
Bazen içinde bir sıkıntı hissedersin ama bu çok farklı olur. Bir şey olur tamam buna çıktı dersin ama o değildir. Aslında zamanla bu sıkıntının neye çıkacağını bekleyerek kendine sıkıntı yaratırsın. Sanırım ben kendime bunu yapıyordum. İçimde ki huzursuzlukla kafayı o kadar bozmuştum ki ne dediğimi bile bilmiyordum. İsmiyle seslenmiştim ona. Evet, bunu gerçekten yapmıştım. En azından Türkçe olarak söylememiştim... Bu da bir şey bence.
Öylece bakışırken onun konuşmasına izin vermeden saçmalamak pahasına olsa bile ben konuştum. “Yani Demir Adam gibisin.” dedim birden. Küçükken de ona Demir Çocuk derdim zaten. “Hani beyin kanaması geçirdin ve ayaktasın ondan Demir dedim.” Bence iyi toparlamıştım. Mantıklıydı konuştum. Evet, evet...
Sözlerimle güldü ve yerinde dikleşti. Bir an yardım etmek için ileri adımlar gibi oldum ama kendimi frenledim. Oturur pozisyona geldiğinde, “Öyle miymişim?” diye sordu.
Hızla kafamı aşağı yukarı salladım. “Evet, evet. Birde bu sürekli oluyorsa yani maşallahın var.” Şuan neden onu övüyordum? Sözlerimle gülüşünü tutamadı. Başını cam tarafına çevirdiğinde bu sefer camdaki yansımadan göz göze geldik. Tamam artık buradan gitmem gerekiyordu. “Neyse işte,” diyerek arkamı döneceğim sırada kapı açıldı. Kimin geldiğine bakmak için arkamı dönmemle Barış ile neredeyse yüz yüze geldim. Onu ve kehribar gözlerini görmemle gereğinden hızlı bir şekilde geri geri üç, dört adım attım.
Barış gözlerini kısmış hareketlerimi inceliyordu. Beni bu hale getirmek oma zevk veriyor olmalıydı. Dişlerimi sıktım. Şuan elime geçirdiğim herhangi bir şeyi onun suratına fırlatmak istiyordum. Barış bana doğru adımladığında odada Dean’in da olduğunu idrak ederek kendime geldim. Muhtemelen şuan Dean’e bakmak için ona doğru gidiyordu. Hızla sola kayıp önünden çekildim. Yine de yanımdan geçerken pis sırıtışıyla beni süzmüştü. Dişlerimi daha çok sıktım. Şuan korkudan çok nefreti hissediyordum içimde. Aslında ikisi de uzun zamandır bir bütündü içimde ama bu sefer farklıydı.
Barış yanımdan geçerken bana bakmamıştı ama dudaklarında ki pis sırıtışı görebiliyordum. Muhtemelen Dean göremezdi çünkü bende bir zamanlar normal bir tebessüm zannederdim. Gerçek yüzünü görmeden önce... Dean’in yatağının ayak ucunda durduğunda kısa bir an bana baktı. “Holly Hanım yok mu? Özellikle o merak ediyordu sizi.” diyerek Dean’a döndü.
Dean tam ağzını açacakken kapı açıldı. Holly içeri girdiğinde nefes nefese kalmıştı. Bakışları Dean’i bulduğunda rahat bir nefes verir gibi oldu. Bir an normal bir insan gibiydi. Sanki abisi için endişelenmişti... Hızla kendini toparlayıp robot kişiliğine geri döndü. Tek kaşım havalanırken Holly’i süzdüm. Nedensizce kendi isteğiyle böyle davranmadığını düşünüyordum. Gerçekten burada nasıl bir sır dönüyordu?
Barış gülerek, “İyi insan da lafının üstüne gelirmiş.” dedi. Holly onu duymazdan gelerek Dean’in yanına ilerledi.
“İyisin?” diye sorduğunda Dean sadece başını aşağı yukarı sallayarak onu onayladı.
“Her zaman ki gibi.” Holly’nin gerilen sırtının gevşediğini gördüm. Gerçekten abisi için telaşlanıyordu.
“Biraz geciktim Zirve’nin yıldönümü işi vardı.”
Holly’nin sözleriyle Dean’in yüzünü buruşturduğunu görür gibi oldum. “Bir de o vardı değil mi?”
Holly düz bir sesle, “Hallettim.” diyerek tekrar Barış’a dönüş sağladı. “Evet durum nedir?” Oldukça resmi ve ciddi bir ses tonuyla konuşuyordu. Ses tonu dublajlardan fırlamış gibiydi hatta. Acaba diyorum... Holly gerçekten robot olabilir mi?
Barış içine derin bir nefes çekerek konuşmaya başladı. “Her şey normal. Biliyorsunuz ki hareketlenme dolayısıyla zaten beş, altı ayda bir beyin kanaması atlatıyorsunuz. Bu bile oldukça riskli ve her seferinde sağ çıkmanız bir mucize. Her beyin kanamasında beyin fonksiyonlarınız biraz daha işlevini yitiriyor ve yaptığımız testlerde ek olarak beyninizde radyasyon yayılımı tespit ettik. Bundan sonra sadece ilaç yetmez ayda bir kontrol edilmeli ve mutlaka yanınızda bir doktor bulundurmalısınız çünkü bir sonra ki beyin kanamasında ölmeyeceğiniz bir garantisini veremiyoruz.”
Uzun soluklu konuşmasının ardından odada bir sessizlik belirdi. Ben ise hala anlamıyorum. Neden böyle bir şey oluyor? Dean’in beyninde tam olarak ne var? Timor mü? Yoksa başka bir şey mi?
Odada ki sessizliği Dean’in sözleri bıçak gibi kesti. “Yanımda doktor olması gerekiyorsa... Zirve’ye gelmeye ne dersin?”
Barış’ın her hangi bir tepki vermesine fırsat vermeden Holly ile aynı anda, “Hayır.” demiştik. Ben tamamen beynimin yönlendirmesiyle konuşmuşken Holly daha net ve keskin söylemişti. Yine de benim sesimde duyulmuştu. Bakışlar bana dönerken Holly, “Sen niye hala buradasın?” diye sormuştu. Sahi, ben niye hala buradayım?
Ne diyeceğimizi bilemez bir halde dudaklarım aralanırken Dean, “Neden hayır?” diye sordu. Ona baktığımda onun bana değil de Holly’e baktığını gördüm.
Holly’nin bakışları da abisine dönünce muhtemelen buraya gelmeden önce yine balık sırtı ördüğü saçına gitti eli. Örgüsünün ucunu çekiştirirken, “Kafamıza göre doktor alamayız.” dedi ama normale göre sesi net ve gür çıkmıyordu. İlk kez söylediklerinden emin değil gibiydi.
Dean’in bakışlarını üzerimde hissetmemle ona döndüm. Gözleri kısılmış bana bakıyordu. Holly’nin benim üzerimdeki dikkatini bilerek mi çekmişti? Bilmiyordum ama az önce neden hayır dediğimi merak ediyor gibi bakıyordu. Şuan buradan yok olmak istiyorum ama ayaklarım yere çivilenmiş gibi harekette edemiyordum. Muhtemelen Barış ilk geldiğinde değişen ruh halimi de fark etmişti ama... Bu neden umurunda olsun ki?
Dean tekrar Barış’a döndü. “Taburcu işlemlerini başlat.”
Holly sinirle yükseldi. “Bir kaç gün burada kalsan bir şey olmaz. Zirve sensiz de idare edilebiliyor.”
Dean alayla güldü. “Bensiz idare edilebiliyorsa neden buradayım Holly?” Holly yutkunurken bakışlarını kaçırdı. “Bende öyle düşünmüştüm.” Dean tekrar Barış’a yönelirken benim aklıma yine onlarca soru dolmuştu. “Zirve’yi duymuşsundur. Orada da bir kaç doktorumuz var acil durumlar için. Sende benim özel doktorum olmak istersen Zirve’de sana özel oda da ayarlayabiliriz. Paranı da misliyle alırsın.”
Barış bir süre sustu. Bakışları boşluğa daldığında ilk Holly’e sonra da bana baktı. Tekrar Dean’a baktığında, “Kabul.” dedi. Gözlerim kapanırken bu durumdan kaçışım olmadığını anladım. Geçmişim bir adım ötemde olacaktı ve benim kaçmak gibi bir seçeneğim yoktu. Yüzleşmek zorundaydım, olabilecek en güçlü halimle...
...
Zirve’ye geldiğimizde kaçar gibi kendimi odaya atmıştım. Barış’a da oda ayarlayacaklardı, umarım bu katta olmazdı. Yine de her şekilde onunla her gün yüz yüze geleceğim gerçeğini değiştirmiyordu bu. Artık bir an önce işimizi halledip buradan gitmek istiyordum.
Odada May yoktu ve oldukça bunaltıcıydı. Belki de oda normaldi ama artık ben nefes alamıyordum. Dayanamayarak odadan çıktım. Umuyorum ki Barış ile karşılaşmazdım.
Nereye gideceğimi bilemez bir halde asansöre ilerledim. Biraz hava almak iyi gelirdi. Asansörün önünde durduğumda asansörün kapılarını iki yana açılıyordu. İçinden Earl çıkınca umursamayıp geçmeyi düşünüyordum ama benimle konuşan o oldu. “Ooo Selen.” Sözleriyle baygın bakışlarımı ona çevirdim. “Hastaneden döndünüz demek?”
Dayanamayarak sözlerine karşılık gözlerimi devirdim. “Bildiğim kadarıyla Dean senin dostundu. Benden daha iyi bilmen gerekmez mi durumunu?”
Yine elleri kargo pantolonunun cebinde rahat bir şekilde duruyordu. Ekstra olarak ağzında sakızı vardı. “Bilmediğimi söylemedim ki.”
Derin bir nefesi sabırla verdim. Asansörde gitmişti! “Niye soruyorsun o zaman?”
Tam anlamıyla piç gülüşü attı. “Canım istedi.”
Dayanamayarak ona doğru bir adım attım. Tam karşısında durduğumda elimi kaldırarak ona gösterdim. “Şimdi bende sana bir tokat atsam...” Masum masum göz kırpıştırdım. “Canım istediği için.” Elimi indirirken sert yüz ifademi geri takındım. “Nasıl olur?”
Onunda gülüşü solarken yüzünü yüzüme doğru eğdi. “Bilmem deneyelim mi?” İğrenerek yüzüne baktım ve sırf rahatlamak için göz devirerek arkamı döndüm.
Asansörü yeniden çağırdım. Ben asansörü beklerken maalesef ki Earl’de gitmemiş arkamdan hala konuşuyordu. “Sen niye Dean’i bu kadar düşünüyorsun ki?” Gerçekten bu çocuk sinirlerimle oynuyordu. May buna nasıl tahammül ediyordu?
Ellerim iki yanımda yumruk olurken olabildiğince sakin bir yüz ifadesiyle omzumun üstünden ona baktım. Sırtını arkasında ki duvara yaslamış aynı rahat ifadesiyle bana bakıyordu. Göz devirerek önüme döndüm. “Bunu Holly’e de söyledim. Sadece onu fenalaşırken gördüğüm için endişelendim.” Kaşlarım alayla havalanırken omzumun üstünden ona baktım. “İnsanlık yaptım yani. Hani sizin hiç yapmadığınız.” Biraz daha ayarlarımla oynarsa gerçekten ağzımdan bir şey kaçıracaktım.
O da alayla kaşlarını kaldırıp güldü. “Öyle mi ya?” dedi rahat rahat. “Yani yetim, öksüz çocukları buraya almamız bile bir insanlık bence.” Dişlerimi sıkarak önüme döndüm. Gerçekten beni zorluyordu. Asansörün tuşuna bir kez daha ama daha sert bastım. Artık gelecek mi! Bu halime yine güldüğünü duydum. Aynı May gibi aşağılayıcı bir gülüşü vardı. “Kırmazsan sevinirim.”
“Merak etme kırmam.” dedim dişlerimin arasından.
Adım seslerini duysam da arkamı dönüp bakmadım. Umarım buradan uzaklaşıyordur. “Yine dee.” diye uzatarak konuştu. “Dean ile sanki eskiden tanışıyor gibisiniz.” Sözleriyle tek kaşım havalandı. Holly’nin hastanede ki açık konuşmalarından da bildiğini düşünmüştüm çünkü orada Earl olmasına rağmen rahattı. Earl’ın varlığını unutma ihtimali yoktu zaten. Kız robot gibiydi, iyi anlamda da kötü anlamda da. Adım seslerinin tam arkamda durduğunu hissettim. “Yani acaba diyorum-“
Lafını keserek sinirle ona döndüm. Sıktığın dişlerimin arasından, “Sen bir şey deme!” dedim. İki yanımda yumruk olan ellerimi açıp kapattım. Normalde bu kadar sinirlenmezdim ama sabrımı sınıyordu. Zaten Barış yüzünden kafam hiç yerinde değildi birde bunu çekemeyecektim. “Boş boş konuşuyorsun ama ben senin boş konuşmalarını çekecek kızlardan değilim. O yüzden siktir git başımdan!”
Sözlerimle gözleri büyümüştü ama şaşkınlıktan değil. Sanki eğleniyordu. “Tamam sakin,” Lafını tamamlamadan önce dudakları tek bir kenara doğru kıvrıldı. “Matmazel.” diyerek cümlesini tamamladı. Sözleriyle gözlerimi yumdum. Sakin ol, sakin ol...
Kesinlikle biliyordu ve inadına yapıyordu. Ama amacı neydi orasını bilmiyordum. Belki de sadece eğlenmek istiyordu. Gözlerimi açtığımda işaret parmağımı tehditkâr bir tavırla salladım. “Anladık bir şeyler biliyorsun,”
Arkamdan gelen sesle susmak zorunda kaldım. May, “Ooo kavga mı var? En sevdiğim.” diyerek ortama giriş yapmıştı. Asansörden inip yanımızda bittiğinde elimi geri indirip içime bir nefes çekerek bir adım geriledim.
Earl yüzünde ki piç sırıtışıyla May’a bakıyordu bu sefer. “Sensiz kavga olmaz doğru.”
May’ın da dudakları tek bir kenara kıvrıldı. “Bensiz hiç bir şey olmaz.”
Earl imayla, “Bilmez miyim demeyeceğim artık çünkü biliyorum.” dedi. Ne dediklerini anlamadığım için kaşlarım çatıldı. Bir gece de ne yaşamışlardı? Düşünmek istemiyordum çünkü konu May olunca sonuç tek bir yere çıkıyordu.
May koluma girerek tek ayağına yük vererek saçlarını tahrik edici bir yavaşlıkla omzundan geriye attı. “İyi bir şeyler öğretebilmişsem ne mutlu bana.” Gözleri kısılmış bir vaziyette bir kaç kere Earl’ı süzdü. Dudağını ısırdığında Earl’ın da gözleri kısılmıştı. Ben şuan neye tanıklık ediyordum? En sonunda May toparlayarak, “Ama şuan müsait değilim.” dedi. Yandan bana baktı. “Kavga etmek için yani.” Sözleriyle kaşlarım çatılsa da o umursamadan Earl’a dönerek lafını tamamladı. “Zaten Selen herhangi bir arıza çıkardığında Irvin yanında olmalı malum. O yüzden ben bu kızı götüreyim.”
Earl’ın bir şey demesinde fırsat vermeden beni çekiştirdiğinde çatık kaşlarımla ona uyum sağladım. Earl duymaması için fısıldayarak, “Irvin ne alaka?” diye sordum.
May’ın göz devirişini hisseder gibi oldum. “Bilmem, orasını sen düşün.” Dün gecenin imasını yapmıyorsa bir şey bilmiyordum.
Biz odaya ilerlerken arkamızda kalan Earl’ın, “Müsait olduğunda beklerim!” diye bağırışını duyduk. “Yani kavga için.” May şuh bir kahkaha atarak ona yanıt verdi. Sadece ters ters baktım çünkü May’a karışılması imkansızdı.
Odaya girmemizle sinirle May’a döndüm. “Neydi bu şimdi?”
May göz devirerek yatağına ilerledi. “Harika, Irvin’in kadın versiyonu eksikti zaten.”
Sözlerini gram umursamadım. “May ciddiyim şurada!” Alaycı bakışlarını bana çevirerek yatağın başlığına yaslandı. “Dün gece bir şey mi oldu?”
Aşağılayıcı bir şekilde güldü. “Bu seni ilgilendirir mi?”
“Evet!” dedim ciddiyetle. Dün dediklerim umurumda değildi. Zaten sadece Irvin için söylemiştim ciddi de değildim.
“Öyle mi olduk ya şimdi?” dedi alay edercesine.
Kafamı geri atarak bir kaç saniye soluklandım. Gereksiz yere sinirleniyordum zaten şu sıralar, elimden bir kaza çıkacaktı en sonunda. “May.” derken tekrar ona dönmüştüm. “Dün Earl ile aranızda bir şey yaşandı mı?” Oldukça ciddi bir tavırla bunu sormuştum.
Sanırım bu tavrıma sinirlenmiş olmalı ki oturduğu yerden ayağa fırlayıp karşımda dikildi. “Senin Dean ile aranda ne yaşandı Selen?” Gereğinden fazla yüksek çıkan sesi odada yankı yapmıştı. Sinirden çenesi seğiriyordu. “Ben senin hakkında tek bir şey bilmezken, benim için bu kadar meraklanma hakkı sana nerden doğuyor?”
Bakışlarım kısa bir an kapıya takıldı. Dişlerimin arasından, “Bağırma.” diyerek ona dönmüştüm.
Kafasını geri atarak sinirden bir kahkaha patlattı. “O kadar mı gizli bir bilgi?” Dudaklarını büzdü. “Tüh, şimdi birileri falan duymuştur.”
“May yeter.” Onun aksine normal bir ses tonuyla konuşuyordum.
Bu seferde güldü ama gülüşü yarımdı. Sanki gülmeye bile gücü kalmamış gibiydi. “Çok oldum değil mi?” Kafasını aşağı yukarı salladı. “Sen nasıl Earl’a aramızda bir şey geçip geçmediğini merak ediyorsan bende seni merak ediyorum Selen. Senin hakkında tek bir şey bilmiyorum. Dean hayatının neresinde onu bile bilmiyorum. Zamanı gelince diyorsun ama o zaman bir türlü gelmiyor. Biraz empati yapsan sadece?”
Haklıydı. Onun tarafından olaya hiç bakmamıştım. Düşüncesizlik etmiştim. Bencillik yapmıştım... Yine.
Ağır ağır nefesimi verirken bakışlarımı ondan kaçırdığımda bir süre ikimizde sustuk. Aramıza derin bir sessizlik çöreklenirken ikimizin de kafası bambaşka bir alemdeydi. Belki de sadece buna ihtiyacımız vardı. Susup biraz düşünmeye. Ama onun zannettiğinin aksine benim düşüncelerim hiç susmuyordu. Dışarıdan ve içeriden bambaşka bir kızdım aslında ama kimse bunu bilmiyordu.
May’ın sesini duyduğumda kendimi zorlayarak ona baktım. “Selen.” Sadece bir mırıltıyla onu onayladım. “Anlatmak ister misin?” Sözleriyle yutkundum. Yok sayıyordu, sanki az önce ve bundan önce ki konuşmalarımız hiç olmamış gibi yok sayıyordu. En baştan başlamak gibiydi bu yaptığı.
İçime derin bir nefes çekerken zorla bir kez daha yutkundum. Ben şuana kadar kimseye geçmişimi anlatmamıştım. Anlatabilir miydim? İçimde bazı şeyleri atlatıp dile dökebilir miydim? Gerçekten birine derdini anlatmak iyi gelir miydi yoksa hiç bir şey değişmez miydi? Denemekten zarar gelmezdi aslında ama ben denemekten de korkuyordum.
Gözlerimi araladığımda May’ın buz mavileriyle karşı karşıya geldim. O gece ki gibi bakıyordu... Bana kendini açtığı o ilk gece gibi. O gece aramızda bir köprü oluşmuştu. Birbirimize bağlanmıştık ve istesek de ayrılamazdık ama ikimizde köprünün iki yanındaydık. Köprüyü May inşa etmişti çünkü duvarlarını yıkan oydu. Belki de aramızda bağ hep oradaydı ama biz birbirimizi görememiştik. Şimdi ise sıra bendeydi. Tam anlamıyla dost olabilmemiz için benimde çaba sarf etmem lazımdı.
Sahi dost ne demekti? Hiç olmamıştı ki... Ben bilmezdim ama May bilirdi. Onun hayatında Duygu vardı çünkü. Belki nasıl iyi bir arkadaş olunur bana da öğretirdi. Denemekten bir zarar gelmezdi değil mi?
Dudaklarım aralandığında benden önce konuştu. “Tamam şöyle yapalım sen sadece Dean’i anlat bende karşılık Earl’ı”
Sözleriyle kaşlarım çatıldı. “Earl ile aranızda ne kadar şey geçti.”
Güler gibi oldu. “Bilemezsin.” derken sesi fazla derinden geliyordu. Sadece basit bir seks değil mi? Bu bile benim için basit değildi ama en azından sadece bu olmuştu değil mi? İlerisi yoktu. Öyle olmasını umuyorum...
Kararsızdım. Sadece Dean... Hayatım zaten Demir’den ibaret değil miydi? Sadece Demir, Demir... Bir insan nasıl başka bir insanın hayatına bedel olabilirdi?
Peki May’a güvenebilir miydim? Anlattıklarımı başkasına anlatır mıydı? Aklımda yine tonlarca şüphe belirdiği sırada May’ın elini omzumda hissetmemle tekrar gözlerine baktım. “Bu odada konuştuğumuz burada kalır.” Sanki içimi okumuş gibi söyledikleriyle ona güvenmek istedim. Hataysa bile bu hatayı son kez yapmak istedim. Dudaklarım aralandığında ne diyeceğimi anlamış gibi kafasını salladı. “Irvin’e bile gitmeyecek.” Tam anlamıyla aklımı okumasıyla gözlerim bir kabulleniş içinde kapanıp açıldı. May bu hareketime karşılık tebessüm ettiğinde benimde dudaklarım iki yana kıvrılmıştı.
Belki de kendimi tek açabileceğim kişi May’dı. Bir nedeni yoktu ama May aynı anneden olmasak da kardeşim gibi hissettiriyordu.
Denemeye değerdi. Bir kere de olsa kendimi açıp, geçmişimle yüzleşebilirdim. Hata olsa bile bunu yapacaktım. Bu günden sonra ise May ile aramız eskisi gibi olmayacaktı bunu hissediyordum. İyi anlamda mı kötü anlamda mı bunu da sonrasında görecektim.
...
Eveeettt. Hepinize selamsss. Bu bölüm kısaydı farkındayom fazla kısaydı ama merak etmeyin artık yavaştan olaylar açıldığı için sıradaki bölümler uzun olacak. Zaten yavaştan 2. Kitabın sonuna yaklaşıyoruzzz. E biliyorsunuz ki ben her kitabın sonuna bomba ters köşe koyarım bu kitaba da torpil olarak iki tane koydum odhdpdjd. Acaba ne? Acaba acaba?
Bu arada ikinci kitap 27 bölüm olacak yani yine yeni yılda fln anca okuruz sezon finali. Evet bu şekilde. Benim fabori bölümüme yaklaşıyoruz o da 22. Bölüm. Seveceğinizi düşünüyorum.
Rica etsem bölüme oy vermeyide unutmazmısın? lütben. Kankırmızısı çok tutmaz ama en azından 10k okumaya ulaşmak istiyorum o yüzden satır arası yorumda yaparsanız sevinirim.
Böyle yine çok konuştum. Ölmeyin, kendinize iyi bakın. Çok çok öpüldünüsss, babaysss.
Ayrıca beni ınstadan da takip ederseniz sevirinirim.
Instagram; r_roselissa
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.26k Okunma |
872 Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |