
Önceki bölümün tamamı yayınlanmadığı için (bölüm çok uzunmuş ve ben tamamının yayınlanmadığını bir okurum söyleyene kadar fark etmedim) devamı burada. Minik bir bilgilendirme:)
...
Mayıs hala beni satmanın peşindeydi. E doğru, Mayıs her şeyde bir numara olmak zorunda olduğu için ilk yenilmeyi kabullenemezdi. Birde benimle aynı anda yenilmeyi asla!
"Lan top ilk ona çarptı ona çarpmasaydı bana değmeden gidiyordu top!"
Kumsal rahat bir tavırla ellerini cebine yerleştirdi ve keyfine diyecek yokken, "Olabilir ama değdi. Yani biz buna yetenek diyoruz işte." diyerek diğerlerine döndü ve ellerini iki yana açarak kendini gösterdi. "Görüyorsunuz değil mi top bana geçtiği an nasılda iki kişiyi eledim?"
Tutku gülerek, "Aynen tamam en istop sensin." dediğinde Kumsal yüzünü buruşturup bize geri dönüş sağladı.
Kaşlarını kaldırıp bize üstten üstten baktı. Sanırım neden hala yerde oturur pozisyonda olduğumuzu sorguluyordu.
İpleri elime alabilmek için üstümü silkeleyerek yerden kalktım ve Mayıs'tan öcümü almak için Kumsal'a destek çıktım. "Haklısın ve ben bazıları gibi arkadaşımı satıp üstüne mızıkçılık yapmadan kaybettiğimi kabullenerek oyundan ayrılıyorum." diyerek köşeye çekildim. Ağaçlık alana geçerken arkamdan Mayıs'ın sesi yükseldi; "Bu beni satmamış halin mi?"
Sorusuyla gülüp kafamı iki yana salladım ve ellerimde ki tozları çırparken anlık güldüğümü fark edip hemen kendimi durdurdum. Ağaçlık alana durduğumda yere bağdaş kurup oturdum ve çok geçmeden yanıma Mayıs geldi.
Alaycı bir tavır takındım. "Bakıyorum da bensiz kalamıyorsun?"
Mayıs sinirle yanıma çöktü ve arkasında ki ağaca sırtını yaslayıp rahat bir tavırla ayaklarını uzattı ve kollarını göğsünde bağlayıp oyunu izlemeye devam etti. "Sandığının aksine o kadar da satıcı değilim."
Normalde dalga geçecektim ama yüzünde ki ciddi ifadeyi görünce dikleştim. "Cidden buna mı alındın?" diye açıklama yapmaya başladım. "Bak şimdi-" Lafımı dinlemeden yarıda kesti.
Gülerek, "İşte böyle alırım aklını." dedi.
Gözlerimi devirdim ve sinirle yerden çim kopardım ve kopardıklarımı da küçük parçalara bölmeye başladım. "Zaten iyiliğini düşünende kabahat."
Kafasını omzuna düşürüp bana o şekilde baktı ve "Alındın mı sen?" diye sorduğunda sırıtıp kafamı kaldırdım.
"İşte böyle kendimi düşündürürüm sana."
Gözlerini devirip önüne döndü. "Eğer sen olmasaydın şu an oynamaya devam ediyor olacaktım. Hep senin beceriksizliğin yüzünden." O oyunu izlerken ben tekrar önüme dönüp otlarımla uğraşmaya devam ettim.
"Bir kere ben olmasaydım ya oyunu oynamayacaktın ya da hırsınla oynamayı kabul edip ortada mal gibi kalacaktın."
Mayıs bana yandan bir bakış attı. "Sen beni biraz fazla mı tanıyorsun sanki?" diye sordu tek kaşını kaldırarak. Sırıttığım sırada, "İzin versen de ben de seni tanıyabilsem keşke." diye mırıldandığında sırıtışım soldu ve suçlu bir çocuk gibi kafamı iyice önüme eğdim.
Benim sorunumda buydu içimi açamıyordum. Zaten şu zamana kadar içimi açabileceğim çok bir kişiye sahip olmamıştım ama olduysam da ben içimi açmamıştım onlar beni anlamıştı. Şu an Mayıs'tan da böyle olmasını bekleyemezdim öyle bir hakkım yoktu. Zaten bu ekipten kimse beni ben kendimi anlatmadan anlayamazdı. Anlasa da çözemezdi çünkü ben kendi içimde bile karmakarışıktım. Mayıs beni tanımak istiyordu sadece ama ben onun bu asit isteğini bile karşılayamayacak kadar kötü bir arkadaştım. Belki zamanla kendimi açardım ama buna ben bile inanmıyordum.
Kafamı kaldırıp Mayıs'a baktım. Sanırım benden ümidi kesmiş olacak ki oyunu izlemeye koyulmuştu. Oyunu izlerken bile yüzünde huzurlu bir tebessüm oluşmuştu. Sanırım yaşayamadığı çocukluğunu yaşıyormuş gibi hissediyordu. Ve benim yüzümden kaybedip eğlenceden yani çocukluğunu yaşama fırsatından mahrum kalmıştı. Bir dakika ya ben kendimi üzmeye yer mi arıyorum? Resmen sırf Mayıs'ın oyundan çıkmasına sebep oldum diye kendime kızıyorum. Ayrıca ben oyundan çıkmasına falan sebep olmamıştım ki o bana yapışmıştı. Zaten her şeyde de bir numara olamazdı!
Yine düşüncelerimin birbirine girmesi hissiyle kafamı kaldırdım. Tam o an penceren bahçeyi izleyen Tulip'i gördüm. Oyunu izliyordu ve yüzünde hüzünle harmanlanmış huzurlu bir ifadeyle ekibi izliyordu. Belki birazda acı vardı içinde. Bilemiyordum ama onu görmem iyi olmuştu.
Hızla Mayıs'a dönüp sorgu için dudaklarımı aralayacağım sırada bize doğru gelen Ilgaz'ı görmemle dudaklarımı mühürledim.
Ilgaz da gelip hemen benim sağıma oturunca gözlerimi devirdim ve onu takmamaya çalıştım. Az önce yeterince ilgi göstermiştim zaten.
Ilgaz ikimize birden, "Ne burası kaybedenler kulübü falan mı?" diye sorduğunda Mayıs ona bakmadan gereken cevabı verdi.
"Sanırım ve her zaman ki gibi sen bu kulüpte eksik değilsin."
Ilgaz rahatlığından hiç bir şey kaybetmeden kendini geri çimenlere attı ve dirsekleri yardımıyla tam olarak yatmadı. "Ben her yerdeyim sen merak etme."
Mayıs yan bir şekilde Ilgaz'a bakıp onu süzdükten sonra aşağılayıcı bir gülüş gönderdi. "Belli belli." dedi bir o kadar imalı sesiyle.
Tekrar önüne döndüğünde Ilgaz susmadı. Zaten ne zaman susuyordu ki. "Zaten ben siz yine kavgaya tutuşmayın diye bilerek yenilmiştim."
Samimiyetsiz bir şekilde güldüm. "Ne kadar da düşüncelisin." Gözlerimi devirip önüme döndüm.
Çimenlerle oynamaktan sıkılıp oyunu izlemeye döndüğümde Cenk'in Kumsal'ı vurup kötü bir kahkaha attığına şahitlik oldum. "İşte bu be!" diye bağırışıyla gülüşümü zor bastırdım ama Mayıs yandan bana bakıp, "Çok mu komik?" dediğinde hevesle başımı salladım.
"Çocuk gibiler." dememle o da güldü ve lafa Ilgaz girdi.
"Az önce siz onlardan daha çocuk duruyordunuz." Mayıs ile aynı anda gözlerimizi devirip ona döndüğümüzde sırıttı. "Hatta ikiniz ikiz çocuklar gibiydiniz." Sanırım Mayıs'la aynı anda öldürücü bakışlarımıza maruz kalmış olacak ki yerinde dikleşip boğazını temizledi.
Mayıs, "Çok biliyorsun sen." diyerek önüne döndü ama Ilgaz yine de altta kalmadı.
"Tabii ki ben her şeyi biliyorum." demesiyle Mayıs daha fazla dayanamadı ve kaybettiğini tüm hücreleriyle reddeden Kumsal'ın yanına yürümeye başladı. Sanırım intikamını alacaktı ama asıl amacı tabii ki de Ilgaz'ın çenesinden kaçmaktı.
Bu sefer yandan yandan Ilgaz'a bakan bendim ama bu kısa sürmüştü ve önüme dönüp sırıttım. "Sanırım sana uzun süre bir tek ben katlanabiliyorum."
Tekrar az önce ki rahat pozisyonuna geçti. "Sevgililer birbirine katlanmalı."
Sabır çekerek içime derin bir nefes çektim ve rahat gözükmek için gözlerimi devirdim. "İnan benden başka bir kız sana bir saatten fazla maruz kalsa kafayı yer."
Sırıttığını görmesem de hissettim. "Neyse ki benim sevgilim sensin."
Oflamamak için kendimi tuttum. Gerçekten insanın sabrını sınıyordu. Dilimi damağıma vurdum. "Yok ben sana bağışıklık kazandım ondan."
Düşünür gibi bir ses çıkardı. "O zaman başka bir kız da uzun süre benimle kalsa o da alışır."
İstemsizce kaşlarım çatıldı. "Seninle kalmak mesele zaten. Başka biri senin yanımda bir saati geçtim iki dakika bile kalmaz bir kere. Hani kaldı desek bıkar bir kere senden. Sana alışmak için benim gibi bünyesi sağlam olmalı. Sen zor bulursun benden başkasını."
Ilgaz'ın bir salisede hatta ışık hızında yerinde dikleştiğine şahit oldum. Omzumun üstünden ona bakarken onunda büyümüş gözlerle bana baktığına şahit oldum. 'Ne var' der gibi kafamı salladığımda sırıttı ve gözlerim gamzesine takıldı. "Sen beni mi kıskandın? Hem de olmayan birinden?"
Sorduğu soruyla afalladım. Tamam belki bedenim şuan hiç hissetmediği yabancı bir duyguya ev sahipliği yapıyor olabilirdi ama bu kesinlikle kıskançlık değildi. Bir kere kimseyi kıskanmazdım. Kıskanç biri değildim ki!
Mayıs'ın sarhoşken söylediklerini hatırlamasam da kulağımda çınladığında sinirle yerimden doğruldum. Şu an sadece sinirliydim bu asla kıskançlık gibi saçma bir duygu değildi.
Üstümü silkelerken, "Sen sevgililik rolüne kendini fazla kaptırdın herhalde." diye söylenerek ciddi gözüken ama ciddi olmadığına emin olduğum ekip kavgasına doğru ilerlemeye koyuldum.
Ilgaz'ın arkamdan hareketlendiğini hissetsem de dönüp ona bakmadan yürümeye devam ettim. Birden kolumdan tutunca omzumun üstünden ona ters bir bakış attım ama onun gülüş çizgilerinin belirginleşecek kadar sırıttığına şahit oldum.
"Bence sen benden daha çok kaptırdın kendini." Gözlerimi devirmemle kolumu kurtardım.
"İstediğini kafanda kur Irvin ama umurumda değilsin."
Tekrar yürümeye başladığımda arkamdan gülerek, "Öyle olsun bakalım." dediğini duydum. Zaten öyleydi!
Ekibin yanına vardığımda Kumsal'ın çemkirmesine şahitlik ettim. "Ya siz yanlış biliyorsunuz!"
Bağırışına karşılık kulağımı tıkamak istesem de kendimi tuttum ve olayı keyifle izleyen Mayıs'ın yanına gittim. Onun gibi sırtımı evin duvarına yasladım. "Konu ne?"
Mayıs zevkle, "Anlarsın şimdi." dedi.
Ilgaz gelip, "Acaba yine neyin kavgasındasınız? Yok yani lideriniz olmadan bir dakika rahat duramıyorsunuz." dediğinde Mayıs bağırarak lafa atladı.
"Bir şey yok ya. Sadece bize mızıkçı diyen Kathy bizden daha mızıkçı çıktı." Kısa bir an düşündü. "Oyunbozan mı deniyordu yoksa?" İmalı ve nispet yapar gibi konuşmasının ardından Kumsal saçlarını savurarak Mayıs'a döndü.
"Ben sadece oyunu yanlış bildiklerini onlara anlatmaya çalışıyorum."
Mayıs 'kesin öyledir' der gibi dudak büzüp kafasını salladı Kumsal derin bir nefes alıp verdi. Sakinleşme çabasının ardından Cenk'e geri dönüş sağladı.
Cenk artık sıkılmış gibi kafasını geri atıp ofladı. "Yemin ederim çirkeflik deyince de sen."
Kumsal hayretler içinde Afet'e döndü. "Aisha şuna bir şey söyle."
Afet gülmemek için yanaklarının içini ısırdı. Cenk'e dönüp, "Tamam Conroy. Hadi çocuk o daha biraz alttan al." dediğinde Kumsal sırtından bıçaklanmış gibi Afet'e baktı.
Dram yapıp elini göğsünün üst tarafına koydu ve sanki canı acıyormuş gibi yaptı. "İnanamıyorum sana. Dost dedik kardeş dedik burada sana, senin yaptığına bak."
Afet bu sefer kendini tutamayıp güldü. Ben haklının yanındayım."
Kumsal sinirle Cenk'i gösterdi. "Haklı olan bu mu?"
Cenk alınmış gibi rol kesti. "Bu mu oldum şimdi. Alınıyorum."
Kumsal, "Ya bir si-" kendini tuttu. "Conroy'cum." dedi tatlı çıkarmaya çalıştığı sesiyle Cenk 'efendim' der gibi kafasını eğdiğinde Kumsal dişlerinin arasından "Sus!" diye neredeyse bahçeyi inletti.
Afet ise hala gülüyordu Mayıs da olaya katılıp aşağılayıcı bir şekilde güldü. "Ne deniyordu buna karma mı?"
Kumsal yine saçlarını savurup omzunun üstünden Mayıs'a baktı. "Hele sen hiç ağzını açma!"
Mayıs sanki teslim olur gibi ellerini iki yana kaldırıp dudak büzdü ama yüzünde ki aşağılayıcı ifade bir türlü silinmiyordu.
Araya girdim. "Benim bildiğim vurulan oyundan çıkar. Hani May'la benim yaptığım gibi."
Mayıs şaşkın bir şekilde bana baktı. "Kızım var ya senin sağın solun belli değil. Az önce beni satar şimdi savunur."
Ona bakmadan sadece omuz silktim. "Ben hakkımı arıyorum."
Aşağılayıcı bir şekilde güldü. "Aynen aynen."
Cansel olaya el attı ve beni aydınlattı. "Abimin Kathy ablayı vurması üzerine. Kathy abla mızıkçılık yaptı-" Kumsal'ın sert bakışlarıyla karşılınca cümlesini düzeltti. "Yani oyunu yanlış oynadığımızı söyleyip bizi bilgilendirmek istedi."
Mayıs Cansel'i yarıda kesti. "Ama bunu biz kaybettiğimizde değil de kendi vurulduğunda dile getiriyor."
Cansel, Mayıs'a bir bakış atıp anlatmaya devam etti. "Neyse işte iddialara göre oyunda kaybetmek için üç kere vurulmamız gerekiyormuş. İlk vurulduğumuzda oyuna devam ediyormuşuz falan."
Bu sefer ben Kumsal'a dönüş sağladım. "O zaman biz neden oyundan çıktık?"
Kumsal yüzünü buruşturdu sanırım bir süre bahane düşündü ama bulamayınca oflayıp, "Tamam be ne haliniz varsa görün ben oynamıyorum zaten yorulmuştum." Afet'in de elinden tutup onu peşinden sürüklerken söylenmeye devam ediyordu. "Çocuk gibi geldiğimiz hale bak zaten. İyice çıldırdık ekibi ne uğruna topladık ne hale geldik."
Tutku arkasından gülerken, "Ee şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu ve bir süre Kankırmızısı Sessizliği eşliğinde birbirimize baktık. Bakışmayı Mayıs'ın sözü böldü.
"Ben onurumla, haysiyetimle kaybettiğim oyunda bulunmamayı tercih ediyorum." deyip arkasından kimsenin cevap vermesine fırsat tanımadan yürümeye başladı.
Bende çenemi kaldırıp Mayıs'la aynı havalara girdim. "Bu bile bu durumu kabullendiyse ben eksik kalamam zaten." diyerek Mayıs'ın peşinden yürüdüm.
Arkamızdan Ilgaz, "İkiz konusunu yeniliyorum." dediğinde gözlerimi devirdim ve bunu yeni yeni yanına vardığım Mayıs'ın da aynısını yaptığına eminim ama bu seferlik ikimizde Ilgaz'ı takmadık.
Arkamızdan da zaten az kalan ekip üyelerinin yarısının yorulması ve kalanında nedenini bilmediğim bir şekilde kavgaya tutuşmasıyla oyun tamamen bitmişti ve herkes bir yere dağılmıştı.
Biz yine aynı Kankırmızısı ekibiydik işte. Bir oyunu bitirişimiz bile normalden farklıydı. Başka bir şekilde olması da bizden beklenemezdi zaten.
...
Neredeyse gece olmuştu ama kimse yatmamıştı. Yani en azından çoğunluk yatmamıştı. Mayıs ile öylesine dilimizi tamamen geliştirip şivemizi bile ayarlamaya koyulmuştuk çünkü Fransa'da tek bir hataya bile lüzum yoktu.
Tulip neredeydi bilmiyordum şu an bizim odadaydık ve Mayıs geldiği an Tulip gitmişti. Hazır Mayıs ile yalnızken bu konuyu konuşmanın sırası gelmişti sanırım. Bir kere daha elimde geçen fırsatı kaçıramazdım zaten.
"May." dediğimde buz mavileri gözlerimin en içine işledi. "Tulip neden böyle?" Aslında konu başkaydı ama birden sorarsam beni geçiştirip kaçardı. Sanırım artık Mayıs'ı tanıyordum ya da tanıdığımı zannediyordum.
Mayıs gözlerini devirip önüne döndü. "Ne biliyim ben. Bekçisi miyim onun?"
Beni daha ciddiye alması için Türkçeye geçiş yaptım. "Mayıs?" dedim sorar gibi.
İşin ciddiyetini fark etti ama aynı umursamaz bakışlarıyla bana baktı. Kafası eğikken gözlerini kaldırdı ve 'Ne?' der gibi kafasını sallarken aynı anda "Ne var?" dedi.
O da Türkçeye geçiş yapmıştı. "Bence ikimizde Tulip'in bu hallerinin senden kaynaklandığını biliyoruz." dememle yine gözlerini devirdi ve sırtını duvara yaslayıp bacaklarını öne doğru uzattı. Bacaklarının yarısından azı yatağın dışında kalırken gözlerini Tulip'in yatağına dikti.
Derin bir nefes alıp verdi ama beni yanıtsız bıraktı. Ona ayak uydurdum ve aynı onun gibi oturarak bakışlarımı Tulip'in yatağına çevirdim. "Ne yaptın kıza?"
Alaycı bir şekilde güldü. "Abartma Selis canavar değilim ben. Yani bazılarının aksine." Boğazım düğümlenirken yutkunmamak için kendimi durdurdum.
İçime derin bir nefes çektim. "O zaman neden böyle?"
"Ne biliyim ben ya?! Kafanıza taş düşse benden bileceksiniz!" diye çemkirmesine güldüm. Kesinlikle o bir şey yapmıştı.
"Sen dedin bugün Mayıs. Artık seni tanıyorum. Benim aksime çok iyi yalan söylüyor olabilirsin ama bana işlemez. Şimdi dökül."
Mayıs ofladı gözlerini devirip yanımdan kalkacağı sırada kolundan tuttum. Bana omzunun üzerinden baktığında kafamı omzuma yatırıp ona masum bir şekilde bakmama karşılık gülümsedi. "Hiç tatlı değilsin."
Güldüm. "Biliyorum."
"Hiç masum da durmuyorsun."
"Biliyorum."
Tek kaşını kaldırdı. "Acaba gerçekten de öyle olabilir misin?"
Gülüşüm soldu. Kaçmak için benim açıklarıma oynuyordu. Onun kaçışını engelleyeceğimi bildiği için benim kaçmamı sağlayacaktı ama ikimizde her zaman unuttuğu bir şey vardı; Biz birbirimize benziyorduk ve ben bunu şu an unutmamıştım.
Gözlerimi kıstım ve duygularımı gizleyip yerimde dikleştim. Kaşlarımla onu gösterdim. "İşte bu yüzden kendimden bahsetmiyorum sana Mayıs. İlk işine gelmeyen anda beni kendinden uzaklaştırmak için acılarımla beni vuracaksın çünkü." Yutkunuşunu gördüm ve acılı bir şekilde gülümsedim. Alakası yoktu aslında ben kendimi ve duygularımı ifade edemiyordum. Omuz silktim. "Öyle büyük acılarım yok neyse ki merak etme." Aslında iyi yalan söyleyebiliyordum ya da belki de sadece kendimi iyi gizliyordum.
Mayıs derin bir nefes aldı ve kendini rahatlatmaya çalışıp az önceki pozisyonuna geçti ve yanıma aynı şekilde oturdu.
"Sanırım biraz bencilim."
Acımadım. "Evet öylesin." Bu tavrım hoşuna gittiği için güldü.
"Sende öylesin." Sırıttım ve omuz silktim.
"Öyleyim."
İkimizde aynı anda başımızı çevirip birbirimize baktık ve göz göze gelince gözlerimizi kısıp bir süre öyle kaldık. En sonunda gülmeye başladık. Kesinlikle kafayı yiyorduk. Kafamı iki yana sallayıp kendimi bastırmaya çalıştığımda Mayıs’ın da aynısını yaptığını görüp daha çok güldüm.
Gülüşümüz bile kısıktı. Yüksek sesle gülecek kadar mutlu değildik çünkü. Bazı insanlar acılarını gülüşlerine saklardı bu yüzden gülüşleri dünyanın en güzel gülüşü olurdu. Her kahkaha atıldığında aslında onlar için o bir çığlık hissiyatı taşırdı. Her kahkaha içinde ki bir acıya bedeldi.
Biz öyle değildik ama bizim acılarımızı değil duygularımızı saklamayı öğrenmiştik. Mayıs'ı bilmem ama benim içimde her mutlu olduğumda o mutluluğun elimden alınacağı gibi bir düşünce olurdu. Bu yüzden her şeyden şikayetçi olmayı başarırdım. Bu yüzden kendi başımayken bile mutlu olduğum ile ilgili kendimi kandırmazdım çünkü üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin aslında acılar bedenimden geçse de ruhumda çok tazeydi. Bunu da bir tek ben bilirdim çünkü başkalarını acılarımla üzmek istemezdim. Zaten benim acılarım insanlara yeterince zarar vermişti, fazlasına gerek yoktu.
Artık durumu toparlamak adına ciddiyetle Mayıs'a baktım. "Şimdi asıl konumuza dönebilir miyiz?"
Ofladı. "Ne zamandan beri Tulip'i bu kadar düşünüyorsun da bunu ben bilmiyorum?"
Gözlerimi devirdim. "Sen her şeyimi bilemezsin Mayıs. Şimdi dökül ne yaptın kıza?"
"Benimle emir kipiyle konuşma!"
"Sen ve o çok sevdiğin kuzenin konuşunca sorun olmuyor ama." diye sitemli bir sesle konuştum.
"Ay yeter! Saçıma dokundu diye biraz sert çıktım."
Afallamış hatta fazlasıyla şaşırmış bir vaziyette Mayıs'a dönüş yaptım. İstemeden İngilizceye geçiş yapmıştım. "May senin kafan mı güzel?"
Başını eğip bakışlarını kucağına indirdi ve o da İngilizceye geçiş yaptı. Sanırım artık fazlasıyla alışkanlık haline gelmişti. "Bilmiyorsun..." diye mırıldandı.
"Neyi?" diye sorduğumda göğüs kafesini şişirecek derinlikte bir nefes aldı.
"Saçıma dokunulmasını sevmem. Aslında bende senin gibiyim ama ben bana kızların temas etmesini sevmem."
Zorbalar... O anlatmadan anlamıştım. "Saçın konusunda daha tedbirlisin ama." diyerek ona uyum sağladım ve bende kafamı kucağıma eğip bakışlarımı oynadığım ellerime çevirdim.
Bir süre duruldu ama yutkunuşunu hissettim. "Duygu çok severdi saçımla oynamayı." Sanki bazı şeylerden bahsetmek ona ağır geliyor gibi zor cümle kuruyordu. Yine de benden iyiydi ben konusunun bile açılmasına tahammül edemezdim. "Sonra Duygu gidince..." Ellerini yumruk yaptığını gördüm. Kendini sıkıyordu konuşmaya kendini zorluyordu. O gece sarhoştu ve rahattı bana geçmişini anlatırken ama şimdi aklı yerinde ve her ağzını açtığında anlattıkları kafasında canlanıyordu. Onu gereğinden fazla iyi anlıyordum bu durumda çünkü ben kafamda ki görüntüleri geçtim seslere bile tahammül edemiyordum.
Kendini zorlayıp kaldığı yerden cümlesine devam etti. "O kızlar benim saçımı kesti, böyle yamuk yumuk. Neden yaptıklarını ilk kez sormuştum çünkü saçlarımın onlara bir zararı yoktu." Elini bir ara yüzüne götürdü. Ağlıyor olamazdı değil mi? Ya da ağlayabilirdi, herkes benim gibi duygusuz olamazdı. "Yani ne bileyim hani sesli gülmem kulaklarını çınlatırdı, çok konuşmam başlarını ağrıtırdı, uyumayıp yatakta dönüp durmam onların da uykusunu kaçırırdı, koştuğumda yanlışlıkla onlara çarpıp düşürürdüm çünkü kiloluydum kilolu olmamda onlar için bir zarardı ama hani saçlarımın bir zararı yoktu ki..." Yine kesildi ve zorlukla nefes aldığını duydum.
"Her neyse boş ver bunları. Canları öyle istemiş. O gün biraz diklenmiştim onlara her canınızın istediğinizi yapamazsınız diye. Onlar sivri dilimi kesmekle de tehdit ettiler. Bir ara bunu gerçekten denediler ama bıçağı görünce bayıldığım için hastaneye kaldırılmıştım." Sanki bu sefer kendini aşağılar gibi güldü. "Hem hastanelerden nefret edip hem seviyordum. Garip bir kızım bir tutarlılığım yok."
Duraksadı bir an. Sesini normal duygusuz tonuna getirmeye çalıştı çünkü şu ana kadar sesinden akan tek şey hüzündü. Ve eğer ben ağlayabilseydim kendimden çok Mayıs için ağlardım.
İki elini birden yüzüne götürdü sanırım göz yaşlarını siliyordu. Rahatsız hissetmesin diye bakmadım. Yoksa bakmalı ve onu teselli mi etmeliydim? Nasıl yapılırdı bilmiyordum ki? Sanırım bazı şeyleri öğrenmemek için kendimi zorlamıştım.
Mayıs en sonunda tamamen kendini toparladı. "Her neyse o gün saçımı kestiler zaten çok uzamıştı ve her yere dökülüyormuş bundan rahatsız olmuşlar. Yamuk yumuk olmuştu ama sonrasında kendim düzelttim ve bir daha ne onlara kestirdim ne de kendim kestim böyle uzadılar işte." Çok hızlı aynı Ilgaz gibi ışık hızında konuşmasının ardından biraz soluklandı. "Tulip saçıma dokununca ona bağırdım o da bana karşılık verince biraz kavga ettik ve ben belki birazcık olan veya olmayan hatalarını, acizliğini falan yüzüne vurmuş olabilirim. Sonra birden uzaklaştı benden. Ama valla ben bir şey yapmadım."
İstemsizce gülüp ona baktım, "Gerçekten hiç bir şey yapmamışsın May."
Mayıs ofladı. "Napa’ bilirim o da saçıma dokunmasaydı."
Tek kaşımı kaldırdım. "Neden dokundu ki?"
"Ne biliyim ucuna dokundu dışarıdaydık, yaprak falan da düşmüş olabilir. Ama söyleyebilirdi illa dokunmak zorunda mıydı?"
Onun bu vurdum duymazlığı, egosu ve biraz da çocuksu halleri beni güldürürken kafamı iki yana salladım. Bir an en çok kimin böyle güldüğünü hatırlayınca kendimi durdurdum ve konuyu toparlamak adına Mayıs'a döndüm.
"Ama Tulip senin az önce bana anlattıklarını bilmiyordu. Boş yere mi kızı kırdın acaba?"
Bana alayla bakıp kaşlarını kaldırdı. "Benden özür dilememi iste birde."
Burnumdan bir nefes vererek güldüm ve bacaklarımı toplayıp o şekilde oturdum yatakta aynı anda Mayıs'a döndüm. Bir kaç süzdüm ve "Nıç." dedim. "Senden o potansiyel çıkmaz."
Küçümser bir şekilde güldü. "Benden her halt çıkar tatlım. Şöyle ki şimdi sakın beni gaza getirdiğini düşünme çünkü senden çok çok daha zekiyim şansına küs. Tulip'in gönlünü almaya falan da çalışmayacağım ama senin hatırına artık sataşmam."
Ona bıkkın gözlerle baktım. "Tam seni çözdü diyorum bana ters köşe yapıyorsun. Böyle olmaz yani sürdüremeyiz biz bu ilişkiyi."
Sonunda morali yerine gelmiş olacak ki kafasını geriye atıp kısa süreli bir kahkaha attı. Saçlarının süzülüşünü bu sefer hüzünle izledim. "Yürütmek istediğimi kim söyledi."
Kalbim kırılmış gibi elimi kalbime bastırdım. "Ayrılıyorum senden."
Elini anlaşma yapar gibi öne uzattı. "Ara verelim birbirimizi özleyince geri döneriz."
Elini sıktım onaylar gibi başımı salladım. "Ara verelim ve artık bunu mümkünse ciddiye alalım yoksa ben şaka olarak algılamayı bırakacağım bu durumu."
Elini geri çekerken güldü ve o sırada odanın kapısı açıldı. Tulip hafif gülen bir yüzle odaya girse de Mayıs'ı görünce gülüşü soldu. Yine de odadan çıkmadı ve yatağına geçip oturdu. Bize dönük şekilde sırtını duvara verip oturdu ve ayaklarını dizlerinden kırıp kendine çekti. Sanırım telefonuyla ilgileniyor olacak ki ellerini kucağına aldı.
Telefonun ışığı yüzüne yansıyınca Mayıs'tan aşağılayıcı bir gülüş duydum. Hızla gözlerimi büyütüp Mayıs'a döndüm ama tabii ki bu uyarıyı gram takmadı. "Umarım kendi telefonunla ilgileniyorsundur canım."
İçime sabır çeker gibi nefes çektim ve sırtımı yatak başlığına yaslayıp kollarımı göğsümün altında bağdaş kurdum. Ayaklarımı da bağdaş kurup onları izlemeye başladım. Sanırım artık Mayıs'a bulaşmayacaktım çünkü kendileri burnunun dikine giden bir kız olduğu için beni pek sallayacağını düşünmüyordum. En azından vicdanım rahattı. Artık gerisi Mayıs ve onun keyfinden ibaretti. Bazı şeyleri akışına bırakmak iyi olacak gibi görünüyordu.
Tulip artık Mayıs’ı takmadığını belli ederek gözlerini telefondan ayırmadı ama içine çektiği nefesle göğsü inip kalktı. Sonrasında omuz sikti. "Artık senin gereksiz imaların, kaprislerin ve daha sayabileceğim bir çok şeyinle uğraşmamayı karar verdim canım."
Aslında dürüst olursak bu halleri Mayıs ile benim ilk tanıştığımızda ki halimizi anımsatıyordu. Tek kaşım sorgulayıcı bir tavırla havalandı. Umarım bunu ikisi de görmezdi çünkü şuan kendi içimde bir kritik hazırlıyordum.
Bence Tulip ile Mayıs'ta ileride bizim gibi olabilirlerdi. Hani çoğu şey farklı bir versiyonda benziyordu. Belki de Mayıs böyle arkadaş ediniyordur. Neden olmasın ki. Bir ara Mayıs'a Duygu ile nasıl arkadaş olduğunu sorsam iyi olacaktı.
Mayıs'a döndüğümde Tulip'in sözlerinin ardından gözlerini devirdiğini gördüm. Tulip ekrandan gözlerini ayırmazken Mayıs'ta benim gibi ayaklarını bağdaş kurdu. Kollarını göğsünde topladığında ilk bana yandan bir attı ve sonra pes eder gibi omuzlarını düşürdü. Tulip'le tam karşı karşıya oturuyorlardı bedenleri birbirine dönüktü arada ki iki mesafeyi saymazsak yakınlardı ama Tulip başını telefondan kaldırmamakta ısrarcıydı. Sanki küçük bir çocuk gibi trip atıyordu.
Aklıma gelen düşünceyle gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir an önce kendi içimde bazı şeyleri sorgulamayı bırakmalıydım yoksa en sonunda kafayı yiyecektim.
Mayıs bakışlarını Tulip'e diktiğinde ofladı ve birden, "Müzik açsana." dedi. Gülmemek için yanaklarımın içini öyle bir ısırdım ki sanırım kanatmıştım.
Tulip takmadı. Muhtemelen şu an bunu bana söylediğini düşünüyordu ama üstünde ki bakışları da hissettiğine emindim. Naz mı yapıyordu o?
Gerçi bende Tulip'in yerinde olsam şu an içinde bulunduğum durumu garipserdim. Yani... Mayıs'ın kendini affettirme yöntemleri ya da Mayıs kendi içinde buna her ne diyorsa, biraz farklıydı işte.
Mayıs dişlerinin arasından, "Canım." diye sesini çok yükseltmemek ama Tulip'e duyuracak kadar zorla çıkardı. Sanırım Mayıs biraz zorlasa bazı konularda ortayı tutturabiliyordu. Yetenek yani çünkü bu ekipten kimse yapamıyordu bunu.
Tulip kafasını yine kaldırmadı. "Ne?" dedi.
Mayıs kafasını geriye atıp duvara yasladı ve sakinleşmek için kendini zorladı sanki. Bu arada bende gülmemek için elimden gelen tüm çabayı sarf ediyordum. Mayıs tekrar Tulip'e baktığında bu sefer engel olamadığı sert sesiyle, "Müzik açsana dedim ya hani." dedi.
Hala gülmemek için elimden gelen tüm çabayı gösteriyordum.
Tulip şaşkınlıkla kafasını kaldırdı ve telefon da oynayan elleri durdu. Evet, hafif yandan kaldığım için hareket eden parmaklarını görebiliyordum. En azından tek elinde olanları.
Tulip anlık afallamayla, "Ha?" diye sorunca Mayıs'ta onu aşağılayacak şekilde taklidini yaptı.
Tulip'in kaşları çatılırken gözleri telefona dönmese de parmakları hızlıca hareket etti ve bir kaç şey yapıp telefonu kapattı. Şu an da ne kadar da iyi bir gözlemci olduğumu fark ediyordum ya da gereksiz yere detaylara da takılıyor olabilirim.
Mayıs ofladı ve gözlerini devirip yatağın ucuna oturdu. Ayaklarını yataktan sarkıtırken avuç içlerini iki yanına bastırdı ve kafasını omzuna düşürüp gözlerini kısarak Tulip'e baktı. "Eğer o da yalan değilse müzik dinlemeyi çok ama gereğinden çok sevdiğini söylemiştin."
Tulip gözlerini kırpıştırdı. Mayıs buydu işte; özür dilerken bile laf sokan o kız. Sonra Tulip'te yatağın ucuna gelip aynı Mayıs gibi ayaklarını yataktan sarkıttı. Hala sıkı sıkı telefonunu elinde tutarken Mayıs'a garip bir yaratık görmüş gibi baktı. "Dalga mı geçiyorsun benimle?"
Mayıs gözlerini devirdi. "Oradan bakınca insanlarla dalga geçecek bir kişiliğe mi benziyorum?"
Tulip şüphesiz, sorgulamadan, tek bir saniye düşünmeden, "Evet." dediğinde Mayıs hiç bıkmadan gözlerini bir kez daha devirdi.
Mayıs, "Açıyor musun müzik?" dediğinde Tulip, "Zaten açık." dedi. Mayıs ile bir süre ikisi de birbirine uzaylı görmüş gibi baktılar ve en sonunda pes eden Mayıs oldu.
"Ne saçmalıyorsun yine."
Tulip yarım ağız güldü. "Kulaklık denilen bir şey var canım."
Mayıs gözlerini devirdi. "Yapma ya nerde."
"Kulağa takıldığına göre?"
"Ben niye göremiyorum?"
"Kulağımda olduğu için." dedi Tulip net bir sesle.
Mayıs sıkılmış gibi, "Lan hiç bir parçası yok!" diye birden yükseldi.
Tulip bu sefer gerçekten Mayıs'a garip bir varlık gibi baktı. "Şimdi canım mala anlatır gibi anlatacağım çünkü sen anlamıyorsun bazı durumlarda. Kulaklık hani şu telefona bağlanıp sonra kulağa takılan ve telefondan müzik açtığında kulağında çalmasını sağlayan alet var ya? Hah onun bluetoothlusu çıkmış durumda. Hani onu taktığımda şu an açık olan saçımın altında kaldığı için görünmemesi olağan duruma geliyor. Anlatabildim mi ya da sen anlayabildin mi? Ha inanmıyorsan gösteriyim ya da sen çok şüpheci olduğun için gel kendin bak. Merak etme sırf saçlarıma dokundun diye kıyameti koparmam."
Bu kadar sözün üstüne Mayıs'ın sinirlenmesini bekliyordum ki zaten Tulip'in bu kadar uzun konuşmasını hiç duymamıştım. Yani beddua harici. Malum o bu konuda çok yaratıcı. Ama garip gelmişti işte.
Mayıs ise bunca sözün, alttan alttan laf sokmanın, salak, geri zekâlı, mal, aptal yerinde konulmanın ardına sadece sırıtmıştı. Hadi be! Buradan iki seçeneğe çıkılır ya fırtına öncesi sessizlik ya da kıyamet alameti.
Mayıs, "Aferin kapmışsın bir şeyler yine de mantıklı konuşmayı da öğren başkasını etkileyemezsin." dediğinde ağzım bir karış açıldı ve öylece bakakaldım. Mayıs bana bakmasa da, "Selen ağzını kapat." dediğinde kapattım ve yüzümü geri atıp cin görmüş gibi Mayıs'a baktım bunu da hissettiğine eminim ama pek takmadı. Tulip öylece kalırken Mayıs gözleriyle Tulip'in elinde ki telefonu işaret etti. "Açsana belki bir kareoke falan yaparız." dediğinde Tulip kafasını aşağı yukarı sallayıp kulağında ki kulaklığı çıkardı ve şarkı için telefonunu kurcalamaya başladı.
Ben ise öylece kalmışken Mayıs bana yandan bakıp göz kırptı ve biraz yaklaşıp, "Seninle ara verince boş kalmamalıyım değil mi?" dediğinde 'Yok artık!' der gibi bir yüz ifadesiyle ona baktım. Bu onun aynı ama tıpa tıp aynı Ilgaz gibi sırıtmasına neden olurken sinirlerim iyice zıpladı. Gerçi Ilgaz'da ki gibi derin gülüş çizgileri ve gamzeler yoktu ama olsun.
O an aslında Mayıs ile Tulip'in de bizim kadar olmasa da konuştuklarını fark ettim. Eh, ara sıra Mayıs'ta insani faaliyetler gösterebiliyormuş.
Tulip telefonu kurcalarken Mayıs söze atıldı. "Senin şarkı zevkine hiç güvenmiyorum ben şu an yine de senlik olsun diye Ariana Grande'nin No Tears Left To Cry şarkısını aç."
Tulip kafasını kaldırmadan sadece gözleriyle alttan alttan Mayıs'a bir süre baksa da çok zaman geçmeden dediğini yaptı şarkıyı açtı. Telefonun sesini fullemesiyle odayı Ariana Grande-Tears Left To Cry notaları doldurdu.
Şarkının sözlerine ilk Tulip eşlik etmeye başladığında Mayıs bana yandan bir bakış attı. "Sende söyle biraz İngilizcen gelişir."
"Senin ki çok mu gelişmiş?" diye diklendiğimde alayla güldü.
"Assolistler en son çıkar tatlım hiç duymadın mı?"
Gözlerimi devirdim. "Çok mu biliyorsun sen?"
Mayıs'ı takmadım ve Tulip'e eşlik etmeye başladım. Oda sanki Tulip'in her zaman ki haline dönmesiyle pozitif enerji dolmuştu. Tulip'in anlayamadığım bir şekilde böyle bir etkisi vardı ve bu şu an şarkıya daha yüksek sesle eşlik etmeme neden oldu. Tulip'te bana gülümseyip aynı şekilde bağırarak söylemeye başladı. Mayıs hala dahil olmasa da ikimiz bağıra bağıra şarkıyı söylemeye başladık. Şahsen diğerlerinin duyması çokta umurumda değildi. Zaten koskoca evde bir zahmet ses yalıtımı da olsun yani.
"Rıght now ı'm ın a state of mınd
I wanna be ın lıke all the tıme
Aın't got no tears left to cry
So ı'm pıckın' ıt up, ı'm pıckın' up
I'm lovın', ı'm lıvın', ı'm pıckın' ıt up"
Ara vermeden şarkıyı söylemeye devam ederken nakarat kısmında ayaklanmıştık ve birden karşılıklı şarkıyı söylerken hafifçe dans etmeye başlamıştık. Tulip aynı bir çocuk gibi yerinde hafifçe zıplarken gözlerim Mayıs'a kaydı. Yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Evet, o da huzuru hissediyordu ve bazen huzur kan bağın olmayan insanlarla kan bağından daha kuvvetli bağlar kurulmasıydı. Biz bu gece üçümüz daha sıkı bir bağ kurmuştuk. Sıcak bir yuvayı bilmem çünkü hiç bir zaman tam anlamıyla hissetmedim. Yine de şu an hissettiğim huzur her şeye bedeldi ben bunun farkındaydım.
O an sadece bir anlığına keşke her şeyden önce de bu ekiple yolum kesişseydi dedim.
Vay be, nereden nereye. En son ekibin içinde kavgasız zamanlarımız yoktu şu an ise... Tamam, hala kavga ediyor olabiliriz ama aynı şey asla ama asla değil.
Kısa bir süre sonra Mayıs'ın şarkı söylerken oldukça zarif kalan sesi aramıza katıldı ve hiç beklemediğim bir anda şarkıyı söyleyerek aramıza girdi ve o da dans etmeye başladı. İşte şimdi harika bir üçlü grup olarak zaman geçiriyorduk. Aynı liseli gençler gibi ama bunu yaparken hiç ergen gibi hissetmemiştim aksine anın tadını yaşamak her şeyden kıymetliymiş bunu fark ettim çünkü Fransa'ya gittiğimizde hayatımızın cehenneme döneceğini de bu anlarımızı çok özleyeceğimizi de biliyordum. Belki de bu anları tekrar yaşayamayacaktım ama ben şu an bunları düşünmek yerine anı yaşamak istiyordum. Zaten ekibi özel kılan buydu çünkü ben hep planlı yaşayan bir kızdım. İlk kez geleceği düşünmeden anı yaşıyorum ve geçmişte ki acılarım hiç var olmamışçasına eğleniyorum.
Ben bunları düşünürken bile aslında hiç düşünmüyormuşum gibi şarkıyı bağıra bağıra söyleyip dans ediyorduk.
"Comın' out, even wen ıt's raının' down
Can't stop now
Shut your mount
Aın't got no tears left to cry
Oh yeah, oh yeah."
Buradan sonra biz şarkının son nakaratına geçiş yaparken Kumsal ve Afet hatta peşinden Cansel odaya geldi ama biz hiç takmayıp eğlenmeye devam ettik. Onlar ise şarkı bitene kadar bizi izlediler.
Şarkı bittiğinde onlara dönüş sağladık ve bir süre bakıştık. Mayıs'ta dahil hepimiz gülüyorduk ama karşımızda ki üçlünün gereğinden fazla ciddi ifadesiyle bizde ciddiyete büründük.
Mayıs, "Bir şey mi oldu?" diye sorduğunda Afet bir adım öne çıktı.
"Oldu."
Tulip, "Kime?" diye atıldığında Kumsal, "İlla birinin ölmesi mi lazım bir şey olması için?" diye sorduğunda ben bir adım atıp öne çıktım.
"O zaman ne oldu?"
Afet her zaman yüzünde barınan anne şefkatiyle güldüğünde, "Hani yok burada resmen partiliyorsunuz da bizi çağırmıyorsunuz." dediği gibi Tulip cevap verdi.
"E sizde gelin." diyerek bir an şüpheye düştü ve kafasını eğip Mayıs’a baktı. Mayıs da onun bu halini fazlasıyla tatlı bulmuş olacak ki gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. "Sorun olmaz değil mi?" diye sorduğunda Mayıs kafasını iki yana salladı. Tulip gülümseyip telefonu eline aldı ve yeni bir şarkı açtı.
O sırada Cansel, "Abimlerde gelmesin şimdi?" diye sorduğunda Kumsal kontrol edemediği sesiyle, "Ay onlar bir şeyden de eksik kalsın." dedi.
Hemen ardından Tulip ona destek çıktı. "Katılıyorum. Burada kız kıza eğleniyoruz."
Kumsal'ın dudakları tek bir kenara kıvrılırken u dönüşü yaptı ve arkasına dönüp kapının üstünde ki anahtarla kapıyı kilitledi. "Hatta." dedi a harfini uzatarak. Anahtarı yuvasından çıkararak gösterdi. O sırada bakışları Tulip'le kesişti ve elinde ki anahtarı gösterdi. "Biz önlemimizi alalım." dediğinde anahtarı Tulip'e attı ve gülüşerek çak yaptılar.
Bu konuda ses çıkmadı. Zaten genel olarak erkeklerden pek haz ettiğim söylenemezdi. İstisnalar dışında tabi. Ve bu istisnalara bu ekipteki erkeklerde dahil olmaya başlamıştı. Aslında tanıdıkça iyi biri olduğunu anlıyordum ama hepsi göründüğü gibi çıkmıyordu tabi. Yine de böyle bir ortamda erkekler olmasa da olurdu.
Kumsal ve Tulip birlikte şarkı seçerken biz öylece ayakta durmuş bekliyorduk. Biraz ufak bir kavganın ardından günü kapatacak en iyi şarkı seçildi ve enerjik havasına göre bunu Tulip seçmişti. Eh, her zaman diyorum kız enerji kaynağı.
Odanın içini Carly Rae Jepsen - Call Me Maybe notları doldururken Mayıs gözlerini devirdi. Kulağına doğru, "Her zaman senin istediğin olamıyor tatlım." dedim ama çok da tatmadı.
Şarkı başlar başlamaz bilenler eşlik etmeye başlamıştı bile, bilmeyenler ise kısa sürede uyum sağlamıştı. Az öncekinden daha dolu dolu bir ortam yaşanırken eğlencemiz ikiye katlanmıştı. Sanırım biz altı kız çok iyi bir ekip olmuştuk ve her birimiz bir parçamızı tamamlıyordu.
Kumsal, Afet'e sevgilisi gibi sahip çıkarken Afet'i kendi etrafında döndürüyor ve odayı kahkahalarına boğmasını sağlıyordu. Mayıs çok aktif değildi ama bu ortamdan mutlu olduğu belliydi. Tulip bir süre Mayıs'a yaklaştı ve elini uzattı. Mayıs dudaklarını oynatıp bir şeyler derken Tulip gülerek kafasını salladı ve şarkıyı birlikte söylerken iki elleriyle de el ele tutuşular ve hafifçe zıplarken dans etmeye başladılar. Çocuk gibilerdi ikisi de çünkü ikisi de çocukluğunu yaşayamamıştı. Gerçi hangi birimiz yaşayabilmiştik ki.
Köşede duran Cansel'i gördüğümde dışlanma hissini kalbimde hissettim ve hızla ona yöneldim. Şarkıyı söyleyerek yanına vardım ve asla beceremeyeceğimi bilsem de tatlı görünmeye çalıştım ve kafamı bir sağ, bir sol omzuma yatırarak onu da dansa dahil etmeye çalıştım. Gülümserken bana eşlik etti ve şarkıyı söyleyerek dans etmeye başladık.
Şarkının anlamı pek kız neşesine uymasa da bence verdiği vibe kesinlikle buydu. Bir süre sonra altımızda ortada toplanmış bağıra bağıra şarkıyı söylerken deli gibi dans ediyorduk.
"It's hard to look rıght at you, bayb
But here's my number, so call me, maybe
Hey, ı just met you, and thıs ıs crazy
But here's my number, so call me, maybe
And all the other boys try to chase me
But here'e my number, so call me, maybe
Before you came ınto my lıfe, ı mıssed you so bad
I mıssed you so bad, ı mıssed you so, so bad
Before you came ınto my lıfe, ı mıssed you so bad
And you should know that
So call me maybe."
Şarkı bitti ve biz tekrar açtık, sonra ilk dinlediğimizi tekrar açtık ve tekrar ve tekrar. Aslında ilk şarkı bizi daha çok yansıttığı için onda daha çok coşmuştuk.
Alkol almadık ama biz bir araya geldiğimizde zaten sarhoş gibiydik. Bu çok söylenirdi ama asla inanmazdım. Meğerse gerçekmiş. Olay gerçek arkadaşları bulmaktaymış.
Tabii bizim ki biraz daha farklıydı.
Hepimiz sanki farklı bir doğal taştık. Renklerimiz farklı, enerjilerimiz farklı, yararlarımız, zararlarımız, bu noktaya gelene kadar olan tüm yaşanmışlıklarımız farklı. Ama işte biz yine aynı yerdeyiz ve aynı konumdayız. Bizim özetimiz buydu, hayatımızın özeti nasıl olur bilmem çünkü daha yaşayacak uzun yıllarımız var.
Hissediyordum biz bir gün her şeyi geride bırakıp mutlu olacaktık.
Aslında biz bir kan bağıyla bağlıydık birbirimize ama bu normal insanlarda olanlardan farklıydı. Bizim dökülen kanlarımız aynıydı ve bizi o dökülen kan bir araya getirmişti. Öyle ya da böyle amacımız aynıydı biz aynı yoldaydık ve bu yolun sonunda mutlu olacaktık. Mutlu olamasak bile bu huzuru asla kaybetmeyecektik ve bizim asıl mutluluğumuz bu olacaktı. Zaten hiç birimiz hayatımız boyunca şu an ki hissettiğimiz huzuru yaşamamıştık.
İşte şimdi yaşıyorduk, ne geçmiş ne gelecek. Şimdi, sadece şu an vardı ve biz anın tadını çıkaracaktık.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.26k Okunma |
872 Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |