32. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

Biz dokuz kişiydik. Artık bundan hepimiz emindik. Bu sefer olmuştu, biz ekip olmayı başarabilmiştik. Aile olabilmiş miydik? Ondan şu anlık pek emin değilim ama onu da başarabilirdik. Hepimiz çaba gösteriyorduk bu sefer çünkü hepimizin isteği birdi. Ekip dağıldığında ekibin değerini anlamıştık. Bazı şeyler böyle değil miydi zaten? Bazen uzaklaşmadan elimizde olanın değerini bilemezdik, özleyemezdik. Çoğu insan buna kaybetmeden derdi ama biz birbirimizi kaybetmemiştik. Eğer bir gün kaybedersek de yeniden birbirimizi bulacağımız yeri biliyorduk.

Aile olmak için illa ki kan bağı da lazım değildi. Önemli olan birbirimize olan bağlılığımızdı. Birbirimize bağlanabilecek miydik? Orasını bilmiyordum işte ama gözlerimizde öyle bir umut vardı ki hepimiz başaramayacağımız hiç bir şey olduğuna inanmıyordu. En azından inanmak istemiyordu.

Ailemizi kaybetmiştik ama bu başka bir aile kurmamıza engel değildi. Hiç bir şey bilmesek de öğrenebilirdik. Hiç birimiz nasıl aile olunur bilmiyordu. Aile olmayı geçtim nasıl arkadaş olunması gerektiğini bile doğru düzgün bilmiyorduk. Normalde çocuk yaşımızda öğrenmemiz gereken şeyleri öğrenmek için gecikmiştik. Yine de önemli olan zaman değildi. Biz şu an geçmişi ve geleceği unutup mutlu olabiliyorduk. Önemli nokta sadece buydu. İlerisi ve gerisi kimsenin umurunda değildi ve olmamalıydı.

Birlikte geçireceğimiz daha çok zamanımız vardı. Hatta belki de daha da fazlası olacaktı. Belki intikamımızı aldıktan sonra hep beraber mutlu olabilirdik. Belki bunu bir tek ben düşünüyordum ama zamanla birbirimize alışacaktık. Şu anda bile birbirimize alışmıştık ve gidecek yerimiz olmayınca direk buraya gelmiştik. İlerisini düşünemiyordum bile.

Belki bu düşünceleri şu an içimde ki umutla dile getiriyor olabilirdim, ileri ki zamanda bu umut kırılabilirdi, bu düşünceler paramparça olabilir. Olsun, dedim ya önemli olan şu an ve ben şu anın tadını çıkarmak istiyordum.

Oylamanın ardından neredeyse 2 hafta geçmişti. Bu süreçte herkes gerçekten birbiriyle kaynaşmıştı. Ara sıra evi kasvet bürüse de çoğunlukla mutluyduk. Herkes iyi anlaşıyordu ve tatlı kavgalarımız dışında ciddiyete binen hiç bir kavgamız olmuyordu. Mayıs ve Tulip bile hiç tartışmıyorlardı ve bir keresinde onları evin önünde konuşurken görmüştüm. Ne konuştuklarını bilmiyordum ama sanırım artık birbirleriyle anlaşabiliyorlardı.

İlk zamanlara göre hiç birimizden beklenmeyecek büyük bir ilerleme kat etmiştik. Birbirimizi seviyorduk sanırım. Emin değildim çünkü bir insan nasıl sevilir tam olarak hatırlamıyordum. Belki de ben bu zamana kadar hiç sevmemiştim ve sevmeyi beceremediğim için... Her neyse şu ana odaklanacağım ve ben şu an mutluyum.

Ayrıca aradan geçen bu iki haftada resmen Ilgaz bize zorla ingilizce çalıştırıyordu. Tulip'in çalışmaya ihtiyacı yoktu hatta bana özel ders bile veriyordu. Bir tek bana özeldi çünkü karşılıklı anlaşma yapmıştık. Ben ona dövüş öğretecektim o bana ingilizce. İdeal bir anlaşmaydı, o yüzden hiç bir sıkıntı çekmemiştik. Yine de benim salaklığımdan olsa gerek diğerlerine fark atmam gereken bu şartlar altında neredeyse eşit gidiyordum. Sadece Cenk beklenilmeyecek bir performans sergileyip açık ara öndeydi ve neredeyse ingiliz gibi ingilizce konuşuyordu.

Bir de Cansel abisini bile şaşırtarak ingilizceyi halletmiş Fransızcaya geçmişti. Evet Fransızca çünkü Ilgaz Bey biraz Fransızca bilmemizde zarar olmayacağını ve işimize yarayacağını söylemişti. Tulip İngilizceye göz ucuyla bile bakmadan Fransızcaya geçiş yaptığında öğrenmesi gereken kadarını öğrenmişti.

Bu dil öğrenme konusunda her şey gibi Mayıs ile rekabete girdiğimizden Cenk'in ardından biz geliyorduk. Ilgaz anlayamadığım bir şekilde ingilizce çalışmadan mükemmel konuşuyordu. Aslında şöyle bir bakınca bu şartlar altında iyi bir eğitim görmüş olmalıydı.

Tutku ise onun aksine hiç ingilizce bilmiyordu ve Ilgaz bu konuda bir çok kez Tutku'nun üvey olduğundan bahsetmişti. Cenk ile nasıl bir tartışmaya girdiyseler DNA testi yaptırmış pozitif çıkınca sonuçların karıştığını dile getirmişti. Yine de Tutku ingilizceyi Ilgaz kadar iyi konuşana kadar Ilgaz, Tutku'yu kardeşlikten reddetmişti. Malum egosu zedeleniyordu.

Bu baskının altında Tutku hızlı bir ilerleme kaydetmişti. Kumsal ve Afet ise en geride kalanlardı. Kumsal tamamen salmıştı ve son dakika halledeceğini iddia ediyordu. Afet ise Cenk'in zorbalamaları üzerine öğrenmesini hızlandırsa da o kadar iyi değildi.

Bütün bunlar olurken bir yandan herkes dövüşe çalışıyordu. Neredeyse bu konuda da Mayıs ile rekabete tutuşacağımız anda Ilgaz, Mayıs'ın siyah kuşak tekvandocu olduğunu söylediğinde geri adım atmıştım. Ne kadar hastanelerde büyüse de gayette sağlıklı bir vücudu vardı ve siyah kuşak olmak kolay iş olmasa gerekti. Yedi yıl yetimhanede ders almış. Tabii bu dersleri aldığı zaman çok zayıfmış ve orada ki kızlar sürekli onunla dalga geçiyorlarmış ama Mayıs pes etmeden devam etmiş.

Tekvando bildiği halde neden orada ki kızlara boyun eğdiğini sorduğumda, 'korku' diye yanıtlamıştı. Evet, bu süreçte baya bir dertleşsek de aslında tek konuşan o olmuştu. Ben yine aynıydım ve son gaz kendimi saklamaya devam ediyordum.

Aynı zamanda bu geçen 2 haftada Afet araştırmalarına devam etmişti. Aslında bu yüzden bizim kadar dil çalışamamıştı. Çok bir şey de bulamamıştı aslında. Yine genel bilgilerdi ve bizim oraya gitmekten başka çaremiz kalmıyordu. Neyse ki herkes bunu kabul etmişti ve karşı çıkan kimse yoktu.

Şu an da ise Tulip ile benim olan odada Mayıs ile oturuyorduk. Önümüzde bir kaç tane a4 kağıdı vardı ve ön arka ingilizce yazılarla doluydu. Birlikte çalışmaya karar vermiştik ama bu işin sonunun bir yarışmaya dönüşeceğinin biz de farkındaydık.

"Şimdi neredeyse kafa kafaya ilerlediğimiz için..." Kesinlikle bu iş bir yarışmaya dönecekti. "İkimizde ileri-orta seviye olarak adlandırılan yerdeyiz." Cümlelerinin ardından aramızda duran kağıtları karıştırdı. İkimizde bana ait olan yatağın üzerinde bağdaş kurmuş karşılıklı oturuyorduk. "Ve bil bakalım ne yapacağız?" Sorusunun ardından iki tane kağıdı arkasına sakladı ve çocuk gibi dudak büzdü. Bu halleri bir tek bana özeldi. Şakasız, gerçekten bir tek benim yanımda bu şekilde kendi gibi davranıyordu. Yani ben onun kendi içinden gelen kişiliğinde ki gibi davrandığını hissediyordum. Çünkü bana kendini açmıştı onun bile bilmemi istemeyeceği şeyleri bir kere ağzından kaçırmıştı ve bu sanırım aramızda ki buzların kırılmasını dağlamıştı. Aramızda ki köprü ise durduğu gibi duruyor ikimizde tek bir adım atmıyorduk. Bu adım için benim kendimden bir parça vermem gerekiyordu ama bunu yapamazdım. Ben kendimi anlatmayı unutmuştum.

Her şeye rağmen herkese soğuk olan Mayıs bana sıcaktı ve ben onunla herkesten bir tık daha fazla samimiydim. Ama bu demek olmuyor ki aramızda ki kavgalar son buldu. Bazen birbirimizi paramparça ediyorduk. Ayrıca aramızda ki rekabetten bahsetmiyorum bile. Biz dünyanın en iyi iki dostu olsak da -asla olamayız- bu rekabetimiz her şekilde devam edecek ve birbirimizi geçmeye çalışacağız. İkimizde biliyoruz ki asla geçemeyeceğiz ve artılarımız ile eksilerimiz bir şekilde durumları eşitleyecek.

Gece neredeyse hiç uyumadığım için uykum vardı, gözlerim şişmişti ve aynı zamanda ağrıyordu. Yine de onun hevesini kaçırmamak için gülümsedim ve aynı çocuksulukla olmasa da ellerimi iki yana açıp, "Ne yapacağız Mayıs." dedim.

Aslında bu geçen zamanda bende onun yanında çok çocuk olmuştum. Sadece şu an modumda değildim. Genel bir bakış açısıyla baktığımız da aslında bende bir tek Mayıs'layken kendim oluyordum. Tulip'le de iyiydik ama hala aramızda bir duvar örülü gibi hissediyordum ve bu sadece benden kaynaklanan bir sorundu çünkü kızın her hareketi sıcacıktı. Yine de ona kendimi açamıyordum.

Arkasından kağıtları çıkardı ve "Akademik yazıları çevireceğiz." dedi. Başımı arkaya atıp ofladığımda, "Oflama! Ciddi bir konu bu." dedi sinirle.

Tekrar ona baktım. "Mayıs uykum var. Gece uyumadım."

Omuz silkti. "Bende."

Yerimde dikleştim. "Ne demek bende?" Kaşlarım çatıldı. "Mayıs." Gözlerini kaçırdığında çenesinden tuttum ve bana bakmasını sağladım. "Hani ara verecektin? Konuştuk bunları." Evet, bu konu hakkında bir kaç konuşmamız olmuştu ve o bir süre uzaklaşmaya çalışacağını söylemişti.

Başını aşağı yukarı salladı. "Evet konuştuk ama dinle Selis. Zaten Fransa'da o okuldan çıkabileceğimizi düşünmüyorum. O yüzden fırsatım varken bu fırsatı değerlendirmek istiyorum." Bu sefer onun kaşları çatıldı. "Ayrıca konuyu değiştirmeye çalışma." Elinde ki kağıtlardan birini verdi. "Şu metni al ve bir kağıda çevirisi yaz." Sırıttı. "Tabii beni geçemezsin orası ayrı."

Sinirle tek elimi salladım. "Uykum var dedim. Sana normalde fark atarım ama şu haldeyken tek kelime almaz aklım."

Beni taklit edermiş gibi elini salladı. "Hadi benim nereye gittiğim malum. Sen ne bok yedin gece?"

Sırtımı arkamda ki yastığa yasladım ve gözlerimi kaçırıp, "Ne bok yiyebilirim Mayıs? Ben sen miyim?"

"Gözlerini kaçırdın. Keşke Tulip kadar iyi yalan söyleyebilsen."

Bakışlarımı ona çevirirken tek kaşım havalandı. "Tulip ne yalanı söylemiş?" Nedensizce Tulip konusu açılınca direk savunma moduna geçiş yapıyordum.

Güldü. "Dövüşmeyi bilmemesi konusu. Aslında hakkını vermek lazım çok iyi yalan söylüyor. Şu zamana kadar o kadar insan inceledim ki artık istemsizce tanıştığım herkesi inceliyorum ve senin yalan söylerken girdiğin tepkimeleri fark edebiliyorum. Sadece Tulip yalan söylemiyor o yalanı yaşıyor. Nasıl anladığıma gelirsek, geçen kendi kendine çalışırken gördüm."

Dudaklarım tek bir kenara doğru kıvrıldı. "Ben öğrettim Mayıs."

Ağzımdan kaçırdığım şeyle dudaklarımı birbirine bastırdım. Mayıs tek kaşını kaldırdı. "Yoksa..." Gözleri büyüdü. "İnanamıyorum Selis. Siz birlikte aşağı indiğinizde sen ona dövüş öğretiyorsun ve o da sana ingilizce mi?" Kaşları çatıldı. "Ben dövüş konusunda senden daha iyiyim bir kere bu teklif için bana gelmeliydi."

Dudaklarım aralanırken, "Sen gerçekten üst düzey bir zekaya sahipsin. Tek kelimeyle durumu nasıl anladığını sorabilir miyim? Ha bir de sana gelmemesinin nedeni muhtemelen kıza tekvando öğretirken onu kesecekmiş gibi bakmandandır. Haberin olsun diye söylüyorum ben hariç herkese hala öyle bakıyorsun."

Kaşları daha fazla çatıldı. "İstemeden yapıyorum onu ben bir kere!"

Tatlı bir sinirle söyledikleriyle güldüm ve yanağından makas aldım. Mayıs'ın yanında temas sorunumu da unutuyorum. Ben ona dokununca ve ya o bana dokununca artık o kirli elleri bedenimde hissetmiyordum. Hala gülerken, "İşte konu böyle değiştirilir tatlım." dedim.

Mayıs'ın yüzünde bir anda bir sırıtış peyda oldu. "Sen Ilgaz'la fazla takılmaya başladım herhalde bu sıralar." Gülüşüm solarken bu sefer benim kaşlarım çatıldı ve onun gülüşü büyüdü.

"Ne alaka?"

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Bilemem. Böyle nefessiz, aralıksız konuşmalar. Sonra uzun uzun konuşup lafı değiştirmeler. Birde berbat bir mizah anlayışın var." Gözlerini büyüttü. "Sen geceleri uyumayıp Ilgaz'la mı konuşuyorsun yoksa?"

Bu sefer benim gözlerim büyüdü. Neler kuruyordu kafasında öyle?! "Saçmalama Mayıs!" Sesimin yüksek çıktığını fark edince dudaklarımı dişledim. Onun gülüşü büyürken benim gözlerim kapıya kaydı ve tekrar ona döndüğünde işaret parmağımı salladım. "Saçma salak konuşma tamam mı? Kabus gördüğümden uyuyamıyorum ben. Oldu mu tatmin oldun mu?"

Birden gülüşü kesildi ve kaşları çatıldı. "Ne demek o?"

Dudaklarımı birbirine bastırıp, burnumdan yorgun bir soluk bıraktım ve Mayıs'ın elinde ki kağıtlardan birine uzandım. Benim uzanmamla onun çekmesi bir oldu. "Ver şunu Mayıs. Hadi çalışalım sonra da uyuyacağım."

Mayıs kağıdı daha da uzaklaştırırken konuştu. "Ne demek dedim. Ayrıca fark etmiyor muyum sanıyorsun? Hep ben kendimi anlatıyorum. Neden sana güvendiğimi bilmiyorum bile ama rahat hissediyorum yanında o yüzden geçmişimle oynamandan korkmuyorum." Derin bir nefes aldı. "Asıl sıkıntı..."

Daha cümlesine başlamadan kapı birden hızlıca ardında kadar açıldı. İçeriye tüm neşesi ve enerjisiyle gelen Tulip'ti. Kapı ardına kadar açılıp sertçe duvara çarptığında bunu oda beklemediği için yerinde sıçradı. Bakışları anlık kapıya kaydı ve sırıtarak bize döndüğünde sanki yaptığı kabahati ailesinden gizleyen bir çocuk gibi tek eliyle kapının kulpunu tutup kapattı.

Mayıs elinde ki kağıdı aramıza bırakırken bakışlarının bende olduğunu hissetsem de ona bakmadım. Tulip gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdığında komik olanın ne olduğunu düşündüysem de düşünmekten vazgeçtim. Tulip her zaman gülecek bir şeyler bulurdu.

Bir kaç büyük adımla yanımıza geldiğinde yatağın karşısında aramızda dikildi ve ellerini beline yerleştirip kafasını eğdi. Bir süre çalıştığımız kağıtları inceledi ve gülmemek için kendini daha çok tuttu. O an neyle dalga geçeceğini anladım ve kendimi gelecek olana hazırladım.

Birden kafasını geriye atıp kahkaha patlattığında Mayıs ile aynı anda gözlerimizi devirdik. Eliyle çalıştığımız kağıtları gösterip, "Nasıl gidiyor? Öğrenebildiniz mi bir şeyler?" dedi.

Mayıs fırsatı kaçırmadan hızla Tulip'e döndü. "Eğer biraz çalıştırsan öğrenebilirdik. Ha, doğru senin çalıştırman bir tek Selis'e özel değil mi? Doğru unutmuşum."

Tulip'in gözleri şaşkınlıkla büyürken bana döndü. O sırada Mayıs keyifle sırıtıyordu. "Hani kimseye söylemeyecektik? Özellikle de Mayıs'a."

Tulip'in cümleleriyle Mayıs'ın kaşları çatılırken gülüşü soldu. Dilimi dudaklarımda gezdirdim ve yapacağım açıklamaya kendimi hazırladım. Beden dilimi de kullanıp onları manipüle edip konuyu değiştirmeye çalıştım. "Şöyle ki... Bir dakika ya ben neden açıklama yapıyorum ki. Ayrıca ben bir şey söylemedim. Sadece Mayıs gereğinden fazla zeki olduğu için tek kelimemden anladı."

"Ben fazla zeki değilim tatlım, sen fazla salaksın." Evet, hala ekibin içinde birbirimize tatlım diyorduk çünkü onlar bizi öyle tanımışken birden değişime uğramak saçma olurdu. Ve bu ekip içine Tulip de dahildi.

Kaşlarım çatılırken Mayıs'a döndüm. "Senin beynin öyle bir büyümüş ki kafanın içine sığamayıp patlamış. Artık kalan hücrelerle idare etmeye çalışıyım derken bu kadar zeki olduğun belli. Boş yapma şu an muhatabım sen değilsin."

Mayıs kafasını iki yana salladı. "Uzun konuşup konuyu saptırmaya çalışıyorsun. Söylesene tatlım, bu huyun hiç mi değişmeyecek?"

Sanki inatlaşmaya dünden razıymışım gibi -ki öyleyim- çenemi yukarı diktim. "Ben şu an nasılsam her zaman öyleyim tatlım. Bir yaptığı öbür yaptığını tutmayan sensin."

Gözlerini kısıp bana meydan okuyarak baktı. "En azından ben kendimi gizlemiyorum."

Tek cümlesi içimde bir yerlere sızıp zehrini yaymıştı. Buradan sonra ne ben kendi dilimi tutacaktım, ne de o, bunun ikimizde farkındaydık. "Ben kendimi gizlemiyorum. Hiç bir şeyden bahsetmemem illa bir şeyler sakladığım anlamına gelmez. Belki de beklentilerini karşılayacak acı bir geçmişim yoktur. Herkes senin gibi boyu kadar acıya batmış durumda değil tatlım."

Kaşları daha fazla çatıldı ve biraz yaklaşıp tehlikeli bir tonda fısıldayarak konuştu. “Bu taktığın kendini seven kız maskesinin ardında ki o nefret dolu yüzü görebiliyorum Selis. Aynısı bende de var ama aramızda ki fark ne biliyor musun?" Aynı benim gibi çenesini yukarı dikti ve artı olarak omuzlarını dikleştirdi. "Eğer ben sana anlatmasaydım senin bir bok bileceğin yoktu ama sen kendini gizlemeye çalışırken bile ben seni görebiliyorum." İçine bir nefes çekip rahatlıkla sırıttı. "Ayrıca senden zekiyim çünkü senin Tulip'ten aldığın eğitimle bile bana zor yetiştiğin kısmı senden hızlı öğreniyorum. Tekvando bilgime girmiyorum bile." Sırıtışı daha da büyüdü. "Sana her konu da fark atıyorum tatlım. Anlasana denk değiliz, git kendine başka bir rakip bul."

Tam ağzımı açacağım sırada araya Tulip girdi. Sanırım iyi ki girdi çünkü Mayıs laf sokma konusunda da benden iyiydi ve ben yine söyleyecek hiç bir şey bulamamıştım.

"Ay yeter! Vallahi içimi sıkıyorsunuz artık. Ne güzel şuraya sizinle dalga geçmek için gelmiştim. Tüm keyfimin içine ettiğiniz için umarım sizin de uzun süre keyfiniz kaçar, hatta öyle bir kaçar ki başınızın üstünde kara bulutlar gezinir, içiniz kararır, her gece yastığınıza sarılıp göz yaşı döker, yediğiniz içtiğiniz boğazınızdan geçmez." Soluksuz söylediklerinin ardından nefessiz kalmış gibi içine tüm odada ki oksijeni tüketecek bir nefes çekti. "Amiiiiin!" dedi ve bir nefes daha çekip geri geri yürüyüp kendini yatağına bıraktı. "İnsanı öyle bir yoruyorsunuz ki kırk yıl bahçe çapalasam böyle yorulmazdım ben."

Mayıs ile öylece Tulip'e bakakaldığımızda ilk kez bu kadar uzun beddua ettiğini fark ettik. Tamam, stresini beddua ederek atıyordu ve bunu gereğinden fazla yapıyordu. Yine de bu biraz üst düzeydi. Bir ara anamızdan girip, ebemizden çıkıp bize sövmesinden korkuyorduk ve bu gidişle o da olacaktı.

Mayıs ile öylece sus pus olmuş dururken Tulip yatağın iki yanına ellerini bastırıp belini gerdirdi. Tekrar dikleşirken her zaman ki gülümsemesiyle bize baktı. "Korkmayın be şu zamana kadar ettiğim beddualar tutsaydı çoktan ismimin başına hazreti unvanı getirilmişti." Konuşmaktan yorulmuş gibi bir nefesini dışarı bıraktı. Tekrar gözleri önümüzde ki kağıtlara kayınca bu sefer ben atıldım ve tehdit eder gibi işaret parmağımı sallayıp konuştum.

"Sakın! Sakın Tulip gram dövüş bilmiyorsun ve şakasız ikimizin elinde kalırsın. Malum beddualarında tutmadığı için kendini savunacak hiç bir şeyin olmaz." Bir süre duraksadım ve ne kadar uzun konuşabileceğini kafamda tarttım. O sırada Mayıs'la göz göze geldik ve onun da aynı şeyi düşündüğünü fark ettim. Tekrar Tulip'e döndüğümde ilk bana baktı ve sonra neyden korktuğumu fark etmiş gibi rahatlıkla kendini yatağa attı. Sırtı yatakla buluştuğunda sözü devraldı.

"Merak etmeyin canım. Ne kadar taramalı tüfek hızında konuşsam da sizi çenemle yere seremem." Kaşları çatıldı. "Yani en azından öyle umuyorum diyebiliriz. Yine de siz şansınızı fazla zorlamayın."

Yine ve yine hiç bıkmadan Mayıs ile aynı anda gözlerimizi devirdik. Bu sırada Tulip birden doğruldu ve ellerini birbirine bir kez vurdu. Normalin aksine çıkan yüksek sesle kulaklarımı kapatmak istesem de bu anlık bir istek olmuştu.

"Nerede kalmıştık?" Oflayarak önüme döndüm.

"Gerçekten nerede kalmıştık bir an önce şu çevirme işini halledelim de uyuyacağım." Mayıs beni ciddiye almayan gözlerle bana baktı ve baştan aşağı bir kez süzdü.

"Uyuyacaksın?" Sorar gibi konuştuğunda bile sesinde alay vardı.

Araya Tulip atıldı. "Yok be ne uyuması sırf seni geçebilmek için gece daha fazla çalışacak."

Mayıs hızlıca kafasını Tulip'e çevirdiğinde saçları savrulmuştu. "Cidden mi? Bu geceleri bu yüzden mi uyumuyor?"

Tulip'in kaşları çatıldı. "Selis geceleri uyumuyor mu?"

Mayıs sinirle soluyup gözlerini kısa bir an sabır dilenir gibi kapatıp açtı. "Canım, dedin ya hani gece çalışmak için uyumuyor diye."

Bu sefer Tulip gözlerini devirdi ve şunu fark ettim; Bu göz devirme işi kimsede ben ve Mayıs'ta durduğu gibi durmuyordu. "İroni canım ironi. Hiç mi duymadın."

Mayıs ve benim aramda nasıl tatlım kelimesi meşhursa şu iki hafta da Tulip ve Mayıs arasında da canım kelimesi meşhurdu.

Mayıs ağzını açacağı sırada birden ışıklar söndü. Oda karanlığa bürünürken odayı tek aydınlatan ışık pencereden sızan ay ışığı oldu ama gökyüzü bulutlu olduğu için o da tam olarak bize ulaşmıyordu. Bir süre öylece kalakaldığımızda en mantıklı hareketi yine Mayıs yaptı ve telefonun flaşını açıp bize tuttu.

Flaşı odanın içinde gezdirdikten sonra tekrar bize baktı ve tek kaşını kaldırdı. "Umarım şaka yapmıyorsunuzdur?" Tulip'e baktı ve tek kaşını kaldırdı. Tulip kafasını ki yana salladığında inanmış gibi dudak büzdü ve ayağa kalktı.

Hala oturduğum yerden ona bakarken, "Nereye?" diye sordum.

Bıkmış gibi gözlerini devirerek bana döndü. "Tatlım, sen bu ekibe ilk geldiğimiz zamanlar az da olsa zekiydin ve o kafanın içinde küçük de olsa bir beyin olduğunu düşünüyordum. Şu an ise..." Yüzünü buruşturup memnuniyetsizce beni bir kaç kere süzdü. Kafasını iki yana sallarken üzerimde bıraktığı etkinin farkındaymış gibi tek laf etmedi.

Tekrar kapıya doğru yöneldiğinde Tulip'te yerinden kalkmıştı. Bende sıkıntıyla nefesimi verip telefonuma uzandım ve flaşını açıp Mayıs'ı takip ettim. Arkasından ona yetişip fısıldadım. "Benim beynim hala yerinde duruyor. Sadece her insan da olduğu gibi kriz anında çalışmayı bırakıyor. Bu sürede senin beyninin çalışması seni zeki değil anormal yapar."

Mayıs aşağılayıcı bir şekilde gülünce konuşmasına bile gerek kalmamıştı.

Aşağı indiğimizde elektriklerin kesildiğinden emin oldum çünkü neredeyse herkes telefonunun flaşını açmış salonun ortasında öylece duruyordu. Gerçekten koskoca villanın elektrikleri nasıl kesilebilirdi?

Assolistimiz yani Ilgaz Bey salona giriş yaptığında arkasından Tutku da geldi. Tek saniye beklemeden elimle alkış tuttum. Ilgaz gözlerini kısa süre yumdu ve açınca bana döndü. Sanki 'hadi söyle' der gibi gülümsediğinde aynı uyuzlukla gülümsedim.

"Koskoca villanın ve Ilgaz Kaya'nın vizyonu bu mudur yani? Elektrik kesilmesi. Ne oldu? Faturayı mı ödeyemedin? Gerçekten merak ediyorum. Yoksa dokuz kişi tarife aşımı gibi elektrik aşımı yaptık da o yüzden mi kesildi?"

Ilgaz ofladığında elleriyle yüzünü ovuşturdu ve tekrar bana baktığında sırıttı. "Belki de fazla elektriklenme yüzünden şarteller atmıştır."

İlk neyi kastettiğini anlamadım sonra üstünde düşününce yine anlamadım. Bu sıralar gerçekten salaklaştığımı hissediyordum. Ilgaz'a anlamadığımı belli edercesine kafamı salladım ve o da bana yapay bir hayal kırıklığı ile baktı. Sonra ekibe dönüp ellerini iki yana açtı.

"Her evde elektrik kesintisi olabilir değil mi?" Kimse onu onaylamadığın da çocuk gibi dudaklarını büzdü ve ne kadar inkar etmek istesem de bu onu tatlı göstermişti. Kafasını iki yana sallayarak surat ifadesini düzeltti ve "Her neyse bari mum yakalım. Tabii lideriniz ben olduğumdan dolayı bunu da ben akıl edeceğim."

"Mum mu? Ciddi misin sen? Elektrik neden kesilmiş sorgulamayacak mıyız?" Cenk oturduğu yerden ayaklanmıştı.

Ilgaz bıkmış gibi gözlerini kıstı ve Cenk'e baktı. "Hepinizden akıllı olduğum için ilk yaptığım iş o oldu ve bizden kaynaklı değilmiş. Çevrede ki çoğu evde elektrikler gitmiş ve yarın sabaha karşı gelirmiş. O yüzden bu gece idare edeceğiz."

Cenk diyecek bir şey bulamadığında kafasına aşağı yukarı salladı ve beraber mumları getirip yaktılar. Tabii en sakar erkekler ödülünü alacak olan bu ikili neredeyse evi yakıyorlardı ama Afet işe el atınca halledilmişti. Şimdilik hepimiz hayattaydık ama bu iki sakar varken yakında küllerimiz bile bulunamayabilirdi.

Yaklaşık 10 adet mumu yakıp salonun ortasında ki geniş sehpaya dizmişlerdi. Ilgaz mumları sayıp bize döndü. "Şimdilik yatana kadar burada oturabilirsiniz. Sonrasında herkesin payına bir mum düşüyor kalan bir mumu da burada bırakırız ne olur ne olmaz." Kimseden ses çıkamayınca Ilgaz bunu bir onay olarak algıladı ve koltuklardan birine yerleşti.

"Şimdi ne yapıyoruz?" Tulip'in sorusunun ardından bir saniye bile düşünmeden Kumsal lafa atladı.

"Oyun oynayalım mı?" Kumsal'ın çocukça olan sorusun ardından bir saniye bile sürmeden Mayıs, Cenk, Ilgaz ve hatta Cansel aynı anda cevap verdi.

"Hayır!" Aldığı sert cevabın ardından Afet'in yanına sindiğinde Afet'in kaşları çatıldı ve bize döndü.

"Ne bağırıyorsunuz çocuğa? Sakin bir dille de ret edebilirdiniz." Sözlerinin ardından Kumsal'a sanki küçük bir çocukmuş gibi sarıldı ve koyu sarı saçlarının tepesinden öptü.

Cenk, "Çocuk dediğin motor yarışlarına katılıyor." diye Afet'e sataştığında Afet susmadı.

"Olabilir. Ne yani ruhu çocuk kalmış olamaz mı? Ama doğru sen ne anlarsın insan psikolojisinden anca vücut kaslarını geliştir zaten. Biraz beynini kullansan beyin yaşı diye bir şey olduğunu bilirdim." Dudağını sinir olunacak şekilde büzüp Cenk'e baktı. "Gerçi senin beyin yaşının daha doğmamış bir çocuk ile aynı olduğunu baza alırsak bunu akıl edememen normal."

Cenk konuşmak için dudaklarını araladıysa da geri kapattı. Yüzünü Afet'in boynuna gömen Kumsal anlık kafasını çıkardı ve Cenk'e küçük bir çocukmuşçasına dil çıkardı. Cenk işaret parmağını sallayacağı sırada sanki kabahatini bilen çocuk gibi kendisini tekrar Afet'in boynu ile kızıl saçları arasına gizledi.

Cenk sanki tahammül edemiyormuş gibi yanaklarını şişirecek bir nefes çekip bıraktı. Sonra bize döndü sanki kafasını dağıtmak istermiş gibi sırtını geriye yasladı. Genişçe gülümseyip, "Ee kızlar." dedi. Gülüşünde kendisinin bile engel olamadığı bir çapkınlık vardı. Göz kırptıktan sonra, "Nasıl gidiyor dersler." diye sordu.

Mayıs gözlerini devirip umursamıyormuş gibi kendini koltukta geriye yasladı. Soruyu cevaplamak bana düşünce dudaklarımı araladım ama sanki Tulip saatlerdir aradığı fırsatı bulmuş gibi konuştu. "Sence nasıl gidebilir? İkisi de rekabet içindeler ama kendilerine verdikleri hırs da bir işe yaramıyor. Vallahi cahil kalacaklar böyle."

Beklenmedik bir şekilde Mayıs ile aynı anda, "Ne alakası var ya!" diye bağırıp yine aynı anda Tulip'e döndüğümüzde kaşlarımız aynı oranda çatılmış ve gözlerimiz aynı oranda kısılmıştı. Sanki birbirimizin kopyası gibiydik.

Tulip bu duruşumuz ve aynı anda bağırışımızdan korkmuş gibi olduğu yere sindi ve dudaklarına fermuar çekip kendini susturdu.

Tabii bu Cenk'i susturmadı, hatta sanki Afet ile dalga geçmek için bir fikir verdi. "Yani bir noktada haklı." Afet'e döndü. "Afet ne dersin. Sence sen de bu cahil kategorisine giriyor musunuzdur?"

Afet başını geriye attı ve koltuğa dayadı. Gözleri tavandayken konuştu. "Cenk ben hackerim. Bilmem anlatabildim mi? Hani senin o girmek için saatlerce uğraştığın bankalar var ya onlara parmaklarımı bir kaç oynatışımla sızabilir hatta devlet hazinesine bile sızabilirim." Başını yan yatırarak Cenk'e baktı. "Her zaman dedim, yine diyorum. Mesele kas değil zeka ve sende o zeka bulunmuyor. Eminim ki bu laflarımın üstüne yarım saat düşünüp öyle sindireceksin ve asla verecek bir cevap bulamayacaksın çünkü beynin yetmeyecek. Şimdi asıl cahil kimmiş bir düşün bakalım?"

Afet tek kaşını kaldırıp Cenk'e baktığında, Cenk bir süre öylece bakakaldı. Bu durum Afet'in dudaklarının tek bir kenara doğru zevkle kıvrılmasına neden oldu. Cenk konuşmak için dudaklarını aralasa da geri kapatmak zorunda kaldı ve bu bir kaç kez tekrar etti.

En sonunda kimse konuşmayınca Kumsal duruma el attı. "Şu an emin oldum. Seni şu hayatta bu kız kadar göt eden kimse olmamıştır. Oldu dersen yalan söylüyorsundur. Şu surat ifadeni görmen lazım." Birden yerinden kalkacak gibi olsa da bu göstermelikti. "Ayna getiriyim mi?"

Tutku söze daldı. "Sen yerinde otur bence. Kaç gündür altıncı hissin seni terk etmiş olsa gerek yapmadığın sakarlık kalmadı. Bir de elektrikler kesikken seni düşünemiyorum bile."

Kumsal saçlarını savurup Tutku’ya döndüğünde, "Sen sus bücür. Sana soran olmadı. Şurada yetişkinler olarak ciddi bir kavganın içindeyiz. Sen git az köşede oyna." diye çıkıştı.

Tutku ağzını açacağı sırada Cansel hiç beklemediğimiz bir anda söze daldı. "Cidden çok merak ettiğim bir soruyu soracağım?"

Afet soruyu duymadan cevapladı. "Abinin neden bu kadar beyinsiz olduğunu mu? İnan ona bilim bile bir tanı koyamaz Cansel."

Cenk kardeşini kolunun altına çekerken tip tip Afet'e baktı. "Sana sormadı merak etme."

"Aslında genel herkese soracaktım." Cansel'in kısık sesinin aksine Cenk'in sesi gayet gür çıktı.

"Var ya yazıklar olsun seni yetiştirdiğim günlere. Şurada bir buçuk aydır tanıdığın kıza mı satıyorsun beni." Omzundan iteklese de güç uygulamamıştı. "Git. Git Afet ablanla takıl sen. Ben kimim ki zaten."

Afet kahkaha attığında eliyle Cenk'i gösterdi. "Ay prensese bak sen. Trip de atmasını biliyormuş."

Cenk ağzını açmadan Cansel konuştu. "Onca kızı nasıl etkiliyor zannediyorsunuz siz? Diğer erkeklerden farklı olmakla kafayı bozmuş durumda kendisi."

Afet bir an sinirden kızardı gibi olsa da daha da üst seviyesine çıktı ve morardı. "Onca kızı?" Cansel'in söylediklerinden çekip aldığı bu kelimeyle gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bakışlarım Kumsal'a kayınca onunca geriye yaslanmış keyifle film izler gibi onları izlediğini gördüm. Aslında çoğumuzun durumu Kumsal'dan farklı değildi. Mayıs dışında.

Cenk yine konuşamadan Cansel lafa atladı. Sanki abisini satmaya dünden razıydı. "Abimin çapkın olduğunu bilmiyor muydunuz?" Sanki bilerek yapmamış gibi mahcup bir ifadeye büründü. "Tüh pot kırdım desenize."

Cenk bu sefer ciddili Cansel'i Afet'in yanına iteklediğinde Afet kızı kollarından tutup yanına çekti. "Yavaş be ayı!" diye Cenk'e bağırmayı da ihmal etmedi.

Cenk sinirle Cansel'e baktı. "Yemin ederim ömrü hayatımda böyle kazık yememişimdir ben. Sırtımdan bıçaklanmanın kralını yaşadım resmen."

Afet, Cenk'in konuyu değiştirmek istediğini anlamış gibi konuya geri döndü. "Dur bir dakika ya. Sonra azarlarsın diyemeyeceğim kusura bakma çünkü benim olduğum yerde kimse Cansel'e bağıramaz. Onun dışında konumuza dönecek olursak." Kızıl kaşlarını çattı. "Çapkın?" dedi sorar gibi.

Cenk yine konuşamadan Cansel sözü devraldı. "Hem de ne çapkın. Eve geldim iki kız, sonra abimin telefonu çalıyor başka bir kız ile randevusu varmış, bir de..."

Cenk lafına devam etmesine izin vermeden araya girdi ve Cansel'i susturdu. "Kızım sussana artık. Tamam aldın intikamını ödeştik. Alacağım sana o yeşil elbiseyi. Sus artık be kurban olduğum. Hani hiç konuşma sus sus, yeri olmadığında bir dilin açılsın..."

Bu sefer Afet Cenk'i susturdu. "Konuş Cansel. Konu ne bilmiyorum ama abin bankadan parayı soyup gelene kadar ben iki mislini havale alırım ve o gelene kadar ne istiyorsan da alırız. Şimdi anlat merak ediyorum."

Cenk ağzını açmadan Cansel konuşmaya başladı. "Ya işte iki kız evde artı bir kızla buluşma. Sonra birden kapı çaldı. Meğerse üst komşunun yeğeniyle de yatmış. Yeğeni Antalya'dan gelmiş. O bir hafta da nasıl kızı yatağa attı bende bilmiyorum." Cenk sanki ortadan yok olmak istiyormuş gibi kafasını eğdi ve elleriyle yüzünü gizledi. Afet Cansel'i dinlediğini beli etmek için kafasıyla onu onaylarken gözleri Cenk'teydi. Cansel sanki ortama kaynaşmak için şu anı beklemiş gibi birden her zaman kısık çıkan sesi canlandı ve heyecanla anlatmaya devam etti. "Sonra ben odamdayım. Biri arıyor beni. İki sokak ötede ki kafede çalışan esmer bir kızdı sanırım. Yetmedi hala kapıda üst komşunun yeğeni dururken..." Düşünür gibi yaptı. "Neydi adı o kızın?" Cenk'e döndü. "Abi o saçını pembeye boyatan kızın adı neydi."

"Ebenin ki Cansel." Cenk'in homurdanmasını umursamadan Afet'e geri döndü. Gözlerim Afet'e döndüğünde kıpkırmızı kesildiğini gördüm ve gülmemek için gözlerimi kaçırdığımda Mayıs ile göz göze geldik. Sanki bakışlarıyla bana 'ekipteki tek çapkın ben değilmişim' der gibi bakıyordu ve gözlerinin içi gülüyordu. Yine gülmüyordu ama sanki gözlerinde o gülüşü saklıyordu.

"Ben ona Barbie girl diyordum zaten ve en sinir olduğum da oydu. Bir kendini bir şey zannetmeler falan." Bir süre duraksadı. "Kaç etti şimdi?" Daha çok kendi kendine konuşur gibi anlattıklarını parmakları yardımıyla saydı. "İki evde, iki kapıda, biri abimi arıyor, biri beni." Tekrar Afet'e dönüş sağladı. "Etti altı. Aslında yediydi bu ya yedinci kişi nasıl dahil oldu bilmiyorum ama bu altısı bir şekilde bir araya geldiler bu evin içinde birbirlerine girdiler. Sonra bu evde olan kızlardan bir tanesinin meğerse sevgilisi varmış o da dahil olunca abimle ağız burun girdiler. Abimin orda burnu kırılmıştı yaptırdık biz. Aslında bunun burun eskiden kemerliydi de o günden sonra ameliyat olunca düzelttik."

Cenk kafasını kaldırmış hayretler içinde kardeşine bakıyordu. Cansel tatlı ve masum bir şekilde Cenk'e geri dönüş yapınca Cenk şaşkınlığı sesine bulanmış bir şekilde konuştu. "Abim sen bunları kaç sene içinde tuttun birine anlatmak için?"

Cansel kıkırdadı. "Aslında tutmadım ki ben senin bu yattıklarınla da, flörtleştiklerinle de çok konuşmuştum." Birden Cenk'e döndü. "Hatta hatırlıyor musun kırk yılın başı bir sevgili yapmıştın böyle Rus kızı gibi bir şeydi."

Cenk pişmanlıkla kafasını salladı ama pişmanlıktan çok duyacaklarından korkuyor gibiydi. "Ha o seni harbi sevmiş işte. En çok onunla anlaşmıştım sona ben bir ara senin de haylaz biri olduğunu ağzımdan kaçırınca şüphelendi ama ben kardeşlik vazifemi yerine getirdim ve seni satmamak için hırsız olduğundan bahsettim. İlk inanmadı ama maskeni ve para zulonu gösterince inandı."

"Allah razı olsun." diye yorulmuş bir şekilde fısıldadı Cenk.

Cansel'in kaşları çatıldı ve bir süre düşünür gibi bir hal aldı. "Aa! Ne hatırladım?"

Cenk gerçekten sinirden ağlayacakmış gibi bir sesle konuştu. "Daha hatırlayacak ne yapmış olabilirsin?"

Cansel yine kıkırdadı. "Yok fazlalık bir şey değil bu Rus kızla ilgili yine. O senin hırsız olduğunu öğrenince korktu ve kaçmayı düşündü sonra ben o kaçmasın diye seni öveyim derken çapkın olduğunu günün yirmi dört hatta yirmi beş saati otuz farklı kızla yattığını söylediğim de senden intikam almak için bu para zulandan yaklaşık iki milyon alıp yurt dışına kaçmıştı." Tatlı tatlı gülümsedi. "Hatırlıyorsun değil mi? Onun arkasından ne kadar da sövmüştün."

Cenk artık ortadan değil direk dünyadan yok olmak istiyormuş gibiydi. Belki de şu anda dünyaya hiç gelmemeyi, hiç var olmamayı diliyordu.

"Ben seni yetiştirirken nerede hata yaptım bir bilsem?" Cenk'in hayıflanışına karşılık Cansel omuz silkti. Dudaklarını büzüp Afet'e döndüğünde bir an yüzünde duraksama oldu. Benim de bakışlarım Afet'e döndüğünde gözlerini buğulanmış gördüm. Belki de mum ışığından öyleydi diyeceğim ama Cansel'in yüzünde ki duraksamanın başka bir açıklaması olamaz.

Cenk'in de bakışları Afet'e döndüğünde kaskatı kesildi. Afet kafasını iki yana salladı ve eline mum bile almadan salonu terk etti. Cenk sanki put kesilmiş gibi orada öylece kalırken bakışlarımı Kumsal'a çevirdim. Gayet rahat bir şekilde Afet'in arkasında ki boşluğa bakan Cenk'e bakıyordu.

Kafasını omzuna yatırdı ve "Umarım peşinden gitmen gerektiğini bizim ya da benim söylememi beklemiyorsundur." dedi.

Cenk o an kendine gelmiş gibi bakışlarını hızla Kumsal'a çevirdi. Kumsal başını aşağı yukarı salladığında Cenk hızla yerinden kalktı ve aynı hızla Afet'in peşinden gitti.

Bir süre ortam sessizliğe büründüğünde hala nedensizce elimde tuttuğum telefonun titrediğini hissettim. Bakışlarım gelen bildirime kaydığında Mayıs'ın ismiyle karşılaştım. Evet, Mayıs ile numaralarımızı birbirimize vermiştik çünkü zaten biz bir ekiptik ve Fransa'ya gidene kadar herkesin numarası herkes de olacaktı. Mesaja tıkladığımda rondomla karşılaştım.

 

Yılın beşinci ayı; MAYIS

JSJKHSFHSFH

Şu an sadece ikimiz olsak kahkaha atmaktan karnım ağrımıştı.

Az önce ekipte ki tek çapkının ben olmadığımı öğrendik farkındaysan.

Artık bana bir laf edemezsin.

 

Oflayarak cevap yazmaya koyuldum.

 

Mayıs iyi değilsin sen.

Gerçekten bak ciddi söylüyorum Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gidelim mi?

İyi gelir gibi biraz.

Ne dersin?

 

Yılın beşinci ayı; MAYIS

Şu an keyfim o kadar yerinde ki seninle tartışamayacağım.

Ayrıca beynin yetmiyorsa diye söylüyorum o hastaneye deliler yatırılıyor. Kendini layık görüyorsan bilemem :)

 

Mayıs...

Gerçekten uykum vardı ve şu an tek istediğim uyumak. Bu yüzden bende seninle tartışamayacağım.

Gel ortak bir karara varalım ve bu tartışmayı yarına erteleyelim.

 

Yılın beşinci ayı; MAYIS

Kabul edildi.

Zaten yazışırken de hiç sarmıyor.

Ciddiye alamıyorum ben seni böyle.

 

Tamam.

 

Yılın beşinci ayı; MAYIS

Ne yani tamam deyip geçecek misin????

 

Evet.

 

Yılın beşinci ayı; MAYIS

Çok sıkıcısın Selis.

 

Ok.

 

Son attığım mesaja kusan emoji koyması üzerine gözlerimi devirdim. Tam telefonu bırakacağım sırada ekranda Ilgaz'ın adını gördüm. Kendini kendisi kaydettiği için ILGAZ diye kaydetmişti. Bunu da yeni görüyordum çünkü hiç kurcalamamıştım.

 

ILGAZ

Kiminle konuşuyorsun?

Ya da boş ver.

Muhtemelen sana ne diyeceksin.

Aslında biliyorsun arıza çıkarman hoşuma gidiyor ama bu arızalarını senin o güzel sesinden duymak isterim. O yüzden boş ver.

Kimle konuştuğun da umurumda değil çünkü somurtuyordun.

Bence seni güldürecek birine ihtiyacın vardı.

 

O kişi de sen mi oluyorsun?

Güldürme beni.

 

ILGAZ

Amaç o zaten. beynin mi durdu senin bu sıralar.

 

Gözlerimi devirdim.

ILGAZ

Devirme gözlerini çünkü göremiyorum. Ben gördüğüm zaman devir.

 

Kaşlarım çatıldı.

 

ILGAZ

Nereden bildiğimi sorma hissettim.

 

Sen ve hissetmek.

Hiç inandırıcı değilsin.

Ayrıca ILGAZ mı?

Gerçekten kendini bu kadar basit mi kaydettin?

Senin o egona hiç yakıştıramadım bunu.

 

ILGAZ

Evet çünkü bu numarayı kaydettiğim zamanlar ekip dağılmıştı.

Bir ara hatırlat da yeniliyim.

Umarım telefonuna şifre koymamışsındır.

Koyduysan da Afet var. Sıkıntı değil yani.

 

Son kez gözlerimi devirdim ve telefonu tamamen sessize alıp köşeye bıraktım. O an Mayıs'la göz göze geldiğimizde kaşlarını kaldırıp bir bana bir Ilgaz'a baktı. Ayağımın tersiyle onu dürttüğümde omuz silkti ve önüne döndü.

O an bizi bulunduğumuz ana geri getiren Tutku'nun sesi oldu. "Cidden Cansel. Sen ne soracaktın ilk başta?"

Cansel'in ilk kaşları çatılsa da sonrasında aklına neyden bahsettiği gelmiş olacak ki düzeldi ve bakışlarını Ilgaz'a çevirip. "Aslında genel dedim ama sana soracaktım."

Ilgaz da elinde ki telefonu bırakıp Cansel'e yöneldi. O ana kadar umarım telefonuyla başka şeylerle uğraşmıştır ve bana tonlarca mesaj yazmamıştır. Her neyse okumadan silerim sıkıntı değil.

"Cidden soruyorum bu villayı tutacak ve dokuz kişiye bile bakacak para nereden geliyor?"

Cansel'in sorusu sanki bizi gerçek hayata döndürmüştü. Biz bir masal da yaşamıyorduk ya da bir romanın karakterleri değildik. Haklıydı paranın bir yerde tükenmesi gerekirdi ama Cenk'ten ve Kumsal'dan sonra bu paranın nerden geldiği ile ilgili her şeyi beklerdim doğrusu.

Yine de bu kadar bitmek tükenmez olamazdı. Hatta ekip kurulmadan önce Mayıs'a da bilinmeyen biri tarafından sürekli para yatırılıyormuş ama ekip kurulunca bu para kesilmiş. Bunun tek bir çıkarı var o da Ilgaz. Yani bu yaşına kadar hem kendine ve Tutku'ya he de Mayıs'a bu parayı yettirmiş şu an da ise dokuz kişiye birden bu parayı yediriyordu.

Evden de ayrıldığı yoktu yani çalışmıyordu. Babamdan kalan miras demişti ama bu miras devlet hazinesi değil ya illa ki bir yerde bitmeliydi.

Şu dakikalarda herkesin kafasından bu düşünceler geçmiş olacak ki hepimiz pürdikkat Ilgaz'a odaklanmış, vereceği cevabı bekliyorduk.

Ilgaz oldukça yavaşça, hatta neredeyse ağır çekimde oturduğu yerden kalktı. Aynı ağır adımlarla masaya doğru ilerlerken avuç içlerini ayaklarına sürtüyordu. Gözlerimi kısıp onu incelemeye devam ettiğimde masanın önünde durdu ve sürahiden bardağa su doldurdu. Bu yaptıklarının hepsini aynı ağır çekimde yapıyordu.

Bardağa suyu doldurup yavaşça dudaklarına yaklaştırdı ve bir kaç yudumu sanki bir saatte içti gibi gelse de şakasız beş dakika sürmüştür. Bardağı masaya geri bırakırken dilini dudaklarında gezdirdi ve bir kaç öksürükten sonra sanırım konuşma kararı aldı.

"Aslında..." Sesi ilk kısık çıksa da sonra düzeltti. Neden bu durumda bile bana rol yapıyormuş gibi geliyordu? "Benim bir hastalığım var ve parayı öyle kazanıyorum."

Kaşlarım çatılırken yerimde dikleştim ve dikkatle Ilgaz'ı dinlemeye başladım. Diğerlerinin de benden aşağı kalır yanı yoktu. Ilgaz içine derin bir nefes çekti ve dertli bir şekilde geri bırakırken konuşmaya devam etti. "Vücudum diğer insanlardan biraz farklı çalışıyor ve..."

Kafasını önüne eğdiğinde yüzünü göremiyordum. "Ve?" diye soran kişi Kumsal'dı.

Ilgaz kafasını kaldırıp Kumsal'a baktığında sırıtıyordu ve Kumsal bu durum karşısında tek kaşını kaldırdı. "Ben..." Bu noktada sesi oldukça canlı ve keyifli çıkıyordu. "Para sıçıyorum."

Bir süre ortamı bir sessizlik bürüdü ama bu daha çok Ilgaz hava dalgası gibiydi. En sonunda Tulip dayanamadı ve ilk patlayan o oldu. İlk hafifçe gülse de bir kaç saniye içinde gülüşü kahkahaya dönüşmüştü.

Hepimiz Tulip'e baktığımızda ve Tulip'te bu bakışların farkına vardığında dudaklarını birbirine bastırdı ama bu bile gülüşünü tutmadı. "Kabul edin ama komikti."

Bunun ardından Tutku, arkasından Kumsal ve Cansel gülmeye başladığında bende kendimi tutamadım ve güldüm. Mayıs'a baktığımda o da kafasını iki yana sallayarak gülüyordu. Gülüşü sessizdi ama gülüyordu işte.

Ilgaz ortamı bu hale getirmenin keyfiyle rahat bir şekilde kendini koltuğa attı ve yayılarak oturdu.

Cansel gülüşünün arasından, "Ciddiydim ama ben.” dedi.

Ilgaz da yapay bir şaşkınlıkla gözlerini büyüttü ve Cansel'e döndü. "Hadi ama! Bende ciddiyim." Kurduğu cümleyle kendi de dahil herkes daha çok gülünce bir süre evin içini gülüşlerimiz doldurdu. Sanki bir aile sıcaklığını hissettim o an. Belki de ben uyduruyordum ama uzun zaman sonra içimde bu sıcaklık oluşmuştu. En son da muhtemelen annemle kahvaltı sofrasını hazırlarken olmuştu.

Gülüşmelerimiz biraz sessizleşince Cansel bu sefer Tutku'ya döndü. "Sayın liderimiz cevap vermeyeceği için sana soralım. Sence abin bu parayı nereden buluyor?"

Tutku kıvırcık saçlarını savurarak Cansel'e döndü ve umursamaz bir şekilde omuz silkti. "Oradan bakınca abimin bekçisi gibi mi duruyorum."

Cansel'in kaşları çatılırken başını önüne eğdi ve, "Soranda kabahat zaten." diye bir kaç cümle kurup homurdandı.

Bir süre sessizlik oluştuktan sonra sözü sayın liderimiz devraldı. "Her neyse. Şimdi gidin ve yatın yarın öğlen herkes toplantı masasında olsun. Kendimize kimlik oluşturacağız."

Kumsal saçlarını tek omzunun üzerinden savurarak Ilgaz'a döndü. Kaşları hafifçe gerilirken "Nasıl yani?" diye sordu.

Ilgaz kafasını sallayarak, "Detayları yarın herkes bir arada olduğunda anlatırım." dedi ve içine derin bir nefes çekti. "Afet ve Cenk'e söylersiniz. Haydi şimdi herkes yataklara." Gözlerimi devirdim ve sanki bunu hissetmiş gibi sırıttı. "Şu mumlardan da herkes eline bir tane alsın. Kumsal ve Cansel sizde Afet ve Cenk'i karanlıkta kaybolmadan bulun. Hiç güven vermiyorlar."

Cansel ile Kumsal kalkerken bir yandan da Kumsal'ın çenesi durmuyor ve söyleniyordu. "Daha Fransa'ya gitmeden senin görev dağılımın başladıysa ben seni o zamanlar düşünemiyorum."

Ilgaz sanki bu söyledikleri hoşuna gidiyormuş gibi daha rahat oturdu. Tutku hiç bir şey söylemeden salondan ayrılırken mumunu da almayı ihmal etmemişti.

Tulip, "Ben açım o yüzden bir şeyler atıştırıp öyle odaya geçeceğim." dedi ve kafasını yana yatırıp Mayıs'ın aramıza giren bedenini geçerek bana tatlı tatlı baktı. Bazen gerçekten çocuk gibi oluyordu. Hele şu haldeyken saçları tek tarafa dökülürken ve gözlerini kırpıştırırken... Tam bir çocuktu. Aynı zamanda şu an bana sanki annesinden izin alıyormuş gibi bakıyordu ve bu gülümsememe sebep oldu. "Haberin olsun diye söyledim."

Başımı aşağı yukarı salladığımda yerinden zıplayarak kalktı ve kıvrak, çocuksu hareketlerle mumunu alıp kuş gibi seke seke yürüyerek salondan ayrıldı.

Gözlerim kapıya takılı kaldığında birden önüme bir beden çıktı. Kafamı kaldırıp kim olduğuna baktığımda bunun Mayıs olduğunu anladım. Öğrencisini azarlayan öğretmen gibi işaret parmağını sallayarak konuştu. "Sakın unuttuğumu zannetme. Yarın o çeviriler yapılacak ve kimin daha hızlı yaptığı anlaşılacak." Uyuz bir şekilde gülümseyip, "İyi geceler." dedi.

Altında yatan anlamı fark ettiğimde gözlerimi devirdim ve o bana göz kırpıp arkasını döndü. İki mum birden aldığında Ilgaz'a baktı. "Zaten bir mum fazlalıktı ben de iki tane alıyorum. Zaten çatı katında yalnız olduğumdan bir kaç cin falan çağırırım. İsteyen katılabilir."

Ilgaz'ın sorusuna karşılık ne tepki verdiğini göremesem de muhtemelen reddetmişti. Mayıs başını bana çevirince daha demin onun yaptığı gibi uyuz bir şekilde gülümsedim ve "Ben almayayım tatlım, daha delirmek için çok gencim." dedim.

Mayıs şaşırtıcı bir şekilde laf sokmadı ve omuz silkip saçlarını savurarak arkasını döndü ve salondan ayrıldı. Sırf Mayıs ve Kumsal gibi saçlarımı savurmak için saçlarımı uzatmak istiyordum.

Saçma sapan isteklerimi kafamı iki yana sallayarak yok ettim. Koltuktan kalktığımda Ilgaz'a arkam dönüktü. Tam bir adım atacağım sırada arkamdan, "Arıza kız." diye seslendi. Omzumun üzerinden ona baktığımda gözleriyle koltuğu işaret edip, "Telefonun." dedi. Bakışlarım koltuğa döndüğünde telefonumu orada unuttuğumu fark ettim. Tam telefonuma uzanacağım sırada tekrar konuştu. "Bence sen dil öğrenmekten önce telefonuna sahip çıkmayı öğrenmelisin."

Telefonu alıp doğrulduğumda ona yorgun, hayattan bıkmış ve bolca uykulu gözlerle baktım. Laf atmak için ağzımı aralasam da geri kapattım. Yine de, "Hiç çoluk çocukla uğraşacak bir modda değilim." demekten kendimi alamadım.

Arkamı dönüp yürümeye başladığım da yine arkamdan seslendi. "Bana iyi geceler yok mu?"

Sorusuna karşılık gözlerimi devirdim. "Beni kuzenin ile..." Konuşmak için ona döneceğim sırada ayaklanmıştı bu lafımı kendi kendime kesmeme neden olsa da susmadım. "Karıştırdın herhalde."

Bana doğru adımlarken omuz silkti. "Aynısınız zaten."

Sırıttım. "Aslında zıt kutuplarız. Bunu fark ettiğimizde birbirimizi çektik diyebiliriz."

Gözleri sırıtışıma kaydığında aramızda bir belki iki adım kala durdu. "Arıza çıkarsana." Birden konuyu değiştiren isteğiyle anlamamış gözlerle ona baktım Aynı rahatlıkla omuz silkti ve gözleri hala aynı noktada takılı kalırken konuştu. "Baya işte. Arıza çıkar, birazda ben sırıtayım." İç çekti. "Özledim." Gözlerim şaşkınlıkla büyüdüğünde sonunda onun gözleri gözlerimi buldu ve toparlamak istermiş gibi hızla konuştu. "Sırıtmayı yani."

Gülememek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda gözleri anlık dudaklarıma kaydı ama bu saliselik bir şeydi. Tekrar bakışlarımız buluşunca, "Ne?" diye sordu hiddetle. "Ne var gülecek?"

Bu sefer ben aynı onun gibi rahatlıkla omuz silktim. "Hiç." dedim uzatarak. Yüzümde engelleyemediğim bir sırıtış peyda olurken intikam almak istermiş gibi konuştum. "Özledim." dedim aynı onun gibi ve yüzünde ki tepki eminim benimkinden daha beterdi. "Yani gülmeyi."

Kıkırdadığımda aramızda ki iki adımı göz açıp kapayana kadar kapattı ve bedenime engel olamayarak iki adım geriledim. Sırtım duvarla buluşunca dudaklarımı dişledim ve yaptığım harekete pişman oldum.

Ilgaz ilk aramıza benim açtığım mesafeye baktı ve sırıtarak suratıma baktı. "Ne o? Korktun mu Arıza Kız?" Dudak büktü. "Sen ve korkmak ha?"

O dakikadan sonra kulaklarımın çınladığını hissettim. Garip bir şekilde kulaklarıma konuşmalar tartışmalar doldu. Sanki tenimde eller hissettim ama bunlar rahatsızlık vermedi. Tüm düşüncelerim kafamın içinde birbirine girmişken bir silah sesi duydum. Bu beni kendime getirmediğine göre yine kafamın içindeydi. An itibariyle sanki dünya ile bağım kopmuştu ve kafamın içinde yaşıyor gibiydim.

Birden gerçek bir hisle çenemde bir el hissettim ve "Arıza Kız." diye bir fısıldayış. Gözlerim açıldığında o ana kadar sıkı sıkı yumduğumu yeni anlamıştım. Sanki bir kabusun içinden çıkmışçasına nefes nefese kalmıştım. Başka insanlar ara vermeden koşmuş gibi diye adlandırabilirdi bu durumu ama ben bir tek kabuslarımdan uyandığımda soluk soluğa kalıyordum.

Ilgaz arada ki mesafeyi kapatmıştı ve tek eli çenemde başımı kaldırmış, kendi başını hafifçe eğmiş bana bakıyordu. Yüzlerimiz arasında bir karışlık mesafe bile neredeyse yoktu ve nefeslerimiz birbirine çarpıyordu. Bu yakınlık daha da nefessiz, boğuluyormuş gibi hissetmeme neden oldu.

Ilgaz endişeli gözlerle yüzümü tarayıp, "İyi misin sen?" diye sordu. Sonra sanki endişesini gizlemek istermiş gibi işi şakaya vurdu. "Tamam, insanların üzerinde bir etki bıraktığımın farkındaydım ama bu kadarını beklemiyordum."

Ben hiç bir duygu hissetmedim. Sanki duygusuz kalmış gibiydim ve hiç bir tepki veremiyordum. Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken sadece, "Temas sevmiyorum." diyebildim. Dokunuşu rahatsız etmese de yakınlığı beni daha fazla boğuyordu. Bu neydi şimdi? Neden böyle olmuştu?

Ilgaz ateşe dokunmuş gibi elini hızla çenemden çekti ve aramıza mesafe koydu. Bir süre beni izledi. En sonunda cesaret edip gözlerine baktım ve bu anda soluklarım belirli bir düzene girmişti.

Yutkundum ve konuşmak için dudaklarımı araladıysam da geri kapattım. Sanki geçen şu bir dakika da günlerce susuz kalmışım gibi dudaklarımın kuruduğunu hissettim. Gözlerim masada ki yarısı dolu olan bardağa kaydığında hızla masanın yanına gittim ve suyu tek dikişte içtim.

Az önce olan şeyi garip ama sanki daha önce yaşamışım gibi hissetmiştim. Hayır, yaşamamıştım. Yaşasaydım hatırlardım. Yani en azından bünyeme böyle büyük bir tepki bırakacak kadar büyük bir olaysa hatırlardım.

Kafamı iki yana salladım ve kendime gelip Ilgaz'a döndüm. Yutkundum ve dudaklarımı birbirine bastırıp bir süre nasıl bir açıklama yapacağımı düşündüm.

"Uykum var." Aklıma gelen ilk bahaneye sığındığımda kaşları çatıldı. "Yani uykusuzluktan oldu işte." Saçmaladığımı fark ettiğimden yavaşça kapıya doğru adımladım. "Yani işte ingilizce falan derken beynim kısa devre yaptı." Gülmeye çalışsam da bunun zorlukla olduğu çok belliydi.

Ilgaz konuşmadığında kafamı önüme eğdim ve tam kapıdan çıkacakken önümü kesti. Başım eğik olduğu için ayaklarına bakıyordum. Vazgeçmeyecekti ve hesap vermeden buradan ayrılamayacaktım.

Kafamı kaldırıp baktığımda kaşları çatıp vaziyette bana baktığını gördüm. "Arıza Kız yalan söylemeyi hiç beceremediğini sana daha önce söyleyen oldu mu?"

Sorusuyla beynimin içinde net seçebileceğim bir ses yankılandı. Duymazdan gelmek istedim ama yapmadım. Şu an tek ihtiyacım olan şey her zaman ki gibi ilacımdı ama ilk önce önümde ki Ilgaz engelini aşmam gerekiyor.

Ilgaz bir adım daha attığında aramızda hala 1-2 adım vardı. Sanırım az önce yaşananlardan dolayı temkinli davranıyordu. Oysa ki az önce yaşananların onunla bir ilgisi yoktu. Neden öyle olduğumu ben bile anlayamamıştım zaten.

Ilgaz benden cevap bekliyormuş gibi değil de konuşmamı istiyormuş gibi bakıyordu. Zorlukla da olsa dudaklarımı araladım ve "Evet." diye az önce ki sorusuna cevap verdim. Diyecek hiç bir şeyim yoktu ve benim bir an önce odama çıkmam gerekiyordu.

Ilgaz'ın içine çektiği nefesle göğsü kalkıp inerken gözlerini bir anlık tavana çevirdi. Sonra tekrar bana bakınca, "Muhtemelen az önce neden öyle olduğunu söylemeyeceksin?" dedi sorar gibi.

Sadece başımı aşağı yukarı salladım ve sırf beni rahat bıraksın diye gülümsedim ama bunun yapmacık olduğunun belli olduğundan adım gibi emindim.

Ilgaz'ın gözleri gülümsememe takılınca yüzünü buruşturdu. "Yapma işte şunu." Neyi kastettiğini anlamadığım için öylece ona baktım. "Rol yapacaksan da düzgün yap. Arıza Kız, sen bana normalde hiç gülümsemezsin."

Yüzüm her zaman ki sert halini alırken dudaklarım aralandı. Ben bile bunun farkında değilken o bunu nasıl fark etmişti. Kaşlarım çatıldı ve kendimi tutamayıp bir adım ileri gittim. İşaret parmağımı sallarken konuştum. "Sen beni mi inceliyorsun?"

Her zaman ki sırıtışı yüzünde can bulunca sanki vücudu gevşedi, rahatlar gibi oldu. "Şimdi şöyle ki zaten seninle konuşurken otomatikman seni izliyor oluyorum." Kafasını hafifçe eğip fısıldadı. "Şu an gibi." Tekrar doğrulduğunda ciddi görünmeye çalışsa da başaramıyordu. "Ayrıca insanları tanımak için onları incelemek gerekir. Bunu biliyor olman lazım." Dudaklarını birbirine bastırıp kendini gülmemek için tutuyormuş gibi yaptı ama bunların hepsinin bir rolden ibaret olduğunu bildiğim için gözlerim kısıldı. "Tabii bilmiyorsan da şaşırmam."

Gözlerimi devirip kollarımı göğsümde bağdaş kurup dik dik ona baktım. "Sen çok mu biliyorsun?"

Elleriyle kendini gösterip adeta şov yaptı. Bir insan kendini gösterme işinde ne kadar abarta bilirse o kadar abarttı. "Her halde kızım ne zannettin sen liderini."

Oflayarak kafamın içinde cümlelerimi toparlayıp ona ağzının payını vermek için aynı onu gibi aralıksız konuşmayı denedim. "İlk olarak biriyle konuşurken o kişi gözünün önünde olduğu için onu otomatikman görürsün ama izlemiş sayılmazsın. İzlemek ile görmek farklı şeylerdir ve sen beni izlemişsin. Bunu bir daha yapmıyorsun." Bu noktada yine onu tehdit eder gibi parmağımı sallamıştım ama sonra aynı duruşa geri döndüm. "Sonra, birini tanımak için incelemek yetmez çünkü gördüğün her şey doğru çıkmaz. O yüzden sen birini tanımak için onunla 'insan gibi' konuşmayı dene. Tabii ki o kişi seninle konuşup tanışmak istemiyorsa ondan uzak durmalısın." Bilmiş bir edayla kaşlarımı kaldırdı. "Umarım bunu biliyorsundur." Sonrasında aynı onun gibi dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ha, bilmiyorsan da şaşırmam."

Bu sefer onun gözleri kısılırken sırıtmamak için kendimi zor tuttum ve ciddi bir ifadeyle çenemi yukarı diktim. "Son olarak ise şu lider maddesini konuşacağımızı söylemiştim. Sen sadece sözde bir lider olabilirsin."

Rahatlığından ödün vermeden, "Neden?" diye sordu.

Bir süre düşündüm. "Çünküüü...." Aklıma bir şey gelmediğinde kaşlarım çatıldı. "Canım öyle istiyor."

Sanki karşımda Mayıs varmış gibi hissettiren o hareketi yapıp alayla güldü. "Senin her istediğin oluyor mu bu hayatta?"

Aynı şekilde karşılık verdim. "Sen her istediğini yapıyor musun bu hayatta?"

Bu süreçte ne ara birbirimize yakınlaştığımızı bende bilmiyordum arada ki mesafe kapanmış ve o başını eğmiş ben çenemi kaldırmış ona dikleniyordum.

"Arıza Kız..." diye fısıldadığında nefesinin yüzüme çarptığı hissetmemle yutkundum. O konuşana kadar uzun süredir birbirimizi izlediğimizi ve sustuğumuzu da fark etmemiştim. Neden bu şahsın yanındayken hep böyle oluyordu?

"Hım." diye bir mırıltı çıkardığımda dudaklarımı birbirine bastırdım.

Bakışları anlık dudaklarıma kaysa bile bir salise orada oyalanmadan tekrar gözlerime çıktı. Ağzını araladı ama sanki ne diyeceğini unutmuş gibi bir süre öylece durdu. Ben boş boş ona bakmaya başladığımda sonunda konuştu.

"Unuttum." dedi. Kaşlarım çatılırken neyse ki soru sormama gerek bırakmadan cevapladı. "Neyi unuttuğumu bile hatırlamayacak kadar unuttum."

Cevap vermek için dudaklarım aralansa da diyecek bir şey bulamayıp geri kapattım. Cevap vermem lazımdı, bağırmam lazımdı. Neden hiç birini yapamıyorum? Ilgaz'ın üzerime bıraktığı bu etkiden nefret ediyorum.

"Gözlerin mum ışığında daha güzel." Birden kurduğu cümlesiyle gözlerim büyüdü. Bana iltifat mı etmişti o az önce? Sanki yeterince garip hissetmiyormuşum gibi neden daha fazla üstüme geliyordu ki? Ne gerek var yani şimdi buna.

Öylece kaldığımızda ortam yine Kankırmızısı Sessizliğine büründü. Bakışlarım hala azıcık belli olan ama uzaktan asla fark edilmeyecek gamzelerine kaydığında öylece durdum.

Aklımdan geçen cümleyi kurmak için dudaklarımı aralasam da bir an ne yaptığımı fark edip geri kapattım ve bakışlarımı tekrar gözlerine çevirip bir iki adım geriledim. Masanın üstünden mumumu almak için yöneldiğimde, "Uykum var." dedim. Telefonumu arka cebime attım ve tek elime mumu alıp tekrar Ilgaz'a döndüm.

"Bana neden gerçekten hiç gülmüyorsun?" Yine bir anda hiç beklemediğim anda sorduğu soruyla öylece taş kesilmiş gibi kalakaldım. "Mayıs'la bile iyi anlaşıyorsun. Kimse fark etmese bile ben sizi görüyorum. Lan Mayıs bile senin yanında gülebiliyor ve senden bahsetmiyorum bile." Kaşları çatıldı. "Bir tek bana mı özel bu tavırların?"

Nefesim kesildiğinde ne diyeceğimi bilemedim. Neden birden bire böyle bir konu açmıştı ki?

"Arıza Kız." Kafasını omzuna düşürdü. "Ciddi soruyorum, benimle bir alıp veremediğin mi var? Yani egom dışında."

"Hayır." Bir an bile duraksamadan verdiğim cevapla ben bile şaşırmıştım ama Ilgaz'ın yüzünde mimik kıpırdamadı.

"Peki. Boş versene saçmalıyorum. Belki de iyi anlaşılacak bir insan değilimdir."

"Ne alakası var. Ayrıca sende Mayıs'la gayet iyi anlaşıyorsun."

Ilgaz'ın kaşları şaşkınlıkla havalanırken öylece bana bakı. "Rahatsız mı oluyorsun bu durumdan."

Çıkardığı anlam üzerine kaşlarım çatılırken, "Saçmala istersen. Neden her şeyi bir yerlerinden anlamak zorundasın ki." Söylenerek yanından geçip kapıya ilerlerken cebimden telefonu çıkardım ve saate bakmak amaçlı açtığımda ekranda ki 162 bildirim ile öylece kaldım. Adımlarım kesilirken hala Ilgaz'a arkam dönüktü yine de şaşkınlıkla, "Ilgaz." diye fısıldamaktan kendimi alamadım.

"Efendim." Arkamdan gayet masum bir sesle söylediklerinden sonra omzumun üzerinden ona baktım.

"Yüz altmış iki bildirim?" Gayet rahat bir şekilde kafasını aşağı yukarı salladığında bana kafayı yedirtmek ister gibi bir hali vardı. “Sen ciddi misin?"

Aynı şekilde kafasını aşağı yukarı salladığında bende tekrar önüme döndüm ve biraz daha dayanmak için sabır çekerek derin bir soluk aldım. Tekrar ona tüm vücudumla döndüğümde aynı onun gibi sırıttım ve telefonla birlikte elimi cebime atıp rahat bir şekilde omuz silktim. "Neyse zaten okumam." Düşünürmüş gibi yapıp yavaş yavaş geriye doğru adımlamaya başladım. "Hatta fazladan bildirim gözükmesin diye okumadan silerim."

Bu sefer onun rahat duruşu bozuldu ama sonra tekrar sırıttı. "Peki."

Sinirle yüzümü buruşturup ona arkamı döndüm ve merdivenleri çıkmaya başladım. O sırada mesajlara gerçekten göz ucuyla bile bakmadan sildim. Görüldü bile atmadım artık bir üst seviyesi ne oluyorsa onu yapmış bulundum.

Odaya geçtiğimde hala Tulip yoktu. Umursamadım ve yatağa yatıp mumu yanımda ki komedine bıraktım. Bir süre elimde telefon tavanı izledikten sonra düşüncelerimi bulamadım. Resmen yoklardı. Oysa ki az önce ilacımı içmek isteyecek kadar kafamın içindelerdi.

Bu nasıl olmuştu? Yani... Ilgaz...

Oflayarak yatakta sağıma döndüm. O bana iyi gelmişti ama bir o kadar da kötü geliyordu.

Az önce bana zarar verende anlamadığım bir şekilde onun kelimeleriydi ama sonrasında beni iyileştirende onun kelimeleriydi... Belki de sırıtışı ve gamzeleri, gülüş çizgisi...

Wattsapa girdiğimde Ilgaz'ın isminin üzerine tıkladım. Zaten başka yazan kimse yoktu. Aslında telefonumda o kadar bildirim görmek beni anlık mutlu etmişti. Saçma gelebilirdi ama o an kendimi değerli hissetmiştim. Garipti... Kendi kendime omuz silktim ve az önce onun iltifatı üzerine söylemek istediğim cümleyi parmaklarım benden izin almadan klavyeye tuşladı.

 

Sırıtman bana iyi geliyor. Daha çok gamzelerin:)

 

Tabii ki bunu ona göndermeden sildim ve en azından içinde kalmasın diye o mesajı yazdım ve gönderdim.

 

İyi geceler.

 

Sadece bir saniye hatta daha da kısa bir süre sonra mesaj geldi. Sanki benim yazmamı bekliyor gibiydi ama saçmalıktı zaten çevrimiçiydi ve başkasıyla konuşuyor olabilirdi.

 

ILGAZ

Ne oldu? Bir saat içinde öleceğini falan mı öğrendin?

Yoksa kafana bir şey mi düştü?

Bunun bir üstü bana kendi isteğinle dokunman falan haberin olsun.

 

Saçmalamayı bırakıp lütfen uyur musun?

 

ILGAZ

Ciddiyim ben.

 

Sadece içinde kalmasın diye bir şeydi.

Ayrıca ölsem sana kendi isteğimle dokunmam ben.

 

ILGAZ

Doğru sen sadece kaçarsın.

 

Bir kaç saniye içerisinde gördüğümü bilse de mesajı sildi ve yenisini yazdı.

 

ILGAZ

Peki.

Ya da,

Göreceğiz.

 

Son mesajının ardına sinsi bir yüz emojisi atmasına gözlerimi devirdim ve son mesajımı yazıp telefonu kapattım.

 

Bir daha sana iyi geceler dememem gerektiğini bana öğrettiğin için sağ ol.

Ayrıca bir dakika içerisinde öleceğimi bilsem ve senin elini tutarsam yaşayacağımı söyleseler yine sana dokunmam.

O yüzden şansını zorlama.

 

Mesajımın ardından gelecek olan mesaj yağmurunu bildiğim için önlemimi almış ve telefonu sessize almıştım.

Tekrar sırt üstü yatıp tavana döndüğümde bu sefer tek düşündüğüm Ilgaz'dı. Mayıs haklı mıydı acaba ben Ilgaz'a mı benzemeye başlamıştım ya da ona özenmeye? Neden onun gibi uzun ve soluksuz cümle kurabilme derdine giriyordum ki.

Hem ben Ilgaz'dan kaçmıyordum benim üstümde olan etkisinden kaçıyordum. Bana neden eski duygularımı hatırlatıyor gibi hissediyordum?

Gözlerimi sıkıca yumdum ve kendimi uyumaya zorladım. Hem benim gerçekten uykum vardı zaten. Yutkundum ama sanki boğazımın her santimetre karesinde bir iğne batıyormuş gibi hissettim.

Şu an keşke o düşünceler kafamı doldursun istedim çünkü Ilgaz'ı düşünmektense acılarımı düşünmeyi tercih ederdim. Keşke bazı şeyleri onun gibi peki deyip geçebilsem.

En sonunda uyumayı becerdiğimde geceyi yine düşüncelerimin yönettiği kabuslar devraldı. Alışmıştım artık o yüzden büyütülecek bir şey yoktu. Sonuçta her insan kâbus görebilirdi değil mi?

 

...

 

Tahmin ettiğim gibi bir gecenin ardından sonunda o toplantı masasındaydık. Şaşmaz bir şekilde bir tarafımda Tulip bir tarafımda Mayıs vardı.

Ilgaz, Zirve ile ilgili bir kaç bilgi geçse de temel şeylerdi. Önemli hiçbir şey yoktu. Şu anda ise tamda buraya toplanma nedenimiz hakkında konuşmaya başlamıştık.

Cenk, "Nasıl yani şimdi burada ki istediğimiz kişiyle kardeş falan olabiliyor muyuz?" diye sorduğunda ne kadar sorusunu Ilgaz'a sorsa da Afet cevaplamıştı.

"Artık senin gerçekten beyninden şüphe duymaya başlıyorum. Cenk, sahte kimlikten anladığın ne?"

Dün gece her ne konuştularsa aralarında dinamik hala aynıydı ve bir bozulma yoktu.

Cenk yine de Afet'e dönmeden, "Sence ben şu an seninle mi konuşuyorum? Bazen algıların kapanıyor senin de." dedi.

Afet dudaklarının arasında yorulmuş gibi iç çekerken daha çok bağırmak istiyor gibiydi. Kafasını geri attı ve bir süre sakinleşmek için kendine zaman tanıdı. Tekrardan Cenk'e döndüğünde yüzünü görebilmek için kafasını eğse de Cenk daha fazla kafasını çevirdi.

Afet en sonunda sabrı tükenmiş gibi yerinde dikleşti ve sinirle Cenk'in omzuna vurdu. "Bana baksana sen bir ya!"

Cenk'in omzu muhtemelen acımış olacak ki yüzünü buruşturdu ve Afet'e dönüp, "Kızım sen sinirlenince güç takviyesi mi yapılıyor vücuduna? Dün gece dövdüğün yetmedi mi?" diye sordu.

Afet gözlerini kıstı. "Şu an konu bu mu?"

"Neymiş konu?"

Afet beden dilini de aktif hale getirip konuşmaya başladı. "Senin kız gibi trip atman olabilir mi?"

Cenk sanki o an aklına gelmiş gibi Afet'e arkasını tekrar döndü ve göz temasını kesti. "Haklıyım çünkü."

Yapmacık bir üzüntüyle konuştuğunda Afet ne kadar sinirli gibi gözükse de aslında siniri gülüşünü tutabilmek içindi. Bunun Cenk'te farkındaydı. Belki de farkında değildi ve Afet'i sinirlendirmek hoşuna gidiyordu.

Afet, Cenk ile muhatabı kesip Ilgaz'a döndü. "Boş ver sen bunu ismi de kimliği de hazır onun. Siz kendi isminizi bulmaya bakın. Ha isterseniz rastgele randomdan bir isim seçerim."

İlk Tulip atıldı. "Şimdi benim ismim zaten yabancı ya değiştirmesek. Hem anlamını seviyorum."

Mayıs küçümser bir şekilde güldü. "Lale." Yandan yandan Tulip'e baktı. "Sıradan hatta Türkiye'ye göre fazla sıradan bir çiçek adını mı seviyorsun?"

Tulip'in kaşları çatıldı. Sanki ben Mayıs ile iyi anlaşmaya başlayınca benim yerimi o doldurmuş gibi ağzını da tutamadı. "En azından benim ismim sıradan bir ay ismi değil."

Mayıs olduğu yerde gerilirken bunu sadece ben hissetmiştim çünkü onu burada şimdilik en iyi ben tanıyordum. Sanki kendi gizlemek istermiş gibi aynı aşağılayıcı gülüşle gülüp, "En azından benim ismim nadir bir isim." dedi. "Seninkinden kaç tane var Allah bilir. Muhtemelen en sevdiğin çiçekte laledir şimdi senin."

Tulip'in asla susmaya niyeti yok gibiydi. "Muhtemelen mayısta doğmuşsundur sen şimdi."

Mayıs'ın söyledikleri Tulip'i yaralıyor muydu orasını bilemem çünkü Tulip aynı benim gibi hiç bir acısından bahsetmiyor ve gerçekten çok iyi saklıyordu. Zaten bu rol yapma konusunda Mayıs'tan da onay gelmişti. Tabii bir de hiç acı çekmemiş olma olasılığı da var.

Ama Tulip'in söyledikleri şu an Mayıs'ı en derinlerinden yaralıyordu. Aslında Mayıs'ta gayet iyi acısını saklıyordu.

Mayıs dişlerinin arasından, "Canım bence sen çok bilip bilmeden konuşma." dedi.

Aynı şekilde Tulip, "Sana da tavsiye ederim canım." dediğinde bir an aklıma acaba Tulip ile Mayıs arasında ki ilişkinin Mayıs ile benim aramda ki ilişki gibi olup olamayacağını düşündüm. Sonuçta Mayıs ile bende ekibin yanında çoğunlukla böyleydik ama yan yanayken çok iyi anlaşıyorduk. Mayıs ile Tulip'i de bir kaç kez yan yana görmüştüm ama bizim gibi gülüştüklerine rastlamamıştım. Her neyse en iyisi aklımın içinde bile olsa daha fazla kurcalamamaktı.

En sonunda Afet, Tulip'in sorusuna cevap vererek tekrar konuştu. "İsmin aynı kalabilir. Sonuçta kimsesiz olacağımız için soyadlarımızda olmayacak ve oraya girdiğimizde herkes Summıt soy adına geçiş yapacak. O yüzden sıkıntı yok. Seni aynı Tulip olarak ayarlayacağız. Zaten kimlik dediğimde sahte kişiliklerimiz için lazım olacak bir kaç devlet işine sızıp adımızı yazdırırım. Kimimizi hastane kimimizi karakol. Gerçekçi dursun diye yani..."

Mayıs birden lafa atladı. "O zaman benim adım da May olur."

Afet anlamadığı için bir anlık boşlukla, "Ha?" diye sorunca muhtemelen kendine yakıştıramadığından utanmış ve bu yüzden kızarmıştı. Beyaz teninde kızardığı çok çabuk belli olmasının yanında gerçekten kızardığı anlarda ten rengi ile saç rengi çok uyumlu oluyordu.

"Diyorum ki Tulip'in adı aynı kalacaksa benim adım da May olur. Yani adımın İngilizcesi işte."

"İyi de neden?"

"İsmimi seviyorum." Mayıs sırıttığında bu bile soğuktu ama o an herkes onun gerçekten kendini çok sevdiği ve bu yüzden bu egoya sahip olduğunu düşünebilirdi. Ben dışında çünkü ben artık Mayıs'ın kendinden bile sakladığı, içine gömdüğü kişiliğini yani direk kendisini tanıyor ve biliyordum.

Afet başını aşağı yukarı sallayıp sıcak ve anlayışlı bir şekilde güldü. "Pekala." Kafasını yanında getirdiği dizüstü bilgisayarına gömdü ve klavyede ellerini gezdirip bir kaç işi hallettikten sona tekrar kafasını kaldırıp bize baktı. "Başka özel istek."

Omuz silktim ve ilk ben konuştum. "Benim için fark etmez."

Ilgaz araya girdi. "Emin misin?"

Ona bakmadım bile hala Afet ile göz teması kururken kafamı aşağı yukarı salladım. "Bana her isim uyar."

Ilgaz'ı görmesem bile sırıttığını hissettim. Tam Afet bilgisayara yönelip muhtemelen rastgele bir isim bakınacağı sırada yine Ilgaz konuştu. "Selen olsun."

Afet'in kaşları çatılırken ilk Ilgaz'a baktı ve muhtemelen gözleriyle anlaştıklarında bakışlarını bana çevirdi. Sanki onay bekliyormuş gibi baktığında yine aynı umursamazlıkla omuz silktim. "Dedim ya bana fark etmez."

Afet dudak büzüp önüne döndüğünde yine Ilgaz konuştu. "Zaten tam seni yansıtan bir isim."

Umursamaz bakışlarımı ona çevirdiğimde şaşmaz olarak sırıttığını gördüm. "Hadi ya? Neymiş anlamı bak çok merak ettim şuan." Yapay bir heyecanla konuştuğumda sanki Ilgaz'ın hevesi kaçmış gibi ilk dudak büzdü. Bu hali kesinlikle bir çocuğa benziyordu. Sonra tekrar sırıttığında ne kadar hevesi kaçsa da ne söyleyecekse içinde tutamadı.

"Gürültü ses gibi bir anlamı vardı. Tam hatırlamıyorum ama işte aynı sen."

Kaşlarım çatıldı. "Ne alaka be?"

Benim kaşlarımı çatmamla sanki eğleniyormuş gibi dönen sandalyesinde sağa sola hafif hafif sallanmaya başladı. "Şahsen benim aklıma gürültü ve ses deyince tamamen kavga geliyor. E kavga demek arıza demek. Arıza demekte sen demek, Arıza Kız."

Gözlerimi devirip önüme döndüğümde, "Boş yapma ile ilgili bir isim varsa onu da sen al bari. Bu şekilde herkes kendini yansıtan bir isme sahip olur." dedim.

Araya Mayıs girdi. "Tulip hiç de laleyi yansıtmıyor bu arada."

Tulip araya girdi. "Sen çok mu mayıs ayını yansıttığını düşünüyorsun."

Mayıs sırıttı ve keyifle Tulip'e bakıp, "Mayıs ayında doğduğum için, evet aynen öyle düşünüyorum." diye lafını çarpıp önüne döndü.

O an sanki Tulip kendini daha fazla tutamamış gibi ağzında yarım saattir tutmaya çalıştığı cümleyi kaçırdı. "Benim de annemin en sevdiği çiçek laleymiş ona bakarsak. İlla ismimi yansıtmam için en sevdiğim çiçeğin lale olması gerekmiyor." Omuz silkti. "Ben de ismimi yansıtıyorum o yüzden." Sandalyesine geri yaslanırken sanki ne dediğini o an fark etmiş gibi ilk gözleri büyüdü. Sonra dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini yumdu ve bir kaç nefes alıp verdi.

O sırada ortamı yine Kankırmızısı Sessizliği bürümüştü. Bu sefer sessizliği bölüp, konuyu dağıtma vazifesini ben üstlenmeye karar verdim ve Ilgaz'a dönüp konuştum. "Ayrıca sen nereden biliyorsun Selen isminin anlamını? İşin gücün yok gidip bunu mu araştırdın."

Ilgaz umursamaz görünmeye çalışıp omuz silkse de dilini tutamadı ve yanlış kelimeler seçerek kendini ele verdi. "Bir kere ben çoğu şeyi bilirim. Ayrıca Selis isminin anlamına bakıyım derken birden karşıma çıktı. Yoksa gidip özellikle araştıracak halim yok."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda onu yerin dibine sokmak için konuşmamın bile gerektiğini düşünmüyordum. Benim yerime bu görevi Tutku üstlendi.

"Valla ha isminin anlamına bakmışsın ha hangi ismin onu yansıttığını araştırmışsın. Ben bir fark göremiyorum abi."

Ilgaz sanki o an ne dediğini fark etmiş gibi ilk gözleri Tutku’ya sonra bana kaymıştı. Yerinde dikleşip, "Ne alakası var?" dediyse de sonra savunma yapmaktan vazgeçti ve aynı rahat pozisyonuna geri döndü. "Ya da her neyse." Omuz silkti. "Ben çok bilgili bir insan ve bolca lider olduğum için kendi bilgilerime bir yenisini daha eklemek istedim ve herkesin isminin anlamına baktım. Sana özel bir şey değildi ki ama bu en saçma anlam sendeydi." Yüzünü buruşturdu. "Asla seni yansıtmıyor bu arada. O yüzden sen hep Arıza Kız'sın. En azından benim için."

Yine soluksuz bir şekilde konuştuğumda benim beynim yine kısa devre yapmıştı. Konuşmak için dudaklarımı aralasam da dilimi dudaklarımda gezdirip geri kapattım. Aklıma gelen bir kaç anıyı ise hala görmezden geliyordum.

"Sana ne benim ismimin anlamından." Zaten beni tanımayan birinden ismimin beni yansıttığını düşünmesini bekleyemezdim. "Sen kendi ismine bak önce." Devam etmek istesem de edemedim. Ne garip ismi vardı onun. Anlamı neydi ki? Kaşlarım çatıldı. "Senin isminin anlamı ne? Her şeyi biliyorsun onu da bil bir zahmet."

"Ben zaten biliyorum ama senin bilmemene de şaşırmıyorum." Sırıttı yine ve yine sırıttı. Gerçekten onun ağzını elime bir bıçak alıp yırtma isteği öyle bir vardı ki içimde. "İsmim gayet te beni yansıtıyor bu arada. Yüce, ulu dağ. Yani dağ kısmını atarsak ben."

Ona, ismine, egosuna ve her şeyine gözlerimi devirip önüme döndüm. "İsmi bile egolu." Fısıldayarak söylenmemin ardından Kumsal lafa girdi.

"Bir ara hatırlat da Uludağ suyu alıp seninle dalga geçiyim." Kurduğu cümleye gülmemek için kendimi zor tutsam da Ilgaz'a hiç tınlamış gibi durmuyordu.

"Boş boş konuşana kadar kendine bir isim bul bence."

Kumsal gülerek Mayıs'a döndü. "Acaba benim ismimin de mi İngilizcesini kullansam?"

Aslında Kumsal Mayıs'tan cevap bekliyordu ama cevap veren Tutku oldu. "Beach." Gülmemek için kendini tutmaya zorlasa da beceremedi ve gülüşünün arasından. "Telaffuzu da pek güzel."

Kumsal'ın kaşları çatılırken Tutku'ya döndü. "Biliyoruz her halde bizde İngilizcesini. Sen kendi ismininkine bak."

"Passion oluyor. Seninkine göre gayet normal ama benim ismim belli."

"Neymiş o?" Cansel kendini tutamayıp atıldığında Tutku ilk ona sonra hepimize baktı.

"Thanos."

İlk ortam derin bir sessizliğe gömüldü. Şakasız sıfır ses vardı ortamda. Birden Ilgaz'ın patlayan kahkahasıyla herkes gülmeye başladı. Bizim aksimize Tutku gayet ciddiyetle bize baksa da hepimiz gülmeye devam ettik.

Mayıs bile gülüyordu ve gülüşünün arasından, "Acaba sen çok mu film izliyorsun?" diye sordu.

Tutku'nun kaşları çatıldı. "Ben ciddiyim." demesine daha fazla güldük. Bir süre sonra herkes sustu. Afet yine gülüşünü saklayamayan bir sesle konuştu.

"Tamam merak etme Thanos olarak girdim ismini." Bir kaçımız gülsek te Tutku'nun sinirli bakışlarıyla kendimizi susturduk.

Sonra yeniden Ilgaz konuştu. "Benim ismim de Irvin olsun."

Aynı Mayıs gibi küçümser bir şekilde güldüm. Bir an kendimi Mayıs gibi hissetsem de bozuntuya vermedim. "Peki sayın çok bilen lider. Bu ismin anlamı nedir?"

Ilgaz önüne gelen saç tutamlarını tek eliyle geriye atıp havalı bir poz verdi. "Yakışıklı. Söylemeye bile gerek yok çünkü isim resmen ben diye bağırıyor."

"Kesin öyledir." Gözlerimi devirip önüme döndüm ve onu çok sevdiği asla ayrılamadığı egosuyla bir başına bıraktım.

Afet konuştu. "Cenk'in ismi de Conroy bu arada. Bilgili adam falan demekmiş. Kendisini yansıttığını zannediyor."

Cenk yine Afet'e bakmayarak konuştu. "En azından ben kendime bir isim düşündüm."

Afet'te sanki Cenk'le inatlaşıyormuş gibi bakışlarını önündeki bilgisayardan ayırmadan konuştu. “Sadece zamanımı gereksiz şeylerle meşgul etmiyorum. Şu an seni aşağılayacak bir kaç cümlem vardı ama dedim ya gereksiz şeylerle uğraşmıyorum." İçine derin bir nefes çekip Cenk'e yandan bir bakış attı. "İsim bulma işini internetin bir salisede yapabileceğine beynin yetmediği için muhtemelen gereksiz şey olarak senden kastettiğimi de anlamamışsındır." Sinir bozucu bir şekilde gülümsedi. "Söyliyim dedim."

Cenk sinirli bakışlarını ona çevirdi. "Hayırdır sana ya. Sanki sen trip atıyormuşsun gibi bir havalara girdin. Şu an masayı terk ederim yemin ederim."

Afet kafasını yana eğip yapay bir şekilde yalvarıyormuş gibi yaptı. "Lütfen Cenk bizi bırakma biz sensiz ne yaparız."

Cenk yerinden kalkacak gibi olduğunda hatta direk sandalyesinden kalktığında Afet ciddileşti. Başını kaldırıp Cenk'e baktığında Cenk Ilgaz'a bakıyordu. "Başka bir şey yok her halde." Cansel'e baktı. "Varsa da sen dinle ben evdeyim anlatırsın bana." Ciddi ciddi arkasını döndüğünde Afet vücudu sandalyesinden döndürebildiği kadar ona döndürdü.

Ne yapacağını bilemez şekilde arkasından bakarken dudaklarını kemirdi ve dudakları aynı saçlarının rengini aldığında kanattığını anladım. Neden bu kızın bedeninin geçirdiği tepkimelerin her biri saçlarıyla uyumlu olmak zorunda?

Cenk'in çift taraflı kapıya ulaşmasına bir kaç adım kala Afet hızla Ilgaz'a döndü. Yüzünün de kızarmış olduğunu fark ettim ama nedenini anlayamadım. Afet bir anda çarpı iki hızda konuşur gibi konuştuğunda Cenk'in adımları da durdu.

"İstediğimiz kişiyle kardeş olabildiğimiz gibi istediğimiz kişiyle sevgili rolü de yapabiliyor muyuz?" Bu sorudan sonra Afet'in yüzünün neden kızardığını anladım. Aralarında ki meseleyi de yarım yamalak anlasam da tam kafamda oturmadı.

Ilgaz, "Ne?" diye sorduğunda Afet aynı hızla cevap verdi.

"Duydun işte."

Cenk tekrar bize döndüğünde hala olduğu yerde duruyordu. "Sevgili?" diye sorarcasına söylediğinde Afet gözlerini bir süre yumdu.

Sinirle geri açtığında bu sefer sinirden kızardığın emindim. Tekrar Cenk'e döndü. "Sen çok şey istiyorsun ama!" Kavga da sesi çıkmayan o kız öyle gür bir sesle bağırdı ki gerçekten sinirlenince gözünün dönebileceğinden o an emin oldum.

Tulip yanıma yaklaşıp, "Tam olarak ne oluyor?" diye fısıldayarak sorduğunda aynı şekilde fısıldayarak cevap verdim.

"Bilmiyorum ama ne olduysa dün gece olmuş gibi." Bir an dedikodu yapıyor gibi hissettiğimde yerimde dikleştim ve Cenk ile Afet'i izlemeye devam ettim. Hakları vardı gerçekten de film izler gibi izlemesi keyifliydi.

"Kız gibi trip atıyorsun ve ben salak gibi senin tribinle uğraşıyorum." Afet kendini sakinleştirmek için derin nefesler alıp vermeye başladı. "Şuraya otur Cenk benim asabımı bozma."

Cenk keyifle ellerini pantolonunun cebine yerleştirdi. "Bir kere Altın Çocuk dersen oturdum."

Afet en gür sesiyle, "Cenk!" diye bağırdığında neredeyse sesi yankılandı, duvarlara çarpıp geri döndü.

Cenk'te yerinden sıçradığında hızla sandalyesine doğru adımladı ve geri yerine oturdu. Yine de yüzünde ki keyifli ifade hala silinmemişti. Afet kendine sakinleşmek için bir süre tanıdı ve sakinleştikten sonra tekrar Ilgaz'a döndü.

"Cevap?"

Ilgaz şaşkınlıktan büyümüş gözlerle Afet'e bakarken olayları anlamlandırmaya çalışıyordu. Hah, çok zeki liderimiz olayları bir türlü çözememişti. En sonunda kafasını aşağı yukarı salladı.

Afet'te sinirle kafasını aşağı yukarı salladıktan sonra, "Tamam, o zaman biz Cenk ile sevgili rolü yapıyoruz ama sadece rol saçma sapan şeyler çıkarmayın." diyerek Kumsal'a döndü ve işaret parmağını tehdit eder gibi salladı ama bunu yapmasına bile gerek yoktu çünkü ses tonundan bile insan korkardı. "Özellikle de sen."

Kumsal dudaklarını birbirine bastırıp kafasını aşağı yukarı salladı ama gözlerinde sanki bu sinir geçtikten sonra bolca dalga geçecekmiş gibi bir ifade vardı.

Afet tekrar Cenk'e döndü. "Oldu mu? Mutlu musun şimdi?"

Cenk rahat bir ifadeyle başını omzuna düşürüp yandan Afet'e baktı. "Rahat ol güzelim, biliyorsun sende çıkarlısın bu işten."

Afet bir an yutkundu ve yüzünde ki tüm sinir yok olur gibi oldu. Bakışları Cenk'in gözlerine takılı kaldığında bir süre öylece kaldı. Sonra kendini toparlayıp, "Ne demezsin ya." diye söylenerek tekrar bilgisayarına döndü.

Cenk bir süre o pozisyonda Afet'i izlediğinde yüzünde huzurlu bir tebessüm oluştu. Afet'in bakışları ona kaydığında sanki bizim varlığımızı hatırlamış gibi göz ucuyla hepimize göz gezdirdi. Tekrar Cenk'e döndüğünde gözleriyle masayı işaret edip, "Dön önüne." dedi.

Cenk kafasını salladı. "Emredersiniz Afet Hanım." Önüne döndüğünde Afet'te bilgisayara geri döndü ve ne kadar kızarsa da o da sırıtmasına engel olamadı.

Kumsal dudaklarının arasından engelleyemediği bir kıkırtıyı serbest bıraktığında Afet tekrar sinirli bakışlarını ona çevirdi ve Kumsal yerinde dikleşip ellerini birleştirdi. Ellerini masaya koydu ve kafasını önüne eğdi. Saçları yüzünü kapatırken sanki daha rahat gülebilmek için kendine alan ayarlamıştı.

Cenk, "Cansel'in adı da Clara olsun." dedi. Bakışları Cansel'e dönüğünde, "Nedenini o biliyor." dedi. Cansel tebessüm etti ve o an geçmişle ilgili bir mevzu olduğunu anladım. Başını aşağı yukarı sallayarak Cenk'i onayladığında Afet önünde ki bilgisayara tekrar dönüş yaptı.

Odayı sadece klavye tuşlarının sesi doldurduğu sırada Afet konuştu. "Benim adımda Aisha bu arada şu an buldum."

Cenk, Afet'e dönüp yumuşak bir sesle, "Onun anlamı ne?" diye sordu.

Afet bıkkın bir şekilde Cenk'e baktığında gözleri kısılmış vaziyetteydi. "Oradan bakınca böyle şeylere takılacak bir kıza mı benziyorum."

Cenk iç çekerek, "Buradan baktığımda neye benzediğini bir bilsen..." diye fısıldadı.

Afet'in yüzünde bir sırıtış peyda olsa da kendini toparladı çünkü hala yüzü kırmızıydı ve bu sinirden mi yoksa utançtan mı artık bende anlayamıyordum.

Afet yüz ifadesini toparladı ve tekrar kaşlarını çattı. "Sen trip atmaya devam etsene ya."

Birden hiç beklenmedik bir anda Tutku lafa atıldı. "Yemin ederim kan kokması gereken ekip aşk koktu."

Sanki Kumsal bu anı bekliyormuş gibi kahkaha patlattığında Afet'in o an yerin dibine girme isteğini hissettim.

Afet Kumsal'a, "Senin her şeye gülmekten kendine isim bulmaya vaktin kalmamış o yüzden ben buluyorum." dedi ve önüne dönmeden önce Cenk'e, "Sende boş boş konuşup durma." dedi.

Cenk o an Afet'e yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldadığında Afet'in daha fazla kızardığını gördüm. Cenk bir süre sustuğunda sanki Afet'in konuşmasını bekliyormuş gibiydi. Afet konuşmadığında kısaca kulağına fısıldadı ve geri çekildi. Sanki o an Afet çığır açıp daha da fazla kızardı.

Konuyu dağıtmak istermiş gibi, "Kumsal adın Kathy." dedi.

Kumsal'ın kaşları çatılırken, "O ne demek?" diye sordu.

Tutku araya girdi. "En azından okunuşu güzel. Bir de Beach olduğunu düşünsene."

Kumsal kaşlarını çatıp Tutku'ya baktığında Tutku sanki umurunda değilmiş gibi omuz silkti. "Az önce siz susmadınız o yüzden kusura bakma."

Kumsal yanaklarını şişirip oflayarak Afet'e döndü. O sırada Afet ona bakarak sinir olunacak şekilde gülümsedi. "Çok merak ediyorsan araştır Kathy."

Kumsal kollarını göğsünde bağlayıp çocuk gibi mızmızlandı. "Gerçekten hemen mi birbirimize bu isimlerle seslenmeye başlayacağız."

Ilgaz gereğinden fazla uzun sustuğundan olacak ki sonunda söze dahil ol. Zaten bu kadar uzun süre susması da şaşırtıcı bir şeydi. "Evet." diyerek Kumsal'ı yanıtladı ve tüm dikkatlerin ona yönelmesini sağladığında şimdi asıl planımızı anlatacağını anladım. Herkes bunu anlamış olacak ki Ilgaz'a dikkat kesildi.

"Evet, herkes an itibariyle evde ve her yerde hatta kendi içinizde bile ingilizce konuşmaya, yeni isimlerini telaffuz etmeye başlıyor. Sekiz gün sonra Fransa'ya gidiyoruz. Hiç şaşırmayın çünkü artık hepinizin gayette hazır olduğunun farkındayım. Sadece hataya yer yok çünkü karşımızdakiler görebileceğimiz en cani insanlar olabilirler. Yine de ağzımızdan kaçıracağımız tek bir Türkçe kelimeyle sonumuz gelmesin diye bir kaç önlem aldık."

Yerinden kalkıp ayakta durduğunda daha da ciddi duruyordu.

"Şöyle ki geçmişimiz şu şekilde olacak; Hepimiz Türkiye'de doğmuş ve belirli bir yaşımıza kadar orada büyümüş kişileriz ama gerçek kimliklerimizi yok ettiğimizden hiç bir şekilde ulaşılamıyor. Türkiye'de bir cinayet işledikten sonra yakalanmamak için yurt dışına kaçtık. Bu bizi ana merkeze almaları için yeterli bir sebep sayılır. Sonrası Fransa sokaklarında büyüdük ve sırf gerçekçi dursun diye bir kaç yasal kayıtlara da bu yeni kimliklerimizden bilgi yazdırdım."

Afet araya girdi. "Ben yaptım yani."

Ilgaz sırıtsa da Afet'e dönmeden anlatmaya devam etti.

"Gereken giriş bağlantılarını ben sağladım. Siz o kısmı düşünmeyin. Tek yapmanız gereken yeni kimliklerinize bürünmeniz ve tam anlamıyla hatasız olmanız."

"Peki gittikten sonrası." Mayıs'ın sorusuyla Ilgaz'ın bakışları ona çevrildi.

"İçeride ne olduğunu bilmeden plan kuramayız. Sadece oraya gideceğiz. Sonrası ise orada olacak ve asıl oyun o an başlayacak."

Mayıs kafasını aşağı yukarı salladı ve o an Ilgaz ortamda ki fazla ciddi havayı dağıtmak istermiş gibi sırıttı. "Ee başka sevgili rolü yapmak isteyen var mı? Diğer kan bağlarımızın hepsi aynı olacak bu arada."

Kimseden çıt çıkmayınca Ilgaz çocuk gibi dudak büzdü. "Hadi ama benimle sevgili olmak isteyecek kimse yok mu?" En sonunda bu şakasının da nedenini belli etti. "Doğru ya, kimse sevgili olmayı geç rolünü bile yapmaya cesaret edemez benim karizmam karşısında. Eriyip gider çünkü. E sizde haklısınız."

Tutku, "Abi çok istiyorsan ben olurum seninle sevgili." dediği an Ilgaz yüzünü buruşturdu.

"Pislik yapma."

İki kelimesiyle susan Tutku'ya karşı daha fazla dayanamayıp gözlerimi devirdim. "Kendini çok bir şey zannediyorsun sen."

Sözlerimin ardından bana döndü ve hala ayaktayken konuştu. "Bana mı dedin?"

Masum bir şekilde sorduğu soruyla gözlerimi kıstım. Bu halinin rol olduğunu anlamam çok da uzun sürmedi. "Burada senden başka kendini bir şey zanneden kimse yok."

Kafasını omzuna düşürdü. "Hadi ya?" dedi ama sonra konuyu toplayıp başını kaldırdı. "Ama haksız mıyım Arıza Kız. Baksana bu role bile cesaret edecek kimse yok."

Ellerini iki yana açıp ekibi göstermesiyle herkese sırayla baktım. En sonunda en çok umut vadeden kişiye yani Mayıs'a baktım. Sonuçta yüzlerce erkekle yatmamış mıydı? Bir sevgili rolünü çok görmemesi lazımdı.

Mayıs 'ne var?' der gibi baktığında yalvaran gözlerle ona baktım. Ne istediğimi o da anlamıştı. Şu an tek isteğim Ilgaz'ı haksız çıkarıp birazda olsa havasını indirebilmekti.

Beklentimin aksine Mayıs omuz silkip önüne döndüğünde sinirle kaşlarım çatıldı. Yaklaşıp kulağına doğru, "Türkiye'nin yarısıyla yatıp bir sevgili rolünü çok göremezsin." diye fısıldadım.

Aynı şekilde kafasını eğip sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla, "Türkiye'nin yarısıyla yattım Selis. Sevgili rolü yapmadım. O beynin yine bir şeyleri unuttuysa diye söylüyorum; Benim bu zamana kadar tek bir sevgilim bile olmadı."

Sinirle geriye yaslanıp daha fazla kaşlarımı çattım ve tekrar gözlerimi herkeste gezdirdiğimde kimseyi böyle bir şey için zorlayamayacağımın farkına vardım. Oradan yok olmak istermiş gibi gözlerimi yumduğumda Ilgaz'ın sesi susmadı.

"Görüyorsun ya yine ben haklıyım." Sanki beni sinir etmek istermiş gibi hala masum bir tınıyla konuşmasına karşılık dişlerimi sıktım ve bir an da kendimin bile beklemediği bir anda yerimden sıçradım.

İlk gözlerimi açıp ona baktım sonra ellerimi iki yana açtım ve "Ben varım." dedim.

Sanki komik bir şey söylemişim gibi alaycı tavrına geri dönüp kafasını arkaya atarak koca bir kahkaha patlattı. Tek eliyle beni gösterip gülüşünün arasından, "Sen mi?" diye sordu.

Bu alaycı tavrı daha fazla kanımın kaynamasına sebep olurken kaşlarım iyice çatıldı. Eğer erken yaşta kaşlarımın ortası kırışırsa sebebi bu lider bozuntusu olacaktı.

"Evet ben." Sert sesimle gülüşü duruldu ama hala alaycı tavrı yerindeydi. Gözlerini kısıp beni baştan aşağı süzdüğünde aynı Mayıs gibi aşağılayıcı bir şekilde güldü. Sanırım Mayıs ile takıla takıla ikimizde Mayıs'a benzemiştik.

Ilgaz'ın, "Saçmalama Arıza Kız. Tamam arıza çıkarmak istiyorsun anladım ama... Gerçekten sen daha kimseyle temas bile edemiyorsun." demesinin ardından hiç beklemediğim bir anda Mayıs beni savundu.

"Şu kızı küçümsemekten vazgeç. Ayrıca benle temas edebiliyor." Herkes şaşkınlıkla Mayıs'a baktığında Mayıs masanın üzerinde ellerine bakıyor, parmak uçlarıyla diğer elinin tırnaklarının yanında ki etleri soyuyordu. Az önce resmen beni korumuştu ve bu beni bile şaşırtırken bizi hala eskisi gibi bilen ekibi düşünemiyordum.

Ilgaz hepimizin aksine hiç şaşırmamış bir vaziyette konuşmaya devam etti. Bir ara konuşmasın diye ağzını bantlamak, dikmek falan istiyordum. "Senle temas ediyor Mayıs benimle değil. Sevgili rolü kolay bir şey mi zannediyorsun sen? Hele benim gibi biriyle." Kafasını iki yana salladı. "Benim sevgilim olmak o kadar kolay değil."

Siniri tüm vücudumda hissederken tüm bunları benim damarıma basmak için söylediğini de biliyordum ama yine de nasıl oluyorsa bunu başarıyordu. Burnumdan soluyarak ellerimi iki yanımda yumruk yaptım ve hızlı adımlarla kendime engel olamadan ona doğru adımlarım. Vücudum sinirle ve bolca hırsla şu an benden bağımsız hareket ediyordu.

Ilgaz şaşkın gözlerle bana baktığında bakışları iki yanımda duran yumruk halini almış ellerime kaydı ve o an yüzünde anlayamadığım bir ifade geçse de tekrar düzeltti ve alaycı tavrını takıldı.

Aramızda iki belki de bir adımlık mesafeye bakıp tekrar bana baktığın da 'ne?' dermiş gibi bir hali vardı.

Sırf kendimi sakinleştirmek için içime derin bir nefes çeksem de bu kanımda ki ateşi daha da körüklemişti. Sanırım hırsım benim sonum olacaktı ve kesinlikle en kötü özelliğim olabilirdi.

Ilgaz dudaklarını aralayıp konuşacağı sırada onu susturmak istedim ve bedenim yine benden izin almadan bunu kendi yöntemleriyle halledip. Sözlerim ile onu susturmak yerine anlaşma yaparmış gibi tek elimi aramızda ki iki adımlık mesafeye uzattım.

Bingo! Ilgaz şaşkınlıktan taş kesilmişti. Muhtemelen Mayıs hariç herkes öyleydi ama Mayıs sanki benden bu hareketi bekliyormuş gibi gururla gülümsüyordu. Belki de gurur değildi de 'ben malımı biliyorum' gibi de bakıyor olabilirdi. Şu an buna kafa yoramayacaktım.

Kimseden tek kelime çıkmazken sanki bu atmosfer bozulmasın diye nefes almayı bile bırakmışlardı çünkü nefes alış veriş sesi bile yoktu. Ortamı yine Kankırmızısı Sessizliği bürümüştü...

Ilgaz ile göz göze geldiğimizde meydan okuyan gözlerle ona baktım. "Ne oldu? Yoksa elimi tutamayacak kadar korkak mısın?" Onun kadar olmasa da egolu bir tavır takındım. "Ee doğru benimle sevgili rolü yapmayı geçtim karşımda konuşmak bile zordur."

Hiç beklemediğim bir anda elimi tuttu ve bir süre sanki anlaşma yapıyormuşuz gibi hafif hafif salladık.

Ilgaz, "Pişman olacaksın." dediğinde aynı şekilde karşılık verdim.

"Kim kimi pişman ediyor göreceğiz."

Ilgaz 'göreceğiz' der gibi başını salladığında arada ki bir adımlık mesafeyi kapattı ve "Fake love ha?" diye sordu.

Aynı sırıtışla karşılık verdim ve kendimden emin bir şekilde cevap verdim. "Fake love."

Ilgaz'ın sırıtışı daha sinsi bir hal alırken bana yakınlaştı ve dudakları yanağımı sıyırıp kulağımın yanında durduğunda nefesini saçlarımda hissetmemle ürperdim.

Kulağıma fısıldadığı cümleyle sırıtışım yüzümde donuklaştı. "Evet Arıza Kız ama oyuna bir sıfır başladık. Çünkü sen kendi isteğinle bana dokundun."

Öylece kalırken dün geceyi hatırladım ve pişmanlıkla gözlerimi yumdum. O sırada o susmadı, "Oyun zaten eğlenceliyken seninle oynamak daha da eğlenceli hale getirecek. Arıza ve Selen. İsmini bana bıraktığın için sağ ol çünkü iki isim arasında bir fark göremiyorum."

Nefesinin uzaklaştığında hissettiğimde gözlerimi açtım ve onun yüzünü yüzüme bir karışlık mesafe de buldum. Göz göze geldiğimizde yutkundum. Gözleri bile onun gözleriyle aynıyken... Ben neyin içine girmiştim böyle. Az önce yanlışlıkla kendi hayatımın içine etmiştim.

O şekilde ellerimiz hala birken ne kadar durduk bilmiyorum ama o an anladım. Ilgaz beni oyuna getirmişti. Masum rolü ile kanıma dokunmasından hatta belki de dün gece o konuyu açması bile bir oyundu. İki çıkış yolum vardı ikisinde de Ilgaz kazanıyordu. Pekala, bundan sonra oyunu kurallarına göre oynayacaktım ve kazanan ben olacaktım.

Muhtemelen ikimizde neyin yarışına girdiğimizi bilmiyorduk ama ikimizin de bildiği ve yine Ilgaz'ın haklı olduğu bir konu vardı; Oyun daha yeni başlıyordu.

...

 

Wooaaww yemin ederim yazıp yazabileceğim en iyi bölüm oldu ve nedeni olmadan bölümü Cenk'e adamak istiyorum. Yazarken Cenk'e kaç kere yükseldim bilmiyorum. Hatta yazarken ayrı okurken ayrı. Hani ben etkilenmeye vaşladıysam sonumuz hayrolsun.

 

Kısa bir açıklama yapıcam ve bölüm sonu sorularıma geçeceğim;
Biliyorsunuz iki bölüm birden atma sözüm vardı ve bu hafta sonuna yetiştirecektim ama karakterlerim kendi kafalarına göre takıldıkları için bölüm fazla uzun oldu ve sonra ki bölüm daha da olaylı olacağı için iki güne asla yetiştiremem. Plan şu, bu bölümü yazdığım gibi yayınladım 7. Bölümüde aynı şekilde yapacağım sonra normal düzenimize bir türlü geçemediğimiz o düzenimize geri dönücez inş.

 

Bölümle ilgili sorularıma gelirsek;
Cenk, Cenk ve Cenk. Aaaaa adama eridim resmen ve bu yüzden en çok sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.
Cenk ile Afet arasında ki dinamik sizce nasıl? Ben yazarken şahsen Mayıs sahnelerinden sonra en keyif aldığın sahneler.
Ve asıl bomba olaya gelirsek, Ilgaz ile Selis'in Fake Love olması sizce nasıl oldu ve buradan neler çıkabilir?
Şahsen ben Ilgaz'ı yazdığım halde kendisine hiç güvenmiyorum bilginiz olsun her an herşeyi yapabilir. Böyle olunca çok mutlu oldular konusu intikam içeren bir kitap romantik comediye döndü gibi olsa da yakında olaylarda başlayacak merak etmeyin.

 

Son olarak tüm gelişmelerden haberdar olmak için beni ınstadan takip etmeyi unutmayın. Bu uzun bölümün üstüne bu boş konuşmalarımı okuduysanız eğer çok çok öpüldünüss okmadıysanızda öpüldünüss. Bir daha ki bölüme kadar ölmeyin lazımsınız siz bana.

 

Instagram; r_roselissa

Bölüm : 03.05.2025 12:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...