
İnsanın hayatı pişmanlıklar ile dolu olur. Benimki de öyleydi. Sayamayacağım kadar çok hem de. Bunların en başında Barış geliyordu. Her konuda kendimi suçlu görmeye o kadar adapte olmuştum ki bu konuda kendimi haksız çıkarıyordum. Öyle değil miydi zaten? En başından Barış'a hiç yanaşmasaydım bunlar olmazdı. Neyse. Üzerinden bu kadar zaman geçmişken tekrar kapanmış yarayı deşmeye gerek yoktu.
Sorun tam olarak şuandı, şimdiydi... Barış, geçmişimin en önemli taşı, benliğimi benden alan kişi tam olarak karşımdaydı. Bakışlarımız kesiştiğinde arkamı dönüp koşarak oradan uzaklaşmak istedim ama yapamadım. Beni korkak görmemeliydi, bunun olmasını istemiyordum.
Beni görmesiyle o da olduğu yerde durdu. Beni bir kaç kere süzdü. Afallamış gözüküyordu. Bu karşılaşmayı o da beklemiyor gibiydi. O durduğunda yanında ki doktor da durdu. Yanında ki adam ona bir şeyler söylerken sadece kafasını sallayarak onaylıyordu ama gözleri bendeydi.
Biri birden koluma dokununca yerimde sıçrayarak iki adım geriledim. Tuttuğum nefesimi bırakmamla nefes alışlarım hızlanmıştı. Göz bebeklerim anın gerçekliğinin farkına varmasıyla büyürken bana dokunan kişiye döndüm. Irvin'di... Tamam, sorun yok...
Nefesimi kontrol altına almaya çalıştım çünkü hala üzerimde ki kehribar gözleri hissediyordum. Irvin korkumu sezmiş olmalı ki kaşları çatıldı. Gerçi bir kilometre uzaktan bile anlaşılabilecek bir korkuya sahiptim şuan. İlk kez nefretimle gizleyemiyordum bunu.
Irvin, "Ne oldu?" diye sorduğunda zorla yutkundum. Bakışlarımı kaçırırken toparlamak adına gözlerimi birkaç kere art arda kırptım. "Şey..." diyerek ağzımda bir şeyler geveledim ama ne dediğimi bilmiyordum bile.
May'da yanımızda bitince bakışları ikimizin arasında gidip geldi. Üzerimde ki farklılığı sezmiş olmalı ki bana yöneldi. "Ne oldu?" Aynı soruyu ikinci kez duymamla toparlamaya çalışıp May'ın buz mavisi gözlerine baktım. Yeni fark ettiğim çok az belli olan titremelerimi ellerimi yumruk yaparak durdurmaya çalıştım. Kalbim sanki boğazımda atıyordu.
Kafamı iki yana sallayıp, "Yok bir şey." dedim.
Irvin'in sesiyle bedenim ona döndü. "Emin misin?" Ona döndüğümde bana değil de Barış ve yanında ki doktora baktığını gördüm. "Evet." diye beynim ne emir veriyorsa o kelimeyi söyledim çünkü kendimi kontrol edebilecek kadar iyi değildim.
May, "Dean'a mı bir şey olmuş?" diye alayla sorduğunda ona bakmadım bile. Sahi ona ne olmuştu? Onun için hastanedeydim ben ne ara Barış ile karşı karşıya gelmiştim?
Irvin tekrar bana döndü. "Sorun ne?" derken May'ın aksine oldukça ciddiydi.
Ağzımı açacağım sırada duyduğum adım sesleriyle taş kestim. Bu tarafı geliyorlardı. Bedenim buz keserken ne yapacağımı bilemedim. Sanki kıpırdamazken yok oluyordum ama tek kılım kıpırdarsa varlığım fark edilecekmiş gibi hissediyordum.
Bakışlarım Barış'ın olduğu yöne döndüğünde yanında ki doktorla birlikte bu tarafı yürüdüklerini gördüm. Doğru ya koridorun ortasında duruyorduk. Yanımızdan öylece geçip gideceklerdi. Hiçbir şey olmayacaktı. Korkma Selis, sen eskiden olan o kız değilsin korkma artık!
Bize yaklaşırlarken adımlarının yavaşlamasını fark etmemle titrememek içim yumruklarımı daha sıkı sıktım. Dört beş adım uzağımızda durduklarında Barış beni bir kez daha süzdü. Ağzını tam açacağı sırada arkadan gelen Holly'nin sesiyle bu sefer yerinde kalakalan oydu.
"Artık bir şey söyleyecek misiniz?"
Holly bağırarak gelmişti. Muhtemelen ameliyathaneden çıktıklarında hiçbir açıklama yapmamışlardı. Barış'ın yanında ki doktor arkasını dönerken Barış'ın bakışları bende sabitli kalmıştı ama beni görmüyor da boşluğa bakıyor gibiydi.
Ben zaten ortamda var ile yok arasındaydım. Sadece etrafımda olanları algılıyor ama hiçbir etkim yoktu. Sanki burayı dışarıdan izleyen bir gözdüm. Evet, tam olarak böyle hissediyordum çünkü güvende hissetmemin başka bir yolu yoktu. Barış gözlerini bir kaç kez kırpıp arkasını yavaşça döndüğünde bir adım gerilemişti.
Holly diğer doktorla muhatap olduğundan onu görmemişti. "Doğru düzgün bir açıklama bile yapmadınız bu sefer. Kötü bir şey mi var?"
Sarışın doktor gülerek, "Hayır her şey normal meraklanmayın." dedi. Dean’in beyin kanması geçirmesi normal miydi? "Sadece üzülerek söylemeliyim ki Dean Bey'in doktoru artık ben olamayacağım. Tayinim çıktığı için gitmek zorundayım. Benim yerime Türkiye'den gelen Barış Bey ilgilenecek hastamızla. Merak etmeyin o da çok iyi bir beyin cerrahıdır."
Her duyduğumla ayrıyeten şaşırıyordum. Neden şaşırdığımı bile bilmiyordum. En azından Barış'ın adının hala Barış olduğunu biliyordum. Gerçi herkes buraya bizim gibi gizli kimlikle gelmiyorlar doğru ya unutmuşum. Ayrıca Barış beyin cerrahı mı olmuş? En son kimyayla ilgilendiği için fakültesini değiştirecekti ama o günden sonra okula da gitmediğim için durumunu bilmiyordum. Merakta ettiğim de söylenemezdi.
Holly'nin bakışları Barış'a döndüğünde öylece kaldı. Pekala artık burada ne olduğunu sorgulamanın vakti gelmişti? "Tamamdır. Sağ olun." dediğinde sarışın doktor ona gülümseyerek yanımızdan ayrıldı.
Barış ile Holly bir süre bakışırken Barış’ın bakışları omzunun üzerinden bana döndü. Tekrar Holly'e ve bir kez daha bana baktı. Son kez Holly'e döndüğünde elleriyle yüzünü kapattı ve kısa bir an güldü. Ellerini yüzünden çektiğinde gülüşü biraz azalmıştı ama hala yerini koruyordu.
Yönünü tamamen Holly'e çevirmişti. Artık sırtıyla bakışıyordum böylesi daha iyiydi ama sesini duymama engel değildi. "Sanırım hasta sizin yakınınız H-" Bir an duraksadı. "İsminiz neydi bu arada?" Sesinde anlamlandıramadığım bir ima vardı.
Holly'nin sesi az önce ki kısıklığından arınmış ve eski güçlü haline dönmüştü. "Holly, Holly Summıt. Dean Summıt’in kız kardeşiyim."
Barış kısa bir an sustu. "Anlıyorum." Bir süre daha sessiz kaldıktan sonra kendini toparlayıp konuştu. "Ameliyat iyi geçti ve hastanın geçmiş raporlarını inceledim. Beyninde anlamlandıramadığımız bir radyasyon yayılması var gibi duruyor ama bundan emin olmak için emar ve birkaç film çektireceğiz. Sizinle yarın net bir şekilde konuşuruz."
Holly sadece, "Tamam." demişti ve geldiği yöne geri dönmüştü. Barış bir süre arkasından ona baktıktan sonra tekrar bana döndü. Sadece bir kaç saniye bana baktı ve kısa bir an güler gibi oldu. Yönünü değiştirip sağ tarafa döndü ve oradan ilerledi.
Sonunda uzaklaşmasıyla rahat bir nefes aldım. Bana en yakın sandalyeye çökerek ellerimle yüzümü kapattım. Kabus olsun, az önce gördüğüm yüz kabus olsun... Değildi. Tüm gerçekliğiyle karşımdaydı.
May yanımda bitti. "Az önce ne oldu?" Cevap vermedim çünkü bende ne olduğunu bilmiyordum. Ellerimi yüzümden çekerken kafamı iki yana sallayarak ayaklandım. Nereye gittiğimi bile bilmezken kendimi ameliyathanenin yanında buldum. Birazcık ona yakın hissedersem belki korkmazdım. Eskiden öyle olurdu yani...
May'da peşimden gelerek kolumdan tutmuştu. "Tamam, Dean iyi işte." Ben sanki onu görmüyor gibiydim. "Hadi gidelim. Irvin gitti bile." dediğinde kafamı kaldırdım. Gitmişti evet. Ben tam olarak ne istiyordum şuan?
Kendimi bulduğum ilk sandalyeye bıraktım. "Sende git."
"Ne?" dedi anlık afallamayla.
Omuz silktim sadece ama hala ona bakmıyordum. "May lütfen zorlama ve git." Onu ikna etmek için gözlerine baktım. "Irvin'i idare edersen geldiğimizde konuşuruz olur mu?" Bir süre beni inceledi. Biraz olsun o da kendine gelebilmiş olmalı ki ofladı ve kafasını sallayarak beni onayladı.
May'da gittiğinde ayak üstü konuşan Earl ve Holly'e baktım. Earl, "Her neyse işte. Abin iyi Holly. Takma kafaya bu kadar, yarın döner Zirve'ye." diyordu.
Holly'de de bir değişim vardı. Bu Barış'ı gördükten sonra olmuştu. Ne yani Barış'ı da mı tanıyordu? Maşallah, Holly'de bu dünyada ki herkesi tanıyordu herhalde.
"Tamam Earl git." diyerek yanında ki sandalyeye çöktü o da. "Hiç senin çeneni çekmeyeceğim."
"Oldu prenses başka istek? Kızım abin seni yalnız bıraktığımı görürse beni keser be!"
Holly ters ters Earl'a baktı. Aynı ters bakışları bana çevirdi. "Yalnız mıyım sence?" Benimde kaşlarım çatılırken yanında ki Maya'yı gösterdi. "Maya var işte. Def ol git şuradan."
Earl, Holly'nin yanına bıraktığı ceketini alarak, "İyi be." dedi. "Ne halin varsa gör." O da çıkışa doğru ilerlediğinde koskoca hastanede sadece Holly, ben ve Maya kalmıştık.
Holly içine derin bir nefes çekti. "Sen gitmek için neyi bekliyorsun?"
Kaşlarımı kaldırarak, "Beni suçlamaman için Dean'in iyi olduğundan emin olmak istiyorum." dedim.
Holly sinirle güldü. "Birde bununla uğraşıyorum ya."
Maya, "Tamam." diyerek Holly'nin omzunu sıvazladı. "Sakin ol. Kalsın işte ne olacak yarın beraber döneriz."
Holly oflayarak bana baktı ama kısa sürdü. Bakışlarını Maya'ya çevirdiğinde gülümsedi. "Tamam, öyle olsun."
Maya'da ona gülümsediğinde Holly başını Maya'nın omzuna yaslayarak gözlerini yumdu. "Sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var. Sonra sert kız pozları kesmeye devam ederim."
Holly'nin sözleriyle Maya güldü ve o da kafasını Holly'nin kafasının üstüne yasladı. "Manyak ya."
Holly'de kendini tutamayarak güldü. "Senin manyağın."
Maya, Holly'nin saçlarına bir öpücük kondurup, "Tabii ki. Başka bi seçenek olamaz zaten." dedi.
Holly tekrar güldü ama gülüşü yorgundu. "Zirve'ye döndüğümüzde konuşmamız gereken önemli bir konu var." Maya sadece mırıltı çıkararak onu onayladı.
O ana kadar da onları gülümseyerek izlediğimin farkında da değildim. Lezbiyen gibi durmuyorlardı aslında. Arkadaş olarak bakıldı mı tatlılardı. Yani bu halleriyle, herkese gösterdikleri kişilikleriyle değil. Gerçi hangimiz tüm insanlara gösterdiğimiz kişiliğimizle seviliyorduk ki. Biri bizim için özel hale gelene kadar saklıyorduk kendimizi.
Benim de gözlerim kapanacakken duyduğum telefon sesiyle gözlerim açıldı ama telefon bana ait değildi. Karşımda ki Holly ve Maya'ya baktığımda Maya'nın telefonunu çıkardığını gördüm. Holly de telefona baktığında bir süre arayan kişiye baktılar. Bakıştıklarında Holly telefonunu çıkardı. Ne gördüyse yutkundu. "Sessizdeymiş..."
Maya gülerek ayaklandı. "Ben hallederim." diyerek telefonu açtı ve yanımızdan uzaklaştı.
Maya'nın gitmesiyle Holly ile uzun soluklu bir bakışma gerçekleştirdik. Holly en sonunda kendini tutamayarak, "Burada kalacak yüzü nerede buluyorsun bilmiyorum." dedi. Açık açık konuşmasının getirdiği şaşkınlıkla kaşlarım havalanırken o kendini toparladı. "Yani az önce seni suçladım."
Az önce Maya'yla olan halinden eser yoktu. Robot gibiydi. Bende aynı rahatlıkla omuz silktim. Zaten ruhum çekilmiş gibi durduğuma emindim. "Suçsuz olduğumu biliyorum."
"Gitsene o zaman!" diye yükselmesiyle dudaklarım tek bir kenara doğru kıvrıldı.
"Sinirlenebiliyormuşsun. Ne güzel." Onu alaya almamla ayaklandı ama üstüme yürüyemeden duyduğu adım sesleriyle duraksadı ve sesin geldiği yöne döndü. Bende başımı çevirmemle Barış'ı gördüm. Görmemle eş zamanlı olarak hızla kafamı önüme eğdim ve bakışlarımı kucağıma sabitledim. Onu yok saydım. Yani yapabildiğim kadar. Henüz varlığını sindirememişken içimde ki bu korkuyu yenmenin bir yolu yoktu. Zaten kafam yine doluydu. Tüm düşünceler sanki birbiriyle savaş içindeydi ve ben ne düşündüğümü sorguladığımda hiç bir şeye ulaşamıyordum. Bu dünyanın en rahatsız edici hissiydi ama yaşamayana anlatamazdım, anlatsam bile anlamazdı. Bundan adım gibi eminim.
Barış, "Dean Bey odaya alındı." diyerek Holly'nin karşısında durdu muhtemelen.
Holly sustu bir süre ve Barış da konuşmadı. "Tamam." Yine sustular. Bu süreçte sadece bakışıyorlar mı merak etsem de kafamı kaldıramadım. "Kaç numaralı oda?"
"Elli altı." Barış’ın sözlerinin ardından Holly hiç bir şey demedi. Adım sesleri duydum ama bu sert değildi keskindi. Muhtemelen Holly'e aitti. Holly gidiyorsa ben Barış ile yalnız mı kalacaktım? Hayır bu olmamalıydı. Şuan değil, kendimi hazır hissetmiyorum.
"Holly!" diyerek kafamı kaldırarak ona seslendim. Yine sadece beynimin beni yönlendirmesine göre hareket ediyordum. Sonumuz hayra çıkar inşallah.
Holly durup bana döndüğünde 'Ne var?' der gibi baktı. Bakışları Barış'a kaydığında bende kısa bir an ona baktım. Barış tamamen Holly'e kilitlenmişti, beni görmüyor gibiydi. Bu iyi bir şeydi. Ne diyeceğimi bilemezken, "Bir şey konuşmalıyım seninle." dedim.
Harika! Ne konuşacaksın Selis? Neyse en azından Barış'ı yanımdan uzaklaştırabilirdim. Sözlerimle Holly olduğu yerde ifadesiz gözlerle bana baktı. "Tamam söyle."
Bakışlarım kısa bir an Barış'a kaydığında ne istediğimi anlamış olmalı ki oflayarak Barış'a döndü. "Özel denilen bir şey var." dedi direk hiç çekinmeden. "Rica etsem gider misiniz?"
Barış yarım ağız güldü. "Giden pek ben olmadığım için alışkın değilim." Ne demişti bu şimdi? Omuz silkerek Holly'e doğru adımladı. "Ama illa ki bir gün gidende ben olmalıyım değil mi? Kısasa kısas."
Holly'nin yanından geçerken anlamlı sayılacak bir süre bakıştılar. Barış, Holly'nin yanından geçip gittiğinde aklımda onlarca ihtimal değil de tek bir ihtimal vardı. Olabilir miydi?
Holly bir süre Barış'ın arkasından baktıktan sonra bana döndü. "Ne?" dedi direk.
Gel gelelim sebebi ziyaretimize... Ne diyeceğim ben şimdi? Ne diyeceğimi düşünürken birden dudaklarımdan asla söylemek istemeyeceğim kelimeler döküldü. "Dean'in yanında ben kalabilir miyim bu gece?" Ne dedim ben?
Holly bir an şaşırır gibi oldu. Şaşırabiliyormuş. "Ne?" dedi algılayamamış gibi. Bende henüz tam olarak ne dediğimi anlayamamıştım.
Bir kere demiştik. Ağzımızdan çıkanın arkasında duralım bari. Yerimden ayaklanarak ona yürüdüm. "Duydun işte. Beni suçlamıyor muydun sen? Zaten geceleri uyumam pek. Dean'a bir şey olursa direk doktorları çağırırım. Dediğim gibi Dean sağlıklı bir şekilde buradan çıkana kadar buradayım. Boş durmamış olurum."
Holly alık alık yüzüme baktı. Bende şaşkındım o yüzden onu anlıyordum. Holly kendini toparlamak adına ağzını açacağı sırada yanımıza gelen Maya ile ona döndü. Maya hızla, "Aşkım sen bu gece burada tek kalsan?" dedi.
Holly'nin kaşları çatılmıştı. "Ne oldu?"
"Ne olduğunu boş ver ben idare ediyorum." Holly ciddiyetle ona bakınca telefonu gösterdi. Holly avuç içini alnına vurdu.
"Ben bunu nasıl unuttum."
Maya güldü bu haline. "Hatırlatma sen robot değilsin."
Holly ters ters ona baktı. "Zirve için öyle olmalıyım." Maya susarken Holly bana döndü. Dudakları aralandı ama söyleyeceğinden vazgeçer gibi Maya'ya yöneldi. Maya'ya bir şey söylemek istedi ama ne diyeceğini bilemeyince sinirle bana döndü.
"Tamam kal." İşaret parmağını sallayarak beni tehdit etmeyi de ihmal etmedi. "Ama abime tek bir zarar gelsin. Ona bir şey olsun. Seni sorumlu tutarım." Oflayarak, "Zaten sabah güneş doğmadan gelirim." diyerek Maya'ya yöneldi.
Maya, "Bende halledebilirim, senden öğendim bir şeyler." Dese de onu susturdu.
"Ya ben ya abim gerekli Maya. Sus o yüzden şuan."
Maya ve Holly konuşarak ilerlerken ben öylece arkalarından bakakalmıştım. Ne oldu şimdi? Ben ciddi ciddi Dean'a refakatçi mi kaldım. Reddedeceğini düşünerek sormuştum. Tek amacım Barış'tan kurtulmaktı. Neden planlarım hep elimde patlıyordu. Ciddiyim dünyada ki en şanssız insan ödülünü almaya layık bir insanım.
Ayrıca Holly'nin abisini bırakıp gitmesini gerektirecek kadar önemli ne olmuş olabilirdi ki? Umarım bizimle ilgili değildir. Umarım...
Kısa sürede Dean'in alındığı odayı bulmuştum. Oda numarasının bile bir anısının olması ayrı trajikomikti. 56... Sadece oradan kaçmadan önce Demir bir sayı söylememi istemişti ve bende elli altı demiştim. Neden bu kadar yüksek söylediğim hakkında bana kızsa da kabul etmişti ama ben aradan elli altı gün geçene kadar nedenini anlamamıştım. O soruyu sorduktan elli altı gün sonra kaçmıştık. Kaçmasaydık da bir şey değişmeyecekmiş aslında. Benim her şekilde hayatım mahvolacaktı. O ise yine ailesinin yanında olacaktı, şimdi olduğu gibi.
Kafamı iki yana sallayarak düşüncelerden uzaklaşmaya çalıştım. Elim kapı koluna gittiğinde duraksadım. İçeri girmek zorunda mıydım? Yutkunarak kapıyı açtım. Kendi başıma iş çıkarmaktan başka bir şey yapmıyordum. Tamam, sorun yok. Holly güneş doğmadan gelecek ve bende bu durumdan kurtulacaktım.
İçeri girmemle arkamdan kapıyı kapattım. Odaya kısa bir an göz gezdirdim. Klasik hasta odasıydı. Ne fazlası, ne eksiği vardı. Odanın ortasında ki karşılıklı iki yataktan birinde Dean yatıyordu. Diğeri boştu. Bir süre kapının önünde dikildim. Bakışlarım Dean'deyken kafamda ki düşünceler susmak bilmiyordu.
Acaba neden beyin kanaması geçirmişti? Bu çok ciddi bir durumdu ama Holly ve Earl bunu normalleştirmişe benziyordu. Anlamıyordum ve ilk kez anlamamayı tercih ediyordum. İçimde ki ses anlamadığım şeyleri anlamlandırmaya başladığımda hiç iyi şeyler olacağını söylemiyordu.
İçimde ki seslere de kafamda ki düşüncelere de kulak astım. Dean'in yatağının ilerisinde ki tekli koltuğa yöneldim. Dean'in yatağının yanından geçerken bakışlarım ona takıldı. Aslında hep ondaydı ama nedensizce daha dikkatli inceleme isteği vardı içimde. Nasıl olsa şuan kendinde değildi.
Yavaşça yatağın başına doğru adımladım. Unuttuğum yüzü hafızamda tekrar ve tekrar canlanırken bir kez daha beynimin tam ortasına kazınmıştı. Bu olmamalıydı çünkü zaten silmek için çok çaba sarf etmiştim. Yine de sadece son halini silebilmiştim çocukluk hali dün gibi aklımdaydı.
Yüzüne bakarken kesik bir nefes verdim. Odada ki tek ses makinenin ve serumun çıkardığı sesti. Başım sağ omzuma düştüğünde onun sağ şakağında ki izle bir kez daha karşılaştım. Odayı aydınlatan sadece yatağın tepesinde ki loş ışık vardı. Yine de yarayı görebiliyordum. Acaba beyin kanaması ile bu yaranın bir bağlantısı var mıydı?
Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Gözlerim kısıldığında daha dikkatli inceledim yarayı. Kurşun izine benziyordu. Nereden bildiğimi bile bilmiyordum ama benziyordu işte. Anlık yüzüne çok yakınlaştığımı fark ettiğimde irkilerek geri çekildim. Vücudum ona yaklaştığında kendini geri itiyordu ve bunun nedenini de bilmiyordum.
Sıkıntılı bir nefes vererek ondan uzaklaştım. Gözlerim ağrıyordu. Uykum vardı. En son ne zaman uyumuştum? Bugün. Niye uykum vardı o zaman?
Üzerimde garip bi ağırlık vardı. Artık kötü bir his demek istemiyordum çünkü Barış ile karşılaşmam dışında daha kötü ne yaşayabileceğimi bilmiyordum. Üzerime çöken uykuyla kabus görmeyi göze alarak ileride ki yatağa uzandım. Yönümü Dean'e çevirdim. Yatakların arasında yaklaşık 1-2 metre mesafe vardı neredeyse. Yine de yüzünü görebiliyordum.
Dizlerimi kırarak bacaklarımı kendime çektim. Ellerimi birleştirip yanağımın altına sabitledim ve uyumaya niyetlenmeme rağmen uykuya direnmeye çalıştım. Ne kadar geç uyursam o kadar az kabus görürdüm belki. Yine de Dean'in yüzünü izlerken çok uzun süre dayanamadım uykuya. Kabus görmem de çok uzun sürmemişti.
...
Gözüme vuran ışıkla gözlerimi araladım. Elimi gözüme siper ettim. Kabus muydu? Gerçek miydi? Bir yerden sonra gerçeklik algımı yitirmekten korkuyordum ama burası kabus olamayacak kadar aydınlıktı. Elimi gözümden çekerken pencereden vuran gün ışığını gördüm.
Yerimde çok kıpırdamadan sadece kaslarımı gerdim. Her yerim ağrıyordu. Gereğinden fazla akış yaşamıştım bu gece. Bir andan diğer ana atlamaktan ve neredeyse bütün işkenceleri hissetmekten yorulmuştum. Ölene kadar kurtuluş yoktu sanırım bu kabuslardan.
Bakışlarımı etrafta gezdirdiğimde nerede bulunduğumu anladım. Hastanedeydim… Doğru ya dün burada kalmıştım. Bir dakika? Güneş ışığı mı? Gözlerim fark ettiklerimle büyürken kendime gelip olduğum yerde oturur pozisyona geldim.
Bakışlarım Dean’i bulduğunda onunda uyanmış bana baktığını gördüm. Hala uyuyor olabilir miydim? Bir süre boş boş bakıştık. Hani Holly güneş doğmadan gelirdi. Bakışlarım pencereye kaydığında güneşin gayette doğduğunu ve tüm bunların benim hayal ürünüm olmadığından emin oldum.
Tekrar Dean’a baktığımda da onun beni izlediğinden emin oldum. Neden beni izliyordu ki şimdi? Ne gerek vardı yani… Gözlerimi kırpıştırırken bu halimi artık nasıl görüyorsa dudakları iki yana kıvrılır gibi olmuştu. Emin değilim hala hayal gördüğümü düşünüyorum. “Günaydın.” diyen sesini duymamla gerçek olduğuna bir kez daha emin oldum.
Elim enseme giderken bende yeni uyandığım için bir garip çıkan sesimle, “Günaydın.” dedim. Bu hasta yatakları yeterince rahat değildi. Bence o yüzden her yerim ağrıyordu.
Dean, “Holly nerede?” diye sorunca hiçte kendi içimde saçmalayarak bu andan kurtulamayacağımı anladım.
Elim ensemden düşerken, “İşi çıktığı için refakatçin benim.” dedim.
Ona baktığımda tek kaşı havalanmıştı. “Earl değil? Bir başkası değil de sen? Ve Holly buna izin verdi?”
“Ne oldu beğenemedin mi?” Alayla konuşmam onu güldürmüştü. Gülüşü bile yorgundu.
Gözlerini kapatırken, “Ne haddime.” demişti sadece. Gözleri kapalı bir şekilde dururken kısa bir an ona baktım. Gün ışığında daha da yüzü ışıldamıştı. Bir dakika, o uyandığımda beni mi izliyordu? Ağzımı açacakken vazgeçtim. Konuşmak için konuşma Selis. Bende uyandığımda karşımda birini görsem bakardım. Her şeyi abartma.
Dean gözleri hala kapalıyken, “Ne oldu bana?” diye sordu. Öylece kaldım çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Gözlerini açarak kahvelerini bana dikti. “Yani bayılmadan öncesi... Seni hatırlıyorum.” Sesi fısıltıdan daha kısıktı çünkü söylediklerinden emin değildi. Hayal görmüş olabileceğini düşünüyor olabilirdi.
Kafamı yavaşça aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. “Seni ben buldum. Yerde oturuyordum ama canın yanıyor gibiydi. Sadece Holly’i aramamı istedin ve sonrası...” diyerek kollarımı iki yana açıp bulunduğumuz durumu gösterdim. “Sanırım siz baya alışıksınız bu duruma.”
Bir süre konuşmadı. Gözlerime bakarken dalıp gitmiş gibiydi. Bende öylece kaldım. Ne düşündüğünü anlayamıyordum çünkü gözlerine çektiği bir sürme vardı ve açılmadığı sürece onu göremezdim. Belki de onu görmemi istemiyordu. Ne düşünüyordu bilmiyordum ama ciddi manada dalıp gitmiş gibiydi. Sessizliği fazla uzun sürdüğünde yalandan boğazımı temizlememle kendine geldi.
Kafasını yattığı yerden sallayabildiği kadar iki yana sallayıp kendince toparlandı. “Boş ver.” dedi ama bunu az önce söylediklerimi anlamadığı için söylediğine yemin edebilirdim. Tekrar bana baktı. “Sen niye buradasın? Beni Holly’e bıraktıktan sonra gitseydin ya?”
Sözleriyle ayaklandım. “Öyle olması gerekti oldu.” dedim toparlama çabasıyla. Son zamanlarda zaten kafam yerinde hissetmiyorken birde onun yanında fazla garip davranıyordum. Buna son vermeliydim. Odadan çıkmak adına kapıya yöneldim. Telefonumu çıkardım ama şarjının bittiğini fark ettim. Ne ara bitmişti ki? Holly’i aramam lazımdı çünkü artık buradan gitmek istiyordum.
Dean’in telefonun yanında olacağını düşünerek ona döndüm. Dönmemle birlikte, “Demir.” diyerek ona seslendim. “Benim telefonumun şarjı bitmişte...” Ne söylediğimi fark etmemle ise sesim cümlemin sonlarına doğru kısıklaşıp yok oldu.
Bakışlarımız kesiştiğinde zorla yutkundum. Gözleri kısılmıştı. Aramızda verdiğimiz saçma savaşı kazanmanın zevkiyle dudağı tek bir kenara yavaşça kıvrıldı. Ne diyeceğimi veya nasıl toparlayacağımı bilemedim. Sadece bir anlık dalgınlıkla pes eden ben mi olmuştum yani?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.26k Okunma |
872 Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |