29. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

Geri dönüşler hayatımızın her yerinde olur aslında ama hangi noktanın geri dönüş olduğunu bilemeyiz sadece. Her zaman yaşadığımız düzenimize geri döndüğümüzü zannederiz ama aslında biz o uzaklaştığımız kısma aitizdir. Sadece bunun farkına varamamışızdır o kadar.

Bazen bir aylık gittiğin yeri ömrün boyunca unutamazsın ve özlersin ama o bir ay boyunca kendini ait zannettiğin yeri hiç özlemezsin hatta aklına bile gelmez. Zorla tutulduğunu fark edersin ama aslında seni tutan yoktur.

Kendi isteğini gerçekleştirmek için sesini çıkarman yeter ama bazen cesaret edemezsin. Cesaret etsen bile yapamayacağını fark edersin çünkü ne kadar inkar etsen de o bulunduğun belki de zorla tutulduğun noktaya alışmışsındır. O noktadan uzaklaştığında özgür hissetsen bile uzun süre sonra ne yapacağını bilemezsin.

Benim ait olduğum yer hep yalnızlığımdı. Hayat bana öyle öğretmişti bunu. Nereye gidersem gidiyim dönüp dolaşıp yine yalnızlığıma kavuşur ait olduğum noktayı bulurdum. Kendimi mutlu zannederdim ama öyle değildim sadece kendimi mutlu olmaya zorlardım.

Sadece yaklaşık bir aylık sürede Kankırmızısı ekibi ile kalmıştım ama sanki kendimi oraya ait hissediyordum. Yani burası bir nevi Ilgaz'ın evi de oluyor aslında. Neden böyle hissettiğimi ise bilmiyordum. Ömrüm boyunca alıştığım yer yalnızlığımdı aslında ama burada kendimi mutlu hissetmesem de kendimi buraya ait hissediyordum. Sanki şu zamandan sonra nereye kaçarsam, ne zaman uzaklaşmak istersem yine de kendimi burada bulacakmışım gibi. Bilmiyorum belki de öylesine saçma bir histi bu.

Ben içeriye geçerken Ilgaz da peşimden geliyordu. Sanırım şimdilik ikimizde sessizlik yemini etmiştik. Zaten böylesi daha iyiydi, her şekilde. Ilgaz'ın büyük salonuna geçtiğimde koltukların birinde yayılmış, bacaklarını uzatıp telefonuna bakan Mayıs'ı gördüm. Tam arkasında yaklaşık bir metre uzağında durduğumda hala telefonu bakıyordu ve sanırım benim geldiğimi fark etmemişti. Garip Mayıs normalde ayak seslerinden bile kimin geldiğini anlardı. Bunu nereden bildiğimi bilmiyorum ama anlardı o akıllı bir kızdı. Bende akıllı bir kızım tabii bu tartışmaya kapalı bir konu.

Mayıs dudaklarını büzüp bakışlarını hala telefonda tutarken Ilgaz içeriye geçip kendini tekli koltuğa atıp dik dik Mayıs'a baktı. "Bakıyorum zorla soktuğumuz evde keyfine diyecek yok."

"Zaten onun için gelmedim mi? Sen sokakta kalma dedin bende evde istediğim olursa okeyim dedim. Sonuç?" diyerek kendi sorusunu cevaplarcasına kollarını iki yana açtı.

Ilgaz, "Peki." derken Mayıs tekrar telefona döndü.

"Sırf adet yerini bulsun diye soruyorum. Kim gelmiş?" Ben hala olduğum yerde sırılsıklam bir şekilde duruyordum çünkü konuyu o açmalıydı ne de olsa eve beni o çağırmıştı sadece ben teklifi biraz geç kabul etmiştim o kadar.

Ilgaz sıkılgan bir nefes verip tam dudaklarını aralamıştı ki arkamdan Tutku'nun sesini duydum. "Selis," Ona döndüğümde merdivenlerin başında durmuş bana bakıyordu. "Bu halin ne?"

Tam ona cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki arkamdan Mayıs "Ne? Kim?" diyerek konuya dahil oldu. Bakışlarım ona döndüğünde koltukta oturur pozisyona gelmiş bana bakıyordu. Baştan aşağı beni süzdükten sonra ayağa kalkıp kollarını bağdaş kurdu ve sert ifadesini takınıp, "Ne işin var burada?" diye sordu.

Sırt çantamı çıkarıp koltuğun yanına bıraktığımda çantamın da ıslak olduğunu gördüm. Bakışlarımı Mayıs'a çevirdiğimde tek kaşını kaldırmış bana bakıyordu. Tutku hala arkamda dururken ben ilk ne diyeceğimi bilemedim ve imdadıma Ilgaz yetişti. "Ben çağırdım."

Mayıs gözlerini devirde bakışlarını benim üzerimden ayırmadan, "Onu anladık zaten sen dünden meraklısın." diye cevap verdi.

Artık konuşmam gerektiğini fark edince soğuktan donmuş olan ellerimi aşağıdan birbirine sürtüp, "Aslında telefonumu almaya gelmiştim." dedim. Mayıs ilk bana sonra hala Ilgaz'da duran telefonuma baktı. Bakışları tekrardan bana döndüğünde duraksamadan konuştum. "Tatlım üstümün başımın halinin farkındasındır umarım biraz küçük kuzenine benzeyip halimi sorabilirdin."

Gözlerini devirip kollarını açtı ve kendini tekrar koltuğa attı. "Ben burada ki herkesten zeki olduğum için sana sormadan yağmurda ıslandığını anlayabiliyorum tatlım." Sinirli bir soluk verdikten sonra Ilgaz'ın önünde durup elimi öne uzattım kaşları havaya kalkınca hala elinde tuttuğu telefonumu gösterdim. Anlayınca vakit kaybetmeden telefonu avucumun içine bıraktığında tekrar çantama yöneldim ve o sırada Tutku da içeri girip abisinin yanında ki koltuğa oturdu ve sessizliği bölen de o oldu.

"İyi insan da lafın üstüne gelir derlerdi inanmazdım." Kaşlarımı çatıp ona baktığımda Ilgaz'da aynı şekilde Tutku'ya bakıyordu. Mayıs'ın dudaklarının arasından dökülen aşağılayıcı gülüşe ve "İyi?" diye soruşuna takılmadım bile. Tutku ilk abisine bakıp sonra bana baktığında, "Yarım saattir elinde telefon senin ne halde olduğun hakkında söylenip duruyordu."

Ilgaz arkadan Tutku'nun kafasına bir tane indirip, "Abartma oğlum." dedi dişlerinin arasından. "Senin de çenen iyice açıldı." diye söylenerek bana döndüğünde sırıttı. "Saçmalıyor yok öyle bir şey."

Mayıs'tan aynı aşağılayıcı gülüşü duyduğumda bakışlarım ona döndü. "Kesinlikle ihtiyacın olduğunda ara diye telefonuna numaranı kaydetmedi bu arada."

Ilgaz'ın bakışları Mayıs'a döndüğünde, "Mayıs." dedi bu sefer aynı şekilde dişlerinin arasından. Mayıs ellerini teslim olur gibi kaldırıp koltuğa tekrar yaslandı.

Gözlerimi kısıp ilk telefonuma sonra Ilgaz'a baktığımda Ilgaz yine aynı sırıtmayla, "Şifre diye bir şey var hani şu kimse telefonuna bakmasın diye konulandan." dedi.

Gözlerimi devirip, "Kusura bakma telefonumu kurcalayacak kimsem olmadığından gerek duymamıştım ama iyi hatırlattın artık bir tane ayarlarım." dediğim an sanki tek takıldığı ilk cümlemmiş gibi yutkundu ve bakışlarını kaçırıp koltukta dikleşti.

"Peki." dediğinde dudaklarımı araladım ama bir şey söylemeden çantamı da alıp üstümü değiştirmek için üst kata yönlendim.

Hiç beklemediğim hatta orada şoka girebileceğim bir şekilde arkamdan Mayıs seslendi. "Umarım salaklık yapıp o çantada ki ıslak kıyafetleri giymezsin. Bilgin olsun diye söylüyorum üzerinde ki ıslak kıyafetleri çıkarıp başka ıslak kıyafetler giyince bir şey değişmiş olmuyor. Benim kıyafetlerimi çalabilirsin şimdilik," Sesini imalı bir tona getirip, "Tatlım." diyerek cümlesini bitirdiğinde yutkunup elimde tuttuğum çantayı sıktım. Kendi dilinde bana yardım mı etmişti o az önce?

Arkamı dönüp baktığımda umursamaz görünmek için telefonuyla ilgileniyordu. Teşekkür etmek için dudaklarımı araladığım esnada anında vazgeçtim. Şu anlık teşekkür etmek pardon Mayıs'a teşekkür etmek benim için uygun bir davranış değildi. Nedenini bende bilmiyordum içime sinmiyordu işte.

Yine arkamı döneceğim sırada bu sefer Ilgaz, "Ha bu arada," diye lafa girince bıkkın ama sert bakışlarımı ona çevirdim. Benim aksime o yine sırıtıyordu ve ben artık onun suratını ortadan ikiye bölmek istiyordum. "Telefonuna mesaj geldi. Normalde bakmazdım da önemliydi ondan. Banka kartından bir süre daha para kullanımı yapmazsan kart bloke olacakmış."

Gözlerimi kısıp, "Sağ ol ya gerçekten hiç bakmamışsın telefonuma." dediğimde sırıtışı büyüdü.

Bir süre öyle durunca Tutku araya girdi, "Bence artık birimiz seni düşünen bir cümle kurmalı ve artık gidip üzerini değiştir-"

Tutku'nun lafını Mayıs yarıda kesip, "Bir dakika ya!" diye bağırınca, kendimi Ne! diye bağırmamak için zor tuttum. "Senin madem üç yüz bin liran var neden kendine ev tutmuyorsun?"

"Siz gerçekten benim telefonumu kurcalamadığınıza emin misiniz!?" diye bağırdığımda Ilgaz ve Mayıs yerine sinerken, Tutku elini kaldırdı.

"Ben bakmadım valla." Tutku'ya da aynı sert ifadeyle baktığımda sustu.

Sessizlik çok uzun sürmemişti ki Ilgaz yeniden konuştu. "Gerçekten neden paranı kullanmıyorsun?"

"Sana ne Ilgaz. Belki kullanmayı istemeyeceğim birinden geliyor. Olamaz mı?"

Ilgaz konuşmadan Mayıs lafa atıldı. "Babanla iyi anlaştığını zannediyordum." İğneleyici tavrına karşılık kendimi daha fazla tutamadım.

"Bende senin burada yaşamaya muhtaç bir hayat yaşamadığını hatta harika bir hayatın olduğunu zannediyordum tatlım. Aa ama pardon doğruya o sanırım kendi acınası hayatını gizlemek için ortaya attığın bir yalandı." Kendimden hiç beklemediğim cümleleri kurduğum an ortamda ki herkesin sesi bıçak değmiş gibi kesildi.

Dudaklarımı kemirirken Mayıs'ın yutkunuşu ortamda ki sessizliği doldurdu. Orada daha fazla kalmamam gerektiğini fark ederken arkama bakmadan hızla merdivenlere yöneldim ve en sert şekilde basamakları çıkarken içimden kendime sövdüm. Tamam şu zamana kadar çok insanla kavga etmiştim ama hiç kimseyi zaaflarından vurmamıştım.

Eskiden Mayıs, Tulip ve benim kaldığım odaya girdiğimde kapıyı da aynı sertlikle örtüp çantayı en uzak noktaya fırlattım. Elimde ki telefonu da neredeyse kırılacak şekilde kapının yanında ki masaya attım. O sırada hala kolyelerin orada olduğunu gördüm.

Bakışlarım istemsizce oraya kayarken sekiz tane kolye olduğunu gördüm. Bu demek oluyordu hala biri o kolyeyi takıyordu. O gece herkes kolyesini çıkarmıştı bir tek Tutku ve Ilgaz çıkarmamıştı. İkisinden biri hala kendini bu ekibe ait hissettiğinden dolayı çıkarmamıştı ya da ben kafamda kuruyordum belki de çıkarmayı unutmuştu.

Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimi kovmaya çalıştım. Bir an sadece bana ait olan kolyeyi alıp boynuma takmak içimden geçmişti ama bu saçmalıktı, büyük bir saçmalıktı.

Daha demin olandan sonra Mayıs'ın dolabına göz ucuyla bile bakmadım. Çantamın içinden en kuru olan kıyafetlerimi seçip üzerime giydim. Hafif nemli olsalar da bu kadarı beni hasta etmezdi. Altıma siyah kot üstüme de gri renk bir yarım kol tişört giydim çünkü en kuru tişörtüm buydu ayrıca zaten Ilgaz'ın evi de altında ateş yanıyor gibi sıcaktı. Bu geceyi bu sıcakta geçirmek vücuduma iyi gelecekti. Sonrasında da def olup gidecektim. Aşağı inmeden lavaboya girip sıcak suyla elimi yüzümü yıkadım. Bu biraz iyi gelmişti. Aynada kendime baktığımda saçlarımın ıslandığı için dümdüz olduğunu gördüm. Saçlarımı da kurulayabilirdim ama şuan hiç uğraşmayacaktım çünkü saçlarım kurutma makinesiyle bile bir saatte zor kuruyordu. Yüzüme son kez suyu çarptıktan sonra banyodan çıktım. Çıkarken duşa kabin ile göz göze geldiğimde sıcak bir duşun ne kadar da iyi geleceğini düşündüm ama az önce aşağıda kopardığım kıyametten sonra bunu düşünmem bile hataydı.

Merdivenlerin başında durup içime bir nefes çekip kendimi aşağıda ki boğucu ortama hazırladım. Sanırım bu eve gelmek yaptığım en büyük hataydı. Ne kadar kendimi buraya ait hissetsem de kalmayı en çok hak etmediğim yer burasıydı.

Merdivenleri inip salonun önünde durduğumda içerideki konuşmalara kulak misafiri oldum. Daha demin yaşananlardan sona dinlememem lazımdı ama bir yandan da dinlesem iyi olacak gibiydi.

"Tutku yeter!" diye hırladığını duydum Ilgaz'ın. Ve Mayıs'ın gülüşünü, evet gülüşünü. Aslında daha çok kıkırdıyor gibiydi. İçten miydi? Orası şüpheli ama yine de gülüyordu.

"Abi bence şükret. En azından sadece düşündüğünü söyledim. Ayrıca numaranı kaydettiğini de ben değil Mayıs söyledi." Mayıs'ın kıkırdayışları dururken kendini savunmaya geçeceğini anladım.

"Tutku'ya katılıyorum. Şükret haline. Ya fotoğraflarına baktığını söyleseydim."

"Hayır, kendisine de bir kaç tane yollamıştı."

Tekrar gülüşürlerken Ilgaz'ın sesi daha gür çıktı bu sefer. "Lan siz başıma bela mısınız! İki övdük diye kızı başıma aşk kuşları kesildiniz."

Tutku kahkaha atarken, Mayıs'ın kıkırdayışları arttı. "Abi sabahtan beri kızı övüyorsun. Yok adamları şöyle dövdü, böyle dövdü, bir görmeliydiniz o ayakla bile nasıl tekmeler savurdu diye. Yemin ederim içim daraldı biraz da sen sıkıl."

Mayıs, Tutku'ya hak vererek konuştu. "Ooo sen yine evde ki kısmını gördün birde kafede görecektin onu." Gülüşmeler çoğalınca Ilgaz'ın sinirli sesi yükseldi.

"Bak bu ev benim ve bu evde benim kurallarım geçer o yüzden derhal boş yapmayı kesiyorsunuz."

Mayıs sıkılgan bir sesle konuştu bu sefer. "Ne diyorlardı ya doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar mıydı?"

Tutku'nun gülüşü kahkahaya dönüşürken, "Dur daha kovamaz bizi rahat ol." dedi.

Ilgaz, "Niyeymiş o?" diye sorduğunda Tutku'nun gülüşünün sesi daha da arttı.

"Çünkü doğru söyleyen kovuluyor. Bizi kovarsan doğru söylediğimizi kabullenmiş olursun." Mayıs'ın da kıkırdayışları da iyice sesli hale dönüştüğünde Ilgaz'ın sesi son noktaya kadar çıktı.

"Yeter dedim. Kudurmayın!"

Mayıs'ın sesi fısıltıya dönüştü. "Az önce bağırdığının farkındasındır umarım." Fısıltısından bile gülüş akıyordu aslında.

Derin bir nefesi içime çektim ve artık daha fazla kapı dinlemeyi uygun görmeyerek içeri girdim. Ben içeri girdiğim an herkesin gülüşü soldu ve ciddiyete büründüler. Aslında ne kadarda burada olmamam lazımdı. Şimdilik ilk planım yarın ilk güneş ışıklarını görür görmez bu evi terk etmek olmalıydı.

Hepsinden en uzak tekli koltuğa geçip oturduğumda ortamda uzun süreli bir sessizlik oldu. Hepsine göz gezdirdiğimde Tutku Mayıs'ın yanına geçmişti ve diğer kalan herkes aynı yerindeydi. Gözlerimi yere sabitleyip bende sessizliğe ortak oldum. Özür dilemeyecektim çünkü bu yapıma aykırıydı.

Sessizliği ortadan ikiye yaran ses hiç beklemediğim bir şekilde Mayıs'ın şu ana kadar duyduğum en soğuk çıkan sesiydi. "Hırsız olmayı beceremiyorsun sanırım." Bakışlarım ona döndüğünde üzerime giyindiklerime baktığını gördüm ve neyi kastettiğini anladığımda yutkundum. Kendi dilinde hala beni düşünüyordu ama aynı onun gibi umursamaz görünmeye çalıştım ve bakışlarımı tekrar yere diktim.

"Becerememek değil de istekten kaynaklı. Hırsız olmayı hiç etik bulmuyorum."

Aşağılayıcı gülüşünden sonra ortam yeniden sessizliğe büründü. Tam nerede yatacağımı sorup bir an önce şu ortamdan gitmek için ağzımı açacaktım ki kapı çaldı.

Herkes birbirine bakınırken ben hala yere bakıyordum. Tutku konuştu. "Kapıyı biriniz açacak değil mi?"

Ilgaz'ın hala siniri geçmemiş olacak ki sesi hala yüksek çıkıyordu. "Bir kere de sen aç!"

"Bence bugün ki çok konuşmalarının üstüne biz iş yaptırmaya kalkma." Bu sefer Tutku aynı abisi gibi sırıtırken Ilgaz eline aldığı ilk yastığı Tutku'ya fırlattı ve Tutku koşar adım merdivenlere ilerdi.

Ilgaz bunu görünce, "Kapı o tarafta değil!" diye seslendiyse de Tutku duymazdan geldi ve Ilgaz oflayıp ikimize göz gezdirdi. İşaret parmağını kaldırıp çocuk azarlar gibi salladığında, "Sakın, iki dakika gidip geliyorum ve bir tartışma istemiyorum." dedi. Mayıs göz devirirken ben sanki suçlu olduğumu kabullenmiş gibi başımı aşağı yukarı salladım. Bunu gören Ilgaz dakikalar sonra tekrar sırıtınca anlayamadığım bir tebessüm oluştu suratımda.

Ilgaz solandan çıksa da o tebessüm suratımdan silinmemişti. Ta ki Mayıs'ın sesini duyana kadar. Mayıs konuşur konuşmaz yüzümü ciddiyet bürüdü ve bakışlarım ona döndü. "Sana bu evde ki herkesten daha akıllı olduğumu söylemiştim değil mi?" diye sorduğunda anlamadığım için gözlerimi kısıp dikkatle ona baktım. O ise benim aksime sanki umursamaz olduğunu kanıtlamaya çalışır gibi yine telefonuna bakıyordu.

Ben sessiz kaldığımda yine Mayıs konuştu ve bu sefer elinde ki telefonu koltuğun bir kenarına atıp bana doğru döndü. "Az önce kapıda bizi dinlediğinin farkındayım." Yutkundum. "İnan ne duyduğun umurumda bile değil ama şunu bil diye söylüyorum. Sen odaya girdiğin an o mutlu olan ortam kasvetlendi Selis. Yarın al o negatif enerjini ve bu evi terk et. Senin tek yaptığın çevrene zarar vermek bunu da bil ve buradan çıkıp gidince kalan acınası hayatını öyle yaşa."

Buz mavisi gözleri gözlerimin en içine işlediğinde üşüdüğümü hissettim. Mayıs tekrar telefonunu alıp o umursamaz duruşuna geçerken ben ağzımı bile açamadım. Neden bilmiyorum normalde böyle bir durumda asla susmazdım ama sanırım ilk kez haksız olduğumu kabul etmiştim ve bu beni susturmuştu. Ya da öyle değildi ve... Tamam, kabul etmeliyiz ki bu bakışlarıyla bile bir insanı kesecek olan Mayıs konuşunca delip geçiyordu. Ben karşılık versem onu ne kadar etkilerdim bilmiyordum ama az önceki söylediklerimden etkilenmemiş duruyordu. Ayrıca zaten bana söylediklerinin gayet farkındaydım ama yüzüme vurulması gerçekten kırıcı olabiliyormuş.

Kapının ardında dinlediklerime gelirsek, onlar sanki ben yokmuşum gibi onları konuşmuştu ve bende bu yüzden duyduklarımı yok sayabilirdim. Yok sayamasam da en azından bütün bunları düşünmeyi şu evden çıktıktan sonraya erteleyebilirdim yoksa kendi içimde vereceğim mahkemede ortaya çıkacak olan sonuç kararlarımı değiştirebilir.

Salonun girişinden gelen seslere kafamın içinde düşündüklerim sonunda sustu. Bakışlarım kapıya yöneldiğinde hiç beklemediğim birini gördüm. Aynı benim gibi sırılsıklam olmuştu ve mavi gözleri buğuluydu. Kızıl saçları ise arkadan topuz yapılmış olsa da ıslaklığı belliydi. Benim aksime onun üstünde bir mont vardı ve üstünde ki kıyafetleri o kadar ıslanmamıştı.

Afet beni gördüğünde benim ona baktığımdan daha şaşkın bakıyordu bana. Gözleri Mayıs'a kaydığında daha da şaşkın bir şekilde hepimize teker teker baktı ve o sırada yukarından Tutku indi ve aynı bende olduğu gibi, "Afet abla." dedi ama sonrası gelmedi. İçeri girip hepimize teker teker baktı ve gözlerini sıkıca kapatıp tekrar açtığında tekrardan Afet'e baktı. Benim asıl yapmak istediğimi yaptığı için ona teşekkür bile edebilirdim şu an ama konuşamayacak kadar tutulmuştum. Neye bu kadar şaşırdığımı ise bende bilmiyordum sonuçta ben de Afet ile aynı durumda gibi bir şeydim şu an.

Afet boğazını temizleyip tekrar hepimize baktı ve o sırada Ilgaz salondan çıktı ve nereye gittiğine bakmadım. "Ben bilgisayarımı burada unutmuşumda onun için gelmiştim."

Mayıs'tan yine aynı şaşırtmayan aşağılayıcı bir gülüş çıktığında kimse ona bakmadı ama o yine de kendi kendine homurdandı. "Herkes de bir şeyini unutuyor bu sıralar."

Tutku, Mayıs'ın yanına oturduğunda Afet, "Siz?" diye sorduğunda Tutku direk lafa atıldı. "Burası benim evim."

Mutfaktan Ilgaz'ın sesi yükseldi. "Boş yapma lan! Ben olmasam evin tek tuğlasına bile sahip değildin şu an."

Tutku cümlesini düzeltip, "Yani abimin evi. Abimin olduğu için de benim oluyor." dediğinde mutfaktan Ilgaz'ın gülüş sesi geldi ve Afet'te kısık sesle güldü. İlk olarak Mayıs'a dönüp baktı. Haklıydı sonuçta bizim dağılmamıza o sebep olmuştu. Birde Tulip ama ilk adım Mayıs'tan gelmişti.

Mayıs gözlerini devirir gibi Afet'e çevirdiğinde hala ilk gün gördüğüm o havasında olduğunu fark ettim ama tek bir farkla. Mayıs bu havayı gerçekten hak eden bir kızdı.

"Benim hikayem uzun boş ver. Şu kızda telefonunu unutmuş falan." dediğinde bende gözlerimi devirdim ve anlık olarak acaba dışarıdan bakınca Mayıs gibi bir havalara girmiş olarak mı görünüyorum diye düşündüm.

Afet ağzını açamadan Ilgaz içeriden iki tane bardakla geldi ve bir tanesini Afet'in önüne uzatıp kaşlarıyla işaret etti. "İç, ısın, öyle gidersin." Bay Ilgaz ve emirleri...

Afet gülümseyip montunu çıkardı ve kahve bardağını alıp koltuğa geçti. "Teşekkürler." dedikten sonra bir yudum içti. Ilgaz ona bakıp gülümsedi ve bana dönünce sırıttı. Evet, gülümseyişi ve sırıtışı arasında dağlar kadar fark vardı. Bir kere sırıtışı sinir bozucuydu ve asıl en önemli fark gülümserken sanki zorla gülümsüyormuş gibi gamzesi gözükmüyordu ama sırıtırken belli oluyordu hatta neredeyse gülüş çizgilerine karışacak hale geliyordu. Garipti ama böyleydi işte.

Ilgaz tam karşımda durup elindeki diğer bardağı bana uzattı. Gözlerimi devirip, "Sence ben senin bana verdiğin bir şeyi bir daha içer miyim?" diye sordum.

"Peki." deyip kahveyi öyle bir önümden çekti ki üzerime döküldü ve hızlıca ayağa kalktım.

"Geri zekâlı! Dikkat etsene." Ona baktığımda hala sırıtıyordu ama benim bacağım yanıyordu ve şu an onun elindeki kahveyi alıp suratına fırlatmak istiyordum.

"Sakin arıza kız." dedi ve tam karşımda durup beni baştan aşağı süzdü. "Ah, sen yanıyorsun ama üşüyordun işte iyi gelmiştir." Ters ters bakmaya devam ettiğimde, "Tamam kızma hemen. Bak sana bir iyilik yapıyım." dedi ve öksürerek boğazını temizledi. "Malum Mayıs'ın kıyafetlerini giymiyorsun. Benim dolapta sana olan bir kaç şey çıkar hem şu üstündeki ıslaklıklardan kurtulursun." Göz kırptığında hala sırıtıyordu ve resmen benimle dalga geçiyordu.

Bundan sonra olan, onun elinden bardağı alışım ve içindeki sıcak kahveyi göğsüne fırlatışım tamamen benden izinsiz bir şekilde bedenimin gerçekleştirdiği davranışlardı.

Ilgaz acıyla bağırdığında elimde kalan bardağı az önce oturduğum tekli koltuğa fırlattım ve bu sefer ben sırıtarak ona baktım.

"Nasılmış? Bu hem sabahın hem şimdinin acısıydı. Bundan sonra böyle Bay Ilgaz kısasa kısas."

Bana sinirle bakınca sırıtışım büyüdü. Şu an neden sürekli karşımda sırıttığını anlayabiliyordum sanırım. Bu... Çok eğlenceliydi.

Tutku'nun gülüşünü duyduğumda bakışlarım ona döndü ve o da bana baktığında, "Bence sen hep burada kalmalısın. Abime tek haddini bildirecek kişi olabilirsin." dediğinde bunun üstüne Mayıs öksürdü ve Tutku ona dönüp, "Sen kıyaslar üzeri olduğun için seni böyle bir listeye dahil bile etmiyorum." dedi ama ben Mayıs'ın asıl benim için yaptığı imayı anlamıştım.

"Siz ne zamandır bir aradasınız?" diye soran Afet ile tüm bakışlar ona döndü ve onun varlığını bile unuttuğumu fark ettim.

Ilgaz, Afet'e dönüp konuşma işini devraldı. "Şimdi beni sorgulama bir kere ben sizin lideriniz olduğum için ciddi bir kişiliğe bürünmüştüm ve bu oldukça zordu ki neyse ki şu kız beni ara sıra arızalarıyla eğlendiriyordu." derken beni göstermişti ve bende gözlerimi devirdim. "Sonra şu kardeşim olacak çocuk kalabalık sevmeyen uyuz bir tip olduğu için şöyle üç dört kişinin içinde kendi kişiliğini gösterebiliyor." Mayıs'a baktığında, "Mayıs zaten aynı Mayıs sorgulama." dedi ve bu Mayıs'ın umurunda bile olmadı. "Selis... Onu bende çözemiyorum henüz. Çok sorgulama uyum sağla yoksa malum arıza çıkarır."

Ilgaz her zaman ki gibi bunları tek solukta anlatırken Afet kıkırdamaya başlamıştı. Gülüşünün arasından, "Peki tam olarak nasıl bu evde toplandığınızı sorabilir miyim?" diye sordu.

Direk ben lafa atladım. "Ben bu gecelik kalacağım ve sonra def olup gideceğim." dediğimde Mayıs'ın az önce ki öksürüğüne karşılık cevap vermiş bulundum ve bu söylediğim onun keyfine yerine getirdi ama Ilgaz'ın bir kaç saniyeliğine durulmasına neden oldu.

Sonrasında da, "O kadar emin değiliz." diye mırıldandığını duydum ama hayal olabilecek kadar kısık ve var ile yok arasındaydı. Sesini daha net bir tona getirip, "Mayıs benim kuzenim olduğundan o hep burada kalacak artık." dedi ve Afet'in gözleri dehşetle büyüdü. Kesinlikle bu küçük detayı kimse bilmiyordu.

"Hadi be." diye bir şaşkınlık nidasından sonra kahvesinden bir yudum daha aldı ve o sırada Mayıs arkamdan, "İyi ki kimseye söylemeyelim dedik." diye homurdandı.

Ilgaz ona döndüğünde artık tamamen kahvenin göğsünü yakmasını unutmuştu. "Biz ekibe söylemeyelim dedik ve bil bakalım kimin yüzünden şu an orta da bir ekip yok?" İmayla karışık söylediğinden sonra Mayıs gözlerini devirdi ve çenesiyle beni gösterip, "Şununla nasıl da benziyorsun sen öyle." diye bir imayla konuştu ama bu sefer imasını ben anlamadım.

Ilgaz tam işaret parmağını kaldırıp Mayıs'ı yine çocuk azarlar gibi azarlayacağı sırada tekrar kapı çaldı. "Yok ebenin-" diye başladığı lafı kendi kendine kesti Ilgaz ve bize arkasını dönerken, "Merak etmeyin ben bakarım." dedi.

Tutku yine gülerken bu sefer Afet'in yanına oturdu ve yanına yaklaşıp, "Şu an Cenk gelsin diye dua ediyorsun değil mi?" diye sorduğunda Afet ağzına aldığı bir yudum kahveyi püskürttü.

"Ne alakası var ya?" diye masum bir sesle konuşunca mecburi Mayıs'ın yanında oturdum ama şu anlık yüzümde oluşan gülümsemeyi silmemesi için onunla muhatap olamamaya çalıştım.

Yine de Mayıs durmayıp bana yaklaştı ve fısıldayarak, "Yarın Ilgaz gitmemen için ne yaparsa yapsın bu evden gideceksin." dediğinde gözlerimi devirip bıkkın bir nefes verdim.

"Taktın sende Mayıs. Tamam gideceğim." diyerek aynı şekilde kimsenin duyamayacağı şekilde konuşarak karşılık verdim.

"Ben yine de ne olacağını biliyor gibiyim de neyse." Kendi kendine homurdanışa kulak bile vermedim ve salondan içeri giren kişiye baktım.

Bu sefer hepimizi en büyük şoka sokacak kişi gerçekten gelmişti sanırım. Gelen kişiyi gören Mayıs yanımda hareketlendi ve sanırım en rahatsız olan oydu.

Evet, bu sefer gelen kişi Tulip'ti.

Yaşadığımız trajikomik durumun gerçekliğini sorguladım ama rüya görmek gibi bir lüksüm olmadığından gerçek olduğuna karar verdim. Gerçi sonradan kabusa dönüşme olasılığı da vardı ama bu olasılığı da düşünmek istemiyordum.

Şu an hepimizin gözleri Tulip'teydi ve haklı olarak bir açıklama bekliyorduk gerçi o da bizden bir açıklama bekliyor olabilirdi. O da haklıydı karşılaştığı manzara hiç ama hiç normal değildi.

Bir süre o şekilde bakıştık ama bu süre o kadar uzamıştı ki ne kadar olduğunu kafamın içinde sayamamıştım bile. Hepimizin zaman algısı kaybolmuşken birden önümden bir beden geçti ve odağımı sağlayınca bunun Mayıs olduğunu anladım.

Tulip'e omuz atarak salondan çıktığında kimse ona bakmadı ve Tulip boğazını temizleyip sonunda konuşma kararı aldı. "Ben yurt dışına gidene kadar yani teyzemin kaldığı eve işte. Bilet paramı ayarlayana kadar burada kalıp kalamayacağımı sormuştum Ilgaz'a."

"Abim de kararı içeridekinin vereceğini söyledi muhtemelen. Söyliyim içeride ki Mayıs oluyor." diyerek açıklama yapan Tutku'ya döndü Tulip'in bakışları.

Sertçe yutkundu ve başını aşağı yukarı sallayıp, "Anladım." diye mırıldandı. O sırada Mayıs elinde bir bardak kahveyle içeri gelip yanıma en rahat oturuşuyla yerleşti ve kahvesini yudumlamaya başladı.

Kahvesini hemen koltuğun yanına yere bırakınca gözlerini kısıp Tulip'i bir kaç kez süzdü bir süre izledikten sonra göz göze geldiler ve sanırım dünyanın en tehlikeli iki mavi gözü birbiriyle buluştu.

Ortamı sessizlik kaplarken sanki bu fırtına öncesi son sessizlikti çünkü sessizliği bozan Mayıs olmuştu. "Sanırım bana soracağın bir şey var." Tek kaşını kaldırıp Tulip'e bakarken Ilgaz'da tekli koltuklardan birine yerleşmişti.

Tulip kaşlarını çatıp, "Sanırım hala gereksiz şüphelerinle beni suçluyorsun ama bilgin olsun, istenmediğim yerde duracak kadar gurursuz değilim." dediğinde arkasını döndüğü an adım atmadan Mayıs arkasından seslendi.

"Sıradan bir ricada bulunamayacak kadar korkak olduğunu bilmiyordum."

Tulip hızla arkasını döndü ve tek elini saçlarından geçirip önüne gelen fazlasıyla uzamış perçemlerini arkaya attı. "Bunun adının korkaklık değil de, gurur olduğunu anlayamayacak kadar gereksiz şüphelerle dolmuş kafan sanırım."

Mayıs gözlerini devirip kahvesini eline aldı ve sinir bozucu bir yavaşlıkla bir yudum aldı. Tekrar kahveyi yere bıraktığında dilini dudaklarının üzerinde gezdirdi. "Tamam o zaman." dedi ve kaşlarıyla çıkışı işaret edip, "O çakma gururunu da al ve buradan toz ol." dedi.

Tulip burnundan solurken sanki duruşunu bozmamak için sakinliğini korumaya çalışıyordu. "Sırf bana çocukça laflar çarpıtmak için bu kadar uzun süre yorma o tatlı kafanı bence. Ayrıca ekibin içine ettikten sonra yüzsüz gibi tekrar buraya gelen sen mi benim gururumu sorguluyor?" Dudakları alayla kıvrıldı. "Komiksin diyeceğim komik olmayı bile beceremeyen bir kızsın sen."

Tulip ne zamandır beri böyleydi? Gerçekten biraz daha zorlarsa içinden avukat çıkacak gibi duruyordu. Duruşunun dik oluşundan bahsetmiyorum bile. Bu hali nedensizce yüzümde gururlu bir gülümseme oluşmasına sebep oldu. Nedenini ben bile bilmiyordum ama bu duruşu hoşuma gitmişti.

Mayıs hafifçe bacaklarını iki yana açıp dirseklerini dizlerini dayadı ve ellerini önden birleştirirken Tulip'e doğru eğilip tehlikeli bir fısıltıyla konuşmaya başladı. "Öylemi dersin zavallı kız?" Bu noktada sesine alay da bulaşmıştı. "Ben yine bana ait olana geldim ama sen kimsesiz, yalnız bir kız olarak muhtaç olduğun yere sığınmayı tercih ettin." Dudakları aynı Tulip'in ki gibi alayla kıvrıldı. Küçümseyici bakışlarıyla Tulip'i bir kez daha baştan aşağı süzdükten sonra, "Zavallı şey seni." diye mırıldandı.

Tulip'in irislerine öfke dolarken dudaklarını hızla araladı ama diyecek bir şey bulamayıp geri kapattı. Burnundan öfkeli bir nefesi bırakırken dudaklarını dişlerinin arasına aldı.

Mayıs'ın keyfi yerine gelirken sırtını geriye yaslayıp tek eliyle çıkışı gösterip gözlerini imayla büyüttü. "Bence artık kendini ve çakma gurur bozuntunu ortamdan alıp gidebilirsin."

Tulip arkasını döneceği sırada Ilgaz, "Yeter." diyerek konuya sonunda dahil oldu. Mayıs ne yapacağını anlamış gibi sıkılmış bir nefes verip gözlerini devirdi ve kahvesini tekrar eline alıp eski rahat pozisyonuna geçiş yaptı.

Ilgaz egosunu takınıp farkında olmadan lider havalarına bürünüp, "Fazlasıyla boş kavganızın bittiğini umarak." diye Mayıs'a imada bulundu Mayıs hiç vakit kaybetmeden tekrar gözlerini devirdi. Sanırım Mayıs ile tek ortak noktamız bu olabilirdi. Ilgaz, Tulip'e dönerek, "İstediğin kadar burada kalabilirsin." dediğinde Mayıs duraksamadan lafa girdi.

"İstediği kadar?" En soğuk kahkahasını kısa süreli atıp tekrar küçümseyen bakışlarını Tulip'e çevirdi. "Çok merak ediyorum az önce gururundan bir saniye burada duramayacak olan kızın 'istediği kadar' süresi ne kadar?"

Ilgaz dayanamayarak Tulip'e konuşma fırsatı bile vermeden, "Yeter Mayıs!" diye bağırdığında herkes sırf ses çıkarmasın diye nefesini bile tutmuştu. Bu durum tek Mayıs ve bana işlememişti çünkü aynı anda gözlerimizi devirip yine aynı anda bıkkın bir nefes verdiğimizde birbirimize dönüp nefretle gözlerimizin içine baktık. Mayıs ve benim aramda ki olan nefret nedensizce bu ortamda ki herkesten daha çoktu.

Ortam sessizliğe bürünmüşken llgaz Mayıs'ı es geçip bana döndü ve sırıtarak, "Biz buna Ilgaz etkisi diyoruz işte." diyerek ortamda ki sessizliği kastetti. Ben ise bir saniye bile gecikmeden gözlerimi devirdim.

Ilgaz tekrar Tulip'e döndüğünde, "Mayıs'ın dediklerini duymazdan gel ve istediğin kadar burada kal." diye farkında olmadan yine emir kipiyle konuştu ve ben bu duruma gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. En azından bu üstünlük taslamaları bir tek bana özel değildi.

Mayıs kahvesinden bir yudum daha içerken, "Salonda yatacak." dedi ve Tulip, "Ne?" diye anlık bir tepki verince Mayıs en itici gülümseyişini takınıp, "Duydun. Salonda yatacaksın ve hiç birimizin odasına girmeyeceksin. Hem böylece bir şeyleri kurcalamazsın." diye yine imada bulundu ve Tulip burnundan soludu.

Tulip tam ağzını açacağı sırada yine Ilgaz lafını kesti. "Sana fikrini soran olmadı Mayıs." Mayıs imayla Ilgaz'a yandan bir bakış fırlatınca Ilgaz burnundan soluyup, "Sormanın büyük bir hata olduğuna karar verdim." dedi.

Mayıs alaycı bir gülüşün ardından, "Bu evde kalacaksam bana da fikrim sorulmalı değil mi?" diyerek kollarını iki yana açtı ve "Hani demokrasi?" diye sordu.

Bu nokta da söze Tutku dahil oldu. "Valla şansına küs. Ben kaç yıldır buradayım tek bir kere fikrim sorulmadı."

Ilgaz Tutku'ya ters bir bakış fırlatıp, "Sana konuş diyen olmadı." diyerek Tutku'yu susturdu.

Bu sözün üstüne Mayıs sessiz kalamadı. "Bildiğim kadarıyla Tutku kendi özgür düşüncelerini ifade edebilecek bir yaşta ve sen bunu kısıtlama hakkına sahip değilsin." Ardından kahvesinden bir yudum daha içti.

O an fark ettim ki ben ne kadar bu ortamın dışında kalsam da bu ortam beni huzurlu hissettiriyordu ama buna alışmamam lazım nasıl olsa yarın burayı terk edeceğim.

Aynı zamanda şu an Mayıs'ın havasını gerçekten hak ettiği kanısına vardım. Şu sözlerinin ardından kahvesini içişi bile bence herkesin gözünde havalı gelmişti, Tulip'in bile... Göz ucuyla ona baktığımda sırtını duvara yaslamış kollarını göğsünde kavuşturmuş gözleri kısık bir şekilde Mayıs'ı izlediğini gördüm. Sanırım Mayıs'ın ortamda ki herkesi kendine düşman etme gibi bir özelliği vardı.

Ilgaz'ın sesini duyunca düşüncelerimden çıkış yapıp ona odaklandım. "Uzun lafın ya da pardon gereksiz uzun kavganın kısası Tulip istediği kadar burada kalabilir."

"Tabi gururu yerse." diye mırıldanan Mayıs'ın sesi ne kadar kısık çıksa da ortamda ki herkes duymuştu ve asıl imasını Tulip'e iletmişti.

Tulip kafasını omzuna yatırıp, "Biliyor musun Mayıs?" dedi. "Sanırım sırf seni uyuz etmek için bile burada kalabileceğimi fark ettim. Senin o kendi içinde kurduğun psikolojik baskı bana sökmez biliyor musun? Çünkü şu yaşıma kadar binlercesine direndim. O yüzden sırf amacına ulaşma diye burada kalacağım." Kollarını çözüp öne doğru eğildi ve kısık ama anlaşılır bir sesle son imasında bulundu. "İstediğim kadar."

Tekrar aynı pozisyonuna geçerken, Mayıs yüzünü buruşturup kahvesinden bir yudum daha aldı ve onun sustuğunu görmek beni daha da keyiflendirdi. Bakışlarım Ilgaz'a kaydığında o da gayet keyifli görünüyordu. Sırf bir süre daha şu kavgaları izlemek için bunu yaptığına kalıbımı basabilirim çünkü o da bu durumdan gayet memnun ve belki de yıllardır soğuk bulduğu bu evin içinde ilk kez sıcak hissediyordu.

Onun üzerine dökülen kahveyi bile unutacak bu haline karşılık daha fazla sırıttım ve bakışlarım anlık tişörtüne kaydı. Tekrar gözlerine tırmandığında o da bana bakıyordu ve onun yüzünde de aynı sırıtış vardı. Bir süre sanki birbirimizin yansıması olan yüzlerimizi incelerken bizi bulunduğumuz durumdan Tulip çıkardı.

"Peki siz ya da diğerleri?" Bakışlarım ona döndüğünde Afet ve bana bakıyordu sanki inatla Mayıs'la göz göze gelmemeye çalışıyordu. Haklıydı, her zaman söylüyorum kızın bakışları insana zarar.

Ilgaz gülmemek için kendini zor tutarken Tulip'e cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki artık hepimizin alıştığı o ses duyuldu.

Kapı zili...

"Ee yok artık. Sürü halinde gelseydiniz." diye söylenen Mayıs'ı umursamadan ayağa kalkan Ilgaz, "Ben bakarım demiyorum çünkü benden başka şu kapıyı açmaya zahmet edecek kimse yok burada." dedi.

Ilgaz salondan çıkarken Mayıs kendine engel olamayıp gözlerini devirdi. Benim bakışlarım Tulip'e dönünce o da hissetmiş gibi anında bana baktı. Sorgulayan bakışlarına karşılık sadece omuz silktim ve o da başını bir kere aşağı yukarı sallayıp önüne döndü ve ayaklarını izlemeye koyuldu.

Hepimiz sessizliğe gömüldüğümüzden içeri girenlerin sesini duyabiliyorum. Gelenler Cenk ve Cansel'di. Artık şaşırmamalıydım ama Cenk buraya neden gelirdi ki? Cansel'in sesini duymuyordum ama onların birbirinden ayrılacağını pek zannetmiyordum.

Cenk'in ne dediğini anlamasak ta hepimiz o olduğunu anlamıştık. Tutku'nun, "Aha geldi senin ki." deyişiyle bakışlarım ona döndü. Afet'e aynı abisi gibi sırıtarak bakıyordu. Asıl komik olan tarafı Afet'in Cenk'in sesiyle birlikte yerinde dikleşip yutkunmasıydı. Yüzünü bence onun bile engelleyemediği bir sırıtış kaplarken bir kaç saniye sonra düzeltti ve umursamazlık maskesini taktı.

Omuzlarını silkip kahvesinin son yudumlarını içerken aynı umursamazlıkla, "Bana ne ki zaten giderim ben birazdan kahvem de bitti." diyerek Tutku'ya elinde ki bardağı uzattı. Tutku anlamaz şekilde bakınca, "Evin sahibi değil misin? Bir zahmet ikram ettiklerinizi toplamayı bilin." dedi.

Tutku küçük çocuk gibi oflayarak bardağı Afet'ten aldı ve salondan çıkıp mutfağa yöneldi. Salon yine sessizleşirken Ilgaz ve Cenk'in konuşmaları yeniden bize ulaştı ve bu sefer daha anlaşılırdı.

"Yani uzun lafın kısası?" diye soruyordu Ilgaz.

"Kısacası ekibi kurmasak bile beraber çalışabiliriz." Afet duyduklarıyla dudaklarını birbirine bastırdı ve başını başka yöne çevirdi. Muhtemelen hepimiz gibi o da şu an gülmemek için kendini zor tutuyordu. Bir an tekrardan şu an yaşadıklarımızın gerçek olup olmadığından şüphe ettim.

"Biliyorum Mayıs'ın üstüne sert çıkıştım ama istersen Cansel'e sor hep iniş çıkışları olan bir insandım ben."

Cansel'in her zaman ki gibi kısık olan sesini duyduğumda birlikte geldiklerinden tamamen emin oldum. "Bence ben konuşmayım abi döküleceğim çok şey olur."

"Konuşmayacağın zamanlar konuşma o zaman sende." diyerek hafif bir azarlamanın ardından tekrar Ilgaz'ın sert çıkan sesini duydum.

"Neden tek başına intikamının peşine düşmüyorsun?"

Cenk, "Bence ikimizde nedeni gayet iyi biliyoruz." diye imayla konuştuğunda bu sefer Ilgaz'ın gülüşü duyuldu. O sırada salondaki herkesin onları pürdikkat dinlediğini fark ettim.

Ilgaz gülüşünün arasından, "Bence içeride göreceğin manzara senin de çok hoşuna gidecektir." dedi.

Bundan sonra Cenk'in sesi kesildi ve ayak sesleri geldi. Herkesten önce Tutku salona girdi ve Mayıs ile aramıza yerleşti. Çok geçmeden içeriye Ilgaz girip salonun ortasına geçtiğinde içeriye Cenk ve Cansel geldi. Ilgaz sanki bir gösteriyi sunuyormuş gibi kollarını iki yana açtı. Cansel kısa süreli bakışlarını hepimizin üzerine gezdirse de tekrar abisine döndü.

Cenk bir süre öylece kaldı ve dudakları şaşkınlıkla aralanıp geri kapandı. Artık çoğumuz bu manzaraya alıştığımızdan normal karşılıyorduk tabii ama Cenk yeniydi. Tam Cenk bir şey söylemek için dudaklarını aralamıştı ki içeriye hiç beklemediğimiz bir beden daha girdi.

Uzun sarı saçlarını savurarak içeri girdiğinde kahverengi gözleri hepimizi teker teker süzdü. Salonun ortasında Ilgaz'a yakın bir konumda durduğunda Cenk ve Ilgaz'ın ortasında kalmış gibi bir durumda olmuştu.

An itibariyle Kumsal'ın da aramıza dalışıyla birlikte Kankırmızısı ekibi tekrar bir aradaydı ama şimdilik. Bu sefer de Ilgaz'ın dudakları şaşkınlıkla aralanırken Kumsal kendi etrafında bir tur dönüp gözlerini tekrar sırayla hepimizde gezdirdi. "Benim bildiğim ekip diye bir şey kalmamıştı."

Ilgaz söylediğini umursamadan, "Sen nasıl içeri girdin?” diye sorduğunda Kumsal da gözlerini devirir gibi oldu.

"Salak gibi kapıyı ardına kadar açık bırakırsanız ve hırsızlara gel burayı soy diye bağıran bir villan olursa herkes girer akıllım." Gözleri Afet'e dönünce sanki bir yalan bulmuş gibi hızla o yalana tutundu ve aceleyle konuştu. "Ayrıca benim altıncı hissim kuvvetlidir size söylemiştim-"

Lafını Tutku kesti. "Söylememiştin."

Kumsal yüzünü buruşturup, "Az zeki olsaydınız da bir şeyi söylemeden anlasaydınız." dedi ve az önce ki lafına devam etti. "Her neyse işte Afet'imin burada olduğunu hissettim ve hazır kapı açıkken bir girip bakiyim dedim." Elleriyle Afet'i gösterdi. "Bakın yine tuttu altıncı hissim." Kendini geri geri koltuğa atıp kollarını Afet’e sardığında Afet'te anne şefkatiyle kollarını ona doladı ve ben buradan bile o şefkati hissettim.

Herkes hala aynı şaşkınlıktayken Kumsal, Afet'in kulağına bir şeyler fısıldadı ve bu onun kıkırdamasına sebep oldu. Cenk sanki şaşkınlığını atmak için sataşacak birini arıyormuş gibi hızla onlara döndü ve "Komik bir şey varsa söyleyin bizde gülelim." dedi.

Kumsal yüzünü buruşturup, "Aman bir başımıza öğretmen kesilmediğin kalmıştı. Ne yapalım konuşmak için söz hakkı mı alalım. Parmakta kaldırmamız gerekiyor mu?" diye dalgayla konuşunca Cenk sinirli bir nefesi bırakıp Afet ile göz teması bile kurmadan Ilgaz'a döndü.

"Burada ne olduğunu açıklayacak mısın artık?"

Ilgaz hala aynı şaşkın dürüst olursak mal ifadeyle duruyordu. "İnan şu an kafamın içinde toplamaya çalışıyorum. Bitsin açıklama işini üstleneceğim."

Mayıs sıkılmış gibi ofladı ve ayağa kalkıp, "Durumu özetliyim." dedi. "Ekibin tamamen dağılmasının ardından Ilgaz beni bulup eve çağırdı çünkü kuzeniz ve bunu size açıklama gereksinimi duymamıştım."

Cenk, "Ne?" diye lafını kesse de ona aldırış etmeden anlatmaya devam etti.

"Zaten Tutku burada kalıyor malum Ilgaz'ın kardeşi. Umarım bu gereksiz detayı unutmamışsınızdır." Gözlerini devirip anlatmaya devam etti. "Sonra bu Selis sokaklarda yatıp sabah sokak magandalarına bulaşmış döverken ayağını burkunca Ilgaz bulmuş bunu bizim kafeye getirip ayağını sardı ama Selis salak olduğu için telefonunu orada unutmuştu."

"Sizin kafeniz mi var?" diye soran Tulip'i hiç tiye almadan anlatmaya devam etti.

"Selis bunu yaklaşık on iki saat sonra fark edince eve telefonunu almaya gelmişti. Yağmurda tam bir sıçana döndüğü için bunu bir gecelik yanımıza aldık."

Ilgaz, "Mayıs!" diye dişlerinin arasında uyarırcasına konuştuğunda Mayıs saçlarını savurup ona döndü.

"Ay ne!? Sen konuşurken kimse lafını kesiyor mu? Bir susun da anlatıyım sonra sorularınızı lider bozuntusuna sorarsınız. Çünkü inanın Ilgaz olmak kadar sinir bozucu bir şey yok." Derin bir nefes alıp anlatmaya öyle devam edebildi. Sanırım soluksuz konuşmak aramızda bir tek Ilgaz'a özel bir yetenekti. "Sonra Afet geldi. Bilgisayarını falan unutmuş. Zaten matematiksel zekâya sahip insanların çoğunda b12 eksikliği olduğundan bu durumu normal karşıladık yani en azından ben normal karşıladım. Sonra o da ıslandığından ısınsın diye kahve ikram ettik o da birazdan gider zaten." Son cümleden sonra Kumsal Afet'e daha sıkı sarıldı.

"Sonra?" diye sordu Cenk. Sanırım aramızda tek ciddiyetle dinleyen oydu.

"Sonraaa." diye düşündü Mayıs. Ilgaz olsa şimdiye anlatmayı bitirmişti. Bir dakika ben Ilgaz'ı mı övdüm? Hayır olmadı öyle bir şey. "Şu zavallı kız geldi işte." derken eliyle Tulip'i göstermişti. "O da yurt dışına gitmek için bilet alana kadar kalacak. Yani istediği kadar.” Son cümlesini Ilgaz'a bakıp imayla dile getirmişti. "Her neyse. Sonra hanginiz geldi ya?" diye kaşlarını çatarak hepimize sırayla bakınca aklına gelmiş gibi bir hareket yapıp anlatmaya devam etti. “Siz geldiniz işte kulak misafiri olduğum kadarıyla grubu kurmasak ta intikam için Ilgaz ile iş birliği yapmak için. Son olarak Kumsal geldi. Bir rivayete göre altıncı hissi kuvvetliymiş falan, Afet'i hissetmiş." Ellerini iki yana açtı ve sanki gösteriyi bitirmiş gibi öne eğilip tekrar doğrulduğunda, "Benden bu kadar sorularınız için Ilgaz.com adresini ziyaret edebilirsiniz." dedi.

Yerine geçmeden önce tiksintiyle titredi ve burnunu kırıştırıp Ilgaz'a baktı. "Tekrar ediyorum sen olmak iğrenç bir şeymiş. Bu bir daha tekrar etmeyecek." Son cümlesini kurarken işaret parmağını tehdit edercesine Ilgaz'a sallamıştı.

Tekrar yerine yerleştiğinde Tutku tek kolunu Mayıs'ın omzuna attı ve sıvazlarken, "Qeen bu kız ya. Yemin ederim." dedi ve sanırım genetik olan egolarını biraz daha arttırdı.

Ilgaz kafasını iki yana sallayıp kendine geldikten sonra kendini tekli koltuğa bıraktı ve "Evet işte aynen öyle oldu." dedi. Bu sırada Cenk sanki korumak istercesine Cansel'i kolunun altına çekmişti. Haklıydı burada herkes ayrı bir deli, akıl ve ruh hastasıydı.

Uzun bir süre sessizlik oldu ama bu sessizlik ne fırtına öncesi sessizlikti ne de ölüm sessizliği bilinen hiç bir sessizlik değildi. Bu bizim sessizliğimizdi; Kankırmızısı Sessizliği. Bir ekip olmasak dahi hala birbirimize benzer ve birbirimize ait olduğumuz noktalar ve konular vardı.

Sessizlik ortamı bir karadeliğe bürürken yine hiç beklenmeyen yani en azından benim hiç beklemediğim biri böldü sessizliği.

"Pekala..." diyerek olduğu yerde dikleşti Mayıs ve dirseklerini dizlerine dayayıp hafif öne eğildi. Bakışlarını yere sabitlerken sanki bir kararın eşiğindeymiş gibi içini derin bir nefes ile doldurdu. Kısa ama bence hepimize uzun gelen bir sürenin ardından sonunda konuşmaya karar verdi ve kurduğu cümleyle tüm bakışların ona dönmesine neden oldu. "Ekibi yeniden kuralım." Herkes şaşkınlıkla ona bakarken kafasını kaldırdı ve hepimize tek tek bakıp sanki şaşkın ifadelerimizden sıkılmış gibi oflayıp geri yaslandı. "Bana öyle bakmayın ben gittikten sonra hepinizin dağılmasını ben söylemedim. O yüzden benden bir özür falan da beklemeyin." Son cümlesini Ilgaz'a bakarak söylemişti. Ilgaz Mayıs'tan özür mü bekliyordu? "Şimdi bu konuda ciddiyim hepimizin amacı aynı ve garip bir şekilde yine birbirimizi bulduk. Ha bu demek olmuyor ki ben çatı katında ki odada tek başıma kalmayacağım."

"O oda benim." dedi Ilgaz çocuk gibi mızmızlanarak ve onun bu hali gülmeme sebep olduğunda kendimi zor tuttum ve yanaklarımın içini ısırdım.

"Burada senin için büyük bir iş başarıyorum ve hatamı telafi etmeye çalışıyorum farkındaysan. Bu durumun karşılığında o oda benim olacak çünkü malum özel alanımın ihlal edilmesinden hiç hoşlanmam."

Tulip yaslandığı duvarda sıkılmış bir şekilde oflarken Mayıs ona göz ucuyla bile bakmamıştı. Ilgaz sinirli bir nefes bırakıp Mayıs'ı kafasıyla onayladığında Mayıs'ın dudaklarına zafer belirten bir gülümseme yerleşti ve o an bu oda mevzusunun şu andan ibaret olmadığını fark ettim.

Bir kaç dakika daha sessiz kalınca kimseden çıt çıkmadı ve bir daha Mayıs’ta konuşmadı. Sanırım kendi üzerine düşeni yaptığını düşünüyordu ve susuyordu. Doğrusu bu kadarını yapmış olması bile beni şaşırtmıştı. Neden yarım saattir susup konuşmadığımı ve konulara dahil olmadığımı bende bilmiyordum. Sanırım onlar kavga ederlerken bile mutlulardı en iyisi benim susup köşeye çekilmemdi çünkü Mayıs ilk kez haklıydı ben çevreme zarar veriyordum.

Sessizlik rahatsız edici boyuta gelince Ilgaz salondan çıktı ve bir süre sonra küçük tekerlekli bir masayı salonun koltukların tam ortasına yerleştirdi. Üzerine iki tane kalem ve bir tane a4 kağıdı bırakınca hepimiz ilk masaya sonra Ilgaz'a baktık.

Hepimiz Ilgaz'dan bir açıklama beklerken Ilgaz bir, iki dakika masada ki kağıda baktı ve sanırım cümleleri ve açıklamasını beyninde topladı. Sanırım bu şekilde önceden planlayarak konuşup hiç tıkanmadan anlatacaklarını dile getiriyordu.

Bir kaç kez gözlerini kırpıştırıp bakışlarını bize çevirdiğinde hepimizi görecek şekilde konumlanmıştı. Diliyle dudaklarını nemlendirdikten sonra konuştu. "Şimdi bence hepiniz yeterince düşünmüşsünüzdür diye düşünüyorum. Kararınızda şu da etkili olsun. Bu ekip tekrar kurulacaksa bir kuralı olacak ya da kuralları. Bu kurallara da tek bir kişi değil hepimiz karar vereceğiz şimdi herkes bir kural söyleyecek ve onu bu kağıda yazıp imzalayacağız sonra da belirli kurallar altında bu çatının altında ekip olacağız. Bir de öncekine rağmen tek bir farkımız olacak ekip değil aile olacağız. Birbiriyle anlaşamayanlar hatta nefret edenler var farkındayım ama bu normal bir ailenin içinde de olur. O yüzden ekip olarak bir yere varamadık. Hele sizi zorla soktuğum ekipte hiç bir halt olamadık. Şimdi herkes buraya kendi ayaklarıyla ve kendi isteğiyle geldi ve şimdi de hiç bir baskı olmadan kabul edecek ama ekip olmayı değil aile olmayı bunun içinde herkes ortaya tamamen kendi kişiliğini koyacak taktığı maskeler uydurduğu kişilikleriyle ortada dolanmayacak. Öncekinin aksine isteyen kalır istemeyen gider iki kişi isterse bile bu ekip kurulacak. Şimdi düşünün ve her şeyi göze alarak cevap verin bu soruya var mısınız?"

"Bitti mi?" diye ilk atılan kişi Mayıs oldu.

Ilgaz öfkeli gözlerle ona dönüp, "Bitti!" dedi dişlerinin arasından. Mayıs'ın hızlı atılımın aksine ben anlattıklarını sindirmeye çalışıyordum çünkü gerçekten tek bir kere bile duraksamadan içine bir nefes bile çekmeden bunları anlatmıştı. Ilgaz'ın şakasız en etkileyici özelliği bu olabilirdi ya da tek etkileyici özelliği. Gerçi sırıtışı da vardı ama- Hayır sırıtışı da kendisi de son derece sinir bozucuydu.

Aklımda ki düşüncelerden kurtulmak için ortama geri dönüş sağladım. İlk Ilgaz'a sonra Mayıs'a baktığımda şok geçirdim çünkü Mayıs ayaklanmış ve kalemi eline almış duruyordu.

Gözlerini sıkıca yumup açtı ve ilk kağıdın en üstüne, KANKIRMIZISI KURALLARI yazdı. Sonra, Madde 1: yazıp karşısına, Hiç kimse bir başkasının izni olmadan özel alanına girmeyecek. yazdı. Evet, bu konuya takmıştı. Kağıdın en altına ismini yazıp imzasını attıktan sonra kalemi elinden bırakıp hepimize baktı. "Eh, teklifi eden bendim. İlk adımı da atiyim dedim."

Yerine oturduğunda bir süre herkes sessiz kaldı ve Ilgaz hiç gecikmeden, "Şimdiden söyliyim benim tek şartım lideriniz olamamdır." dedi. Hiç kimseden hatta benden bile çıt çıkmayınca kalemi eline aldı ve sanki o an aklına ben gelmişim gibi kaşlarını çatıp bana baktı. "Arıza Kız, bir itirazın yok değil mi?"

Omuzlarımı silkip, "Ben daha ekibe dahil olmayı kabul etmedim ki. Yarın gideceğim bu evden zaten." dedim. Söylediklerimi duyar duymaz sertçe yutkundu ve elinde ki kalemi sinirle sıkarak maddesini yazdı ve en alta imzasını atıp aynı sinirle kalemi masaya fırlattı.

Madde 2: Lider Ilgaz Kaya'dır ve bu hiç bir zaman değişmeyecektir.

Bir süre daha sessizlik olduğunda sırada ki kişi abisinin peşine kalkan Tutku oldu. Hiç kimseye bakmadan hiç birimizle göz teması bile kurmadan kalemi eline aldı ve bir süre düşündükten sonra bir diğer maddeyi yazdı. Bu sırada evi sessizlik bürümüştü sanki tek bir kişiden çıt çıksa bu an bozulacakmış gibi ama öyle bir şey olmayacaktı.

Madde 3: Sürekli iş yapılmayacak herkes istediği zaman çalışacak.

Maddesini yazdıktan sonra yerine oturdu ve rahatça yayıldı. Evet, Ilgaz’ın kardeşi de ona benzemiş ve keyfine düşkün bir şey olmuştu. Asıl sorun benim bunu şu an fark etmemdi. Sanırım biz gerçekten de birbirimizi tanımak ve anlamak için hiç bir zaman bir çaba sarf etmemiştik.

Bir süre herkes öylece durduktan sonra hiç beklenmeyen bir anda hiç belemediğimiz birisi hareket etti. Tulip, bağdaş yaptığı kollarını açıp sırtını dayadığı duvardan ayırıp ellerini mavi kotuna sürterek anlaşma ya da kural kağıdına doğru ilerledi. Tam masanın karşısında durduğunda bir kez yutkundu ve eline kalemi alıp kağıdın üzerine durdurduğunda bir süre duraksadı. Sanırım nasıl bir madde yazacağına karar vermeye çalışıyordu. Sonunda kalemi hareket ettirdiğinde bir diğer maddeyi yazdı.

Madde 4: Kimse kimseye boş yere iftira atmayacak.

Maddeyi gören Mayıs'ın aşağılayıcı bir gülüşü sanki özellikle Tulip'e duyurmak istermiş gibi dudaklarının arasından bıraktı. "Boş yere. Aynen." diye mırıldandığında Tulip hala imzasını atmamıştı. Gözlerini kısa bir süre yumdu ve açtığında imzasını atabildi. Sanırım o sürede Mayıs'ın varlığını düşünmüş ama yine de kabul etmişti.

Kalemi yerine bırakıp tekrar duvara sırtını dayadı ve bakışlarını Mayıs'a çevirmeden çenesini havaya dikti. Bu duruşu nedensizce sırıtmama neden oldu. Tulip'e garip bir şekilde soğuk hissetsem de onunla benziyorduk.

Yine uzun bir süre kimseden çıt çıkmadığında bu sefer kalemi kimsenin ama hiç kimsenin beklemediği biri eline aldı. Cansel kaleme uzanıp hiç düşünmeden maddesini yazmaya başladığında Cenk de dahil hepimiz şaşkınlıktan irileşmiş gözlerle onu izliyorduk. Maddesini yazıp hiç duraksamadan ve bir saniye bile düşünmeden imzasını atıp tekrar abisinin yanına geçti.

Madde 5: Kimse istenmediği bir şeye zorlanmayacak.

Pekala sanırım o gün orada geçmişini hatırlaması ve bunun zorla olması onda büyük bir etki bırakmıştı. Bakışlarım Ilgaz'a kaydığında o da kağıtta ki maddeyi okuduğunda yutkunup gözlerini kaçırmıştı. O da pişmandı ama emindim ki şahane egosunu bir köşeye atıp özür falan dilemezdi.

Cansel'den çok kısa bir süre sonra Cenk kağıda doğru ilerledi. Hemen öncesinde de Cansel ile gözleriyle konuşmuşlardı tabii. Gerçi Cenk ve Cansel ayrılamazlardı. Şu ana kadar gördüğüm en çok benzeyen ve birbirine en iyi sahip çıkan abi kardeş olabilirlerdi.

Cenk’te kimseyle göz teması kurmadan hızla kağıda maddesini yazıp imzaladı ve Cansel'in yanına tekrardan geldi. Göz ucuyla Afet’e bakmıştı ama bu saliselik bir şeydi ve Afet'in bile fark ettiğini sanmıyordum. Tüm bunlar olurken hala bozulmayan sessizlik ortamı daha da gergin bir hale getirse de kimsenin konuşmaya niyeti yok gibiydi.

Madde 6: Herkes birbirini koruyacak.

Herkes birbiri hariç başka bir noktaya odaklanırken kalan kişiler yani Afet ve Kumsal derin düşüncelere dalmıştı. Bir kararın eşiğindelerdi ya da belki de çoktan kararlarını vermiş sadece yazacakları maddeyi düşünüyordu. Zaten Afet ve Kumsal'a şöyle bir göz ucuyla baktığımda Kumsal'ın kabul etmesinin tamamen Afet'e bağlı olduğu anlaşılıyordu.

Afet sesli bir iç çekip olduğu yerde hareketlendi ve koltukta dik bir şekilde oturarak avuçlarını iki yanında koltuğa bastırdı. Kafasını eğip bir süre yeri izledi ve sonra başını kaldırıp alttan alttan Cenk'e baktığında Cenk'te hissetmiş gibi Afet'e baktı. Yüzlerinde tek bir mimik kıpırdamazken bir süre sonra Afet gülümsedi ve Cenk'in bakışları gülümseyişine takılınca uzun soluklu sessizliği sonunda bozdu. "Bu sarı adamdan hiç eksik kalamam. O yüzdeeen..." Ayağa kalktı ve kalemi eline alıp madde yazmadan hemen önce duraksadıysa da bu çok kısa sürdü. Maddesini yazdıktan sonra imzasını atmak için düşünmedi bile çünkü biliyordum eğer düşünürse vazgeçeceğinin kendi de farkındaydı.

Madde 7: Boş yere kavga çıkmayacak çıksa bile kendi aralarında halledilecek, ekibin tamamı bulaştırılmayacak.

Kalemi kağıdın üstüne bırakıp tekrar Kumsal'ın yanına oturdu ve o sırada ne zamandır tuttuğunu fark etmediğim ve bence kendi de farkında olmadığı soluğu bıraktı. Kumsal'a bakıp gülümseyince Kumsal da ona gülümsedi. "Anca beraber kanca beraber mi deniliyordu?" Kumsal yüzünü buruşturdu sonra, "Yok." dedi. "Beğenmedim." Bir süre düşünür gibi yaptı. "Hah buldum. Sen nereye ben oraya bundan sonra." Afet'e göz kırptığında Afet kıkırdadı ve o sırada koltuktan kalkıp hiç düşünmeden kalemi eline aldı ve yine hiç düşünmeden imzasını attı.

Madde 8: Kimse ekibe zarar vermeyecek şekilde kendi için yaptığı kişisel eylemlerle yargılanmayacak, hesap sorulmayacak.

Maddeye hiç birimiz anlam veremezken Mayıs sırıttı ve "Sevdim bu maddeyi." dedi. Kimse ona kulak vermezken Kumsal da omuz silkip yerine yani Afet'in yanına geçti. O sırada tüm gözlerin bana döndüğünü ve herkesin dikkatinin bende olduğunu anlamam gereğinden fazla uzun sürmüştü. Aslında kabul etmeyeceğimi ima etmiştim ama sanırım açıkça duymayı bekliyorlardı. Kendimi zorladıysam da kelimeler dudaklarımın arasından dökülmedi ve bakışlarımın Ilgaz'a döndüğünde kafasını omzuna düşürüp, "Hadi be Arıza Kız. Zorlama yok ama sen olmadan eksik kalır bu ekip." dedi.

Dudaklarımı araladığım sırada Cenk'in sesini duydum ve dikkatimi ona verdim. "Katılıyorum. Hem birinin bizim sesimiz olması lazım değil mi?"

Yine tam konuşacakken Tulip'in sesini duymamla ona döndüm. Yeşile çalan soluk mavilerini tam gözlerimin içine dikmiş sanki beni hipnoz ederek ikna etmeye çalışıyordu. "Bence de sen olmadan şu kızla tek başıma kavga etmek sıkıcı olur." Kaşlarıyla Mayıs'ı işaret ettiğinde Mayıs dalga geçercesine oflamıştı.

"Zaten senin gibi bir kızın adil şartlar altında tartışacağı düşünülemezdi." Tulip Mayıs'a göz ucuyla bile bakmadan bana gülümsedi ve bu gülümsemesi sıcacıktı ama bana sanki bir buz külçesinin tenime değmesini anımsattı. Bu anımsadığım hisle ürpersem de belli etmedim ve Tulip'in yeniden gözlerini benden çekip duvara diktiğinde bende bakışlarımı yere sabitledim ve kendime düşünmek için fırsat tanıdım.

O an fark ettim. Ben şu geçen zamanda hiç düşünmemiştim. Kalacak mıydım? Hayır kalamazdım Mayıs haklıydı benim tek yaptığım zarar vermekti. Hem ben uyurken yani baygınken gayet iyi anlaşmışlardı ama ben aralarında olduğum zaman sürekli bir kavga oluyordu. Ben gerçekten çevreme zarar bir kızdım. Ayrıca yarın burayı terk edeceğimin üstüne o kadar bastırmışken şimdi ekibe girmek yüzsüzlüğün dibi olurdu.

Ben düşüncelerimde kaybolurken Mayıs, "Rolleri mi değiştik?" dedi ve dikkatimi ona vermemi sağladı. Şu geçen zamanda onunla göz teması kurmamak için direndiysem de artık buna mecburdum. Benim bal rengi gözlerimle onun buz mavisi gözleri buluşunca bir süre öylece durduk. Sonra kaşlarını kaldırıp, "Anlamamış olamazsın." dedi. "Hadi ama böyle de hiç laf sokmanın zevki çıkmıyor." Gözlerimi devirdiğimde o konuşmaya devam etti. "Ilgaz ilk teklif sunduğunda sona ben kalmıştım şimdi de sen." Bu sefer gözlerini o devirdi. "Böyle mala anlatır gibi anlatmakta iğrençmiş ama neyse. Ayrıca bu kadar bana özendiğini bilmiyordum. Kendini bilerek mi sona sakladın."

Normalde şuan ona karşı çıkmam ve sessiz kalmamam gerekse de söylediklerini sindirmem için süreye ihtiyacım vardı. Bana kalmamı mı ima etmişti? Yine beni düşüncelerimden uzaklaştıran Mayıs'ın sesi oldu.

"Hadi ama daha fazla rollenmene gerek yok. Tamam tüm dikkatleri üzerine topladın şimdi kalk ve şu kağıdı imzala birde saçma salak maddeni yaz işte."

Araya Tutku girdi. "Sen o kağıdı imzalayınca abimin mutluluktan kanatlanıp uçacağına iddiaya girerim."

"Tutku!" dedi Ilgaz yine dişlerinin arasından. Tutku uyarıyı aldığında geri yaslanıp olduğu yere sindi.

Ben hala gözlerimi Mayıs'tan ayırmazken imayla ona baktım ve imamı anlayınca oflayarak sırtını sertçe koltuğa yasladı ve tavanı izlerken konuştu. "Kal diye burada ki herkesin yalvarmasını bekleyemezsin. Ama sen salak olduğun için anlamazsın diye açıklıyım. Burada ki herkes senin kalmanı istiyor çünkü sen olmadan ekip eksik kalacak ve eksik bir ekip yeterince mutlu olamaz."

Az önce resmen Mayıs kendi dilinde benden özür dilemişti ve herkesle beraber bu beni de şoka uğraşmıştı. Kimse mevzuyu bilmiyordu ama ben bildiğim için daha fazla şaşırdım. Kafasını yana yatırıp bana baktı. "Umarım daha açık konuşmamı falan beklemiyorsundur. Bilgin olsun öyle bir şeyi yapmayacağım."

Yüzüme yerleşen sırıtışı tutamadım ve ayaklanıp masaya doğru yöneldim. Konuşmayıp bir süre bakışlarımı Mayıs'ın üzerinde tutunca rahatsız olmuş gibi kıpırdanıp kaşlarını çattı. An itibariyle aynı Mayıs'ın yaptığı gibi onu gözlerimle dövmüştüm. İtiraf etmeliydim ki bu çok güzel bir histi çünkü ağzımı bile açmadan onu rahatsız edebilmiştim.

Aynı sırıtışla Ilgaz'a döndüğümde kalemi elime aldım ve kağıdın üstünde tutarak bakışlarımı Ilgaz'dan ayırmadım. "Bu liderlik maddesinin altına bir kaç paragraf daha yazı açılacak bu arada ama şimdi değil."

O da sırıttığında önüme döndüm ve bir süre ne yazacağımı düşündüm. Sahi ben nasıl bu noktaya gelmiştim az önce buradan çekip gitmeyi düşünmüyor muydum? Gaza mı gelmiştim az önce ben? Her neyse, ne oldu bilmiyorum ama uzun bir süre sonra kendimi mutlu hissediyordum. Ilgaz haklıydı öncekinde neredeyse burada zorla tutulduğumuz için hiçbirimiz ekip olmayı becerememiştik ama şimdi hepimiz kendi ayaklarımızla buraya gelmiştik ve artık buradan dönüş olmayacaktı.

Aklıma gelen ilk ve benim için en önemli olan maddeyi kağıda dökerken sanki geçmişimden parçalar gözlerimin önüne geldi. Teker teker... Bir an önce şu işi halledip ilacımdan almam şarttı. Çok içmem umurumda bile değil önemli olan bana iyi gelmesi. Maddeyi yazıp vakit kaybetmeden imzamı da attım ve kalemi kağıdın üstüne bıraktım.

Madde 9: Hiç kimse kendi isteği dışında, zorlanarak geçmişini anlatmayacak. Sadece kendi isteğiyle, istediği kişiye bahsedecek.

Herkese sırayla göz gezdirdiğimde bu madde Cansel'in hoşuna gitmiş gibi bana gülümsemişti. Aslında onun yazdığı maddenin daha detaylı haliydi bu ama bana en çok lazım olan maddeydi.

Ben yerime oturmadan Tutku ayaklandı ve onun kalktığı yere oturup olabildiğince Mayıs'a yaklaşıp fısıldadım. "Umarım bu dediklerini sonradan burnumdan getirmezsin."

Soğuk ama bir o kadar keyifli ifadesiyle, "Bilemezsin tatlım." dediğinde gözlerimi devirip önüme döndüm ve aramıza tekrardan her zaman gerekli olacak o mesafeyi koydum.

O sırada Tutku anlaşma kağıdını eline almış, "Vay be resmen hayatımda ilk kez anlaşma imzaladım. Çok havalı değil mi?" diyordu.

Ilgaz, Tutku'nun ensesine bir tane geçirip daha sonrasında hafif kıvırcık saçlarını karıştırdı. "Sen gerçekten gereğinden fazla gevşedin."

"Yakında stres atmaya giderim merak etme." Ilgaz burnundan bıkkın bir nefes bıraktığında bu stres atma işinin onun hiç hoşuna gitmediğini anladım. Ayrıca Tutku'nun stresliyken böyle abisine benzer şekilde davrandığını da anlamış oldum.

Ilgaz salondan çıkınca hepimiz arkasından bakakaldık ama kısa süre sonra elinde kolyelerle gelince nereye gittiğini anladık. Tekrar salona girip kolyeleri masanın üzerine attığında göz ucuyla kolyelere baktım ve sekiz tane olduğunu fark ettim. Sanırım Ilgaz hala kolyesini takıyordu.

"Şimdi son detayı da halledip şu kolyeleri takarsak başka bir şey kalmayacak." dediğinde Mayıs ayaklanırken homurdandı.

"Yemin ederim takıntılısın sen." Ilgaz'ın sırıtışı büyürken herkes karşı çıkmadan masada ki kolyelere ilerlemişti. Bu da yazılmamış bir anlaşmaydı sanırım. Bende hiç ses çıkarmadan masaya ilerlediğimde masada kolye kalmadığını ve herkesin aldığı kolyeyi takmakla uğraştığını gördüm.

Şaşkınlıkla masaya bakarken birden kulağımın dibinde Ilgaz'ın sesini işittim. "Merak etme Arıza Kız senin kolyen bende sana daha sonra veririm." Kaşlarımı çatıp omzumun üzerinden ona baktığımda gereğinden fazla yakın olduğumuzu gördüm. Yüzlerimizin arasında bir karış mesafe yokken hatta onun nefesini bile tenimde hissederken o hiç çekinmeden sırıtıyordu. "Malum giderken diğerlerinin aksine sen bana özel olarak verdin kolyeni."

Fısıldayarak söyledikleriyle yutkunmuştum ama sırf bunu gizlemek için gözlerimi devirdim ve bir kere bile ona bakmadan geri koltuğa oturdum.

Bakışlarım ona döndüğünde az önce kahve bardağını attığım tekli koltuğa geçmişti ve kahve bardağını eline almış bana gösteriyordu. "Merak etme daha çok kahvemi içersin."

Çocuk gibi dilimi çıkarıp, "Çok beklersin. Senin verdiğin suyu bile içmem ben bundan sonra." dedim.

Sırıtışı büyürken bardağı gözüme sokarak salladı ve "Göreceğiz Arıza Kız. Her sözünden bu kadar emin konuşma." dedi.

"Asıl sen bu kadar iddialı konuşma." diyerek gözlerimi devirdim ve "Ayrıca en yakın zamanda da kolyemi ver." dedim. Sırf odak noktamdan çıksın diye diğerlerine gözlerimi çevirdim ve o sırada hemen yanımda oturan Tutku'yla göz göze geldim.

O da aynı abisi gibi sırıtıyordu ama bu sırıtışı daha çok imalı gibiydi. O da mı kapıyı dinlediğimi biliyordu yoksa? Hayır bu saçmalık nerden anlayacak ki.

Kaşlarımı çatıp Mayıs'a baktığımda o da tekli koltuğa oturmuş ve yine kendini en uzak noktaya yerleştirmiş elinde tuttuğu kolyeyi izliyordu. Onu neden takmamıştı? Ayrıca ekibi kurduktan sonra dakikasında kendini yine bizden uzaklaştırmaya başlamıştı. Gözlerimi devirdim ve dikkatimi başka yöne verdim. Onun yaptığı bu saçmalığı başka bir zaman yüzüne vurabilirdim ne de olsa.

Gözlerim Cansel'i bulduğunda o da diğer bir tekli koltuğa oturmuştu ve ensesinde ki saçları çekiştirirken yeri izliyordu. O neden bu guruba girmek istemişti? Madem artık birbirimizi tanıyacaktık bunu da yarın onunla konuşacaktım.

Diğerlerine baktığımda Cenk bir koltuğa oturmuş gülmemek için kendini zor tutarak Afet'i izliyordu. Bakışlarım Afet'e döndüğünde hala kolyesini takmaya uğraşıyordu. En sonunda beceremeyip elinde tuttuğu kolyeyle beraber ellerini sertçe kucağına bıraktığında oflayarak bir şeyler homurdandı ama duymadım.

Cenk en sonunda kısık sesle gülerek ayağa kalktı ve zaten ayakta duran Afet'in yanına ilerlerken, "Hep böyle beceriksiz miydin sen?" diye sordu. Afet kaşlarını çatınca gülerek elini öne uzattı. "Ver de takiyim."

Afet duraksayıp yutkunurken birden araya Kumsal girdi ve Cenk'in elini iterek aralarına girdi. Afet'e dönüp kucağında tuttuğu ellerine uzandı. "Gerekmez ben arkadaşıma takarım kolyesini." Cenk sinirle dişlerini sıkıp tekrar koltuğa kendini bıraktı ve ben gülmemek için kendimi zor tuttum.

"İyi be, ne haliniz varsa görün." diye söylenirken Kumsal sessizce gülüyordu. Afet'in arkasına geçip kolyeyi boynuna taktı ve geri çekilmeden önce yanağına bir öpücük kondurdu. Afet kıkırdarken Cenk dişlerini daha fazla sıktı. Onlar ne ara bu kadar yakın olmuşlardı bilmiyordum ama bu hallerini izlemek oldukça keyifliydi ki yüzümde ki gülümsemeyi aklıma doluşan anılar bile solduramadı. Sanırım ben uzun süre sonra artık gerçekten mutlu olacağım yeri bulmuştum.

Herkes kendi halinde takılırken birden kapı çaldı ve etrafı sessizlik kapladı. Kapı tekrar çaldığında eve dolan tek ses zilin sesiydi. Şakasız işte şu an ölüm sessizliğini yaşıyorduk. Gözlerim herkesin üstünde gezindiğinde hepimiz buradaydık ve kim gelebilir diye düşündüm. Bu sorunun cevabı Ilgaz'da olduğundan bakışlarım onu bulduğunda onun da yüzünün aynı tedirginlikle gerildiğini fark ettim.

Onunda bakışları beni bulduğunda yutkunup, "Arıza Kız." dedi. "Kapıya bakmak ister misin?"

Kafamı iki yana salladığımda çocuk gibi mızmızlanarak ayağa kalktı ve salondan çıkıp kapıya ilerledi. Hepimiz sessizliği bozmamak için neredeyse nefesimizi tutmuştuk. Neden böyle bir duruma düştüğümüzü ise bence hiç birimiz bilmiyorduk.

Uzun bir süre sonra bir kaç konuşmanın ardından Ilgaz elinde bir kağıtla odaya girdi. Gelenin kim olduğunu konuşmaları net duyamadığımızdan anlamamıştım. Ilgaz elinde tuttuğu kağıdı havaya kaldırıp tam ağzını açacağı sırada Kumsal ayağa fırladı. Ilgaz kafasını omzuna düşürüp gözlerini kısıp Kumsal'a baktı. Kumsal da dişlerini dudaklarına geçirip öylece Ilgaz'la karşı karşıya bir süre durdular. Hiç birimiz ne olduğunu anlamazken olayı tek bilen kişinin Kumsal ve Ilgaz olması daha çok bu iki kişiden birinin Ilgaz olması sinir bozucuydu.

Artık ikisinden biri konuşmaya karar vermişti ve bu kişi tabii ki de Ilgaz olmuştu. "Kumsal Durmaz." diye lafa başladığında hepimiz pür dikkat onları izliyorduk. Sanki bir film izliyorduk ve tüm sırların çözüleceği yerdeydik. Pekala bu hiç güzel bir benzetme olmamıştı.

Kafamı iki yana salladım ve kendimi ana verip Ilgaz'ı dinlemeye devam ettim. "Hız limiti ihlalinden iki bin yüz altmış sekiz lira ceza." Hepimiz öylece bakakalırken Kumsal sonunda savunmaya geçti.

"Bunun sabah gelmesi gerekiyordu."

Ilgaz havada tuttuğu kağıdı aşağı indirirken kafasını iki yana salladı ve "Bunun için gelmiştin değil mi?" diye sorduğunda Kumsal masum bir ifadeyle başını aşağı yukarı salladı.

"Ha yani kimse bu saatte neden kuryenin buraya geldiğini sorgulamayacak." diye araya giren Mayıs'ı "Hayır." diyerek susturdum çünkü yine yenik düştüğüm şüphelerim konuşmayı başlamıştı. Kumsal'ın arabası mı vardı? O suçu nasıl işlemişti.

"Motorun mu var?" diye soran Ilgaz ile daha fazla şaşırdım. Kumsal motor mu kullanıyordu? Pekala artık birbirimizi tanımak için gram çabalamadığımıza emin oldum.

"Senin motor ehliyetin mi var?" diye soran Cenk'in hemen ardından, Afet'te "Bunu bende bilmiyordum." diyerek kaşlarını çatmıştı. Kesinlikli kimse kimseyi tanımaya uğraşmamıştı ve burada ki kimsenin şu yaşına kadar doğru düzgün arkadaş edinmediğine kalıbımı basabilirim.

Kumsal ciğerlerini nefesle doldurup açıklama yapmak için hazırlandı. "Evet motorum var ve on altı yaşına basar basmaz aldığım bir ehliyetim var. Sadece hızı sevdiğimde almıştım o zamanlar ve bundan kimseye bahsetmeyi sevmem. Ayrıca evet o elinde tuttuğun ceza kağıdı için gelmiştim ama bu manzarayla karşılaşınca o kağıt parçası umurumda bile olmadı." Dudaklarını büzüp bir süre duraksadı. "Madem ekip olduk artık size dürüst konuşacağım. Ben motor yarışlarına katılıp gelirimi onunla sağlıyorum ve bu işe bir kere bulaştınız mı bir kere çıkamazsınız. Sözleşmeye o maddeyi yarışlara katılabilmek için yazmıştım." Mayıs kendini tutamayıp soğuk bir şekilde güldüğünde Kumsal aldırmadan anlatmaya devam etti. "Ayrıca o elinde tuttuğun da tek ceza kağıdım değil. Şu zamana kadar, iki trafik kazası, yüz elli dokuz hız limiti ihlali bununla birlikte yüz altmış oldu. Altmış sekiz kere kırmızı ışık ihlali, bir kere ehliyetsiz araç kullanımı ki o zaman on dört yaşındaydım. On sekiz kere trafik kurallarına aykırı araç kullanımı, otuz dört kere trafik levhalarını ihlal etmek, bir kere alkollü araç kullanımı, iki kere telefonla konuşurken araç kullanımı, otuz sekiz park ihlali derken normalde üç yüz yirmi üç cezam vardı yenisiyle üç yüz yirmi dört oldu. Çoğunu ödedim merak etmeyin başınıza bela açmam ayrıca bu cezaları zevkimden değil yarışlar da aldım haberiniz olsun."

Sakin ve umursamaz anlatışıyla acaba ben mi söylediklerini gözümde büyütüyorum diye düşündüm ama hayır onun rahat oluşunun hatta sıkılışının aksine biz gözlerimiz fal taşı gibi açık bir şekilde Kumsal'a bakıyorduk hatta Cansel bile.

Mayıs, "Ee sen nasıl içerde değilsin? Ha pardon ilk önce nasıl hayatta kaldığını mı sormam lazım yoksa?" diye alaylı bir şekilde konuşsa da bu soru ciddi ciddi sorulması gereken bir soruydu.

Kumsal yüzünü buruşturup Ilgaz'ın elinden ceza kağıdını çekip aldı. "Şanslı kızımdır. Şimdi izninizle şu cezayı da ödeyim."

"Ha sen ciddisin baya?" diye soran Cenk'e göz ucuyla bile bakmadan telefonunu çıkardı ve cezayı ödemek için gerekli işlemleri halletmeye başladı. Parmakları o kadar hızla hareket ediyordu ki bu duruma alıştığı apaçık belliydi.

"Yok şaka yapıyorum birazdan kameralar çıkacak ortaya." Cenk'e baktı. "Salak mısın sen oğlum?" dedi.

"Düzgün konuş benle abinim ben senin."

"Bir de hareketlerin yaşını tutsa keşke." diye söylenerek telefonla ilgilenmeye devam etti. Herkes olduğu yere geri otururken ortamı bir süre sessizlik kapladı. Kumsal'ın basit gördüğü şeyleri hepimiz sindirmeye çalışıyorduk şu an.

Herkes düşüncelere dalmışken boynumda hissettiğim soğuklukla ürperdim ve bakışlarım boynuma inince kan kırmızısı rengi kolyeyi gördüm. Saçlarım da hissettiğim nefesle bakışlarımı arkama çevirdiğimde Ilgaz'ı gördüm. Tam dibimde dururken kolyeyi taktı ve bana baktı. "Ne yapıyorsun?"

Fısıltımla birlikte nefesim yüzüne çarpmıştı ve anlık gözlerini kapatmıştı ama bu çok kısa sürmüştü. Başka birisi görse göz kırptığını düşünebilirdi. Gerçi zaten bende o başka birisi kategorisinde değil miydim?

Ilgaz da aynı şekilde fısıldayarak, "Kolyeni takıyorum." dedi. Onun bu rahatlığı bir gün beni öldürecekti. Gerçekten liderliğine falan güveniyor olabilir miydi? Şu an buradan biri bizi böyle görse... Ne olurdu ki? Ben bazı şeyleri çok kafaya takıyordum sanırım ve bu huyumu acilen bırakmam lazımdı.

"Gerçekten zamanlaman mükemmel." diye hiç gecikmeden cevabımı verdiğimde sırıttı.

"Öyledir." diyerek geri çekildi ve sanki bu nokta da bilerek nefesini yüzüme bıraktı. Belki de yine kafamda kuruyorumdur. Gözlerimi kapatıp önüme döndüm ve kendimi ana dönmeye zorladım.

"Ne yapacağım ben senin bu bende ki etkini?" diye kimsenin duyamayacağı hatta var ile yokluk arasında bir ses tonuyla söylendim.

Arkamdan Ilgaz'ın gülen nefesini işittiğimde gözlerimi şaşkınlıkla büyütüp ona döndüm. Duymuş olması imkânsızdı. Neyse ki duymamıştı ve kolyeme bakıyordu. O sırada kolyeyi parmaklarımın arasına alıp oynadığımı yeni fark ettim.

"Özlemişsin tabii." dedi ona baktığımı fark edince.

Duraksamadan, "Evet." dediğimde dilimi kesmek istedim.

Şaşkınlıkla karışık keyfi yerine geldiğinde hızla önüme döndüm ve ona konuşma fırsatı vermeyerek laflarını ağzına tıkmış bulundum. Parmaklarımın arasında ki kolyeye baktığımda kolyenin ön kırmızı tarafı haricinde arkasında ki metalin üstüne bir harfin kazındığını gördüm.

S.

Herkese sırayla göz gezdirdim kimsenin adı s harfiyle başlamıyordu ve ben bu harf detayının önceden olmadığına yemin edebilirdim. Yeni mi yaptırmıştı? İyi de neden?

Kumsal işi bitince telefonu kapattı ve arka cebine koyarak ayaklandı. Mutfağa doğru yürürken elinde ki kağıdı yırtmaya başlamıştı. Kağıdı muhtemelen çöpe atıp geldikten sonra tekrar Afet'in yanına yerleşti. Hepimize bakarak güldü. "Ee benim saklayacak bir sırrım kalmadı artık."

"Yine de bana söyleyebilirdin bunu." diye homurdanan Afet'e döndü hızla.

"Kimse bilmiyor ki. Babam bile bilmiyordu. On dört yaşımda ondan gizli öğrenip sonra ondan gizli ehliyet ve motor aldım. Yarışlara da o öldükten sonra katılmaya başladım. Sana özel bir şey değil ki kimseye söylemiyorum ben bunu."

Afet oflayarak, "Sana bir şey olabilirdi." dedi.

Bunun üstüne Tulip güldü ve onun burada ki varlığını yeni hatırladım hemen benim yanımda olan Tutku'nun yanındaydı. "Sanırım grubun annesi belli ha?"

Mayıs dalga geçercesine, "Hain olmadığı sürece her şey olabilir." dedi.

Cenk, "Bence anlaşmayı bu kadar hızlı unutmayalım." dediğinde Cansel konuya atıldı.

"Sahi anlaşmadan çıkana ne olacak?" Gerçekten en akıllımızın en sessiz olanımız olduğunu düşünmeye başladım. Gerçekten bunu neden Cansel haricinde kimse sormamıştı.

Ilgaz, "Lideriniz olduğum için buna ben karar veriyim." diye başladığı cümleye düşünüyormuş gibi yaparak devam etti ve ben yine gözlerimi devirdim. "Gruptan atılır."

"Oha!" diye gereğinden abartılı bir tepki verip ona döndüm. "Abartmasan mı?"

"Sonunda be!" diye sevinerek ayağa kalktı. Ona anlamsız bakışlar atarken, "Sonunda Arıza Kız arıza çıkardı. Kaç saattir şu çıkışı bekliyorum senden." dediğinde kendimi tutmayıp güldüm ve benim ardıma herkes güldü. Mayıs dışında herkes...

Gülüşlerimiz yavaş yavaş kesilirken Afet'in kendinden emin sesi duyuldu. "Her neyse bir daha o yarışlara katılmayacaksın."

"Saçmalama Afet!" diye yükseldi Kumsal ve ayağa kalktı. Kumsal'ın bağırışıyla birlikte yerinde kaskatı kesilen Afet bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı. Kumsal toparlamak istercesine Afet'in yanına oturdu. "Afet, dedim ya bu işler öyle kolay değil. Kumar gibi bir şey. Şakasız iki buçuk yıldır bu işin içindeyim ben. Beni asla o kadar kolay bırakmazlar."

Afet'in bakışları Cenk'e kaydığında sanki bir kaç saniyede bakışlarıyla anlaştılar ve Cenk, "Ben hallederim." dediğinde Kumsal ona döndü ve anlamamış gibi baktı. "Ben konuşurum onlarla tatlı tatlı. İkna olurlar." Tatlı tatlı derken üzerine öyle bir bastırmıştı ki tüylerimin ürperdiğini hissettim. O an bir şey daha fark ettim. Cenk'in ve bence hepimizin kesinlikle karanlık bir yüzü vardı.

Kumsal sanki kendini sakinleştirmek istiyormuş gibi bir kaç nefes alıp bıraktı. "Bakın ben sözleşmeye o maddeyi boşuna eklemedim. Benim katıldığım yarışlar burada ki kimseyi ve ekibi etkilemeyecek bende istediğim gibi gidip geleceğim."

"Ya Fransa'ya gideceğimiz zaman?" diye sorarcasına konuştuğunda herkes Ilgaz'a baktı ama o daha çok Kumsal odaklı konuştu. "Size söylemiştim onlar Fransa'da ve intikamımızı almak için oraya gitmemiz şart olacak. Yanlış anlaşılma olmasın kimseyi zorlamayacağım isteyen burada kalıp bize yani gidenlere de buradan destek sağlayabilir ama bunu daha sonra karargâhta konuşuruz. Şimdi önemli olan şu Fransa'ya gideceğimiz zaman bu yarışları ne yapacaksın?"

Kumsal bir kaç dakika durup düşündü ve bakışları Cenk'e döndüğünde konuştu. "O zaman Cenk onlarla tatlı tatlı konuşur. Şu an değil. Size söyledim motor bana zevk veriyor."

Herkes bir süre suskunlaştığında Ilgaz kafasıyla onayladı ama Kumsal onu umursamadan Afet'e döndü ve annesinden izin alan çocuk gibi baktı. Afet zorlukla da olsa gülümseyerek kafasını aşağı yukarı salladığında Kumsal gülerek Afet'in boynuna atladı ve Afet'te kollarını ona dolayıp sıkı sıkı sarıldı. "Ama tek bir ceza daha görürsem seni bu eve kitlerim." dediğinde Kumsal ve Cenk başta olmak üzere yine herkes gülüştü. Yine Mayıs dışında herkes. O kollarını bağdaş kumuş sırtını koltuğa yaslamış en uzak noktadan bizi izliyordu ve mutlu değildi. Mutlu olduğuna dair yüzünde bir tebessüm yoktu.

Bakışları bana kaydığında onu izlediğimi anladı ve yerinde dikleşerek kendini toparladı. Daha fazla dikkat çekmemek için konuya dahil olmaya çalıştı. "Kumsal bu yarışlar filmlerde olduğu gibi mi?"

Kumsal, Afet'ten ayrılıp Mayıs'a döndüğünde kaşları çatılmıştı. Muhtemelen bunu neden sorduğunu çözmeye çalışıyordu. "Neden?"

"Merak."

“Sen ve merak?” diye lafa atladım.

Anlık bana döndü ve itici gülümsemesini takındı. “Ne diyordunuz siz?” Düşünür gibi yaptı. “Hah buldum. Gerçek kişilik falan işte, tatlım.” Tatlım kelimesi imalı söyleyişine gözlerimi devirdim ama o bunu umursamadan tekrar Kumsal’a döndü. “Evet, cevap?”

Omuz silkti ve hiç ciddi olmayan bir ifadeyle, "Sen sanırım çok film izliyorsun. Sıradan kumar oynanan yarış bu. Çok büyük bir beklentiye girme bence." dedi ama sanki sadece Mayıs'ın anlayacağı şekilde şifreli konuşmuştu.

Mayıs'ın yüzünde keyifli bir gülümseme oluşurken bu sefer rahat bir şekilde geriye yaslandı. "İyi o zaman bende geliyorum."

"Hey!" diye konuya dahil olan Ilgaz'a karşı sadece omuz silkti Mayıs. "Ben senin kuzeninim ve abin sayılırım-"

"Aynı yaştayız Ilgaz."

"Ay farkıyla ben büyüğüm." Mayıs gözlerini devirse de konuşmaya devam etti. "Burada ki herkes ekibin bir üyesi olarak kendi istediğini yapmakta serbest ama sen benim kuzenim olduğun için bir şey yapmadan önce bana sormalısın."

"Hah," diye aşağılayıcı konuşmasına geçiş yaptı Mayıs. "Kusura bakma ama bir bireyin üzerinde tek sözü geçen anne babasıdır ve o da on sekiz yaşına kadar geçerli. Ben yirmi bir yaşında bir genç kızım ve sen kuzenim olarak yaptığım, gerçekleştirdiğim hiç bir eyleme müdahale edemezsin. Umarım o milattan önceye kalma beynin kısa devre yapmamış ve dediklerimi anlamıştır."

Ilgaz ağzını açtı ama diyecek bir şey bulamayıp geri kapattı. Mayıs aynı Ilgaz gibi sırıttı ama bunu Ilgaz'ı sinir etmek için yaptığı yine de bundan tiksindiği belliydi. "İşte ben buna Mayıs etkisi diyorum lider bozuntusu." diyerek hem bana gönderme yaptı hem de Ilgaz'ın ağzına fermuar çekmesine neden oldu.

Arkadan, "Mayıs dünyanın merkezine füze fırlattı ve bir taraftan girip diğerinden çıktı!" diye atılan Tutku'yla hepimiz gülmeye başladık Ilgaz ise tatlı siniriyle salondan ayrılıp merdivenleri çıkmaya başladı.

Yine de liderlik vazifesini yerine getirmek için bir iki basamak sonra durup arkasını dönmese de, "Herkes aynı düzende kalacak. Mayıs sen çatı katına!" diye bağırıp yoluna devam etti.

Bunun ardından yine hepimiz gülmeye hatta bazıları özellikle Tutku kahkaha atmaya başlasa da Mayıs sadece sırıtmakla yetindi ve bunu ortamda ayak uydurmak için yaptığı belliydi. Kimse anlamazdı ama ben görmüştüm çünkü daha önce çok kez denemiştim.

Bu konunun üstüne başka bir konu, onun üstüne başka bir kavga ve tartışma açılırken hepsinin sonu gülüşmelere bağlandı.

O an bir kez daha farkına vardım. Ben burada mutluydum, ben burada iyiydim, ben burada hayattaydım ve ben burada nefes aldığımı, yaşadığımı hissediyordum. Kısacası ben buraya aittim.

Şu 20 yıllık hayatım da ilk kez kendimi bir yere bu kadar ait ve olduğum yerden bu kadar vazgeçemeyecek şekilde hissettim.

Şimdilik tek dileğim bu ortamın da beni diğerleri gibi terk etmemesiydi. Ama biliyordum ben bir şeyden memnunum dediğim an o şey elimden uçup gidecekti. O yüzden hayır hep şikayet edecek bir şey bulmalıydım.

Çoğu insan bu teorimi yalanlasa da benim hayatım böyle işliyordu. Çok mutluyum dediğim aa elimden alınıyordu. O yüzden burada mutlu olsam da hep şikayet edecek bir şey bulurdum. Neyse ki Mayıs vardı ve bu ihtiyacımı fazlasıyla karşılıyordu.

 

...

 

İlk olaeak kusura bakmayın bölümü birqz geç attım. Minik bir internet sıkıntısı yaşadım bir de 110 tl aşım falan yapmışım anneme ne uyduracağım bilmiyorum. Yalan fikri söylerseniz sevinirim:)
Dürüst olursak bölüm hiç içime sinmedi. Kısa olsubir kaç konuyu daha uzatacaktım daha fazla tatlı tatlı kavga edeceklerdi ama bölüm aceleye geldiğinden bu kadar oldu. Ben beğenenedim ama umarım siz beğenmişsinizdir.
Ayrıca Kumsal'ın asıl kendi has kişiliğini nasıl buldunuz? Çoğu karakterde böyle hiç beklemediğiniz kişilikler çıkacak bu arada ben de Kumsal ile başlayayım işe dedim.
Son olrak beni ınstadan takip etmeyide unutmayın. O kadar okuyorsunuz şu yıldıza da bir zahmet basın.
Insta: r_roselissa

Bölüm : 26.04.2025 16:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...