
heyecan dolu -yani onlar için- bir maçtan sonra toparlanmış, otoparkta metehanı bekliyorduk.
arabaya yaslanmış elimdeki anahtarı çevirirken zeynebin söylediği şarkıyı dinliyordum, bakışlarımı ona diktim.
biraz sonra bakışlarımı fark edip sustu "ne oldu?"
"bilmem," dedim yalandan gülümserken "onu sana sormalı."
"napmışımkine?"
"derdin neydi beni o salağın yanına iterken?"
şaşırmış gibi yaptı "sadece sevdiceğimi izlemek için o tarafa geçtim, altında niye bir şey arıyorsun ki?"
göz devirdim "bende malım çünkü, değil mi?"
bir şey demeden bakışlarını ayaklarına sabitlediğinde susma kararı aldım, uzatma gibi bir niyetim yoktu.
sonunda gelen konuşma sesleriyle ikimizinde bakışları o tarafa dönerken metenin geldiğini gördük, hemde mertle.
arabanın kilidini açıp beklerken zeynebin kıpırdandığını gördüm, açıkcası bundan da bıkmıştım.
ikisi de yanımıza geldiğinde sorgularcasına onlara bakıyordum.
"arkadaşlar ya," dedi mete elini ensesine atarken "hep beraber bir yemek mi yesek, acıkmışızdır."
zeynep bana döndüğünde sinirlendiğimi hissediyordum "ne yemeği mete?"
"o ne demek ya," dedi masum ayaklarına yatarken "maçtan çıktım. açım ben aç!"
"zıkkımın kökünü ye o zaman," dedim sesimi ayarlayamayıp "bana ne senden?"
"ayıp ediyorsun be kanka," dedi elini kafama götürüp saçımı bozarken "hiç mi arkadaşını düşünmüyorsun?"
elini hızla itip yüzümü buruşturdum "yok valla, düşünmüyorum."
bakışlarım mert'e döndüğünde arabanın kapısını açtım "ben gidiyorum, sizde napıyosanız yaparsınız!"
arabanın içine binip kapıyı da hızla kapatırken derin bir nefes aldım.
______________
arabayı kilitleyip zeynebin de binmesine engel olmuş, eve tek başıma gelmiştim. üçü de ne bok yiyorlarsa yiyebilirlerdi.
eve gelir gelmez mutfağa geçip ısıtıcıya su koyduktan sonra salona geçmiş, üstümü çıkartmaya üşenip koltukta öylece yatarken televizyonda dizi arıyordum.
sıkılıp twilight açmıştım. kendimi kaptırmış olacağım ki kapının kapanma sesini duymamla korkudan koltuktan düşüyordum.
içeri giren zeynep şokla bana bakıyordu "bu yeni bir yatış şekli mi?
doğrulup omuz silktim, yanıma gelip çantasını masaya bıraktı.
birkaç dakika öylece sessiz bir şekilde beraber filmi izlemiştik.
"niye böyle yapıyorsun?"
gözlerimden kalpler çıkarak edward'a bakarken bir anda söylediği şeyle ne dediğini anlamamıştım "ne yapıyorum?"
"mertcan, seninle konuşmaya çalışıyor, niye itiyorsun onu?"
adını duyduğum gibi mideme kramp girmişti "ne konuşması zeynep?"
"ciddiye al biraz, aranızı düzeltmeye çalışıyor işte."
bakışlarımı ona çevirdim "çalışmasın o zaman, kimse ondan böyle bir şey beklemiyor."
"yapma lütfen ya!"
"konuşmak istemiyorum zeynep, neden ona böyle davrandığımı en iyi sen biliyorsun."
"biliyorum," dedi destek vermek ister gibi "en yakından da şahit oldum yaşadıklarına. ama onun da aklı başına gelmiş görünüyor, herkes ikinci bir şansı hak eder."
güldüm "ikinci şans diye bir şey yok."
"anlıyorum seni," dedi elini çekerken "zorlayamam da."
kafamı sallayıp uzun zamandır elime almadığım telefonu koltukta aradım, nereye koyduğumu bile bulamamıştım.
kilit tuşuna bastığım gibi ekranda gördüğüm bildirim ve arama sayısı gözlerimin şokla açılmasına neden oldu.
"biri mi öldü lan?"
"ne alaka?"
"baksana." dedim bildirimleri ona gösterirken.
o da anlamamış gibi kafasını salladığında amcamın neden bu kadar çok aradığını merak edip ilk onu aradım.
"alo, noluyor amca özleminden delirdin herhalde?"
"ne özlemi lan? bu gördüğüm şeyler ne naz!"
"bende seni özledim amca evet, ne görmüşsün?"
"haberleri okumadın mı, muhabir olarak ilk senin takip ediyor olman gerekiyordu oysa. yoksa anın etkisinden mi çıkamadın?"
ne dediğini anlamamıştım "ne anı amca ya, ne yapmışım?"
"haberlere bak."
telefonu suratıma kapattığında kulağımdan çekip mal gibi bakakaldım.
"ne yaptın lan kaşla göz arası?"
"ne bileyim oğlum, haberlere bak dedi."
"aç bak, ne varmış?"
beraber telefondan haberlere bakarken gördüğüm başlık ile öksürmeye başladım.
ünlü muhabir naz yandaş'ın aşkı uğruna galatasaray maçı sevdası!
zeynebin sırtıma vurmasıyla kendime gelip ağzım açık ekranı kaydırdım.
"geçtiğimiz günlerde kendisinin galatasaray maçlarını zorla takip ettiğini, arkadaşlarının onu zorladığını söyleyen naz, bugün maça istekli gitmiş görünüyor. kaan ayhan'ın kardeşi mertcan ayhan ile bir ilişkisi olduğunu açıklamayan naz, kendisini bu maçla ele vermiş görünüyor!"
haberin daha fazlasını okumayı bünyem kaldıramayınca yavaş yavaş telefonu masaya koydum.
sinirle gülüp zeynebe baktığımda o da şaşkınlıkla bana bakıyordu.
ayağa kalkıp yan tarafta duran büyük bir yastığı elime aldığım gibi zeynebe vurmaya başladım.
"BU HABER NE BU HABER HE? İLİŞKİMİZİ AÇIKLAMAMIŞIZ DA BERABER MAÇA GİTMİŞİZ DE, ŞEYTAN GÖRSÜN ONUN YÜZÜNÜ! BİR DE ÇEKTİKLERİ FOTOĞRAFA BAK, BİRBİRİMİZE BAKIP GÜLÜYORUZ. Bİ DE BEN SONRA UTANMADAN GÜLEREK MAÇI İZLİYORUM!"
zeynep bağırarak elimden yastığı aldığında başka yastık bulup koltuğa vurmaya başladım.
"bıktım artık bu çocuktan, çıksın hayatımdan nolur çıksın ya!"
bir anda yastığı bırakıp ağlamaya başladığımda zeynep koşarak yanıma geldi.
kaç dakika oldu bilmiyorum ama sinirimi attığımı düşünüp gözlerimi sildim.
"hep senin ve o aptal kafanın yüzünden, ikinizden de nefret ediyorum!"
hiçbir şey söylemeden mahcup bir şekilde yüzüme bakarken burnumu çektim.
"sümüklü oldun iyice."
bir daha burnumu çekip koluna vurdum. masada titreyen telefonla zeynep telefona uzanırken kararsız bir şekilde bana baktı, ne oldu dercesine başımı salladım.
telefonu çevirdiğinde arayanın mertcan olduğunu gördüm. hızla telefonu alıp aramayı yanıtladım.
"ne var ya ne var, aptal herif!"
güldü "sana da merhaba naz."
"ya ne merhabası," dedim ayağa fırlarken "utanmadan merhaba diyorsun bir de!"
"benim ne suçum var şimdi, ben mi yazdım sanki?"
her şeyin en büyük suçlusu sensin, diyemediğim için sessiz kaldım.
"ne oldu mert?"
"eğer rahatsız olduysan haberleri sildirmek için uğraşırım, diyecektim."
"oldum," dedim "hemde çok oldum. hem haberden hemde senden rahatsız oluyorum, haberi sildiğin gibi kendini de silebilir misin hayatımdan?"
sessiz kaldığında güldüm "silemezsin değil mi, çünkü kendini unutturmamak için sürekli etrafımda olman lazım. niye yapıyorsun mert bunu?"
"çünkü.." uzun bir süre sessiz kaldığında derin bir nefes verdiğini duydum "çünkü seviyorum seni naz."
kalbim hızlandığında hem merte hemde kalbime sövdüm, hâlâ aptal gibi heyecanlanıyordum.
"bende seni seviyordum mert, ama sevgimi bir hiç gibi kullandın."
bir şey demesine izin vermeden telefonu kapattığımda olduğum yere çöküp yeniden ağlamaya başladım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |