
mert taburcu olalı bir hafta olmuştu. tek başına kalmaması gerektiği için abisinin evinde kalıyordu, aylin abla zorla yemek yedirmeye çalışırken sürekli beni arayıp 'üç çocukla uğraşmak çok zor' diye söyleniyordu.
yaptığım tatlıyla beraber onlara giderken yüzümde bir gülümseme vardı. tatlı yememesi gerekiyordu ama yaptığım bu tatlıyı çok sevdiği için yapmak istemiştim.
mert taburcu olduktan sonra amcamla konuşmuştum, ne yapacağımı bilemediğim için danıştığım ilk kişi o olmuştu. mert hastanedeyken yanımıza gelip kaan abiye geçmiş olsun bile dilemişti, e yani o kadar da düşman değillerdi.
benim hâlâ onu sevdiğimi, yapılanların unutulmayacak kadar ağır olduğunu ama üzerini silmek için çabalamam gerektiğini söylemişti. kayıp ettiğimiz her fırsat için çok geç kalınacağını söylediğinde konuyu uzatmamıştım, onun da derin yaraları olduğunu biliyordum.
şimdi evin ziline basarken onu düşünüyordum. evet, affedecektim ama kolay olmayacaktı. seviyordum, kaybetme korkusu ağır basmıştı ama biraz daha peşimden koşsa fena olmazdı. kız evi naz evi derler.
aylin abla perişan bir şekilde kapıyı açtığında kaşlarımı çatıp ona baktım.
"savaşa mı gidiyordun, bölmeyeyim ben."
"haha!" dedi geçmem için çekilirken "iki ayhanla aynı evde yaşa da gör savaşı, putin görse savaşı bırakır."
gülerek içeri geçtiğimde salonun savaş alanına döndüğünü görmemle şok olmuştum.
şaşkınlıkla bir kaan abiye, onunla evin ortasında futbol oynayan karana ve koltukta yatan merte baktım.
kaan abi futbol oynarken mertle kavga ediyordu ve ettikleri kavga tamamen messi ve ronaldo ile alakalıydı.
içeri girdiğimde gözler bana döndüğünde mert doğrulmaya çalıştı.
"napıyorsunuz burada ya?"
yerdeki kırık vazoya bakarken kaan abi cevapladı.
"futbol oynuyoruz, kaleci yok geçsene şuraya."
ciddi misin der gibi kaan abiye baktıktan sonra yanlarına gidip elimdeki tatlıyı sehpaya bıraktım.
"bu ne?" dedi mert merakla poşete bakarken.
"en sevdiğin tatlıdan yaptım."
"valla mı?" dedi hızla kalkmaya çalışırken ama olduğu yerde durmak zorunda kaldı.
gülümsedim "valla, kaan abiler bunu da devirmeden götüreyim de yersin birazdan."
hevesle kafa salladığında tatlıyı alıp ayağa kalktım. kaan abi arkamdan seslendi "çabuk gel, geç şu kaleye!"
"ya sabır!" içimden söylenerek mutfağa geçtiğimde aylin ablanın hiçbir şey umrunda olmadan yemek yaptığını gördüm.
"abla, sen nasıl bu adamla baş ediyorsun?"
"edemiyorum ablacım," dedi gülerek "ama napalım, başa gelen çekiliyor."
"üzüldüm sana."
"sanki senin halin farklı he, laf ettiğin adamın kardeşine aşıksın."
öylece boş boş yüzüne bakarken gülmeye devam etti.
göz devirip tatlıyı tezgaha koyarak yaslandım.
aylın abla da harcı karıştırırken göz ucuyla bana baktı "ne yapmayı düşünüyorsun?"
"ne hakkında?"
"mert hakkında."
"affedeceğiz mecbur."
"aşığım diyorsun yani?"
"çok."
gülümseyerek bana baktı "çok kötü şeyler yaşanmış olabilir belki ama ileriye bakmamız gerekiyor, emin ol hiçbir şey aynı olmayacak. mert çok değişti."
kafa salladım "görebiliyorum, umarım öyledir."
"naz, hadisene!"
kaan abinin sesiyle ikimizde gülmeye başladığımızda oflayarak salona döndüm.
"ne var ya?"
gözüyle kaleyi işaret etti "geç."
yardım istercesine merte baktığımda omuz silkti.
mecburen kaleye geçtiğimde karanın tarafındaydım.
"naz abla, koru kalemizi!"
kafa salladım "babana geçit yok ablacım, merak etme."
dik dik bana bakarken dil çıkarttım. karanı götüyle ittirip ayağına aldığı topu attığında ayağımla topu çıkarttım.
"ya faul var, allahın galatasaraylısı her yerde aynı ya!"
bu sefer o da bana dil çıkarttığında mertte gülmeye devam ediyordu.
__________
yemek yemiş, şimdi de bahçede oturuyorduk. mert uzun bir sürede hastanede kaldığı için şimdi gayet iyi durumdaydı, hatta antrenmana gitmeyi planlıyordu.
yaraları gayet iyi durumda olduğu için kimse engel olmamıştı, hatta ben heyecanlanmaya başlamıştım. ilk defa ona sinir olmadan izleyecektim maçları, ve bunu çok özlemiştim.
"dedim de yapmadı ki!"
kaan abi berkan hakkındaki şikayetlerini anlatırken gelen mesajlara bakıyordum.
aylin abla berkanı korurken birkaç tweet beğenmiş, öylece geziniyordum.
yakınımda aldığım koku ile sol tarafa döndüm, mert oturduğu sandalyeyi yanıma yaklaştırmıştı.
kulağıma eğildiğinde heyecanla nefesimi tuttum.
"sence de konuşmamızın zamanı gelmedi mi artık?"
biraz geriye çekilip yakınımda durduğunda yutkunup telefonu kapattım. kafamı olumlu anlamda salladığımda gülümseyip geriye yaslandı.
gerginlikle tartışan ikiliye baktım, çok önemli bir konu konuşuyorlarmış gibi ciddilerdi.
hafifçe öksürdüm "şey, ben artık kalksam iyi olur."
"ya," dedi aylin abla üzüntüyle "erken değil mi?"
dudak büzdüm "amcamın yanına gideceğim."
"bende nazı bırakacağım."
mert ayaklandığında bende çantamı alıp ayağa kalktım.
"oğlum sen araba kullanmasan mı?" dedi kaan abi kuşkuyla.
mert güldü "saçmalama abi ya."
"tamam o zaman, geçirelim sizi."
ikisi de ayağa kalktığında beraber kapıya gitmiştik. ayakkabılarımı giyip ikisiyle de vedalaştıktan sonra el sallayıp ayrıldık yanlarından.
arabaya bindiğimizde derin bir sessizlik oluştu.
"nereye gitmeliyiz?"
sorduğu soruyla bilmediğim için omuz silktim, beraber parka gitsek fark etmezdi benim için.
kafa sallayıp arabayı çalıştırdığında onun benden daha gergin olduğunu anlayabiliyordum, bir zahmet olsun da.
___________
eskiden mert buraya geldiğinde gitmeyi çok sevdiğimiz bir kahveci vardı. arabayla, istanbul boğazını gören bir yerde satış yapıyordu.
ayrıldığımızdan beri buraya hiç gelmemiştim, içimde çocuk gibi bir heyecan hissettiğimde gülümseyerek merte döndüm.
göz göze geldiğimizde gülümseyerek beni izliyordu.
"unutmamışsın."
"seninle alakalı hiçbir şeyi unutmadım."
öylece birbirimize bakmaya devam ederken utanıp gözlerimi kaçırdım, emniyet kemerini açıp arabadan inen ben oldum. hafiften soğuk esen rüzgarla gülümserken mert yanıma geldi.
beraber küçük taburelere oturduğumuzda buranın sahibi, karavandan koşarak yanımıza geldi.
"siz nerdesiniz ya?"
heyecanla bizi sorgularken mert gülümsedi.
"çok özlettik mi kendimizi?"
emir abi kafa salladı "özletmez olur musunuz oğlum, gözlerim hep sizi aradı. neredeydiniz?"
mert bana baktı "birkaç olay oldu abi ya, önemli değil. artık hep burdayız."
"sen türkiyeye taşındın di mi lan?"
mert kafa salladığında emir abi olumsuz anlamda kafa salladı "oğlum beşiktaş varken, galatasaray ne ya?"
"abi ona bakılırsa manita da feneri istiyo, napayım ben şimdi?"
bana hitap etme şekli şokla ona bakakalmama neden olunca mert de söylediğinin yeni farkına varmış gibi sustu.
"o da doğru, her zamankinden içiyorsunuz değil mi?"
anlamsız bakışlarla ikimize de bakarken ilk kendime gelen ben oldum. kafa salladığımda gülümseyerek karavana döndü.
"hangi manita istiyormuş fenere gelmeni?"
elini ensesine attı "eski manitam isterdi yani, istemez miydi?"
"bilmem, belki."
ikimizde heyecandan konuşmazken emir abi kahveleri getirip diğer müşterilerin yanına gitti.
kahvenin kapağı ile oynarken mert hafif bir şekilde öksürdü, bakışlarım ona dönerken konuşmaya başladı.
"biliyorum, ben bu dünyadaki en aptal insanım, sana o kadar iğrenç şeyler yaşattım ki! hepsini kabul ediyorum ama eskiden yaptığım hiçbir şeyi değiştiremem. ama bundan sonra olacak şeyler benim elimde ve ben sana çok aşığım naz, seni bir daha kendi ellerimle kaybetmek istemiyorum. çok büyük salaklıklar yaptım, asla seni hak etmedim ama bundan sonra karşında bambaşka bir mertcan göreceksin. bunun için sana söz veriyorum. hem, ölsen de ikinci şansı hak etmezsin demiştin. ölüyo gibi oldum, bence artık hak ediyorum!"
soluksuz konuşmasının sonunda söylediği cümlelerle kaşlarımı çatıp masanın altından bacağına tekme attım.
"saçma sapan konuşma," dedim acıyla bana bakarken "ağır konuştuğumun farkındayım ama lütfen yüzüme vurma, sinirle söyledim."
gülümsedi "isteyerek söylesen de fark etmez ki, sen iste öleyim."
"ya sussana artık!"
"tamam tamam." dedi ellerini teslim olurmuş gibi kaldırırken.
"affetir bana kendini, tekrar aşık et beni yani."
"aşıksın zaten?"
güldüm "oraları karıştırma, değilmişim gibi yapacağım."
"tamam o zaman," dedi "yarına aşık olursun bence. dayanamazsın ki bana!"
"of mert!"
"tamam ya," dedi masumca bakarken "senin için zor bir süreç olacak."
________________
kahvelerimizi içtikten sonra emir abiyle sohbet etmiş, eve dönüyorduk.
amcama gidecektim çünkü bugün olanları anlatmamı istecekti ama onda kalmayacaktım.
araba evin önünde durduğunda merte döndüm.
"teşekkür ederim."
"asıl ben teşekkür ederim, her şey için."
gülümseyip arabadan ineceğim sırada seslenmesiyle durmak zorunda kaldım.
"naz."
"efendim?"
üzerime doğru eğilip yanağımdan öptü. beklemediğim an yüzünden kalakalırken tüm basıncın yanaklarıma fırlamaya başladığını fark ettim.
sanki ilk defa beni öpmüş gibi heyecanla kapıyı açıp aceleyle indim.
"iyi geceler."
zar zor çıkan sesimle konuştuktan sonra gülümseyerek bana baktı.
"iyi geceler."
kapıyı kapatıp hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladığımda aptal gibi sırıtıyordum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |