ulaştı.

"Kim demiş evlilik aşkı öldürüyor diye?" Diye sordu bana takılarak, aslında alışmıştı dengesiz hallerime o yüzden fazlasıyla alttan alıyordu. Bir taraftan da elini saçlarıma ulaştırmış, narin dokunuşlarla saçlarımı okşamıştı birkaç saniye.

"Öldürmüyor mu?" Diye sordum meraklı bir tınıyla, onun sorduğu soruyu es geçerek.

"Evlilik aşkı öldürüyor mu yoksa gömüyor mu bilmem ama, benim aşkımı öldürecek hiçbir kuvve yok yer yüzünde, hiçbir zaman da olamaz." Sakin bir sesle ciddi bir şeyden bahseder gibi anlattıklarıyla kalbimi bir kez daha fethetmişti yanımda oturarak mavinin en güzel tonunda olan gözleriyle bana aşkla bakan adam.

"Yaa, ne güzel konuşuyorsun sen öyle kocacığım," dedim şirince sırıtarak. Sırıtmama sırıtmayla karşılık vermesi gecikmemişti.

"Ne oldu sabahtan sızlanan kadına? Görmediğimi mi sanmıştın karıcığım?" Dediklerini algıladığımda önce ağzım açıldı şokla, ardından gözlerim kısıldı ve eş zamanda da kaşlarım çatıldı. Görüyorduysan ne diye beni çatlatıyorsun be adam?

"Ne diye tepki vermiyordun pis adam. Sabahtan bir taraflarımı yırtıyorum şurada," sinirle tısladığımda onun gülümsemesi genişlenmişti.

"Benim güzelim ilgi mi istiyormuş?" Diyerek ben daha ne olduğunu anlayamadan bir çırpıda beni kucağına çeken adamla dengem şaşmıştı. Bir buçuk yıllık evli olsak da hala ani hareketleri kalbimin göğüs kafesimden çıkacakmış gibi çarpmasına neden oluyordu.

"Ne yapıyorsun?" Diyerek şaşkın nidalar atıyordum. Feleğim şaşmıştı saniyeler içinde. Fakat yerim de çok rahattı.

"Karımı seviyorum," diyerek beni iyice göğsüne çekerek saçlarımı koklayan adama sokuldum ben de biraz daha. Yine misler gibi kokuyordu.

"Peki ya işlerin ne olacak?" Diye sordum safça. Sanki az önce onu işten ayırmak için kırk takla atan ben değilmişim ki, şimdi benim için işinden geri kalmamasını istiyordum. Gerçekten de değişen ruh hallerime ben bile ayak uyduramıyordum bazen.

"Senden önemli değil ki bebeğim," diyerek kafamı kaldırdı ve dudaklarıma kısa fakat etkili bir öpücük kondurdu.
Ay bu adama düşmekten bir taraflarım kırılacaktı bir gün. Her zaman beni her şeyin önüne koymasını çok seviyordum.

"Sevgilim," dedim şirin çıkması için özen gösterdiğim sesimle.

"Güzel karım," demişti o da yumuşacık ses tonuyla. En sevdiğim hitaplarından birisiydi güzel karım.

"Sence bebeğimizin cinsiyeti ne olacak?" Evet, yarın minik canavarımızın cinsiyetini öğrenmek için gidiyorduk. Üç buçuk aylık olmuştu. Biz biraz sabırsız davranarak önceden de gitmiştik öğrenmek için fakat inatçı canavar iki seanstır cinsiyetini göstermiyordu.

"Sağlıkla doğsun da, cinsiyetinin bir önemi yok," diyen adamın sözleri içimi sıcacık etmişti. Ama merak denilen illet de bulanmıştı bir kere kanıma.

"Haklısın da, yani hislerin ne diyor sana? Kız mı? erkek mi?" diye diretmiştim. Ay meraktan çatlıyordum, Mirza ne düşünüyor diye.

"Bence kız olacak, yani öyle hissediyorum, hatta tıpkı annesi gibi kocaman gözlü, ay yüzlü bir kızımız olsa çok mutlu olurum," dediğinde gülümsedim. Zira benim de içime kız olacakmış hissi doğuyordu aslında.

"Bence de kız olacak. Yani ben de öyle hissediyorum," dediğimde saçlarıma öpücükler kondurmuştu.

"Film izleyelim mi?" Diye sordum daha çok ister gibi, açıkçası sesim pek soru sorar gibi değildi.

"İzleyelim, bu sefer ama komedi izleyeceğiz. Dram kesinlikle olmaz," diyen adama gülmeden edemedim. Dram izlerken ucundan biraz ağlıyordum da. Ay tamam ya resmen salya sümük ağlayarak, Mirza'yı bıktırıyordum. Sonuçta beni o sakinleştiriyordu. Haliyle de dram izlemem yasaktı.

"Tamam hayatım komedi olsun," ,gülerek dediğimde kucağından da kalkmak için hareketlenmiştim. Bunu fark eden Mirza hiç vakit kaybetmeden kalkmama yardımcı olmuş, dengemi tamamen sağlayıncaya kadar tutuşunu bırakmamıştı.

"Sen otur, ben açarım canımın içi," diyen adama gülümseyerek televizyonun önüne koyduğumuz üçlü koltuğa geçtim ve kocamın internete bakınarak film seçmesini bekledim istekli bir şekilde.

Filmi seçtikten sonra o da benim yanımdaki boşluğa kurulmuştu. Anında elini belime atarak bedenimi bedenine yaslayan adama sokulmuştum ben de. Böylelikle de romantik komedi tadında olan filmi izlemeye başlamıştık...

*****

"Haydaa, güzelim ama neden ağlıyorsun ki şimdi?" Diyen adam bende daha çok ağlama isteği uyandırıyordu. Evet, romantik komedi izlerken bile ağlamayı başaran türünün tek örneği bendim yüksek olasılıkla.

"Görmüyor musun kızın başına gelmeyen kalmadı?" Dedim dudaklarımı bükerek ekranı da parmağımla işaret ettiğimde. Mirza hemen parmağımı havada yakalamış, dudaklarına yaslayarak ufak birkaç öpücük kondurmuştu parmak uçlarıma. Fakat gerçekten de komiklik olsun diye kızın başına gelmeyen kalmamıştı.

"Güzelim, insanlar ona bakıp gülüyor, keyfi yerine geliyor ama sen ağlıyorsun. Olacak iş mi bu şimdi?" Diye sorduğunda sesi daha çok isyan eder gibi çıkıyordu. Ama bana ne ki insanlardan?

"Bana ne insanların duygusuz olmasından," dedim küçük çocuk gibi burnumu seslice çekmeyi de ihmal etmeyerek. Hareketlerime derince iç çeken adam burnumun üzerine de ufak bir öpücük bırakmıştı.

"Film o bebeğim, film, gerçek değil," dedi bıkkın bir nida koy vererek. Gel gör ki ben asla anlamak istemiyordum.

"O zaman daha insancıl çeksinler o filmi," dediğimde bana ciddi misin der gibi bakıyordu. Aman zaten hep ben olayım suçlu. Filmi öyle kurgulayanlar hiç suçlu değildi sanki.

"İnsancıl film mi? Anlaşıldı çocuk doğana kadar yok film falan sana. Komedi bile," komedi kısmına vurgu yaparak başını onaylamaz şekilde sağa sola sallayan adam televizyonu kapatınca kaşlarımı çatmıştım.

"Ama sonunu bilemedim. Meraktan çatlarım ya," dediğimde olmaz der gibisinden bakış atarak, kumandaya uzanan ellerimi kavradı. Sanki çocuktum ben, bana televizyon yasağı koyuyordu ya. Sinirle somurtarak bakıyordum ona hala ıslak olan kirpiklerim arasından.

"Yaa çocuk muyum ben? Olmadı bir de televizyon yasağı koy," sızlanarak gözlerimi devirdiğimde gülümseyerek yanaklarımı kavramış, burnumun ucuna hafif bir öpücük daha kondurmuştu.

"Tabii ki de çocuk değilsin, fakat gözyaşlarınla çocuğumuzun etkilenmesini istemeyiz değil mi?" Demişti ıslak yanaklarımı kurulayarak, bense pür dikkat onu dinliyordum. Kesinlikle aklımı nasıl karıştıracağını çok iyi biliyordu.

Aniden gelen esneme isteğiyle kocaman esnediğimde Mirza kahkaha atmıştı.

"Bir de çocuk muyum diye soruyorsun ya," dedi devam eden gülüşlerinin arasından.

"Yaa, istem dışı oluyor bunlar, biliyorsun sen de. Pislik yapma," dedim çatılı kaşlarımın arasından. Evet, eskiden uykuya olan direncimle meşhur olan ben, şimdi minik canavar yüzünden sürekli uyuma isteğiyle dolup taşıyordum.

"Uyuyalım o zaman meleğim. Uyumadan önce süt, meyve ya da hafif başka bir şeyler ister misin?" Diye sormuştu ilgili ses tonuyla. Sürekli bulanan midem yüzünden yemek yerken çok zorlanıyordum. Hatta ilk iki buçuk ay resmen işkence çekmiştim kusmaktan. Zaman ilerledikçe hafiflese de, hala ara sıra mide bulantılarım oluyordu. Ayrıyeten doktor süt, meyve, peynir, yoğurt, sebze gibi şeyleri bol bol tüketmemi söylediği için, Mirza da sürekli böyle şeyler soruyordu işte.

"Yok ya, istemiyorum. Sadece uyumak istiyorum." Dediğimde bir kez daha esnemiştim. Halime gülerek ayağa kalkan adamla, tam ben de kalkacaktım ki, izin vermeyerek beni kolayca kucağına almıştı. Artık bu hallerine alıştığım için güldüm ve başımı göğsüne yaslayarak, beni ikinci katta olan odamıza çıkarmasına izin verdim.

"Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?" Diye sordum uykulu çıkan çıkan sesimle. Zira bu kadar ilgili davranmasını, beni her fırsatta kucaklamasını kastettiğimi çok iyi biliyordu.

"Asla," diye yanıtladığında yüzümde kocaman bir gülümsemenin oluşmasına neden olmuştu.

"Bence de hiç vazgeçme," uyku kırıntıları dökülen sesimle dediğim şeye kıkırdamıştı. Ne var yani ilgi istiyorsam kocamdan? Hamileyiz burada(!)

Odaya girdiğimizde beni yatağa bırakarak pijamalarımı da yanıma getirmişti. Alnıma içimi titreten türden bir öpücük bırakmayı da ihmal etmemişti.

"Sen giyin geç yerine, benim kısa bir duş almam lazım," diyen adamı başımı aşağı yukarı doğru sallamakla onaylamıştım...

*****

Gecenin ilerleyen saatlerinde beni uykumdan uyandıran şey rüyamda gördüğüm çileklerdi. Böyle kocaman kocaman, kıpkırmızı çileklerin görüntüsüne ve kokusuna ayılmıştım rüyamdan. Bir insan canının çektiği şeyin kokusunu alır mıydı bilmiyorum ama ben şu an çilek kokusu alıyordum.

Yatakta yanımda uyuyan adama kıysam mı kıymasam mı ona da karar veremiyordum ki, sonuçta yarın hastaneden sonra işe gidecekti. Cumartesi benden farklı olarak o çalışıyordu. Offf, en iyisi çilekleri hiç düşünmemek, dikkatimi başka şeylere vermekti.

Mesela bebeğime alacağımız mobilya takımını düşünsem... yok ya olmuyor, çilekten başka hiçbir şey düşünemiyordum.

"Mirza," diyerek omuzundan dürtmüştüm nihayet. Şu an sadece çilek vardı aklımda, geceydi, yorgunluktu, yarın işe gidilecekti türden şeyler düşünemiyordum.

"Güzelim, ne oldu? İyi misin? Ağrın falan mı var yoksa?" Sıçrayarak uyanan Mirza'ya göz devirmemek elde değildi. Hamilelik haberinden sonra o kadar endişeli uyuyordu ki, rüyasında bile her an tetikte bekliyordu.

"Yok hiçbir ağrım, iyiyim." Dedim bakışlarımı kaçırarak.

O ise sağ tarafa eğilerek komodinin üzerinde duran küçük gece lambasını yaktı ve tekrar bana döndü.

"Sorun ne o zaman yavrum? Neden uyuyamıyorsun?" Yanaklarımı kavrayan adamın sorusuyla zaten aklımdan çıkmayan çilekler gelmişti gözümün önüne tekrar. Dilimi iştahlı bir şekilde dudaklarım üstünde gezdirdiğimde Mirza'nın bakışları anında dudaklarıma kaymıştı.

"Şeyy, benim canım şey çekti de," dediğimde gözleri yeniden gözlerime takıldı, parlayan bakışlarla bakıyordu. Tamam ilk kez aşerdiğim için o da mutluydu. Zira hep o sormadan bir şeyler istememi bekliyordu. Ama ben de mide bulantılardan dolayı yeni yeni kendime geldiğim için, isteklerim de yeni yeni başlıyordu.

"Ney istiyormuş bebeğimin ve annesinin canı?" Dedi heyecan kırıntıları akan ses tonuyla.

"Çilek, çilek istiyorum ben. Ya rüyamda bile gördüm inanabiliyor musun?" Dedim dudaklarımı bükerek. O ise tebessüm ederek dudaklarıma kısa ve şefkatli bir öpücük bıraktı.

"Tamam güzelim, ben alıp gelirim hemen. Yeter ki sen benden bir şeyler iste," dediğinde gülümsemem tekrar sardı yüzümü.

"Peki ya uykun, yarın işe gideceksin," dedim aklıma takılan gerçekle gülümsemem aniden solarken. Çilek de istiyordum, ona da kıyamıyordum. Bu nasıl işti böyle arkadaş?

"Güzel karım, bunları düşünerek sıkma canını lütfen. Bu dönemlerde sen sadece bebeğimizi ve kendini düşünmelisin. O yüzden canın ne çekerse mutlaka söyle," dedi yanaklarımı kavrayarak okşadığında.

"Tamam o zaman," dedim hafif gülümseyerek, istemeyince çıldıracak gibi olacaksam eğer yani az önce ki gibi, el mecbur isteyecektim zaten.

"O zaman ben sana ve bebeğimize çilek almaya gidiyorum," diyerek yataktan kalkan adam pantolonunu giyinmek üzere hareketlenmişti.

"Dikkatli git tamam mı?" Dedim endişelenerek. Onunsa gülümsemesi genişlenmişti.

"Merak etme, yarım saate evde olurum," dediğinde gömleğini de giyinerek yanağıma bir öpücük kondurmuş, sonrasında odadan çıkmıştı...

*****

Yaklaşık yarım saat kadar geçtikten sonra kapının açılmasıyla bakışlarımı elinde kaseyle içeri giren adama çevirmiştim. Anında yüzümü kocaman gülümseme kaplamıştı.

Yanıma oturan adamın elindeki kaseyi kavradım sabırsızlıkla. Benim düşünceli kocam yıkamış, kaseye doldurarak öyle getirmişti çilekleri.

Hiç vakit kaybetmeden çilekleri yemeye başladığımda Mirza yüzünde kocaman gülümsemeyle beni izliyordu. Bir süre öyle yedikten sonra tabakta iki üç çilek kaldığında gözlerimi kocaman açtım. Karşısında iştahla yerken, adama teklif bile etmeyi unutmuştum.

"Sen istiyor muydun kocacığım?" Bakışlarımı kaçırarak dediğimde Mirza kahkahasını koy vermişti. Adam haklıydı tabii, bitirdikten sonra soruyordum. Hay benim kafama...

"Yok güzelim, seni izlemek yetiyor bana," dediğinde dediği cümleyi daha sonra hatırlayıp düşmeyi aklımın bir köşesine not ettim. Şu an gözüm çilekten başka bir şey görmüyordu.

"Bence de isteme, hem azıcık kaldı," omuz silkerek dediğim şeyle gülüşü şefkatli bir tebessüme evrildi.

"Aşağıda var yine, yarın da istersin diye fazlaca aldım," diyen adamla gözlerimden anında parıltılar geçti. Seviyordum ben bu adamı, fazla fazla hem de.

"Sen çok iyi bir kocasın, teşekkür ederim," çilek bulaşmış dudaklarıma aldırmadan yanağını öpmek için eğildiğimde atik bir hareketle kafasını çevirince dudaklarım dudaklarına yapışmıştı.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan Mirza dudaklarımı sömürmeye başlamıştı bile. Çok ufak bir süre sonra ben de karşılık vermekte gecikmedim. Böylelikle tutkulu bir öpüşme başladı aramızda.

Dakikalarca süren öpüşmemiz sonunda benim nefessiz kalmamla sonlanmıştı. Dudaklarımı dudaklarından istemeyerek ayırdığımda düzensizleşen nefeslerimi düzene sokmak adına derin bir nefes çektim ciğerlerime.

"İşte çilek şimdi çok daha güzeldi," diyerek dilini dudaklarının üzerinde gezdiren adamın iması yüz kızartan cinsteydi. Sanırım on sene geçse bile bazı şeylerden utanma durumum geçmeyecekti.

"Yaa tüm çileğe bulaşmışım. Banyoya geçeyim bir," dedim utandığımı belli etmemek adına. Fakat o çoktan anlayarak gülmeye başlamıştı bile.

Bense onun gülüşlerine aldırmamaya çalışarak elimdeki çilek kabını komodinin üzerine bırakarak banyoya doğru ilerledim.

Temizlenerek banyodan çıktığımda kendi yerinde uzanan fakat hala uyumayan adamı görünce içim sıcacık olmuştu. Bir bakışı bile beni etkilemeye yetiyordu bu adamın. Varlığı dışında içimi huzurla dolduran tek şey bebeğimizdi. O ve ikimizden parça olan bebeğimiz benim şükür sebebimdi.

Hiç vakit kaybetmeden ben de yanına kıvrıldım ve yuvam olan göğsüne yasladım başımı. Anında kolları belimden kavrayarak bedenimi bedenine taraf çekmiş, burnunu saçlarımın arasına daldırmıştı.

"İyi geceler kocacığım," dediğimde iç çekerek.

"Geceler seninle iyi meleğim," diye yanıt veren adam kalbimi bilmem kaçıncı kez fethediyordu. Gülümseyerek, başımı çevirdim ve tam kalbinin üzerine bir öpücük bıraktım. Sonraysa kendimi uykunun kollarına bırakmıştım. Sevdiğim adamın kokusuyla rahatlık bularken...

*****

Bir takım sesler duyuyor, bir elin saçlarımı okşamasını hissediyordum fakat gözlerim sanki yemin yetmiş gibi açılmamak için direniyorlardı.

"Güzelim," diyerek bana seslenen kocamla gözlerim hafiften aralanmıştı fakat hala uykum vardı.

"Ne oldu?" Dedim üzerimdeki battaniyeye daha da sokularak tamamen uyku mahmuru çıkan sesimle.

"Sabah oldu," demişti Mirza, ses tonundan güldüğü bariz belli oluyordu.

"Ama uykum var." Dedim mızmızlanarak, gerçekten gözlerimi hiç açmak istemiyordum.

"Güzelim, doktor randevusuna geç kalmak istemezsin bence," yanağımı okşayarak dediği şeyle gözlerim anında açılmıştı. Ben doktor randevusunu unutmuştum. Nasıl aklımdan çıkmıştı hiçbir fikrim yoktu.

"Ayy, ben onu unutmuşum ya, geç mi kalıyoruz yoksa?" doktorum Gülay hanımla olan randevuyu saat 10 a ayarlamıştık. Şimdi saat kaçtı bilmiyorum ama geç kalma heyecanıyla yataktan çoktan kalkmıştım bile. Fakat Mirza beni kolları arasına alarak ani hareket etmememi sağlamıştı.

"Bebeğim, geç kalmıyoruz, ama biraz daha oyalanırsak muhtemelen geç kalacağız . Hadi kalk da hazırlanalım artık," diyen adamla rahatlanarak derince nefes koy vermiştim. Geç kalmayacaktık sonuç olarak.

Sonra aklıma gelen şeyle gülümseyerek baktım Mirza'ya.

"Günaydın," dedim gülümsemeye devam ettiğimde o da anlamış olacak ki, kocaman sırıtmıştı.

"Günaydın," diye cevap vererek dudağımla yanağımın kavuştuğu yere öpücük kondurmuştu...

*****

Kahvaltı masasında Mirza'nın önüme bıraktığı bardağa yüzümü buruşturarak bakmıştım.

"Hiçte öyle bakma, içeceğini ikimizde biliyoruz," diyen adama göz devirsem de bardağı da elime almıştım.

Şimdi içmesem illa gün içinde o sütü bana içirecekti, o yüzden ne kendimi ne de onu yormadan içmeyi tercih etmiştim. Normalde de burnumu tutuyor ve sütün kokusunu almamak için efor harcayarak bir nefeste içiyordum, öyle yapmadığım zaman sonum klozette bitiyordu.

Kahvaltı faslımız Mirza'nın tabağıma bırakarak yememi işaret ettiği peynirlere, zeytinlere, salatalıklara göz devirmemle geçmişti desem yeridir. Elinde olsa tüm gün yemek yememi isteyecek. Hoş istiyor da, fakat sonunda çıldırmamdan korkarak dile getirmiyordu.

Şimdiyse arabanın ön koltuğunda oturarak akıp giden yolu izlerken hafif bulanan midemle mücadele ediyordum.

"Mirza, camı açalım azıcık, biraz midem bulanıyor," dediğimde ikiletmeden camı açmıştı.

"Durmamı ister misin? Trafiğe girmedik daha. Ya da su içmek ister misin?" Kesinlikle ağzıma bir şey alacak durumda değildim. Bu su olsa bile.

"Hayır, gerek yok. Geçer birazdan, arabaya binince oluyor zaten biliyorsun," hamilelik boyunca her arabaya bindiğimde anında halim içler acısı oluyordu.

"Tamam güzelim, arkaya yaslanarak gözlerini kapat. Belki düzelirsin. Zaten hastane bize yakın. Varırız birazdan," onun da sesi endişeli çıkıyordu. Her böyle olduğumda en az benim kadar kötü oluyordu. Bunlar olağan şeyler desem de vazgeçmiyordu bir türlü endişe etmekten.

Sonraysa dediğini uygulayarak kafamı arka koltuğa doğru yasladım ve gözlerimi kapattım. Belki bulantıma iyi gelirdi...

Hastaneden içeri parmaklarımız birbirine kenetli bir şekilde girdiğimizde fazla vakit kaybetmeden kadın doğum uzmanı Gülay Soylu'nun odasında almıştık soluğu. Önceden randevumuz olduğu için sıra beklememize gerek kalmadan içeri girmiştik.

"Hoş geldiniz," her zaman ki gibi güler yüzlüydü Gülay hanım. Kırklı yaşlarının başında, yeşil gözlü, kapalı bir kadındı.

"Hoş bulduk," dedim ben de aynı gülümsemeyle.

"Nasılmış bakalım annemiz ve bebeğimiz?" Diye sorduğu soru içimi sıcacık etmeye yetmişti.

Sorduğu soruya yanıt olarak geçen randevudan sonra vücudumda oluşan değişiklikler, kilo artımım, mide bulantı aralıklarım ve başka durumlarla ilgili konuşmaya başlamıştım. Tabii arada Gülay hanım lafımı bölerek, sorular soruyor ben onları da cevaplıyordum.

"Geçen yazdığım ilaçlara ekleme yapmayacağım, asla fazla ilaç taraftarı olmadım. Fakat üç buçuk aya göre kilo artımın biraz yavaş, bunu dengelemek için gıda tüketmelisin. Tabii ki tüm gün yağlı yemekler, ağır tatlılar gibi şeyler tüketmekten kesinlikle bahsetmiyorum. Hamilelikte nasıl az kilo zararlıysa, fazla kilo da aynı şekilde zararlı. Dengeli ve doğal gıdalanman, bol bol sebze, meyve, et, yumurta gibi ürünler senin hem kilona, hem kan değerlerine, hem de bağışıklık sistemine iyi gelecek." Gülay hanım anlatıyordu, ben ve Mirza ise can kulağıyla dinliyorduk.

Dediklerine ek olarak benim günlük gıdalanma rutinimi oluşturmak için tekrar sorular sormaya başlamıştı. Hazırladığı listede neyin zararlı, ne faydalı olduğunu özel olarak belirtmişti.

"Evet, bir de minik bebeğimize ultrasonda bakalım," diyen doktorla anında tüm benliğimi heyecan sarmalamıştı. Mirza'ya baktığımda onun da benden farksız olduğunu görmüştüm.

Odanın ikinci kısmına geçerek sedyeye uzanmış, giydiğim bordo salaş tişörtümü yukarı kaldırarak karnıma jel sürmesine izin vermiştim.

"Cinsiyetini görür müyüz bu kez?" Heyecanlı çıkmasına engel olmadığım ses tonumla gülümsemişti doktor hanım.

"İnatçı bebeğimiz kendini bize gösterirse, evet," dediğinde içimden göstermesi için dualar ediyordum. Meraktan çatlardım ben gelecek seansa kadar.

Ultrason aletini karnımda sağa sola hareket ettiren doktor ekrana bağlı klavyedeki tuşlara basarak pür dikkat ekrana bakıyordu. Bakışlarımı ayakta durarak elimden tutan adama çevirdiğimde onun da pür dikkat ekrana baktığını görerek gülümsemiştim.

"Evet, bu kez bebeğimiz cinsiyetini gösterdi," diyen doktorla kalbim teklemişti. En son böyle heyecanlandığımda nikah masasında evet diyordum sanırım.

"Nedir cinsiyeti peki?" Diye sordum doktora devam etmesine izin vermeyerek hala oluk oluk heyecan akan ses tonumla.

"Galiba anne adayımız biraz fazla heyecanlı, o yüzden fazla bekletmeden söylüyorum. Tebrik ederim kızınız olacak Allah'ın izniyle," diyen doktorla anında dolan gözlerimi kocama çevirmiştim. O da benden farksız olarak dolu dolu gözlerle bana bakıyordu.

Doktor karnımı silmek için peçete uzatarak ikimizi baş başa bırakmak için odadan çıkmıştı.

"Kızımız olacak," dedim gözlerimden süzülen yaşların eşliğinde daha çok kendimi böylesi güzel bir mucizeye inandırmak isteyen ses tonumla. İkimizin de tahmini doğru çıkmış, içimize doğan başımıza gelmişti.

"Kızımız olacak, bir ay yüzlüm, güzel gözlüm daha olacak." Mirza'nın yanaklarımı okşayarak dedikleriyle gözlerimi kapattım. İkimizde birden fazla duyguyu aynı anda yaşıyorduk. Minik mucizemiz şimdiden gözbebeğimiz olmayı başarmıştı.

Sonraysa iki eliyle yanaklarımı kavramış, dudaklarını alnıma bastırmıştı. Sevgisini sonsuza kadar tenime mühürlemek ister gibi olan derin öpücüğü içimi titretmişti.

"Seni çok seviyorum Leyal'im, güzel gözlüm. İyi ki benim sevdiğim, benim karımsın. İyi ki benim çocuğumun annesi olacaksın," dediğinde ben de aynı şekilde onun yanaklarını kavramış, alnımı alnına yaslamıştım.

"Ben de seni çok seviyorum sevgilim," diyerek dudaklarına kısa bir öpücük bıraktıktan sonra başımı huzur kokan göğsüne yaslamıştım...

💦💦💦💦💦

23.10.2023

Evet, değerli okurlarım özel bölümümüzü beğendiniz mi?

Yazarken çokça keyif aldım, umarım siz de okurken keyif alırsınız.

Oy ve yorumlarınızı Leyal ve Mirza'dan eksik etmeyin lütfen...😍😍😍

Devam eden diğer kurgularımda görüşmek üzere sağlıcakla kalın.







 

Bölüm : 20.02.2026 01:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...