49. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

İnsan bazen iki duvarın arasına sıkışıp kalmış gibi hissederdi. Sanki o iki duvarın arasına kısılmıştı ve boğuluyordu. Nefes almak istese de oksijene ulaşmıyordu. Boğulma hissi...Her şekilde tatmıştım bu hissi. Psikolojik olarak da fiziksel olarak da ama şuan...

Arkamda Dean karşımda Irvin varken aralarında sıkışıp kalmış hissediyordum. Ömrüm boyunca aşk üçgeni olan dizilerden nefret etmiştim. Bir şeyde artık emindim insan neyi istemezse onu yaşıyordu. Saçma bir aşk üçgenin içinde hissetmem asla normal değildi.

Arkamdan Dean’in nefesi saçlarıma vururken o da susmuştu ve ortam sessizliğe gömülmüştü. Bu sessizliğin ise bir adı yoktu. Olmasını istediğimi de zannetmiyorum.

Irvin'in bakışları ikimiz arasında gidip gelirken ben nefes almayı unutmuştum. Ciddi manada boğuluyordum. Hala Dean’in dibinde olduğumu fark etmemle ondan hızlıca uzaklaştım. Bir kaç adım atmıştım zaten Irvin karşı duvarın dibindeydi yine de çok bir mesafe yoktu. Buraların koridorları dardı zaten. Koridordan çalıp oda ve salonlara dağıtılmıştı. Zaten buranın mimarisi de... Pekala içimden ne kadar saçmalasam da bu durumdan kurtulamayacaktım o yüzden hiç kendimi yormamam daha iyiydi.

Irvin'in Dean ile aynı renk olan gözleri ikimiz arasında gidip gelirken o da öylece kalmıştı. Ne düşünüyordu bilmiyordum. Saçma bir şey düşünmeyeceğini bilecek kadar onu iyi tanıyordum. Yani en azından benim hakkımda saçma bir şey düşünmeyeceğinden amindim ama Dean'a yönelttiği düşmanca bakışları aynı şeyin onun içinde geçerli olmadığını gösteriyordu.

Bakışları bana döndüğünde direk, "Sana temas etti mi?" diye sormasıyla bir an afalladım. Alt tarafı temas sevmiyordum ve bunu bu kadar abartmaya gerek yoktu.

Irvin bu soruyu sana dokundu mu diye değil de temas etti mi diye sormuştu. İkisinin anlamı çok farklıydı zaten bana zorla dokunmaya çalışsa ona dersini vereceğimi biliyordu çünkü.

Kafamı hızla iki yana salladım ve Irvin'in koluna yapıştım. Yeterince boğulmuşken birde ikisinin kavga etmesini istemiyordum. Tamam burayı okula benzettim ama lisede de değildik!

Irvin'in bakışları Dean'a sabitlendiğinde bende Dean’in tepkisini merak ettiğim için Dean'a baktım. Dean’in bakışları ise Irvin'in koluna dokunan elimdeydi. Belki de eskiden kimseye dokunamayıp bir tek ona dokunan Selis'in şuan ona değil de Irvin'e dokunması ona koyuyordu. Ama saçmaydı o Lenora ile evlenecekti. Kahretsin ki evlenecekti diyebiliyordum çünkü sevdiğinden emin bile değildim. Ama beni sevemezdi ki sevseydi bırakmazdı... Değil mi?

Yutkunarak hemen kendimi toparladım ve Irvin'e döndüm. Dean’in anlık afallaması geçince onunda Irvin'e, Irvin'in ona gönderdiği bakışlardan atacağına emindim. Kimse kusura bakmasın ama zaten iplerim Dean’in elindeyken kimsenin özellikle Irvin'in onun damarına basmasını istemiyordum. Zaten az önce yeterince üstüne gitmiştim. Bu yeterliydi, fazlasına gerek yoktu efendim.

Irvin'in dikkatini üstüme çekmek için, "Hiç bir şey yapmadı bana." dedim. Yandan bana baktığında gözlerimi kıstım. "Sence biri bana bir şey yapabilir mi?"

Kendimle övünmem hoşuna gitmiş gibi sırıttı. Sırıtması bir nebzede olsa içimi rahatlatmıştı. "Tabii ki yapamaz. Kimin sevgilisisin sen." diyerek kolunu omzuma atmasıyla afallamıştım. Beni odalarımızın olduğu yöne yönlendirmesiyle ona ayak uydursam da ağzım bir karış açılmıştı.

"Sen yine nasıl kendine pay çıkardın?"

Güldü. "Ben her konuda kendime pay çıkarırım." diyerek kendini övdü. Gülüşü solduğunda kısa bir an arkasına baktı. Dişlerini sıktığını kasılan çenesinden anlıyordum. Önüne döndüğünde adımları hızlanmıştı. "Şuradan uzaklaşalım bir." diye mırıldandığında hesap soracağını çok iyi anladım.

Tamam sorun değil zaten arıza çıkarmamı sevmiyor muydu? İki kavga etmemiz hoşuna bile giderdi.

Kısa sürede odalarımızın önüne geldiğimizde omzunun altından çıkıp karşısına dikildim. Şimdi ikimizde oldukça ciddi gözlerle birbirimize bakıyorduk.

Ben bakışlarımı gözlerine sabitlerken o bir zarar alıp almadığımı öğrenebilmek için beni baştan aşağı süzüyordu. Bu hareketiyle gözlerimi devirdim. Övünüyordu ama övündüğü şeyden emin bile olamıyordu. Tekrar gözlerime baktığında ise ilk konuşan o olmuştu.

"Anlat."

"Neyi?" Sorumla derin bir nefes alıp kafasını geriye attı. Nefeslendikten sonra tekrar bana baktı.

"Ne olduğunu."

Dudak büzdüm. "Konuştuk."

"Ne konuştunuz?" Tek kaşını kaldırmasıyla bende gözlerimi devirdim.

"Emir kipiyle konuşma benimle."

Kaşları alayla kalktı. "Ne yaparsın?"

Dudağım yana kıvrıldığında kendimden emin bir sesle, "En iyi yaptığım şeyi." dedim. Soru dolu gözlerle bana bakarken kafasını omzuna eğmişti. "Arıza çıkarırım."

Sırıtacak gibi oldu ama kendini tuttu. Bunu yapmasıyla surat astım. Yerinde dikleşip, "Yemezler." dedi. Kaşlarıyla odayı gösterdi. "Gir şuraya konuşacağız."

Kaşlarım alayla kalktı. "Hatırlatırım." derken işaret parmağımı kaldırmıştım. "Biz gerçekten sevgili değiliz."

"Selen." dediğinde fazla ciddi olduğunu anladım ve sıkıntıyla nefesimi vererek odanın kapısını açtım. Irvin'de arkamdan gelip odanın kapısını kapatıp bana dönmüştü. Kendini sakin kalmaya zorluyordu. "Tamam şimdi ne öğrendiğini söyle."

Bir an yüzüne boş boş baktım. Ne söyleyeceğim? "Eee..." diye ağzımda bir süre geveledim. İki adımda aramızda ki mesafeyi kapatınca hafif bir açıyla başımı kaldırıp ona baktım.

"Arıza Kız." derken sesi fazla tehlikeli çıkıyordu. "Ciddi soruyorum artık. O herifi nereden tanıyorsun?" Gözlerimi kaçırdığımda, "Bana bak." demesiyle tekrar ona baktım. Gözlerim gözlerine kenetlediğimde bir süre öylece kaldım. Neden ikisinin de göz rengi birebir aynıydı?

Bir açıklama yapamayacağımı fark ettiğimde yutkunarak Arıza Kız kişiliğine geçiş yaptım. Bunu da Irvin çıkarmıştı da neyse. "Irvin bilmem farkında mısın ama sen sadece ekibin liderisin. Sevgili rolü yapıyoruz biz sevgili değiliz." Tane tane anlaması için vurgulayarak konuşuyorum.

Üzerime eğildiğinde, "Selen." diye fısıldamıştı. Bir yandan neredeyse ateş çıkacak olan gözleriyle bana bakıyordu.

Gram tırsmadan bende onun dibine girdim. Beni korkutup sindirebileceğini düşünmesi komik bile değildi. "Yalan mı?" diye üstüne gitmeye devam ettim. "Gerçekler yüzüne vurulunca bu mu oluyorsun sen? Şuan yanımızda kimse yok ve rol yapmamıza da gerek yok. Tamam Dean’in yanında rollendin ama yeter. Şuan sadece aynı amaç için bir araya gelmiş iki kişiyiz. Öğrendiğim bir şey olduğunda zaten sana-"

Birden kolumu tutup sıkmasıyla afalladım. Zaten konuşmayı anlık kesmiştim ama onun yükselen sesiyle hiç devam edemedim. "Arıza Kız." dedi bastıra bastıra. "Anladık insanların damarına basmasını iyi biliyorsun." Kaşlarım çatıldığında o susmadı. "Ne yaptığını bilmiyorum ve öğrenmek istiyorum sevgilin olmayabilirim ama," Devam edemedi. Dişlerini sıkarken gözlerini yumdu. "Şuan ben gerçekleri yüzüne vursam senin on katın falan olurum Selis." Son cümleyi Türkçe söylemesiyle gözlerim anlık büyüse de toparladım.

Gözlerini açtığında bir süre ikimizde sustuk ve öylece bakıştık. Ne düşündüğünü anlayamıyordum çünkü onu tanımıyordum. Tamam tanıyordum ama ne düşündüğünü anlayacak kadar uzun zamandır değil. Zaten geri püskürtme planım işe yaramamıştı.

Gereğinden fazla sustuğumuzu fark etmemle, "Burayı kuran Aysel ve Kenan olmayabilir." diyerek tek işimize yarayan bilgiyi söyledim.

İlk bunu umursamadı ama sonra gözlerini yumup geri çekildi. Yüzünü ovuşturduktan sonra bana baktı. "Peki."

Ağzım bir karış açıldı. Ne olur ne olmaz diyerek İngilizceye geçiş yaptım. "Bu kadar önemli bi bilgiye peki deyip geçecek misin cidden?"

Sorumla sırıtmasını bekliyordum ama hala o düz yüz ifadesiyle bana bakıyordu. "Benim için daha önemli olan konular var ama doğru ya sen bunu anlamazsın." Sözleriyle yutkunup bakışlarımı kaçırdım. Sandığının aksine anlıyordum ama kendimi kandırıyordum anlamamam lazım anlarsam düşüncelerim o kadar birbirine dolanır ki içinden çıkılmaz bir hal alır. Zaten işimiz bitince görüşmeyi de bırakacaktık ki... Kafamda şuan o kadar düşünce vardı ki neyi nasıl düşünmem gerektiğini de bilmiyordum. İlaç, fazlasıyla ilacıma ihtiyacım vardı.

Önümde bir kıpırtı hissetmemle kafamı kaldırdım. Irvin'in arkasını dönmüş gitmek üzere olduğunu görünce ne yapacağımı bilemedim. Elim ayağım birbirine dolanırken kendime bir emir verdim.

Sırıtana kadar gitmesine izin verme.

Evet bunu yapacaktım çünkü beni görünce sırıtan Irvin şuan dümdüz bir suratla bana bakmıştı. En azından aramızın hala normal olduğundan emin olup gitmesine izin verebilirdim.

Birden kolunu tuttuğumda durdu. Ne diyeceğimi bilemezken dudaklarımı birbirine bastırdım. Hala bana dönmezken derin bir nefes alıp verdiğini hareket eden sırtından anlayabiliyordum. Kafasını bana çevirmeden önce eğip kolunda ki elime baktı. Bir nefes daha verdiği sırada, "Bir şey merak ediyorum sadece." dedi.

"Ne?" diye sorduğum sırada omzunun üstünden ilk bana baktı sonra yönünü tamamen bana çevirdi. Elim yanıma düşerken gözleri anlık elime kaydı. "Temastan nefret eden sen ona az önce dokundun mu?"

Sözleriyle bir anlık afalladım. "Bunu niye sordun?" derken kaşlarım çatılmıştı.

"Soruma cevap ver Selen."

"İlk önce sen cevap ver." Sesi de yorgundu ve bakışları da. Sırıttı gibi ama sadece dudağı kıvrıldı. Gamzeleri ortada yoktu.

"Merak ediyor olamaz mıyım?"

Sorusuyla bakışlarımı tekrar gözlerine çıkardım. "Temas ettim desem ne olacak?" Anlık nefesi kesilir gibi oldu. Tamam beni önemsediğini biliyordum ama bu kadar... Hayır, hala bazı şeyler kabullenmeye hazır hissetmiyordum.

"Anlamayacaksın değil mi?" Dudaklarımı kemirmeye başladığımda güler gibi bir nefes verdi. "Hayır, anlıyorsun." Kafasını iki yana salladı. "Sadece cevap ver Selen."

Çok uzatmayıp sorusuna cevap vermeye karar verdim. "Eve-" Anlık duraksadım ve lafımı tamamlayamadım. Gelen aydınlanmayla gözlerim açılırken bakışlarımı duvara sabitledim. "Hayır." diye fısıldadığımda sesimi ben bile zor duydum.

Tamam, yakındık ama ona dokunmadım. Eğitimlerde bile nedensizce onun bana dokunmasından rahatsızlık duyan bir yanım vardı ama nedeni yoktu. Oysa bir zamanlar bir tek ona temas etmekten çekinmezdim. Az önce ise bir tek kapıda alnında ki yarayı görünce elim havalanmıştı. Dokunmam için hiç bir engel yoktu kafasını bile çekmemişti. Ben elimi geri indirmiştim. Aslında içimden bir dürtü ona dokunmama izin vermemişti. Bunun nedeni onun beni terk etmesi mi yada sonrasında yaşadıklarım mı hiç bir fikrim yoktu ama bildiğim çok iyi bir şey vardı. Ben artık Demir'e de temas edemiyordum.

Belki de kendimi onun Demir olmadığına o kadar inandırmıştım ki bedenim onu artık bir yabancı olarak görüyor ve dokunmaktan çekiniyordu.

Fark ettiklerimle nefesim kesilirken Irvin'in sesiyle azda olsa kendime geldim. "Ne?" diye sormasıyla tekrar ona döndüm.

Zorla yutkunurken, "Hayır." dedim. O sanki rahatlamış gibi nefesini verirken ben hala anlık şok geçiriyordum.

"Neye bu kadar şaşırdın?" Sorusuyla sustum çünkü verecek bir cevabım yoktu. "Onunla tanışıyorsunuz değil mi?" Yapabildiğim tek şey başımı önüme eğmekti.

"Merak etme ekibe bir zarar gelmeyecek."

Fısıltımla alayla güldüğünü duysam da ona bakmadım. "Hala anlamıyor musun Arıza Kız. Ekipten çok seni düşündüğümü anlamak yada kabullenmek bu kadar mı zor?" Zaten içimde yok etmeye çalıştığım düşüncelerdi bunlar. O söylediğinde ise kaçacak yerim yoktu. Kafamı kaldırarak alttan ona baktım. "Ekipte umurumda ama sen... Ekibi çok düşündüğümden lider olmadım ben Selen. Seninle zıtlaşmak güzel olduğu için oldum."

Söylediklerini kendi içimde reddetmeye çalışırken, "Saçmalama ekipte Thanos var May var. Beni mi onlardan çok düşünüyorsun?" dedim. Onu haksız çıkarma çabasıyla güldüm. Dudaklarımı aralasam da konuşmama izin vermeden o konuştu.

"Evet Arıza Kız. Aynen öyle yapıyorum ve Dean sana zarar verecek."

Alayla ona bakmaktan alıkoyamadım kendimi. "Çok mu biliyorsun sen?"

"Tabii." derken sırıtmıştı ve ellerini saçlarından geçirdi. "Ben her şeyi bilirim." Bu haline gülmeden edemedim. Görev başarılı... Artık gidebilirdi. Gitmese de iyiydi ama, hem sanki biraz bana iyi geliyor gibiydi. Kendime göz devirmek istiyorum şuan ben bu kadar bencil miydim hep?

"Ayrıca aynı zamanda liderliği sizi yönetmek içinde istedim o ayrı bir mesele."

Güldüm tekrar. "Bilmez miyim." derken bir şey daha fark ettim Irvin hakkında. Duygularını direk dile getirmiyordu. Ben kendi içimde yok ediyordum ama o kabullense de dile getiremiyordu. Bilmiyorum belki de karşısındakinin onu anlamasını bekliyordu, benim gibi. Benziyorduk ama bir o kadarda zıttık. Garip olansa benim onu kendini anlatmadan anlayabilmemdi.

Yine gereğinden fazla sustuğumuz sırada kapının açılmasıyla o tarafa baktık. Gelen May'dı. Zaten kapıyı çalmadan açabilecek bir o birde ben vardım. May içeri girince bizi görmesiyle tek kaşı havalandı. "Siz hayırdır?"

Sorusuyla ben derin bir nefes alarak arkamı döndüm ve yatağa yürüdüm. Öyle bir uyumak istiyordum ki bugünü unutmak için kabus üstüne kabus görmek istiyordum. Psikolojimi bozmuştu burası. Bir an önce defolmak istiyordum buradan. Umarım en kısa zamanda intikamımız her neyse onu alırdık ve geri dönerdik.

Irvin beni izlerken, "Konuşuyorduk." dedi. Kaşlarım çatıldığında yatağa oturmuş dirseklerimi dizlerime yaslamış onlara bakıyordum.

May spor ayakkabılarını çıkarmış elleri belinde Irvin'in yanında dururken bakışları ikimiz arasında gidip geliyordu. "Ne konuşuyordunuz?"

Irvin sıkıntıyla nefes verdi. Hala az da olsa sinirli gibiydi. "Sevgili arkadaşın sana anlatır." diyerek ikimizin de konuşmasına fırsat vermeden arkasını dönüp odadan çıkmıştı. Irvin'in çıkışıyla birlikte May yönünü tamamen bana çevirdi ve sorgulayan gözlerle bana baktı. Normalde geçiştirecektim ama artık sonra anlatırım dediklerim fazlasıyla biriktiğinden pat diye söyledim.

"Irvin bizi Dean ile gördü." Bunu daha nasıl anlatabilirdim bilmiyorum. Çok yakında değildik ama aramızda çok mesafe de yoktu. Gerçekten kendimi o kadar saçma sapan bir durumun içinde hissediyordum ki bunun bir açıklaması yoktu.

May'ın gözleri büyürken, "Nasıl yani?" diye anlık yükseldi.

"Bağırma." diye onu uyardım ve kısaca açıkladım. O aklında saçma sapan şeyler kurmadan konuşmam en iyisiydi. "Can sıkıntısından kütüphaneye indim." diye olayı en başından anlatmaya başladım çünkü beni anlamasının başka bir yolu yoktu. "Sonra kütüphaneye girdiğimde içeride o vardı."

"O, Dean oluyor sanırım?" Başımı sallayarak onayladığımda karşımda ki yatağına oturup aynı benim gibi dururken pür dikkat beni dinledi.

"Çıkmak istedim ama kapıyı açamadım." Sinirle homurdandım. "Buranın her şeyi ters. Kapıyı çekerek açtım ama anlık stresle itmek yerine çekmeye çalıştım çıkarken. O yüzden açamadım." Bunun üzerine May güldü ama devamını merak ettiği için kısa süreli gülmüştü. "Sonra bende elime bir kitap aldım. O da masadaydı bende masanın diğer ucuna geçtim. Konuşmak yoktu hesapta ama o konuşmaya başladığında bende bunu fırsata çevirmek istedim."

"Zaten amacımız o değil mi? Irvin yine kızacak ne buldu?"

Böyle demesiyle anlık Irvin'i savunma ihtiyacı hissettim. "Hayır kızmakta haklı. Sonuçta sahte de olsa sevgiliyiz."

"Bu burada ki kimseyle konuşmayacağın anlamına gelmiyor."

Kaşlarım çatıldığı sırada, "Susar mısın lütfen?" diye sordum. Kendimi haksız görmeye o kadar alışmıştım ki Irvin'in de bu konuda haklı olduğunu düşünüyordum. Zaten ben kendimi savunmayı da beceremezdim sadece karşımdakinin üzerine giderdim. Ben gerçekten ne kadarda işe yaramazmışım ya!

May sustuğunda anlatmaya devam ettim. "Sonra..." Dudağımı kemirmeye başladım. "Ben çıkmak isteyince kapıyı açamadım arkamdan gelip kapıyı açınca çok yakın olduk."

May beni yine böldü. "E değerlendirseydin bu fırsatı. Ağzından direk laf alırdın."

Hayretler içinde ona bakarken kendimi gösterdim. "May ben sen miyim?"

Göz devirdiğinde, "Tamam, devam et." dedi.

Başımı aşağı yukarı salladım. "Kapıyı açınca da Irvin ordaydı." Sözlerimle kahkaha attı. Neye güldüğünü anlayamadığım için ona garip sayılacak bir şekilde bakarken May gülüşünün arasından zorla konuştu.

"Film mi çekiyorsunuz kızım siz?"

Utançla ellerimle yüzümü kapatarak kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. "Durumun saçmalığının farkındayım zaten daha ne kadar rezil olabilirim bilmiyorum. Sus."

Gülüşü dinerken bir süre konuşmadı ama bende ona bakmadım. "Sonrasını tahmin edebiliyorum." Yine sustum. "Yine de Irvin, Dean’in yanında kızmalıydı. Sonuçta sevgilisiniz onların gözünde. Amaa," diyerek uzattı. Yatağın diğer yanının çöktüğünü hissettiğimde kafamı sağa yatırarak ona baktım. O da kafasını hafifçe eğmiş bana bakıyordu. "Bu sadece Dean'in yanında geçerli. Odaya gelip kavga etmeniz saçma." Bir an duraksadığında gözleri boşluğa daldı. Sonra yine güldü. "Belki de Irvin seni kıskandı."

Alayla gülerek bakışlarımı tavana çevirdim. "Abart."

Tekrar güldü. "Bal gibi de kıskanmış. Dikkat et bu sevgili olayı birden gerçeğe dönüşmesin."

Gözlerimi yumdum. "O iş öyle bir imkansız ki... İmkansızın ötesi." Gerçekten tam olarak bunu böyle adlandırdım artık. İmkansızın ötesi... Çünkü öyle. Gerçekler acıdır.

May, "Tatlım?" dediğinde yeniden ona baktım. 'Ne?' der gibi baktığımda bakışlarında bir kuşku saklıydı. "Şu Dean..." Ne diyeceğini bekledim çünkü bu sefer konuyu değiştirmeye bile halim yoktu. Hasta olduğumdan mı yoksa az önce yaşananlardan mı bilmiyorum. "Sen acaba diyorum. Ona karşı bir şeyler hissediyor olabilir misin?"

Gözlerimi yumdum. Ağlamak istiyordum. Neden onu hiçbir şey olmamışçasına kalbimden söküp atamıyordum? "Tatlım," diyerek ona cevap vermekten geri durmadım. Kendisi olduğunu onaylayan bir mırıltı çıkardığında gözlerim kapalı onu yanıtladım. "Sen çok mu meraklısın?"

"Yo, ne münasebet."

Gözlerimi açtığımda baygın bakışlarımı ona dikmiştim. "İyi madem o zaman sorunun cevabını da çok merak etmediğini düşünerek seni kendi yatağına uğurluyorum."

Göz devirerek ayaklandı. "Umurumda bile değilsin zaten. Ne bok yiyorsan ye." Kendi yatağına oturduğu sırada, "Yine de beni haberdar et yediğin boklar hakkında." dedi.

Sözleriyle gülmeden edemedim. Yatağa tam yerleştiğimde gözlerimi kapatsam da susmayan düşüncelerim yüzünden uyuyamıyordum. May, "Tulip odaya gelmedi. Bu hiç hayra alamet değil. Ben şu kıza bi bakacağım." dediğinde sadece kafamı sallamakla yetindim.

Kısa süre içinde odanın kapısının açılıp kapanma sesi gelince hızla yerimden sıçradım. Çekmecede ki ilacıma davrandığım sırada resmen ilacıma duyduğum ihtiyaçla nefes nefese kalmıştım. Hızla kutusunu almamla avucuma dört, beş tane ilaç aldım ve hemen ağzıma attım. Çok içmeme sözü vermiştim kendime ama söz konusu Dean olduğunda bu mümkün olmuyordu. Susuz bir şekilde zar zor yuttuğumda gözlerim yaşarmıştı. Vücudumun hafiften gevşemesiyle kendimi yatağa bıraktım ve gözlerimi yumdum. Kabusları beni beklerdi.

...

Gözlerimi boş kapkaranlık bir odada açtığımda ilk ne olduğunu algılayamadım ama kabus gördüğümün bilince yine küçük bir bedenin içine sıkışmamla anladım. Odanın içinden gelen su damlası sesiyle gözlerimi yumdum. Aynı düzenle su damlıyordu. Pıt, pıt, pıt... Ne yapmaya çalıştıkları hakkında hiç bir fikrim yoktu ama bana işlemiyordu. Tek sıkıntı kabus görmeye başladığım için uyumaktan da korkmamdı.

Bir noktadan ışık süzmesi gözüktüğünde o yöne baktım ama bakışlarım buğulanmıştı. Kısa sürede düzelmesiyle onu gördüm ve gülüşüm birden büyüdü. "Matmazel..." diye fısıldayan sesini duyduğumda yerimden fırladım. Aslında diğer işkencelerdense burada çok daha mutluydum ama bugün aç kaldığım üçüncü haftamdı ve her an bayılabilirdim. Sadece günlük bir kaç yudum su vermişlerdi. Işığın geldiği yöne ilerlediğimde onu görmemle gülüşüm büyüdü.

Süt dişlerim normalde bu yaşlarımda dökülmeye başlardı ama aldığım darbelerle neredeyse hepsi dökülmüş veya kırılmıştı. Kapıdan içeri girdiğinde her an çıkmak için eşikte duruyordu. O da beni görmüş olmalı ki kollarını iki yana açtı. Sessizce gülerek koştum ve ona sarıldım.

O da bana sarıldığında kahve kokusunu soludum. Çok hoş bir kokusu vardı. "Tamam hadi acele et." demesiyle ondan ayrıldım ve getirdiği şeylere baktım. Elime verdiklerini açıklıyordu. "Mutfakta bulduklarımla elimden geldiğince sandviç yaptım. Bunun için kısa bir an annemin telefonunu çalıp tarife baktım. Az kalsın yakalanıyordum ama sorun yok hallettim."

O anlatırken ben hissettiğim açlıkla getirdiklerini yemeye başlamıştım bile. "Süt bulamadım dolapta o yüzden bugünlük suyla idare et." Bir şişe su bile benim için büyük bir lütuftu. Şıngırdama sesini duyduğumda ona baktım. Ağzımda ki lokmayı çiğnerken, "O ne?" diye sormamla gülmüştü.

"Bu kapının anahtarı. Seni buraya sürükleyerek getiren adamın cebindeymiş. Al." Bir süre yüzüne boş boş baktım.

"Niye?" Sorumla o da bana aynı boş bakışları attı.

"Buradan çıkmak istemiyor musun?"

"Hayır."

Sorumla şaşırdı. "Neden kafayı yemiyor musun?" Neden bunu sorduğunu anlayamamıştım.

"Niye öyle bir şey olsun ki?"

Bir an odaya baktı ve sessizlikle odada ki damla sesini dinledi. Sanki tahammül edemiyormuş gibi bana dönüp fısıltıyla konuşmaya devam etti. "Bu ses seni rahatsız etmiyor mu? Üç gündür buradasın. Ben iki saatte çıldırıyordum."

"Hayır." dememle öylece kaldı.

"Nasıl yani?" Yemeğimi bir an önce bitirme çabamla ona cevap vermedim. Neye bu kadar şaşırdığını anlamıyordum. Bu oda diğer işkencelerin yanında cennet gibiydi. O anahtarları da istemiyordum. Beni ne kadar uzun süre burada tutarlarsa o kadar iyiydi. "Matmazel." demesiyle yeniden ona döndüm.

"Efendim." dediğimde kısa bir an hiç içmediğim suya ve dolu dolu ağzıma baktı.

Bu durumda bile güldü. "Su iç boğulacaksın." Hızla kafamı salladım. "Bu oda deli odasıymış. Babam ile tanımadığım biri konuşurken duydum. Buraya koydukları kişiye kafayı yedirtip onların istediklerini yaptırmaya çalışıyorlarmış."

Suyu içip ağzımda ki lokmayı yutunca şapşal gözlerle ona baktım. Gözlerimin sarısı karanlıkta bile parlaktı. "Niye burada kafayı yiyelim ki?"

"Ses seni çıldırtmıyor mu?"

"Yoo." dedim rahat bir tavırla.

Şaşırdı ama ardından bana baktı. Kısa bir an güler gibi oldu. "Senin yerinde olmak isterdim."

Son lokmamı da yutarken bende ona baktım bir süre. "Asıl ben senin yerinde olmak isterdim. Adın gibi demirsin. Demir Çocuk’sun bildiğin, çok güçlüsün." Sonra dudaklarımı büzerek kendimi gösterdim. "Bense çok cılızım kimseye karşı koyamıyorum."

Güldü bu halime. "Ben seni korurum."

Bende güleceğim sırada duyduğumuz adım sesleriyle ikimizde taş kesildik. Demir, "Gardiyan olmalı. Anahtarların yokluğunu fark etmiştir." Sözleriyle suratım asıldı. Biraz daha burada kalsın isterdim. Onun varlığı yaralarıma iyi geliyordu sanki, vücudumda ki tüm ağrılar diniyordu o varken.

Demir hızla su şişesini ve sandviçin poşetini alırken hemen ayaklanmıştı. Anahtarı da alıp, "Aldığım yerlerde bir köşeye atarım düşürdüğünü zanneder." diye bana açıklama yaptı. Arkasını dönüp iki adım attığı sırada gerisi gelmedi. Önünde beliren heybetli gölgeyi görebiliyordum sadece ama birazdan ne olacağını da iyi biliyordum.

Ben, benim için cennet olan bu odadan ayrılacaktım ve kim bilir ne tür bir işkenceyle karşı karşıya kalacaktım. Demir ise... O hep ben iyiyim derdi. Sahi böyle durumlarda ona ne oluyordu?

...

 

Gözlerimi açtığımda odayı dolduran kızıla yakın ışıklarla karşılaştım. Bir an anın gerçekliğini sorguladım. Yine art arda bir sürü işkence olmuştu ama bunlar en son çok kısa sürmüştü.

Yatakta oturur pozisyona gelip etrafıma bakındım. Rüyanın başında Demir ile olan bi anımızı görmüştüm. Fazla netti ve o anı yaşarcasına uzun. Sonrasında işkenceler çok kısaydı yok gibiydi.

Ellerimi iki yandan zonklayan şakaklarıma bastırdım ve bir süre öylece kaldım. Ne düşüneceğimi bilmediğim nadir anlardan birindeydim ama içimde gereğinden fazla kötü bir his vardı. Aslında uzun zamandır vardı.

Aslında hastalandığım günden beri. Hastalığıma bağlamak istiyordum ama öyle değildi. Hislerim beni yanıltmazdı ve bu çok başka bir histi. Kaç gündür kendimde değildim bir öyle bir böyleydim.

İlacımla toparlamaya çalışsam da işe yaramıyordu. Hissediyordum bir şey gelecekti ama ne?

Göz devirerek yataktan kalktım. Umarım benim başıma gelirdi. Nedensizce kendimden çok ekibi düşünüyordum. Daha çok benim yüzümden onların başına bir şey gelmesinden korkuyordum. Umarım bir şey olmazdı. Yani olacaktı eminim ama onlara olmazdı.

Lavaboya girip elimi yüzümü yıkamamla bir süre kendimi izledim. Güzel olmaktan nefret ediyordum. Kendimi seviyordum ama güzel olmak istemiyordum. Her neyse.

Çok oyalanmadan lavabodan çıktım. Güneş batmak üzereydi. May ve diğerleri muhtemelen yemekteydi ve bende aç gibiydim. Biraz bir şeyler yedikten sonra doğru düzgün bir ilaç içsem yarın kendime gelirim gibi hissediyordum çünkü yatakta köpek gibi terlemiştim.

Üzerimi değiştirirken de gözlerim iki de bir boşluğa düşüyordu. Ne olacağı hakkında gereğinden fazla kafa yormaktan kafayı yemem olasıydı.

Çok oyalanmadan siyah postallarımı giyerek odadan çıktım. Koridorda Thanos'u görmemle durdum. O da beni görünce durdu. Bir süre bakıştığımızda ilk o, "İyi misin?" diye sordu.

Yüzümden iyi olduğum anlaşılmasa da, "İyiyim." diyerek kafamı aşağı yukarı salladım. Sonra onunda nefes nefese kaldığını görünce gözlerim kısıldı. "Ne bu acele?" Bir an bana öylece baktı. Tek bakışıyla ne olduğunu anlayarak güldüm. "Kim?"

"Kim olabilir?"

Sorusuyla dudak büzdüm. "Büyük ihtimal Conroy ama abinde var. May'da olabilir. Yada yeni birini sinir etmişsindir."

Hayretler içinde bana baktı. "Oradan bakınca herkese bulaşan belalı bir tipe mi benziyorum?"

Sorusuyla ve soruş şekliyle özellikle elini göğsüne koyarak yaşlı teyzeler gibi havaya girmesiyle gülmeden edemedim. "Yok, estağfurullah."

Arkadan gelen adım seslerini duyunca bir an arkasına baktı. Onun aksine Conroy çok yavaş geliyordu. Bu hallerine güldüğümde Thanos tekrar bana döndü. "E oğlum sizde Clara'yla çok belli ediyorsunuz."

Gözlerini büyüterek, "Neyi?" diye soruşuna halim olsa kahkaha atardım.

"Arkadaşlığınızı." diyerek imayla vurguladım.

Conroy'un daha da yaklaştığını fark edince, "Çok biliyorsunuz siz." diye söylenerek yeniden koşmaya başladı. Arkamı döndüğümde onu göremememle afalladım. Uçmuş muydu?

Conroy'da anlık Thanos'u kaybetmiş olmalı ki bana döndü. "Nereden gitti?" diyerek koridorun üçe ayrılan kısmını gösterdi.

Dudaklarımı büzdüm. "Bilsem de söylemem."

Kaşları çatıldı. "Zaten hepiniz bana düşmansınız." O da ilerleyecekken kısa bir an duraksadı. Bir adım atmıştı ki durdu ve omzunun üstünden bana baktı. "Sen nasılsın?" diye ilgili bir sesle sormasıyla dudaklarımda sıcak bir tebessüm belirdi. Bazen hepimize abi oluyordu.

"İyiyim ben." diyerek arkamı işaret ettim. "Hadi sen oyalanma yoksa elinden kaçar."

Baygın gözlerle bana baktı. "Sağ ol çok yardımcı oldun."

Sözleriyle ben gülerken o çoktan yanımdan ayrılmıştı. Arkama bakarken gördüğüm kişiyle bir an duraksadım. Sanırım o da bir öğretmendi. Yani yarı öğretmen yarı öğrenci. Her neyse işte, ondan.

Yine de diğer öğrencilerden baya büyük duruyordu. Yaşlı değildi ama bizim kadar gençte değildi. Görünüş olarak ise... Fazla birisine benziyordu. Simsiyah saçları ve bembeyaz teniyle aynı zamanda bu uzaklıktan gördüğüm kara gözleriyle birebir o olmasa da yine de benziyordu.

Acaba kardeş olabilirler miydi?

Merakıma yenik düşerek yanına doğru gittim. Sanırım adı Gabriel'dı. Karşında durduğumda kaşlarını çatarak sorgulayan gözlerle bana baktı. Ne soracaktım?

Kısa bir an dilimi dudaklarımda gezdirdim. Boyu da uzundu. "Bir şey merak ettim de çok özel olmayacaksa," diye saygı çerçevesinde konuşmaya çalıştım. "Bir tanıdığıma çok benziyorsunuz ve ben onu uzun zamandır göremiyorum. Acaba..." Sorduğum sorunun saçmalığını şuan fark ediyordum ama amaç sadece onun yaşayıp yaşamadığını öğrenmekti. "Bir kardeşiniz veya size tıpatıp benzeyen bir akrabanız var mı?"

Sözlerimle güldü. "Adın neydi?"

"Selen." diye yanıtladım onu.

"İnsan insana benzermiş Selen ve ailem..." Derin bir nefes aldı. "Artık yok. Ama inan içlerinden hiçbiri bana tıpatıp benzemiyor."

Sözleriyle yüzüm düşse de bunu saklamaya çalışarak başımı aşağı yukarı salladım. "Olsun yine de teşekkürler."

"Rica ederim." dediğinde arkamı döndüm. Gabriel'i gördüğümde onu hatırlayacak kadar çok benziyordular bir kere! Her neyse.

Şu sıralarda çok her neyse diyordum çünkü her olayı içimde ki kötü hisse bağlama potansiyelim olduğu için hiçbir şeyin üzerinde çok durmuyordum.

Dalgınlıkla çok az ilerlemiştim ama asansör yönünde değil de tam aksi yönde hareket ettiğimi fark etmemle elimi anlıma vurdum. Kısa sürede içimde ki kötü his her neyse çıksın da şu salak halimden kurtulayım.

Tam geri döneceğim sırada kütüphane kapısı görmemle iç çektim. Bugün ne yaşanmıştı be! Uzun süre sonra ettiğimiz en uzun sohbetti.

Kafamı iki yana sallayıp önüme döneceğim sırada kütüphanenin biraz ilerisinde duvara yaslanmış yerde oturan birini gördüm. Dizlerini kırmış dirseklerini de dizlerine yaslayarak ellerini eğdiği kafasının iki yanına bastırıyordu. Kafasını kucağına gömdüğünden kim olduğunu anlayamıyordum.

Umursamamayı düşündüm ama acıyla inleyişlerini duymamla yutkundum. İçimden bir ses yardım etmem gerektiğini söylüyordu. Burada ki kimse yardımı hak etmese bile yardım etmem gerektiği söyleniyordu.

İçimde ki sese gözlerimi devirerek çekingen adımlarla karşıda ki adama ilerledim. Yanına yaklaştığım sırada bunun Dean olduğunu fark etmemle adımlarım kesildi. Taş olmuş vaziyette ona bakarken zorla yutkundum. Bu cidden o muydu? Kahretsin! Onu ben bulmak zorunda mıydım?

Olayın şokunu atlatmamla beynim neyin ne olduğunun sonunda farkına varabilmişti. "Dean!" diye çokta yüksek olmayan bir sesle bağırarak ona doğru koştum. Neyi vardı veya ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum ama zaten burada ki o olmasaydı da yardım edeceğimden ne yapacaksam onu yapıyordum. Kısaca içimden geldiği gibi davranıyordum.

Yanına vardığım gibi karşısında diz çöktüğümde, "İyi misin?" diye sordum. Ellerim havalansa da içimde ki dürtü hala ona dokunmama izin vermiyordu. Sanki o bana yasaklıydı.

Sanki daha yeni burada olduğumu idrak edebilmiş gibi kafasını kaldırdı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Hayır ağladığı için değil. Gerçekten kırmızıydı ve benim en iyi bildiğim kırmızı tonuydu bu. Kahveleri zar zor belli olurken dudaklarını araladı ama konuşamadı.

"Neyin var?" diye endişeyle sorduğumda ne yapacağımı kestiremiyordum.

O ise sanki şu durumda karşısına çıkmasını bekleyen son kişiymişim gibi bana bakıyordu. Sanki şuan bir mucize ama bir o kadar da felakettim. "S-" dese de ismimi söyleyemeden kesildi cümlesi.

Birden kafasına bir ağrı nüksetmiş olmalı ki tekrar kafasını eğerek elleriyle iki yandan baskı uyguladı. Ellerim hala öylece iki yanda duruyordu.

Yalvaran bir sesle, "Dean." dedim. "Ne yapmalıyım?" derken sanki onun yerine ben acı çekiyordum. Onun gerçekten neyi vardı? Daha bugün iyiydi. Derse katılmamıştı... Biz şakasına hastalık hakkında konuşurken onun ciddi bir durumu mu vardı yoksa?

Kafasını zorla kaldırdı ve bir süre kanlanmış gözleriyle gözlerime baktı. Beni izledi. Sonrasında fısıltıdan daha kısık bir sesle, "Telefonum odada kalmış." dedi.

Daha fazlası için ona bakıyordum. Gözleri kapanır gibi olurken, "Holly'i ara ve buraya gelsin. O ne olduğunu biliyor." dediği gibi gözleri kapandı. Kafası geri düşerken yere düşmedi. Sanki hala kendindeydi ama bir o kadar da değil gibiydi.

Elim ayağım birbirine dolanmışken nasıl Holly'i aradığımı veya numarasına ulaştığımı hatırlamıyordum bile. Tek umduğum şey içimde ki kötü hissin ona çıkmamasıydı. Hayır bu olmamalıydı...

 

...

 

Evet efenim oldukça kısa bir bölümün ardından merhabalar. Bölümde çok bir olay olmasada düşünvelerinizi merak etmekteyim. Bu sıralar bölümlerde kısa oluyor kusura bakmayın şu tıkanma denilen şeyi yaşıyorum ve yazamıyorum. Sırf bölüm yetiştirmek için yazdığımdan karakterler kendini yazdırmıyor. Zorlayınca ortaya böyle birşey çıkıyor işte. Kısaca idara edin teknik bir sorun yaşıyor zihnim en kısa zamanda düzeltmeye çalışacağız. Anlayışınız için teşekkürler...

 

Bölümleride beğenmiyorsunuz gözümden kaçmıyor değil şuan beğenin bakim. Neyse konuşacakta çok birşey yok boş boş lafı uzatmıyim. Bir dahaki bölümde görüşmek üzere çok çok öpüldünüsssss. Ölmeyin dikkat edin kendinize babaysss

 

Instadan da takip etmeyi unutmayın işler yavaştan yoluna giriyor gibi tüm duyuruları ordan yapıyorum.

 

Instagram; r_roselissa

 

 

Bölüm : 02.11.2025 20:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...