27. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

İlk olarak kitabı yeni keşfedenler için bu yazıyı yazıyorum. Bu bir serinin ikinci kitabıdır. Birinci kitabı KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ve profilimden ulaşabilirsiniz. İlk onu okuyup buraya gelin.

 

Kitabın devamını okumaya gelenler hoşgeldiniz canlarımmm. O kadar çok okurum yok ama olsun yine de kitabımı okuyanlar var. Ben bu kitabı bir kişi okur diyerek yayınlamıştım ama her neyse konu bu değil.

 

Keyifli ve iyi okumalar dilerim şunu da söyliyim her hafta pazarı pazartesiye bağlayan gece bölüm atıcam eğer o gece atamazsam ınstagramdan bilgilendirme yaparım. O yüzden beni ınstagtamdan takip etmenizi tavsiye ederim. Instası olmayanlar için buradanda bilgilendirme yapmaya çalışıcam tabii ki.

 

Bu şekilde ben çok konuşmıyim ve sizi KANKIRMIZI 2: Geri Dönüş ile baş başa bırakıyim.

 

...

 

Her seçim bir kaybediştir. Bu sözün doğruluğunu hiç sorgulama gereksimine girmedim. Hayatım hep seçimler üzerine kurulu olduğunun farkındaydım ama bu seçim hakkı bana hiç sunulmamıştı. Aslında bana herhangi bir hak sunulmamıştı. Hiç bir zaman bir seçim yapmamıştım ama çok şey kaybetmiştim.

 

Hayata tutunabilmek için kendime bir sebep aradım. Çıkış yolunu intikam almakta buldum. Başka bir yol aradım ama güçlü durmaktan başka bir yolum yoktu. Tek bir yol, tek bir seçenek. Yine bir seçim yapmamıştım aslında, mecbur bırakılan yoldan yürümeye karar vermiştim.

 

Hayatta kalma çabam aslında kimsenin kuklası olmamaktı. Şimdi fark ediyordum, beni hep biri yönetmişti ya da kullanmıştı. Belki de bu yüzden ne yapacağımı bilmiyordum. Belki de başka yollarım vardı ama ben hep kör olmuştum.

 

Belki hep aydınlığın içindeydim ama ben kendimi karanlığa gömmüştüm. Gözüm kör olmuşta olabilirdi, tıpkı şu an ki gibi.

 

Bir karanlığın içindeydim, zifiri bir karanlık. Hiç bir şey gömüyordum sanki. Kendimi mi bu karanlığa hapsetmiştim? Ne zamandan beri bu karanlığın içindeydim?

 

Ağırlaşan göz kapaklarımı zorlayarak açtım ama sanki kirpiklerim birbirine yapışmıştı. Ne zamandan beri uyuyordum?

 

Zorla araladığım göz kapaklarımın içine ışık süzmeleri dolunca gözlerimi geri yummaya karar verdim. Bir kaç kere kırpıştırıp araladığım göz kapaklarıma ışığa alışması için süre tanıdım.

 

Güneş ışıkları gözlerime dolunca ve ben bu hisse alışınca etrafımı görmeye başladım. Gerçekten ne zamandır uyuyordum ben?

 

Sırt üstü yattığım için gözlerim tavandaydı. Zaten bu görüntüye alışıktım. Anlamayı bilene duvarlar çok şey anlatırdı aslında ve duvarlarla en çok iletişime geçen insan olabilirim. Eh, en azından insanlar gibi düşüncelerimi yargılamıyor.

 

Bir kaç derin nefesin ardından yutkunmaya çalıştım ama boğazımda tarifi olmayan bir acı vardı. Nerede olduğumu anlamak için gözlerimi etrafta gezdirdim.

 

Burası benim evim değildi. Ah, doğruya Ilgaz'ın evine taşınmıştık değil mi? Sorun şu ki burası Mayıs, Tulip ve benim kaldığımız oda da değildi. Şu an yattığım yatak çift kişilik bir yataktı ve odada olan tek yatak buydu. Sağ tarafımda bir dolap vardı ve karşımda bir çalışma masası.

 

Kolumda ise bir serum. Serum? Tamam artık ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Bakışlarımı sol tarafıma çevirince ise bir sandalye ve sandalyenin üstünde oturan başı omzuna düşmüş halde uyuklayan Ilgaz'ı gördüm.

 

Ilgaz...

 

Pekala gerçekten ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Derin bir nefes aldım ve konuşma için dudaklarımı araladığımda susuzluktan kuruyan dudaklarım ve boğazım buna izin vermedi.

 

Tekrar konuşmaya çalıştığımda sesim bir mırıltıdan farksız çıktı ve bu bile kurayan boğazımı tetikleyip öksürmeme sebep oldu.

 

Yattığım yerde öksürürken Ilgaz sesime uyandı ve bana şaşkınlıkla baktı. Şu an asıl şaşkın olması gereken bendim ama bunu dile getirebilecek gücü kendimde bulamıyordum şu an.

 

Ilgaz oturduğu yerde doğrulduğunda şaşkınlığını atlatıp bana hemen yanımda ki komidinin üstünde ki sürahiden bardağa suyu doldurup verdi ve bana uzattı.

 

Hala tıkanmadan öksürürken bardağı alıp olduğum yerde doğruldum ve bardağı dudaklarıma yaklaştırıp zorlukla içmeye çalıştım. Öksürüklerimin arasından bir kaç yudum suyu içip bardağı komidine geri bıraktım ve yatakta oturur pozisyona gelip sırtımı yatağın başlığına dayadım.

 

Bir süre Ilgaz'la bakıştıktan sonra sonunda ikimizden biri konuşmayı akıl etmişti ve bu kişi Ilgaz olmuştu çünkü ben tam olarak olanları anlamlandıramadığımdan dolayı ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

 

"İyi misin, Arıza kız?" Kahve gözlerini kısmış beni incelerken gerçekten iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu ama ben gerçekten ne olduğunu anlamlandıramıyordum. Bu yüzden ona hiç bir şey anlamadığımı belli eden bakışlarımı gönderdiğimde bir kaç nefes soludu ve yüzüme bakıp sorgulayan gözlerle, "Ne hatırlıyorsun?" diye sordu.

 

Kafamı sol omzuma düşürüp, "Ne gibi?" diye sordum çatallaşmış şekilde çıkan sesimle.

 

Kafasını iki yana salladı ve "Bayıldın." dedi. Devam etmesi için kafamı salladım ve gözlerinin içine baktım. "Tam olarak ne olduğunu anlamadık kabus görüyormuşsun sanırım. Uyandığında direk aşağı indin ve kabus gibi bir şeyler mırıldandın. Ne olduğunu sorduğumuzda bayıldın ve," diyerek ellerini iki yana açtı ve bulunduğumuz durumu gösterdi.

 

Hafızamı zorladım en son birbirimize geçmişlerimizi anlatmıştık ve odalara dağılmıştık, sonrasında... Sanırım yatağa yattığımı bile hatırlamıyordum. Sonrası yoktu.

 

Daha fazlasını hatırlayabilmek için gözlerimi kapattım ama hafızam sanki silik silik değilmiş gibi sanki o andan sonrası yok olmuştu.

 

Gözlerimi açtığımda Ilgaz'a baktım ve kafamı iki yana salladım. Hatırlamadığımı anlamış olucak ki kafasını aşağı yukarı salladı. O bilindik sırıtışını yüzüne yerleştirip oturduğu sandalyede geriye yaslandı ve bacaklarını iki yana açıp ileriye uzattı, rahat bir duruş sergiledi. Bunun üstüne gözlerimi devirirken, onun gözlerinin içinde ki kızarıklığı ve gözaltlarında ki morlukları fark ettim. Şu an güneş doğduğuna göre ve ben uyandığımda bayıldığıma göre...

 

Aradan bir gün mü geçmişti? Bir gündür Ilgaz başımdamıydı? Dağınık saçlarından bir kaç tutamı alnına dökülüyordu ve o sırıtışıyla yorgunluğunu gizlemeye çalışıyordu.

 

Onun sırıtan yüzüne inat somurtarak baktığımda dudaklarının arsından bir nefesi serbest bırakıp konuştu. "Ne oldu? Biliyorum her zaman ki gibi çok sempatiğim ama şu an hiç iltifat kabul edemeyeceğim Arıza kız çünkü gerçekten yorgunum." Gözleriyle yatağı işaret etti. "Şimdi izninle seni odana alalım ve ben de yatağıma kavuşabiliyim."

 

Bir dakika, ben Ilgaz'ın yatağında mı yatıyordum? Neden Afet bayıldığında ki gibi beni de salona yatırmamışlardı? Gerçi Afet'in başında bekleyen biri vardı, benim asla olmayacaktı.

 

"Beni buraya yatırmana gerek yoktu." diyerek boğazımı bir kaç öksürükle temizledim ve ses tonumu normal ayarına getirmeye çalıştım.

 

Sırıtışı büyürken, "Bu odayı yeni ayarlamıştım aslında kendime özel. Bir kere bile yatamadığım yatakta ilk sen yattın. Nasıl? Rahat mı?" dedi. Ben odaya bir kez daha göz gezdirdim ve Ilgaz'ın arkasında kalan camdan dışarıya baktığımda normalden daha yüksekte olduğumuzu fark ettim. Muhtemelen kendine özel çatı katına bir oda ayarlamıştı.

 

Kaşlarım çatılırken, "Senden bu odayı isteyen olmadı! Ayrıca başımda bekle diyen de olmadı gidip yatsaydın." diye çıkıştım.

 

Sessiz bir şekilde gülerken kafasına iki yana salladı. Bakışları tekrar benim yüzümü bulunca konuştu. "Senin başında bekleyecek kadar değerli olduğunu sana kim söyledi?"

 

Kurduğu cümleyle sinirlerimi zorlarken derin bir nefesi içime çekip kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

 

O sırada Ilgaz'ın sırıtışı büyürken, "Ha bu arada," diye birden yükselince sert bakışlarım onun yüzünü buldu ve bu onun daha fazla sırıtmasına neden oldu. "İki gündür uyuyorsun. Bilmek istersin diye düşündüm."

 

Gözlerim fal taşı gibi açılırken, ağzımda hafifçe aralandı ve dudaklarımdan, "Ne?" fısıltısı döküldü.

 

"Sanırım bu küçük detaydan bahset-"

 

Lafını keserken birden yükseldim. "Ne demek iki gündür uyuyorum?!" Sesimin yükselişiyle boğazımda ki acı kendini hatırlattı ve birden şiddetli öksürük tekrar beni buldu. Ilgaz komidinde ki suyu önüme tuttu. Öyle hızlı bunu yaptı ki su üzerime sıçramıştı ama bunu aldırış etmeden suyu alıp içtim.

 

Öksürüğüm kesilince, "Bana tam olarak ne olduğunu anlatacak mısın?" diye sordum ve bardağı bana verdiği sertlikle komidinin üstüne bıraktım.

 

Bakışları bardağa kayarken, "Kırsaydın." diye mırıldandı. Bana baktığında kaşlarımı alayla havaya kaldırdım ve bu tepkime karşılık homurdandıktan sonra, "Peki." dedi. "Zaten anlattığım gibi bayıldıktan sonra seni ilk salona yatırdık ama akşama kadar uyanmadığında seni üst kata çıkarıp doktoru çağırdık. Serum taktık ama uyanmadın doktor beklememiz gerektiğini şoka dayalı bir süre uyuyabileceğini söyledi. Atakta geçirebilirmişsin tabi öyle bir kaç detayda geçmişti ama o kısmı çok dinlmedim başında biri beklemeliymiş falan... Her neyse eğer bugünde uyanmasaydın komaya girme gibi gibi durumlar olacağından doktoru arayacaktık ama uyandın ve bence sorun kalmadı. Ne dersin?"

 

Ağzım açık onun bu umursamazlığını dinlerken öylece bir kaç saniye bekledim. "Ne?" diye fısıldadım tekrar.

 

"Sanırım şu an beynin bir kısa devre gerçekleştiriyor ama kendine gelir birazdan." diyerek oturduğu yerde dirseklerini dizlerine uzatıp daha rahat bir duruş sergiledi.

 

Onu ne kadar onaylamak istemesem de anlattıkları yavaş yavaş kafamda oturdu. Bir kez yutkundum ve dudaklarımı ıslattım. "Şimdi ben bir kabus gördüm uyandım ve bayıldım iki gün sonra gözlerimi burada açıyorum. Öyle mi?"

 

Beni kafasıyla onayladı. "Aslında senin bayılma kısmını ve kabusunu unutman dışında geri kalan kısım pekte abartılacak bir şey değil. Her insan yaşayabilir o kadar büyütme kafanda."

 

Onu kafamla onaylarken, "Haklısın aslında..." diye mırıldandım. Ne dediğimin farkına varınca gözlerimi büyütüp ona baktım ve Ilgaz'ın benim daha demin ki halimden daha beter bir şekilde buldum.

 

Tam anlamıyla ağzı bir karış açıktı. "Ne dedin sen?" diye fısıldadığında yutkudum.

 

"Sana demedim." diye mırıldandığımda güldü.

 

Pişmanlık ile gözlerimi yumduğumda onun gülüşü büyüdü. "Vay be! Arıza kız ilk kez arıza çıkarmadı ve benim, benim bak üstünü çiziyorum benim dediğim bir şeyi tek seferde kabul etti! Bir de üstüne haklısın dedi ya!"

 

Baygın ve bıkmış bakışlarımı ona çevirdiğimde gülüşü büyüdü. Bir anda ciddileşti ve sanki tişörtünün yakası varmış gibi yakasını düzeltti sonra omuzlarında ki tozları silkeleyip, "Bunu acilen ev ahilesine duyurmamız lazım. Artık kimse bana karşı çıkmaz ve bence sizi yönetmeme karşı çıkmazlar." dedi.

 

Gözlerimi devirip daha sert bir şekilde ona baktığımda elimle iki yapıp ona gösterdim. "İki gün Ilgaz, sadece iki gündür uyuyorum. Tamam mı? Umuyorum ki senin bu gereğinden fazla gevşemeni aşağı indiğimde karşılaşacağım fazla samimi ortamla bağlaştırmam."

 

Bunu dememin hemen ardından aşağıdan bağırış çağırış sesleri yükseldi. Tartışma gibi değildi de sanki sağcılar ve solcular tekrar oluşmuştu. Öyle bir ses geldi ve birden yükseldi.

 

Rahatlamış bir nefes verdim. Neden rahatladığımı ben bile bilmiyordum.

 

Ilgaz'dan gülme sesi gediğinde baygın bakışlarım ona döndü. Gözleriyle kapıyı işaret etti. "Gördüğün gibi aynı ortam hala duruyor. Hatta ne fark ettim biliyor musun? Sen aşağıda ki herkesin sesi olmuşsun. Kendimi savuncam bahanesiyle herkesi savunurken kimseden çıt çıkmıyormuş. Bak senin sesin gitti herkesin sesi yükseldi."

 

O bunları şu an dalgasına ve belki de beni güldürmek için söylemiş olabilirdi ama bu cümleler bana zarar verdi. İşte girdiğim ortama yarardan çok zararım dokunuyordu. Ben de böyle bir kızdım.

 

"Ve inan ki ben şu sesi çekeceğime senin sesinle baş etmeyi tercih ederim. Genel olarak senin yerini Tulip doldurdu ve Mayıs ile o kavga ediyor. En çok onların tartışmalarına izlemek zevk veriyor ama Afet ve Cenk'in kavgaları da mükemmel. Evet evet Afet baya kavga sesi duyunca bayılan kız kendini savunmaya başladı."

 

Daha büyük şaşkınlıkla ona bakarken, "İki gün Ilgaz. Şaka yapıyorsun değil mi? Herkes bu kadar değişmiş olamaz. Sen bile..." Ne diyeceğimi bilemedim ama o otoriterliği gitmişti. Hala kendini buranın kralı zanneden havaları yerindeydi ama daha beter olmuştu. Nasıl tarif edilir ki?

 

"Ha evet. Bana gelecek olursak." Tekrar rahat pozisyonuna geçti. "Sen olmadan ekip eksik kaldığından onları bir süre saldım ve sert kişiliğimi ortadan kaldırdım. Yani bu onlara iki günlük tatil gibi bir şey olurken benim de rahat kişiliğime kavuşmamı sağladı. Merak etme senin o uyuz olduğun ama içten içe bayılıp hayranlık duyduğun kişiliğime yakında geri dönücem."

 

Tek solukta, aralıksız. Bu huyu değişmemişti hala böyle konuşuyordu ama nedensizce iki gün uyumama rağmen sanki uyanıktımda onlarla yani en azından Ilgaz'la günler geçirmiş gibi hissediyordum. Benim hatırladığım en son Ilgaz'dan nefret ediyordum ama birden ona karşı yumuşak davrandığımı fark ettim. Şu an bir aydınlanma geldi bu konuda. Garip bir histi ama sanırım komadan uyanan bir hasta gibi hissetmem normaldi. Tamam, aylarca uyumamıştım ama iki günde bir şeydi ayrıca Ilgaz'ın anlattığı hiç bir kısmı da hatırlamıyordum.

 

Hatırlamıyordum...

 

Yutkundum ve aklıma gelen görüntüleri silmeye çalıştım.

 

Bakışlarım tekrar Ilgaz'a döndüğünde ona gerçekten eskisi gibi bakmadığımı fark ettim. Normalde de böyleydim yani ilk soğuk alışınca sıcak ama bu alışma kısmı genellikle en az 2 ay olabiliyordu. Neden 2 gün bana 2 ay gibi geliyordu?

 

Kafamı iki yana salladım ve aşağıdan gelen gürültüler arttı. Ilgaz hiç bir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.

 

"Birde..." Bana bir sır verecekmiş gibi yaklaştı ve fısıldayarak devam etti. "Benden duymuş olma Mayıs seni özlüyor gibi. İnan şurada ki kimseyle kavga ederken senle aldığı keyfi almıyor. Ayrıca evet senle kavga ederken keyif alıyor nereden bildiğimi sorma ben anlarım."

 

Geri çekildiğinde sırıtmaya devam etti ve ben aynı şaşkın bir suratla onun yüzüne bakmaya devam ettim. Biz şu an burada dedikodu mu yapıyorduk? Gerçi daha çok Ilgaz yapıyordu ama bu onun kişiliğine bile tersti.

 

Kafamı iki yana salladığım an kapı açıldı ve içeriye Mayıs girdi. Kapıyı olabilecek en sert şekilde örtüp odaya girdi. Simsiyah olan saçları kabarmıştı ve ortaya komik bir görüntü sunuyordu.

 

Ilgaz'a baktığımda gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp bana bakıyordu. Muhtemelen şu an iyi insan lafın üstüne gelir der gibi bakıyordu yani bunu kastetmek istiyordu. Yine gözlerimi devirdim. İyi insan ve Mayıs? Komikti. Dudaklarımdan aşağılayıcı bir gülüş çıktığında bakışlarım Mayıs'a döndü ve nedensizce ona karşı da pozitif bir enerji hissettim. Hayır, kesinlikle deliriyordum bu normal bir durum değildi.

 

Mayıs sinirle solurken, "Bak Ilgaz bey gerçekten evi terk etmeme şu kadarcık kaldı." derken baş parmağı ve işaret parmağını birbirine değdirmeden ama yakın tutarak gösterdi. Kafasını geriye yatırıp soluduktan sonra tekrar ağzını açıp söyleneceği sırada bakışları bana döndü ve öylece kaldı.

 

Mayıs'la öylece bakışırken bir kaç kere gözlerini kırpıştırdı. Gözlerini ovuşturduktan sonra tekrar bana baktı ve işaret parmağıyla beni gösterdi. Şu an çok komik gözüktüğünden dolayı dudaklarımda var ile yok arası bir gülüş canlandı.

 

Mayıs bu halimi görünce hızla ciddiyetini takındı ve saçlarına çeki düzen verdi. Aramızda ki buzdan duvarları yeniden ördükten sonra kollarını göğsünde topladı ve kafasını yana yatırıp küçümseyen bakışlarıyla bana baktı.

 

"Sonunda uyuyan güzelimiz de uyanmış." dediğinde bu durumdan memnun değilmiş gibi yüzünü buruşturdu. Ben ise en keyifli halimle onu izliyordum çünkü rol yaptığı çok belliydi. Tabii ki mutlu olmayacaktı ama şu an rol yaptığıda çok açıktı.

 

Kafamı yana yatırıp ona ondan daha küçümseyici bakmaya çalıştım ama o sanki bakışları ile konuşmak için doğmuştu o yüzden onu sadece bakışlarım ile alt edemezdim.

 

Dilini damağına vurup, "Sırf adet yerini bulsun diye soruyorum. Nasılsın?" dedi.

 

Alaycı gülüşüm yüzümde yer bulurken, "Sanane." dedim kelimeleri heceleyerek.

 

Mayıs gözlerini devirdiğinde yüzünde sanki bir gülüş belirmişti ama anında yok oldu. Hadi ama o Mayıs'tı buz külçesinden daha soğuk olan o kız. Kaba olmak istemezdim ama gülmeyi nereden bilecek ki.

 

Bakışlarını en sert haline getirip bana bakarken başını olumlu anlamda aşağı yukarı salladı. "İyisin, iyisin. Ağzın laf yapacak kadar iyileşmişsin en azından." Kapıya yöneldiğinde sanki, "En azından bu iş görür." diye mırıldandığını da duydum ama kafamın içinde uydurduğum bir seste olabilirdi çünkü psikolojik olarak hiç iyi hissetmiyordum.

 

Kapıyı açtığı an çıkmadan, "İyisin ve aşağıdakilerinde bunu görmeye ihtiyacı var bence." dedi ve hızla odadan ayrıldı.

 

Mayıs çıktığı an Ilgaz'ın gülüşleri odayı doldurdu. "Dedim sana özledi seni."

 

Onu duymazdan gelerek yataktan çıktım ve hala pijamalarımın üzerimde olduğunu gördüm en azından yatmadan önce bunları giydiğimi hatırlıyordum.

 

Ilgaz'ı umursamadan odadan çıktığım esnada Mayıs'ın arkasından yürüyordum. Keyifli görünüyordu. Odaya girdiğinde ki isyankar halinden eser kalmamıştı sanki. Gerçekten beni uyanık gördüğünde mutlu olmuş olabilir miydi? Hah, saçmalık Mayıs'ın böyle bir şeye mutlu olmasını geçtim onun mutlu olduğunu görmek bile bir mucizeydi.

 

Ilgaz arkamdan geldiğinde benim duyabileceğim şekilde fısıldadı. "Şimdi asıl şoku geçirmeye hazır ol. Beni anlayacaksın ama merak etme onlara iki gündür müdahale etmedim istersem tek kelimemle sustururdum biliyorsun."

 

Yine gözlerimi devirdim ve Mayıs'ın adımlarına yetişip merdivenleri indim. Çatı katının merdivenleri odalarımızın bulunduğu katın tam ortasına açılıyordu. Hızla aşağı kata inen merdivenleri de indim ve evin büyüklüğüyle bir kez daha karşılaştım. Sahi neden hiç birimiz bu evi Ilgaz'ın babasının nasıl aldığını sorgulamamıştık. Hani babasından miras kalmıştı tamam ama evin geçimi falan... Her neyse banane ki, ben neden birden bu kadar düşünceli kesilmiştim. Kendime kızarak hızla herkesin oturduğu salona girdim. Üstümü değiştirme zahmetine ise hiç girmeyecektim.

 

İçeriye girdiğim an bakışlar bana döndü ve aynı şaşkınlık onların yüzünde de belirdi. Herkese sırayla göz gezdirdiğimde Tulip tekli koltukta oturuyordu. Cenk ise büyük koltuklardan birine sırt üstü yatmıştı. Ayakta öfkeyle ona bakan Afet'i gördüğümde muhtemelen bunu onun inadına yaptığını fark ettim. Kumsal ise alaylı ifadesiyle yine yeri izleyen Cansel'in yanına en rahat haliyle oturmuştu. Muhtemelen ben gelmeden hemen önce o da bu halleriyle dalga geçmenin derdindeydi. Tutku ise ortalıkta gözükmüyordu.

 

Onlar bana şaşkınlık içinde bakarken aynı ifade bende de belirdi çünkü ben sadece iki gündür uyuyordum. Pekala hepimiz geçmişimizi anlatınca daha rahat kaynaşacağımızı bende düşünmüştüm ama bu kadarı fazla değil miydi?

 

Benden önce gelen Mayıs en soğuk tavrıyla kendini ortamdan soyutlaştıracak en uzak noktaya oturdu. Ilgaz muhtemelen hemen arkamda dikiliyordu. Cenk beni görünce oturur pozisyona gelmişti ama Cansel'in bakışları hala yerdeydi.

 

Afet tamamen bana dönüp boğazını temizledi ve, "Uyanmışsın." dedi. Başımı olumlu anlamda salladım ve o sırada Tulip'ten ses geldi.

 

"Nasılsın?" Bakışlarım ona döndüğünde en meraklı ve endişeli bakan oydu. Ben ise nedensizce kendimi ona uzak hissettim. Sanki şu iki gün uyumamıştım da sürekli onunla Mayıs ile ettiğimiz kavgalardan daha beterini etmiştik.

 

Kafamı iki yana sallayıp bu saçma düşüncelerden uzaklaştım ve "İyiyim." dedim istemsizce kısık çıkan sesimle.

 

Bir süre daha bakıştığımız da yine Tulip konuştu. "Ne olduğunu hatırlıyor musun?" diye sordu. Kafamı iki yana salladım. "Kabus görüyordun, bir şeyler sayıklıyordun. Mayıs ile seni uyandırmaya çalıştık ama zor uyandın. Uyandığında ise biz ne zamandayız gibi bir şey sordun. Sonra sana cevap verince de şaşırdın hızla aşağı indin ve ne olduğunu anlamayadan bayıldın." Gözlerini kısıp baktı. "Ne gördün?"

 

Bir kere yutkundum. "Hatırlamıyorum." dedim. "Aslında yatağa yattığımı bile hatırlamıyorum, sonra uyandıktan sonra olanları da... Bilmiyorum kafam karışık." Derin bir iç çektim ve olanları tekrar kafamda yokladım. Yine de hiç bir şeye rastlayamadım. Zaten sürekli kabuslar gördüğümden kabus görmem garip bir durum değildi. O yüzden bu olayı büyütmüyordum ama iki gün baygın kalacak kadar ne görmüş olabilirdim ki?

 

Tulip en samimi gülümsemesiyle bana bakıp kafasını omzuna yatırdı ve garip olansa benim bu samimi gülüşü bile itici bulmamdı. "Neyse boşver şu an iyisin ya." Kafamı aşağı yukarı salladım ve bende büyük koltuklardan birine oturdum. Hemen yanıma da Ilgaz oturdu.

 

"Selis'de artık aramıza geri dönüş sağladığına göre bence işimize geri dönebilir."

 

"İş," diyerek alaycı bir şekilde güldü Mayıs. Bakışlar ona dönüğünde yerinde dikleşti. "Hala ne yapacağımızı konuşmadık ve şu kızın uyanmasını bekledik. Zaten birbirimize ısınmak adına yaptığımız geçmişlerimizi anlatma aktivitesinden sonra daha beter hale geldik ama dürüst olursak ortam daha ısındı. En azından sizin için..." Kafasını var ile yok arası iki yana salladı. "Gerçekten artık bir şeyler yapmaya başlayacak mıyız?"

 

Ilgaz da olduğu yerde dikleştiğinde lafa atladım. "En son karargah kurmaktan bahsediyordun."

 

Kafasını olumlu anlamda salladı. "Evet ve bunları orada konuşucaz. Şimdi herkes şu haline bir çeki düzen versin. Birbirinize ısının derken köpek gibi didişin anlamında dememiştim. Normal insanlar gibi arkadaş olmayı ya da en azından ekip arkadaşı olmayı deneyebilirsiniz."

 

"Normal insanlar," diyen Mayıs yine alaycı bir şekilde güldü. Onun bu tepkilerine gözlerimi devirmeden edemedim. Sanki benim yerimi o doldurmuş gibiydi. Ve bu sinir bozucuydu. Ben bu kadar sinir bozucu bir insan mıyım?

 

Ilgaz'da sabır ister gibi soludu ve bakışları herkesin üzerinde gezindi. "Her neyse anormal insanlar gibi iyi anlaşın o zaman." diyerek ayaklandı ve ben arkasından ağzım açık bir şekilde baktım. Gerçekten ben uyurken ya da baygınken her neyse işte, o zaman tamamen kendi kişiliğine mi bürünmüştü? Şu an ki kişiliği oldukça sertti. Tamam, normalde de alaycı bir kişiliği vardı ama daha demin gördüğüm sanki daha içten, daha samimiydi ve daha kendi gibiydi...

 

Ilgaz merdivenlerin hemen orada durduğunda sanırım Tutku'ya bakıyordu. O sırada Afet'ten bir ses yükseldi. "Her neyse en azından kardeşini koruyabiliyorsun." Konunun ne olduğunu bilmediğimden ses etmedim. Cenk ağzını açıcağı sırada Kumsal araya girdi.

 

"Ay yeter! Yeter diye bağırıcam artık. Çok oldunuz. Tamam, izlemek zevk veriyor falan da bu kadarı yeterli."

 

Afet hiç bir şey demeden Kumsal'ın yanına yerleşince içeriye Tutku ve Ilgaz girdi. Tutku, Cenk'in yanına oturunca Ilgaz da yanıma geçti ve yine bir konuşma yapılacağını anladım.

 

"Şimdi hepiniz burada sağlam bir şekilde bulunduğunuza göre işleri ciddiye bağlayalım. Gerekli araştırmaları tamamlamak üzereyiz,"

 

Lafını Mayıs kesti. "Üzereyiz?" Evet, Mayıs kesinlikle iyice bana dönüşmüştü.

 

"Afet ile." diye açıklama yaptı Ilgaz. "Ve dediğim gibi karargah tamamlanmak üzere planlarımızı orada yapıcaz ve bu durumu orada konuşucaz."

 

"Zaten kaç gündür aynı şeyi tekrar ediyorsun. Bilmem farkında mısın ama hiç bir şey yaptığın yok." diye çıkıştı Cenk.

 

Ilgaz derin bir nefesi dışarı bırakırken, "O zaman lideriniz olmamı kabul etmeseydiniz ve bu işleri bana bırakmasaydınız. Tabii ki en zekiniz olarak lider olmak bana düşerdi ama kimseden bu konuya ısrar çıkmadı," dedi ve ben o soluk almadan anlattığı cümlesini tamamlamadan araya girdim.

 

"Ne demek lider?" Herkese baktığımda hepsi sustu. "Gerçekten sadece iki gündür uyuduğumdan emin misiniz siz? Ayrıca kimse ısrar etmedi de ne demek. Oylama denilen, demokrasi denilen bir şey var."

 

Mayıs yine alaycı şekilde güldüğünde tek kaşını kaldırıp Ilgaz'a baktı. "Az önce kimse karşı çıkmadı mı demiştin?"

 

Ilgaz, Mayıs'a en sert bakışını gönderdiğinde aynı sert bakışla bana döndü. Derin bir nefes alıp verince dudaklarını ıslattı ama diyecek bir şey bulamayınca önüne döndü. "Tabii ki Arıza kızın, arıza çıkarmasını hesaba katmamışım." diye kendi kendine homurdandı.

 

"Kusura bakma ya da bak ama Cenk haklı. Sen tam olarak bizi toplamak dışında ne yaptın? Ayrıca ben de bu ekibin içindeysem liderimiz olma meselesini de bana sormalıydın."

 

Bakışları bana döndüğünde, "Sorun lider olarak anılmam mı? Zaten bunu söylemeden de sizi o şekilde yönetiyordum ve kimseden ses çıkmıyordu. Sorun kendimi lider diye övmem mi?"

 

"Olamaz mı? Zaten çekilmez bir egon var birde üstüne bu halini çekmek zorunda değilim ben. Ayrıca bir bakımdan hayır. Bir karar alınacağı zaman sadece sen veremezsin hepimiz veririz çünkü biz bir ekibiz."

 

Tek kaşını kaldırdı. "Sanırım sen iki gün boyunca uyurkende aramızdaydın. Bizi ekip diye kabullenmişsin."

 

"Ben her zaman bizi ekip diye kabullenmiştim. Sadece şundan," diyerek elimle Mayıs'ı gösterdim. "Şüpheleniyordum o kadar. Sadece yeni kendime geldiğim için ve birden sizi bu halde bulduğum için kafam karışık o kadar."

 

Mayıs lafa atladı. "Şu mu?" Bakışlarım ona kaydığında yüzünde var ile yok arası bir sırıtış oluşmuştu ama ben baktığım an yok oldu. Gerçekten tartışmamızdan keyif alıyor olamazdı değil mi?

 

"Evet şu çünkü daha isminle hitap edebileceğim kadar değerli değilsin gözümde." diyerek bakışlarımı Mayıs'a çevirdim.

 

"Yeter!" diyerek kavgamızı başlamadan biteren ise yeniden Igaz olmuştu. Evet, Ilgaz yine Ilgaz'dı ve Mayıs'ına asla laf ettirmiyordu. Öfkeyi tüm hücrelerimde hissettiğimde sinirle soludum ve oturduğum yerden kalkıp hızla oradan ayrıldım. Arkamdan yeni bir kavga çıkmış ve bana seslenenler olmuştu ama şu an hiç dinleyemeyecektim.

 

Hayır, beklentilerimin aksine ortam hala aynıydı ve Ilgaz hala yılmadan Mayıs'ı savunuyordu. Evden dışarıya çıkıp hava almak için bahçenin ortasına ilerledim. Soğuk havayı içime çekip ciğerlerime işlemesine izin verdim.

 

Bir süre öylece durduktan sonra arkamdan adım seslerini işittim. Hislerim gelenin Ilgaz olduğu söylerken soluklarım sertleşti ve her nefesimi dışarı verişimde buhar oluştu.

 

"Ne yapıyorsun?" diyerek yanımda durunca ona bakmadım.

 

"Kör müsün?"

 

Güldü. "Hayır ama senin ne yaptığını anlamlandırmak biraz zor sadece o kadar."

 

Gözlerimi devirdiğimde bakışlarımı ona çevirdim. Benim aksime üstüne bir ceket almıştı. "Neden geldin?"

 

"İçerinin ortam sarmadı birazda senin sesini dinliyim dedim."

 

Şaşkınlıkla kaşlarım havalanınca, "Yani kötü anlamda." diye açıklama yaptı. "Hani çok konuşuyorsun ya. Bir de genellikle boş konuşuyorsun."

 

"Ben mi boş konuşuyorum." diyerek kendimi gösterdim. Lafıma devam edeceğim sırada izin vermedi.

 

"Evet ama anlamlandıramadığım bir şekilde her zaman haklı çıkıyorsun."

 

"Hah," diye bir ses dudaklarımdan çıktığında gözlerimi devirip önüme döndüm. "Aynen."

 

"Ciddiyim bu arada. Son sözü benim söylemem ya da konuları benim kapatmam beni haklı çıkarmıyor."

 

Mantıklı düşününce ona hak verdim ama sessiz kaldım.

 

"Bir şey demeyecek misin?" Bakışlarıma ona döndürdüğümde ne der gibi baktım. "Seni övdüm az önce. Şu an egoma laf etmen lazım."

 

Gözlerimi kısarak geriye bir adım attım ve onu süzdüm. "Sen bir tek benim yanımda mı böyle cıvıyorsun?"

 

"Bir de Mayıs ve Tutku." dediği an gözlerimi devirdim ama bir yandan da yaptığı itirafla şaşırmıştım yine de belli etmemeye çalıştım. "Yani işte sen uyurken başında tek başıma hissettiğimden öyle alışmışım yanında rahat davranmaya yoksa üstüne alınma."

 

O açıklama gereksinimi duyarken ben onun başka bir açığını yakalamıştım. "Başımda bekledin yani?"

 

Kurduğum cümleden dolayı ne kadar çaktırmamaya çalışsa da afallamıştı. "Yani şey..." Bir kaç kere öksürdü ve tek eliyle ensesini kaşıyıp, "Seni kontrol için geldiğimde işte."

 

Kafamı aşağı yukarı salladım ama inanmamıştım. Bir süre sessiz kaldık ve karşıyı izledik. Sert esen rüzgarla birlikte soğuğu tenimde hissettim ve ürperdim.

 

Ilgaz'ın bakışları bana kaydığında, "Üşüyor musun?" diye sordu. Sorusuna cevap vermeme fırsat tanımadan yine kendisi konuştu. "Üşüyorsun muhtemelen." Bir kaç saniye durdu. "Eğer centilmen bir erkek gibi ceketimi sana vermemi bekliyorsan çok beklersin dediğim gibi o kadar değerli değilsin." Tam olarak neyi kanıtlamaya çaışıyordu bu? "İçeri geçebilirsin sonuçta aklın yetmez diye söyledim sonuçta her insan anasının karnından benim kadar akıllı çıkmıyor, aklın yetmeyebilir."

 

Elimden gelen en büyük şekilde gözlerimi devirdiğimde tam dudaklarımı aralamış konuşacaktım ki arkamdan başka bir ses geldi.

 

"Ilgaz!" diye çağırdı Mayıs. Yanımıza geldiğinde bana bakabileceği en sert şekilde baktı. "Şu kız yüzünden yarım saattir içeride güven başlığı altında açılabilecek tüm tartışmalar açıldı ve ben bunun yancısı gibi olan Tulip ile kavga etmekten bıktım." Sinirle soluduğunda Ilgaz'ın da sert bakışları bana dönmüştü.

 

"Şaka mısınız siz ya? Suçlanan sensin suçlu olan ben mi?" Ilgaz'a tekrar baktığımda daha deminkinden daha öfkeli bakıyordu. Gerçekten bu kızda ne vardı da her laf atıldığında Ilgaz böyle oluyordu ve savunma moduna geçiyordu?

 

Ilgaz ağzını açacağı sırada Mayıs onu susturdu. "Her neyse şu an seninle hiç uğraşamayacağım." Ilgaz'a döndü. "Seninle özel bir şey konuşmam lazım."

 

"Özel?"

 

Tekrar bana döndü. "Evet Selis özel. Şimdi sana özel kelimesinin açılımını yapmamı ister misin?"

 

Gözlerimi devirdim ve yılmış bakışlarımı Mayıs'ın buz mavisi gözlerine sabitledim. "Özel kelimesinin açılımını senden daha iyi biliyordum merak etme. Sadece sizin ne özeliniz olabilir ki? Sonuçta sende bu ekibin sıradan bir üyesi değil misin?"

 

Mayıs derin bir nefesi içine çektiğinde bir kaç adımla tam karşımda durdu ve yüzüme yaklaşıp, "İşte bu seni hiç alakadar etmez." dedi.

 

"Hatırlatırım bende bu grubun bir üyesiyim ve bu grupta olan her şey beni de alakadar eder."

 

Alayla gülüp geri çekildiğinde, "Grup dışında bir konumuz olamaz mı?" diye sordu.

 

O an kafama dank etti. Tabii ki aralarında özel bir şey olabilirdi. Neden bu bana imkansız bir şey gibi geliyordu ki?

 

Bakışlarım Ilgaz'a döndüğünde tek kelime etmeden Mayıs'a bakıyordu. Boğazımı temizledim ve "Neden olmasın?" dedim. "Tabii ki olabilir ama bilginiz olsun ikinize de güvenmiyorum ve birinin başına bir şey gelirse sizin bu özel konuşmalarınızdan bilirim haberiniz olsun."

 

"Neyi ima ediyorsun sen kızım?" diye çıkıştı Mayıs.

 

"Ne anladıysan o tatlım. Dikkatli ol gözüm üstünde."

 

Mayıs sabrının sonuna gelmiş gibi patladı. "Bak tatlım, ben senin bu iftiralarına göz yumuyorsam bir yere kadar artık sınırlarını zorluyorsun. Haddini aşma!"

 

Sert bir dille söyledikleri bende bir etki yaratmamıştı. Onun sert tavrına karşı daha sakin bir dille konuştum. "Ben haddimi aşmıyorum ama senin birden bu kadar yükselmeni sağlayan sadece benim sözlerim olamaz. Bence bir kendi içini ve orada sakladıklarını yokla."

 

Mayıs bana doğru bir atıp dudaklarını araladığı sırada Ilgaz konuşmasını engelledi. "Yeter! İlk günden başlamayın." Mayıs'ın bakışları ona dönünce, "Ne istiyorsun?" diye sordu.

 

Mayıs sinirle soluduktan sonra aynı sinirle cevap vermeden Ilgaz'a omuz atarak yanımızdan ayrıldı ve eve girdi.

 

Ilgaz derin bir nefes verdi ve nefesi buhar oluşturdu. Bana baktığında omuz silktim ve onu konuşturmadan ve konuşmadan orayı terk ettim. Mayıs'ın arkasından eve girdiğimde Mayıs yukarı çıkıyordu sırf onunla aynı ortamda bulunmamak için salona girdim ve daha demin Mayıs'ın oturduğu en uzak köşeye oturdum. Arkamdan Ilgaz da gelince içeride olan Afet, Cenk ve araya kendini katan Kumsal'ın atışmalarını umursamadan koltuğa yerleşti.

 

Tutku ile bakışlarımız buluşunca sorgular bir şekilde kaşlarını kaldırdı. Ona da omuz silkerek cevap verdiğimde umursamadı. Sanırım bu evde ki herkes en çok Mayıs ve benim kavgalarım olmak üzere herkesin kavgasına alışmıştı.

 

Kafamı geriye atıp koltuğa yasladığımda bir süre duvarla bakıştık ve bu süre kısa oldu. Yeni bir kavganın sesi yukarıdan yükselince oflayarak başımı kaldırdım. Mayıs ve Tulip'in bağırışları geliyordu. İlk başta hafif olan bağırışlar bir süre sonra evde ki tüm sesleri bastırmıştı. Herkes birbiriyle bakıştığında yerinden ilk kalkan Ilgaz oldu ve peşinden de ben kalktım. Arkamdan gelenlere ise hiç bakmadım. Onlar şu iki günde alışmış olabilirlerdi ama ben ne kadar alışmış hissetsemde bu kadar kaosa yeniydim. Yani benim çıkarmadığım kaosa yeniydim.

 

Yukarı çıktığımızda odaya ilk Ilgaz bodoslama daldı ve bende peşinden girdim. Arkamdan da diğerleri.

 

Karşılaştığımız manzara da ise Mayıs, Tulip'i kolundan sertçe tutmuş sırtını duvara yaslamış ve yüzüne doğru haykırıyordu. Tulip'te aynı şekilde karşılık veriyordu. Tam olarak ilk başta kavganın ne olduğunu anlamasamda konuşmalarını ya da bağırışlarını dinleyince biraz anlam kazandı.

 

"Yalan söyleme bana!" diye bağıyordu Mayıs.

 

"İyi misin ya? Niye yalan söyliyim karıştırmışım telefonları." diyerek aynı şekilde karşılık veriyordu Tulip.

 

"Çok inandırıcısın! Yanlış telefonu eline aldın ve şifresini açmaya çalışıyordun. Söyle ne karıştırıyordun?"

 

"Ben bir şey karıştırmıyordum elime aldım ve ekranı açtığım an anlayıp bırakacaktım ama sen geldin ve her zaman ki gibi yine yanlış anlayıp olay çıkartıyorsun. Daha kaç kere anlatacağım bunu?"

 

"Ezberden konuşmayı bırakana kadar ya da ne karıştırdığını söyleyene kadar?"

 

"Ben bir şey-" Onların arasında ki kavga şu şekil akıp giderken birden Ilgaz araya girdi ve en yüksek ses tonuyla ve aynı sertlikle ikisinin kavgasına son verdi.

 

"Durun artık! Kendinize gelin, biz ekip olmaya çalışırken siz ne yapıyorsunuz. İyi misiniz siz?"

 

Mayıs'ın bakışları Ilgaz'a döndüğünde, "Ekip olmak mı?" dedi. "Birimiz birimizin kuyusunu kazmaya çalışırken, bir diğeri diğeriyle gizli kapaklı iş çevirirken ve neredeyse kimse kimseye güvenmezken, her gün ayrı bir kavga çıkarken neyin ekip olmasından bahsediyorsun sen? Asıl sen iyi misin Ilgaz? Hayal aleminden çık bu dokuz kişi ekip olmayı geç birbiriyle normal bir şekilde konuşamaz bile."

 

Aynı Ilgaz gibi tek solukta söyledikleriyle aslında huylarının birbirine ne kadar benzediğini hissettim. Ilgaz yutkunduğunda çenesi yukarı dikti. "Eğer ekip olacağımıza inanmıyorsan burada işin ne? Seni zorla tutan yok."

 

Birden alıştırmadan direk bu şekilde söylediği cümleler bende bile şok etkisi yaratırken Mayıs'ı düşünemiyordum bile. Az önce evden ve ekipten mi kovmuştu?

 

Mayıs sert bir şekilde Tulip'in tuttuğu kolunu bıraktı ve Tulip'ten kısık bir inleme döküldü. Gelip tam Ilgaz'ın karşısında durduğunda, "Zorla soktuğun bu evden şimde de kovuyor musun beni?" diye sordu tam Ilgaz'ın gözlerinin içine bakarak. Artık cümlelerine anlam vermeye çalışmıyordum çünkü belliydi ki ikisi birbiriyle hepimizden daha çok şey paylaşmıştı ve Mayıs aslında zannettiğimizden daha bilgiliydi.

 

Ilgaz hiç bir şey söylemeden Mayıs'ın gözlerinin içine bakmaya devam etti. Mayıs sessizliğinin ardından aşağılayıcı bir gülüş takındı ve hepimize teker teker baktı. En sonunda elini boynuna götürdü ve kolyesini koparırcasına çıkardı ve sertçe Ilgaz'ın göğsüne yapıştırdı. Bir süre öyle kalınca sanki Ilgaz ile bakışlarıyla konuştular. Tekrardan hepimize bakıp en son Tulip'e en nefret dolu gözlerle baktı ve tek kelime etmeden ortamı ve evi terk etti.

 

Mayıs, Kankırmızısı ekibini terk etti.

 

Bakışlarım Ilgaz'a döndüğünde sertçe yutkundu ve Mayıs'ın yere düşen kolyesine baktı. O an hiç beklemediğimiz birinden daha ses yükseldi.

 

"Kız haklı. Zaten ortada ne plan ne bir şey ne de bir bilgi var. Sadece ortaya karışık toplanmış dokuz kişi. Söylesenize sizce de terk etmek en mantıklısı değil mi?" Cenk sözlerini söyleyip elini kolyesine götürdü ve o an Ilgaz'ın bakışları ona döndü. Bakışlarına umursamazlık maskesini takmıştı ama içinin acıdığını hissedebiliyordum nedenini ise bilmiyordum.

 

Cenk kendi kolyesini çıkarıp elini Cansel'e uzattı ve o da abisinin yaptığını yapıp sessizce kolyesini çkardı ve Cenk'in avucunun içine bıraktı. Cenk kolyeleri hemen yanında ki makyaj masasının üstüne bıraktığında son sözlerini söyledi.

 

"Size başarılar dilerim ama ben artık yokum. Zaten her gün bir kavga ile günler geçmez." En son bakışları Afet'e kaydı ve umursamadan Cansel'in elini tutup odadan çıktılar. Merdivende ki ayak seslerinden sonra kapının sert sesini duyduğumuz da artık Cenk ve Cansel'de aramızdan ayrılmıştı.

 

Bakışlarım Ilgaz'a kaydığında sadece masanın üstüne bırakılan kolyelere bakıyordu. Acaba bizi toplamak için ne kadar çaba sarf etmişti?

 

Ortam sessizliğe büründüğünde Tulip konuştu. "Sanırım," İlk başta kısık çıkan sesini düzeltti. "Sanırım, bende artık yokum. Gidip kendi hayatımı kurmalıyım belki de zaten intikam almak benim doğama aykırı bir davranış. Her gün bu kadar kavgayla yaşamak," Yüzünü buruşturdu. "Bende artık yokum size başarılar..." Kolyesini eziyet çektirircesine bir yavaşlıkta çıkardı ve hemen yanında ki yatağın üstüne bırakıp bir kaç eşyasını aldı ve çıktı.

 

Kaldı beş kişi...

 

Ilgaz'ın bakışları herkesin çıkıp gittiği kapıya kaydığında yutkunduğunu hafifçe hareket eden ademelmasından fark ettim.

 

Tutku kapının pervazında sessizce olanları ve gidenleri izliyordu. Kumsal'ın bakışları anlık Tutku'ya kayıp tekrar Ilgaz'ı buldu. "Bende sanırım artık yokum. Nedenini sormayın eski sıkıcı hayatımı özledim." Hafifçe gülümseyip odadan çıkmak için adım attığında unuttuğu detay hatırlayıp kolyesini çıkardı ve o da Cansel ve Cenk'in kolyelerinin hemen yanına bıraktı. Afet'e bir kez bile bakmaya cesaret edemeyerek odadan ayrıldı.

 

Bakışlarım Afet'e döndüğünde, Ilgaz'ın bakışları da aynı umursamazlıkla Afet'e döndü. Ben hissediyordum ama Ilgaz'ın şu an taktığı umursamazlık maskesinin altında ilmek ilmek ördüğü bir atkının tek bir çekişte sökülmesinin verdiği acı yatıyordu.

 

Afet derin bir nefesi içine çekip sırtını dikleştirdi. "Herkes gittikten sonra tek benim kalmam saçma olurdu ama araştırdıklarımız bence sana katkı sağlar. Ben de artık yokum. Belki de normal insanlar gibi bir hayat kurmayı denemeliyim."

 

Mavi gözleri dolmuştu ama belli etmeden hızla saçlarıyla neredeyse aynı renk olan kolyesini çıkardı. O da masanın üzerinde ki diğer kolyelerin yanına bıraktığında son kez Ilgaz'a özür diler gibi baktı ve o da evi terk etti.

 

Sanırım artık ortada bir ekip kalmamıştı.

 

Ilgaz'ın bakışları yavaş yavaş bana döndüğünde umursamazlık maskesini kaldırmıştı. Benim burada olduğumu unutup mu yapmıştı bunu yoksa bilerek mi bilmiyorum ama şu an bana sanki yalvarır gibi bakıyordu. Belki de sadece bana öyle geliyordu. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki kafam allak bullaktı o yüzden bende yanlış anlamış olabilirdim.

 

Ilgaz yutkunup dudaklarını araladı ama diyecek bir şey bulamayınca kafasına omzuna yatırıp bir süre beni izledi. Bende ne diyeceğimi bilemediğim için ilk önce omuzlarımı silktim sonra da kelimelerimi toparlayıp konuşabildim. "Ortada bir ekip kalmamışken benim kalmam zaten saçma olurdu."

 

Birkaç adım atıp tam karşında durduğumda ona karşı gerçekten farklı hissediyordum. Garip bir şekilde ona sinir olan tarafım yok olmuştu ve sanki uyuduğumda o benle konuşurken bende onunla konuşup aramızı düzeltmiştim. Ama böyle bir şey olmamıştı. Olmamıştı öyle değil mi?

 

"Haklısın." dediğinde dik bir duruşa geçip kısık çıkan sesini düzeltmek için bir kaç öksürük ile boğazını temizledi.

 

Ellerim kolyeme gittiğinde onun bakışları da ellerime kaydı ve sanki gözlerinin buğulandığını hissettim. Belki ben öyle görüyordum ya da gerçekti ama sırf sadece benim için üzülecek hali yoktu ya? Bu ekipte olan tek kişi ben değildim ayrıca benden daha bağlı olduğu kişiler vardı. Mayıs gibi... Daha çok zaman geçirdiği kişiler vardı. Afet gibi... Daha çok sevdiği ve değer verdiği kişiler vardı. Tutku gibi... Ben hiç bir olumlu listesinin başında gelmiyordum ve gelmeyecektim de...

 

Kolyemi çıkardığımda eş zamanlı olarak avucunu uzattı ve kolyeyi en sakin şekilde avucunun içine bıraktım. "Hem zaten bir ekip olabilmişte sayılmazdık."

 

"Peki." dediğinde kabullenmeye mi çalışıyordu yoksa başka bir şey miydi onu da bilmiyordum.

 

"Kendine iyi bak o zaman." Sırıttı. Bir süre bekledim ama hiç bir cevap vermeyince sessizce odadan ayrıldım. Zaten çok bir eşyamda olmadığından bir çanta eşyamı alıp merdivenlere yöneldim.

 

Merdivenlerin tam başına geldiğimde arkamdan belki de son kez onun sesini duydum. "Arıza kız." ve belki de son kez arıza kız deyişini ama içimde bir his tekrar karşılaşacağımızı söylüyordu.

 

Arkamı dönmedim ama adımlarımı durdurdum. "Buradan çıkınca bir doktora gözük. Sokakta düşüp bayılırsan sana yardım edecek kimsen olmaz." Sertçe yutkunup hiç bir cevap vermeden evden ayrıldım.

 

Haklıydı. Kimsem yoktu. Yalnızdım. Neden insanların beni düşünerek söyledikleri bana bu kadar batıyordu?

 

Her neyse, yalnız hayatıma kısa bir tatil verdikten sonra şimdi tekrar eski hayatıma dönme vaktim gelmişti. Ne derlerdi? Tilki dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına döner. Benim kürkçü dükkanımda her seferinde bıkmadan bana kollarına açan belki de ben istemesemde beni içine çeken yalnızlığımdı.

 

Selis Kandemir, yine kendi başına hayatla mücadele etmek zorundaydı artık...

 

...

 

Şu şekil bir bölümün ardından hemencicik kısa bir açıklama daha yapiyim. Bölümleri haftada bir paylaşacağımdan uzun yazmaya çalışacağım haberiniz olsun. Yani birinci kitabın bölümleri kadar kısa olmayacak.

 

Onun haricinde bölüm hakkında konuşursak ilk bölümler o kadar aksiyon yazamayacağım ama elimden gelen bu.

 

Veeee sizden ricam bölüm hakkında ki düşüncelerinizi yorum olarak yazmanız isterseniz dm den de yazabilirsiniz ama yazın benim enerjim sizin yorumlarınız eğer kitabı yazmaya üşenirsem girip okuyorum ve yazma hevesim geliyor. Ayrıca çokta mutlu oluyorum (tüm gün sırıtıyorum.)

 

Son olarak dediğim gibi tüm bilgilendirmeleri ınstadan yaptığım için beni oradan da takip ederseniz sevinirim hem sizin içinde daha iyi olur.

 

Instagram; r_roselissa

Bölüm : 26.04.2025 16:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...