
Gözler en fazla ne anlatabilirdi? Bir çift göze baktığınızda en fazla ne görebilirdiniz ki?
Ben bir çift kahverengi gözde kaybolmuştum. Karanlık, hiç güneş görmemiş ve gölgede kalmış gibi karanlık bir kahveydi onun gözleri. O gözlerin canlı baktığına hiç şahit olmamıştım. Hep karanlıktı, belki de içinde ki karanlığın dışa vuruşuydu.
Gözleri çok şey hissettiriyordu ama hiç bir şey söylemiyordu. Sanki onu anlamam için gereken tüm kapıları bana kapatmıştı. Buraya gelerek hata mı yapmıştım yoksa aldığım doğru bir karar mıydı? Bana bunu belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. Belki de hiç bir çaba sarf etmiyordu ama ben öyle düşünüyordum.
O kadar uzun süre bakışmadık oysa ki ama bir saniyede bile onun gözlerinden benim içime binlerce his aktı. Ne olduğunu benim bile bilmediğim hisler...
Bana bakakalmışken afallamıştı hem de fazlasıyla. Oysa ki buranın başında o yok muydu? Anne babası varsa o da vardır demektir. Bu yüzden buraya gelenlerden haberdar olmalıydı. Neden şaşırmıştı ki?
İstese daha ilk baştan girişimizde engelleyebilirdi. Bir şey mi planladı diye düşünmek istiyordum ama gözlerinde ki o afallamış ifade bunu düşünmemi engelliyordu. Çok mu iyi rol yapıyordu?
Zaman durmuşçasına öylece birbirimize kilitlenmiştik. Etrafımızda ki insanlarını unutmuştuk sanki. Bir an içimden ona koşup sarılmak geldi. Hayır, hayır, hayır ve hayır. Buraya ona sığınmak için gelmedim. Yine beni kendisine alıştırıp terk etmesi içinde gelmedim.
Benim gözlerime baktığında ne görüyordu bilmiyordum ama hiç bir şey görmemesi için elimden geleni yapıyordum. Sanki gerçekliğimi kendi içinde yeni yeni hazmetmiş gibi gözlerinde anlamlandıramadığım bir boşluk oluştu.
Nefes almayı unuttuğunu fark eder gibi içine derin bir nefes çekti. Aldığı nefesle göğsü yükselirken, hareket eden ademelmasından yutkunduğunu gördüm. Gözlerini kırpıştırdığında yerinde sendeledi ve ben bu sırada istemsizce çenemi dikleştirdim. Bu bir meydan okuma ya da başka bir şey değildi sadece yıkılmayıp ayakta durduğumu göstermek için gereken bir çabaydı. Oysa ki o beni terk ettikten sonra yıkılmıştım, bitmiştim, hayatım kararmıştı ve o beni terk ettikten sonra ben aslında çok şey yaşamıştım. Öncesinde yaşadığım 4 yıla bile bedel olan şeyler.
Aldığı nefesi geri verirken bakışlarını benden ayırdı ve duvarlara, çevresine bakmaya başladı. Muhtemelen şu an yanımda duran ekip çok pis işkillenmişti. Neyse bir şekilde halledilir, sorun yok.
O gözlerini benden ayırmıştı ama ben hala onu izliyordum ve gözlerimi bir türlü ondan ayıramıyordum. Belki de özlemiştim onu...
Bir kez daha yerinde sendeleyince az önce kalktığı sandalyeye tutundu. Nefes alışları hızlandığında yerinde dikleşmeye çalıştı ve hiç birimize bakmadan Holly'e döndü. "Yeni öğrenciler olmalı," Yaklaşık 2 yıl sonra tekrar onun sesini duymamla dudaklarım aralandı ve içime derin bir nefes çektim. Nasıl olsa arkasını dönmüştü ve artık beni görmüyordu ama keşke onu biraz daha izleseydim.
Demir... Yani yeni adıyla Dean hala Holly'e dönükken, "Sende." deyip gitti. Sol tarafta ki üç kapıdan birinden girdi ve gitti.
Garip hissettim hatta ne hissedeceğimi bilemedim. Nefes alamadım bir an. Onu görmek bile bende böyle bir etki yaratmamalıydı. Elimi sıkan eli hissedince başımı sol omzumun üzerinden hafifçe kaldırıp yanımda duran Irvin'e baktım. Onu görünce diğerlerinin varlığını bir kez daha hatırlamamla kendime çeki düzen vermeye çalıştım.
Irvin'in kaşları merakla az da olsa çatılmıştı ve yüzünde sorgulayan bir ifade vardı. Omuz silktim ve önüme döndüm. Şimdilik onu geçiştirmem lazımdı.
Şansım yaver gitmişti ve hislerim beni yanıltmamıştı. Dean bizi ele vermemişti. Aslında o azda olsa Demir'di değil mi? Belki de değildi. Geleceğimizi bilmediği için şaşırmıştı ve ne yapacağını düşünüyordu. Yani her an bizi ele verebilirdi.
Bakışlarım Holly'e döndüğünde onun da bana çatık kaşlarla baktığını gördüm. Beni tanıyor gibiydi. Aynı kare içinde sorulacak o kadar soru var ki... Şu an kafam hiç olmadığı kadar doluydu ve ben ne kadar rahat hissetmek istesem de ilk kez hiç olmadığım kadar stresliydim. Her an her şey olabilirdi. Önemli olan ben değildim en fazla ölürdüm bir şey olmazdı. Zaten ölü gibi yaşayan bir kızı ölümle korkutamazlardı ama yanımda ki sekiz kişi? Bildiklerimin ve ya yaşadıklarımın tamamını anlatmayarak zaten büyük bir risk almıştım ve artık onların canından ben sorumluydum. Kıllarına zarar gelirse vicdan azabı beni öteki dünyada bile rahat bırakmazdı. Bu ekibe ne ara bu kadar bağlandığımı bile bilmiyordum.
Belki de bir şeyler saklayan ben değildim. Belki diğerlerinin de benim gibi büyük bir hikayesi hatta Zirve ile bağlantıları olabilir ve bunları gizliyordur. Ama bunu bilemezdim ve ben şu anlık sadece kendi yaptıklarımdan sorumluydum.
Holly sinirli ve yoğun nefret dolu bakışlarını benden koparınca yanında ki sarışına döndü. "Sen gezdirirsin bunları." diyerek abisinin peşinden gitti. Yok yani ne yapmıştım da ben bu kıza bana bu kadar nefret dolu bakıyordu ki? Bir kez bile görmemiştim. Sahi Holly beni nereden tanıyordu? Belki de Demir söylemişti, yani Dean. Pekala, sanırım Demir'in tamamen değiştiğini görmeden Dean ismini içimde oturtturamayacaktım.
Sarışın kıza bize döndüğümde bakışları garipti. Sanırım o da yeni öğrenci beklemiyordu ama kendini toparlayıp gülümseyerek hepimize teker teker baktı. Sadece Holly ve Dean’in az önce ki tepkilerinden dolayı bakışlarını bende bir kaç saniye daha fazla oyaladı.
"Hepiniz hoş geldiniz. Ben Lenora. Burada hem öğrenci hem öğretmenim sizin gibi yeni gelenlerle de ben ilgileniyorum." Kızın öğretmen olduğunu duyunca şaşırdım çünkü Barbie bebek gibiydi. Hani vücut yapısı olsun fazla narin duruyordu. Demek ki kimsenin görünüşüne aldanmamak lazımmış. Saçları platin sarısı olan kız boncuk gibi parlayan mavi gözleriyle danışmadan aldığı dosyayla bilgilerimize baktı. Beyaz teni, kaydırak burnu, gülümsediğinde ortaya çıkan bembeyaz dişleri ve kusursuz yüz hatlarıyla mükemmel ötesi bir görüntüye sahipti. Hala masada oturan sarışın çocuğun gözlerini onun üzerinden alamamasının nedeni belli olmuştu.
İsminin Lenora olduğunu öğrendiğimiz kız dosyalara bakıp kafasını kaldırdığında gülümsedi ve bizi kapılara yönlendirdi. İkinci kapıdan geçerken bir yandan konuşuyordu. "Giriş katı ve bahçeyi eğitimler için kullanıyoruz o yüzden oraları zamanı geldiğinde görürsünüz." Merdivenlere yöneldiğinde karınca sürüsü gibi peşinden onu takip ediyorduk ve hiç birimizden çıt çıkmıyordu. "1. kat kullanıma kapalı. Orası depo olarak kullanılıyor o yüzden 2. kattan giriş kata asansörle iniyoruz. Öğrenci odaları 3 ve 4. katta olduğu için asansör pek tercih edilmez tek katı merdivenle çıkıyorlar genellikle ama siz isterseniz asansör kullanabilirsiniz." Bu sırada merdivenleri çıkıyorduk. Yani en azından elimizde ki valizleri birileri taşıyabilirdi bence.
"5. katta yönetici odaları var özel bir durum olmadığı sürece çıkılması yasaktır. Zaten üst katlar kilitli isteseniz bile çıkamazsınız." Bir yandan anlatırken bir yandan bizi odalarımıza götürüyordu. "Aynı şekilde bodrum katta kapalı." Neden her yer kapalıydı? Burada kesinlikle ulaşacağımız çok şey vardı.
Odalarımızın önünde durduğunda bir bir anahtar niyetine kullanacağımız kartları verdi. "İkişerli odalarımız var ama yine de anahtar kartları iki kişide de olsun. Odalara dağılımlarınız dosyada ki gibi..." Sanırım May ile biz aynı odadaydık bu sefer. Eh, May bir süre tek kişilik rahatından ödün vermek zorundaydı. "Zaten gelmeden önce diğer sözleşme maddelerini biliyor olmalısınız ama imza için ayrıyeten sizi çağırırlar. Yani üye olmadan direk öğrenci seviyesine ulaştığınız için beli maddeler farklıdır orasını bilemeyeceğim." Kız samimi dursa da itici bir havası vardı ya da belki ben burada ki herkese karşı ön yargılıydım.
"Birde," diyerek Tulip'e döndü. "Senin odan tek kişilikmiş sanırım dosyada öyle yazıyordu. O yüzden bir üst katta senin odan." Bunu söylerken neden herkese çift kişilik oda verilirken Tulip'e tek kişilik oda verildiğini sorguluyor gibiydi. Sanırım Aisha ile Irvin'in işi olmalıydı.
Lenora gerekli, gereksiz bir kaç açıklama daha yapıp yanımızdan ayrılınca odalara dağıldık. Konuşmamıştık çünkü hala bizi neyin beklediğini bilmiyorduk. Etrafta ses kayıt cihazı bile olabilirdi. May ile odaya geçip kısaca yerleştik ama yol yorgunu olduğum için direk kendimi yatağa attım. May'da aynısını yaptı.
Odanın iki köşesinde ki iki yataktan omzumuzun üzerinden birbirimize bakıyorduk. Tam ağzımı..
açacağım sırada eliyle bir dakika işareti yapıp telefonuna baktı ve bir kaç şeyle uğraştıktan sonra tekrar bana döndü. "Odalar temizmiş koridordaki kameralar dışında Aisha etrafta hiç elektronik alete rastlamamış." Başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. Belli ki Aisha kıyafetlerinden önce bilgisayarını yerleştirip etrafı taramıştı.
Bir süre sessiz kaldığımızda May yatağında oturdu ve oflayarak saçlarını dağıttı. Bana baktı ve abartı bir şekilde bir kez daha ofladı. Benden tık çıkmayınca May en sonunda patlayıp, "Ay yeter!" diye bağırdı. "Yemin ederim içim daraldı. Tamam her şey mükemmel ama işlerin yolunda gitmesini istemediğimi fark ettim. Bu ne ya her şey planında olunca aşırı sıkıcı oluyor. Mıy mıy mıy içim şişti."
Onun bu isyanına karşı sadece kıkırdayabilmiştim. Demir'i gördükten sonra o kadar yorgun ve halsiz hissediyordum ki anlatamazdım. Belki de ilacımı almalıydım.
May benim konuşmadığımı görünce gözlerini devirdi. "Sağ ol tatlım ya sohbetin inanılmaz sarıyor."
Gülümsedim. "Ne demek." dediğimde gözlerini kısıp beni süzdü.
"Tek merak ettiğim yol boyu uyuyup nasıl bu kadar yorgun olduğun."
"May yol boyu uzanarak uyumadım oturur pozisyonda vücudum tutuldu ve her yerimin ağrıması normal."
Başını aşağı yukarı salladı ama daha çok beni geçiştirir gibiydi. Doğrusu nasıl hala girişte ki yaşananları sorgulamadığını anlayamamıştım. Şaşılacak şeydi doğrusu.
Can sıkıntısından konuşma ihtiyacı hissederek yine susmadı. Konuşması iyiydi kafam dağılıyordu. "Girdiğimizde salonun sonunda ki kızılı gördün mü?" diye lafa başladığında başımı salladım. Yani incelememiştim ama kızıl oluşu dikkatimi çekmişti. Sadece bir kaç saniye bakmıştım ama görmüştüm işte. "Ya ne kadar tipsizdi. Valla Irvin bile bin basar. Hani bak sakal bırakan erkeklere bir şey demem ama hani keçi sakalı..." Yüzünü buruşturdu. "Hani bok gibi duruyor ya. Zaten çilli de bir şeydi. Valla burada ki erkeklerin geneli böyleyse bana iş çıkmaz."
Bu sefer kendimi tutamadım. "May umuyorum ki burada kimseyle yatmayı düşünmüyorsundur."
Soğuk bir şekilde güldü. "Saçmalama." Alayla kaşlarımı kaldırdım. "Yatmayacağım kimseyle Selen!" Hala inanmasam da bir şey demedim.
"Valla senin de maşallahın varmış tatlım konu erkekler olunca 100 kilometre öteyi görüyor gözün maşallah."
Göz devirdi. "Abartma salon büyüktü ama görünüyordu yine. Tabii sen Dean midir nedir ona bakmaktan etrafı pek inceleyemedin gibi ama." Hah, işte gelmiştik uzun lafın kısasına. Neyse en azından beni alıştıra alıştıra söylüyordu, odaya girer girmez de vurabilirdi yüzüme bu durumu. "Hatta ne şans Dean’de sana baya baktı. Hem de şaşırmıştı."
"Aa." diye şaşırmış gibi rol kesti. "Bak hatta tam eski bir tanıdığı görmüş gibi bakmıştı."
Tıpkı onun gibi alaycı bir tavırla güldüm. "Uydurma öyle bakmadı."
"Selen delirtme beni!" diye işi ciddiye bağlayıp bağırdığında üşensem de yatakta oturur pozisyona geldim. Artık çatık kaşlı ve oldukça ciddi bir May vardı karşımda. Benim tabirimle Anne May. Bir yaş büyük oluşuna ablalığın bir üstü olarak anneliğe bağlıyordu direk. "Hepimiz fark ettik orada bakıştığınızı ama belki bir kaç kişi etrafı incelemekten görmedi sizi. Ne dönüyor burada? Çabuk dökül."
Rahat bir tavırla omuz silktim. "Hiç bir şey." Tam ağzını açacaktı ki onu böldüm. "Hem senin gibi önemli bir şahsiyet benim işlerimle mi uğraşacak. Hatta ortada olmayan bir işle." Cık cıkladım. "Hiç yakışmadı koskoca May Summıt'sin sen şurada. Bir duruşun bir ağırlığın olsun değil mi? Her şeye burnunu sokmak sana yakışmaz."
Beni gram ciddiye almadan göz devirdi. "Sen beni manipüle mi ediyorsun?"
May ile konuşmak biraz enerjimi yerine getirdiği için yerimde dikleştim ve ciddi bir tavırla, "Ne haddime." dediğim gibi öne eğildim. Hafifçe gülümseyip sır verir gibi fısıldadım. "Beceriyor muyum bari?"
Gülerek başını iki yana salladı. Gülüşünün hala gerçekçi ve içten olmaması canımı yakıyordu. "Selen." dedi ciddiyetle ve bende tekrar yerimde dikleştim. "Önemli bir konu-"
"May." dedim aynı ciddiyetle. İçime derin bir nefes çektim ve "Söz veriyorum zamanı geldiğinde sana her şeyimi anlatacağım ama şu an değil." dedim. Anlamıştı. May göründüğünden bin kat daha zeki bir kızdı. Irvin onu kendini zeki zanneden bir kız olarak görüyor olabilir ama May gerçekten de zekiydi ve bunu gizlemeyi iyi biliyordu. Aslında Irvin ile May iki kuzen birbirine gereğinden fazla benziyordu. Tabii bunu ikisinden birine söylesem muhtemelen şiddetle reddederdi.
May isteksizce başını aşağı yukarı sallayıp kendini yatağa attı ve eline telefonu aldı. Bende aynısını yaptım ve Irvin'den gelen mesajla tebessüm ettim. Mesajı bile okumamıştım ama ondan gelen mesaj içimde ki sıkıntıyı dağıtıyordu. Belki de gereğinden fazla ciddi kaldığımız için böyle daralmış hissediyordum. Belki de May haklıydı biz ciddiyete gelemeyen bir ekiptik bir sorun çıkarmamız lazımdı ki eğlenelim ve iş görelim. Saçma ama hala çocuk gibiydik belki de yaşatamadığımız çocukluğumuz şu an her birimizin içinde yeniden doğmuştu ve biz daha yeni büyüyorduk. Bu yüzden genelde çevreden nasıl göründüğümüzü umursamazdım. Çünkü biz mutluysak, ben mutluysam başkalarının düşünceleri zerre umurumda olmazdı. Sonuçta onların düşüncelerinin hayatıma bir etkisi yoktu neden hayatımı kısıtlamasına izin veriyim ki?
Mesaja baktığımda gülmemek için kendimi zor tuttum.
IRVİN
Canım sıkıldı. Arıza çıkarsana.
Cidden mi?
Yani bilirsin yaparım. İstersem burayı da ayağa kaldırabilirim amaaaa
IRVİN
Ama?
Canım istemiyor.
Hem kendime söz verdim.
Zirve'de sorun çıkarmayacağım.
Zaten doğum gününde sorun çıkmamasına, her şeyin mükemmel olmasına, planda (olmayan) tek bir kusur olmamasına çok özen gösterdiğin için sana yardımcı olmuş oluyorum.
Bak bugünde çok düşünceliyim, sırf senin için.
IRVİN
Beni düşünmenin beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin ama biliyorsun ki senin arızalarını ben yukarıda saydığın hiç bir şeyden saymıyorum.
Irvin ilk cümle kurmayı mı öğrensen.
Bak içim daraldı. Başkası bir şey yapsa kıyamet kopuyor ben yapınca değere biniyor. Gerçekten ekip içinde torpil geçildiğini düşünüyorum.
IRVİN
Bu torpil sayılmaz.
Ayrıca sevgilim değil misin?
SAHTEEE!!!!
IRVİN
Sahte sevgili.
Bak yine sevgili kelimesi cümlede oluyor. Yani değişen bir şey yok.
Sinirlerimin bozulduğu için güldüğüm sırada telefona üstten bir bildirim geldi.
Yılın Beşinci Ayı: MAY tarafından “Bordo Takım" grubuna alındınız.
Kaşlarım çatılırken May'a döndüm. "Bu ne şimdi?"
O bana bakmayarak telefonuyla ilgilenmeye devam etti ama gözlerini devirmeyi de ihmal etmedi. Muhtemelen şuan diğerlerini de kurduğu gruba almakla meşguldü. "Telefona bakarken mal mal ergenler gibi sırıtmana tahammül edemediğim için bir grup açıyım dedim. Hem herkesle daha çok gülersin." Gözlerim kısılırken o konuşmaya devam etti. "Hem bu şekilde grupta ki herkesle eşit vakit geçirirsin. Tabii senin daha çok vakit ayırmak istediklerin olur ama o asla ben olmam. Doğru."
Alayla kaşlarım havalandığında gülmemek için yanaklarımın içini ısırıyordum. "Şu an sen beni kıskandın mı?" İmayla, "Kuzeninden." dediğimde tekrar göz devirdi.
"Her zaman kıskanan taraf sen olamazsın tatlım."
"Ben kıskanmıyorum!" diye çıkıştığımda beni hiç kale almadığını belli ederek güldü.
"En azından ben dürüstüm." diyerek kendini övdüğünde kaşlarımı çatarak önüme döndüm. Bu konuşma sürecinde tek bir an olsun bana bakmamıştı. Resmen kıskanmadan kaynaklı trip yiyordum burada. Hem de bir arkadaşımdan, sevgilim bile değil! Ayrıca kendi kuzeninden kıskanmak nedir ya? Kafayı yiyeceğim!
Kurduğu grubun adını görünce gülmeden edemedim. "Bordo Takım mı cidden?"
"Evet." dedi olabilecek en özgüvenli ve kendinden emin sesle. "O çakma sevgilinin bulduğu isme bin basar. Ayrıca Kankırmızısı nedir cidden ya? Bordo de geç işte."
Gülüşüm büyürken başımı iki yana salladım. May gerçekten çok farklıydı ve ben onu böyle seviyordum. "Bordo Takım çok iyi diyorsun yani?"
"Tabii ki." Kendini yücelten bir ses tonuyla konuşmasına gözlerimi devirdim. Bence karşılıklı göz devirerek çok iyi anlaşıyorduk.
"İleriki hedefinizde bordo bereli olmak mı May hanım?"
"Ha ha ha" diye güldü oldukça yapay bir şekilde. "Çok komik. Bir kere ben mantıklı bir isim buldum tamam mı. Direk Kankırmızısı dediğiniz rengin eşittiri işte."
"Anlıyorum tatlım." Asla anlamıyordum.
"Dimi yani?" diye lafı uzatmaya devam etti ama hala bana bakmıyordu. Neyse kendi kendine tribini atıp eski haline dönerdi. Değil mi? "Kesinlikle Irvin'in bulduğu isimden daha iyi." Sözleri beni tekrar güldürdü. İki kuzen arasında ki bu ego yarışının sonu yoktu. Sanırım genetik bir durumdu.
Gülmeyi bırakıp ona uyum sağlamaya çalıştım. "Pekala May hanım neden bu grubu daha önce kurmadınız da özellikle Fransa'yı beklediniz. Bir mahsusu yoksa sorabilir miyim? Tabii sizi meşgul etmeyeceksem."
O da hemen rollendi ve "Eee tabii." diye lafa başladı. "Ekibimizin diğer bir üyesi olan Aisha hanımdan bir bildirim bekliyordum. Yani telefonlarımıza kimsenin erişememesi için bir koruma kalkanı kuracaktı. Bu haberi alır almaz grubu kurdum. Ve bu grubun tek yöneticisi ben olacağım." Son cümleyi öyle bir hırsla söylemişti ki kahkaha atmıştım.
"Anlıyorum May hanım. Bu kısa röportaj için teşekkür ederim."
"Ne demek, ne demek. Vazifemiz."
Bu sefer ikimizde gülerken gruba girdim. Üyeler kısmına bakarken Tulip'i göremeyince kaşlarım çatıldı. "Eee." diye aynı rollenmeyi sürdürdüm. "Peki son bir soru sorabilir miyiz? Değerli zamanınızı tüketmek istemeyiz ama."
"Tabii ki sorabilirsiniz."
Kafamı salladım. "Dokuz kişilik olan ekibimizin bir üyesi olan Tulip'i neden kurduğunuz bu gruba almadığınızı sorabilir miyim?"
Ofladı. "Alıyorum şimdi işte." diyerek beni geçiştirdi ama Tulip'i gruba almıştı. Muhtemelen herkesin elinde telefon olmalı ki herkes çevrimiçi görünüyordu. İlk mesaj Thanos'tan gelmişti.
THANOS
Ne bu?
May yanımda oflarken içinden Thanos'a sövdüğüne eminim.
Yılın Beşinci Ayı: MAY
Salak mısın Thanos?
Grup işte neyini soruyorsun?
Planlamaları falan buradan yaparız dedim. Tamam bir ekip olarak buraya gelmiş olabiliriz ama sürekli yan yana olmamız dikkat çekebilir. Hem buradan daha rahat konuşuruz.
KATHY
Ya telefonlarımız haclenirse?
Yılın Beşinci Ayı: MAY
Merak etme onu da önceden düşündüm.
Arkadaşın halletti.
Ne kadar da çok şey düşünmüşsün May.
Yılın Beşinci Ayı: MAY
Değil mi?
Bu kadar düşünceli, akıllı, zeki, harika mükemmel, çok yönlü bir kızı lider yapmak yerine lider yaptığınız kişiye bakın.
Tı tı tı.
IRVİN
Bende buradayım.
Yılın Beşinci Ayı: MAY
Biliyoruz herhalde.
Gör ve oku diye yazıyorum zaten. Belki liderliği bana devredersin.
Yani hangi insanoğlu ekip sözleşmesine kendi liderliğini garantileyen bir madde koyar ki?
IRVİN
Ben ve tanımlanamayacak kadar mükemmel kişiliğim.
Bak o kadar ileri görüşlüyüm ki geleceği bile garantiye almışım.
Bir liderde olması gereken tüm özelliklere sahibim.
Maşallah bana.
Yılın Beşi Ayı: MAY
Aynen Irvin!
Maşallah sana!
Sen olmasan biz ne yapardık!
IRVİN
Biliyorum, biliyorum.
Tezahüratlar için sağ olun.
Daha fazla iltifata gerek yok.
Günlük ilgi alakamı aldım.
May sinirle telefonu kapatıp yanına bıraktığında ben gülmemek için kendimi zor tutuyordum. "Ya anlamıyorum. Burada kendimi haklı çıkartacaktım. Hatta ekibin lideri olacaktım. Nasıl böyle sonuçlandı bu iş?"
Dayanamayıp güldüm. "Irvin'in işi işte."
Yattığı yerden sinirle tek elini kaldırıp bana baktı. "Övme şunu bana!"
Yüzümü ciddi bir ifadede tutmaya zorlarken kaşlarımı çatmıştım. "Haklısın." dedim olabilecek en ciddi sesle.
Sanırım ciddiyet konusunda yeterince başarılı olamamış olmalıyım ki May kafasının altında ki yastığı çekip bana attığı gibi havada yakaladım. Tabii bu daha çok gülmeme neden oluyordu. Benim gülüşüm May'ı daha çok çıldırttığı için neredeyse yüzü kızarmıştı.
Gülüşümün arasından, "May bir şey diyeceğim ama kızma."
"NE!" diye odayı inletince daha çok gülerek oturur pozisyona geldim. Onu gösterirken, "Böyle aynı domatese benzedin." dediğimde o da yerinden fırladı. Ayaklandığı görünce yastığı yüzüme siper ettim. Yanıma varınca elimde ki yastığı çekip aldı. Bu sefer ellerimi yüzüme siper etmeye niyetlenmiştim ki yüzüme çakılan yastıkla bu işlemim başarısız sonuçlandı. En azından ikinci darbeden kurtulmak için ellerimi kafamın hizasında çaprazladım ama bu onu durdurmadı. Her vuruşunda saçlarım dağılıyordu ama bu beni daha çok güldürüyordu. May ise her şeye olan sinirini benden atmak istercesine yastığı kafama vuruyordu.
Bu bir süre böyle devam etti ama May durmadı. Onu durdurmak için yatağın diğer ucunda ki yastığa uzandım ve o bana sıradaki darbesini indirmeden yerimde doğrulup ben ona vurdum. Bu onu da güldürünce bir süre karşılıklı yastık savaşı yaptık.
İkimizde yorgun düşünce May'da benim yatağıma yığılmıştı. Ayaklarımızın dizden aşağısı yataktan sarkarken biz sırtüstü yatakta uzanmış tavanı izliyorduk. İkimizde soluk soluğa olduğumuz için bir süre bu pozisyonda kaldık. Sonra May'ın gülüşünü duyunca başımı ona çevirdim. "Deliyiz kızım biz."
Bende güldüğümde o da bana döndü. "Deli olmasak niye buraya gelelim."
Burukça gülümsediğinde başını sallayarak beni onayladı. "Haklısın."
Bende gülümsediğimde telefondan gelen bildirim sesleriyle elime telefonu aldım. May'ın telefonu karşı yatakta kaldığı için o da benimki ne bakıyordu. Zaten gruptan gelen mesajlara bakıyordum.
Aynı anda mesajları okuduğumuzda Kathy'nin etrafı kurcalamak gibi bir görev aldığını öğrendik. May göz devirdi. "Bende yapabilirdim."
Kıkırtıma engel olamadım. "Bilmez miyim." diye konuştum imayla. Söylediklerimin ardından omzuma hafif bir fiske yemem kısa sürmemişti.
Grupta Irvin görev vereceğini söyleyince klasik ufak bir tartışma çıkmıştı ve etrafı kurcalama işini Kathy üstlenmişti. Telefonu kapatarak dudaklarımı büzdüm. "Sence..." diye başladığım cümlemi içime derin bir nefes çekerek kestim. Başka bir cümleye geçiş yaparak ne soracağım konusunda ki itirazlarını engelledim. "Kathy'nin gelir gelmez etrafı dolaşması normal mi?"
Aynı şekilde dudaklarını büzüp omuz silkti. "Kendine güveniyorsa yapsın. Bizi yakalatacak bir şey yapmaz." Bu şekilde ona güvenerek konuşması beni şaşırtmıştı. May konuyu değiştirerek tatsız bir yüzle karşı yatakta ki telefonuna baktı. "Tüh ya grupta ki kavgaya dahil olma fırsatını kaçırdım."
Güldüm. "Bence sen daha iyi stres atacak bir şey buldun."
O da gülerek başını salladı. "Evet." Bir an duraksadı. "Hatırlat da ara sıra seni döveyim."
"Her Irvin'i kıskandığında beni dövecek misin?" diye sordum masum bir yüz ifadesi takınarak.
Tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Onu kıskanmıyorum."
Gülerek başımı salladım. "Kıskanmıyorsun ama onun yerinde olmak istiyorsun çünkü daha çok hak ettiğinin farkındasın. Az önce bana resmen onunla bu kadar iyi anlaştığım için trip attın. Kıskandığın için değil, yani en azından beni."
Kaşları çatıldı. "Hayırdır sen? Beni böyle iyi tanımalar falan."
Yattığım yerden yapabildiğim kadarıyla saçımı savurdum. "Yapıyoruz bizde bir şeyler tatlım." diyerek onun gibi çapkınca göz kırptım. Bu onun kahkaha atmasını sağladı ama içten değildi. Gerçek değildi, bir şeyler eksik hissettiriyordu.
Gülmesi bitince ofladı. "Şimdi kim kalkıp karşı yatağa kadar yürüyecek."
Hiç onu takmadım. "Sen."
"Nedenmiş o? Ne ara bu yatak senin oldu?"
"Buraya yattığım andan beri."
"Biraz paylaşımcı ol Selen."
"Maalesef May, senle yatamam."
Yaptığım imayla kendini tutamayıp güldü. "Asıl ben senle yatamam tatlım. Lezbiyen değilim ki olsam bile tipim değilsin."
Üzülmüş gibi yapıp suratımı astım. "Yıkıldım." derken elimi anlıma vurdum. "Bari alıştıra alıştıra söyleseydin ben bunla nasıl yaşayacağım şimdi."
Güldü. "Lezbiyen olduğunu bilmiyordum."
"Bilemezsin tabii çok iyi saklıyorum."
Başını salladı. "Ama artık biliyorum demek ki yeterince iyi saklayamıyormuşsun. Bundan sonra daha dikkatli ol ki başkaları anlamasın."
Kendimi tutamayıp güldüm. "Tamam abla."
Yerinde doğrulup oturur pozisyona geldi. "İyi o zaman ben kendimi korumak amaçlı yatağıma geçiyim."
Hevesle başımı salladığımda cık cıkladı. Ben arkasından gülerken o yatağına yatıp telefonunu eline aldı.
Yatağımda kalan yastığını ona fırlattığımda telefonu elinden düştü. Kaşlarını çatarak bana baktı. "Kaşınma!"
Masum bir yüz ifadesi takındım. "Bir şey yapmadım ki. Yastıksız rahat edemezsin diye düşünmüştüm sadece."
Dudağının köşesi kıvrıldı. "Düşünceli şey seni."
Benimde dudaklarım kıvrıldığında yatakta normal bir pozisyona geçtim. "Senin kadar olmasa da yapıyoruz bir şeyler." Yatak o kadar dağıtmıştık ki altta ki çarşaf bile yerinden çıkmıştı. Neyse sonra düzeltirim. İnce battaniyenin içine girdiğimde telefonuma baktım. Belki biri mesaj atmıştır diye ama yoktu. Somurtarak telefonu kapatıp yanıma koydum. Güya sevgiliydik, yani sahte. Sahtesinden de bu kadar olur zaten. İnsan neden bir anda gruptan ayrıldınız diye merak edip sorardı değil mi?
Kafamı iki yana sallayıp bu saçma düşüncelerden kurtuldum. Durduk yere aklıma gelmesi bile saçmaydı. Battaniyeyi kafama kadar çekip kendimi kabuslarımla baş başa bıraktım. Zaten yorgundum ve hepimiz yol yorgunuyduk o yüzden ilk günden bir şey yaptırmazlardı diye düşünmek istiyordum. Gerçi beni yol değil de başka şeyler yormuştu ama.. Her neyse, uykum vardı benim.
Kumsal Durmaz
Odamdan çıkarken Aisha'nın söyledikleri aklımdan uçmuştu. Bazen gerçekten bir anne oluyordu, hatta bazen değil her zaman. O kadar beni düşünüyordu ki... Sadece beni değil tüm ekibi. Başkalarını düşünmekten kendine zaman ayıramıyor ve kendiyle ilgilenemiyordu. Onu pasif kılan buydu, asıl benliğini fark etmesi için kendine zaman ayırmalıydı ama alışa gelmişliğinin dışına çıkamıyordu.
Zamana ihtiyacı vardı ve ben o zamanı ona tanıyordum ama bir yandan da zincirlerini kırmasına yardım ediyordum. Sınırlarının dışına çıkmadığı sürece asıl benliğini bulamayacaktı ve asıl benliğini bulamadıkça bir öyle bir böyle olacaktı ama bu sadece bana ve maalesef Conroy'a özeldi. Diğerlerinin yanında ise sessiz ve bir türlü tanımlayamadığım o kişi oluyordu. Yalnız kaldığında ise nasıl biri olduğunu kimse bilmiyordu. Sorarsam aynı olduğunu söylerdi ama böyle insanların psikolojisini iyi bilirdim. Dışarıya farklı, yakınlarına farklı ve kendi içinde bambaşka biri okurlar ama gerçekte hangisi olduklarını kendileri bile bilmezler. Aisha’da böyleydi.
Sadece sinirlendiğinde sinirini gizlemiyordu ve evet diğer duygularını herkesin yanında gizliyordu ama bunu isteyerek yapmıyordu. Belki de yaşadığı hayat ve hor görüşmüşlük bunu yapmaya mecbur kılıyordu. Muhtemelen sinir hastası olmasaydı sinirini de gizlerdi ama bunu yapamıyordu.
İnsanların bildiğinin aksine sinir hastası olmak herkeste olan basit bir şey değildi ve sadece insanın sinirlenmesini sağlamazdı. Beyinde ki sinir hücrelerine zarar verdiğinden çoğu duyguyu uçlarda yaşamayı sağlardı. Evet Aisha sinirliydi ama bir o kadar duygusal bir kızdı. Her kavgadan sonra ve çoğu şeye ağlardı. Ağlamasa bile gözleri hemen dolardı ve bu onun istemi dışında gerçekleşen bir olaydı. Beyni ona gözlerinin dolma emrini verirdi ve bu gerçekleşirdi bunu engelleyemezdi, aynı sinirlendiğinde kendini kontrol edememesi gibi.
2 yılda olsa psikoloji okuduğum için insan psikolojisi hakkında bir şeyler biliyor ve bir insanı rahatsız etmeden onu nasıl gözlemleyeceğimi iyi biliyordum. Aynı zamanda rol de yapabilirdim. Yani çok iyi olmasa da karşımda ki insanı kandırabilirdim ama bunu hiç tecrübe etmemiştim. Yani yarışlar hariç... Orada herkes birbirini kandırır ve tuzağa düşürürdü. Burada psikoloji bilmem iyi oluyordu. Normalde asla istediğim bir bölüm değildi psikoloji ama babam için seçmiştim. Zekam vardı ama ben onu kullanmayı pek tercih etmiyordum. Zaten sadece iki yıl dayanabilmiştim.
Şahsen ben ve motorum oldukça mutluyduk. "Hah," kendi kendime güldüm. Resmen psikolojisi bozuk bir psikologdum. Motor sevgim her şeyden önce ölme isteğimden geliyordu. Babamdan gizli ilk ehliyetimi aldığımda arkadaşımın motorunu kullanırdım. Deniz... Sanırım ilk ve tek sevgilim olarak kalacaktı. Sır gibi sakladığım biriydi Aisha bile bilmiyordu. Motor kullandığını öğrendiğimde bana da öğretmesini istemiştim. Şiddetle karşı çıkmıştı ama ısrarlarıma dayanamamıştı. Onun motorunu alıp kullandığımda o zannederdi ki hayata tutunmak için bir neden buldum. Nereden bilecekti ölmek için o motoru trafikte son hızda kullandığımı. Hız tutkunu değildim hatta nedensizce hızdan korkardım ama annemi kaybettikten sonra hayat durmuştu sanki. Hiç bu kadar ölmek istememiştim. Ölürsem ona kavuşurum derdim kavuşamayacağımı bile bile...
İçime derin bir nefes çekerek asansörlere yöneldim.
Deniz bir yerden sonra motoru kısıtlamıştı çünkü amacımı anlamıştı. 20 yaşımda yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. Telefondan uzak mesafe olarak ilişkimizi devam ettirmeye çalışmıştık ama olmamıştı. Aslında en başından beri yanlış kişiydik birbirimiz için. O benim yaralarımı sarmak istemişti bende ona sığınmıştım hepsi bu.
20 yaşına kadar üniversite sınavına da girmemiştim ama babam için yaşama kararı almıştım çünkü o benim için çabalıyordu. Kendi de yıkılmıştı ama benim için çabalıyordu. Belki de vicdan azabıydı, bilmiyordum ama üniversite sınavına girip en iyi üniversitelerden birini kazanmıştım. Aslında babam beni tek bir bölüme zorlamamıştı ama benim içimde hiç bir zaman okuma isteği yoktu. Asi bir kızdım bunu inkar edemezdim, kanım deli akardı ve 18 yaşından sonra bulduğum her işte çalışarak motor parasını çıkarmıştım. Babam o parayı köşede biriktirdiğimi zannederdi. Zaten hep saf düşünceleri olan bir adamdı.
Gözlerime gelen yaşları kafamı geriye atarak geri gönderdim. İçime derin bir nefes çekerek asansöre bindim.
Motorumu alır almaz zaten yasa dışı yarışlara katılmaya başlamıştım. Ölmek istemediğim konusunda kendimi kandırıyordum ama ben aslında hiç yaşamak istememiştim. Babama mutluydum derken ve her gün bunu on kere tekrarlarken de hiç mutlu değildim içim parçalanıyordu.
Zaten psikolog bölümünü de kendimden çok babam için seçmiştim çünkü o da yıkıktı, bir enkazdan farkı yoktu. Onu toparlamak istemiştim. İki yıl okudum ama beni hayata bağlayan tek kişinin ölümüyle de üniversiteyi bıraktım. Zaten motor yarışlarından gelen para da geçimimi sağlıyordu. Bir de... Babamın benden gizli bir birikimi varmış. Benim için biriktirmiş ama benden saklamış ve ölümünü beklemiş. Sanki öleceğini hissetmiş gibi.
Motor yarışlarına ilk girdiğimde zaten yarardan çok zarara çıkıyordum ama bir türlü ölmüyordum. Babama işe gittiğimi ve mesaiye kaldığımı söyleyerek onu oyalıyordum ama hastanelerde sabahladığım çok olmuştu. Kırılmadık kemiğim kalmamıştı ama bir kez bile boynum kırılmamıştı. Oysa ki ölmeyi ne çok isterdim.
İlk başlarda orada ki canavarlar beni ezip geçiyordu. Yine de her şeye rağmen başımı dik tutardım. Bu huyumu sevip beni kullanmaya çalışmaları psikoloji okuduğum zamana denk gelince ne yapmak istediklerini anlayıp onları engellemiştim. Aslında psikoloji okuyarak az da olsa kendimi kurtarmıştım.
Zamanla onların psikolojisinin içine edip kazancımı tavana çıkarmıştım. Çoğu rakibimi daha yarışa çıkmadan psikolojisini alt üst edip elediğim olmuştu. Tabii bu daha öncesinde benim yaşadığım acıları silmiyordu ama olsun en azından insan psikolojisi ile nasıl oynayacağımı öğrenmiştim. İyi olana iyi, kötü olana kötü yapardım ve öğrendiğim bir şey daha vardı. Psikoloji her şeydi. İyi ve kötü. Bir insanı hayatta tutan en büyük etken kendi psikolojisiydi. Ben ölmek istiyorum diyordum ama aslında net bir şekilde hiç ölmek istememiştim hep bir bahane aramıştım. Çünkü hala yaşamak istiyor ve ölümden korkuyordum ama yine de ölümü benimsemiştim. Babama mutluyum derken içimden o kadar ölüm diye haykırmıştım ki ölüm benim bir parçam haline gelmişti ama hala ona kavuşamamıştım. Zaten tam anlamıyla kavuşmak isteseydim şu an mezarda olurdum.
Asansörden indiğimde bir üst katta da bakma kararı almıştım. Burada da öğrenciler kalıyordu ama yine de bakmak istiyordum.
Şu an hayata tutunmam için önemli nedenlerim vardı. Hayır bu intikam değildi. Çoğunluğun aksine ben hiç intikam istememiştim çünkü ben kaybedeceğimi kaybetmiştim. Ama bana o zarf geldiğinde düşündüm ve kaybedecek bir şeyim olmadığına bir kez daha karar verip ölmek için kendime bir neden daha aradım.
Kendimi tutamayıp bir kez daha güldüm. Eğer bu işin sonunda gerçekten ölmezsem o zaman intihar ederdim cidden. Ölmemek için yapmadığım kalmamıştı. Gerçi motor bir yerden sonra bir parçam olmuştu. Motor sürmek değil de motorun kendisi olmayan ailem olmuştu. Yalnızlık kötü bir şeydi gerçekten çok kötü bir şeydi ve insan bir nesneye bile olsa bağlanırdı. Motorumun üzerine hayatımdan bir parça olan her şeyin dövmesini yaptırarak onu benim bir parçam haline getirmiştim. Şahsen ben böyle iyiydim ama Kankırmızısı ekibi hayatıma girmişti.
Onlara bağlanmayı hiç planlamıyordum çünkü annemin ölümünden sonra doğru düzgün arkadaş bile edinemeyen ben insanlardan nefret eder olmuştum. Özellikle son zamanlarda gördüğüm insanlar motor yarışlarında olan insanlardan ibaretken.
Başta Aisha olmak üzere bu ekibi sevmiştim. Genellikle nefret ettiğim insanlarla kavga ederdim ama bu ekip bana sevginin de kavgaya döküleceğini ve her şeyi eğlenceye dökmeyi öğretmişti. Mutluydum, her zaman olmasa da bazı anlarda mutluydum ama en çok Aisha'ylayken. O benim dostumdu, kardeşimdi, ablam ve en çokta annemdi. Uzun zaman sonra her şeyimdi. Onunla çok hızlı kaynaşmıştık ve bu onun sıcakkanlılığı ve benim insan ilişkilerimle ilgili bir durumdu.
İçime derin bir nefes çekerken koridoru yarılamıştım.
Aisha o kadar her şeyim olmuştu ilk kez yaşamak istiyordum. Gerçekten yaşamak istiyordum ama onun için. Onun psikolojisini düzeltip mutlu olduğunu sağladıktan sonra ölebilirdim. Yaşamak istiyordum ama bu bir süreye mahsustu çünkü ben gerçekten ölümü benimsemiştim.
24 yaşında bir kız olarak otuzlu yaşlarımı bile göremeyeceğimi düşünüyordum, bu artık bir düşüncede değildi aslında. Hissediyordum...
Elimde de zaten kaybedecek bir şey yokken bu ekip için çabalamak istiyordum. Psikolojim bozuktu çünkü kendi ölmek isteme sorunumu çözememiştim. Tamam intihara meyilli bir kız değildim eğer öyle olsaydım zaten çoktan ölmüştüm ama ölümü seviyordum. Bu asla normalleştirilecek bir şey değildi ama bunu nasıl tedavi edeceğimi bilmiyordum. Belki üniversiteyi bitirseydim bilirdim ya da bilemezdim. Sonuçta terzi kendi söküğünü dikemezmiş.
Bu kattan da bir şey çıkmayınca bir üst kata çıkma kararı aldım. Aslında sırf kafam dağılsın diye bu görevi üstlenmiştim yoksa ben bu üşengeçlikle artı yorgunlukla hiç gelir gelmez bu koca binayı tarayamazdım. Zaten kafam en çok Aisha'yla meşguldü ona iyi gelmek istiyordum ama bunu da yapamıyordum çünkü bir şekilde sinirlerini yatıştıramıyordum, bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Belki üniversiteyi bitirseydim bilirim... Kahretsin hayatımda ilk kez bu kadar o üniversiteyi bitirmek istedim o da Aisha için. Gerçekten hayatımda ki yeri o kadar büyüktü ki...
Oflayarak asansöre girdim ve bir üst katın düğmesine bastım. Arkamı dönüp aynayla göz göze geldiğimde biraz kendimi izledim. Kendi gözlerimin içine baktığımda alayla güldüm. "Tüm sarışınlara beleşten renkli göz dağıtılır bana gelen kahvelere bak ya." Yok hani cidden bende ki şansı anlamıyordum. Gerçi ben Clara gibi sarışınların yanında açık kumral kalıyordum. Her neyse hiç şu an kendimi yorumlayamayacaktım. Hiç bir zaman kendimi güzelleştirmek gibi bir çabaya girmedim. Millet diyet yaparken ben tıkındığım için diğer kızlarda olduğundan çubuk gibi bir fiziğim yoktu. Balık etlide sayılmazdım ama bir göbeğim vardı ve ben bu halimden gayette memnunum şahsen. Ölmek isterken birde kendime bakmak için çaba sarf etmeyecektim.
Asansör bir üst katta durduğunda yakalanmama dualarıyla asansörden indim. Lenora adlı kızın dediği üzere burası önemli bir şey olmadığı sürece çıkmamamız gereken yönetici katıydı. Yani içlerine onları bitirmek için sızıp buraları keşfetmem gayet önemli bir nedendi bende.
Şimdiden sıkılmıştım keşke bu görevi hiç almasaydım. Bu katta da normal bize verilen odalar var gibi gözüküyordu. Sanırım yöneticiler için daha konforlu bir şeyler ayarlamış olmalılar yoksa oda kapısının daha az olmasının başka bir nedeni olamaz. Pekala bu kattanda bir şey çıkmayınca asansöre geri yöneldim.
Lenora diğer üst katlara girişin yasak olduğunu söylemişti. Eh, motorcularda bilir ki yasaklar çiğnenmek için konulan bir şeydir. Şu zamana kadar çiğnemediğim bir yasak yoktu ne de olsa. Asansöre bindiğimde bir üst katın tuşunun olmadığını görmemle bir küfür savurup asansörden indim ve merdivene yöneldim. Merdiveni de bir yerden sonra kesmiş olamazlar ya? Hem bunlarında bir şekilde üst karlara çıkması gerekiyordu, sırf süs için yapılmış olamazdı diğer katlar. Ha öyle olsa bile niye çıkmak yasak olsun direk kapalı olurdu. Yine çok mantıklı konuştum.
Merdivenleri yarıladığım sırada bir üst katı kapatan kapıyı gördüm. Sırf meraktan merdivenlerin tamamını çıkıp kapının önünde durdum. Maşallahı var kapı demir değil direk betondan yapılmıştı. Çift taraflı bir kapıydı ve ortasında yuvarlak sayıların olduğu bir kilit vardı. Normal sayıların bir iç kısmında da Romen rakamları vardı. Burada ne vardı da bu kadar kapsamlı bir sistem kurmuşlardı?
Zaten merdivenlerde burada bitiyordu. Resmen bir üst kata çıkmanın umudunu verip elimden almışlardı. Kırıldım şahsen, bir insan hiç mi düşünmez içimize ajan sızarsa diye şunlara bir kolaylık sağlayalım diye.
Cık cıklayarak kapıya baktım. Şuradan bir geçirsem mesela- O ne? Ayak sesi mi o? Hayır, hayır, hayır. Ekibi yakalatamazdım. Daha ilk güden niye böyle bir işe kalkıştıysam. Ne ölme meraklısıymışım be!
Derin derin nefesler alırken ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum. Ama benim kriz anı kontrolüm yoktu ki! Yeni fark ediyorum acaba benim panikatağım olabilir mi? Yok be o zaman o kadar yarışa dayanamazdım sadece anlık bir adrenalin yükselişiydi. Allah aşkına şu an derdim bu muydu?
Arkamdan gelen adım seslerin merdiveni çıkmasını hissettiğimde yutkundum. Artık bir yere gidemezdim çünkü beni görmüştü. Zaten istesem de kıpırdayamıyordum ki, vücudum taş kesilmişti. Donup kalmıştım bildiğin! Acaba deli taklidi mi yapsam?
Gelen kişinin merdivenleri çıkıp hemen arkamda durmasıyla gözlerim büyümüştü ve zor yutkunmuştum. Sadece onun nefes alışlarını hissetmemle iyice gerilmiştim. Belki geçip giderdi?
"Kathy." İsmimi söyleyen kişinin sesini duymamla ağzım bir karış açıldı. Ben boşuna mı bu kadar gerilmiştim?
Hızla arkamı dönüp sinirle omzuna bir tane geçirdim. "Ya sen nasıl bir geri zekâlısın. Madem geliyorsun beni niye geriyorsun? İnsan önceden bir seslenir dimi? Böyle salak biriyle arkadaşımın sevgililik rolü yaptığına inanamıyorum! Ya kalbim dursaydı burada! Nasıl gerildiğimin farkında mısın sen!"
Bağırarak söylediklerim onu sadece güldürmüştü. "Telefonuna baksaydın yaklaşık on adet aramayı görürdün." Kaşlarım çatıldığında Conroy benimle dalga geçmenin derdindeydi. "Tabii akıl edememeni anlıyorum. Henüz işin ciddiyetini kavrayabilmiş değilsin abisi."
İçimden sabır dilenirken ona sataşmayı ihmal etmedim. "Bir kere önlem olarak telefonun sesini kısmıştım buna zeka derler ayrıca telefona bakıp oyalansaydım gelen birini fark etmeyebilirdim-" Gülerek lafımı keseceği sırada işaret parmağımı kaldırıp buna izin vermedim. "Ayrıca bana abilik taslamayı bırak ben gayet olgun bir bireyim."
Lafımın bittiğini anlayınca güldü. "Ben daha da olgunum o zaman." Sonrasında kaşları çatıldı. "Ayrıca gelen birini algıladığında da bir bok yapamadığına hepimiz şahit olduk." Ellerini cebine yerleştirip şu şekil rahat konuşması beni ayrı uyuz ediyordu. Hep Aisha veriyordu bu yüzü ona.
Söylediği sözleri algılamamla kaşlarım çatıldı. "Hepimiz?" Conroy güldü ve tek elini cebinden çıkarıp başparmağıyla omzundan arkasını işaret etti. Kafamı eğdiğimde merdivenleri çıkmamış ve dibinde bekleyen Thanos'u görmemle gözlerim büyüdü. O ise sadece omuz silkti. "Can sıkıntısı."
Ağzım bir karış açılırken Conroy, "Birdee." diyerek ona bakmamı sağladı. Ona baktığımda bu sefer eliyle tavan ile duvar bitişiği olan köşeyi işaret ediyordu. Kafamı kaldırıp baktığımda gördüğüm kamerayla yutkundum. Ben gerilmiştim ama Conroy rahatından ödün vermiyordu. "Merak etme." diyerek beni yatıştırdı. Şu an o kadar çok şeyi merak ediyordum ki... Allah aşkına ne oluyordu burada!
"Çok dikkatliymişsin valla." Aşağıdan Thanos'un dalga geçen sesini duymamla bende şarteller attı ve sinirimi Conroy'dan çıkardım.
"Doğru düzgün anlatacak mısın artık ne olduğunu yoksa ben seni döveyim mi?" Kaşları alayla kalktığında beni aşağılarcasına bir kaç kere süzdü. Sabır istiyorum ama böyle bolca. "Bak valla elimde kalacaksın."
"He he ondan." derken beni gram ciddiye almadan kafasını sallıyordu. Bir gün gerçekten elimde kalacaktı. "Sen bir işi beceremediğin için kameraları Aisha halletti şuan önceden kaydedilmiş görüntüleri tekrarlıyor ve gerçek görüntüleri bir tek kendisi görüyor. Ee birde diğerlerinin telefonlarına yansıttı. Yani kısacası tüm ekip senin rezilliğini izliyor." Tam ağzımı açacağım sırada az öncenin intikamını alır gibi işaret parmağını kaldırıp beni susturdu. Sonra göğsünü kabartıp gururlu gururlu, "Görüyorsun ya kimin sevgilisi bir bilgisayar ile neler yapıyor." dedi.
Yüzümü buruşturdum ve onla muhatap bile olmama kararı aldım. Çekilmez bir şeydi sırf bunu çekiyor diye gidip Aisha'nın alnından öpecektim. "Ya bir git ya." diyerek omzuna çarparak merdivenlerden inmeye başladım. İnerken de, "Bak valla seni bir Aisha çeker." dedim.
Arkamdan, "Yoo valla ondan önce de bir çok kız çekmişti." diye övününce durdum. Tehlikeli bir yavaşlıkla arkamı döndüm. O da merdivenlerin hemen başındaydı ve daha yeni bir basamak inmişti. Dudağımda ki tehlikeli sırıtışı ve gözlerimde ki şeytani parıltıyı görünce yutkundu. Kendini zorlayarak, "Bunu Aisha'ya söylemeyeceksin." dediğinde güldüm.
Gayet rahat bir tavırla. "Saçmala istersen. Eski sevgililerinle- Pardon tek gecelik ilişkilerinle övündüğünü tabii ki de en yakın arkadaşıma ileteceğim." Aynı şeytani yüz ifadesine büründüğümde, "Tabii ki söyleyeceğim." dedim. Arkamı dönüp kalan bir kaç merdiveni de indim. Arkamdan ağız dolusu küfür saydırdığını duydum ama pek de takmadım. Elime gül gibi koz vermiş tabii ki de bunu kullanacaktım.
Ama amacım asla onların arasına girmek değildi. Eğer öyle olsaydı üstün ikna yeteneklerimle Aisha'nın aklına sızmam max 10 dakikamı alırdı. Ben sadece Conroy'un gerçek yüzünü Aisha'ya gösterip kararı ona bırakıyordum. Bu gerçek yüzünü oldukça kötü göstermek için belki birazcık çaba sarf diyor olabilirdim ama ne olacak ya. Adam zaten çapkın değil mi? Erkeklere güven olmaz, çapkın erkeklerde güvenin g'si aranmazdı. Bu sözü de şu an ben uydurdum ve bence kesinlikle ilerde herkesin kullanması gereken bir şeydi. Eh, ünlü olmadığım sürece bu mümkün değildi o yüzden şu an boş hayallerden çıkıyordum.
Merdivenin dibinde duran Thanos ile bakıştığımız da yanımıza Conroy gelmişti ama biz hala bakışıyorduk. Hani Conroy'a alıştım da bu her şeye burnunu sokmak zorunda mıydı?
"Sen ne ayaksın?"
Masum görünmek için gözlerini kırpıştırdı ama bu pek bende etkili değildi. "Canım sıkılmıştı dedim ya."
Yüzümü buruşturdum. "Can sıkıntını adrenalin ile mi gideriyorsun?" Hevesli bir şekilde kafasını salladığında sabır çektim. "Senin canın sıkılmasın Thanos." diyerek yanından geçtiğimde arkamdan, "Ya neden ya." diye sızlanıyordu.
Umursamadım ve kimseye yakalanmadan asansöre binerek aşağı indim. Bence bugünlük bu kadar risk yeterdi bana. Zaten bir halt bulamamıştım, yani az önce ki çokça korunaklı kapı dışında. Sahi o kapının arkasında ne vardı?
Selis Kandemir
"Madem kamera kayıtlarına sızmışlar neden Kathy'i boşu boşuna riske attık?" Sorduğum soruyla May göz devirdi.
"Girilmesi yasak olan yerlerin kameralarına sızamadık tatlım? Nesini anlamıyorsun?"
Saçımı sıkı bir atkuyruğu yaparken oflayarak May'a döndüm. "Anlıyorum ama zaten girilemeyeceğini biliyorduk. Gereksiz yere ilk günden risk aldık."
May bacak bacak üstüne atarken oldukça rahattı. "Kathy ekipten eksilse bir şey kaybetmeyiz bence."
Güldüm. "Sana benzeyen birini çekemiyorsun."
Kaşlarını çatarak kollarını göğsünde bağdaştırdı ve bilmiş bir havayla çenesini dikti. "Bir kere kimse bana benzeyemez hatta yakınımdan bile geçemez." Saçını savurarak gereken açıklamayı yaptı. "Ayrıca ilk başta Aisha görüntülere sızamamış riskli olduğundan biraz uğraşmış falan ama kayıtlara sızdığımızı anlamadan çevredeki kamera görüntülerine ulaşmış." Göz devirerek son noktayı da koydu. "İyi ki hacker falan olmamışım."
Önüme dönerken at kuyruğumu iki yanından tutup çekerek iyice sıkıştırdım. "Niye ki?"
"Zor iş." dediğinde abartılı bir tepki ererek ona döndüm. "İnanamıyorum koskoca May Summıt bir şeye zor dedi. Senin elinden her iş gelir diye biliyordum ben."
Alaycı bir tutumla konuşmam kaşlarının çatılmasına neden oldu. "Keser misin sesini?" Yine göz devirdi. "Ayrıca üzerinde çalışsam bende yaparım sadece uğraşamam. Onun için zor dedim ama yapamam demedim. Bilirsin zoru başarmak benim işim." Elleriyle kendini gösterip övdüğünde bu sefer ben gözlerimi devirdim.
"Tamam May sensin." dediğimde güldü ve "Biliyorum, biliyorum." dedi. Bende gülerek yatağa oturdum ve elime siyah postallarımı aldım. Zor da olsa uyumayı başarmış ve bol kabuslu bir uykudan sonra May'ın bana seslenmesiyle uyanmıştım. Ben uyurken gelen görevli hazırlanıp dövüş salonuna inmemizi söylemiş. Bende üzerime uzun kollu üstüme yapışan ince siyah bir tişört ve ne yapacağımızı bilmediğim için siyah bir eşofman giymiştim. İlk günden dövüş horozları gibi bizi birbirimize daldırmazlardı bizi değil mi?
May hazırlanmamı söyleyince hazırlanmıştım ama o oldukça rahat bir şekilde dağınık saçlarıyla, kare yaka crobuyla ve bol şortuyla, hatta ayağında yırtık çorabıyla oldukça rahattı. O da benim gibi simsiyahtı ama çorabında ki Stitch'i saymazsak.
"May sen beni keklemiyorsun değil mi?"
Yandan bana bakıp bir kaç kez süzdü. "Yoo." diye uzatarak konuştuğunda şüpheyle gözlerim kısılmıştı. "Niye?"
Aynı şekilde onu süzdüm ve gözlerimi bilerek çoraplarında daha uzun tuttum. "Böyle mi ineceksin aşağıya."
Kendine bakıp omuz silkti. "Podyuma çıkmıyoruz tatlım ve çıksak bile hazırlamaya o kadar üşeniyorum ki." Bakışları çoraplarına indiğinde bir an çoraplarıyla bakıştı ve gözlerini kırpıştırdı. Toparlamak için sahte bir şekilde gülerek kaşla göz arasında çoraplarını çıkardı. "Sonuçta ben nasılsam beni öyle görmemeliler. İnsanları kandırmayı sevmiyorum."
Gözlerim büyüdüğünde, "Alo. May ile mi görüşüyorum?" dedim. "Ben hiç öyle hissetmiyorum da."
Bana ters ters baktı ve yataktan kalkıp aynaya yöneldi. "Sen artık susacak mısın? İki rollenemiyoruz şurada."
Güldüm ve yatağın yanında ki eşofmanın hırkasına uzandım. "Tamam bozmuyorum sen devam et."
Somurtarak eline tarağı aldı oldukça kabarık saçlarına daldırdı. "Hevesim kaçtı." Saçları dolgun olduğu için tarağı zor geçiriyordu ama taramayı becermişti yine de toplamadı.
"İnmemiz için bizi çağıracaklar mı? Yoksa biz mi ineceğiz?"
Bir an durup baygın gözlerle bana bakıp göz devirerek yatağına yürüdü. "Oradan bakınca buranın bir yetkilisine mi benziyorum?" Oflayarak yataktan kalktım ve yüzümü yıkamak için lavaboya yürüdüm. Fark ettiğim detayla sırıtarak May'a döndüm.
"Yalnız benim yatağım lavaboya daha yakın." Gözlerini belerterek bana baktı. Yine de altta kalmamak için yerinde dikleşti. "Benim yatağımda kapıya daha yakın." Ağzımı açacağım sırada kaşlarını çatarak, "Bak yemin ederim Irvin ile daha az görüş sen." dedi. Gözlerini devirerek dudaklarımı işaret etti. "Bak bak sırıtışa bak. Aynısıı."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Sen daha çok Irvin'e beziyorsun." Düşünüyor gibi yaptım. "Ee malum kuzensiniz onla." Tespitimi tamamlamış gibi başımı aşağı yukarı salladım. "Normal yani."
Ters bir tavırla, "Selen kaybol gözümün önünden." dediğinde gülerek lavaboya girdim. Eğer biraz daha dikilirsem yerinden kalkıp o oldukça sivri tırnaklarını bana geçirmeyeceğinin garantisini veremezdim. Yani kim neden birini boğarken tırnaklarını batırmak için uzun ve sivri tırnak kullanır ki? Bir de kan belli olmasın diye kan renginde oje kullanıyor.
Gülerek kafamı iki yana salladım ve yüzümü yıkadım. Özellikle gözlerime su çarptım ve ellerimi biraz gözlerime bastırdım. İlacımı çok aldığımdan gözlerim yanıyordu. Aynaya baktığımda gözlerimin altının hafif kızarmaya başladığını gördüm. Normalde makyaj yapmazdım ama şu anlık göz altımı kapatmam şarttı. May'ın eşyalarının içine karıştırdığım bir kaç makyaj malzemem vardı ve May onları gelir gelmez burada ki rafa dizmişti. Üşengecim diye gezinir ama oldukça da düzenlidir.
İşimi kısa tutup göz altlarımı kapattıktan sonra odaya geçtim ve May'ın beni kapının önünde spor ayakkabılarını giymiş kollarını bağdaş kurarak beklediğini görünce hemen telefonumu alıp cebime attım. Beraber odadan çıktığımızda diğerlerini beklemedik çünkü sürü gibi gezmek istemiyorduk.
Sessizce aşağı inerken merdiveni kullanıyorduk. May sanki yeterince gergin değilmişim gibi kulağımın dibine girip korkunç ve kısık bir ses çıkartarak, "Bö!" dediğinde gram korkmasam da ona istediğini verdim.
Gözlerimi büyütüp korkmuş gibi yaparak ellerimi ağzıma kapattım. "Aman Allah'ım çok korktum." diye asla inandırıcı olmayacak şekilde konuştuğumda gözlerini devirdi.
"Yalan söyleyemiyorsun." Bunu yaklaşık 100. kez duymanın siniriyle önüme döndüm.
"Biliyorum!" diye dişlerimin arasından konuşmam onu güldürmüştü. Bir kolunu omzuma atarak, "Ama ben inanırım." dediğinde garip bir şekilde tüm sinirim gitmişti. Tebessüm ettiğimde başımı aşağı yukarı sallayarak, "Bende." dedim.
Bir an durdu, "Ne bende?" dediğinde bende durdum.
Omuz silkerek çok basit bir şeyden bahseder gibi, "Eğer bir gün yalan söylersen ve yalan söylediğini anlasam bile vardır bir bildiği deyip söylediğin yalana inanırım." dedim. Neden böyle dedim bilmiyorum ama içimden gelmişti. Sanki bunu şu an söylemezsem bir yanım eksik olacak ve içimde bir şeyler rahat etmeyecekti. O yüzden söylemiştim.
Sessiz kaldı ve kafasını sallayıp yürümeye başladı. Omzuma attığı kolunu indirmişti ve dudaklarını büzüp düşünceli bir şekilde aşağıya iniyordu. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama sanki bir şeyi söyleyip söylememek arasında gidip geliyordu. 2. kata inip asansöre bindiğimizde aramızda derin bir sessizlik vuku bulmuştu. İkimizde konuşmadık ve giriş kata indik.
Ekibi gördüğümüzde onlara doğru yöneldik bir an May durdu ama hiç bir şey demeden yola devam edince bende peşinden gittim. Ne ben ne diyeceğini sordum ne de o bir şey dedi. Burada diyeceği şey neydi bilmiyordum ve hiç bir zaman bilemeyeceğimi de bilmiyordum.
Ekibin yanına geldiğimizde ne konuştuklarını bilmiyorduk ama yine bir şeyin kavgasında oldukları belliydi. "Hayır yani ben gitsem kameralara bile yakalanmazdım." Conroy'un sözleriyle hala bugün ki olayı konuştuklarını anlamıştım.
"Aynen sen zaten süper güçleri olan bir varlıksın." Kathy onu küçümserken Thanos gülmemek için kendini zor tutuyordu. Bunu fark eden Kathy sinirle ona döndü. "Sen neye gülüyorsun?"
Thanos suçlu çocuklar gibi abisinin arkasına saklandığında Irvin ile göz göze geldik. Beni görünce sırıtamadı bu sefer yüzünde bıkmış bir ifade vardı. "Valla bıktım bunlardan." Sanki bana beş saniye maruz kalınca enerjisi yerine gelmiş gibi sırıttı ve nedensizce bu halini görmek beni gülümsedi. Onun bu haline alıştığım için sırıtması beni mutlu ediyordu. Garipti ama sadece alışkanlık olduğu için muhtemelen böyle oluyordu. "Arıza Kız ekibi devralmak ister misin?"
Ne dediğini algılayamadığım için gözlerimi kırpıştırdım. O çok övündüğü liderliğini bana mı devrediyordu. Sırf küçükken birilerini yönetebilmek için ordu komutanı olmak isteyen Irvin'den bahsediyoruz? Bir dakika ya bu bilgi neden benim aklımda kaldı ki? Gerçekten her şeyi unutturan b12 bunu mu bırakmıştı hafızamda?
Sorduğu soruya daha ben cevap vermeden May olaya daldı. "Ya sen şaka mısın oğlum?" Irvin yan gözle bile ona bakmayınca, "Yok ben bunu geberteceğim." diye ileri atıldığında kolundan tutarak onu durdurdum. Gülmemek için yanaklarımın içini ısırırken, "İstersen liderliği alıp sana devredebilirim."
May'ın yüzü tam ışıldamıştı ki, "Vermiyorum lan!" diye araya giren Irvin'in sesiyle sinirli bakışlarını ona çevirdi. "İsteyende yok!"
Biz bunları konuşurken yan tarafta ki kavgada sürüyordu. Kathy, Aisha'ya "Ya bu şaka mı?" diye Conroy'u gösteriyordu. "En küçük konuda bile beni küçümsüyor. Aisha şuna bir şey söyle yoksa harbi elimde kalacak."
Conroy kaşlarını alayla kaldırdı. "Ve sende buna inanıyorsun."
Kathy saçlarını yolmak istercesine çekiştirdi ve kısık sesle çığlık attı. "Ya sen buna nasıl katlanı-" Aisha'ya yönelttiği soru yarım kalınca bir an duraksadı ve aklına bir şey gelmiş gibi yüzü aydınlandı.
Conroy ilk anlamadı ama Kathy gözlerinde ki şeytani parıltıyla ve dudağında tehlikeli gülümsemeyle Conroy'a dönünce ne diyeceğini anlamış gibi önce yutkundu sonra da korku dolu gözlerle Aisha'ya döndü.
Kathy mağduru oynayarak tekrar Aisha'ya yöneldi. "Aisha'm senin o hassas kalbinin kırılmasını ve üzülmeni hiç istemem biliyorsun ki," diye lafa başladığında Conroy, "İnanma bu şeytana." diye araya girse de devam etti. "Tek bir damla gözyaşına bile kıyamıyorum senin." dediğinde yine Conroy araya girdi ama bu sefer Kathy'e yönelmişti. "Sus." Kathy hiç takmadan, "Ama bazı gerçekleri bilmek zorundasın." dediğinde Conroy yine, "Lan sus!" dedi ama Kathy duymadı bile.
Aisha ne olduğunu anlamadan bir Kathy'e bir Conroy'a bakıyordu ama onların her zaman ki hali bu olduğundan çok da ciddiye alamıyordu. En sonunda Kathy annesine şikayet eder gibi Conroy'u gösterip, "Bu var ya bu..." dediği sırada Conroy onu durdurmak için öne atıldığında bu işlemi başarısız olmuştu ve "Evet herkes buraya baksın!" diyen sesle Kathy'de susmak zorunda kalmıştı.
Hepimiz bize seslenen kişiye döndüğümüzde onun Holly olduğunu anlamıştık. Bir tarafında Lenora diğer tarafında Dean duruyordu. "Herkes tek bir çizgide sıra olsun!" dediğinde hepimiz dediğini yapıp yan yana geçtik.
Conroy rahatlamış bir ifadeyle dururken Kathy tam tersi somurtuyordu. Aisha ikisinin arasında ne olduğunu anlamamış bir şekilde bir Kathy'e bir Conroy'a bakıyordu. Bu sırada Kathy son kez Conroy'a 'sonra görüşeceğiz’ der gibi bakıyordu.
Benimde bir yanımda Tulip bir yanımda May dururken Irvin May'ı ittirerek yanıma geçti. Ben gülmemek için kendimi zor tutarken May'ın homurtusunu duyabiliyordum.
Etrafıma baktığımda resmen askeriyedeymişiz gibi tek sıra halinde yan yana dizildiğimizi gördüm. Bizim haricimizde sıraya geçen kızlı erkekli 16 kişi saydım ama hepsini tek tek inceleyemedim sadece yeni geldiğimizde gördüğüm sarışın erkek dikkatimi çekmişti. Demek ki o da öğrenciydi ama öğretmenlerle diyalog kurabiliyordu. Demek ki bizde onlarla normal zamanlarda yani eğitim harici konuşabilirdik.
Önümüzde duran üç öğretmen haricinde 10 kişi daha gelince onların arkasında dizilmişti. Sadece biri önde ki üçlünün yanına gelmişti o da kızıl bir erkekti. Biraz inceleyince bunun May'ın bahsettiği kişi olduğunu fark ettim çünkü fiziksel olarak baya benziyordu. Kızıl saçları dalgalıydı ve yüzünde çiller vardı. Gerçekten de keçi sakalı vardı. Fiziği idealdi, bu uzaklıktan göz rengini göremesem de renkli olmadığı belliydi. Tarzı da biraz farklıydı yani kulağında bazı erkeklerin taktığı cinsten küpeler vardı. Sanırım May'ın tipi asla böyle değildi. Ama şanslıydı ki burada ki tek bu tarzda takılan erkek oydu. İstediği tipi burada bulabilirdi ama umarım biriyle yatmaya kalkışmazdı.
Arada duranları da tek tek incelemeye üşenip kısa bir an göz gezdirdim. Tekrar öndekilere dönünce Demir'e baktım ama o sanki özellikle bu tarafı bakmıyordu. Yüzü oldukça sert ve ciddiydi. Acaba değişmiş miydi? Ben neredeyse yüzünü bile unuttuğum için gözlerimi ondan ayıramıyordum ama kimse fark etmesin diye önüme dönüp ileride ki duvara bakmaya başladım.
O değil de şaka maka lise çağıma dönmüş gibi hissediyorum. Bir kere sistemin Öğretmen-Öğrenci olması bile saçma ama neyse. Birde şöyle bir bakınca... Kesinlikle normal bir okul gibiydi. Tabii verdikleri eğitimi bilemezdim ama buradakiler oldukça alışmış gibiydiler. Eh tabii öğrenci olmadan önce üyelik eğitiminden geçtikleri için bu disipline alışmış olmalılardı. Acaba orada ki eğitim nasıldı? Buradakine tanıklık edecektik ama orayı bilemezdim. Kesinlikle buradan biriyle tanışıp öğrenmem lazımdı. Sorun şu ki insan ilişkilerinde berbattım. Hadi ama benim Kankırmızısı'ndan önce arkadaşım bile olmamıştı, ki zaten ekipten bile konuşup yakın olduklarım sınırlıydı.
Ofladım. Zaten yalan söylemeyi de beceremiyordum umarım işleri batırmazdım. En azından bir şeyleri saklamak konusunda üstüme yoktu. Tabii hala Demir'in nasıl bir tepki vereceğini de bilmiyordum. Çaktırmasam da oldukça stresliydim. Bizi eğitime çağırdıklarına göre beni ele vermeyecekti. Demek ki az da olsa hala tanıdığım Demir'di. Tabii ilerlemede ki gelişmeleri bilemeyecektim.
Holly'nin konuşmasıyla hepimiz ona dönüş sağladık. Sanırım Demir'den de çok onun sözü geçiyordu burada.
Holly bu tarafa bakmadan diğer üyelere bakarak kısa bir açıklama yaptı. "Siz günlük derslerinize devam edeceksiniz ama gelen yeni öğrenciler için çoğu öğretmen meşgul olacağından bazılarınız boşta kalabilir. Siz gevşemeden aynı şekilde devam ediyorsunuz." Öğrencilerden çıt çıkmadan başını sallamıştı. Herkes dağılacakken içlerinden parlak siyah saçlı bir kız konuştu. Saçlarının önlerini iki yanından gece mavisi yapmıştı ve kız çok güzel duruyordu. Acaba bir asker olarak yetiştirilip daha sonra bir kukla gibi kullanılacağından haberi var mıydı?
"Yeni öğrenciler nasıl geldi? Daha seçimlere var diye biliyorum."
Holly açıklama yapacakken Lenora alayla kaşlarını kaldırdı. "Sen bu dönem gelmiştin değil mi?" Kız ağzını açmıştı ki söyleyeceği şeyleri yutarak dudaklarını birleştirdi. Kafasını salladığında dişlerini sıkıyor olmalı ki çenesi kasılmıştı. Lenora dudaklarını büzerek kafasını salladı. "Muhtemelen yedek seçmelerden gelmiştin." Kafasını omzuna yatırıp sorgulayan gözlerle ona baktı. "Doğru mu hatırlıyorum?"
Kız kendi içinde ne yaşıyordu bilmiyorum ama hatırladığı şeylerle susup kafasını salladı. Lenora onu alaya alarak bir kez daha kafasını salladı ve kafasına arkaya atarak düşünüyor gibi "Eee," diye ağzının içinde gevelendi. Tekrar kıza baktığında gözlerinde şeytani bir parıltı vardı. "Zaten torpille buraya giren biri olarak sesin çok çıkmıyor mu güzelim?" Kız bir an duraksadı ve gözleri anlık olarak diğer öğrencilere kaydığında yutkundu. Tekrar Lenora'ya döndüğünde Lenora görünüşüne zıt bir şekilde oldukça tehlikeli bir şekilde bakıyordu. "Günlük dersini ikiye katlıyorum. Gerekirse gece uyuma ama görevini yerine getir."
Kız ağzını açacakken Lenora bir kez daha onu susturdu ve diğer öğrencileri işaret ederek iğneleyici bakışlarını kıza kilitledi. Oldukça imalı bir sesle, "Kolay gelsin." dediğinde kız tek kelime edemeden arkasını döndü ve diğer öğrencilerden kaçar gibi adımlarını hızlandırdı. Bazı öğrencilerin yüzünde ki pis sırıtışı gördüğümde ne olacağını az çok hayal edebiliyordum. Burada tam olarak ne oluyordu?
Şu konuşmadan anladığım bir kaç şey vardı o da buranın işletiminin ciddi bir sistemi olmasıydı. İkincisi ise öğrencilerinde en az öğretmenler kadar gaddar olabileceğiydi ve hepsinin tehlikeli olduğuydu. Üçüncüsü ise kesinlikle Lenora denen kıza dikkat etmem gerektiğiydi çünkü görünüşüne göre oldukça zıt bir şekilde tehlikeliydi. Vee son olarak ise en net olduğum şey tam anlamıyla kurtların inine düşmüş kuzular olduğumuzdu. Neyse ki bizde boş değildik.
Anlık bakışlarım Demir'e kaydığında onun da Lenora'ya uyaran bakışlar attığını gördüm ama Lenora şımarık bir kız gibi omuz silkmekle meşguldü. Sanırım kendinden aşağıdaki insanları ezmeyi hakkı olarak görüyordu ya da burası ona bu hakkı veriyordu.
Holly derin bir nefes alarak oldukça ciddi bir şekilde bize döndü. "Size gelirsek..." Konuşmaya başladığında Demir bakışlarını yere indirmişti. Özellikle buraya bakmamak için bir çaba sarf ediyor gibiydi. "Yeni olduğunuz için ve sizi tanımadığımız için aynı şekilde sizin de bizi tanımadığınız için buraya alışmanız için zaman tanıyacağız ama ilk olarak," dediği sırada bir görevli elinde kalın bir dosyayla bize doğru geldi ve ardında tekerlekli küçük bir masa taşıyan başka bir görevli. Görevliler en başta ki kişinin yani Tulip'in önüne masayı getirip üstüne de dosyayı koyup bir belge çıkardılar ve yanına bir kalem bıraktılar. Bu sırada Holly açıklama yapmaya devam ediyordu. "İlk olarak burada ki kurallara uyacağınıza dair imza atmanız gerekiyor. Zaten online olarak kabul etmiştiniz ama elimizde yazılı bir belge de olması gerekiyor." Holly mavi gözlerini bize dikerek imzalamamızı bekledi. Bu sırada ilk kez onu inceleme fırsatı buldum. Kahverengi saçlarını at kuyruğu yapmıştı ve keskin yüz hatlarıyla oldukça ciddi bir şekilde bize bakıyordu. Demir’in kopyası gibiydi ama bir tek göz renkleri farklıydı. Holly o kadar ciddiydi ki sanki bu iş için yetiştirilmiş bir robot gibiydi ve bu cümleleri ezberlemiş gibiydi. Üzerine giydiği siyah tayt ve croptan fiziği belli oluyordu ve spor yaptığı oldukça belliydi. Abartılacak kasları yoktu ama karın kasları belirgindi. Yani Lenora'yla kıyaslayınca içinde bulundukları durum için daha uygun görünüyordu. Lenora ise fazla kırılgan duruyordu ama öyle olmadığını az önce görmüştüm.
Tulip eline kalemi almadan önce duraksadı ve bir an Irvin'e baktı. Hepimiz bunu yapmıştık çünkü daha önce bunu konuşmamıştık. May hariç hepimiz Irvin'e kilitlenmişken May 'Ciddi misiniz?' der gibi bize bakmıştı. Bu beni sesiz bir şekilde güldürürken benim gülüşümü gören Irvin'in sırıtmasına neden olmuştu. O sırada Irvin gözlerini normalden daha uzun kapatıp açınca bundan haberi olduğunu anladık. Ama en azından bizi bilgilendirebilirdi değil mi? Bunun hesabını daha sonra soracağım için içim rahattı.
Tulip imzalamak için kalemi eline aldığında bakışlarım yine karşımızda ki saygı değer bir tanecik öğretmenlerimize kaydı. Neyse ki bir şey fark etmemişlerdi. O değil de sanırım yaşıtlarımızın bize öğretmenlik yapmasına tek takılan bendim. Buranın sistemi bir tek bana mı saçma geliyordu?
Tulip imzaladığında onun imzaladığı kağıt dosyaya konulup yenisi çıkarıldı ve masa benim önüme itildi. Kalemi elime alıp kağıda göz gezdirdim imza atacağım kısımda Selen Summıt yazıyordu. Sanırım hepimize özel belge çıkartılmıştı. Belgeye çok uzun bakamadım çünkü okumaya kalkarsam şüphelenebilirlerdi sonuçta buraya gelmeden önce okuduğumuzu ve kabul ettiğimizi zannediyorlardı. Keşke bundan benimde haberim olsa.
Belgeye kısaca göz gezdirdiğimde bile gözlerimi belertmeden edememiştim. Resmen köle kabul belgesiydi bu. Birde en alta kuralları karşı çıkarsak diye ceza koymuşları. Ceza tek cümle olduğu için bir yandan kağıdı imzalarken bir yandan okumuştum.
Eğer kural ihlali yapılırsa öğretmenlerin verdiği her cezaya boyun eğilir.
Şahsen ben o cezaları öğrenmek istemiyordum ama ben ekibimi tanıdığım için bizden en az bir kişinin bu kuralları çiğneyeceğini biliyorum çünkü burada bize hiç bir hak tanınmamıştı. Hani bizim buraya gelmemizin bir nedeni vardı diğerlerinin kafaları neredeydi. Çözülecek çok fazla soru vardı.
İmzamı attığımda benimde belgemi dosyaya koyup yenisini çıkardılar ve masayı Irvin'e yönelttiler. Irvin'de muhtemelen belgeyi önceden okumamış olmalı ki maddeleri görünce bir an duraksadı ve bakışları Aisha'ya kayar gibi oldu. Pekala olayımızın failini de bulmuştuk. Yine de Irvin çaktırmadan belgeyi imzalayınca aynı şekilde dosyaya konulup yenisi çıkarıldı ve masa May'a ittirildi. Bu işlem bu şekilde devam ettiğinde hepimiz imzalarımızı atmıştık. Gelmeden önce imzalarımızı da yabancı isimlerimize uygun hale getirdiğimiz için şu anlık hiç bir aksaklık yaşamamıştık.
Görevliler gidince Holly aynı ciddiyetle konuşmaya devam etti. "Sistemimize zamanla alışırsınız o yüzden çok zaman kaybetmeyelim bunun için. Ama siz daha hızlı uyum sağlamak için bence buradan bir kaç kişiyle tanışın. İsterseniz bizimle de konuşabilirsiniz sonuçta yaşıtız ama öretmen rütbesine sahip olanlarla değil ve biz Öğretmen-öğrenci rütbesine sahip oluyoruz. Her yıl yapılan sınavlarla 5 kişi bir üst rütbeye taşınır ama dediğim gibi bunları zamanla öğrenirsiniz. Zaten sizi almak için kurallarımızı baya esnettik ve bu sene ki alım kapasitemizi doldurduk." Derin bir nefes alıp sustu ve bakışlarını abisine yani Dean'a çıkardı. Dean konuşmadığı için lafı kızıl olan devraldı.
"Evet ilk günden size bir program çıkarmayacağız. Zaten hakkınızda gerekli bilgiye sahibiz ama yine de burada sizi yeteneklerinize göre yöneltiyoruz o yüzden yeteneğinizi söyleyip istediğiniz bir öğretmene yönelin. Her eğitim gününüzde öğretmen değiştirebilirsiniz daha iyi anlaştığınızla eğitim görmek isteyebilirsiniz o yüzden seçimi size bırakıyoruz." Bir süre düşündü. "Zaten diğer öğrencilerle kaynaşmanız için her yıl yaptığımız bir etkinliğimiz var hem psikoloji üzerinizde ki yeteneklerinizi de göreceğiz ama bu zamanı geldiğinde öncelik olarak yeteneklerinizi tespit edeceğiz." Elleri cebinde rahat bir tavırla ve ağzına yaya yaya konuşması benim bile sinirimi bozmuştu.
Eliyle teker teker öğretmenleri gösterip saydığında arkadakiler çok kalabalık olduğundan dikkat edemedim. Öndekilerin adını zaten biliyorduk ama kızılın adının da Earl olduğunu öğrenmiş olduk.
En sonunda Dean kafasını kaldırıp bu tarafı baktığında direk benle göz göze gelmeyi ne o ne de ben bekliyordum. Öylece durduk ve kimse konuşmadı. Uzun zaman sonra tekrar onunla ikinci kez göz göze gelmiştim ve yine zaman durmuş gibi hissediyorum. Yine beni ona çeken bir şeyler vardı ama kendime hakim olabiliyordum. O benim gözlerimde ne görüyor bilmiyorum ama ben onunkilerde sadece ciddiyet görüyordum. Bana o kadar ciddi bakıyordu ki sanki gerçekten de yeni gelen bir öğrenciymişim gibi. Bakışlarını görünce istemsizce yutkundum çünkü bugün ki afallamasını bu kadar hızlı toparlayıp bana böyle bakmasını beklemiyordum.
Ve ben göz göze gelince ne yapacağını anladım ve bu canımı olmaması gerektiğinden çok yaktı.
Beni yok sayacaktı. Sanki daha önce hiç hayatına girmemişim gibi ve yokmuşum gibi. Sanki gerçekten de ilk kez görüyormuş ve yeni tanışıyormuş gibi... Peki. Öyle istiyorsa öyle oluruz.
Çenemi dikleştirip meydan okuyan gözlerle ona baktığımda onun gözlerinden geçen parıltıya saniyelik şahit olmuştum. Bu halimden zevk oluyordu. Neyse en azından artık bir şeyden emindim o da Dean konusunda güvende olduğumuzdu. Hislerim beni yanıltmamıştı, o hala özünde Demir'di...
Tabii az önce aldığımız ortak kararla ben onun için Selen o da benim için Dean. Birbirimize yabancı iki insan. Ve evet bu kararı bakışarak almıştık.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.26k Okunma |
872 Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |