50. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

Bölüme başlamadan önce bu uyarıyı geçmem gerektiğini düşündüm. Eğer hassas içerik okuyamayanlarınız varsa bölüm sonunda ki geçmiş sahnesini atlayarak okusun zaten bir yerden sonra ne olacağı anlaşılıyor okuyamam diyen varsa atlasın ama bence abartılacak birşey değil. Her neyse sizi travma bölümümüzle (en azından benim için öyle) baş başa bırakayım. İyi okumalar...

...


Geçmiş sadece insanın şimdiden önce ki anılarını tanımlayan zaman dilimi değildir. Geçmiş acılarımızı, mutluluklarımızı içinde saklar. Kimisi geçmişini sever ve geri dönüp tekrar tekrar yaşamak ister. Kimisi ise... Onlar geçmişinden nefret eder. Ne kimseye anlatabilirler ne de içinde tutabilirler. Dağa taşa haykırmak isterler ama yapamazlar. İçlerine atmayı öğrenirler. İçlerinde ki bu birikmişlik zamanla nefrete dönüşür. İlk hayattan nefret ettiklerini zannederler ama asıl nefret ettikleri kendileridir.

Ben ise hepsinden farklı olarak kendimi kandırmayı tercih ediyordum. Yaşanmışlıkları yok sayıyor yada normalleştiriyordum. İşe yarıyor mu tartışılır ama en azından beni hayatta tutuyordu. Bir süre daha dayansam yeterdi zaten.

İnsanın geçmişi çok derin bir mevzuydu. Kendi içinde kısa sürede çözüp atlatamazdı. Bazen de geçmişini tek bir kişiye bağlardın. Benim geçmişim Demir'di. Şimdiler de Dean olmuştu ama gözleri hala Demir'di. Bilmiyorum yine ve yine ne hissettiğimi bilmiyorum.

Korku? Olabilir. Şuan hastanede sandalyelerden birine oturmuş ameliyathane yazısıyla bakışırken gereğinden fazla korkuyordum ama muhtemelen etrafıma ruhsuz gözüküyordum. Nasıl bu hastaneye geldiğimizi veya Dean'in neden ameliyata alındığını biliyordum. Bir yanımda May oturuyordu. O ve onun yanında oturan Irvin neden gelmişti bilmiyordum. O an o kadar kafam yerinde değildi ki... İlk kez bu kadar endişeleniyordum. Kendim değil de başka biri için.

Koridorda bir oyana bir buyana dönen Holly ise ortamı daha fazla geriyordu. Ameliyathane kapısının yanında sırtını duvara yaslamış kollarını bağdaş kurmuş Holly'i izleyen bir adet Earl vardı aramızda. Bu kadardık. Hastane boştu neredeyse çünkü saat gece yarısını geçmek üzereydi.

O kaç saattir ameliyattaydı.

Dudaklarımı kemirmekten kanatmıştım ama yine de durmuyordum. Bu alışkanlıkta yeni yüklenmişti bedenime.

Bakışlarım Holly'e kaydığında balık sırtı örgü olan saçlarını açtığından şuan dalga dalga olan kahverengi saçlarını çekiştirirken buldum onu. Bir an Dean'in nesi olup olmadığını ona sormak istedim ama bana her baktığında gözlerinde oluşan nedenini bilmediğim nefret bunu yapmaktan geri koyuyordu beni.

Holly'nin bakışları bana döndüğünde bende ona batığım için anlık bakıştık. Gözlerine görmeye aşina olduğum nefretin yerleşmesi çok zaman almamıştı. Ciddiyim ben bu kızı tanımıyordum! Sabahladığım bir gün full bunu düşünmüştüm ama hayır geçmişimde Holly'e dair bir iz yoktu.

Bir süre bakıştık ve artık bana baktıkça ne hatırlıyorsa dişlerini sıkmıştı. Bense ruhsuz gözlerle ona bakıyordum. Aslına bakarsak şuan Holly umurumda bile değildi çünkü tek düşündüğüm Dean’di. Yine de Holly'nin yaşlı gözleriyle karşılaştığımda afallamadığımı söylesem yalan olur.

Bana doğru iki adım atsa da aramızda hala mesafe vardı. "Sen mi bir şey yaptın?" diye sorarken kendini sakin tutmaya çalışıyordu.

Sözleriyle benim sinirlerim atmıştı ama. "Sence ben bir şey yapmış olabilir miyim?"

İğrenti dolu gözlerle beni süzdüğünde ne yalan söyliyim rahatsız hissetmiştim. "Bilemem." Bu kelimeyi öyle bir imayla söylemişti ki ayağa kalkmadan edemedim. Sanki ona zarar veren hep benmişim gibi davranıyordu.

"Onu bulduğumda yere çökmüştü ve ben kim olduğunu bile anlamamıştım." derken ameliyathanenin kapısını gösteriyordum. "Ayrıca ona ne gibi bir zarar verebilirim daha neden ameliyata alındığını bile bilmiyorum!"

"Beyin kanaması!" diye bağırmasıyla yerimde sendeler gibi oldum. Anlık kulaklarım uğuldadı. Ne dedi o? Beyin kanaması derken? İçim daraldı bir an göğsüm sıkışır gibi oldu. Geri yerime çöktüğümde düşüncelerim birbirine girmişti. Bugün hiç bir şey yaşamamıştı ki? Neden durduk yere beyin kanaması geçirsin? Anlamıyordum hiçbir şeyi yerli yerine oturtturamıyordum elime bir yapboz verilmişti ama çoğu parçaları eksikti.

Yanımdan May'ın, "Şuan beyin kanaması yüzünden mi ameliyata alındı?" diye sorduğunu duymamla kafamı toplayıp ana geri döndüm. İçimde kendimi suçlayan bir taraf vardı. Nedenini bilmiyordum belki de az önce Holly'nin direk bana çemkirmesinden dolayıydı.

Holly sinirle elini saçlarından geçirip kafasını salladı. "Bunu anlayabilmenizde güzel."

Kaşlarım çatıldı. "Tekrar söylüyorum." dedim üstüne basa basa. "Ben ona bir şey yapmadım." Bunu sesli dil getirmezsem kendimi inandıramayacak gibiydim. Zaten hiçbir şeyin suçlusu da ben değildim!

Holly bir kahkaha patlattığında delirmiş gibiydi. "Tamam anladık. Hiçbir suçun yok!" Neden bağırdığını dahi anlayamıyordum. Sanki başka bir şey söyleyecekti de içinde tutuyordu. Dişlerini sıkarak kendini tutmasından belliydi. İçinde alevler olan mavileri bana döndüğünde parmağıyla beni işaret etti. "Bil diye söylüyorum abim uyanamazsa bu sefer beni kimse tutamaz."

Açık açık sanki bir şeyleri belli ediyordu ama Irvin ve May ne demek istediğini tam anlayamamış gibiydi. Muhtemelen onlarda benim gibi bu olayla nasıl bir alakam olduğunu düşünüyordu çünkü bende bunu bilmiyordum! Ona hiçbir şey yapmamıştım sadece yardım etmek istedim diye başıma bunlar gelemezdi.

Bu sıra Earl'ın gülen sesini duydum. "Boşa dram yaratma Holly. Her seferinde aynı telaş. Sıktın be kızım.” Holly saçlarını savurarak ona döndüğünde bu sefer tüm öfkesi Earl'a yönelmişti. Earl kendisine patlayacağını anladığı an elini havaya kaldırarak kaşlarını kaldırdı. "Sakın. Hiç senin sinirinle uğraşamam." Ellerini iki yana açarak bulunduğumuz yeri gösterdi. "Alışmadın mı be kızım iki, üç ayda bir şunu yaşamaya?"

Holly elleriyle yüzünü kapatıp kısa bir an kendini sakinleştirmeyi denese de başaramayıp tekrar Earl'a döndü. "Neden anlamıyorsun? Abime bir şey olursa vicdan azabından nasıl yaşayacağım ben?"

Earl yine güldü. "Rahat ol. İki güne geri döneriz Zirve'ye." Bakışları Holly'nin arkasında bi yere takılınca ellerini cebine yerleştirdi. "Senin sakinleştiricinde geldi zaten."

Holly ne dediğini anlamadığı için arkasını döndüğünde koşarak bize doğru gelen Maya'yı görmesiyle sanki birden gevşemişti. Vücudundaki tüm sinir yatışmış gibi öylece Maya'nın onun yanına gelmesini bekledi. Maya, Holly'nin yanına geldiği an ona sıkıca sarıldı. "Özür dilerim geç geldim." Sarıldıklarında Holly biraz daha rahatlamış gibiydi. En azından artık birimize çatmazdı.

İçimde tuttuğum nefesi dışarı bırakırken gözlerimi yummuştum. Anlamıyordum ne demek iki, üç ayda bir bu durum yaşanıyordu? Dean'in nesi vardı? Ayrıca Dean'e bir şey olursa Holly vicdan azabı çekecekse ben niye olayın suçlusu oluyordum? Kafamdaki düşünceler o kadar dolmuştu ki artık nefes aldırmıyordu.

Gözlerimi açtığımda Maya'nın Holly'i oturtturup onunla fısıldayarak konuştuğunu gördüm. Muhtemelen onu sakinleştiriyordu şuan. Zihnim durmuyordu tüm düşüncelerim birbirine girmişti. Birden bileğimde bir el hissettiğimde başımı sağ tarafıma çevirdim. Çevirmemle birlikte buz mavisi gözlerle karşılaştığımda ürperdim. May ayağa kalkarak beni kaldırdığında ne olduğunu anlamadım. Birden arkasını dönüp oturduğumuz yöne dönünce bende dönmüş bulundum.

Ayağa kalkmaya meyleden Irvin'e parmağını kaldırıp, "Burada bekle." demesiyle Irvin geri oturdu. May ise beni çekiştirdi. Nereye? diye sormaya bile mecalim yoktu şuan öyle bir durumdaydım. Birden lavaboların önüne geldiğimizde durdu ve bende durunca karşısında durmuştum. Bileğimde ki elini çekip kollarını göğsünde bağdaş kurduğunda bir süre bakıştık.

Göz devirdiğinde, "Bir şeyler anlatmasan bile bahsetsen mi diyorum artık tatlım?" dedi.

Yine susup bakışlarımı kaçırdım. O da sustuğunda tekrar ona baktım ve cidden benim konuşmamı beklediğini gördüm. Bir şey söylemek için ağzımı açsam da diyecek bir şey bulamadım. Tam olarak neyi açıklayacaktım?

Aralanan dudaklarım geri kapandığında May'ın bir göz devirişine daha şahit oldum. "Ciddiyim Selen. Biz neden şuan buradayız?"

"Gidebilirsiniz."

Alayla güldü. "Tamam. Sorumu düzeltiyorum." Üstüme gelerek bir adım attı. "Sen neden buradasın?" Göz devirdiğimde, "Sakın zamanı gelince deme." dedi.

"May." diyerek sonunda sesimde ki gücü toparlayabildim. Dik bir şekilde dururken, "Irvin'e dediğini hatırlıyor musun?" diye sorduğumda bir an duraksadı. Gözlerinde soru işaretleri belirince bu sefer alayla gülende ona doğru bir adım atanda bendim. "Şuan neden burada olduğum seni alakadar etmez." dememle sahilde ki Irvin'in üstüne gitmesi aklına gelmiş olmalı ki bakışları kısa bir an boşluğa düştü ama hemen toparlayıp güçlü duruşuna geri döndü.

Ben durmadım. "Biz sadece arkadaşız, ablam gibi davranmayı bırak." Kaçtır bunu yapıyordu. "Burada olmam beni ilgilendirir. Bana bir şey olursa da senin bilmene gerek yok. Sen sadece arkadaşımsın ve bilmen gereken kadarını biliyorsun." Dudakları alayla aralandığında son cümlemi de kurdum. "Bu zamana kadar sen yoktun bundan sonrasında da senin yardımına ihtiyacım yok." Alayla kahkaha attığında arkasını dönmüştü bana. Bir iki adım ilerlemişti.

Nedensizce sahilde söyledikleri Irvin'den çok benim canımı yakmıştı ve orada Irvin'in ne hissettiğini May'ın da bilmesini istiyordum çünkü acı ama gerçek olan bir şey vardı. Irvin'i benden başka kimse anlayamıyordu.

Tamam May ile ben ve Irvin ile May arasında ki ilişkiler aynı olmayabilirdi. Bir bakarsak Irvin ile May daha yakın oluyordu. May'ın söylediklerini Irvin hak etmemişti.

May bana döndüğünde, "Karma is for you." dediğinde anlamayarak kaşlarımı çattım. Aslında anladım ama onca şeyden sonra bunu demesini beklemiyordum. Hatasını kabul mü ediyordu?

Birden beni alkışlamaya başladı. "Selen." dediğinde ona kilitlendim. Gözlerim kısılmış çenem dikti. Oldukça kendimden emin bir duruş sergiliyor olabilirdim ama hiç kendimde değildim. Dean beyin kanaması geçirmişti, Dean beyin kanaması geçirmişti... Aklımda sürekli bu dönüp dururken kendimde olmam mümkün değildi.

Tam karşımda durduğunda işaret parmağını iki göğsümün arasında koydu. "Sen var ya," diye başlasa da dudaklarını mühürleyerek cümlesine devam etmedi. "Neyse, Irvin'in benden daha değerli olduğunu zaten biliyordum ama emin olmuş oldum."

Göz devirmeden edemedim. Kafasında kuruyordu. Sadece Irvin'i bir kez olsun birisinin anlamasını istemiştim. Şuan o kadar doluydum ki her an her şeyi yapabilecek potansiyele sahiptim. Kafam patlayacak gibiydi sanki içeriden dışarıya her bir köşeden baskı uygulanıyordu. Bu baskıları ise düşüncelerim uyguluyordu.

Bir şey demek istesem de söyleyemedim çünkü ağzımdan ne çıkacağını bilmiyordum kendimi kontrol edemiyordum. Kafam dağılsın diye çok başka konular açıp insanların kalbini kırabilirdim. Artık bencil davranmayı bırakmalıydım.

May'a arkamı dönüp lavaboya girdim. Neyse ki arkamdan gelmemişti. Ellerimi lavabonun mermer zeminine yasladığımda aynadan bir süre kendime baktım. Midemden yukarı gelen sıvıyla klozetlere koştum. Kısa bir an kustum ama neden kustuğumu da bilmiyordum. Psikolojikti muhtemelen...

İçimde hala kötü bir his vardı ve sanki şuan onu boşaltmıştım çünkü bu çok yoğundu.

Sifona basarak tekrar lavabonun önüne geldiğimde soğuk suyla yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım. Dean'in şuan ameliyatta olması değildi bu kötü hissin sonucu daha kötü bir şeydi. Neydi bilmiyorum ama gittikçe içimde daha da büyüyor gibiydi.

Çok oyalanmadan buradan çıkmak istedim çünkü boğuluyordum. Birden ne olmuştu bilmiyorum. Belki de grip olmam bile psikolojikti. Belki de gelecek olanı haftalar öncesinden hissetmiştim. Zorla yutkundum. Ona bir şey olmazdı değil mi?

Şuan tek dileğim o ameliyattan sağ salim çıkmasıydı.

Earl fazla rahattı hiç bir şey olmayacağına emin gibiydi. Gerçi o hep rahattı. Earl'ın aklıma gelişiyle göz devirerek tuvaletten çıktım. Çıktığım gibi gördüğüm görüntü ile içimden sövme isteğime engel olamadım. Adamın adını içimden geçirsem dibimde bitiyordu. Cidden bu Earl'a kıl olmuştum.

Çıktığım gibi hemen karşı duvarda May ile Earl'ı gördüm. May kollarını göğsünde bağdaş kurmuş sırtını duvara yaslamış ve dudaklarında ki alaycı gülüşle Earl'a bakıyordu. Earl ise tam karşısında elleri cebinde kaşları alayla havalanmış bir şekilde duruyordu. Neredeyse bedenleri birbirine değecek kadar yakınlardı.

Çıkmamla birlikte kapıyı öyle sert kapattım ki ikisinin de bakışları sakince bana döndü. Sakince? Bunlar gerçekten iflah olmazlardı. Aslında şöyle bir bakınca da ne kadarda benziyordular.

Earl, May'ın kulağına yaklaşıp son bir şey fısıldayarak gülerek geri çekildi ve arkasını dönerek buradan uzaklaştı. Earl ile Dean çok yakın dost değil miydiler? Tamam Earl genel rahattı ama insan arkadaşı için az da olsa endişelenmez miydi?

May ise Earl'ın arkasından bir süre onu süzse de sonra sırtını duvardan ayırarak bana döndü. Beni süzdüğünde bakışları yüzümde oyalandı. "Rengin atmış." Tek kaşını kaldırdı. "Kustun mu sen?"

Gözlerimi devirerek Earl'ın gittiği yönü işaret ettim. "Gerçekten sen bununla fazla yakınsın."

Güldü. "Hiçbirinizi alakadar etmez bu durum."

Yanına yaklaşıp fısıldayarak konuştum. "May farkında mısın bilmem ama onlar bizim düşmanlarımız."

Göz devirdi. "Bilmiyordum sağ ol."

Yanımdan uzaklaşarak adımlayacağı sırada arkasından "May!" diye bağırmamla durdu ve o da bağırarak bana döndü.

"Dean de düşmanımız Selen hem de başları!"

Hızla yanına yaklaştım bir yandan etrafımı kontrol ettim. "Bağırma."

Tekrar alayla güldü ama sinirini bastıramıyor gibiydi. "Sen çok rahatsın ama sanki buraya onları bitirmemiz için geldiğimizi saklama çabasına hiç girmedin."

Bir anda ilk tanıştığımızda ki halimize nasıl döndük hiç bir fikrim yok. "Neyi kastediyorsun?" diyerek tek kaşımı kaldırdım.

Kafasını sinirle aşağı yukarı salladı. "Bence gayet iyi anlıyorsun."

Ağzımı açacağım sırada duyduğum adım sesleriyle başımı arkama çevirdim. Gelen Irvin'di. Harika!

Yanımızda bittiğinde bakışları bir süre ikimizin arasında gidip geldi. Tek kaşı havalandı. "Ne oluyor?"

May iki adım geri çekilerek, "Bilmem." dedi abartılı bir sesle. İki elini de havaya kaldırıp baştan aşağı beni gösterdi. "Selen hanıma soralım onu."

Kaşlarım çatılarak ona bakarken şuan iki dost değil de düşman gibiydik.

Irvin bana döndü. "Ne oluyor?" Gözlerimi yumdum ve sakinleşmeye çalıştım.

Ama May susmadı. "Anlatmaz o. Sadece susar."

Gözlerimi araladığımda içimde yanan ateş gözlerime sıçramıştı. Irvin koluma dokunduğunda ona döndüm. Benim aksime oldukça sakin bakışlarını gördüğümde yutkunarak kendimi sakinleştirdim. Bakışlarım dudaklarına kaydı ama sırıtmadığını gördüğümde tekrar gözlerine çıkardım. Azıcık sırıtsa ne iyi gelirdi...

Bakışlarım gözlerine kenetlendiğinde bir süre böyle kalalım istedim sadece. Garip bir his vardı içimde, iyi hissettiriyordu bunu biliyordum.

Tabii May izin vermedi. "Ağlayacağım şimdi." Irvin'le ona döndüğümüzde May, Irvin'e bakıyordu. "Ne çabuk unuttun be bugün onu Dean ile kütüphanede yakaladığını." Sözleriyle hayret ettim. Bugün bu konuda beni savunurken az önce söylediklerim yüzünden şimdi Irvin'in kanına mı sızacaktı? May çok tehlikeli bir kızdı ve ben bunu bir kez daha anladım. Hep derdim onunla düşman olmak istemezdim diye ama bugün verdiğim en net karardı bu. May düşman olunacak bir kız değildi.

"Irvin." dediğinde Irvin tamamen May'a kitlenmişti. Hatırladıklarıyla çenesi kasılırken May susmadı. "Neden burada olduğumuzu bile sorgulamayacak mısın cidden sen ya?"

Bende hızla May'a döndüm. "Beni öne atıp kendini gizlemeye çalışma!" Irvin'e dönerek, "Bu da Earl'a çok yakındı daha demin ama bir sorun yok değil mi? May'ın normali böyle çünkü be yapınca sorun olsun." dedim. May ile aynı anda ikimizde birden patlamıştık ve şuan normal halimizden eser yoktu.

Irvin direk May'a döndü. "Ne oldu?"

May alayla güldü. "Hemen de bana yönel zaten." Elini kaldırıp beni gösterdiğinde bir şey söylemeye niyetlenmişti ama Irvin izin vermedi.

"Sana ne oldu dedim!" diye kükrediğinde May'da ona karşılık bağırarak karşılık vermişti. Artık kafam patlayacak gibi olduğundan iki adım geriye adımladım sonrasında ise arkamı döndüm.

Hızla ilerleyerek uzaklaşmayı planlıyordum ama gördüğüm kişiyle öylece kaldım. Keşke hiç arkamı dönmeseydim yada May ile kavga etmeye devam etseydim.

Bir an yanlış görmek istedim. Gözlerim beni yanıltsın istedim ama koridorun karşısından gelen kişi tam olarak oydu. Ameliyathaneden çıkmış olmalıydı. Dean’in ameliyatına o mu girmişti?

Nefesim kesildi. Ne düşüneceğimi bilemedim. Sadece anın gerçek olmamasını istedim. Yine bir kabus? Evet, evet. Kabus olsun istedim ama değildi...

Karşımda kanlı canlı bana doğru gelen oydu ve ben taş kesilmiş gibi öylece kalırken o da beni görmüştü. Göz göze geldiğimizde hiç ürpermediğim kadar ürperdim ama vücudum donduğu için geride adımlayamadım. Kulaklarım uğulduyordu ve içinde hala şeytani parıltısını taşıyan gözlerini görmemle anlık titrer gibi oldum ama andan öyle soyutlanmıştım bu tepkimin gerçekliğini ölçemedim.

Gördüğüm gözleriyle kısa bir an geçmişe gittim. Çok uzağa değil, iki yıl öncesine...

 

2 YIL ÖNCE

 

Araba ilelerken sadece yolu izliyordum. O kadar yorulmuştum ki bir tarifi yoktu. Okuldan bir kızın doğum günü partisinin dönüşündeydik. Aslında orada sadece oturmuştum ama öncesinde gidip hazırlıkta yardım ettiğim için yorulmuştum. Nedeni sadece kafamın dağılmasıydı. Altı aydır kendimde değildim ve asla derslerime odaklanamıyordum belki de okulu bırakmalıydım. Zaten tıp hiçbir zaman iyi bir tercih olmamıştı.

Demir tek bir mesajla beni terk ettiğinden beri kendimde değildim. İyiydim yani insanlar beni öyle görüyordu ama değildim de. Her şey aynıydı ama bir o kadarda farklıydı. Onsuz bir yanım eksikti çünkü ona o kadar alışmıştım ki... Demir hayatımın 14 yıllık koca bir bölümünü kaplıyordu.

Oflayarak radyoya uzandım. Birşeyler açarsam kafam dağılır diye düşündüm ama zaten patide ki yüksek sesten kulaklarım ve başım patlamıştı. Zaten doğru düzgün şarkı bulamadığım içinde geri kapattım. Geri arkama yaslanırken yanımda ki Barış konuştu. "Ne o? Keyfin yerinde değil gibi?"

Güldüm. "Sen iyisin tabii." Aslında çok içmemişti ama kafası tam anlamıyla yerinde değildi. Yine de ev çok uzak olduğundan Barış beni bırakmayı teklif etmişti. Reddetmemiştim çünkü en kısa yoldan eve gitmek istiyordum. Zaten kafasının araba sürecek kadar yerinde olduğunu da bana kanıtlamıştı.

Tek sıkıntı alkollüyken çevirmeye denk gelmememizdi. Birde karakolla uğraşmak istemiyordum doğrusu. Tek isteğim kafamı vurup yatmaktı.

Barış güncel olarak tek yakın arkadaşım olabilirdi. Diğerleriyle de konuşmuşluğum vardı ama ara sıra ders hakkında. Barış ile tanışmışlığımız biraz ortak dertlerimize dayanıyor gibiydi.

Onu da sevgilisi terk etmiş. Benden daha önce mezuniyet gecesinde terk edilmiş o. Aslında aynı lisedeymişiz ama birbirimizi hiç görmemiştik. İyi anlaşıyordum ve Demir beni terk ettikten bir, iki ay sonra tanıştığımız için onunla dertleşmekte iyi geliyordu.

Yandan ona baktım. Kısa kesim kahverengi saçları vardı. Saçları hep dağınık olurdu. Kehribar gözleri vardı. Gece bile parlıyordu. Koyu buğday teni vardı. Klasik erkek tipiydi işte. Sadece normale göre fazla kemikli bir yüzü vardı. Hatta gereğinden fazla.

"Umarım araba kullanırken sızmasın."

Güldü sözlerimle. "Hala mı be kızım? Kanıtladığım ya kafam iyi."

Kaşlarımı kaldırdım. "Kanıtladığım dediğin sadece bir matematik sorusu çözmek."

"Zor bir iş."

Kafamı iki yana salladım. "İlkokul seviyesiydi."

"O da zor!"

Yandan hayretler içinde ona baktım. "Sen bu kafayla nasıl tıp fakültesi kazandın?"

"Bu kafayla değil." derken işaret parmağını şakağına dayamıştı. "Ayık kafayla kazandım ben o üniversiteyi."

Gülmek istedim ama halim yoktu her yerim ağrıyordu. "Yanlışlıkla kazandın."

Kahkaha attı. "Ve çokta gururluyum." Aslında tıp fakültesi yerine fen fakültesini tercih edecekti çünkü ilgi alanı kimyaydı ve ilaç yapımında da oldukça yetenekliydi. Ama seçimini yazdırırken internet çöküp geldiği için yanlış yazılmış ve tıp fakültesine düşmüştü. Yine de burada ki kimya dersleriyle idare ediyordu. Sonra kaydını aldıracakmış. Onu şuan durduran ne hiç bir fikrim yoktu.

"Of içim şişti." derken yakasını çekiştirmişti. Komik çocuktu. "Partiden çıktık kızım biz."

Gülerek ona baktım. "Ne yapalım after parti mi?"

Omuz silkti. "Makul bir seçenek."

"O kadar yorgunum ki anlatamam Barış. Başka zamana."

Ofladığını duysam da ses etmedim. Gözlerim kapanırken en son, "İyi, öyle olsun." deyişini duymuştum. Gerisi yoktu. Sanırım yorgunluktan sızmıştım. Yaşıtlarımın aksine çokta içmezdim. Aslında ben bu zamana kadar hiç içmemiştim.

Sarsıntılar yüzünden tamda dalamamıştım ama gözlerimi de yorgunluktan hiç açmamıştım. Yine de arabanın durduğunu hissetmemle esneyerek gözlerimi araladım. Gözüme açtığımda görmeyi beklediğim cadde yoktu. Ormanlık bir alandaydık. Kaşlarım çatıldığında yanımda ki Barış'a döndüm. "Neredeyiz?"

Oflayarak kemerini açtığını gördüm. "Yolda çevirme vardı. Tek çıkış yol ormanlık yolu olunca buraya geldim." Başıyla ileride ki dağ evini gösterdi. "Bir arkadaşın evi. O şuan şehir dışında olduğundan anahtarı bana bırakmıştı."

Yüzümü ovuşturarak kafamı toplamaya çalıştım. "Ne yani eve gidemeyecek miyiz?"

Güldü. "Maalesef hanımefendi. Tek yol var o da çevirme. Hiç yolu iki saat uzatamayacağım. Bu gece burada alır yarın erkenden çıkarız. Merak etme sunumunu yetiştirirsin."

Hatırladıklarımla avuç içimi birkaç kere anlıma vurdum. "Sunum, sunum, sunum..." diye hayıflanırken Barış'ın tekrar güldüğünü duydum.

"Sakin ol. Sen halledersin." O kapıyı açtığı sırada umutsuzca başımı aşağı yukarı salladım. Yarın ilk dersimde sunumum vardı ve ders sabahın sekizindeydi. Evim ile okul arası mesafe ise bir saat.

Kapıyı açmasıyla içime işleyen soğuk havayla ürperdim. Arabadan çıkmıştı ama kafasını içeri uzatmış bana bakıyordu. Anlık titrememi görünce dudaklarını birbirine bastırdı. "Soğuktur burası biraz ama kulübede sobayı yakmayı becerirsem ısınırsın."

Kararsız gözlerle ilerde ki kulübeye baktım. İçimde bir tedirginlik vardı. Sanki o evin içinde bir şey vardı ama ne olduğunu adlandıramıyordum. Ayrıca çok ıssız duruyordu. Korku dolu bakışlarım Barış'a döndü. "O ev," derken elimle kulübeyi gösteriyordum. "Perili değil. Değil mi?"

Sözlerimle güldü hatta kahkaha attı. "Bu kadar korkma." diyerek kapıyı kapattı ve hızla arabanın etrafında dolanarak benim kapıma geldi. Kapıyı açtığında artık buz gibi havayı iliklerime kadar hissediyordum. "Hadi sorun yok. Rahat ol. Korkuyorsan uymazsın ve ben kendime gelince yola çıkarız." Kafamı kaldırıp kehribar gözlerine baktığımda beni ikna etmek istercesine bakıyordu. Hislerim beni pek yanıltmazdı ama...

Ellerimi bedenime sarıp arabadan indiğimde gülerek kapıyı kapattı. Çok yavaş adımlar atarken hala tedirgindim. Beni korkutan bir şeyler vardı. Barış yanımda bittiğinde bu halime güldü. "Ne tırstın be kızım." diye bana takılmasıyla göz devirerek ona baktım.

"Evin ıssızlığının farkında mısın?"

Koşarak eve yöneldi. "Biz burada olduğumuza göre bence artık o kadarda ıssız değil burası." Anahtarı çıkarıp kapıya takarken omzunun üstünden bana baktı. "Ayı falan yemez bizi," derken kısa bir an bakışları ormanlık alanda gezindi. "Sanırım."

Son sözüyle adımlarım hızlandı ve hemen yanında bittim. "Cidden korkağın tekisin." Elimin tersiyle omzuna bir tane indirmemle daha çok güldü. "Ve hiç de gücün yok. Acımadı bile."

Dişlerimin arasından, "Barış." diye onu uyardığımda sonunda kapıyı açabilmişti. Hemen kendimi içeri attım. Ayı fikride oldukça korkutucuydu.

Ev oldukça ürperticiydi. Karanlık birden aydınlanınca arkamı dönüp Barış'a baktım. Girişte ki şartellere uzanmıştı. Elektrikleri hallettikten sonra kapıyı kapattı. Tekrar eve döndüğümde ışıkların yanmasıyla sanki daha az korkunçlaşmıştı. Kafamı iki yana salladım. En fazla ne olabilir ki? Zaten Barış burada bir sorun çıkarsa halleder.

Kendimi sakinleştirdikten sonra ters bakışlarımla Barış'a döndüm. "Tamam artık yak şu sobayı." Burada donuyordum.

Bu halime güldü. "Hassassın aynı zamanda."

Sözleriyle bıkmadan bir kez daha göz devirdim. "Sen artık beni eleştirmeyi bırakacak mısın?"

Bir saniye düşünmeden, "Asla." derken sobaya yönelmişti. Neyse ki evde odun vardı. Ben kanepelerden birine yerleşirken o kısa sürede sobayı yakmıştı. Ellerini birbirine çırparken, "İşte bu kadar." diyerek kendiyle övündü.

Güldüm bu haline. "Aferin kedi olalı bir fare tuttun."

"Teveccühünüz hanımefendi." diyerek beyefendiliğini sergiledi.

Birden gök gürlemesiyle yerimde sıçradım ve o bu halime bir kahkaha daha patlattı. Başımın arkasından birden başlayan sağanak yağmura bakarken tam anlamıyla tüylerim diken diken olmuştu. Ağaçları yerinden oynatacak rüzgarın uğuldama sesi eve vururken içimde ki sıkıntı daha da büyüdü. Bir şimşek daha çakıp bir kez daha gök gürlediğinde sanki yağmur daha da artmıştı. Tam anlamıyla gökten kova kova su dökülüyormuş gibiydi.

Barış'a döndüğümde onu yerinde bulamadım. "Barış..." diye fısıldamam tamamen saf korkudandı. Normalde korkmazdım ama içimde ki his şuana kadar hissetmediğim bir sıkıntı yayıyordu bedenime. Birden yanımdan, "Bö!" diye bir ses gelesiyle ve eş zamanlı olarak birinin fırlamasıyla çığlık atarak ayağa sıçradım.

Barış’ı görmemle önüme siper olan ellerim geri indi. Korku yerini öfkeye bırakırken, "Ne yapıyorsun be salak!" diye kükremiştim. Elime geçen yastığı onun kafasına fırlatmamla onun gülüşleri daha da çoğaldı. "Aklımı aldın gerizekalı."

Hala gülerken elini karnına koymuş ve öne eğilmişti. Komikti tabii! Bir gün o da bu kadar korksun göstereceğim ben ona.

Ayaklarımı yere vura vura sobaya ilerlerken bir anda tekrar gökgürlemesiyle duraksamıştım ama bu sefer o kadar korkmadım. Burası gereğinden fazla ıssız olduğu için gökgürültüsüde bir üst seviye ses yapıyordu. Umarım tepemize yıldırım falan düşmezdi. Paratonel olan bölgeden o adar da uzaklaşmadığımızı umut etmek istiyordum.

Sobanın yanına eğilip kendimi ısıtırken kapısında ki delikten görünen ateşi izliyordum. Arkamdan Barış, "Aç mısın?" diye sorunca başımı iki yana salladım. "Ben açım." diyerek uzaklaştı ama sesi hala duyuluyordu. Sanırım düşüncelerime haddinden fazla daldığımı fark etmiş olmalı ki, "İlacını içiyor musun sen?" diye sorma gereksinimi duymuştu.

Sıkıntıyla yüzümü buruşturdum. "Bugün içmeye fırsatım olmadı." Sanırım ilacımı içmediğim için aklıma bu kadar Demir geliyordu. Normalde aklıma gelmezdi. Demir beni terk ettikten sonra ilk bir, iki ay kendimi toparlayamasam da Barış ile tanıştıktan sonra ve onun ilaçlar konusunda bilgili olduğunu öğrenmemle birde onun verdiği ilacı içmemle biraz kendime gelebilmiştim. Hatta baya bir kendimi toparlamıştım.

Demir benden gidince kısa bir an hayat durdu zannetmiştim oysa ki, çünkü hayat oydu. O varsa yaşam vardı. O varsa ben yaşayabilirdim. Ne ara ona bu kadar sıkı sıkı bağlandığımı bile bilmiyordum. Aslında normaldi de kendimi bildim bileli hayatımdaydı ve birden çıkınca... Sanırım bugün onu normalden biraz daha fazla özleme günümdü.

Beni terk ettikten sonra onu unutamamıştım çünkü o benim her şeyimdi. Kimsesiz kaldığımda ve hayat bitti zannettiğimde her şeyim olan ve hayata dair bir umut olduğuna inandıran o çocuktu. Sonra artık kısılıp kaldığım kapandan çıkamayacağımı zannettiğimde beni özgürlüğe kavuşturandı. Nasıl bir hayat kuracağımı bilemezken ve nereden başlayacağımı bilemezken bana yardım eden ve yanımda olandı.

Her şey onunla olmuştu çünkü aslında o benim her şeyimdi...

Zorla yutkundum. Barış sayesinde aslında biraz onu unutabilmiştim. Yani ben Barış'a derdimi anlatmamıştım aslında ama okulun ardında benim genellikle yalnız kalmak için oturduğum yerde onu da görünce o bana içini dökmüştü. Dertlerimiz aynıydı ben anlatmamıştım ama o birkaç kelimemle aynı yaraya sahip olduğumuzu anlamıştı. Böylece çok hızlı dost olmuştuk.

Bana moral veriyordu, toparlamamı sağlıyordu ve ben gerçekten zamanla Demir'i unutuyordum. İçimde ki ağırlığı hala duruyordu. Sanki Demir beni terk ettiğinde içime bir taş çökmüştü ve o bana ağırlık yapıyordu. Bu ağırlık vardı ama onu hayatımın her köşesinden sildiğimden neredeyse yüzünü bile unutmuştu. Psikolojik olarak toparlamama Barış'ın verdiği ilaç katkı sağladı. İlk içmemiştim ama kendisinin de düzeli içtiğini gördüğümde ve ona güvenecek kadar zaman geçirdiğimizde deneme kararı almıştım. Pişman değildim. İyi geliyordu, beni hafifletiyordu.

Zamanla Demir'i tamamen atlatıp kendi hayatıma odaklanacağımdan da emindim. O dört yıllık işkenceyi de unutabilirdim, yok sayabilirdim. Sadece kendim için yaşardım. Evet, artık bunu yapabileceğime inancım vardı.

Birden bir gök gürlemesiyle ışıklar gidince gözlerim büyümüştü. Her yer tekrardan zifiri karanlık olurken, "Barış..." diye fısıldayışımı ben bile zor duyuyordum. Karanlıktan da çok korkmazdım ama burası gerçekten ürkütücüydü. Birden şimşek çakmasıyla her yer anlık aydınlanıp kararmıştı. Bakışlarım tekrar önümde ki ateşe dönünce sert rüzgarın uğultusunu duymamla bile üşümüştüm. Ardından yeniden gök gürledi. Bu sefer ki en seslisiydi.

İçime derin bir nefes çekip yavaşça geri bıraktım. Korkacak bir şey yok, sakin ol... Yavaşça ayağa kalktım. "Barış!" diye bu sefer daha yüksek sesle ona seslendim. "Eğer yine beni korkutursan bu sefer bedeli çok ağır olur ona göre!" Nereye kaybolmuştu?

Her attığım adımda gıcırdayan tahta sesi, sobadan yükselen çatırdamalar, yere sert düşen yağmur damlalarının çıkardığı sesler, rüzgarın uğultusu ve ara sıra gelen gök gürültüsü. Tüm bunların arasında birde bir kurt uluması eklenince sertçe yutkundum. "Barış gerçekten komik değil artık!"

Normalde de şakacı biriydi ama fazla oluyordu. Yarın bunların hepsini ona ödetmezsem bana da Selis demesinler!

Evde nereye adımladığımı bile bilmiyordum. Sadece ara sıra çatan şimşekle aydınlanan görüş açım sayesinde bir kaç saniyeliğine çevreyi görüyordum ama net değildi. Gözlerim karanlığa ne kadar alışsa da hiç bir şey net değildi.

Önümde merdiven olduğunu varla yok arası görmüştüm. Barış gerçekten neredeydi? Geri dönmek için arkamı döneceğim sırada birden bileğimden kanca gibi yakalayan el ile çığlık attım. Geri adımlarken duvara çarpmıştım. Kafamı vurduğum için diğer elim kafama gitti.

Karşımda bileğimi tutan elin sahibinin gülüşünü hissetmemle boştaki elimle yanağına tokat attım. Sert olup olmaması umurumda değildi. Attığım tokatın yanağını bulması ise büyük bir şanstı. "Komik mi? Ödüm çıktı burada!"

Tekrar güldüğünü hissettim. Gülüşüyle nefesi yüzüme çarpmıştı. Alkol kokuyordu ama gereğinden fazla. Kaşlarım çatıldı. Yüzünü görmüyordum ama sanki kehribar gözleri çok yakınımda parlıyordu. Şimşek çakmasıyla bu düşüncemden emin oldum. "Sen yine mi içtin?"

Bileğimde eli ensesine gitti. "Yukarıda ki dolapta bulunca biraz içmiş olabilirim."

Kaşlarım alayla havalandı. "Aynen biraz." Kelimeleri bile doğru telaffuz edemeyecek kadar çok içmişti.

Ellerini isyan eder gibi iki yana açtı. "N’apabilirim? Partide doğru düzgün içemedim."

Elimi anlıma vurdum. "Barış." dedim yine dişlerimin arasından. "Sabaha kadar kendine geleceğinden emin misin sen?"

Gülüşünü duydum. Çenemde parmaklarını hissetmemle irkildim. Gerilemek istedim ama arkamda duvar vardı. Ne yaptığını bir an beynim algılayamamıştı. "Merak etme sen..." fısıltısı yüzüme çarparken hissettiğim alkolün kokusu fazlasıyla midemi bulandırıyordu.

Elini iteceğim sırada elimi serçe tuttu. "Barış kendinde değilsin!" diye onu uyarmamı umursamadan tuttuğu elimle birlikte elini duvara yasladı. İyice üzerime eğilmesiyle nefes alışlarım hızlandı. Tamam, bir şey yok, sadece kendinde değil.

"Sadece bir şey soracağım." demesiyle zorla yutkunarak başımı aşağı yukarı salladım. Bunu göremeyeceğini akıl ettiğimde ise kontrol edemediğim titreyen sesimle, "Sor." dedim.

Sorusu neyse sorsun ve bende bir an önce kurtulayım. "Onu hala unutamadın mı?" Bunu neden sorduğunu bilmiyordum. O dediğinin Demir olduğunu biliyordum o kadar. Ona zaten hiçbir zaman doğru düzgün bir şey anlatmamıştım ama o beni yine de anlamıştı belki de o yüzden Barış'a bu kadar hızlı kanım kaynamıştı.

"Söylesene Selis." Nefesini bir kere daha yüzümde hissetmemle gözlerim kapanmıştı. Sakin, sakin.... "Onca zamandır birlikteyiz," Gözleri açıldığı an şimşek çatmasıyla parıldayan kehribarları gözüme ilişmişti. Şuan hiç olmadığı kadar korkutucu gözüküyorlardı. "Hiç mi bana karşı bir şeyler hissetmedin?"

Sözleriyle donup kalmıştım. Gözlerim fal taşı gibi açılırken ne diyeceğimi bilemeyerek dudaklarımı aralamıştım. Bana karşı hiç bir zaman bu şekilde yaklaşmamıştı. O yüzden beni farklı şekilde seveceğini hiç düşünmemiştim.

"Barış..." diye fısıldadım. Ne demeliydim bilmiyordum. Sanki beynim durmuştu. Tek isteğim bir an önce kıstırıldığım bu kapandan kurtulmaktı. "Ben," dedim ama devamı gelmedi. Sesim içime kaçmıştı sanki ve onu bulamıyordum.

"Sen ne Selis?"

Kafamı iki yana sallayıp kendimi toparladım. Onu itmek için göğsüne elimi koymamla çarpılmış gibi geri çekmem bir olmuştu. Üstünde de bir şey yoktu... Tamamen çıplak mıydı orasını bilemem ama saliselik dokunduğum teni nemliydi. Duş almış olmalıydı.

İçmişti, yıkanmıştı ve ben bu sırada sadece düşüncelerime mi dalmıştım? Tamam, bazen gereğinden fazla beni içine çekebiliyordu ama bu kadarını da beklemiyordum. Ayrıca hiç bir ses duymamıştım. İlacımı içmediğim için kafam yerinde değildi ama bu kadarını beklemiyordum.

"Barış çıkar mısın?" dedim ilk başta çünkü sarhoş haliyle ne yapacağını kestirmek oldukça zordu.

"Neden Selis?" diye sormasıyla titrememe engel olamadım. Bu eve hiç girmemeliydim. "Neden beni sevmedin?"

Kafası yerinde olmasa da huyuna gitmeyi denedim çünkü bana bir şey yaparsa karşı koyacak gücüm yoktu. Demir'in öğretmeye çalıştıklarını biraz ciddiye alsaydım şuan onu bayıltıp buradan kaçabilirdim! Hiç düşünmemiştim ki onsuz kalacağımı. Aslında... Şuan fark ediyordum da Demir beni sanki onsuz yaşam için hazırlamıştı. Hep, Ya yanında ben olmazsam Matmazel derdi. O şimdi yanımda yoktu, haklıydı.

"Barış bak şuan bunları konuşmanın sırası değil bence. Yarın konuşalım olur mu?" Ne diyeceğimi bilemezken kekeliyordum çünkü korkuyordum. Şuan kendimi buradan çıkarabilecek tek kişi bendim ve sanki gelecek olanı biliyordum. Daha buraya girmeden hislerim bana gelecek olanı fısıldamıştı ama ben kulak tıkamıştım. Şimdi ise kendim ile baş başaydım. Barış'ın elinden kurtulmak için bir tek kendime sığınabilirdim.

"Hayır, hayır, hayır." derken gülmesiyle daha çok irkildim. Tekrar şimşek çaktığında kehribar gözlerinde ki şeytani parıltılarla korkum hat safhalara çıkmıştı. Aslında o parıltılar hep oradaydı ama ben görememiştim değil mi?

Ne yapacağımı bilemedim ağzımı açtım ama hiç bir lafın onu ikna etmeyeceğini biliyordum çünkü aklı gram başında değildi. Bu beni daha da çok korkutuyordu. "Barış," diyerek onu konuşacağıma ve bir cümle kuracağıma inandırdım. O ne diyeceğimi odaklanırken elinin içine hapsettiği elimi kurtardım ve hızla sol taraftan geçip mutfağa yöneldim. Kapı yönüne elini sabitlemişken kaçsam hemen tutardı. Tamam en azından beynim hala benimleydi.

Kaçışımla ileri atılmış ama tutamamıştı. Bir kez daha gök gürültüsü duyulduğunda sol bacağımı mutfak tezgahına çarpmamla yerimde sendelemiştim ama ondan en uzak noktaya ilerledim. Bu halime karşılık sadece kahkahasını bastı. İliklerime kadar titrerken elim ayağım birbirine dolanmıştı.

Tamam buradan kaçabiliriz, hala umut var.

Arkama baktım ama arkamda göremedim. Önüme dönmemle bir kaç adım uzağımda olduğunu fark etmemle adımlarım durdu. Tam aksi yöne koşacakken birden kolumdan yakalayıp beni kendine çekti. Sırtım buzdolabına olabilecek en sert şekilde çarparken içimde ki adrenalinle bir çığlık daha bastım. Sorun şu ki burada çığlıklarımı duyabilecek kimse yoktu...

Birden boynumun sol tarafında bir sızı hissetmemle inledim. İğne gibi bir şey saplamıştı sanki. "Benden kaçabileceğini zannetmen komik." Sesi normal değildi. Alkolün etkisinden çok tonu değişmişti. Bir an düşünmeden edemedim. Bundan önce ki tüm halleri acaba rol müydü?

"Barış." diyen sesim boynumdan yayılan acının etkisiyle kısıktı. Vücuduma ne enjekte etti bilmiyorum ama boynumdan başlayan ağrı yavaşça omzuma ve tüm bedenime yayılmaya başlamıştı.

Bana her ne yaptıysa etkisini göstermeden kaçmak istedim. Dizimi kırarak diz kapağımla her neresine gelirse vurdum. Tam kasıklarına gelmiş olmalıydı ki anlık önümde iki büklüm oldu. Dizimde hissettiğim kumaş ile de şükrettim en azından altında boxerı vardı. Bu da bir şey.

Refleks olarak aklıma ne geldiyse onu uygulamaya döktüm. Dirseğimle boynunun yan tarafına sertçe vurarak onu sadece bir adım gerilettim. Bu bile benim için büyük bir lütuftu. Hızla çıkışa doğru koşacağım sırada eli atkuyruğumda tuttuğu gibi beni yere yapıştırmıştı.

Sırt üstü yere düşmemle bir çığlık daha attım ve bu sırada bir kez daha gök gürledi. Vücuduma yayılan ilaç ve çarpmanın etkisiyle her yerim zonkluyordu. Hızla ellerimi iki ana bastırarak ayağa kalkmaya niyetlenmişti ki bu sefer karın bölgemin sağ tarafına yapılan iğneyle tamamen yere serildim. Bu ağrıdan daha beterdi çünkü salisesinde vücuduma etki eden uyuşukluğu hissetmiştim. Hayır, bu olmamalıydı. Vücudum tamamen uyuşursa yapabileceğim hiç bir şey kalmazdı.

Yerimden doğrulamadan o beni kolumdan tutarak hızla ayağa kaldırdı. Baş dönmesiyle yerimde sendelerken tekrar beni bir suvara çarptı. Çarpmanın etkisiyle gözlerim kararır gibi olsa da direndim ama vücudumda ki tüm güç çekilmiş gibi hissediyordum.

Başım önüme düşeceği sırada eliyle çenemi sertçe kavradı. Parmakları yüzümde iz bırakacak kadar sert sıkıyordu. "Bana bak!" diye kükremesiyle zorlukla ona baktım. İtaat etmek istemiyordum ama beynim duruş gibiydi. Bana bir şey yapmazdı değil mi?

Küçükken o dört yılda da vücuduma bir çok kimyasal madde enjekte etmişlerdi ama bu onlar gibi değildi. O acı çektiriyordu bu... Bu bana ne yapıyordu?

"Uyuma!" diye tekrar kükredi. Birden elleri bedenimi bırakınca direk yere çöktüm. Hayır, fırsat varken kaçmalıydım. Son kalan irademle gücümü topladım. Ayağa kalktım. Neredeydi ne yapıyordu göremiyordum. Şuan tek ihtiyacım olan bir şimşek.

Olmadı. Şans bir kez daha yüzüme gülmedi. Şimşek çakmadı. Yön algımı kaybetmeme rağmen gücümü toplayıp rastgele bir yöne koşmaya başladım. Sadece iki adım atmıştım. İki adım... En azından birazcık da olsa kaçabileceğime dair ümitlenmeme izin vermez miydi? Barış gerçekten bu kadar kötü biri miydi?

Birden omzumda hissettiğim iğneyle hıçkırarak ağlamak istedim. Hani bitmişti Demir? Hani artık çocukluğumda kalmıştı bu iğneler? Niye hala var? Niye hala acı çekiyorum? Hani beni korurdun sen? Neredesin Demir? Artık sadece kalbim değil tüm bedenim acıyor. Bir kez olsun dönmeyi düşündüysen şuan dönsen...

Olmadı. Dönmedi. Zaten dönecekse neden terk ederdi ki?

Her şeye rağmen iğnelerden korkmayan ben bugün iğnelere karşı büyük bir zaaf elde ettim.

İğneyi geri çıkardığında, "Bu seni uyanık tutar." diye fısıldamıştı. Hayır ben şuan uyumak istiyordum. Sonsuzluğa dek gözlerimi kapatmak istiyordum hem de.

Geri çekilmesiyle tekrar yere çöker gibi oldum ama elimle tezgaha tutunmamla ayakta kalabildim. Pekala, tezgah buradaysa... Kapı sol çaprazımda kalacaktı. Kalan son gücümle o yöne doğru koştum. Mutfaktan çıktığım an bir an güler gibi oldum. Anlık kurtulacağımı düşündüm ama sevinmek için erkendi.

Arkamdan onunda koşan adım seslerini duyunca hızlandım. Koştuğuna göre kaçacağıma ihtimal vermişti. Yani hala bir şansım vardı. Çıkış kapısına varmamla içimde bir an kuşlar cıvıldar gibi oldu. Elim kapının koluna gitti aşağı indirdim. Açılmadı. Yüzümde ki gülümseme soldu, içimde ki kuşlar sustu. Defalarca denedim ama kapı kitliydi. Anahtar için göremeyeceğimi bile bile etrafıma bakındım ama yoktu. Yere çöküp ağlamak istedim ama hayır pes edemezdim.

Kapıyı açamadığımı görünce adımları yavaşlamıştı. Arkamdan gülen sesini duydum. "Kendini boşa hırpalama. Zaten yeterince yorulacaksın birazdan." Sözleriyle kafamı topladım. Hayır, bu olmayacaktı.

Bana yaklaştığını hissettiğimde pes eder gibi ona döndüm. Övünmek için kollarını iki yana açtığı sırada ona ters köşe yaparak pencereye koştum. Arkamdan hırlayan sesini duydum. Pencereye vardığım gibi kulpu çevirdim. Kurtulma şansı elime geçtiği an hızla pencereyi açtım ama kafamın arkasında hissettiğim elle durdum. Ben durmadım o beni durdurdu.

Kafamın arkasına elini bastırarak açtığım cama kafamı vurdu ve camın kapanmasını sağladı. Bunu art arda bir kaç kere yapınca bayılacak gibi oldum ama gözlerim kapanmadı. Bana son verdiği ilaç yüzünden olmalıydı. Sonunda durduğunda saçımdaki tokayla birlikte beni geri çektiğinde saçımda açılmıştı. Muhtemelen berbat görünüyordum ama bu umurumda olan son şey bile değildi.

Sertçe yere düşmemle elimden destek alarak doğruldum ama yanımdaydı. Pis bir şekilde gülerek yanımda dizini kırarak oturdu. Tek elini saçlarıma daldırıp kafamı kaldırdı. Baygın gözlerle ona baktığımda o gülerek beni süzüyordu.

Son kalan gücümle yüzüne tükürdüm. Anlık gözlerinin kapanmasıyla kafamı kafasına geçirip hızla ayaklandım. Bir adım bile atmadan ayağımdan tutup çekince bu sefer yüz üstü yere düştüm.

Kısık sesle inlemiştim çünkü çığlık atacak halim kalmamıştı. Aslında tüm vücudum uyuşmuştu neredeyse. O beni hırpalamıyordu ki, ilacın etki etmesini bekliyordu ve ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım bu gece onun elinden bir kaçışım yoktu.

Koltuk altımdan tutup beni sertçe çekmesiyle ilk dizlerimin üzerinde durdum ama sonra daha yukarı çekmesiyle ayağa kalktım. "İyi direndin güzellik ama şansına küs." Yüzünü yüzüme olabilecek en yakın şekilde yaklaştırdı. "Şarjın bitti." Ağlamak istedim ama vücudum bile hissizken göz yaşlarıma ulaşmadım. Onun karşısında güçsüz durmak artık umurumda değildi çünkü oyun bitmişti. Ben kaybetmiştim.

Gülerek dudaklarını dudaklarıma yaslamasıyla kendimi son kalan güçle geri çektim ama bir işe yaramadı. Beni ileri itmesiyle sırt üstü kanepeye düştüm. Sanırım bu kadardı ha? Her şey burada bitti mi yani?

Vücudumun uyuşukluğuna rağmen kalbim kaburgama çarpacak derecede hızlı atıyordu. Mümkünatı olsa göğsümden dışarı fırlayacak gibiydi. Benim ise artık parmağımı oynatacak gücüm kalmamıştı. Acı vardı ama bir o kadar acıyı hissizleştiren uyuşukluk. En kötüsü ise tüm bunlara rağmen beni uyanık tutan adrenalindi. Bayılmam bile imkansızdı. Artık tam anlamıyla tek kurtuluşum ölümdü. Şuan yaşadığım şeyin bir tarifi yoktu. Sonrasını ise düşünmek istemiyordum.

Pis kahkahasını yeniden duymamla gözlerimi yumdum ama bana ne verdiyse kapanan gözlerime sanki binlerce iğne battı. Hızla geri açtım göz kapaklarımı. Bu halime gülerken yanımda tek dizini kırdı ve koltuğa dökülen saçlarımda gezdirdi bir süre elini. Ben sanki ölmüş gibi ona bakıyordum ama yaşıyordum. En acısı da buydu zaten. Yaşamak...

Ellerini saçlarımdan yüzüme kaydırdı. Kendimi sıkmaktan belirginleşen damarlarımın üzerinde gezdirdi. Bundan zevk alıyordu. Bu adam benim tanıdığım Barış değildi. Başka bir deyişle, bu adam Barış'ın bana gösterdiği yüzü değildi.

Elleri dudaklarıma ve oradan da çeneme kayarken nefes alışlarım hızlanmıştı ama vücudum donduğundan her nefes alışım sanki içime batıyordu. Ellerimi boynumda uzun süre dolandı. Eğilip dudaklarını boynuma bastırmasıyla ağzıma gelen sıvıyı kusamadım çünkü fiziksel tepkilerimi sınırlamıştı. Nasıl yaptı bilmiyorum ama yapmıştı. Ağlamak istiyordum. Kusmak istiyordum ama kusarsam bu pozisyonda boğulurdum. İyide olurdu ölürdüm ne güzel. Zaten hayatımda hiç bir zaman bu kadar ölmek istediğimi hatırlamıyordum. En azından yanımda o vardı, şimdi o da yoktu ve Demir'siz Selis bir hiçten ibaretti.

Ellerini v yakamın iki yanına koyarak yırttığında ağlamak istedim olmadı. Tavana bakıyordum çünkü gözlerimi kapatmakta ayrı bir azaptı. Zaten her yer karanlıktı çokta bir şey fark etmiyordu. İnadıma olur gibi yağmur da dinmişti ve artık şimşek yoktu. Tek ışık kaynağım yoktu. Sobadan çıkan ışık yetmiyordu. Görmekte istemiyordum zaten.

Sutyenimi çıkardığını ve dudaklarını göğüslerime yaslayıp emdiğini hissettim. Vücudum daha çok kasılırken içimden titredim ama dışa vurmadı. Belki de vurdu. Artık kestiremiyordum. Kulaklarımda uğuldama vardı gözlerim buğulanıyordu. Sanki başka bir yerdeydim etraf kapkaranlıktı ve sadece üstümde hissettiğim pislikten ibaret eller vardı.

Bugünden sonra nerden bilebilirdim her karanlıkta kaldığımda üzerimde bu elleri hissedeceğimi ve karanlığın en büyük korkum haline geleceğini.

Dudaklarını dudaklarımda hissettiğimde ve gözleri bakış açıma girdiğinde gözlerimi yumdum. Tek tek iğneler battı gözlerime ama açmadım. Acıyı tüm iliklerimde hissettim ama onu görmek istemedim. Dudaklarımdan ayrıldığında güldü bu halime. "Dayanıklı kızsın." derken sesinde hayranlık var gibiydi. Ne olduğu umurumda değildi çünkü içim dışıma çıkana kadar kusmak istiyordum.

Ellerini her yerimde hissettim. Her hücremde acı vardı. Saf acı ve iğrenti. Kimden iğreniyordum? Sanırım kedimden. Kendimi ilk kez bu kadar salak hissediyordum ve kendimden ilk kez bu kadar çok nefret ediyordum.

Elleri üzerimde ki her bir parçayı çıkarmıştı ama ben o anda değil gibiydim. Çırılçıplaktım belki de ama yoktum artık orada değildim ben. Böylesi daha iyiydi. Karanlık ve ben...

Ellerini mahrem noktamda hissettiğimde hissettiğim acıya rağmen çok şiddetli titredim. Bana yaptığı şeyin bir tanımı yoktu. Her yerden saldırmıştı ve vücudum tam anlamıyla çökmüştü. Az önce kaçma çabasıyla şişen ve moraran yerlerim ise gram umurumda değildi.

Tek bir şeyi merak ediyordum. Ben bunu hak edecek ne yaptım? Çok mu kötü bir kızım? Sanırım öyleyim.

Dudakları, dili, elleri... Her yerimdeydi. Artık kurtulmak istiyordum. Bitsin istiyordum. Kabullenmiştim yaşadığım şeyi ama dursun artık istiyordum. Sona gelsin istiyordum. Gelmeyecekse ben sona yaklaşmak ve ölmek istiyordum.

Sunumum vardı oysaki... Yarın sunum yapacaktım ben. Her şey yolundaydı. Eve gidince kafayı vurup yatacaktım ve günün yorgunluğunu atacaktım. Bir saat öncesine kadar hayatım normal akışındaydı. Umutluydum, her şeye rağmen hayatı yoluna koyacaktım. Neden düzelteceğime inandığım an bu oluyor? Tüm dünya başıma yıkılmak için bu anımı bekliyordu?

Birden içimde hissettiğim benliğiyle atabileceğim en yüksek desibelde ki çığlığı attım. Hayır, hayır, hayır. Ben bunu yaşamak istemiyordum. Ölmek istiyordum. Evet ölmek. Çok makuldü. Ben ölebilir miyim? Çok bir şey istemiyorum ki öleyim şuracıkta.

Aslında zaten ben burada ölmüştüm. Gerçek benliğim burada yitip gitmişti sadece geriye bir beden kalmıştı ama içi bomboştu artık. Bunu da kimse anlamayacaktı ama olsun. Zaten mümkünse artık kimse beni anlamasın çünkü en büyük zararı onlar veriyordu.

İçimin gerildiğini hissettim. O zorladıkça ben istemsizce kendimi sıkıyordum. Sıvı hissettim içimden akan ama bu benim kanımdı. Zorladığından dolayı deri yırtılmış olmalıydı ve bu çok acıtıyordu. Az önce son kalan gücümle attığım çığlıktan sonrası yoktu artık vücudumda. Tam anlamıyla ölü gibiydim. Belki de ölmüşümdür? Kan kaybından ölebilirdim. Evet, evet bu olabilirdi.

Ama olmadı. Hissizlik vardı ama bir o kadar yoktu. Defalarca yaptığı şeyi tekrarlardı defalarca içimde boşaldı ve bu yırtılan deriyi daha da acıtırken kusma isteğimi tetikledi ama kusamadım. Zaten ne zaman benim istediğim oldu ki.

Her temasında biraz daha kasıldım, titredim, nefesim kesildi, öleceğimi hissettim ama o durmadı. Her şey bitince vücudumda ki tüm acı ve ağrıların üstüne belimde bir iğne daha hissettim bu sondu. En son duyduğum ise, "Bu kadardı işte. Kasmasaydın keşke kendini bu kadar." diyen alay dolu sözleriydi. Üstüne, "Merak etme bu son görüşmemiz olmayacak." diyerek saçlarımı sevmişti. Evet son görüşmemiz olmayacaktı çünkü ilaç diye verdiği uyuşturucuya beni bağımlı yapmıştı. Tüm gururumu ayaklar altına alıp bu ilaç için ona gidecek olan yine ben olacaktım çünkü her şeye rağmen hayatta kalmış olacaktım. Tüm ölme isteğime rağmen yaşadığım için bu anı hafızamdan silmek isteyecektim ve bu isteğimi karşılayacak tek şey onun elinde olacaktı...

O gitti ve ben acılarımla baş başa kaldım. Yalnız, yarın kendime geldiğimde ne olacağını bilemeden. Belki ölürdüm umuduyla uyudum ama ben ölmedim.

Aslında öldüm içimde bana dair kalan son şeyleri de bu dağ evine gömdüm. Sadece nefret bıraktım kendime çükü hayata tutunmak için bana bolca lazım olacaktı.

Nefret ettim. Bugünden itibaren nefret ettim.

Karanlıktan.

Yağmurdan.

Dağ evlerinden.

İğnelerden.

Yaşamaktan.

Birine inanmaktan.

Erkeklerden.

Ama en çok kendimden...

Aslında hiç birinden nefret etmiyordum korkuyordum ama bugünden sonra kimseye güçsüzlüğümü de gösteremezdim çünkü bu beni yıkıyordu. Bundan sonra hayatıma giren tüm insanlara sunacağım tek şey nefretim olacaktı çünkü başka bir şey kalmamıştı içimde. Hem ben zaten yalnızlığı severdim... Hayır en sevmediğim şey buydu ama en iyi yaptığım şeyi yapıp yine kendimi kandırırdım sorun değildi.

Demir'i beklediğime inandırırdım kendimi olur biter. Böylece başka birini hayatıma almazdım. Güvende olurdum ve istemeyerek yaşarken kimse bana zarar veremezdi.

Bunu tüm insanlardan korktuğum için yapardım ama onlar, onlardan sadece nefret ettiğimi düşünürdü. Yanlış anlaşılmak sorun değildi bundan sonra sadece kendimi düşünecektim çünkü diğer türlüsü zarardı.

Ve bugün burada Selis Kandemir ölmedi çünkü o hiçbir zaman var olmamıştı. Burada Demir'in matmazeli öldü, artık gelse de beni bulamazdı.

Ve burada Selis Kandemir doğdu. Herkesin anlamayıp nefret edeceği ama yalnızlığı seveceği için bunu sorun etmeyecek olan o kız.

 

...

 

Barış tam karşımdaydı. Benliğimi elimden alan o adam. Değişmemişti aynıydı. Birebir hem de. Onu görene kadar yüzünü aklımdan sildiğimi düşünürdüm ama sanırım başaramamışım. İnsan hayatını mahveden insanı hafızasından silemiyordu. En çokta o hala içinde şeytani parıltılarını taşıyan kehribar gözleri... O kadar yerindeydi ki insan tırsmadan edemiyordu.

Onun gelişine ne tepki vereceğimi bilemedim çünkü içimde ki kötü his Dean'e çıkmamıştı. Bana çıkmıştı... Sorun değil zaten istediğimde bu değil miydi? Ona bir şey olacağına bana olsun daha iyi. Hah, hala onu düşünmem ne kadar da komik.

Barış ile yıllar sonra tekrar karşılaşmıştık ama bilmediği bir şey vardı. Ben artık birilerinin arkasına saklanan o kız değildim artık.

Eğer korkularımı yenebilirsem benimle tanışacaktı. Sorun şu ki gözlerine bakmak bile üzerimdeki elleri hissetmeme neden oluyordu. Zordu onu gördüğüm an eski korkak Selis olmamak çok zordu...

 
...

Evet bir bölümün daha sonuna geldik. Duygu ve düşüncelerinizi gerçekten merak ediyorum. O yüzden yazmayı unutmayın.

Bu sıralar zaten bahsetmiştim ama tekrar söyleyeyim bölümler çok kısa oluyor çünkü karakterler kendini yazdırmıyor ve ben yazarken onları hissedemiyorum o yüzden idare edin bölüm kısalıklarını diğer bölüm daha da kısa. Zamanla toparlayacağımı düşünüyorum. Bakalım neler olacak.

Bu arada bölümleri okuyorsunuz şu alttaki yıldızada basmayı unutmayın rica ediyorum. Onun dışında beni ınstagramdan takip de ederseniz sevinirim. Bu şekilde okuduğunuz için teşekkürler. Ölmeyin. Kendinize iyi bakın. Çok çok öpüldünüsss. Babaysss.

Instagram: r_roselissa

Bölüm : 09.11.2025 21:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...