41. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

Bazen en olmak istemediğimiz yere gitmek zorunda kalırız. Aslında bu zorunluluğu da kendi kendimize koyarız. Hayatımızın ipleri bizim elimizdedir ama bazen tek yaptığımız sadece kendimizi kandırmak olur.

Hayata tutunmak için kendini kandırır insan ama bir yerden sonra en büyük hatasının bu olduğunu anlar. Asıl yapmamız gereken kendimizi olduğumuz gibi sevmektir. Belki sevilmeyecek bir insan olabiliriz ama yine de kendimizi her şart ve koşulda sevmeliyiz.

Hatta nefret dilecek bir insan bile olabiliriz, belki çok kötü şeyler de yapmışızdır ama her şekilde kendimizi kabullenmeliyiz. Her insan hata yapardı çoğu pişman olurdu ama pişman olmayıp yine olsa yine yaparım dediğimiz hatalarımız da olurdu. Her insanı tek bir kalıba sokamazdım, herkesten aynı davranmasını beklersek zaten birbirimizden bir farkımız kalmazdı.

Kendimizi farklılıklarımızla, hatalarımızla ve her şeyimizle sevmeliydik çünkü eğer biz kendimizi sevmezsek kimse bizi sevmezdi. Belki kendimizden nefret edebilirdik ama yine de aynanın karşısına geçip ben kendimi seviyorum diyebilmeliydik. Bu belki kendimizi kandırmak olurdu ama fark etmesek de zamanla kendimizi sevebilirdik. Eğer başkalarının bizi sevmesini istiyorsak ilk önce kendimizi sevmeliydik. Sırf kendimizi sevmek için kendimizi değiştirmemize de gerek yoktu ya da başkalarına kendimizi sevdirebilmek için.

Farklılıklarımız zaten bizi biz yapardı ve kimsenin ne dediğini umursamamız lazımdı. Bana böyle öğretilmişti. En azından hayata tutunmak için kendimi sevmem lazımdı. Ben ne düşünüyordum? Bilmiyordum çünkü uzun zamandır kendime ulaşamıyordum.

İnsanların benim hakkımda ki düşüncelerini umursamazdım ama bana öğretilenleri umursardım ve benim iyiliğim için söylenen sözleri dikkate alırdım. Yapmak veya yapmamak benim kararımdı ama aslında yine bana öğretilenleri ve yaşadıklarımı sorgulayarak karar verirdim.

Garip bir kızdım, bir noktada bunu kabul ediyordum ama ben garip olmayı seçmemiştim o yüzden olduğum kişi için kendimden nefret edemezdim. Kendimi seviyordum ve bir gün bunu gerçekten hissedecektim.

Şimdi ise kendim olmamı ya da öyle düşünmemi sağlayan kişiye gidiyordum. Yine ben ona gidiyordum, beni terk etmişti ama ona giden bendim. Tabii ki onun için gitmiyordum ama her şekilde ona gidiyormuş gibi hissediyordum. Belki de orada olmayacaktı, belki de... Bir sürü olasılık vardı ve ben ilk kez ne olacağını öngöremiyor hissedemiyordum. Söz konusu o olduğunda hislerime de güvenemiyordum çünkü beni yarı yolda bırakmasından korkuyordum.

İçime derin bir nefes çekerek valizin fermuarını kapattım. Bir valiz şimdilik yeterdi benim için. Ne kadar kalacağımız belli değildi, ne yapacağımız belli değildi, ne olacağı hiç belli değildi. Yine de gidiyorduk çünkü hepimiz yaşamak için tek bir nedeni vardı o da intikamımızı almak. Sonrasında ne olurdu kimse kestiremezdi, yaşayıp görecektik.

Valizi elime aldım ve odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladım. Bugün büyük gündü Fransa'ya gidiyorduk. Aynı zamanda Irvin'in doğum günüydü ve ben neden bunun aklımdan çıkmadığını bilmiyordum. Onun için bir şeyler yapmak istiyordum. Elimden ne gelir bilmesem de en azından bugün hiç bir aksilik çıkmamasını sağlayabilirdim sanırım.

Herkes yavaş yavaş aşağı indiğinde Irvin evin kapısını kilitleyip son kontrolleri yaptı. Bir kaç adım geri atıp eve baktı. "Neyse zaten çalışanlar eve bakar." diyerek bize döndü. "Ee hazır mısınız?" diye sorduğunda hepimiz fazlasıyla gergindik ama kimse bunu belli etmiyordu.

May yine işin dalgasındaydı. "Birazdan hazır ol emri vermenden korkuyorum."

Irvin sırıttı ve o sırada üç tane taksi evin önüne geldi.

Kathy yüzünü buruşturup ilk taksilere baktı sonra da Irvin'e döndü. "Gerçekten taksiyle mi gideceğiz? Ben limuzin falan bekliyordum."

Irvin alayla kaşlarını kaldırdı. "Başka bir isteğiniz var mı?" diye dalga geçtikten sonra tekrar ciddi haline döndü. "Araba almakla mı uğraşacaktım birde?"

Kafamı aşağı yukarı salladım. "Gerekirse özel şoför bile tutacaktın." dememle sırıtarak bana döndü.

"Maalesef henüz öyle hizmetleri devreye sokmadım. Hadi zaten havaalanına kadar gideceğiz. Abartmayın bir şeyi de."

"Doğru söyle parayı boş yere harcamaktan sonunu getirdin değil mi?" Conroy'un sorusuna aldırmadan çoktan taksilere yönelmişti.

Yine de valizini yerleştirdikten sonra taksiye binmeden önce, "Bir liderin parası tükenmez." diye kendini övmeyi de ihmal etmemişti Gözlerimi devirdim ve onun binmediği taksilerden birine yöneldim.

Zaten Fransa’da şu sevgili rolü yüzünden yeterince birlikte olacaktık şimdilik ondan uzak durmamda bir sakınca görmüyordum. Gerçekten ben neden böyle bir işi başıma açmıştım ki? Sevgili rolü nedir ya!

Kısa sürede havaalanına gelmiştik ve gerekli işlemleri gerçekleştirip uçağın kalkış saatini beklemeye başlamıştık.

May, "Lavaboya gidiyorum ben, sakın ben yokken bir yerlere kaybolma." diye kulağıma fısıldadığında gözlerimi devirdim.

"Tamam anne." diye gıcık bir sesle konuştuğumda o da gülerek yanımdan ayrıldı.

Bu sırada Irvin yerinden kalkmıştı ve telefonu elinde bizden uzaklaşmıştı. Zaten kafam gereğinden fazla dolu olduğu için bu fırsatı kaçırmadım.

Şu geçen dört günde zaten normal yaşantımızdan farklı ekstra bir şey yaşamamıştık. O yüzden Irvin'le aramızda gayet normaldi.

Zaten şu an ne kadar saklamaya çalışsak da hepimizin üzerinde bir gerginlik vardı.

Irvin insanların daha az olduğu bir yere geçtiğinde içimden ona teşekkür ettim. Zaten neden böyle bir işe kalkıştığımı bilmiyordum. Bu sıralar zaten neyi neden yaptığımı hiç bilmiyordum.

Irvin'in yanına gitmeden hızlıca evden çıkmadan çantama attığım küçük keki çıkardım sonra keki paketinden de çıkardım ve aynı şekilde küçük bir mumu da üstüne koydum. Elimin titremesi normal miydi? Belki de sadece heyecandandı, belki de... Her neyse.

Çantamdan çıkardığım çakmakla mumu yaktım. Ateş kısa sürede elimle temas edince içimden küfredip çakmağı çantama geri bıraktım. Mum sönmeden arkasına saklandığım duvardan çıktım ve bu sırada Irvin telefon görüşmesini bitirmiş olacak ki telefonu arka cebine koyarken benim olduğum tarafa dönmüştü.

Gözlerimi yumdum. Aslında çok şey hissediyordum ama bu hisler bana yabancı olduğu için hiç bir şey hissetmiyor gibiydim. Tek bildiğim kalbimin yerinden çıkacak kadar hızlı attığıydı.

Yutkunarak gözlerimi açtım ve o sırada Irvin ile aramızda iki üç adım vardı. Elimde ki küçük kekle ve üstünde ki erimek üzere olan mumla küçük bir çocuğun doğum gününü kutluyormuş gibi hissetmiştim.

Bunu neden yaptığımı gerçekten bilmiyordum sadece içimden yapmak gelmişti ve... Sonuçta buydu işte. Sanırım bir süre içimden geldiği gibi davranmaya ara vermeliydim.

Irvin gözleri kısık elimde ki keke bakarken sırıtmamak için dudaklarını birbirine bastırmıştı ama dayanamayarak gamzeleri görünecek kadar genişçe sırıtmıştı ve inci gibi dişleri de görünmüştü. Kafasını hafifçe omzuna yatırdı ve "Arıza Kız?" dedi sorar gibi.

Yutkundum ve bakışlarımı onun sırıtışından ayırabildiğim an elimde ki küçük keke baktım. Mum neredeyse erimekten sönecekti. "Üflesene sönecek şimdi." Sesimi ben bile zor duymuştum ama sanırım o duymuş olacak ki gülerek aramızda ki iki adımı da kapattı. Boyun hizamda tuttuğum muma üflemek için eğildiğinde yüzlerimiz aynı hizaya geldi ve ben bakışlarımı kaçırmak isterken gözlerine bakakaldım. Çok fazla şey vardı gözlerinde, anlatılamayacak kadar çok...

Aynı şekilde o da benim gözlerime bakarken muma üfledi ve onun nefesini boynumda ve hafifçe çenemde hissetmemle irkildim ama belli etmedim.

Bir süre öylece kaldık ve en sonunda konuşabilen o oldu. "Bu jestini neye borçluyum?"

Omuz silktim. "İçimden geldi." Gözlerim büyürken söylediğim iki kelimenin ardından dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Saçmalayacak bir sürü şey varken durduk yere neden işin doğrusunu söylemiştim ki?

Irvin güldüğünde ona bir şey deme fırsatı vermeden kekin üstünde ki mumu çıkardım eriyen mum elime yapışmıştı ama çok umursamadan arkama döndüm ve hemen dibimde ki çöpe attım.

"Arıza Kız." dediğinde onu duymazdan geldim ve elimi bacağıma sürterken ona geri dönüp keki uzattım.

Kaşları havalandığında, "Al, ye işte." dedim. Kafasını geriye atıp gülerken elimde ki keki aldı ve ben yanaklarımın içini ısırdım. Bunu da neden yaptığımı bilmiyordum. Keki eline aldığında ağzına atmadı ve "En azından bir iyi ki doğdun falan diyebilirdin." dedi.

Yalandan şaşırmış gibi yaptım. "Aa bugün senin doğum günün müydü?"

Kafasını iki yana sallayarak gülüşünü bastırdı. Yutkundum. Bir an duraksayıp kafasını kaldırdı ve bana baktı. Kaşları çatılırken, "Sen nereden biliyorsun?" diye sordu.

Bu sefer kısık sesle ben güldüm. "Ben her şeyi bilirim."

Alayla tek kaşını kaldırdı. "Sen benim egomu falan mı çaldın."

Aynı şekilde bende tek kaşımı alayla kaldırdım. "May varken senin egona kaldığımı sana düşündüren nedir?"

Gözleri kısıldı. "İlişkimize üçüncü kişi dahil etme." Güldüm sözleriyle. "Cidden nereden öğrendin? Thanos’tan öğrendin desem o kendi doğum gününü bile unuttu."

"Onun ki ne zamandı ki?" diye sordum sırf konuyu değiştirmek için.

"Kasım ayındaydı da o yine poligona gitti."

"Neden?" diye sordum meraklı görünmeye çalışarak. Hemen yanında ki duvara sırtını yasladı ve bana yandan bir şekilde bakarken elinde ki ikiye böldüğü keki uzattı. Normalde çok şekerli şeyler yemezdim ama şu an onun tabirinde arıza çıkarmamak için elinden aldım ve ağzıma atıp bir ısırık aldım. Gerçi şu an arıza çıkarmam onun daha çok hoşuna giderdi.

"Konuyu değiştirdiğinin fakındayım bu arada." diyerek elinde ki kekin yarısını ısırdı ve lafına devam etti. "Thanos liseden beri arkadaşı zannettikleriyle silah talimi yapar. İlk seferde fark etmemiştim o yüzden engel olamadım. Fark ettiğimde ise artık silah sesinden zevk almaya başlamıştı. Hatta şu an neredeyse onun için hafta da bir duyması gereken bir ses. Evin arkasında ki alan sanırım bu zamana kadar en sevdiği şey olabilir. Hatta gelmiş dün gece yatmadan önce 'Ne zaman Fransa'dan geri döneriz?' diye soruyor. Daha gitmedik bile!"

Yüzümde ki huzurlu bir tebessüm belirirken bunu saklamak için kekimi ısırdım. Böyle konuşması nedense hoşuma gitmeye başlamıştı. Tamam hala fazlanın fazlası saatlerce susmadan konuşması sinirlerimi bozuyordu ama bu şekilde hevesli hevesli bir şeyi anlatırken gözüme çocuk gibi geliyordu. Ben sanırım Irvin ile çocuk olmayı seviyordum.

Bir an susup bana baktı. "Ne?" dedi bakışları gözlerime kitlenirken. "Çok mu konuştum?"

Omuz silktim ve kalan keki de ağzıma attım o çoktan bitirmişti. "İyi ki doğdun o zaman." deyip konuyu kapattım. Aslında doğum gününü odasını kurcalarken kimliğini görerek öğrendiğimi söyleyip onu çıldırtabilirdim ama yapmadım. Arkamı döneceğim sırada konuştu.

"O zaman ilk kez..." Durdu ve gözlerime bakarken sanki en içimi görüyormuş gibi hissettirdi. Gözlerini bir kaç kez kırptı. "İyi ki doğmuşum."

Yutkundum. Ben arkamı dönmeden May ortama girdi. "N'apıyorsunuz siz burada?"

Ben ağzımı açmadan Irvin yaslandığı duvardan ayrılırken konuştu. "Ne yapıyormuş gibi duruyoruz May?"

May bir bana bir Irvin'e baktı. Omuz silkti. "Çokta umurumdaydı zaten ama yine de Fransa'ya gitmeden sevgili rolüne kendinizi çok mu kaptırdınız acaba?"

"Hayır. Ne alakası var?" Bir saniye beklemeden cevap vermemle Irvin sırıtmıştı. Başkası olsa bozulurdu ortamı terk ederdi ama bu hallerim onu eğlendiriyordu.

"Bence de ne alakası var ama böyle her bulduğunuz boşlukta yalnız kalınca ne biliyim işte..." May'ın imalı konuşmalarıyla gözlerimi devirdim.

"Kale bile almıyorum seni May şu an."

Irvin'ın yanımdan gülen sesini işitsem de ona dönmedim. Çok kısa bir an sessiz kalsak da Irvin, "Duracak mıyız böyle?" diye sorunca ben de May'a "Sen neden geldin?" diye sordum.

May sinir bozucu bir şekilde güldü. "Şimdi sizi sinir etmek için geldim demek isterdim. Tabii Irvin'i sinir etmek için arkadaşımı almak için geldim de diyebilirdim ama merak etme ben Kathy kadar takıntılı değilim." Irvin Kathy’i hatırlamasıyla yüzünü buruşturdu ama yine de May'ı kesmedi. "Harbi neden gelmiştim lan ben?" diye bir süre düşündü May. Hatırladığında parmağını şıklatıp, "Havaalanını birbirine kattı bizimkilerde ondan sizi bulmak için gelmiştim. Malum bu eğlenceden mahrum kalmak isteyeceğinizi düşünmedim. Bak yine ne kadar da düşünceliyim."

May'ın kendini övmesi bitince Irvin bir süre durakladı. Konuşabildiğinde, "Ne oldu?" diye sordu.

May gözlerini devirdi. "Sanırım bir adam Aisha'ya bakıyormuş. Sonra Conroy dayanamayıp adamı dövmeye kalkınca Kathy de atıldı işte sana ne oluyor falan diye. Birlikte adamı üstüne yürüdüler adamın sevgilisi varmış yanında o da bir anda adama vurmaya başlayınca bu kızın arkadaşı daldı kavgaya ama kız olayı yanlış anlayıp bizimkilere saldırdı. Conroy'da ben kadına el kaldırmam deyince Kathy de senin kimseye el kaldırmana gerek yok zaten ben korurum arkadaşımı diye Conroy'a atıldı. Sonra millet bunları ayırmak istedi aradan bir kaç ergen de gazlayınca ortada on, on beş kişilik bir kavga oluştu. Yani kısacası her an havaalanından atılabiliriz."

Irvin ile bir süre durduk. May'ın anlattıklarını beynim yavaş yavaş idrak ederken Irvin benden önce atılmıştı ve "Hay ben sizin yapacağınız işin!" diye May ile aramızdan geçmişti. Muhtemelen kavgayı ayırmaya gidiyordu. Belki de kavgaya dahil olurdu.

May ile bir süre bakıştık. "Sen neden girmedin kavgaya?" diye sorduğumda omuz silkti.

"Sensiz sarmıyor." dediğinde güldüm ve hiç bir şey demeden kavga seslerine doğru ilerledim.

Ortam ana baba günüydü resmen. Kavga ayrılmıştı ama bir sürü insan yüzünü tutuyordu, bazıları karnını, bazıları bacağını... Yüzüne buz tutanlarda vardı ve ortama polis de dahil olmuştu. Bizim ekip köşede dururken Irvin bir öğretmen edasıyla karşısında ki Conroy ve Kathy'i azarlıyordu. Clara ve Aisha'da masum çocuklar gibi köşede oturuyordu. Tulip? Ortalarda yoktu.

Polisler de olaya dahil olmuştu ve iki polis sanırım olayın başlangıcı olan sevgilileri ve arkadaşını sorguya çekiyordu. İki tanesi de etrafta ki herkese sırayla sataşıyordu. Sorguya çekilenler küçük çocuk gibi zırlayıp bizim ekibi gösteriyordu. Gözlerimi devirdim. May ile aynı anda ekibe doğru yürürken Tulip'te elinde ki buzla koşarak ortama dahil oldu. Bu sırada bizde bizimkilerin yanına varmıştık.

Irvin, "Bir yerde de uslu duramadınız mı? Fransa'ya gitmemize ne kaldı şurada? Eğer bizi buradan attırırsanız ve biz gün içerisinde Fransa'ya varamazsak bir daha nah giriş yaparız Zirve'ye!" diye azarlıyordu bizimkileri.

Yanına yaklaştım ve "Haykır haykır. İyice duyur herkese ne halt yiyeceğimizi." dediğimde içine derin bir nefes çekerken kafasını geriye attı ve kısa bir an gözlerini yumdu.

Geri gözlerini açtığında bana döndü. "Ama Arıza Kız bunlar benim işimi zorlaştırıyor."

Güldüm onun bu haline. "Relax ol." diyerek Kathy'nin yanına oturdum. Pek bir darbe almışa benzemiyordu.

Conroy Tulip'ten aldığı buzu elmacık kemiğinde ki morluğa bastırırken söyleniyordu. "Lan adamlar bana bir tane çakamadı sana ne oluyor acaba?" Kathy o kadar duymazdan geliyordu ki ona bakmıyordu bile. "Bu beni dövmeseydi bu kadar büyümezdi kavga."

"Korusaydın kendini."

Conroy sabır dilenir gibi kafasını geri attı. May da benim yanıma yerleşerek dirseklerini sandalyenin sırt kısmına yasladı. "Sen harbi neden dövdün şimdi bunu?" Aslında biliyordu da zevkine soruyordu.

"Aisha'yı korumak ona mı kaldı. Ayrıca adam belki de Aisha'ya bile bakmıyordu. Kendi kendine kudurdu bu. Götünde kurt var zaten yerinde duramıyor."

Conroy da sessiz kalamadı. "Sana yerinden kalk diyen oldu mu? Ben tatlı dille halledip geri gelecektim."

Kathy yüzünü buruşturdu ve yandan Conroy'a bakıp, "Tatlı dil?" diye sordu ve parmağıyla yüzü yamulmuş adamı gösterdi.

Conroy yine kendini haklı çıkarma derdindeydi. "Eğer bana karşılık vermeseydi bir tane çakıp geçecektim."

Kathy alayla kafasını salladığında Irvin'in sabrı kalmamıştı. "Hala neyin derdindeler ya!" Sinirle yanımızdan ayrılacağı sırada May tek ayağını kaldırıp Irvin'in önünü kesti.

"Otur şuraya birazdan uçak kalkacak zaten. Doğru düzgün ifade verirsek ve bizimkileri savunursak yırtarız işin içinden." Irvin ters ters May'a baksa da bu bakışlar May'ın üstünde pek bir etki göstermedi. "Şu an şu kavgayı Selen çıkarsa sırıta sırıta izliyordun. Neyin derdindesin sen çok merak ediyorum?"

Irvin, "O ayrı onun adı Arıza." dediğinde lafa girdim.

"Benim neden bundan haberim yok?" diye sormamla sırıtarak bana döndü. Yok artık! U dönüşünün böylesi.

"O da senin salaklığın."

"Irvin çıldırtma beni şimdi otur şuraya. Benim çıkaracağım arızayı görmek bile istemezsin. Bir bakmışsın göz açıp kapayana kadar karakoldasın."

Sırıtışı büyüdüğünde suratına bir tane geçirmemek için kendimi zor tuttum. "Bak o olur işte."

Conroy hayretler içinde, "Resmen ekip içinde torpil geçiyorsun." dedi.

Irvin kendini savunarak, "Sevgilim o benim." dediğinde ben de şarteller attı.

"Sahte! Hatta şu an o bile değil. Daha Fransa sınırlarına girmedik!" Tüm salonu inletmemle tüm insanlar bana baktı. Yutkunarak yerime sindiğimde yanımda ki May'ın gülüşünü duydum.

"İşte şimdi sıçtık." diyerek kaşlarıyla buraya gelen polisleri işaret edince ortadan yok olmak istedim.

Irvin'de işin dalgasından çıkmıştı artık. "Şaka yapmıştım karakolluk olmaya razıyım derken."

Conroy, "Senin yapacağın şakanın..." diye söylenirken polisler yanımızda bitti.

Uzun olan, "Kavgayı siz başlatmışsınız?" diye direk lafa girdiğinde belenmedik bir şekilde Clara öne atıldı.

"Evet biz başlattık hatamızı kabul ediyoruz ama aslında bir bakımdan kavgayı başlatmamıza onlar neden oldu." Aisha'yı gösterdi. "Orada ki adam Aisha'ya rahatsız edici şekilde bakıyordu. Orada ne dedi, ne anlattı bilmiyorum. Başka bir yere baktığını da söyleyebilir ama hepimiz şahidiz o bakışlara. Zaten sorun çıkarmak istememiştik ama Conroy yani abim dayanamayıp adamı uyarmak için kalkınca peşinden onu durdurmak için Kathy kalktı." Dik duruşu ve savunuş şekli onun erken yaşta avukat olduğunu bile düşündürtebilirdi. Jest ve mimiklerinden bahsetmiyorum bile. Bir insan karşısında ki insanı manipüle etmek için bu kadar iyi iletişim kurabilirdi. "Beyefendi ile orada ne konuştular bilmiyorum ama abimin bam teline bastığına eminim bunu ona sevgilisinin bile saldırısıyla kanıtlayabilirim. Yani Aisha ile ilgili ahlaksız şeyler söylemese neden sevgilisi bile ona saldırsın ki?"

Polis kafasını aşağı yukarı sallayarak Clara'yı dinliyordu ama sözünü kesmiyordu. Diğer kalanlar yani biz şaşkınlığımı gizlemek için uğraşırken Conroy gerilmişti ama sesini çıkarmıyordu.

"O şekilde konuştuktan sonra abimin ona yumruk atması ne kadar hatalı bir davranış olsa da her insanın gözü dönerdi. Zaten abimin sinir sorunları var." Conroy yüzünü buruşturdu. "Hatta sırf bu yüzden Kathy onu kendine getirmek için yumruk attı yoksa kavga daha da büyüyebilirdi. Şimdi diyebilirsiniz bu büyümemiş hali mi? Haklısınız ama bir yerden sonrası bizim elimizde olan bir şey değildi. Kızın yakın arkadaşı olayı yanlış anladığı için onu suçlayamam ama diğer insanların atılması ne bizim ne de onların suçuydu. Sadece bir fiyaskoydu ve bu onların sorunu."

Hepimiz öylece kalakalırken polisler bir süre bakıştı. Kısa olan polis lafa girdi. "Kamera görüntülerini izledik." Bir süre Conroy'a baktı. "Halinizi de ortada ve söylemlerinizi yalanlayan hiç bir şey yok. Karşı taraf sizden şikayetçi değil." Polis lafına devam edeceği sırada birden araya Conroy girdi.

"Asıl bizim onlardan şikayetçi olmamız lazım be!"

Polislerin kaşları çatılırken tam ağzını açacağı sırada Clara arada ki Tulip'e rağmen uzanıp abisinin kolunu tuttu ve o anlayışlı sesiyle polislere masum bir şekilde bakarak konuştu. "Sinir hastası demiştim. Belgesi yanımda değil ama kayıtlarını gösterebilirim." Son cümlesini kurarken eli telefonunu çıkarmak için çantasına gitmişti.

Polislerin sinirleri yatışırken bu sefer uzun olan konuştu. "Hayır gerek yok. Zaten davranışlarından belli." Conroy bu sefer öfkeyle Clara'ya bakıyordu ama Clara sadece yüzünde ki samimi gülümsemeyle polislere bakıyordu. "Dediğimiz gibi kimse şikayetçi olmadığı için bu olayı burada kapatabiliriz." dediğinde Clara teşekkür eder gibi minnetle başını salladı.

"Çok teşekkürler."

Poliste tebessüm etti. "Ne demek küçük hanım."

Polisler uzaklaştığı an Conroy hiddetle Clara'ya döndü. "Çıkar doktor raporunu deseydi ne yapmayı planlıyordun."

Bu sırada Aisha güldü. Kafasını uzatıp Conroy'a baktığında Conroy kendini kontrol edemeyerek yumuşadı. "Beni fazla hafife alıyorsun Altın Çocuk."

"Sen nasıl bu kadar iyi savunma yapabiliyorsun?" diye sordu Thanos. Haklıydı da burada şaşkınlıktan dilimiz tutulmuştu. Acaba Clara'nın bilmediğimiz başka bir özelliği de var mıydı?

Clara'dan ses gelmeyince kafamı eğip ona baktım. Kafasını yere eğip bakışlarını yere dikmişti ve avuçiçlerini dizlerine bastırıp olabildiğinde sıkıyordu dizlerini. Ortamdan uzaklaşmış gibiydi.

Conroy yutkunarak elini kardeşinin sırtına koydu. Clara yerinde sıçrayarak ona döndüğünde tuttuğu nefesi bırakmıştı ve bırakmasıyla solukları hızlanmıştı. Göğsü olabilecek en hızı şekilde inip kalkarken Conroy kardeşinin sırtını okşadı. "Hadi bir elini yüzünü yıka." demesiyle Clara hızlıca art arda kafasını aşağı yukarı salladı ve ayağa kalkıp koşar adım yanımızdan uzaklaştı.

May, Aisha'ya döndü. "Ne ara hazırladın raporu?" Buna takılmıştı gerçekten.

Aisha güldü ama ortam fazlasıyla gergindi. "Siz boş yaparken biz burada boş oturmuyorduk."

Irvin, "Helal be!" diye bağırınca bir kaç kişi bize baktı ve en sonunda boğazını temizleyip May'ın yanına yerleşti.

"Adamlar yabancı olmamızı hiç sorgulamadı." diye takıldığım noktayı dile getirince bir tek May bana dönüş sağladı.

"Neden sorgulasın ki?" Keşke o dönüşü hiç sağlamasaydı.

Neyse ki Tulip bana destek çıktı. "Hani tipiniz Türk ya."

May iğneleyici bir ses tonuyla, "Senin de tipin yabancı ama Türkçen üst seviye." dediği gibi Tulip yutkunarak olduğu yere sindi.

Normalde Tulip'i savunurdum ama şu an olanları sindirmeye ihtiyacım vardı. Kısa sürede bunu yaşamamız... Umarım Fransa'ya gidince biraz normalleşirdik.

Aklıma düşen düşünceyle kafamı eğip Irvin'e baktım ve kimse bunu umursamadı. Irvin'de bana baktığında gülümsedim. O zorda olsa sırıttı ve dudaklarımı oynatarak, "Bu sorun sayılmaz." dedim. Beni anladığında sırıtışı daha gerçekçi bir hal aldı ve gamzeleri azda olsa belirginleşti. Zaten bu yaşadıklarımız bizim normal halimizin getirdikleriydi. Hem Fransa konusunda hiç bir sorun çıkmamıştı. Biradan uçağa binecektik ve gidecektik... İçimde neden kötü bir his vardı?

Thanos da sonunda oturmayı akıl ettiğinde abisinin yanına geçti ve aklı Clara da kalmış olacak ki kendini tutamayıp, "Bu kız neden böyle?" diye sordu hala gittiği yöne bakarken.

Conroy, "Sana ne!" diye atılsa da kimse onu takmadı ve Thanos'un sorusunu Kathy cevapladı. "Psikolojisi bozuk."

May alayla güldü. "Bir psikoloğumuz eksikti zaten." Sanırım şu saatten sonra Kathy psikolog çıksa da şaşırmazdım hatta Conroy'da sinir hastası... Sinirle güldüm.

Kathy benim de gülmeme dayanamayıp öfkeyle bize döndü. "Çok mu komik?"

Sinirlenmesine aldırmadan omuz silktim. "Hayır sadece ekipte ne ararsan var."

May'da güldü. "Harbiden ha. Bir adet lider olma takıntılı kişiliksi, bir adet hırsız artı çapkın, bir psikolog bir de istese İstanbul Teknik'i kazanacak annemiz, avukatımızda çıktı." Tekrar güldü. "Harika bir ekipmişiz lan biz!"

Thanos atıldı. “Bende keskin nişancı sayılır mıyım?"

"Ol oğlum sende o ol. Ama benim için silah sesleri ile kafayı bozmuş ruh hastasısın."

Irvin, "Selen ile sen ne oluyorsunuz?" durdu. "Birde Tulip?"

Ciddi ciddi konuştuğumuz konuya bak ya! "Ben mükemmelim ne ararsan var." Gözlerimi devirdim. "İnanmayın daha siz göreceksiniz Fransa'da her gün ağzınız bir karış açık kalacak."

"Oraya yetenek sergilemeye gitmiyoruz May."

Irvin'in uyarısını takmadan omuz silkti.

Conroy lafa atladı. "Sen birde Ca- Yani Clara'yı gör."

May onu geçiştirmek için kafasını sallarken Irvin, "Gün içinde sıfır Türkçe konuşup hala nasıl isimleri ağzınızdan kaçırma raddesine geldiğinizi merak ediyorum." diye bizi azarlamakla meşguldü.

May biraz düşündükten sonra bana doğru eğildi ve kimsenin duyamayacağı şekilde fısıldadı. "Tulip'te de Oscarlık oyunculuk var ama bunu kimseye kanıtlayamam çünkü o mükemmel şekilde beni bile kandırır." Gözlerimi devirdim.

"May sal şu kızı."

"Bir gün haklı çıktığımda göreceksiniz." Kafamı onu geçiştirmek istercesine salladım. Bu sırada bineceğimiz uçağın kalkış saati geldiğine dair anons yapılmıştı. Eş zamanlı olarak Clara yanımıza geldiğinde yerimizden kalktık.

Tabii Irvin yine, "Neden Türkçe anonsta kalktınız İngilizce kısmı beklemeliydiniz." diye bizi azarlamak ile meşguldü. Taktı bir kere doğum gününde hiç sorun çıkmamasına. Her şey mükemmel olacaktı!

Uçağa yerleştiğimizde cam kenarını May kapmıştı ve ona göz devirerek yanına geçtim. Birbirimize ne kadar sinir olsak ta ayrı kalamıyorduk işte. Diğer yanıma da Tulip geçince Irvin yüzünü buruşturarak arkama geçti. Gülerek gözlerimi yumdum. Kısa süre içinde Fransa'da olacaktık ve... Şu an her şeyden çok tek bir isteğim vardı o an Zirve'de Demir'i görmemekti. Onu görmek istemiyordum ama her şeyden çok annemin katilleriyle, benim hayatımı mahveden insanların yanında onu görmek istemiyordum. Hele bir de onlardan biri olduğunu düşünmek bile istemiyordum.

İçime derin bir nefes çektim. Uyku bastırmıştı ve sanırım bu evden çıkmadan önce içtiğim bir avuç ilaçla bağlantılıydı.

Gözlerim yumulurken kafamda ki tüm düşüncelerden kurtulmaya çalıştım. Artık ilaca bağışıklık mı kazanmıştım bilmiyordum ama çok işe yaramıyordu ve ben sanırım bu kısa uykuda bile kabuslarımdan kaçamayacaktım.

 

...

 

Düşme hissi vardı. Bu sıralar bu çok oluyordu ama beni uyandırmak yerine daha çok kabuslarımın içine sürüklüyordu ve her seferinde şaşmaz olarak etraf zifiri karanlık oluyordu sadece hissediyordum göremiyordum. Sanki görmek bana yasaklanmış gibiydi.

Düşüş hissi bedenimi üşütürken gözlerim açıldı. Mavi ışık vardı. Etraf buz gibiydi. Küçük bedenime sarılmış kendimi ısıtmaya çalışıyordum. Üşüyordum ve titreyemiyordum bile. Sanki donmuş gibiydim. Gözlerim kapanacaktı ama açık kalması için zorluyordum. Sanki yine o küçük bedene sıkışıp kalmıştım.

Acaba ölüme direnerek onları istedikleri şeyi vermiş mi oluyordum? Asker olacaksın diyorlardı. Kimin askeri? Neden? Benim ne suçum vardı? Diğer çocukları gibi normal bir hayat yaşasaydım... Belki de normal bir hayatı hak etmemiştim. Hak etmek için ne yapılırdı?

Gözlerim kapandı ve bedenimin soğuk zemine düştüğünü hissettim. Gözerim geri açıldığında kolumu tutmuşlardı yine. Ne istiyorlardı ki benim kolumdan? Kolumu elinde ki normalden büyük olan çakmakla yakıyordu sonra çakmağı çekiyordu ama kolumda ki yanma hissi sürüyordu. Birden üstüne buz koyunca çığlıklarım çoğalıyordu. Eskiden kahkaha atan o kız şimdi acıdan haykırıyordu. Sanki derime iğneler batıyordu. Yanma ile üşüme hissi bir aradaydı.

Gözlerim koluma odaklanmıştı sanki ne yaptıklarını görürsem acım azalacakmış gibiydi. Normalde tam tersi olmalıydı çünkü annem hastanede kan vereceğim zaman 'bakma acımaz' diyordu.

Anne senin kızının koluna binlerce iğne batmıştı. Neredesin? Yine sakinleştirsen beni. Ben yine acımayacağına inansam. Sonra sarılsam sana kokunu içime çektiğimde tüm acılarım dinse...

Görüntü değişti ve iğneleri hatırlamamla bu sefer koluma ama bir yandan da bacaklarıma küçük iğneler batırdıkları an geldi. Çok acıyordu sanki bir sürü diken aynı anda batıyordu. Artık çığlık atmaya bile halim kalmamıştı. İğneler normal değildi gereğinden fazla küçüktü ve sanki ben hareket ettikçe daha da içime giriyordu.

Bayılmadan hemen önce yanımda ki doktor önlüklü adamın sesini duydum. "Test başarısız. Acı hissi çok düşük." Yine ayı sözler... Acıyı hissetmek normal değil miydi? Yanlış bir şey mi yapıyordum da benim haberim yoktu. Onların istediğini yaparsam ne olurdu? Hayır, annem yabancılara güvenme derdi ve bu yabancılar canımı çok yakmıştı. En çok da annemi alarak canımı yakmışlardı. Benim kalbimde aslında annemle birlikte ölmüştü. Annemin canıyla birlikte benim canımı da almışlardı.

Gözlerim kayarken annemin gülümseyen yüzü karşımda belirdi ona elimi uzatmak istedim ama acıdan kıpırdayamadım. Gözlerimi yumarak ona sarıldığımı hayal ettim. Onun bedeninin benim küçük vücudumu sarmaladığını.

An değişti bu sefer başkasına sarılıyordum. Demir'e... Her şeyden beni kurtaran o adama. Kahramanımdı o benim, peki şimdi ne olacaktı?

Sırtımda hissettiğim acıyla gözlerimi açtım. Onun kahve gözleri bir nefes uzağımdayken elleri hala arkamdaydı. O beni bıçaklamış mıydı?

Acı artarken bu sefer gerçekten gözlerim açıldı. Kabuslara alışmıştım o yüzden normal bir uykudan uyanır gibi uyanıyordum artık.

Gözlerimin ışığa alışmasını ve buğulu görüntünün geçmesini bekledim. Zaman ve mekan algım yerine gelirken uçakta kemerlerimizi takmamız ve inişe geçeceğimiz ile ilgili gerekli anonslar yapılıyordu. Zaten kemerimi hiç çıkarmamıştım.

Diğerlerinin varlığını hatırladığımda huzurlu bir uykudan uyanmışım gibi görünerek hafifçe olduğum yerde gerindim. Sağımda ki Tulip'e döndüm. "Neden uyandırmadın?"

Omuz silkti. "Birazdan uyandıracaktım." Uykuya dalmadan önce ona beni inişe geçmeden önce uyandırmasını söylemiştim çünkü kendime gelmem zaman alıyordu. Bir an önce uçaktan inip ilacımı almalıydım. Keşke yanıma alsaydım.

Kısa sürede uçaktan inmiş ve valizlerimizi alıp gerekli işlemleri halletmiştik. Taksi beklerken Irvin mükemmel olmamız için planı tekrar anlatıyordu.

"Her şey anlaşıldı mı? Plan dışında çok bir bilgi vermeyin kendinizle ilgili. Zaten çoğu şeyi oraya gidince kafamda oturtacağım ve bir yer bulup plan kurarız ama kamera ve ses kayıt cihazı olmadığından emin olmalıyız. Zaten Aisha telefonlarınıza tüm koruma sistemlerini yükledi ama siz yine de dikkat edin. Unutmayın tek bir hata canımı-"

May onu kesti. "Anladık Irvin. Biraz daha böyle konuşursan kendimi askeriyede hissedeceğim."

Ne kadar gergin olsa da May'ın havasına uyum sağlamaya çalıştı. Pek başardığı söylenemezdi. Hepimiz gergindik. May bunu çok iyi gizliyordu ve bir yerden sonra dümeni o devraldı. "Tamam sakin olun. Bende gerginim ama bakın hiç belli ediyor muyum?" Kendini överek bir tur kedi etrafında döndü. "Her neyse sizde gidene kadar kendinizi toparlayın. Yeni bir yer keşfediyormuş ya da yeni bir okula gidiyormuşsunuz gibi düşünün. Zaten az da olsa stresli olmamız normal sonuçta oraya giden tüm üyeler böyle olmalı." Bir süre düşündü. "Yani sanırım."

"Üye değil öğrenci. Bizi bu kademeye yerleştirebilmek için dişimi tırnağıma taktım ben." Irvin'in sözleriyle May göz devirdi.

"İngilizce konuşmak sana yaramadı. Deyimleri bir garip söyler oldun."

Aisha lafa atladı. "Zaten ben yaptım ama övünme işini sana devrediyorum." diyerek Irvin'le çok muhatap olmadı. Ciddiyim çekilmez biriydi ve ekipte ki herkes bunun farkındaydı. O yüzden diyordum ya bana bu konuda madalya takılmalı diye!

Bu sırada taksiler gelmişti. İki tane?

Irvin'e döndüm. "Dokuz kişiyi iki taksiye nasıl sığdırmayı planlıyorsun?"

Hepimize baktı. "Clara küçük. Arkayı dörtleyin işte."

May aşağılayıcı şekilde güldü. "Sözde zengin. Götümün zengini."

Taksici valizini yerleştirirken o çoktan öne geçmişti. Irvin "Kızım yolu mu biliyorsun da öne biniyorsun?"

May camı açıp çapkın bir bakış attı. "Sen de diğerine geç. Oradan yönetirsin." İşaret parmağını yan tutarak iki kere şakağına vurdu ve içeri geçip camı kapattı. May ve bitmeyen havası.

Irvin oflayarak diğerine geçerken Conroy'da Aisha'ya, "İstersen sen kucağıma gel." demekle meşguldü. Özel sohbetlerine çok girmeden taksiye geçip May'ın arkasına oturdum. Gerçi Aisha ve Conroy tüm ilişkilerini neredeyse ekibin önünde yaşamıştı ama yine de bir özelleri vardır elbet.

Kısa sürede Tulip ve Clara da yanıma binince taksi gidecek sanmıştım ama kapısı açıldı ve Thanos kafasını eğip bize baktı. "Conroy'un o koca götü tüm arabayı kapladığından ben buraya kaldım."

İçeri geçecekti ama cam kenarında ki Clara kıpırdamayınca ofladı. "Sayın kraliçe hazretleri izin verirseniz bende oturacağım. Yok hani bende çok meraklı değilim dört kızla bir arabada olmaya ama mecburiyet."

Clara konuşmadı hatta yüzünde tek bir mimik kıpırdamadı. Sadece hafif yana kaydığında bizde hareketlendik ve Thanos'a yeterince yer açmış bulunduk. Thanos, Clara'nın yanına geçerken Clara bu durumdan pek memnun değil gibiydi ama ses etmedi. Zaten en beklenmedik anlarda sesi çıkıyordu onun.

Önden Irvin'in yönlendirdiği araba giderken bizde peşinden kuyruğu gibi onu takip ediyorduk. Telefonumu çıkardığım an Irvin'den mesaj geldi.

 

IRVİN

Şu an Fransa sınırları içerisindeyiz.

(:

 

Sırf onu gıcık etmek için bilmezden geldim ve saf ayağına yattım.

 

Yani?

 

IRVİN

Yani artık sevgiliyiz!

 

Saf ayağına yatmamı umursamadan sorumu cevaplamış birde mesajın ardına kutlama emojisi atmıştı. Gözlerimi devirdim.

 

Bir insan mesajlaşırken bile nasıl bu kadar çekilmez olabilir onu düşünüyorum sadece.

Ayrıca sahte sevgili!

 

Sadece sırıtan emoji atıp çıkmıştı. Bir an onun sırıtması aklıma gelince dudaklarımdan benden izin almadan iki yana kıvrıldı. Neden kendimi liseli ergenler gibi hissediyordum?

Telefonuma gelen yenü bir mesajla hızla mesaja girdim. May'da gelen mesajı görmemle gözlerimi devirdim. Önümde oturuyordu sonuçta bana seslenebilirdi.

 

Yılın Beşinci Ayı: MAY

Ne yapıyorsun?

 

Ne yapıyor gibi duruyorum?

Yazışırken bile birbirimize sataşmayı becerebilen bir arkadaşlık mümkün değil denirse direk bizi gösterirdim.

 

Yılın Beşinci Ayı: MAY

Ne yaptığını göremediğimden bilmiyorum.

Neyse.

Eğer işin bittiyse diyorum takside ki muhabbete mi dahil olsan diyorum?

 

Takside bir muhabbet mi dönüyordu? Kendime gelmemle kafamı kaldırdım.

"Şimdi nasıl silah kullanmayı öğrendiğini anlatmayacak mısın?"

Harbi konuşuyorlardı ve ben telefona nasıl dalmışsam etrafımda ki sesleri algılama işini kapatmıştım. Olabilirdi böyle şeyler, herkes yaşardı sonuçta.

Clara, "Abim bilerek mi gönderdi seni?" diye sorduğunda Thanos ofladı.

"Valla hayır merak ediyorum. Çok iyiydin kızım, resmen etrafımda silah kullanmayı bilen biri var!"

"Biz neciyiz burada?" diye lafa atladı May.

"Sana da ben öğrettim. Ayrıca yaş farkı var." May ona imayla baktığında elleriyle yüzünü örttü. "Vallahi bıktım yanlış anlaşılmaktan." Ellerini çekip hepimize döndü. "Doğru düzgün yaşıt arkadaşım olmadı. Merak ediyorum. Hem bak yeteneklerimiz de aynı." Son cümlesiyle Clara'ya dönmüştü.

Clara hala yüzünde mimik oynamaz şekilde önüne bakıyordu. "Ben senden daha iyiyim."

"Ona ne şüphe!" diye abartılı bir tepki verdi Thanos.

"Sus artık." diye kestirip attı Clara.

"Neden?"

Clara en sonunda Thanos'a döndü ve kaşlarıyla taksi şoförünü işaret etti. Eh, zaten eğer o söylemese birazdan ben bunu söyleyecektim ama beni yormadığı iyi oldu. Telefonuma dönüş yaparken Thanos'un taksi şoförüne, "Abi şey ya oyuncak silahtan bahsediyoruz biz. Öyle eğlencesine..." diye konuştukça kendini daha da batıran bir açıklama yapıyordu.

 

Tam olarak bu sohbetin neresine dahil olmamı bekliyorsun?

 

May anında çevrimiçi oldu. Ve ben bununla da dalga geçmeden alıkoyamadım kendimi.

 

Benim için hazırda beklemen beni duygulandırdı.

 

Yılın Beşinci Ayı: MAY

Yattığım bir adama yanlışlıkla numaramı vermişim onunla uğraşıyordum tatlım.

Her şeyi üstüne alınma.

Ayrıca sensiz sıkıcı diye sohbete katıl dedim.

 

Mesajının üstüne birde öpücük emojisi atmasıyla gözlerimi devirip Irvin'e mesaj attım.

 

Thanos kime çekti?

Tamam, sende de beyin yok ama bu bir üst seviye.

 

Anında çevrimiçi oldu. Telefonuyla başka bir şeyle ilgileniyordu herhalde.

 

IRVİN

Nasıl bir salaklık yaptı yine?

 

Kendi anlatır.

 

Mesajımı atıp sohbetten çıktım. Normalde anlatmayı planlıyordum ama onunla yazışırken bile böyle hissetmem saçmaydı.

Camdan dışarıyı izledim ve düşüncelerime daldım. Uçaktan indiğimde valizimin ön gözünden alıp cebime attığım ilaçtan üç tane çıkardım. Herkesi kontrol ettim ve kimsenin bana bakmadığından emin olduktan sonra ağzıma üç tane attım. Susuz bir şekilde yuttum ve kalan yolda gözlerimi yumup düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım. Bu sefer sadece onu düşünmek beni yoruyordu. Peki görünce ne olacaktı?

Kısa sürede taksi durmuşu zaten uyumaya niyetlenmemiştim. Taksiden inip valizlerimizi aldığımızda taksiler gitti. Yan yana durup büyük üç okulun birleşimi gibi olan binaya baktık.

Irvin derin bir nefes alıp yanımda yerini aldı. Hepimiz gergindik ve bu sessizliğimiz çok başkaydı ama yine de bizim sessizliğimizdi. Kankırmızısı sessizliği...

"Direk orta binaya geçiyoruz. Öğrencilerin olduğuna. Son ulaştığım bilgilerle bizim dışımızda on altı öğrenci var. Diğer kalan otuz iki öğrenci on altışar olarak iki yan binadalar ama bizim onlarla işimiz yok. Ana binada ne kadar bilgi toplarsak o kadar iyi. O yüzden iyi bağlantılar kurun."

May güldü. "Sevdim bu işi."

Irvin sabırla nefesini verdi. "Mümkünse arkadaş olarak May."

May onu pek takmadı. "İçeride ne olduğunu hala bilmiyoruz değil mi?" diye soran Conroy'a Aisha cevap verdi.

"Maalesef o kadar bilgiye ulaşamadım. Sadece ülke sınırlarına girmemizle biraz daha bilgi edinebildim ama sınırlı." Tabii ki Irvin'in anlattığı şeylerin hepsini Aisha bulmuştu.

Bu arada Aisha ve Conroy'un çoktan sevgili rolüne fazlasıyla girdikleri gözümden kaçmamıştı. Buradan çıkışta gerçekten sevgili olacakları konusunda bahse girebilirdim. Hatta bir ara bu tekrar aklıma geldiğinde May ile bunun iddiasına girmeliydim.

"Hadi o zaman."

Hepimiz okul görünümlü cehenneme adımlarken oldukça sakindik. Aslında değildik ama kendimizi inandırmıştık. Zaten en iyi yalanlarda ilk kendini kandırarak söylenmez miydi?

Bu sırada elim kolyeme gitti. Herkes kolyesini çıkarmıştı ama benimkinin arkasın da S harfi olduğundan ters çevirip takmıştım. Nedense Irvin bunu bana taktıktan sonra bir daha hiç çıkarmamıştım.

Herkes ilerlerken Irvin beni durdu ve diğerlerinin gerisinde kaldığımızda bana dönüp sırıttı. "Şimdi biz sahte de olsa olsa sevgiliyiz sonunda."

Gözlerimi devirdim ve alayla alkışladım. "Evet Irvin sonunda istediğine ulaşabildin." Elimi mikrofon gibi yapıp ona uzattım. "Bu konuda ki hislerinizi duyabilir miyiz?"

Güldü ve elimi tuttu tepkime ölçerek avcumu açtı. Hala yüzümü izlerken avuç içimi dudaklarına yaklaştırdı ve bir öpücük bıraktı.

Kalbim... Sanırım adrenalin yüzünden bu kadar hızlanmıştı. Sonuçta belki de ecelimize gidiyorduk şu an.

Elimi dudaklarından uzaklaştırırken, "Teşekkür ederim. Bugün için..." Parmaklarını parmaklarımın içinden geçirdi. Bir şey söylemek için dudaklarını araladı ama gözlerini yumarak dudaklarını kapattı ve geri açtığında sırıttı. Ellerimizi havaya kaldırdı. "Sevgiliyiz sonuçta." Ağzımı açacağım an elini kaldırıp beni susturdu. "Biliyorum sahte ama diğerleri bunu gerçek bilecek."

Demir'de... Ben neden onu düşünüyordum ki? Hem belki o da beni unutup biriyle sevgili olmuştu. Olabilir, normal bir şey. Benim gibi ömrünün sonuna kadar beni bekleyecek hali yoktu ya...

Sesimi çıkarmamamla birlikte elimden tutup beni yürütmeye başladı ve ona ayak uydurdum. İçime derin bir nefes çekerek kendime gelmeye çalıştım. Abartılacak bir şey yoktu. Alt tarafı beni terk eden adamın inine gidiyordum. Asla abartılacak bir şey yoktu!

İçeri girdiğimiz de kayıt işlemleri halledildi ve önümüzde buranın çalışanı olduğu belli olan biri bizi yukarı çıkardı. Valizlerimizi de taşısaydılar keşke...

Etrafımı incelerken burasının otel ve özel okul karışımı bir şey olduğunu fark ettim. Gerçi daha kapalı kapıların ardında neler döndüğünü bilmiyordum. Asıl sırlar oradan da çıkabilirdi.

Yukarı çıktığımızda çift kanatlı bir kapının önünde durduk. Normalden sadece birazcık büyüktü. Kapı iki yana açılırken görevli, "Size içeride yardımcı olacaklar." diyordu. Neden cehennem kapısının eşiğinden geçiyormuş gibi hissediyordum?

Teker teker içeri girdiğimizde en son Irvin ile ben girmiştik. Etrafı inceledim. Yemekhaneye benziyordu ama bir o kadar da benzemiyordu. Uzun masalar vardı ve etrafında sandalyeler ama bunlar sadece sağ taraftaydı. Kocaman salonun en sonunda büyük bir platform vardı. Sol tarafımda üç tane kapı ve girdiğimiz kapının hemen bitişiğinde küçük bir masa. Danışman gibi bir yer olabilirdi. Sağımda ki masaların en başında yani girişteki kapının bitişiğinde ki duvarda bir cam vardı. Sanırım yemekler oradan alınıyordu. Şu anlık sistemi çözmüş gibiydim. Çok karmaşıklaşmazsa işimiz kolay olabilir.

Masada oturan 5-6 insan vardı. Sarışın bir kızla Holly yan yanaydı. Burada tanıdığımız sayılı kişilerdendi zaten Holly. Sarışın kızın yanında bir tane de sarışın çocuk vardı ve gözlerini kızdan pek alamıyor gibiydi. Kızlar içeri girmemizle bize baksa da o hala kıza bakıyordu.

Salonun en sonunda kızıl biri vardı ama yüzünü göremiyordum çünkü çok uzaktaydı evet o kadar büyüktü burası. Kızılın yanında başka birileri de vardı ama göremiyordum.

Ve... Sarışın kızın karşısında bizi sırtı dönük oturan biri vardı. Onu arkasından bile tanıyordum. Boğazıma gelen yumruyu yutmamak için kendimi zorladım.

Doğal davran kızım, sakin ol...

Holly yerinden kalkarken hepimizde tek tek gözlerini gezdiriyordu. "Yeni öğrenciler olma-" Bakışları beni bulduğunda durdu. Ve emin olmak için gözlerini kırpıştırdı. Çoktan ayaklanmış ve sarışın kızda hemen yanındaydı. Sarışın çocuk hala otururken Demir Holly'nin sözleriyle bize dönüyordu. Sanki her şey ağır çekime yaşanıyordu ama hayır zaman gayette normal akışındaydı. Ayrıca Holly beni tanıyor muydu? Neden öyle bir tepki vermişti?

Holly, "Abi." dedi. Sesinin titremesine engel olamamıştı. Dudaklarını birbirine bastırdı ve bakışlarını benim üstümden zorla çekip abisine baktı.

Demir tam bana bakacağı sırada Holly'nin seslenmesiyle ona döndü.

Garipti, yaşadığım anın gerçekliğini sorguluyordum. Kaç yıl sonra onu görmek çok farklı bir histi.

İçime derin bir nefes çektim. Sanki duvarlar üstüme üstüme geliyordu.

Holly bir şey söyleyemeyince Demir ayağa kalktı. Ne olduğunu anlamamıştı tekrar bize döndüğünde benimle göz göze geldi. Öylece kaldı.

O aynıydı aslında. Çok uzatmadığı saçları, uzun boyu, biçimli vücudu, çok dolgun olmayan dudakları, keskin ama görmesini bilene bir o kadar da yumuşak yüz hatları... Ve gözleri... Onun koyu kahverengi gözleri... Dünya da herkeste olabilirdi ama onda ki duruşu çok farklıydı.

Harika artık nefeste alamıyordum. Bence buranın havalandırması sıkıntılıydı.

Gözlerimizi birbirimizden ayıramadık. Ne ben, ne o. Bence ikimizde birbirimizin gerçekliğini sorguluyorduk şu an. Ben hazırlıklı olduğum halde bu haldeysem o...

Neden hala onu düşünüyordum? Aslında şöyle bir bakınca o hala benim Demir'imdi ama o aynı olsa beni terk etmezdi. Hayır o artık benim Demir'im değildi.

Nasıl biri olmuştu bilmiyordum. Görecektim, hep birlikte görecektik ve şu an bana hislerim çok net bir şey söylüyordu.

Asıl hikaye şimdi başlıyor.

Sandığımızın aksine daha fazla kaderimizi etkileyecekti burası yani Zirve...

Ama hikayenin başlangıcında ne olacağını sadece Demir belirleyebilirdi. Şu an vereceği tepki ya bizi ele verecekti ya da...

Ben buraya gelirken sadece kendi hayatımla değil sekiz kişinin daha hayatıyla kumar oynamıştım. Bu kumarı Demir'in üstüne oynamıştım. Beni tanıyacağına emindim onu burada bulmak istemesem de bulacağımdan da emindim ve şimdi onun ne yapacağı bizim kaderimizi belirleyecekti.

Eğer hala benim Demir'imse bizi ele vermezdi ve hislerim onun hala aynı kişi olduğunu söylüyordu sadece böyle olmaya zorlanmıştı.

Hislerim her zaman doğru çıkardı beni hiç yanıltmamışlardı. Peki bir kereye mahsus beni yanıltır mıydı? İlk kez yanlış bir hisse kapılmış olabilir miydim?

Aslında ben en büyük yanlış hisse ona aşık olarak kapılmıştım...

 

...

 

 

Sonunda çok beklediğiniz bölümleri atabildim. Çok fazla kitap yazamıyorum çünkü hayat şartlarım normal insanların ki gibi değil pek, ailesel sorunlar işte...

 

 

Her neyse yine de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım ve tim sorunlara önüme çıkan tüm engellere rağmen size bölüm atabildim ama bundan sonra ki bölümler ne zaman gelir bilemem ama sizi bilgilendirmeye çalışacağım.

 

 

Şunu da fark ettim evren resmen bana karşı çünkü zaten zar zor kitap yazabildim. Bi tıkandım, bi hasta oldum ve şu an tek gözüm görmüyor o yüzden şu an ki yazım hatalarımı mazur görün. Yine de sizin için değer ve sizde bi zahmet şu kadar emeğime karşılık bol bol okuyun ve bol bol yorum yapın. O kadar darladınız beni yeni bölüm diye sonuçta...

 

 

Neyse bölüm hakkında ki düşüncelerinizi yazarken de ınstadan beni takip etmeyi unutmayın. Öpüldünüsss

 

 

Instagram: r_roselissa

Bölüm : 16.09.2025 22:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...