39. Bölüm

Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~

Roselissa
r_roselissa

 

Afet Yıldırım

Gürültülü ortamları sevmezdim, Kankırmızısı ekibiyle tanışana kadar.

Kavgaları sevmezdim, Kankırmızısı ekibiyle tanışana kadar.

Gerçek arkadaşlıklara inanmazdım, Kumsal ile tanışana kadar.

Birinin beni evine alıp aşağılamayacağına inanmazdım, Ilgaz'ı tanıyana kadar.

Birinin beni düşüneceğine de inanmazdım ama Kumsal beni kendinden bile önceye koymuştu şu kısa zamanda.

Yaşamam veya yapmam dediğim şeylere bu ekiple şahitlik etmiştim. Değişmek kötü müydü iyi miydi bilmiyordum ama ben değişmiştim ve ben ilk kez kendim gibi hissediyordum.

Ben Afet Yıldırım yeni ve geçici adıyla Aisha Summıt ilk kez kendimi bulduğumu hissediyordum.

En çok da onun yanında... Cenk... O biraz gerçek dışıydı. Yani bir kişi değildi sanki, aradığımın çoğunluğu içinde toplamıştı. Sorun şuydu ki ben hiç bir şeyi aramıyordum ama onu bulmuştum.

Cenk bana iyi mi gelir kötü mü bilemem, bunu zaman gösterecek ama şu an bildiğim bir şey varsa kesinlikle kötü geldiğiydi. Resmen adamı düşünmekten uyuyamıyordum. Tamam genellikle beynim sürekli aktif olmayı kodladığından biraz geç uyurdum ama hiçte sabahlamamıştım. Resmen birazdan güneş doğacaktı ve Kumsal şu an yanımda horul horul uyuyordu. Evet resmen horluyordu! Zaten bu seste uyumam bile mucizeydi bir kere!

Sinirle yorganı üstümden attım ve doğrularak ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. Sinirle ayaklandım. Pekala sinirlerime hakim olmam lazımdı. Ekip kurulduğundan beri psikolog randevularımı aksatıyordum ve ilacımda tükenmişti. Neyse ki Kumsal vardı ve onun psikolojiyle ilgilendiğini de bir tek ben biliyordum. Aslında üniversiteyi yarım bırakmıştı ama gerekli donanıma sahipti ve o her zaman olduğu gibi bana bu konuda da iyi geliyordu. Yine de ilacımı yazdırsam iyi olacaktı çünkü Fransa'da pek sinirlerimi kontrol edebileceğimi düşünmüyordum.

Normalde sesi çıkmayan bir kızdım. Cenk ile yalnız kalmalarım dışında tabii. O tam bir çıldırtma makinesiydi! Yine de seviyordum işte.

Kendimi durduramadığım, hakim olamadığım konular vardı. Sinirlerim gibi ama Cenk'e olan sevgimde böyleydi. Bilemiyorum belki de anlık yükselişte olabilirdi. Bunu da zaman gösterecekti. Bir şeyleri zamana bırakmak en iyisiydi yoksa fazla stres insana iyi gelmiyordu.

Yataktan kalkıp gri terliklerimi giydim ve odadan çıkmadan hırkama uzandım ama hırkam beyazdı. Üstümde ki pijama takımı griydi. Kumsal'ın hırkası da ne şans ki griydi. Şimdilik ödünç almamın sorunu olmazdı sanırım.

Kumsal'ın hırkasını üzerime geçirirken aynada ki aksimle bakıştım. Dağılmış kızıl saçlarıma parmaklarımı geçirip düzeltmeye çalışırken yüzümü buruşturdum. Gerçekten ne kadar da uyumsuz bir bedenim vardı. Mavi göz ve kızıl saç. Bazı insanlar bunu beğenirdi, hatta çoğu insan. Benimde garip takıntılarım olmasaydı beğenebilirdim ama aynada ki yansımam göz zevkime hitap etmiyordu. Hani bu işin sonunda ya saçım lacivert olacak ya da gözlerime kırmızı lens takacaktım. Şimdilik birinci seçenek daha uygundu. Neyse ki tenim en küçük durumda kızarıyordu da dengeyi sağlıyordu. Hassas tenli olmak benim suçum değildi ama neredeyse makyaj bile yapamıyordum hemen tahriş oluyordu. Bu sinir bozucu bir durumdu.

Kafamı iki yana salladım ve aklımda ki gereksiz düşünceleri kovup odadan çıktım. Sayısalcı zekaların hepsinin bu kadar çok düşündüğünü ve detaylara taktığını ya da gereksiz takıntılarını olduğunu bir yerde okumuştum. Belki de özellikle araştırmış olabilirdim. Her şeyi sayısal beynime bağlamak benim için bir kaçış yöntemiydi aslında.

Merdivenleri inip evden çıktım ve kısa sürede bodrum kata indim. Canım sevgilim bir manyak olduğu için şu saatlerde kalkıp spor yapıyordu. Gerçi o her zaman spor yapıyordu. Tek derdi vücuduyla kızları etkilemekti ve bende bu durumdan nasibimi almıştım. Bir n önce ondan soğumam lazımdı çünkü asla güvenilecek bir erkek değildi. Sahte sevgili olayını aramızda biraz ciddiye bağlamış olabilirdik ama ikimizde bunun bir oyun olduğunun ve Fransa'dan döndüğümüzde son bulacağının farkındaydık. Muhtemelen daha sonrasında o kız tavlamaya ve bende akademik başarıma geri dönerdim. Sahi benim henüz akademik bir başarımda yoktu ama bu olmayacağı anlamına da gelmiyordu.

Spor aletlerinin bulunduğu odaya doğru yöneldim ve kapıya vardığımda içeri girmeden kollarımı göğüs hizamda birleştirip omzumu kapının pervazına yaslayıp onun kaslı sırtını izledim. Bu kadar çekici gelmesi normal değildi. Bir kere ben bir adamı dış görünüşünden beğenecek bir kız değildim ki!

Cenk bir an duraksadı ve omzunun üstünden bana baktı. O çapkın sırıtışı yüzüne yerleşirken beni yok sayıp önünde ki haltere ağırlık eklemeye devam etti. Tabii bu çenesini kilitlemedi. "Ne oldu bensiz uykularında haram değil mi? Bence sen şu tek gecelik işi bir tekrar gözden geçir. Hem hevesimiz çıkar uzaklaşırız birbirimizden."

"Yok bu sefer sinirlenmeyeceğim." diyerek odaya adımladım. O da arkasını döndü ve bana bakıp ellerini iki yana açtı.

"Bu söylediklerime çoğu kız etkileniyor sen sinirleniyorsun. Normal değil?"

Güldüm ve gözlerinin gülüşüme takıldığını fark ettim. "Yo Kathy etkilenmezdi."

Kaşları çatılırken tüm ambiyansı yok ettiğim için bana kızmıştı. "Bir şeye de şu kızı katma be!"

Daha çok güldüm. "Ama o benim arkadaşım."

"Daha çok yedekte duran sevgilin gibi geldi." Anlık ne düşündüyse kaşları çatıldı. "Dur lan o benden daha etkin bu durumda yedekte ki ben oluyorum."

Sözleriyle gülüşüm kahkahaya dönüştü. Muhtemelen bu kadar güldüğüm için kızarmıştım neyse ki ortam loştu.

"Bana dövüş öğretsene." dedim birden ciddileşerek ve ciddi olup olmadığımı anlamak adına biraz bekledi.

En sonunda gözlerini büyütüp, dudaklarını büzdü ve hafifçe başını aşağı yukarı salladı. Bu sırada bir kaç kere beni süzdü. "Çok iddialı bir kelime doğrusu. Daha kendini korumayı bilmeyen bıldırcın beni dövecek sanırım."

Sözleriyle kızıl kaşlarım çatıldı. "Öyle bir iddiam olmadı sadece Fransa’ya eli boş gitmek istememiştim." dedim çocuk gibi omuz silkerek.

"Dövüş elle tutulur bir şey değil maalesef." İyice dalga geçmesiyle gözlerimin dolduğunu hissettim. Ah çocukluk sorunları! Görmesin diye arkamı döndüm ve hiç bir şey demeden çıkmak için adımladığım sırada kolumdan tutup beni kendine çevirdi. Sulanmış gözlerimi gördüğünde gülüşü büyüdü. Hafifçe üzerime eğildi ve yüzlerimizin arasında ki mesafeyi kısaltırken bir elini yüzüme çıkardı. Hafifçe yanağımı okşarken gözleri kısılmış gözlerime bakıyordu. Sanki dünya dışı bir varlık görmüş gibi beni inceliyordu.

Burnumu çektim. Ağlamıyordum ama onun yanında çocuk gibi oluyordum, birde Kumsal'ın yanında, gerçi onunlayken benden çok o çocuk oluyordu. "Biliyorum uzaylıya benziyorum. Bakma öyle daha fazla."

Güldü. "Nasıl bakıyorum?"

"Çok değişik bir şeye bakıyormuşsun gibi."

Gülüşü büyüdü. "Diğerlerinin yanında o çok akıllıca laflarını sokup şu an nasıl böyle çocuk olabildiğini sorguluyorum." dediği an omuz silktim tekrar. Bu benim elimde olan bir şey değildi bir kere. Kaşları çatıldı. "Biraz daha çocuk gibi o zaten dolgun olan dudaklarını büzüp gözüme sokarsan olacakların sorumlusu ben olmam." dediği an istemsizce dudaklarımı birbirine bastırdım ve ondan sakladım. Bu hareketimle kafasını geriye atıp kahkaha attı. Bende onun kahkahasına daldım. Çok güzeldi gülüşü... Görünüşünden çok sesi huzur vericiydi, garipti. Bir an önce Fransa işi hallolsa iyi olacaktı yoksa kalbimi sorumlusu ben olmayacaktım.

Kahkahası birden kesildi ve yüzünü biraz daha yüzüme yaklaştırdığında kokusunu soludum. Ayçiçeği gibi kokması hiç normal değildi. Bir kere onun kokusunu solumadan önce ayçiçeğinin nasıl koktuğunu bile bilmezdim ben. Ayrıca bu kadar terliyken nasıl hala kendi kokusuna sahipti ki? "Sen nerde doğdun?" diye kendimi durduramayarak sorduğumda gülüşünü tutmak için dudaklarını birbirine bastırdı. Şimdi ayçiçeği tarlasında doğma olasılığı çok yüksekti.

"Ne yapacaksın?" Omuz silktim.

"Öylesine."

Bir süre ikimizde sustuk ve ben onun çimen yeşili gözlerinde kayboldum. Bu her olduğunda özgür hissediyordum ve en çokta huzurlu. Sanki çıplak ayaklarla dağda yemyeşil, tertemiz, hiç insan eli değmemiş o otların arasında ellerini iki yana açıp koşmak gibiydi. Rüzgar yüzüne çarparken huzuru ve mutluluğu aynı anda hissedip çocuklaşmak gibi.

"Neden uyumadın?" diye sorduğunda ne dediğini algılamam biraz uzun sürdü. Kesinlikle sayısal beynim yüzündendi başka bir nedeni olamazdı.

Kaşlarım çatıldı ve ondan bir adım uzaklaşıp onu gösterdim. "Senin yüzünden."

Kaşları havalanırken ellerini teslim olur gibi iki yana kaldırdı. "Vallahi tüm gece buradaydım."

Bir anlık duruldum. "Tüm gece spor mu yaptın?"

Tek kaşını kaldırdı. "Sen de tüm gece yeni kodlar yazmadın mı?"

"Hayır! Ne alakası var iki saattir boş boş yatıyorum bir kere." Gözlerini kısıp bana baktığında yutkundum. "Bir saat." Hala öyle bakmaya devam ettiğinde gözlerimi kaçırdım. "Belki yarım saat."

"Aisha." dediğinde sinirden muhtemelen kızarmış yüzümle ona döndüm.

"Ay ne var stres atıyorum ben bir kere o klavyeye basarken."

Gülümsedi ve arkasına dönüp bir çırpıda tişörtünü giyindi. Tekrar bana döndüğünde elimi tutup beni de peşinden yürütmeye başladı. Bir süre afalladım ve arkasından öylece sürüklendim. Tam bodrum kattan çıkmışken kendime geldim ve adımlarımı hızlandırıp ona ayak uydurdum. Sanki sesim eve gidecekmiş gibi fısıldadım. "Tam olarak nereye gidiyoruz?"

"Dedim sana biraz daha bana böyle hissettirirsen en sonunda olacaklardan ben sorumlu olmam diye."

Kaşlarım çatıldı. "Anlamadım?"

Güldü. "Kaçırıyorum seni."

Adımlarım kesilirken elimi çektim ve sinirle bahçeyi inletecek kadar bağırdım. "Ne diyon be!" Yetmemiş gibi Türkçeye geçiş yapmış birde Maraş şivesine kaymıştım. Hay benim ağzımın!

Cenk gözleri irileşmiş şekilde üstüme atıldı ve ağzımı eliyle kapattı. Hafif ittirmesiyle bir iki adım gerilemiştim ve sırtım evin duvarıyla buluşmuştu. "Kızım sessiz olsana!" diye dişlerinin arasından neredeyse hırladı. O hala ingilizce konuştuğundan ona ayak uydurdum ama hala sinirliydim. Konuşmaya çalıştım ama eli hala ağzımda olduğundan doğru düzgün sesim çıkmamıştı. Cenk ise kafasını kaldırmış evi kontrol ediyordu. Son hareketim onu güldürmüştü. Bana dönmese de fısıldayarak konuştu. "Ne var sanki seni nikahıma alsam."

İyice tepem attığında elini ısırdım ve inleyerek elini çekti birde üstüne, "Hayvan!" diye bağırdı.

"Birincisi, çok beklersin. İkincisi, ne lan o kırolar gibi konuşmalar en gıcık olduğum çapkın halini tercih ederim. Son olarak sensin hayvan! Nefes alamıyordum geri zekâlı." Ağzını açacaktı ama müsaade etmedim. "Kusura bakma geri zekâlı falan diyorum ama sende direk zeka yok unutmuşum."

Cık cıkladı ve söylediğim hiç bir şeyi umursamadı. "Birincisi, senin gibi bir hanımefendiye böyle konuşmak yakışıyor mu?"

"Yesinler hanımefendi."

"Aa" diye abartılı bir tepki verip konuşmaya devam etti. "Ben sen konuşurken hiç lafını kesiyor muyum? Ha ama illa çok istiyorsan benim için sıkıntı yok." İlk neyi kastettiğini anlamasam da sonra tekrar sinirle ağzımı açacaktım ama parmağını dudaklarıma yaslayıp beni susturdu ve tekrar dibimde bitti. "Sesini ve o kayan şiveni ne kadar sevsem de evi ayağa kaldırmak istemezsin Alev Kafa. Ayrıca teşekkürler ne diyeceğimi unutturdun. Yani sanki bilmiyorsun senin kadar zeki olmadığımı kuramıyorum o kadar uzun cümleler. Zaten seninkileri bile anlayamıyorum olmayan beynimle." O konuşmaya devam ederken hala parmağını çekmemişti ve benim yüzümde engelleyemediğim bir gülümseme belirdi. Tabii o bir yandan etrafı kontrol ettiği için bunu görmedi. "Ayrıca çapkın halimi sevdiğini de biliyordum. E tabi sevilmeyecek adam mıyım sende haklısın." Bir süre duraksadı ve bakışları yüzüme indiğinde bir süre bana bakakaldı. "Bir de bir maruzatım olacaktı."

Hala parmağı dudağımdaydı. "Ne?"

"Bu kadar güzel olmasanız hanımefendi. Yani benim için sorun yokta hani depremden daha etkili bir afet olduğunuz için bir ara dünyayı sarsabilirsiniz."

Güldüm ve kendimi engelleyemeyerek dudağımda ki parmağına bir öpücük bıraktım. İyice sersemlediğinde güldüm. "Sanırım beni bu kadar hızlı duygu değişimine sokan tek erkeksin."

Kaşları çatıldığı an kendine geldi ve elini indirdi. "Hayatına başka erkek mi girdi?"

Güldüm ve omuz silkip dudağımı büzdüm. "Bilmem ki."

Bu sefer o sinirlendiğinde keyiflenerek elini tuttum ve nereye gittiğimizi bilmeden onu peşimden sürükledim. "Eee planımız ne nereye gidiyoruz tam olarak." Bir an duraksadım. "Nikah dairesi dışında."

"Akıl mı bıraktım be kızım." diye hayıflansa da kendini toparladı ve o da elimi kavrayıp beni yönlendirdi. "Ben çok iyi bir sevgili olduğum için sevgilimin isteklerini yerine getirmeye gidiyoruz."

"Ne demezsin." diye söylensem de toparladım. "Yani?"

Ofladı. "Sen benden ne istedin güzelim?"

Böyle deyince de dikkatim dağılıyordu. "Güzel değilim ben."

Durdu. Ciddi miyim diye bir süre yüzüme baktı. "Afet, daha önce adının bu kadar hakkını veren bir kız görmemiştim ben." dediğinde Türkçe konuşmuştu ve o kadar kısık sesle konuşmuştu ki muhtemelen bunu kendine söylemişti.

Saçımı tek omzumdan arkaya savurdum. "Biliyorum zaten. Sırf sen söyle diye öyle dedim."

Sanki ağzına geleni tutmak için alt dudağını yaladı ve kendini sakinleştirip yoluna devam etti. İyice ormanlık alana girmiştik. Sahi biz nereye gidiyorduk şu an?

"Conroy, bir şey soracağım ama dalga geçme."

"Söyle, Alev Kafa." dedi bıkkınlıkla. Sanırım bir daha bana güzelim dememeye yeminliydi.

"Şimdi, ben senden ne istemiştim?”

Kısa bir an güldü. "Tabii, ben de benim gibi bir adamla konuşsam bende de akıl kalmaz sende haklısın." Tam cevap vermek için ağzımı açacağım sırada tekrar konuştu. "Hani sana dövüş öğretmemi istemiştin ya." diye bir hatırlatmada bulundu.

B12 eksikliği falan mı yaşıyordum acaba? Çünkü bunu gerçekten unutmuştum. "Bunu pekala bodrum katta da yapabilirdik."

"Şuraya Irvin'in yanında bodrum kat deme. Geçen ağzımdan kaçırdım. Var ya yarım saat susmadı. Ben orayı ne emeklerle karargah haline getirdim siz bodrum kat diyorsunuz. Yok efenim size verdiğim emeklere yazıklar olsunlar. Yemin ederim susmuyor."

Çok ciddi ciddi jest ve mimiklerini de kullanarak anlatmasıyla kafamı arakaya atıp kahkaha attım. Kendimi durdurmak için kafamı iki yana salladım. "Asla anlaşamıyorsunuz."

"Hiç anlaşamıyoruz." diyerek beni destekledi.

Bir an kurt uluması sesiyle yerimde taş kesildim. Korkuyla Cenk'e sokuldum ama o benden de beter hale gelmişti. Bir kaç kere daha tekrarlandığında gözlerimi büyütüp etrafa bakınıyordum. Cenk ise neredeyse titriyordu. "Aisha, o neydi?" Sesi de titriyordu.

"Nerde delikanlılık? Yeri gelince konuşmayı biliyorsun, susmuyor o çenen."

"Senin yanında ki susmuş halim bu arada. Diğer kızlarla gör birde sen beni."

"Böyle bir isteğim olmadı."

"Neden? diye sorman gerekiyordu Alev Kafa. İltifat edecektim burada sana."

Güldüm. "Neden?"

"Senin yanında aklım uçtuğundan diyeceğim çoğu şeyi unutuyorum çünkü."

"Az at da kuşlar yesin."

"Valla lan."

Güldüm. "Bildiğim kadarıyla sevgililer böyle konuşmaz."

"Aklında ki sevgili adayını bir ara bana detaylıca anlatırsın."

"Bakarız." Umarım az önce söyledikleri doğru değildir çünkü onunla konuşurken aynısı bende de oluyordu. Tamam, diğerlerinin yanında bir sorun yoktu. Ne kadar ısınsam da asosyal bir kız olduğum için kalabalık ortamlarda yeterince kendim olamıyordum. Evet, o kendim olamamış halimdi. Tamamen ekibe adapte olmak için onlara ayak uyduruyordum ama içimde ki çocuğu sayılı insana gösterirdim.

Kurt ulumaları kesildiğinde ikimiz de rahatladık ve birbirimize döndük. İlk konuşan ben oldum. Nedense herkese susan ben onun yanında gün doğumunda ötmeyi kesmeyen serçeler gibi oluyordum. "Bana dövüş öğretecek adama bak. Korkağın teki."

"Sen nesin?" diye diklendiğinde anca kendine geliyordu.

"Benim zekam dışında iddialı olduğum bir konu yok."

"Şu an zekanı kullanıp bizi kurtarabilirdin."

"Kurtarılacak bir durumda değildik, Altın Çocuk."

"Sen bana Altın Çocuk dedikçe aklıma küçük prens geliyor." Konudan konuya atlama hızımız mükemmeldi gerçekten.

"Tamam Conroy. Yalvarırım artık bir kere daha küçük prens deme. Ben sana okuyacağım."

"Öyle bir isteğim olmadı." dedi huysuz bir amca gibi. Ya da daha çok huysuz bir çocuk gibi. "Zaten abisi olarak Clara'ya bol bol okudum ama hepsinde yarıda uykuya daldı. O Heidi'ciydi."

Güldüm. "Seninleyken çocuk olmam kadar anormal bir şey yok."

Gözlerini büyüttü. "Dimi katılıyorum bende aynıyım ekip beni abisi olarak görüyormuş inanıyor musun?"

"Sallama."

"Harbiden. Git sor."

"Irvin de?"

"Yok o direk babasının yerine koyuyor."

"Abart abart. Zaten beni de dağ doğurdu."

"Yok o zaman aramızda olamazdın."

Bir an sessizlik oldu. Birbirimize baktık. Toparlamak için ağzını açsa da sesi çıkmadı. Öylece kaldık bir süre ve ben gözlerimin dolmasını engellemeye çalıştım. Biri bana dokunsa ağlardım mesela şuan. Böyle anlardan nefret ediyordum. Güçsüz mü gözüküyordum. Ağlamak zayıflık belirtisi miydi? Ben neden diğer kızlar gibi güçlü değildim ki?

En sonunda bu sefer Cenk'in elini tutmadan önden yürümeye başladım. "Her neyse. Hadi güneş doğmak üzere. Bizimkiler uyanmadan öğret ne öğreteceksen."

Arkamdan konuştu. "Sen çok güçlü bir kızsın."

İçimi mi okumuştu o? Yok artık.

Durdum ama ona dönmedim. Rüzgar sert bir şekilde esmeye başladı ve saçlarım uçuştu. "Beni boş ver ama seni herkes kaybettiği ya da hiç sahip olamadığı annesi gibi görüyor. Ben bile..."

Daha fazla devam etmemeliydi çünkü ağlamaya çok müsaittim. Kesinlikle en yakın zamanda psikoloğumla görüşmem gerekiyordu. "Beni takip et." demesiyle kafamı aşağı yukarı döndüm ve o önümden geçip giderken peşinden ilerledim.

Bir süre sonra ağaçların azaldığı açık bir alana geldik. "Umarım bana burada işkence çektirmeyi planlamıyorsundur."

Cenk güldü ve bana yandan yandan baktı. Böyle de gözüme çok çekici geliyordu. "Nereden anladın?"

İçime derin bir nefes çekip gözlerimi yumdum ve ellerimi iki yanımda yumruk yaptım. Bu kadar kolay sinirlenmezdim normalde ama onun karşısında çok başka oluyordum. Gözlerim geri açıldı ama hala kısık vaziyetteydi. Ona dik dik baktım. "Ciddi konuş benimle."

"Of Aisha çok sıkıcısın."

"Sensin sıkıcı!"

Kulaklarını tıkadı. "Bağırma be kızım!"

"Bağırttırma o zaman."

"Sanki kafana silah dayadım da zorla bağırtıyorum. Bazen gerçekten başıma annem kesiliyorsun.”

"Beni sinirlendiriyorsun!"

"Sinirlenme o zaman."

"Sinir etme o zaman sende."

Ofladı ve tam karşımda durdu. Bir süre boş boş bakıştık ve ellerini yumruk yapıp yüz hizasına kaldırdı. Bana kaşlarıyla işaret verdiğinde aynısını yapmamı istediğini anladım ve onu taklit etmeye çalıştım. Bence burada bir ayna olsaydı iyi olurdu. Yani kendimi de kontrol etmem gerekiyordu sonuçta. "Umarım direk dalmazsın bana."

"Kadınlara genelde farklı şekillerle dalmayı tercih ederim." demesiyle bir süre duraksadım. Beynim ne dediğini kavradığında yumruklarımı indirdim ve tam arkama döndüğümde kolumu tutup beni kendine çevirdi. Çok hızlı bir şekilde dibimde bittiğinden kafamı kaldırarak ona bakmak zorunda kaldım. Tam ağzımı açacağım sırada konuşmama izin vermedi. "Diğer kadınlar kategorisinde yer almıyorsun merak etme. Sana dalmayı boş ver laf bile atılmaz."

Dudaklarım tek bir kenara doğru kıvrıldı. "Aferin. Şöyle yola gel."

Yüzüme biraz daha eğilip fısıldadı. "Yine de sen tek gece teklifimi düşün."

Tüm gücümle göğsünden ittiğimde sadece bir adım gerilemişti. Hadi ama o kadar da güçsüz bir kız olamazdım! Gücümün olmadığıyla tekrar yüzleşmemle üzülerek dudaklarımı büktüm ve Cenk anında konuştu. "İnadına yapıyorsun değil mi?"

Omuz silktim. "Aisha ben söylediklerimle ciddiyim bilgin olsun." demesiyle dudaklarımı düzelttim ve çenemi kaldırıp inatçı moduma geçtim.

"Sen beni buraya bana yürümek için mi getirdin?" Tek kaşımı kaldırarak sorduğum soruyla söylenerek kafasını iki yana salladı ve az önce ki pozisyonuna geçti.

Onu kopyaladığımda, "Şimdi bana yumruk at." dedi.

Gözlerimi büyütüp ellerimi indirdim. Bu tepkimle daha ağzımı açamadan hiç istifini bozmadan konuştu. "Aisha ne kadar çok istesem de yemeyeceğim seni. Güvenilecek bir adam olmadığımın farkındayım ama şu durumda biraz bana ayak uydur. Tamam mı?"

Dediğini asla yapmadım. "Birincisi-"

Lafımı kesti. "Yemin ederim şuradan öyle bir kaybolup seni burada bırakırım ki kimse seni bulamaz Sabrımı sınama Aisha çünkü sabrım sınandığında irademi koruyamıyorum."

Kaşlarım çatıldı ve kollarımı göğsümde bağdaş kurdum. "İyi ne halt yiyorsan ye. Ben bulurum yolumu."

Sabır çekerek o da normal bir duruşa geçti ve benim gibi kollarını göğsünde bağladı. "İddiasına girerim ki nereden geldiğimizi bile bilmiyorsundur."

Sözleriyle etrafıma bakındım ve yolu hatırlayamayınca omuz silktim. Ah b12 eksikliği! "Kathy bulur beni."

Güldü. "Aynen zaten şu an seni kaybettiği için evi de ayağa kaldırmıştı kesin."

Kaşlarım çatıldı. Eğer ben Kumsal'ı uyandırmazsam onu hiç bir güç yataktan kaldıramazdı. Beni bulma işi yalan olurdu. Zaten burada beni nasıl bulacaktı. Bir kez daha etrafıma bakındım ve daha çatık kaşlarla Cenk'e döndüm. "Nereye getirdin sen beni?!"

Kahkaha attı ve omuz silkti. "Allah bilir."

Omuzlarım yenilgiyle çökerken ofladım. Doğrusu şu an burada kurtlara yem olmaya hiç niyetim yoktu. "İyi ne öğreteceksen öğret de gidelim."

Omuz silkti. "Hevesim kaçtı."

"Conroy senin hevesini alır-"

"Siker misin? Lütfen yap bunu."

Sinirden kıpkırmızı kesildiğime emindim. Benim bu adamla işim neydi ki? Hani milyon tane insan gördüm ama bir bunu mu yakışıklı buldum. Bir kaç kere süzdüm hala aynı vaziyette karşımda duran Cenk'i. Yutkundum. Gerçekten yakışıklıydı şimdi. Sarışın olması ona tatlılık katsa da keskin yüz hatlarıyla da bir o kadar karizmatik duruyordu. Gözlerine hiç bakmıyorum bile. Ne biliyim hani bu gözleri daha önce görsem muhtemelen unutmazdım. Bir de kasları vardı tabii... Cenk'in yüzünde ki sırıtışı gördüğümde onu inceleme işini kestim. Bir şeyi de gizli yapamıyordum. Benim neyime Fransa'ya gitmek.

Kollarımı göğsümde küçük bir çocuk gibi bağladım ve kaşlarım çatılırken omuz silktim. "Küstüm ben sana."

Kahkaha attı. "Evet. Bana özel olan Aisha kişiliğine geçtiğimize göre kesinlikle aramız şu an iyi."

Dil çıkardım. "Çok beklersin."

Yanıma yaklaşınca ona bakmamak için başımı omzumun üstünden ağaçlara çevirdim. Yine onun gülüşünü duydum ama bakmadım. Elini çeneme koyup yüzümü yüzüne çevirdi. Gözlerimi yummak istedim ama tam anlamıyla onu dibimde bulduğumda kalakaldım.

Bakışları koyulaşırken bir süre öyle kaldı. Ne diyeceğini unutmuştu ve ara ara gözleri dudaklarıma kayıyordu. Kısa sürede ikimizin de aklında ki düşünceler durdu. Dudakları bir nefes kadar dudaklarımın yakınındaydı. Neden onu itmek yerine ona çekiliyordum ve biz birden nasıl bu hale gelmiştik?

Gözlerimin en derinine bakıyordu. Zaman durdu sanki, az önce şiddetle esen rüzgar esmeyi bıraktı. Kalp ritimlerini duyuyordum ya da hissediyordum. Çok hızlıydı. Benim ki de öyleydi. Neden böyleydi? Normal değildi. Tamam ona çekiliyordum ama bu sanki daha fazlasıydı ve... Neden vücudumu kontrol edemiyordum?

Ne o hareket etti ne de ben. Gerçekten dünya durmuş gibiydi. Yutkunduğumda sanki kendine gelmiş gibi gözlerini yumdu. Ben ne zamandan beri bu kadar hızlı soluk alıp veriyordum. Göğsüm inip kalkarken varla yok arası onunkine temas ediyordu.

Hala gözleri kapalıyken, eli çenemdeyken ve dudakları bir nefes kadar uzağımdayken konuştu. "Alev Kafa."

Yutkunmak istedim ama kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki yutkunsam kalbim duracak gibi hissediyordum. "Altın Çocuk?" dedim sorar gibi. Bu lakaplar aramızda nasıl gelişti bilmiyorum ama o benim saçlarımla dalga geçerse ben de onunkilerle dalga geçerdim. Kısasa kısas. Olay bu.

Şu an beynimi meşgul etmek istiyordum ama bunu yapamıyordum. Ürperdiğimi hissettim ve o bunu hissettiğinde eli çenemden düştü bir adım geri attı yüzü yavaşça uzaklaşıyordu. Gözlerini açmadan hemen önce, "Kendime hakim olabildiğim tek kadın." diye mırıldandı. Hatta neredeyse sadece dudaklarını kıpırdattı. Bir dakika ben dudak mı okuyabiliyordum?

Gözlerini açtığında dudaklarını yaladı ve kendini gelmek adıma ellerini eşofmanının kumaşına sürterken iki yanına bakıp tekrar bana döndü. Bende dudaklarımda ki karıncalanma hissini azaltmak için birbirine bastırdım. Daha temas bile etmemişti oysa ki.

Birden elini öne uzattı. Bunu yaparken çok aceleciydi ve ben hariç her yere bakıyordu. "İki tane savunma hareketi öğretip eve geri döneceğiz ve sende bu süreçte bana uyum sağlayacaksın."

Hala nasıl bir durumun içine düştüğümü kavrayamadığım için hızla kafamı salladım ve elini tuttum. Bir an anlaşma yaptığımızın farkına vardım ve o tam elini çekeceği sırada elini daha sıkı tuttum ve yine ona diklendim. "Ama bu süreçte bana hiç bir imada bulunmayacaksın." dememle dudakları çapkınca tek bir yana kıvrıldı.

O da elimi daha sıkı tutup beni kendine çekti ve aramızda bir adımlık mesafe kaldı. Kafamı kaldırıp ona baktığımda çok az üstüme eğildi. Gerçekten anlaşmaya uyma süremiz harikaydı ya!

"Nasıl imalar Alev Kafa." Alev kelimesine baskı yaparak kurduğu cümleyle direk elimi çektim ve bir adım gerilerim.

"Vazgeçtim direk eve gidelim."

Gözlerini büyüttü. "Sabahın köründe daha güneş yeni doğmuşken seni buraya kadar getirdim ve sen şu an bunu mu istiyorsun?”

Çocuk gibi, "İsteyemez miyim?" diye sormamla güldü ve eliyle karşısını gösterdi. "Geç şuraya Alev Kafa."

Saçımı savurarak arkamı döndüm ve bir iki adım atıp gösterdiği yere geldim. Tekrar saçlarımı savurarak ona döndüğümde bakışları tehlikeli bir hal almıştı. "Bilerek yapıyorsun."

Tek omzumu hafifçe kaldırdım ve yüzüme yaklaştırıp dudaklarımı büzdüm. Cilveli gözlerle ona bakarken, "Neyi?" diye sordum saf saf gözlerimi kırpıştırarak.

Kafasını geriye attı. Şu an haykırmamak için kendini zor tutuyordu. Tekrar bana baktığında kendini sakinleştirmişe benziyordu. "Bir tutarlılığın yok ya bu da beni deli ediyor şu an."

“Başka neler deli ediyor mesela?” diye sordum ama beni cevapsız bıraktığında ona uyum sağladım. Keyifle gülümsedim ve dövüş pozisyonu aldım. Üçüncüde işi kavramıştım bence. Ayrıca böyle durmak da bir başarıydı bence. Hem bunu yapamayanlarda vardı değil mi?

Güldü ve o da aynı pozisyonu aldı. "Ne yapayım şimdi?" diye sormamla gülmemek için kendini zor tuttu. Bu kadar hızlı çıkış ve inişlerimin olması benim suçum değildi.

"Sen normal değilsin."

"Ha ha, görebileceğin en normal kızım bir kere. Sadece senin beynin normal kız yapısını farklı gördüğü için beni anormalleştirmişsin. Aslında mantıken hiç bir kız birbirine benzemediğinden normal kız diye bir kavram yok ama siz erkeklerin olmayan beyni bunu kavrayamıyor-"

"Tüm erkek ırkına da laf ettiğine göre-" Kendi kendini durdurdu. "Sen bu sıralar Tulip'le çok mu takılıyorsun?"

Sorunu anlamadım. Ne alaka? "Tulip'in konumuzla ne alakası var? Konuyu saptırmak için ortaya birini atacaksan bari May ve ya Selen'i at. Hani laf sokma konusunda-"

"Aisha susacak mısın güzelim?"

Şu an aslında şımarık çocuk moduma geçebilirdim ama evdekiler uyanmadan eve geri dönmek istediğimden uslu bir çocuk olarak kafamı aşağı yukarı salladım. Cenk buna güldü ama yine de ağzını tutamadı. "Şimdi bir şey demek istiyorum ama ayarın tutmuyor ki. Ne tepki vereceğini kestiremiyorum."

Omuz silktim. "Söyleme o zaman."

Şaşırdı. "Kaçıncı kişiliğin bu?"

"Artık şu işe başlayacak mıyız?!" diye sinirlenmemi takmadan güldü.

"Hangi işe?" dedi imayla ve her zaman ki çapkın tavrıyla.

"Conroy!" diye uyarmamla gülüşünü bastırmaya uğraştı. Bir süre ona zaman tanıdım çünkü gerçekten buraya gelme amacımız çok farklıydı ve biz halden hale girmeyi başarmıştık.

"Artık bana bir yumruk at."

"Nasıl?" diye sormamla bana afallamış vaziyette baktı.

"Ciddi mi soruyorsun?"

"Bana savunma öğreteceğini söyledin ama birden saldırıya geçtik."

"Göstermek için Aisha."

"İlk nasıl yumruk atacağımı göster o zaman." dememle sabrının son demlerindeydi ama sesini çıkarmamak için kendini sıktı. Kasılan çenesinden dişlerini çok sıkı sıktığını görebiliyordum. Bana bağırmamak için kendini sıkıyordu. "Sıkma o kadar dişlerini kırılır." dedim endişeyle.

Bir an duruldu ve sanki bir meleğe bakıyormuş gibi baktı bana. Acilen bana böyle bakmayı kesmeliydi. "Nesin sen?" demesiyle anlık afalladım ve tam ağzımı açacağım sırada kendini toparladı ve konuşmama izin vermedi.

Elini yumruk yapıp dirseğini belirli bir derecede kırdı ve ilk omzuyla birlikte geri çekip sonra öne doğru yumruğunu savurdu. Bu şekilde sırayla ne yapacağımı kodlarsam daha iyi öğrenebilirdim. "Sadece bunu yap tamam mı? Zaten gücün olmadığı için etkisi olmaz başka birine karşı ama..." Tam ağzımı açacağım sırada elini kaldırıp beni susturdu. "Seni aşağılamak için söylemedim sadece acı gerçekler." demesiyle gözlerimin dolduğunu hissettim ve dudaklarımı büzüp kafamı eğdim. "Sikeyim." diye dişlerinin arasından inlemeye benzer ses çıkardığını duydum.

Karşıma geçti ve bacaklarını iki yana açıp boyunu benimle aynı hizaya getirdi. Boyu uzun olduğu için şov yapıyordu! Bense bu sırada başım hala öne eğik duruyordum. Neden güçsüzdüm ki? Ne olurdu Mayıs'ınkiler gibi iki üç kasım olsaydı...

Cenk bu sefer ona bakmam için bana dokunmadı ama söyledikleri kafamı direk kaldırmama neden oldu. "Biraz daha sikime bakarsan beni azdıran sen olmuş olursun ve olacakların-"

Hızla kafamı kaldırmamla gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı ve lafını yarıda kesti. "Ben şeyine bakmıyordum bir kere!" Anlık sinirlerimi zıplatmayı yine becermişti işte.

"Neyime?" dediğinde utanç ve sinir karışımı bir şekilde kızardım. Zaten Cenk'in yanında ten rengim ne zaman sabit kalabildi ki?

"Yok biz anlaşamayacağız." dedim kendimi sakin kalmaya zorlarken.

Cenk sırıttı. "Yani şeyin ne olduğunu açmazsan benim gibi saf bir zihniyete adam seni tabii ki anlamaz ve doğal olarak anlaşamayız."

Kaşlarım çatıldı. "Uzun cümle kurma!"

Kaşları havalandı. "Tapusunun sende olduğunu bilmiyordum."

Yine ne dediğini anlayamamıştım. Normalde beyin yakan taraf ben olurdum! "Neyin?"

Güldü. "Şu an kalbimin deyip romantiklik yapmak isterdim ama sen kendini normal zanneden anormal bir kız olduğun için bunu söyleyemiyorum ve sorunun cevabını vererek, uzun cümle kurmanın tapusundan bahsettiğimi belirtiyorum."

"Uzun cümle kurmasana!" Kafasını omzuna düşürdüğünde, "Anlayamıyorum." diye fısıldadım. Kafasını geriye atıp güldü ve ayaklarını toplayıp tekrar benden uzun o haline geldi.

"Bilgisayar mühendisliği okuduğunu iddia eden kızımıza bakın hele."

Kaşlarım çatılırken işaret parmağımı tehdit eder gibi salladım ve parmağım planlarımın dışına çıkıp onun göğsüne çarptı. "Bir kere senin uzun konuşman sözel oluyor benim sayısalım iyi."

Kafasını aşağı yukarı salladığında işaret parmağımı tek eliyle tuttu. "Evet klasik bahanemize de sığındığımıza göre artık dövüş eğitimimize başlayabiliriz." diyerek parmağıma bir öpücük bırakıp geri çekildi. Parmağımın uyuştuğunu hissettim. Belki de beynim dahil tüm vücudumun. Neden o dudaklarını şu an sadece dudaklarımda istiyordum? Bu saçma düşünceyi kafamdan atmak için dövüş pozisyonuna geçtim. Sahi biz az önce ne için kavga ediyorduk? Adam akıl mı bırakıyordu! Yani kötü anlamda...

"At şimdi yumruk." demesiyle kafamı aşağı yukarı salladım ve az önce kafamda kodladığım sırayla uygulamaya koyuldum. Bir dakika yumruğu nereye atacaktım?

Elimi yarıda bıraktım ve Cenk 'yine ne var?' der gibi bana baktığında çekinerek, "Yumruğu nereye atacaktım?" diye sorduğumda gözlerini yumdu. Bunu neden yaptığını kavrayamamıştım.

"Sonra ben fesat oluyorum." diye mırıldanmasıyla gözlerimi kırpıştırdım ve nedensizce onu uyarma gereksinimi gördüm.

"Şu an dışından konuşuyorsun." diyerek tek elimde ki işaret parmağımı kaldırarak sınıfın inek öğrencisiymişim gibi konuştum. Zaten okulda genellikle o öğrenci ben olurdum ama benim gözlüklerim yoktu. Göz bozukluğum için lensi tercih ediyordum doğrusu. Ve evet bu kadar bilgisayar başında durmaktan gözlerim bozulmuştu ama ben en başından beri gözlük takmamakta ısrarcıydım ve lazer tedaviden de korkuyordum. O makinenin altına yatmaya her insan korkardı!

"Biliyorum Alev Kafa." dediğinde ana döndüm. Bazen beynimin içinde kendi kendime konuşmayı fazla uzatabiliyordum. "Düz at şu yumruğu artık sadece hareketi göstereceğim."

Ofladım ve hazırlıksız anında yumruk attım. Hazırlanamadığı için neredeyse gözüne gelecek olan yumruğu tek eliyle tuttu. Muhtemelen hazırlıksız yakaladığı için bana göstereceği hareketi unutmuştu ve tamamen doğaçlama dalmıştı.

Yumruğumu avucuna hapsedip beni kendi etrafımda döndürdü. Aynı anda dirseğimin iç kısmına da diğer elini geçirmiş ama yine de canımı acıtmadan bunu yapmıştı. Beni döndürürken kolumu bir tur kafamın etrafında dolandırdığında yumruk kısmının sol omzuma geldiğini hissettim. Bir kere daha aynı yönde kolumu çevirse kırılabilirdi ama o tam aksi yönde kolumu çevirdi ve tek eliyle belimde sabitledi. Tutuşunu canım yanmayacak kadar sıkılaştırıp beni kendisine çektiğinde sırtım göğsüyle buluşmuştu.

Bunlar saniyeler içinde olmuştu ve beynimin nasıl algıladığına hala şaşkındım ama adrenalimin yükselmesiyle ve nedensizce sinirlerimin atmasıyla kontrol benden çıktı. Tutmadığı kolumun dirseğini onun karın boşluğuna geçireceğim sırada dirseğimi boş elinin avuç içiyle tuttu. Koluma hafif bir kuvvet uygulayıp yerine getirdi ve elini dirseğimden aşağı doğru kaydırarak bileğime kadar getirdi. Bir eliyle sırtıma sabitlediği kolumu tutarken diğeriyle karnıma sabitlediği kolumu tutuyordu. Bu şekilde beni resmen kafeslemişti ve vücudumun tamamen ona yaslanmasına neden oldu. Tek bacağını da iki bacağımın arasına yerleştirdi ve işi tamamen bittiğinde bir kaç saniye soluklandı. Nefesini saçlarımda hissederken ne olduğunu kavramaya çalışıyordum.

On saniye bile sürmemişti bu hale gelmemiz ve o benim zerre canımı acıtmamıştı. Çok iyiydi.

Yüzünü eğip arkamdan çenesini omzuma yasladığında ona yandan bile bakamadım. O gayet sakindi ama ben filmler hariç canlı bir şekilde kavga izlemediğim için hani dahil olmayı geçtim direk izlemediğim için bu haldeydim. O kadar hızlı nefes alıp veriyordum ki göğsüm hızla inip kalkıyordu. Kalbim resmen kaburgama çarparcasına atıyordu. Saçlarım önüme dökülmüşken kafamı önüme eğdim ama hala kendime gelememiştim. Beynim normalden farklı çalışıyordu. Her şeyi bir düzene oturttururdu ama şu an onu yapamadığı için sanki kafamda bir yığın düşünce varmış gibi hissediyordum. Cenk dudaklarını kulağıma yaklaştırdı.

"Şişt, tamam sakin." Gülüşünü duydum. "Bu daha hiç bir şey Alev Kafa ama sen en baştan böyle reaksiyonlara gireceksen işimiz var."

Konuşacak kadar kafamı toplayamamıştım. Kafamı kaldırdığımda önüme gelen ve terden yüzüme yapışan kızıl saç tellerim görüşümü engelledi. Ben nasıl bu kadar hızlı terlemiştim?

Birden gözlerimin dolmasına karşı koyamadım ve sessizce ağladım bunu Cenk fark etmedi çünkü çok sessizdim. Ben neden diğerleri gibi güçlü değildim ki?

Cenk ,"İyi misin?" dediğinde sadece kafamı salladım. Onunla bu kadar yakın olmamalıydım çünkü kalbimde ki adrenalin yarısı ondan kaynaklanıyordu.

Bu sırada ağlamaya devam ettiğimde bunu fark etmiş olacak ki hızla beni serbest bıraktı. Böyle boşluğa düşmüş gibi hissedince daha çok ağladım ve yere çöktüm. Dizlerimi kırarak kafamı önüme eğdim ve yüzümü ellerimle gizledim.

Cenk bir saniye bile beklemeden önümde dizlerinin önüne çöktü. Görmesem de hissediyordum. Ona karşı neden böyle hissediyordum? Bu doğru değildi bir kere!

Cenk'in yutkunuşunu hissettim ama hiç ona bakmadan ağlamaya devam ettim. "Ağlamasan." dediğinde hıçkırıklarım durdu ve yavaşça ellerimi yüzümden çektim ama hala gözyaşlarım akıyordu. Buna engel olamıyordum bir kere! Sinir hastası olmak dünyanın en kötü şeyiydi. Anlamıyordum nasıl bazı insanlar bu durumla hava atabiliyordu?

Cenk'in yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. "Neden ağlıyorsun?"

Bu soruyla daha çok ağladım ve omuzlarım sarsılmaya başladı. Annemin sesi kulaklarımda çınladı. O da her ağladığımda böyle derdi ama evi inletecek kadar yüksek sesiyle. Ona göre o bağırmazdı normal sesi böyleydi. Hayır, değildi. Benim dışımda herkesin karşısında sesi melek kadar ince çıkıyordu. Herkse melek olan annem bana neden şeytan olmuştu da hayatımı zehir etmişti? Onun arkasından böyle konuşmamam lazımdı. Sonuçta şuan onun kanı yerde kalmasın diye buradaydım ama olmuyordu, içimde ki ya da belki de o beynimin içinde ki kötü ses ondan nefret ettiğini haykırıyordu. Annelerden nefret edilmezdi ki...

O hep kızardı boş yere ağladığım için ama ben buna hiç engel olamamıştım, hala da engel olamıyordum. Peki Cenk neden böyleydi? Ağladığımda görmezden gelip geçebilirdi. Ya da annem gibi dayanamaz ve sinirlenip bağırırdı. Ama o böyle değildi, her seferinde bir çocuk ile ilgilenirmiş gibi ilgileniyordu benimle ve bıkmıyordu. Onun yanında bir çok kez ağlamıştım ve o bir kere bile bıkmadan benim gözyaşlarımı dindirmeye çalışmıştı ve hiç birinde bunu bağırarak yapmamıştı. Doğrusu şuan içimde hissettiğim tek duygu bir gün bu ilgiyi kaybetmekti ama gerçekte buydu bir gün yollarımız ayrılacaktı. Alışmamam lazımdı ama ben o zamana kadar bu ilgiden nasibimi almak istiyordum çünkü biliyordum hiçbir zaman onun gibi benimle ilgilenen biri karşıma çıkmayacaktı. Belki çıkar demiyordum çünkü nedense bundan emindim. O farklıydı.

Cenk yüzüme yapışan saçları çekti ve kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Şu an ne yapacağımı bilmiyorum. Hep duygusuz biri oldum. Clara'ya bile hep psikolog baktı. Benim yanımda hiç ağlamamıştı. Bu durumda ne yapılır bilmiyorum Aisha..." Çaresiz sesine karşılık kendimi durdurmaya çalıştım ama yapamadım bir an önce kendime gelmeliydim.

Cenk ne güzel de kendini ifade edebiliyordu öyle. Ben yaşadıklarımı anlatabiliyordum sadece. Hislerimi birine anlatırsam karşımda ki üzülürdü. Zaten güçsüz bir kızdım karşımda ki insanı da güçsüz kılmamam lazımdı. O yüzden Cenk'e şu an hislerimden bahsedemezdim. Sahi ben ne hissediyordum? Sanırım duygularımı kendimden bile saklayarak duygularımı çözemez olmuştum.

Cenk yüzümü ellerinin arasına aldı. ve ona bakmamı sağladı. Ağlamam kesilirken dudaklarımı büzdüm ve öylece ona baktım. Güldü. "Her yerin kızardı şu an. Bence takıntı edineceğin bir durum yok. Gözlerin ve cildin de kızıl sayılır." Bende güldüm ama boğazım sızlıyordu. Beni ben anlatmadan oldukça iyi tanımıştı.

Cenk'in bakışları dudaklarıma indiğinde yüzlerimizin bu kadar yakın olduğunu yeni fark ediyordum. Yüzüm hala ellerinin arasındaydı ve artık akmayı kesen gözyaşlarımı siliyordu ama onun eli de nemlenmişti. Elleri de katıldığı dövüşlerin aksine yumuşacıktı. Neden ondan bu kadar etkileniyordum? Az önce tek bir hareketinde etkilenmiştim. Bunun olmaması gerekiyordu.

Cenk'in bakışları gereğinden fazla dudaklarım da oyalandı. Bir elinin baş parmağıma dudağımın üstünde gezinmeye başlayınca konuşmak için dudaklarım aralamıştım ki dudakları buna engel oldu. Parmağını çekip dudaklarını dudaklarıma bastırması saniyelerini almıştı ve benim gözlerim şaşkınlıkla büyümüş vaziyette ona bakıyordum.

Onu itmek istemiyordum dudaklarını daha fazla hissetmek istiyordum ama o buna engel oldu ve benim gözlerimi kapatmama bile fırsat vermeden geri çekildi. Gözleriyle gözlerimin en içine baktığında gördükleriyle sanki gözleri parladı. Ona nasıl bakıyordum ki?

Sırıttı ve benim bakışlarım onun dudaklarına takıldı. Şu an onu öpmek istiyordum ama bu cesaret bende yoktu. Ne kadar da korkak bir kızdım.

Cenk öylece gözlerimin içine bakarken diyecek çok şeyi varmış gibiydi ama her zaman ki gibi unutmuştu sanki. Bende normalde aynısını yaşardım aslında yaşıyordum da ama bu sefer ek olarak dudaklarımı açamıyordum. Sanki bana bir mühür vurmuştu ve o beni tekrar öpene kadar dudaklarım açılmayacaktı.

Hala sırıtırken sonunda konuşup aramızda ki bu uçsuz bucaksız sessizliği böldü. "N’oldu? Etkilendin mi?" Yalanlamak için ağzımı açacaktım ama başaramadım ve tekrar konuştu. "Bence bu sefer gerçekten etkilendin." dedi oldukça çekici gelen sesiyle.

Aslında çoğunlukla bunu kulağıma fısıldardı ve ben her seferinde utanırdım ama bu sefer bu olmadı. Kendimi durduramadım, engel olamadım. İlk kez beynimin planlı çalışmasına müsaade etmedim. Zaten beynim durmuş vaziyetteydi...

Şu an da kaldım. Ne sonrayı ne geçmişi düşündüm ve bu sefer ben onun dudaklarına yapıştım. Aynı onun gibi yaptım bir kere sert bir şekilde öptüm ve o daha ne olduğunu kavrayamadan geri çekildim. Ellerim yüzünü bulduğunda alnını alnıma yasladı ve gözlerini yumdu. Konuşmak için ağzını aralamıştı ki onu kestim.

Kesin, net, başka bir seçenek yokmuşçasına, "Etkilendim." dedim.

Bu onu gülümsetti ve bende gözlerimi yumdum. Öylece kaldık ve hiç bir şey yapmadık. Neden gelmiştik, neler yaşamıştık ve şu an ne yapıyorduk? Normalde beynim bu soruların her birine bir cevap bulurdu ama bu sefer bu olmadı ve ben anda kaldım. Hiç bir şeyi düşünmedim.

Aramızda ne vardı bilmiyordum ama biz buyduk. Cenk ve Afet, Conroy ve Aisha, Alev Kafa ve Altın Çocuk...

Oradan kalkmadan önce sessizliği son kez böldüm. "Kısasa kısas." dememle güldü ve ben onun gülüşüne yine takılı kaldım.

 

 

Selis Kandemir

 

Hayat bazen sabrınızı çok sınardı. Şu an da benim sabrım sınanıyordu ama hayattan çok Ilgaz sınıyordu. Sabah gördüğüm kabus ile uyumama kararı aldım ve aşağı inip biraz spor yapıyım dedim. Biraz ısındıktan sonra kum torbasını yumruklamaya geçmiştim ki kapıda bir cisim belirdi. Kollarını göğsünde bağlamış kapıya yaslanmış beni izleyen Ilgaz Bey. Biraz kavga ettikten sonra geçti hemen biraz uzağıma oturdu. Zaten oturduğundan beri de susmadı!

"Annem açtı kapıyı birden ben elimde yarısı yenmiş börekle kaldım. Birde börek çiğmiş biliyor musun? E çocuk aklımla anlamam normal. Zaten çok küçüktüm bunu hatırlamam mucize-" Jest ve mimikleri aracılığıyla olabildiğince gerçekçi olan anlatımını yarıda kestim.

"Ay yeter! Yeter diye bağıracağım şimdi!" Kum torbasından sinirimi çıkaramadığım için sinirle ona döndüm. Yerde bağdaş kurarak oturan Ilgaz'a kafamı eğerek baktım. Masum masum aynı küçük çocuk gibi gözlerini kırpıştırıyordu.

Bir de üstüne, "Ne oldu ki?" diye sormasıyla kesinlikle benim sinirlerimle oynamaya çalıştığına emin oldum.

Bende onun gibi sakin kalmaya çalıştım çünkü bu hallerim onu eğlendiriyordu. Ne yazık ki istediğini ona vermeyecektim. "Sayın liderimiz bir maruzatı yoksa sorabilir miyim acaba, şu an ne anlatıyorsunuz?"

Bir süre bakıştık. "Çocukluğumu." dedi aynı masum çocuk sesiyle.

Dudaklarımı büzüp sinirle kafamı aşağı yukarı salladım. Görünüşümün aksine gayet sakin bir sesle, "Peki bu benim ne işime yarayacak?" diye sordum.

Aynı masum ve saf sesiyle, "Sevgiliyiz ya hani. Birbirimizi tanımamız lazım diye. Ondan yani." dediğinde kendimi tutamadım ve bastıramadığım sinirle kafamı arkaya atıp hafif bir çığlık attım. Ilgaz'a döndüğümde çığlığımla birlikte kulaklarını tıkadığı gördüm. Sanırım o adar da hafif bir çığlık değildi. Neyse ki evde üst düzey ses yalıtımı vardı. Bir dakika ya birimize bir şey olursa ve çığlık atmak zorunda kalırsak kimseye sesimizi duyuramayacak mıyız?

Aklıma gelen düşünceleri kafamdan attım. Bir kere kim niye eve girsin, zaten Fransa'ya gideceğiz yakında edindiğim derde bak.

Sinirimi bastırmak için kısa bir an gözlerimi yumdum. Normalde bu kadar hızlı sinirlenmezdim. Gerçi o kadar da hızlı olmamıştı. Yaklaşık bir saat onun çenesine maruz kalmıştım.

Gözlerimi açıp Ilgaz'a döndüğümde sırıttığını gördüm. İstediğine ulaşmıştı ve beni çıldırtmıştı. Anlamıyorum bir insan nasıl yüksek sesten zevk alır.

"Irvin," diye dişlerimin arasından konuşsam da beni kesti.

"Ama bu Fake love işini sen kabul ettin. Yani sonuçlarına katlanmak zorundasın."

Gözlerimi tekrar kısa bir an yumdum ve açarken rahatlamak adına gözlerimi devirdim. Bu Ilgaz'ın daha çok sırıtmasına neden oldu.

"Irvin def ol git şuradan sabah sabah başımı şişirdin. Ayrıca senin küçüklük anılarını ben napayım ya. Birbirimizi tanımamız için kendinden bahsetmen lazım." Yüksek bir çıkış yapsam da sonlara doğru ses tonum normale dönmüştü. Ilgaz'ın gözleri bir süre yüzümde takılı kaldı. Çok anlamlı bakıyordu ve bu bana ağırdı. Konuşmak için ağzını aralasa da fırsat tanımadım ve hızla arkamı döndüm. Attığım ilk adım sert bir şeye denk gelince inledim. Önüme baktığımda gördüğüm dambulla gözlerimi yumdum. Normalde asla bu kadar sakar değildim. Ilgaz kafa mı bırakıyor!

Ayağımın sızlamasını umursamayıp bir adım attım ama çok sert vurmuş olmalıyım ki yine sızladı ve bir süre kıpırdayamadım. Ilgaz bu sürede yerinden kalkmış olmalıydı ki birden kolumu tutup, "İyi misin?" diye sordu.

Şu an ayağımın sızısı olmasa onu aynı Mayıs gibi alaya alırdım. Şükretsin ayağım acıyordu. Kafamı aşağı yukarı salladım ve "Birazdan acısı geçer." dedim.

Omzumun üstünden Ilgaz'a baktığımda hemen dibimdeydi. Ben döndüğüm an endişeli bakışlarını gizlemek için anında sırıttı ama ben görmüştüm. Yine de şimdilik görmezden gelebilirdim sanırım. Sırıtışının ardından, "Senin ayaklarda sıkıntı var bence." dedi. Parkta ki olaya gönderme yaptığını anladığımda gözlerimi devirdim.

"Sadece iki kere oldu." diye kendimi savunduğumda sırıtışı genişledi. Gamzeleri gülüş çizgisine karışırken o an da kalmak istedim. Nedenini bilmiyordum. Böyle olmamalıydı.

Kendime engel olmak için gözlerimi devirdim. Bunu gören Ilgaz, "Bu ne içindi? Daha ağzımı bile açmadım." diye sordu.

"Acım hafiflesin diye Irvin."

Başını aşağı yukarı salladı. "Anlıyorum." dedi ama mantığına oturtamadığına emindim. "Geç otur bari, ayaktayken sızısı geçer mi sanıyorsun? Biraz bilgi yani ama. Bunu da mı ben öğreteceğim sana Selen. Acaba benim gibi bir sevgilin olmasa-" Soluksuz nefes almadan konuşmasını daha fazla dinlemeyip kolumu elinden kurtardım ve arkamı dönüp duvar kenarına kadar hafif topallayarak yürüdüm. Duvarın dibine çöktüm ve ayaklarımı öne doğru uzatıp sırtımı duvara yasladım. Acımayan ayağımı hafifçe dizimden kırarak kendime çektim.

Ilgaz aynı yerinde durarak bana bakıyordu. Bu haline güldüm. Sonra gülmemem gerektiğini hatırlayıp gülüşümü yarıda kestim. Ciddi bir tavır takınarak yanıma iki kez vurdum ve "Sevgilinin yanına oturmak için davet beklememelisin. Bunu da mı ben öğreteceğim sana." dediğimde tekrar sırıttı ve gamzeleri bu mesafeden bile belli oldu.

Bir çocuk gibi hoplaya zıplaya yanıma geldi ve oturdu. Bu haline gülmemek için kendimi zor tuttum. Sanırım Mayıs onun benim yanımda gerçek kişiliğini gösterdiği konusunda haklıydı. Peki benim ne özelliğim vardı? Neden insanlar benim yanımda kendileri oluyordu? Bunu hak etmiyordum.

Bir süre sustuk. Uzun bir süre sustuk. Ayağımın acısı dinene kadar sustuk. Yine de yerimden kalkmadım. Normalde ilk konuşan o olurdu ama bu sefer ben konuşmaya karar verdim. Tam ağzımı açıp, "Irvin." demiştim ki o da benimle aynı anda, "Selen." dedi. Gerçekten bu klişeyi yaşamış mıydık?

İkimizde sustuk. Eh, en azından klasik sevgililer gibi 'önce sen' kavgasına girmemiştik. Baktım ki konuşmaya niyeti yok ben konuştum ve bu sefer aynı anda konuşmak gibi bir sorunla karşılaşmadık. "Hadi soru sor bana." dememle anlamayarak kafasını bana çevirdi. Ben ona bakmadım. "Sevgililer birbirini tanımalı ya hani açık vermemeliyiz sonuçta." diyerek açıklamada bulundum. Neden şu an kalkıp gitmek varken ben hala buradaydım?

Ilgaz’ın sırıtışını hissettim. Bunu hissetmem bile fazlasıyla anormal bir durumdu. "Peki." dedi ve bir süre düşündü. "En sevdiğin renk?"

Gülmemek için kendimi zar zor tuttum ve bende kafamı çevirip ona baktım. "Ciddi misin sen?" Kafasını salladığında dudaklarım iki yana kıvrıldı. Mutlu hissediyordum, ilk kez mutluluğu bu kadar içten hissediyordum. Nedeni yoktu ama içim ısınmıştı ve göğüs kafesimde sanki kuşlar kanat çırpıyordu. Hayır, kalbimin ritmi normaldi ama böyle hissediyordum. Daha önce en son ne zaman böyle hissetmiştim?

"Irvin az önce gelmişini geçmişini bana anlatan sendin ve şu an bu kadar basit bir soru mu soruyorsun?" Sorumla gülüşüme kilitlenen bakışları gözlerime çıktı yine aynı derinlikte bakıyordu. İçimi görmek istiyor gibiydi ama ben kendimi çok iyi saklamayı bilirdim.

Birden, "Neden güzel olmaktan kaçıyorsun?" diye sorduğunda yutkundum. Pekala, bu kadar ciddi bir soru da beklemiyordum doğrusu. Keşke ağzım tutulsaydı da o cümleyi kurmasaydım.

İkinci kez yutkunurken başımı önüme çevirdim, sonra geriye attım ve başımın tepesi duvarla buluşurken gözlerim tavana kaydı. "Cevap vermek zorunda mıyız?"

Sorumla kıpırdandığını hissettim ama ona bakmadım. Hala yanımda oturuyordu. Bu soruma karşılık benle dalga geçmesi, sinirlerimle oynaması, ve kendini övmesi lazımken fazla derin bir sesle, "Hayır. Daha önce de dediğim gibi seni hiç bir şeye zorlamam." dedi.

Neden beni düşünüyordu? Hak etmiyordum. Beni sevmemeliydi. Hiç bir şekilde. Kim beni sevdiyse bende onu sevdim ve hepsi hayatımdan çıktı. Sanırım ben Ilgaz'ın hayatımdan çıkmasını istemiyordum. Nedeni ise sadece ona alışmış olmamdı. Başka bir seçenek de olamazdı zaten.

Ağlamak istedim. İlk kez yıllar sonra birinin yanında ağlamak istedim. Bu normal değildi. Ilgaz'a çok fazla maruz kalmamam lazımdı. "Nereden anladın?" diye sordum birden. Sonuçta ben bunu açık açık dile getirmemiştim.

"Gülüşün güzel dediğimden beri gülmüyorsun Arıza Kız."

Yutkundum. "Beni bu kadar detaylı incelediğini bilmiyordum." dedim alayla ama sesimde ki acı fark edilmeyecek gibi değildi.

"İncelemeye gerek yok. Ortada zaten. Sadece görmek lazım."

Gözlerimi yumdum. Sanki tavan üstüme üstüme geliyordu. "Yapma." dedim inlercesine.

"Ne?" dedi anlamayarak.

"Beni düşünme."

"Neden?" diye sordu.

"Hak etmiyorum." diye mırıldandın ama o bunu duymuştu. Kafasını yine bana çevirdiğini hissettim ama ben aynı vaziyette gözlerim kapalı tavana bakar şekilde durdum.

"Ne yaşadın Arıza Kız?"

Ve ben Selis Kandemir, Mayıs'ın yanında bile içimi açamayan kız onun yanında acılarımdan kurtulmak istedim. Kendimi tutmaya çalıştım ama tam anlamıyla beceremedim.

"Biliyordum böyle olacağını." Sesim ağlar gibi çıkıyordu ama göz yaşı yoktu. "Tersledim hep seni. Niye yine dibimde bittin ki? Neden yardım ettin bana? Niye beni düşünüyorsun? İstemiyorum çünkü hak etmiyorum. Sevme beni arkadaş olarak bile sevme. Sevdiğim herkes çıkıyor hayatımdan. Ben onların hayatından çıksam keşke diyorum ama en sonunda terk edilen ben oluyorum. Yalnızlığı sevdiğime inandırmıştım kendimi ne güzel. Neden beni ekibe aldın ki? Belki de en kısa zamanda intihar ederdim ne güzel ölürdüm. Neden beni kurtardın. Yapma bunu bana. Mutlu olmak istemiyorum çünkü ne zaman tam anlamıyla mutlu hissetsem elimde hiç bir şey kalmıyor." Durakladım ve içime zorlukla bir nefes çektim. "Yoruldum ben, yaşamaktan yoruldum, yaşama çabasına girmekten yoruldum. Keşke gelmeseydim hiç dünyaya o zaman ne kimseye zararım dokunurdu ne de yaşamak gibi bir derdim olurdu-"

Beni yarıda kesti ve çenemden tutarak yüzümü omzumun üzerinden kendine döndürdü. "İyi ki varsın Arıza Kız. Ve iyi ki doğmuşsun. Senin doğmadığını ve senden mahrum kalan bir dünyayı hayal bile edemiyorum. Kendini sevsene hem, güzel olmayı sev... Arıza Kız..." dedi ama cümlesinin devamını getiremedi. Gözlerime baktı. Gözlerimin yandığını hissediyordum ama göz yaşı yoktu.

Ağzımı açacağım sırada birden ensemden tutup beni kendine çekti ve başımın göğsüne gelmesini sağladı. Bana sıkıca sarıldı. Ben ise öylece kaldım sanki taş olmuştum. İlk kez böyle yoğun bir sevgi hissediyorum. Ben ilk kez bir şeyleri hissettiğimi hissediyorum.

"Yapma..." desem de konuşamadım. Sesim boğuk çıkıyordu. Boğazım düğüm düğüm olmuştu sanki.

"Ne yaşadıysan yaşadın boş versene." dedi ama ben ona yaşadıklarımı anlatamamıştım. Hislerimi dökmüştüm ortaya. Sanırım gerçek acılarımı hiç bir zaman kimseye açamayacaktım.

Yine kendimi fazla mı düşünmüştüm ben? Belki de Ilgaz benden daha beter şeyler yaşamıştı. Yine sanki dünyada ki tek acı benimki gibi zırlamıştım. Başkalarını da düşünmem lazımdı. Bu zamana kadar yapmadım bundan sonra deneyebilirdim.

Çenemi göğsüne dayayıp ona alttan alttan baktım. O da bana baktığında sırıttı. "Böyle de bir şeye benzettim seni de söylersem beni gerçekten kesme ihtimalin çok yüksek."

Gözlerimi devirdim ve söylediklerini takmadım. Normalde ağzının payını verirdim ama şimdi hiç sırası değildi. "Sen ne yaşadın Irvin?" diye sormamla bir an bana bakakaldı.

Omuz silkti. "Ölmek isteyecek kadar acı bir geçmişim yok. Sadece baskıcı aile, sıkı eğitimler, her konuda en iyisi olmam için gün içinde gittiğim onlarca kurs falan. Abartılacak bir şey yok."

"O yüzden bu kadar egolusun." dememle yüzünde buruk bir tebessüm belirdi.

"Aynen öyle."

"Peki neden bu kadar soluksuz ve hızlı konuşuyorsun. Daha doğrusu bunu nasıl başarıyorsun?"

Kaşları çatıldı. "Bir soruya bir soru. İlk sen neden güzel olmaktan kaçtığını bana söyleyeceksin."

Kendimi tutamayıp çocuk gibi dil çıkardım. "Çok beklersin." dememle sırıttı.

"Peki." dedi beni sinir etmek için ve ben nefret ettiğim göz rengine sahip gözlerinden bakışlarımı çektim. Tekrar kafamı göğsüne gömdüm. Ben hala sarılmıyordum ama onun sarılışında güveni hissediyordum. Ben yine uzun zaman sonra bir şeyi gerçekten hissediyordum.

Kokusunu derin bir nefes alarak içime çektim. Kokusundan da nefret etmem lazımdı ama kokusu huzur veriyordu. İlk kez nefret etmem gereken bir şeyi sevmiştim sanırım. Bu yine Ilgaz'ın sayesinde olmuştu. Bugünden sonra Ilgaz'la arama mesafe koysam iyi olacaktı çünkü gerçek manada onun etkisine kapılmak istemiyordum. Gerçi bu biz sevgiliyken nasıl olacaktı bilmiyordum. Yani sahte sevgili.

Birden, "Kokun çok güzel." diye ağzımdan kaçırmamla güldü. Dudağımı ısırdım. Acilen buradan gitmeliydim.

"Daha güzel yerlerimde var." demesiyle gözlerimi devirip ondan ayrıldım ve ayağa kalktım.

Bu sefer ben üstten üstten ona bakarken o kafasını kaldırmıştı. Garip bir şekilde bu görüntü hoşuma gitti. Fareye benziyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Sanırım az önce beni neye benzettiğini anladım." dememle gözleri kısıldı ve ayağa kalktı. "Ayrıca sen Conroy'la az takıl." dememle sırıttı ve ellerini belinin iki yanına yerleştirdi.

"Neden?"

"Bu fesatlık sana fazla."

Sırıtışı büyüdü. "O zaman sende May'la az takıl."

Güzlerim kısıldı ve onu taklit ederek ellerimi belimin iki yanına koydum. "Öyle mi?"

"Öyle."

"Conroy'un çapkınlığı May'ın yanından bile geçemez."

"A-a arkadaşını aşağıladı. Hiç yakıştıramadım."

Gözlerimi devirdim. "Burada May'ı savunuyorum."

"Onu küçümseyerek mi?" Tam ağzımı açacaktım ki tekrar konuştu. "Ayrıca sende kızın yanında savunman gereken yerde sus, yanında yokken savun."

Tekrar gözlerimi devirdim ve bir elim belimdeyken diğerini kaldırıp bir yaptım. "Birincisi onu küçümsemiyorum." Elimle iki yaptım. "İkincisi onun yanında onu savunup daha fazla şımartamam. Zaten yeterince egosu var. Daha fazlasını kendimi geçtim dünya kaldıramaz."

Kafasını iki yana salladı cık cıklayarak. Aynı beni taklit ederek eliyle bir yaptı. "İlk olarak May'a başka birinden daha az çapkın olduğunu söylemek onun için bir hakarettir. Malum olduğunu zannettiği ama olmadığı egosu zedelenir."

Alayla kaşlarımı kaldırdım. "Bu dünyada tek egoya sahip kişilik sen değilsin Irvin."

"Ben senin lafını kestim mi? Bitmesini bekle. Gerçi hakkını veriyim normalinden daha kısa cümle kurdun." Üst üste iki kere göz devirdim ve bu onun sırıtışının ultra mega bir boyuta ulaşmasına neden oldu. Ağzı yırtılacak yakında o zaman görür sırıtmayı. "Ne diyeceğimi de unutturdun."

Alayla güldüm. "Planlamıştın yani."

"Her halde." diye çıkıştı.

"Ne bağırıyorsun be!"

"Sende bağırıyorsun."

"Senin hoşuna gidiyor." dememle sırıttı.

"Hah hatırladım." demesiyle lafına devam etti. İlla içinde kalmayacaktı söyleyeceği. "İkinci olarak," dedi ve durdu. Bir süre düşündü. "Arkadaşının arkasından konuşmaya utanmıyor musun?"

Gözlerimi devirdim. "Ben gidip yüzüne de söylerim. Senin gibi arkasından iş çevirmem."

Sırıttı. "Sence onu hala takip ettiğimi hatta yanlışlıkla peşine taktığım adamlardan biriyle seviştiğini duysa burada kalır mı?"

Tekrar gözlerimi devirdim ve o daha geniş sırıttı. Acilen bu döngüden çıkmamız lazımdı. "Tamam Irvin en en sensin." Artık laf yetiştirmeye de yorulmuştum. Sanırım bir kaç cümlem içimde kalsa çatlamazdım. Belki de bir kaç paragraf.

Ayrıca zaten içime kurt düşürmüştü! Ben Mayıs'ın yoğun ısrarların rağmen ona geçmişimi anlatamazken burada Ilgaz'ın tek cümlesiyle mi açılmıştım. İhanet ediyor gibi hissetmem normal miydi?

Ilgaz derin bir nefes aldı. "Ee daha ne kadar böyle duracağız?" diye sormasıyla gözlerimi devirdim.

"Ben senin gibi olmadığım için cümlelerimi içime saklıyorum yoksa şu an seninle Conroy mu daha çapkın yoksa May mı uzun uzadıya konuşurdum da neyse." diyerek yanında geçtim ve kapıya doğru ilerdim. Sırf içimdekileri dökemediğimden bir şeyleri eksik hissediyordum. Neyse bir ara bunu ona misliyle iletirdim. Onun etkisinde olmayıp sessizleşmediğim bir zamanda.

"Sevgilim." demesiyle durdum. Kusma isteği geldi. Hırsım yüzünden kabul ettiğim şeye hala inanamıyordum ama pes etmeyecektim o benden bıkacaktı. "Beraber çıkmamız gerekmez mi?"

Sorduğu soruyla bir çığlık daha attım. Yürümeye başlarken, "Yemin ederim sırf seni çekiyorum diye bana madalya falan takılmalı." diye söyleniyordum. Muhtemelen duymuş olacak ki arkamdan gülüşünü işittim. Gerçekten onun tabiriyle arıza çıkarmamın onu bu kadar eğlendirmesi normal değildi.

Eve girerken aşağıda olanları tamamen aklımdan silmeye çalıştım. Ne gerek vardı ki hatırlamaya. Zaten ne kadar uğraşsam da tavanı izlemeye daldığımda bana sarıldığı görüntüler zihnimde canlanacaktı. Tek derdimin Ilgaz olması hiç normal değildi. Yakında Fransa'ya gidecektik ve ben onu tekrar görecektim ama sanki böyle bir şey olmayacak kadar rahattım. Neyime güveniyordum acaba?

Eve girdiğimde içeriden bir tartışmanın sesleri geliyordu. Normaldi artık. Umursamayıp yukarı çıkabilirdim ama biraz kafam dağılır diye salona geçtim. Gerçi şu an kafam gayet rahattı. Görüntüler, sesler yoktu. Ilgaz bana iyi gelmişti. Yine de ben bunu düşünmek istemiyordum.

Üçüncü dünya savaşı çıkarmak üzere olan ekibe yaklaştığımda sesler arttı. Mehter marşından daha yüksek ses çıkaran bir şey varsa o da Kankırmızısı ekibiydi. Salona girdim ve karşılaştığım görüntü karşısında hiç şaşırmadım. Neden acaba?

Cenk ve Afet birbirine diklenirken Kumsal da Afet'in arkasında duruyordu. Her şey normaldi ve ben nedense kavga nedenini hiç merak etmiyordum. Yukarı çıkmaya niyetlensem de eve giren Ilgaz'ı görmemle kendimi salona attım. Şimdi yukarı çıkarsam peşimden gelme ihtimali vardı, bir de herkes salondaydı.

Hemen Mayıs'ın yanına geçtim. Afet, "Bana da öğretsen gayet iyi oynarım bir kere!" diye Cenk'e çıkışırken Mayıs'a yaklaşıp kulağına doğru, "Neyin kavgası bu?" diye sordum.

Güldü ve kaşlarını kaldırıp, "Anlatılmaz yaşanır denilen noktayız Selen. Ev Türk aile dizisine döndü resmen." dedi.

Anlayamazken tekrar Afet ve Cenk'e döndüm. Bu sırada salona Ilgaz girmişti. Cenk'in az önce ne dediğini kaçırmıştım ama Afet yerine Kumsal, "Hani sen bir tek istop oynamayı biliyordun?" dedi sorarcasına.

Cenk kısa süreli bir şekilde güldü. "Benim hakkımda bu kadar detaycı olman gururumu okşadı doğrusu."

Kumsal sinirle tek elini kaldırıp Afet'e döndü. "Ben bunu döveyim mi?" diye sordu olabilecek en ciddi sesle.

Bilmiyorum başka insanlara sıkıcı gelebilir ya da başka kötü hisler uyandırabilirdi bu sürekli bitmeyen saçma tartışmalarımız ama bana komik ve eğlenceli geliyordu.

"Kız haklı hani bir tek istop oynamayı biliyordun?" diye Kumsal'ın sorusunu yineledi Afet.

Cenk sanki kavga etmekten zevk alıyormuş gibi Afet'i daha da sinirlendirdi. "Ben o gün sizi de düşündüm nasıl olsa futbol oynamayı bilmeyeceğiniz için hiç teklif bile etmedim." Bir an durdu. "Zaten teklifi eden de Clara'ydı."

Sanırım artık içimden de yabancı isimlerini kullanmaya başlayacaktım yoksa İngilizce konuşurken ağzımdan Türkçe isimlerini kaçırma olasılığım yüksekti. Yani kendimi riske atmamalıydım. Zaten yalan söyleyemiyordum!

Kumsal yani Kathy aynı sinirle, "Ne yani şu kızcağıza bir futbol öğretmedin mi sen?" diye sorarken Cansel'i yani yabancı tabiriyle Clara'yı göstermişti.

Cenk dilini damağına vurup onaylamaz bir ses çıkardığında Kathy bir adım öne atıldı. "Ama ben bunu döverim."

Cenk gülerek kafasını iki yana salladı. "Sen kendine çok mu güveniyorsun? Ayrıca Clara'ya futbol öğretecek halim yoktu. Ne yapsaydım erkeklerin içine mi salsaydım?"

Kumsal yüzünü buruşturdu. "Ay bir de geri kafalı bu. Yirmi altıncı yüz yıldayız bu adam kalmış bin dokuz yüzlerde. Ne kadar da sığ düşünceli bir bireysin sen. Zaten kaçtır arkadaşıma yanlıyorsun fark etmedim sanma. Bir çaksam yere yapışırsın sinirimi bozma benim."

Cenk yani Conroy -sanırım bu isim işine kendimi alıştırmam biraz zaman alacaktı- bu sefer kafasını geriye atarak kahkaha attı. "Alev Kafa." diye Kathy'nin arkasında kalmış Aisha'ya seslendi. "Sen bunu neyle besliyorsun? Kendi sinirinle falan mı? Ya da aktarma yoluyla mı transfer ettin acaba."

"Ay bir de çok bilmiş gibi konuşuyor." diye söylendi Kathy.

Aisha gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı ve kısa sürede ciddi ifadesini takınıp çenesini kaldırdı. "Konuyu dağıtma. Bende geliyorum o maça."

Konunun ortasına bodoslama bir lider bozuntusu daldı. "Ne maçı?" diye sorduğu an Conroy kafasını ona çevirdi ve şaşkınlıkla gözlerini büyüttü.

"Hani dün konuştuğumuz maç." diye imayla söyledi.

Irvin yani benim için hep Ilgaz kalacak ama bir süre ona Irvin demek zorunda olduğum kişi hatırladığı durumla avuç içini anlıma vurdu ve bir süre ovuşturdu. "O iş- Yani maç." dediğinde ben şüpheyle gözlerimi kısarken Mayıs da yani May'da -neyse ki ismi çok farklı değildi- şüpheyle tek kaşını kaldırmıştı.

Irvin kafasını kaldırıp salonda ki herkese tek tek baktı. Sinirle kaşları çatılırken. "Benim hayırsız kardeşim nerde?" diye sordu.

Tutku yani Thanos oturduğu tekli koltuktan ayağa fırlayıp elini kaldırdı. "Yuh abi! Var ya sadece bana bağırmak için yer arıyorsun."

Irvin bir anlık gülecek gibi olsa da kendini tutmuştu. Tam açıklama yapmak için cümleye başlayacağı sırada May onu kesti. Bir an ilk ekibin toplandığı zamanlar aklıma geldi hani şu hep benim sözlerimin kesildiği. Bir an gün gelir devran döner hissine kapıldım ama ana odaklanarak bu düşünceyi kafamdan sildim.

May'ın, "Boyun kısa ya ondan görmemiştir." diye dalga geçmesinin ardından Irvin, Thanos'a konuşma fırsatı vermeden May'a laf attı.

"Ne lafımı kesiyorsun kızım."

May omuz silkti. "Ortada başlanılmış bir laf yoktu."

Irvin, "Çekilmez bir şeysin o yüzden uğraşmayacağım seninle." dediğinde May bir saniye beklemeden cevap verdi.

"Duygularımız karşılıklı. Hadi şimdi def olun."

Irvin gerçekten de May'ı duymazdan geldi ve Thanos'a döndü. "Salonun en uzağına oturursan ve herkesin arkasına geçersen tabii seni göremem."

Tam Thanos ağzını açacağı sırada May yine ona fırsat vermedi. "Özür dileme şekline kurban."

Irvin dayanamayıp ona karşılık vereceği sırada Thanos adeta haykırdı. "Artık bende konuşabilir miyim?"

Onun aksine May ve Irvin gayet rahat ve sakin bir şekilde bakışlarını ona çevirdi ve aynı anda, "Hayır." dediler.

Thanos May'a şaşkınlıkla bakıp, "Sen de bir beni savunuyorsun bir bana abim gibi davranıyorsun." dediğinde May sinir bozucu bir şekilde gülümsedi.

"Eşit ağırlık bebeğim." demesiyle alayla kaşlarımı kaldırdım.

"Çok ta bilgilisin." dediğimde May bana yandan bir bakış attı.

"Şu an zaten altı kişilik bir kavgadayız yedinciye gerek yok."

"Sordum mu?"

"Doğru sorabilmek için bile benden izin alman lazım."

Kollarımı göğsümde bağdaş kurdum. "Öyle mi nesin sen? Yunan tanrıçası falan mı?"

Saçını savurdu. "Ben bu güzellikle onları bile teklerim tatlım."

Gözlerimi devirdim. "Kafa olmayınca insan güzelliğine önem veriyormuş demek ki."

Aşağılayıcı bir şekilde güldü. "Ben ikisiyle de ilgileniyorum tatlım. Ve inan ki senden daha zekiyim."

Kafamı alayla aşağı yukarı salladım. "Kesinlikle. Zaten geçen telefonuna gelen bilgilendirme mesajını anlamayıp asla bana sormadın."

Sinirle kaşlarını çattı. Bir Irvin'e bir bana baktı. "Siz az takılın." Tamamen Irvin'e yöneldi. "Bu kız sana benzemeye başlıyor."

"Ne alaka." diye atılsam da Irvin'in konuşmasıyla May sadece bir anlık bana bakıp Irvin'e döndü.

"Sevgilimle ne kadar sıklıkla görüşeceğimi sana soracak değilim May." demesiyle kaşlarım çatıldı. Bunu herkesin içinde sanki çok gerçekmiş gibi belirtmesine gerek yoktu! May benim sinirlerimin bozulduğunu görünce keyifle dudağını yalamıştı ve Irvin lafına devam etti. "Ayrıca ben kimseden özür dilemem."

Cidden az önce May'ın Thanos hakkında ki cümlesine takılmış ve bunu kafasında tutup kavgamızın bitmesini bekleyip sırf egosu hasar almasın diye buna da değinmişti. Gerçekten bu adamda ki ego kimsede yoktu. Diğer şeyleri bilmem ama ego konusunda gerçekten bir numara olmalıydı.

May alayla kafasını salladı. Bir kere keyiflenmişti bir daha o modu değişmezdi zaten. "Tamam canım tamam. Hadi maça mı gidiyorsunuz nereye gidiyorsanız hemen def olun da az kafa dinleyelim."

Thanos alınmış bir şekilde, "Ben senin kafanı mı şişiriyorum?" dediğinde May ona döndü.

Duygusuz bir şekilde ve ciddi bir tavırla, "Evet." dedi.

Thanos'un dudakları düz bir çizgi haline gelirken ilk abisinin yanından geçti ve salondan çıktığı anda Irvin arkasından bağırdı. "Nereye?"

"Keşke cehennemin dibine gidebilsem ama sen izin vermezsin. Gizlice gitsem de peşimden gelirsin. O yüzden şu maça gitmek için evin hemen önünde sizin o asla bitmeyen kavgalarınızın bitmesini ve sizin evden dışarı çıkmanızı bekleyeceğim."

Irvin, Thanos’un bağırışını pardon haykırışını dinleyip bir de üstüne kapıyı çarparak evi terk etmesini dinledikten sonra May ile bana döndü. "Hep sizin yüzünüzden bu hale geliyor bu çocuk."

Ben kafamı alaylı bir şekilde sallarken May da omuz silmişti. Ilgaz yani Irvin -al işte alışmışım Türk ismine- Conroy'a döndü. "Hadi tartışmanız-" Durdu ve bir süre salonun ortasında ki üçlüyle bakıştı. "Kavganız bittiyse çıkalım."

Afet yani Aisha, "Bende geliyorum." dediği an Conroy sıkılmış gibi ona baktı.

Irvin ağzını açacaktı ama ilk saate baktı ve daha vakitlerinin olduğuna karar vererek sustu üstüne birde sırtını duvara yaslayıp onları izlemeye koyuldu.

Conroy'un Aisha ile daha fazla tartışmak istediği her halinden belliydi ama onu bu şekilde vazgeçiremeyeceğini anlayıp ona anlayışla yaklaşmaya karar verdi. Sakinleşmek adına içine derin bir nefes çekti.

Aisha'nın ellerine uzanıp tuttu ve biraz eğilip kısık sesiyle, "Bak güzelim-" diye cümleye başladıysa da Conroy'un daha ilk hareketinden zaten hayretler içinde kalan Kathy şakasız ciddi ciddi evi inletti.

"Hop hop hop! Çek o elini!" Conroy sanırım tırsmış olacak ki gerçekten de ellerini geri çekti, hatta bir adım geriledi. Yine de Kathy aynı yüksek sesiyle devam etti. "Bir de güzelim falan diyor ya! Sen hayırdır oğlum? Sike-" Kendini durdurdu ve Conroy'un arkasında oturan Clara'nın küçük bedenine kafasını eğip baktı. Az öncekinin aksine sesini yumuşatıp, "Canım sen kulağını tıkasana." dediğinde May'ın diğer yanında oturan Tulip öne atıldı.

"O iş bende." dedi ve Clara'nın yanına geçip cebinden kulaklıklarını çıkardı telefona bağlayıp onun kulağına taktığında sesi muhtemelen fullemiş olmalıydı ki Clara yüzünü buruşturdu. "Aslında ben alışkındım ama..." diye mırıldansa da Tulip onu umursamadı.

Conroy Tulip'e "Kardeşimin kulağına zarar gelirse var ya..." diye söylense de Tulip onu umursamadan Kathy'e eliyle tamam işareti yaptı.

Kathy'nin dudakları tek bir kenara doğru kıvrılırken başını bir kere aşağı eğip yukarı kaldırdı ve Conroy'a döndü. Dönmesiyle birlikte az önce ki ifadesi yüzünde ki yerini almıştı. "Birde geçmişsin kızın önüne küçücük zaten görünmüyor. İnsan biraz yemek yedirir dimi küçücük, minicik bir şey kalmış."

"Sana mı soracağım?" demesiyle Kathy onu sinir bozucu bir şekilde taklit etti ve Conroy sabır çekerek iki eliyle yüzünü ovuşturdu.

Kathy durumu toparlayıp, "Nerede kalmıştık?" diye sorduğunda bir süre düşündü Aisha'nın ellerini baktığında hatırlamış olmalı ki aynı sinirle Conroy'a döndü. "Seni bu kızım bir metre yakınında göreyim öyle bir doğduğuna pişman ederim ki aklın şaşar. Benim arkadaşıma dokunanın -yani bu sen oluyorsun- elini kırar bir taraflarına sokarım. Bana bak belanı siktirtme bana almayım ayağımın altına." dediği gibi Conroy yüzünü buruşturdu.

"Hiç yakışıyor mu böyle konuşmak." Aisha'ya döndü. "Yok hiç mi öğretmedin bunların yanlış şeyler olduğunu."

Aisha Kathy'e yönelirken May'da benim kulağıma eğilip, "Düşünsene Kathy bu erkek nefretiyle lezbiyenmiş, birde Aisha biseksüel." Kısa bir an sustu. "Şu an gülmeyeceğim ama bir ara yalnız kalınca hatırlat kahkaha atiyim bu mükemmel şakama."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp kafamı aşağı yukarı salladım. Aynı şekilde ona yaklaştım ve fısıldayarak, "Kathy'den beklerimde Aisha olmaz be." dediğimde dudağını büzüp düşündü.

"Haklısın sanırım." dediğinde anlık ekibin dedikodusunu yaptığımızı fark ettiğimde bir süre duraksadım. May ile her şekle girmek mümkündü sanırım.

Bu sırada kavga hız kesmeden devam ediyordu. Böyle de maç anlatır gibi olmuştu. Aisha Kathy'e dönmüş Conroy'un söyledikleri üzerine, "Evet Kathy, bu konuda seni uyarıyor ve kınıyorum sakın bir daha tekrarlama." diyordu asla ciddi olmayan sesiyle. "Seni yargıladığı konuda senden bir farkı olmayan insanları da zaten ciddiye almalısın ki hayatının kalitesi düşsün." dediğinde Kathy'nin keyfi yerine gelmişti.

Conroy, "Sağ ol ya." dedi hayal kırıklığıyla. "Çok iyi oldu uyardığın bak bir daha hiç tekrarlamaz."

Aisha aynı alayla, "Ne demek." dediğinde Kathy masum bir ifadeyle, "Bak eğer dövmemi istesen dövebilirim biliyorsun." dediğinde Conroy'un ayaklarını yere vura vura evden çıkma isteğini hissettim. Sanırım Aisha dışında başka kimseyle bu kavgalar sarmıyordu.

Aisha aynı ciddiyetle, "Yok kalsın. Şimdi ona da bir ton söylenir." dedi.

Conroy en sonunda, "E bittiyse ben gidiyorum." dediği gibi Aisha, "Ve beni de götürüyorsun." dedi.

Conroy kafasını geriye atıp bir süre sakinleşmek için kendine zaman tanıdı. Tekrar Aisha'ya baktığında pek bir fark görmemiştim ama en azından denemişti. "Bak Alev Kafa. Orada bilmem kaç erkeğin içinde bir kız olmaz. Yani benim dikkatim dağılır bir kere. Zaten biri sana çelme falan taksa karakolluk oluruz çünkü onun yaşama ihtimali olmaz-"

Kathy onu kesti. "Arkadaşımı düşünmek sana mı kaldı. Biri ona zarar verirse ben sikerim ebesini sen bir uzaklaş Aisha'dan ya."

Conroy onun küfürlerine karşılık orta parmağını ona gösterdi. Kathy eline vurmaya niyetlenince hemen geri çekti ve saydırdıklarına bir cevap vermeyip Aisha'ya geri döndü. "Hem bilmiyorum demedin mi? Gittiğimiz gibi top peşinde koşacağız biz. Söz ama bir gün öğretirim sana."

Aisha yumuşar gibi olsa da dik başlılığından vazgeçmedi. "Tamam oynamam bende seni izlerim."

Conroy ağzını açamadan Kathy atladı. "Aisha gelirse bende gelirim."

Kimse bir şey diyemeden May lafa atladı. "Ben de gelirim o zaman. Bunların olduğu yerden ben eksik mi kalacağım."

Yine kimse cevap veremeden ben lafa girdim. "Malum şu sıralar ben bu çakma buz küpüyle yapışık ikiz gibi takıldığımdan peşinden bende gelirim."

Mayıs alayla güldü. "Kuyruğum oldu kendileri bu sıralar."

Sadece, "Şu an beni vazgeçirmek için yaptığın bu saçma manipülasyona kanmayıp kararımdan vazgeçmiyor ve seni de takmıyorum tatlım." dedim ve onunla diyaloğu kestim.

Bu sırada Tulip lafa girdi. "O zaman hepimiz topluca gidelim."

Sanırım bu duruma Irvin daha fazla dayanamamıştı. "Bir oturun oturduğunuz yerde tepemi attırmayıp şurada sizi uyku ilacıyla bayıltır öyle gideriz yemin ederim."

May, "Sıkıyorsa dene." dediyse de aldırmadan Conroy'a döndü.

"Hadi gidiyoruz sende bırak hanımcı adamlar gibi Aisha'dan izin almayı."

Bu sefer ben lafa girdim. "Bir dakika bu kavga böyle mi başladı?" diye sormamla May kafasını salladı ve ben kendimi tutamayıp kahkaha attım. Neyse ki her şeye gülen Tulip bu durumda beni yalnız bırakmadı. Sanırım May'ın Türk aile dizisi derken neyi kastettiğini şu an anlamıştım.

Bu sefer gülmekten çekinmedim ve içimden geldiği kadar güldüm. Çok uzun sürmemişti ama kendimi birden kesmemiştim. Gülüşmelerimiz bitince Conroy sinirle, "Ben izin için gelmemiştim sevgililik görevimi yerine getirip haber vermek için gelmiştim." dedi.

Kathy'nin, "Yemiyoruz canım biz bu ayakları." demesini tiye almadı ve devam etti.

"Şu an da gidiyorum zaten."

Aisha, "Öyle mi Altın Çocuk?" dedi alıngan bir sesle.

Conroy kararlılıkla kafasını salladı. "Öyle." Aisha ağzını açıp bir şey diyecekti ki Conroy ona fırsat tanımadı. "Hem bak ben en azından haber veriyorum. Bunu yapmayanlarda var." diyerek Irvin'e imada bulundu ve topu ona attı. Aslında yabancı isimlerine gayet hızlı alışmıştım. Ortalıkta İngiliz gibi takılınca zor olmuyordu. Şu an konu bana sıçramıştı değil mi? Muhtemelen Irvin'e trip atmam veya alınganlık göstermem bekleniyordu. Çok beklenirdi ne yaparsa yapsındı hem bana ne ki. Kafa dinlerim hem biraz iyi gelir.

Irvin bana döndü. "Ben söylemesem de umursamayacağı için pek aklıma gelmemiş." dediğinde Conroy Aisha'ya 'örnek al' der gibi bakmıştı.

Omuz silktim. "Valla hatırlatırım şu an Fransa'da değiliz. O yüzden sende benim sevgilim değilsin zaten hiç bir zaman gerçekten olmayacaksın ama şu an sahtesi bile değilsin. O yüzden May'a katılıyorum def olabilirsiniz."

Sırıtmıştı. Bir anasına sövmediğim kaldı bu hala sırıtıyordu. Farklı bir yola girdim. "Yine de sabah boş boş konuşana kadar bunu da söyleyebilirdin." Şu asla sağım ve solumun belli olmaması konusuna katılıyordum sanırım.

Kurduğum cümleyle daha geniş sırıtınca gülüş çizgilerine odaklanmamaya çalıştım ve son bir umut son cümlemi kurdum. "Ama tabii ki gitmen en iyisi kafa dinlerim." dediğime daha geniş sırıttı. Daha ne kadar sırıtabilirdi? İyice sinirlendiğimi hissettiğimde kendime engel olmayıp bağırdım. Zaten bu noktaya kadar sakin kalabilmem bir mucizeydi. "Siktir git Irvin!"

Sesli bir şekilde güldü. "Peki." diyerek salondan çıktı ve siktirip gitti. Çığlık atmamak için kendimi zor tuttum ve gözlerimi devirdim.

Aisha'ya döndüm. "Sen de sal şunu ne bok yiyorlarsa yesinler." dememle kafasını aşağı yukarı salladı ve eliyle Conroy’a kapıyı gösterdi.

"Git bari. Hem belki bizde bir yerlere gideriz."

Conroy tam kapıya doğru adımlamıştı ki adımları birden kesildi ve omzunun üstünden Aisha'ya baktı. "Pardon?" dedi sorarcasına.

Aisha çok normal bir şeyden bahsediyormuş gibi omuz silkti. "Kathy'nin bildiği harika mekanlar vardır." Kathy'e döndü. "Bugün yarışlar yok değil mi?"

Kathy sırıttı ve "Maalesef ama çok güzel bir mekan var bildiğim." diyerek Aisha'nın oyununa katıldı.

"Alev Kafa beni deli etme." dedi Conroy sakin tutmaya çalıştığı sesiyle.

Aisha masum bir çocuk gibi dudak büzdü ve ellerini iki yana kaldırdı. "Neden ki sonuçta sana haber verdim. Bunu yapmadan da gidebilirdim." dediğinde Conroy konuşmak için ağzını açmıştı ki May lafa atladı.

"Valla olur iyi gider." dediği gibi Irvin salona daldı. Kapıda bizi dinlemiyorsa bende bir şey bilmiyordum.

"Hayırdır nereye? Ecelinizi falan mı arıyorsunuz?"

Tehditkâr sesiyle konuşmasına karşılık May aşağılayıcı bir şekilde güldü. "Sen mi olacaksın ecelimiz?"

Sanırım May ile inatlaşma fikrini iyi bulmamış olacak ki 180 derece kıvırdı. "Yok o anlamda değil. Orada it kopuk olur ya ondan."

May, "Sıkıntı değil düşünme sen bizi koruruz biz kendimizi." dediği gibi Irvin'in sabrı taşmışçasına bağırdı.

"Sabrımı sınama May. Şimdi dikerim kapıya zibilyon tane koruma nah çıkarsınız dışarı evden bahçeye adım bile atamazsın. Şansınızı zorlamayın bence."

May'ın kaşları çatıldı. "Ne halin varsa gör. Ayrıca bu paranın kökü nereden geliyor? Koruma tutmalar falan." Bunu ciddi bir merakla sormuştu.

Irvin onun ciddiyetinin aksine alayla, "Götümden." dediğinde May hemen ardından, "Def olun artık şu evden." dedi sabrının son demlerindeyken.

Irvin çıkmadan hemen önce, "Sen benim götüme kurban ol." dediği gibi eline geçirdiği ilk şeyi yani yastığı ona fırlattı ama Irvin bu sırada salondan çıkmıştı. Eminim ki May şu an eline yastık yerine bir vazo falan gelmesini istiyordu.

Kathy Conroy'a dönüp, "Hadi arkadaşların gitti sende git ortamın kalitesini düşürdünüz." dedi.

Conroy kaşlarını alayla kaldırdı. "Yarım saattir küfreden sen, ortamın kalitesini düşüren biz. Öyle mi?"

Kathy artık sabrı kalmamış gibi. "Ben haklıydım bir kere! Şu an söyleyecek çok şeyim var da daha fazla sana ve arkadaşıma olan bakışlarına tahammül edemediğim için buradan siktir olup gitmeni istiyorum." dediği gibi Conroy cık cıkladı.

"Terbiyesiz." diyerek salondan çıkmasının ardından Kathy Irvin'e bağırdı.

"Bari evde içki olduğunu söyle bana. Çok canım çekti şu an."

Conroy, "Bir de kötü alışkanlıkları var. Alev Kafa ya arkadaşlarını güzel seç ya da güzel eğit. Bu böyle olmaz seni de bozarlar." demesini ne Aisha taktı ne de Kathy.

Hemen ardından Irvin, "Kurcalayın biraz evi size de macera olur. Bulursunuz. Sıkılmazsınız da biz yokken.” demesiyle içimden ona o kadar saydırmak istedim ki. Bir insan bizi bu kadar alaya alabilirdi her halde. Ayrıca eğlenmek için onlara ihtiyacımız yoktu illa.

Irvin ve Conroy da evden çıktıklarında evin dışından Thanos ile yaptıkları ufak çağlı kavganın sesleri yükseldi. Sanırım kavga etmekten yorulmayacaktık. Sonuçta kimse alınmıyordu, o yüzden sorun yoktu.

Clara kulakları çıkardı ve "Bittiyse şunları alır mısınız? Kulağımın içine matkap girmiş gibi hissediyorum da." diyerek kulaklığı Tulip'e uzattı.

Tulip ağzını açamadan May, "Bari kıza doğru düzgün huzurlu bir şeyler açsaydın." dedi.

Tulip kaşlarını çatıp ona döndü. "Kolaysa sen aç. Şu kavga seslerini bastıracak bir şarkı bulmak ne kadar zor senin haberin var mı?"

May umursamaz bir şekilde kafasını salladı ve bu sırada Kathy ve Aisha koltuklara oturdular. Tulip, "Biraz İngilizce konuşmaya ara versek ne olur? Yoruldum da." diye söylendiğinde gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Tulip mantıken Türkçe konuşurken de konuşuyorsun ve aynı eylemi yapıyorsun yani bir şey değişmiyor." dediğimde Tulip, "Ama aynı değil işte." diye sızlandı.

May, "Zamanı geldiğinde bizi yakalatmak istemiyorsan kes sesini." dediğinde Tulip sustu ve hiç bir şey değişmeden İngilizce konuşmaya devam ettik.

Cansel etrafa bakındı ve "Ee onca kavga boşuna mı edildi şimdi? Hiç bir şey değişmemiş." dedi. Haklıydı, ilk ne planlandıysa o olmuştu ve hiç bir halt değişmemişti. Ama bir kere biz kavgayı zevk için ediyorduk. Neyse ki bu düşünce mi Kathy dile getirdi.

"Biz kavgayı zevk olarak görüyoruz bir tanem. Sende alışırsın zamanla." diyerek Clara'ya öpücük attı ve bu onu gülümsetti. Sanırım bir tek Clara kalmıştı hala rahat bir şekilde bize ısınamayan. Onun yaşına göre maruz görebilirdik. Sonuçta daha on altı yaşındaydı.

Kathy'nin sözlerinin üstüne herkes biraz güldü ama sonra ortam Kankırmızısı Sessizliğine gömüldü. Bir süre öyle durduk ama Kathy'nin aklına içkiler gelmiş olacak ki konuştu. Bence hiç aklından çıkmamıştı aynı yanımda bu konunun açılmasını bekleyen May'da olduğu gibi. Bu arada May ismi Mayıs ismine ne kadar benzese de garip geliyordu hala. Alışkanlık işte ama isminin kısaltması olarak düşünürsem sıkıntı çıkmazdı bence. Bir ara kendime hatırlatayım da bu konuda da onunla dalga geçiyim. Sonuçta çok yaratıcı bir isim bulmuştu kendine. Yoksa bunu Tulip hala kendi adını kullanıyor diye mi yapmıştı? Şu an içimden gülüyordum mesela...

Bu sırada Kathy ayaklanmış ve hepimize göz gezdirmişti. En sonunda, "Ee şimdi ne yapıyoruz?" diye sorduğunda hepimiz bir süre bakıştık. Şahsen benim aklımda kafa dinlemek vardı ama bu pek mümkün olacak gibi durmuyordu.

May, "Bir şey mi yapmamız gerekiyordu?" diye sorduğunda Kathy onu umursamadı. Yine de aradığı şeyin May'da olacağını düşünmüş olmalı ki ona dönüş sağladı.

"Sen bilirsin içkiler nerededir?"

May bir süre ona ciddi misin der gibi baktı. Kathy hala cevap bekler şekilde durup bir de üstüne ellerini beline yerleştirince May göz devirerek, "Oradan bakınca evi avucumun içi gibi biliyormuşum gibi mi duruyorum?" diye sordu.

Kathy omuz silkti. "Evet."

"Çok büyük yanılgı içindesin."

Kathy ofladı ve çocuk gibi yerinde tepindi. "Sen nasıl bu evin sahibisin ya!"

"Ben bu evin sahibi falan değilim."

"Kuzeninin evi."

"Olabilir sonuç olarak yine benim değil."

"Ne yani şu an gerçekten içki için tüm evi arayacak mıyım?" diye sorduğunda May göz devirdi.

"Biraz aklını kullanıp sipariş verebilirsin." dediği gibi sanki Kathy'e bir aydınlanma gelmişti. Yerinde kalakaldı sonra da başıyla May'ı onaylayıp yerine geçti ve telefonu eline alıp içki siparişi verdi.

"Size de söyliyim mi?"

"Yok sen içerken biz bakacağız, te Allah'ım ya!" Türkçe konuşmasıyla gözlerimi büyütüp ona baktım. "Şu dinlenme konusunda Tulip'e katılır gibi oldum." dedi ama İngilizceye dönüş yapmıştı bile. Sonra sanki yanlış bir şey söylemiş gibi Tulip'e döndü. "Katılmadım bu arada katılır gibi oldum dedim." Sonra tekrar bana döndü. "Ayrıca ne yapabilirim elin İngiliz’i diline doğru düzgün kelime koymamış ki. Alışmışım ben Türkçeme."

Ülkesine sahiplenişi beni güldürürken kafamı iki yana salladım ama yine de ona çok takılmadım. Nedense cevap verecek hali kendimde bulmuyordum. Bu sırada Kathy, "Beş şişe viski ideal bence." dedi. Yan gözle Clara'ya baktı. "Senin için meyve suyu." deyip göz kırptığında Clara var ile yok arası güldü.

Afet, "Ee plan sadece içmek mi?" diye sorduğunda bakışlar ona döndü.

May, "Fikir belirtin de değerlendireyim." dediğinde göz devirip ona döndüm.

"Nesin sen hakim falan mı?"

"Her iş gelir benim elimden." diye havalı bir bakış attığında bıkmadan yine göz devirip kızlara döndüm. Kızlara deyince de bir garip hissediyordum. Hep televizyonda gördüğüm o arkadaş gruplarından birine mi sahiptim şu an. Hep buruk bir tebessümle bakardım gördüklerime oysa ki. Şu an ise içlerindeydim. Çok garipti. Tarifi yoktu, garipti.

Aisha, "Bari geceyi bekleyelim." dediğinde Tulip hevesle ona döndü.

"Pijama partisi falan mı yapacağız?" diye sormasıyla May o klasik gülüşlerinden birini bahşetti bize.

"Aynen giyeceğiz birazdan çizgili pijamalarımızı açacağız ortaya kutu oyunu, sonra yarım saat aşk dedikodusu yapıp en sonunda içki içerken film izleyeceğiz ve sızacağız mutlu son." Aslında kulağa güzel geliyordu. Ya da ben hiç yaşamadığım için bana hep ulaşılamaz bir mücevher gibi gelmişti böyle şeyler. Ondan da olabilirdi ama yine de May'ın anlattıklarını bizim gibi anormal bir grubun yapması... Biraz şey olurdu...

Tulip çocuk gibi omuz silkti. "Güzel fikirdi aslında."

May göz devirdi. "Çocuk olma ve hayatımızın farkına var biraz." Aslında ben Tulip'in çocuk olmasını seviyordum.

May'ın cümlesinden sonra Tulip sanki ona küfredilmiş gibi gözlerini büyüttü ve "İnşallah senin de bir gün hevesin öyle bir kırılır ki tam en mutluyum dediğin anda kafana taş falan yağar. Ya da mutluluğa koşarken ayağın kayar belki. Hatta inşallah biri sana öyle bir laf eder ki kendini ömrün boyunca sorgular ve kendine yeni bir kişilik oluşturmak zorunda kalırsın." dedi ve içine derin bir nefes çekti. Geri verirken, "Amin." demesinin üstüne ayaklandı. Üstünü düzelterek salonun kapısına yöneldi çıkmadan Kathy'e döndü. "Her ne yapacaksanız çağırırsınız beni."

Kathy başını aşağı yukarı sallarken güldü ve bu sırada Tulip May'a tripli bir şekilde evi yani salonu terk etti. May ağzı açık bir şekilde arkasından bakıyordu. İşaret parmağıyla az önce Tulip'in çıktığı salon kapısını gösterdi. "Şimdi bu bana trip mi attı."

Güldüm. "Aynen öyle tatlım. Hadi git gönlünü al."

Göz devirdi. "Çok bekler." Bir an duruldu ve kısa bir an titredi. "Yok hani Allah korusun da bir ara tutacak bu söyledikleri ondan korkuyorum bak. Mutluluğa koşarken ayağın kaysın nedir ya!" diye kendi kendine söylendi.

Herkes gülerken ben ayaklandım. Kathy, "Sen nereye?" diye sorunca omuz silktim.

"Biraz dinleneceğim açım hem bir şeyler atıştırırım."

May, "Bana da hazırlasana bir şeyler." dediğinde göz devirdim.

"O her işe yarayan bedenini çalıştır da kendin hazırla. Hem ben yemek yapamıyorum."

Tek kaşını kaldırdı. "Ne yiyeceksin o zaman?"

Ellerimi iki yana açtım. "Dolapta illa ki hazır bir şeyler vardır!"

Omuz silkti. "Ya yoksa?"

Ofladım ve ona istediğini verdim. "Sen de benimle gelip peşime kuyruk gibi takılmak ister misin May?"

Sırıttı. Aynı Irvin gibi! "Çok ısrar ettin kırmayayım bari." diyerek yerinden kalktı ve benden önce salondan çıktı. Sabır dilenerek peşinden ilerledim. Tam salondan çıkacakken Aisha'ya döndüm.

"Akşama kadar gelmezler mi?"

Kafasını bir kere iki yana salladı. "Gece yarısı geçermiş gelmeleri."

Tek kaşım hissettiğim şüpheyle havalandı. "Öyle mi?" Ne iş çeviriyorlardı bunlar? Yok hani bugün Irvin mükemmel çocukluğunu anlatırken ortaokulda futbol oynadığı zamanları ve birinin ona çelme takarak adete havaya uçuruşunu ve ayağının üç yerden birden kırılışını anlatmıştı. Üstünü birde hastaneye götürürken ambulansın başka bir araca çarpmasından kaynaklı hastaneye geciktiklerini ve neredeyse iç kanamadan öleceğini, daha sonra da futbol oynamaya tövbeli olduğunu anlatmıştı. Bu anlattıklarının yarısının abartıdan oluştuğunu ve sadece bileğinin kırıldığını anlamıştım gerçi. Bir dakika ya ben bunu gerçekten dinlemiş ve aklımda tutmuş muydum? Yok daha neler!

Neyse bazı şeyleri çok kurcalamamak lazımdı. Özellikle konu Irvin'se. Çünkü beynim yanıyordu! Kendisi öyle karmaşık bir kişilikti.

Afet sorumun üstüne kafasını salladığında bende ona gülümseyip salondan çıktım. Afet ve Aisha isimleri biraz fazla mı benziyordu? Ben kendi içimde sürekli karıştırıyordum da. Neyse alışırdım.

Öte yandan Afet yani Aisha onların geç geleceğini Conroy'dan biliyor olmalıydı. Yani Conroy resmen Aisha'ya durum güncellemesi yapmıştı. Bunlar ya işi fazla ciddiye alıyordu ya da iş gerçekten ciddiye biniyordu. Neyse zamanla ne olduğunu görürdük.

Mutfağa geçip May ile bir ton kavga ederek ona kahvaltı hazırlattım ve karnımı doyurdum sonra odaya geçip uyudum bilmem kaç yüz kabusun ardından uyandığımda akşam olmuştu. Tulip'le sohbet ederken saat 22:08 olmuştu bile. May kapıyı olabilecek en sert haliyle açıp bizi aşağı çağırdığında çocukları gibi peşinden indik. Bu sırada pijama konusu yeniden açılmıştı ve bir an bizi öyle hayal edince kendi kendime gülmüştüm. Sonuç olarak ne yapacağımızı bilmeyerek yine bir araya gelmiştik işte.

Garip bir şekilde aynı düzenle oturduğumuzda yine Kankırmızısı Sessizliği oluştu. Sustuk, sustuk ve sustuk...

"Yine ben mi ee ne yapıyoruz diye soracağım?" Kathy'nin konuşmasıyla May ortada ki içkilere baktı.

"Ne yapacağız?"

"Sağ ol çok yardımcı oldun." May gözlerini devirdi.

"Şişe çevirmece falan demeyin bana."

Sırf onu sinir etmek için. "Neden olmasın." dediğimde bana yandan öldürücü bir bakış attı. Bu tarz şeylerden nedensizce nefret ediyordu.

Aisha duruma el attı. "Şöyle yapalım." diyerek herkese bir şişe ve kadeh verdi. Clara'ya da kadeh verdi ama viski yerine meyve suyu kutusu verdi ona. "Yaptım yapmadım biliyorsunuzdur bence-"

May lafını kesti. "Doğruluk cesaretten farkını açıkla bana." Aisha çıkışmasına karşılık Kathy ona laf attı. Kesinlikle arkadaşına kimsenin bulaşmasına tahammülü yoktu.

"Bir kerede mızıkçılık yapma."

May gözlerini devirdi. "Sen varken o iş bana düşmez."

"Bir kere ben mızık-" May lafını kesti.

"Biliyorum sen sadece bilgilendirme yapmak istedin." Hala istopta takılı kalmaları beni güldürdü.

Aisha aralarına girdi. "Tamam bir durun kural aynı ama şöyle yapıyoruz. Herkes sırayla cümlesini kuruyor yapan kişi kadehini tek dikişte bitiriyor ve sonra yeniliyor. İlk şişesini bitirene oylama ile seçtiğimiz kişi istediği bir şeyi yaptırsın." dediği an May bir süre düşündü. Hepimizin ondan onay beklemesi de ayrı bir komikti.

Kafasını sallamadan önce kulağıma eğildi ve "İçebilecek misin sen? Bünyen yani kaldırır mı?" diye sorarak fısıldadı. Gülümsedim sanırım neden ondan onay beklediğimizi anlamıştım. Tamam her şeyde ilk başta kendini düşünse de bizi de yani en azından beni de gözden geçiriyordu.

Kafamı onaylarcasına salladım ve aynı şekilde fısıldadım. "Merak etme önceden idmanlıyım."

Güldü kulağıma doğru. "O tek seferde olmaz da neyse. Ben yine gecenin sonunda seni kusarken görüyorum."

Göz devirdim. "Çok biliyorsun sen."

Geri çekildi ve viskisini açıp kadehine doldurmaya başladı. Herkes ona bakarken kafasını kaldırmadan sadece gözleriyle hepimize baktı. "Ne oynamıyor muyuz?"

Aisha gülümsedi ve ben de dahil diğer herkes de May gibi kadehini doldurdu. "Kim başlıyor?" diye sormasıyla tabii ki de May atıldı. Kuzeni gibiydi işte.

"Ben hiç dövme yaptırmadım."

Direk Kathy, "Hileli soru bu!" diye atılsa da May sakinliğini korudu.

"Birbirimize oynamayacaksak neden oynuyoruz?"

Kathy ofladı ve herkes ona bakarken o kadehini tek dikişte bitirip yenisini doldurdu. O sırada ben, "Neden biz sabahtan beri doğru düzgün kavga etmiyoruz?" diye sormakla meşguldüm. Hayır yani bu soru cidden aklımı kurcalıyordu. Erkekler gittikten sonra ya birimiz birini alttan alıyor ya da birimiz birini umursamıyordu. Sakinliğimizi her şekilde koruyorduk ve normalin aksine uzun uzadıya kavgalara tutuşmuyorduk.

Cevap vermek için direkt Tulip öne atıldı. "Bak bu konuda Kathy'e katılıyorum. Erkekler bizim seviyemizi düşüyor. Onlar olmadan gayet kaliteli vakit geçirebiliyoruz."

"Dimi ya!" diye Kathy'de onu destekledi.

May, "Tamam en erkek nefreti sizsiniz." dediğinde Kathy bu sefer susmadı.

"Bir kere benim ki şu Conroy bozuntusundan sonra başladı."

Aisha kavgayı başlamadan bitirmek adına, "Tamam hadi devam edin oyuna." dedi.

İyi ki bir normaliz demiştim hemen de nazar değmezdi be!

"Sen devam et o zaman."

May'ın sözleriyle Aisha bir süre soracağı soruyu düşündü. Olay zaten soru bulmaktaydı. Neyse ki sıra bana gelene kadar rahattım. "Ben hiç dayak yemedim." diyerek kendini kurtardı. Amaç zaten kendi kadehini içmemekti ve Aisha ne yaşadığımızı bilmediğinden rahatlıkla söylemişti bunu.

May bir an duraksadı ama kadehi kafasına dikti. Kathy yüzünü buruşturarak yeni doldurduğu kadehe baktı ve sonrasında içti. Tulip ise bir an dudaklarına götürür gibi olsa da yutkundu ve gözlerini yumup vazgeçti. Ben sırf kafamı dağıtmak için onları izlemiştim ama bir yandan da içiyordum çünkü bu ortamda yalan olmasa iyi olurdu. Hem birbirimize güvenmemiz lazımdı. Zaten gecenin sonunda çoğumuz sarhoş olacağından kimse hatırlamazdı. Ayrıca daha çok soru vardı. Zaten her insan dayak yiyebilirdi illa herkes benim gibi üst düzey işkence görecek diye bir sebep yoktu. Hem şu sorudan sonra sarhoş olmak benim hayrımaydı yoksa şu an canlanan geçmiş görüntülerini bir tek ilacım geçirirdi. Zaten bu saatten sonra gece kabus kaçınılmazdı.

Aisha bir süre bize baktı ve sonra yutkundu ama bir şey demedi. Kathy, "Nasıl dayak yediğimizi de anlatıyor muyuz?" dediğinde May bir saniye bile düşünmeden, "Hayır." dediğinde bende hızla kafamı salladım.

Aisha, "Yine isteyen anlatabilir kafamız dağılır. Hem gece uzun hızlı sarhoş olmayız." diye açıklama yaptı.

Kathy kadehini yenilerken, "O iş benim için zor gibi." diye söyleniyordu.

May ile bende kadehimi yenilemeye geçmiştik. Yine fe May susmadı, "Sen de her haltı yemeseydin." dediğinde Kathy yüzünü buruşturdu ama sonra zevkle sırıttı.

"Boş ver anlatmayacağım ben anımı şu an aklıma mükemmel bir soru geldi."

May kaşlarını kaldırdı. "Sıra sende o zaman."

Kathy boğazını temizledi. "Ben hiç seks yapmadım." Ben öksürerek gülerken May'ın yüzünden düşen bin parçaydı. Hırsla kadehi kafasına dikti ama ondan başkasının içmediğini görünce aynı sinirle kadehini tekrar doldurmaya koyuldu.

Kathy'e "Sen nereden biliyorsun?" diye yaklaşıp fısıldayarak sordum.

O da bana yaklaştı, "Çevrem geniş merak etme artık burada ki herkes en az bir kez seks yaptığını biliyor. Yakında çapkın olduğu da ortaya çıkar." dedi.

Gülerek önüme döndüğümde May, "Ne konuşuyorsunuz siz?" siye sorduğunda hiç çekinmeden, "Senin dedikodunu yapıyoruz." dedim ve Kathy güldü.

"Aynen öyle." diye beni desteklediğinde May'ın kaşları çatıldı.

"Yok anlamıyorum nasıl hiç biriniz seks yapmaz. İhtiyaç değil mi sonuçta? Ayrıca neden söylüyorsun ki şu an canım çekti." Aisha yüzünü buruştursa da sesini çıkarmadı ve May'ın söylenmeleri Kathy'i daha fazla güldürdü.

"Hadi hadi nazlanma devam."

May ona döndü, "Sen ilk nasıl dayak yediğini anlatsana." dedi sinirle.

"Sıkıyorsa sen anlat." diye çıkışmasıyla sus pus oldu ve önüne döndü.

"Kim devam ediyor?" diyerek konuyu değiştirdi. Muhtemelen Kathy söylememesi gereken bir şeyi söylediğini anlamıştı. Bu sırada benim boğazım yanmaya başlamıştı umarım benim içmemi gerektiren bir şey söylemezlerdi yoksa dayanamazdım muhtemel olarak. Acaba Kathy'e şu anısını anlatması için biraz ısrar mı etseydim. Neyse şimdilik köşede dursun sonra ihtiyaç haline gelince kullanırdım bunu.

Bu sefer Clara, "Ben hiç kavga etmedim." deyince hepimiz ona yok artık der gibi baktık.

Mecburen Clara hariç hepimiz kadehi kafaya diktik. O bu sırada kıkır kıkır gülmekle meşguldü.

Tekrar kadehlerimizi doldurduğumuzda benim boğazımda ki acımsı tat artmaya başlamıştı umarım bir daha ki soruda ben içmek zorunda kalmazdım.

Bir süre hepimiz bekledik. Sonuçta nefeslenmesi gerekenle vardı. Gerçi May dışında başka kim içkiye alışkındı bilmiyordum. Kathy yarışlardan alışkın olmalıydı. Aisha bu yaşına kadar elbet ki içmiştir. Tulip ise içtiğinde yüzünü buruşturmamıştı dayanıklı mıydı bilmem ama içmişliği olduğu kesindi. Zaten en kolayı Clara'ydı. Kaldı ki elinde ki meyve suyundan bir yudum bile içmemiş bir de üstüne, "İsterseniz sizi yalnız bırakmayayım bir yudum içeyim." diye bizimle dalga geçmişti. Hepimizin öldürücü bakışlarıyla karşılaşınca susmuş ve yerine sinmişti.

Bu sefer ben atıldım. "Ben daha önce hiç estetik olmadım." dediğim gibi Kathy çıldırmanın eşiğine gelmişti ama yine kadehini kafaya dikmişti. Ardından da Aisha.

May, "Nereniz yapay lan?" diye sorduğunda Kathy ona öldürücü bir bakış attı ama bu May'ın üstünde pek etkili olmadı.

"Bir kere benim ki mecburiyetti." dediğinde ciddiyetle, "Nasıl?" diye sordum çünkü merak etmiştim.

"Kavgadan sonra elmacık kemiğim kırılmıştı ve kemiğin kaynamasının üstüne dolgu yaptırmak zorunda kalmıştık." Demek o yüzden yanakları bu kadar ponçik duruyordu. Yani benim bildiğim dolgu sert gösterirdi ama onun ki eridikçe ona doğal bir tatlılık katmıştı. Muhtemelen onun sert kişiliğine ters olduğu için bu durumdan pek memnun değildi ki yüzü hiç gülmüyordu.

May Aisha'ya döndü. "Sen?"

"Göz zevki bir kere tamam mı? Kendimi güzel bulamıyordum."

Tulip merakla, "Neren estetik ki?" diye sorunca ben ciddi ciddi konuştuğumuz konuyu bir süre sorguladım.

"Burnum birde dudak dolgum var."

Sözlerinin üstüne May alayla, "Ee neren doğal ki?" diye sorunca ofladı ve kadehini doldurdu.

Bu soruda benim içme ihtimalim olduğundan Kathy'e döndüm. "Senin kavga ile dövülme meselesi aynı mı?" diye sorduğumda kafasını salladı. Meraklı gözükmeye çalışarak, "Nasıl?" diye sorduğumda May araya girdi.

"Sana ne."

Göz devirip yan şekilde ona baktım, bedenim hala Kathy'e dönüktü. "Merak ettim May. Hani normal insanlar merak eder böyle konuları falan filan."

"Etme." dedi sert sesiyle.

Güldüm. "Merak etme senden başkasına ilgi göstermiyorum tatlım." Bana kıskanç diyene bak ya!

O sırada Kathy kısa bir şekilde anlatmıştı. Keşke uzun uzadıya anlatsaydı. "Ya zaten hayatımda bir kere dayak yedim onda da küçük çocuklar bana saldırmıştı. Şu yarışlarda ki düşmanlarımdan biriydi. Çocuklara karşılık veremeyeceğimden bilerek yapmıştı. Çocukların elinde de taş sopa ne ararsan vardı. Öyle oldu işte sonu hastane."

Aisha lafa girdi. "O yüzden gitme diyorum şu yarışlara."

Kathy yüzünü buruşturdu. "Merak etme anne. Artık istesem de gidemiyorum zaten." demesiyle güldüm ve sıra Tulip'e geçtiğinde konuştu.

"Ben hiç parka gitmedim." dediğinde muhtemelen hepimizin içeceğini söyleyerek kurmuştu bu cümleyi. Normal parka gitmiştim ama lunapark işi yarıda kalmıştı. O yüzden içtim çünkü park demişti.

Kathy'de oflayarak içmişti. Kız kendi sorusu hariç hepsinde içmişti ve şişesinin sonuna yaklaşmıştı. Aisha içti, Clara içti. Normal olarak herkesin içmesi gerekiyordu ama Tulip ile May bir süre bakıştı. Aslında May hiç parka gidip gitmediğini düşünüyordu ve gözü Tulip'in oralara dalmıştı. Ama Tulip muhtemelen dimdik ona baktığını düşünmüş olacak ki gerildi ve sanki söylememesi gereken bir şeyi söylemişte açık vermiş gibi panik oldu. Yine de kendini toparladı. Aslında neredeyse hiç belli etmedi sadece saliselikti eğer benim gözlerim üstünde olmasaydı ve onu tanımasaydım anlamazdım. Muhtemelen benden başka kimsede bu durumu fark etmemişti.

May en sonunda kendine geldi ama yine içmedi. Muhtemelen hiç parka gitmemişti. Yetimhanenin parkı olması gerekmiyor muydu? Peki ya Tulip onun çocukluğu güzel geçmemiş miydi?

Sıra tekrar May'a geçince bir salise bile düşünmeden, "Ben hiç trafik cezası almadım." dediğinde Kathy çıldırarak çığlık attı.

Kadehini kafasına diktikten sonra öfkeli bir şekilde May'a baktı. "Oynamıyorum ben!" diye bağırdı. Gerçekten alkole dayanıklı olmalıydı çünkü çakırkeyif bile değildi şuan. Oysa ki şişenin sonuna gelmişti. Bu detay beni güldürdü. Güldüğümü duyunca bana döndü. "Gülme sende! Resmen her seferinde içtim ya!"

May alayla, "Ee sende içmek istemiyor muydun? Al işte istediğin oldu." dedi.

İşaret parmağına tehditkâr bir tavırla May'a salladı. "Şimdiden söylüyorum eğer benim şişem ilk biterse ve kaybedersem istediğini yapacağım kişi sen olmayacaksın."

May alayla kafasını salladı. "Tamam tamam." diye geçiştirdi ve Kathy aynı sinirle kadehini yine doldurdu. Onun dışında kimse içmemişti ve Kathy şişenin tamamını boşaltmış sayılırdı.

May, "Aslında senin o kadar cezayla iki kadeh içmen lazım." dediğinde Kathy öfkeyle, "Kes sesini!" dedi ve May aşağılayıcı bir tavırla gülse de bir şey demedi.

Bu sırada aynı sırayla gidiyorduk o yüzden Aisha devam etti. "Benim hiç gerçekten sevgilim olmadı." dediğinde üstünde ki şüpheden kurtulmak istediği belliydi.

Kathy ona yandan alayla baktı. Hiçte inanmamıştı. Bu sırada ben kadehimi kafaya dikmiştim. Benden başka kimsenin içmediğini görünce kaşlarım çatıldı. Hadi ama ya! Böyle de çok dikkat çekmiştim.

Kadehimi yenilerken May omzuma dokundu. "Gerçekten diye belirtti bu arada." Omuz silkerek elinin düşmesini sağladım. Zaten onu hatırlamak bünyeme iyi gelmemişti birde karnım sanki fokur fokur kaynıyordu. Birde ağlama isteği vardı ama ağlayamayacağımı bildiğimden rahattım. En azından alkole yavaştan alışmıştım da şu an öğürmüyordum. Tabii hafiften sarhoş olduğumu hissediyor gibiydim ama bir şey olmazdı.

Bakışlarım May ile benim şişem arasında gidip gelince aslında zihnime sızan görüntülerden kurtulmak istiyordum. Sarhoşken görüntülerin daha canlı olması hiç normal değildi. Ayrıca neden benim şişem May'ın kinden daha azdı? Ondan daha çok mu içmiştim. Hileydi bu. Zaten Clara'nın meyve suyunun litresiyle bizim şişelerde uyuşmuyordu. Çok haksızlık vardı şu an.

Neden kafamı dağıtamıyordum. Neden sanki beynimin tam ortasında o varmış gibi hissediyordum ya da belki kalbimin...

May tekrar omzuma dokundu. "İyi misin sen?"

Kafamı salladım. Diğerlerine baktığımda onlarda bana bakıyordu. "Hadi devam edin." dedim çatallaşmış sesimle. Herkes sorgulamak istese de bir şey demedi. Muhtemelen May daha sonra bunu sorgulayacaktı ama belki unuturdu.

Bu sefer Kathy muhtemelen May'a içirmek için, "Ben kimseyle öpüşmedim." dediğinde May gözlerini devirip kadehini kafaya dikti.

Aisha bir an şüphede kalsa da içmedi ve May'ın içtiğini gören Kathy keyiflendi. May muhtemelen kazanacağını düşünerek kendine güveniyor ve sesini çıkarmıyordu. Aslında bir cümle kurmuştu ama ben algılayamamıştım. Yani sarhoş olduğumdan yoksa şuan görüntü ve seslerle alakası yoktu.

Yani zaten seks deyince kafamda sesler canlandı ama birde öpüşme deyince kötü olmuştum. Bu sefer o yoktu. Şu an ona bile razıydım oysaki. Kulaklarım çınlıyordu her şeyden çok ilacıma ihtiyacım vardı. Yine de kendimi ana vermeye çalıştım.

Clara, "Ben hiç..." diye i harfini uzatarak bir süre düşünmüştü. Bu sırada May'ın üstümde ki bakışlarını hissediyordum. Kendimi hep iyi gizlerdim şuan da ne kadar içimde bir sürü şey yaşasam da dışarıya belli etmiyordum ama May özellikle beni inceliyordu ve o zeki bir kızdı.

Ona dönüp gülümsedim ve "Sanırım kusacağım." dememle kaşları daha da çatıldı. Yememişti ama sormadı da. Önüne döndü.

"Benim bu ekipten önce hiç arkadaşım olmadı." dediğinde içsem mi içmesem mi kararsız kaldım. Mantıken olmuştu bu yüzden içtim. May hüzünlense de içti. Aisha da oflayarak içti. Muhtemelen önceden arkadaşı olması durumundan hiç hoşnut değildi. Kathy ve Tulip içmedi. Bir süre bakıştılar. Clara zaten içmemişti. Ortam en başta ki haline göre sessizleşmişti ya da benim kulaklarım fazla uğulduyordu.

Belki de ortamda ki negatif enerji hissedilir haldeydi. Ya da ben çevreme zarar veriyordum. Yine ve yine. Neden birden benim enerjim ortama zarar verirdi ki? Bir tek ben yoktum burada. Ben mi kendimi büyütüyordum yoksa gerçekten de şu an sorun ben miydim?

May beni dürttüğünde irkildim. O elleri yine tenimde hissettim. Uzun zamandır bu olmuyordu. Acaba Fransa'ya gittiğimde de artar mıydı ki?

May'a döndüğümde, "Sıra sende." dedi yorgunlukla. Başımı salladım ve bir süre düşündüm. May'a da Duygu'yu hatırlamak iyi gelmemişti.

Bir an düşüncesizce, "Ben hiç babamı tanımadım." dediğimde bakışlarım yerdeydi. Sarhoş olduğum için bakışlarım yerdeydi ve daha çok içimde tutamadığım bir şeyi haykırmıştım ama sesim gayet normal çıkmıştı. Ben neden hiç babamı tanımadım? Belki onu tanısaydım o bizi korurdu ve hayatımız daha normal olurdu...

Bir an ne söylediğimi fark edip hızla kafamı kaldırdım. "Özür dilerim." Desem de sesiz fısıltı gibi çıkmıştı çünkü suçluluk duygusu bir kere üstüme çökmüştü.

Bu sırada kimse beni umursamamıştı. Babasını hiç tanıyamayanlar öylece dururken Kathy, Aisha ve Clara içmişti. Tulip babasını tanımamış mıydı? Kafam yerinde değildi ve çok karmaşıktı, hatırlayamıyordum. May'a döndüm zaten ilk anlattığım geçmişime inanmadığı belliydi ama yine de bana bakmıyordu. Duygusuz gözlerle kadehini izliyordu. Yarın beni kesinlikle uzun bir sorguya çekecekti.

Bu sırada Kathy'nin şişesi bitmişti ve kalan viskiyi de kafasına dikmişti. Kaybettiğini kabullenircesine şişeyi masanın üstüne bıraktı. Benim ise gözlerim kapanıyordu. Sarhoşken böyle olmamalıydı ama şu an tek istediğim uyumaktı. Zaten midem bulanıyordu kabus görecek kadar uzun uyuyamazdım.

Kathy, "Kim bana istediğini yaptırıyor şimdi." dedi ama kimsenin konuşmasını beklemeden May'a döndü. "Pekala kabul ediyorum hiç oylamaya kafa yormayalım zaten kafam uçuyor ne istiyorsun?" May alayla kaşlarını kaldırdı keyfi yerine gelmişti. Kathy, "Bakma öyle hiç oyunu oynamayı kabul etme amacın buydu zaten belliydi hadi söyle." dedi.

May güldü. "Fransa'ya gidene kadar bulaşıklar sende."

"Yuh!" dedi ama itirazın bir manası olmadığını anlamış gibi sonra "Peki tamam neyse." diyerek tekrar Aisha'nın yanına kuruldu.

Kafasını Aisha'nın bacaklarına yerleştirirken küçük bir çocuk gibi iki büklüm oldu. "Önce biraz uyayım hallederim burayı da. Zaten erkeklerin geleceği yok." Gözlerini açıp kafasını kaldırmadan alttan alttan Aisha'ya baktı. "Sahi ne zaman gelecekler?"

Aisha bilmiyorum dercesine omuz silkti ve Kathy'nin saçlarını okşarken o da kafasını koltuğa yaslayıp gözlerini yumdu.

Diğerleri de yavaştan sızma moduna geçiyordu. Bende kadehimi bıraktım ve bedenimi toplayıp koltuğun bir kenarına yaslandım.

Normalde içen insanların enerji patlaması yaşayıp anormal davranması gerekirken biz böyleydik. Farklıydık çünkü geçmişimiz normal değildi. Şu an yorulmak için herhangi bir eylem gerçekleştirmemiz gerekmezdi çünkü geçmişimizi hatırlamak bile bizi yeterince yormuştu ve alkolün verdiği enerjiyi doğru düzgün alamadan sızmıştık. Clara içmese de bize uyum sağlamıştı.

Orada öylece her şeyi bir kenara bırakıp uyuduk. Zaten birazdan yavaş yavaş uyanıp odalara geçerdik. Erkekler geldi mi bir kaç kavga belki... O kadar işte, bizim normalimiz de buydu.

 

...

 

Gördüğüm kabus fazla geçekti. Her yer simsiyahtı ama üzerimde ki eller her şeyden gerçekti. Belirli bir dönem bu kabuslardan kurtulamamıştım. Sadece bir saatlik uyku için günde bir kutu ilaç bitirir hale gelmiştim.

Geçmişimi hatırlamak bana iyi gelmiyordu. Kendimi gizliyordum çünkü insanların karşısında çaresiz gözükmekten nefret ediyordum. Zayıf göründüğünüzde daha çok üstünüze gelirlerdi. Hele ki yardım istediğinizde...

O yüzden ben ve geçmişim bir sır olarak kalmalıydı. Kimse bilmeyecekti. Kimse beni zayıf görmeyecekti. Gerekirse herkes benden nefret etsin ama kimse bana acımasın. Zaten geçmişimi hatırladığımda kriz geçirdiğim çok oluyordu. O halde kimse beni görmemeliydi. Niyeti iyi biri olsa bile. O zamanda benim için üzülürdü. Hayır insanlara dert olmak istemiyorum. Zaten herkesin yeterince derdi vardı birde benim için mi üzüleceklerdi? Birde benimle mi uğraşacaklardı?

Üzerimde hissettiğim ellerinde etkisiyle kendimi uyanmaya zorlarken midemden yukarıya bir sıvının çıktığını hissettim. Hızla yerimde doğruldum ve bir elimle ağzımı tutarak kendime bile gelemeden lavaboya koştum.

Neyse ki zamanında klozetin önüne çökebilmiştim. Bir süre içimdekileri boşaltırken o kadar ağlamak istedim ki. Bu his son zamanlarda çok fazlaydı. Irvin'in üzerimde ki etkisi miydi yoksa gerçeklerin farkına varıp Fransa'da tekrar onu göreceğim ve geçmişimle yüzleşeceğim için miydi bilmiyordum. Belki sadece kabustan dolayıydı. Kusmam bitince sifonu çekip yerimden kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp ağzımı çalkalarken gece aklıma doldu. Belki de sadece içtiğimiz alkolden dolayı kusmuştum ve ben fazla anlam yüklüyordum. Evet, evet kesinlikle ben abartıyordum. Normaldi yani.

Bir an üzerimde hissettiğim gözlerle kafamı karanlığa çevirdim. Var ile yok arası gördüğüm gölgeyle gözlerimi sıkıca yumup geri açtım. Alkol tüketmek bana iyi gelmiyordu. Gölge kaybolmuştu. Silkelenip çıktım lavabodan. Umarım birden fırladığımda kimseyi uyandırmamışımdır.

Sahi saat kaçtı? Irvin ve diğerleri gelmiş miydi? Aşağı inip girişte ki saate baktığımda saatin 01:52 olduğunu gördüm. Eğer gelselerdi illa ki uyanır ve seslerini duyardık. Gerçi kendileri direk bizi uyandırırdı.

Acaba nerede futbol oynuyorlardı? Yani asla merak ettiğimden değil de acaba başlarına bir iş falan mı gelmişti? Çıkıp arasam mı? Nereyi arayacağım ki?

Birden arkamdan, "Ne yapıyorsun tatlım?" diyen May'ın sesiyle irkildim. Anlık yaşadığım dejavu hissini bir kenara atıp gözlerimi devirip ona döndüm.

"Merak etme senin gibi bara gitmiyorum."

O da gözlerini devirdi ve bir süre beni inceledi. "Kustun değil mi yine?" diye sorduğunda çocuk gibi kafamı salladım. Güldü. "O kadar içersen sonucu bu olur."

Ofladım ve çıkışa ilerledim. "Bizimkiler ortalıkta yok."

"Arayacak mısın?" dedi hayretler içinde.

Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Bir yandan postallarımı giyiyordum. "Hava alacaktım zaten. Çıkmışken onlara da bir bakarım."

"Sahanın yerini biliyor musun ki?" derken kollarını göğsünde bağdaş kurmuştu.

Botlarımı giyip yerimde doğruldum ve kolumdaki tokayla saçlarımı atkuyruğu yaparken omuz silktim. "Bulurum ben."

"Ya bulamazsan."

"Bulurum."

"Ama bir ihtimal bulamadın da kayboldun diyelim."

Gözlerimi devirdim ve cebimden telefonumu çıkardım. "Konum denilen bir şey var May." derken telefonumu ekranını açtım ama şarjının az kaldığını görünce durdum. Çaktırmadan telefonumu cebime koydum ve bende onun gibi kollarımı bağdaş kurdum ve bir süre dudak büzerek düşündüm. "Ama çok istiyorsan sende gelebilirsin."

Kollarını çözerken, "Eh," dedi ve yanıma yürüdü. Spor ayakkabılarını giyip doğruldu. Biz fazla mı yakındık sanki? "Çok ısrar ettin. Kırmayayım seni geleyim bari."

Gözlerimi kırpıştırdım. "May biz şu ara verme meselesinin bir üstünden geçelim." dediğimde yakınlığı fark ederek titreyerek geri çekildi.

"Selen üzülerek söylemeliyim ilgi alanıma kadınlar girmiyor. Bu yüzden sana umut verdiy-"

"Ne anlatıyorsun ya!" diye tersleyerek evden çıktım ve o da hemen peşimden gelip yanımda bitti.

Nereye yürüdüğümüzü bilmeden yürürken sırf sohbet olsun diye, "Kathy'den bir şey isteme hakkını cidden bulaşıklara mı verdin?" diye sordum.

Bir elini öne uzattı ve uzun muhtemelen yeni yapılmış tırnaklarını gösterdi. Koyu yeşil ve sarı tonlarında desenleri vardı. Şık duruyordu. "O bulaşıkları yıkarken ellerim ne kadar tahriş oluyor haberin var mı? Zaten sizin sofra kurmaktan başka yaptığınız iş mi var? Yemeği Aisha yapar, bulaşıkları ben yıkarım."

Tek kaşım havalandı. "Irvin'in hizmetlileri yok muydu bunun için?"

"Bizi toplayınca kovmuş onları." Ona hayretler içinde baktım. "Evet sırf bizi köpek gibi çalıştırmak için. İki tanesi var onarda hafta da bir temizliğe geliyor."

Gözlerimi devirdim ve sinirlerimin yatışmasını sağladım. Sırf yine sohbet olun diye, "Sen neden hep uzun tırnak kullanıyorsun?" diye sordum. Tamam çokta uzun değildi ama anormaldi yani bir tırnağın iki katıydı ve her seferinde uçları özellikle sivriydi.

Güldü ve elini kaldırıp pençe yaptı. Sanki karşısında birini boğazlıyormuş gibi yaparken konuştu. "Bence anladın."

Gözlerimi devirdim. "Gerçekten mi May? Zaten tekvando biliyorsun."

"Olabilir tırnak da her işe yarar. Yeri gelir kilitli bir kapı açar, Yeri gelir ellerini bağladığın ipi kesersin. Her şey için kullanılabilir." Sonlara doğru sesi geçmişin getirdiği hüzünle kısılmıştı.

Yutkundum ve ne diyeceğimi bilemediğimden dudağımı yaladım. Kesik bir nefes alıp, "May sana neler yapılar o yetimhanede?" diye sordum.

"Sana neler yaptılar Selen?" Gözlerimi yumdum. Zaten oyun oynarken daha sonra beni sorgulayacağını biliyordum. Aslında saçma konular açarak sadece bu durumu geciktiriyordum. Aynı zamanda şu an sırf konuşabilmek için yolu uzattığının da farkındaydım!

"Nerede bu saha?" diye konuyu değiştirdim. "Çok yürümedik mi?"

"Konuyu değiştirme bir kere de Selen." dedi ve tüm çabalarımı heba etti. Başım önüme düşerken o konuşmaya devam etti bende yürüyen ayaklarımızı izlemeye başladım. "Hep sen anlatırsın diye bekliyorum. Yanlış anlama öyle bir zorunluluğun yok ki zaten seni de bu yüzden zorlamıyorum ama Selen farklısın. Yani kırıl diye söylemiyorum ama bazen davranışların çok farklı oluyor. Hepimizin psikolojisi bozuk ama senin ki sanki daha fazla. Garip ama ben Duygu'dan sonra başka birinin iyiliğini daha düşünüyorum ve kendine zarar vermenden korkuyorum."

"Öyle bir şey olmaz May. Merak etme hepinizden daha çok kendimi seviyorum ve sandığının aksine kendimle çok barışık bir psikolojim var. Gerçekten çok kötü şeyler yaşamadım ben. Sadece hep kırılgan bir kız olmuştum aslında Clara'dan bile daha az güçsüzüm. Belki kendimi böyle gösteriyorum diye bende farlılıklar sezmişsindir. Ama iyiyim sandığının aksine annemin ölümü dışında yaşadığım çok ağır bir şey yok. Senin gibi zorbalıkta görmedim." Nefesim kesildiğinden durdum. Yalan söyleyemiyordum. Bunu anlamıştı ama ses etmedi. Bana inanmayı seçti ama bu kısa sürdü.

"O yüzden mi kabus görüyorsun her gece Selen." Yutkundum. "Bu gece bırak beni diye sayıkladın, öncekilerde farklı ama o sokakta sızdığımızda da aynıydın." Ben o gün kabus görmüş müydüm? "O günde birinden kurtulmak istiyordun. İçmek sana iyi gelmiyor bünyenle ilgili değil psikolojinle ilgili." Ağlamak istiyordum neden bu kadar iyi bir gözlemciydi ki? "Babanla mutlu bir hayat yaşamadığını zaten biliyordum ama onu hiç görmediğini düşünmemiştim. Dövülmüşsün. Madem annenin ölümünden başka bir şey yaşamadın kim dövdü seni Selen?"

Sessiz kaldım. Gerçekten yalan söyleme konusunda kendimi geliştirmeliydim. Tamam susup saklama konusunda üstüme tanımazdım ama bir konuda açık verdim mi onu toparlayamıyordum. Bu durumun bir gün hayatıma mal olmasından korkuyordum. Ayrıca neden o oyunu oynamayı kabul etmiştim ki?

"Susma Selen. Lütfen. Her şeyi geçtim ben meraktan öleceğim."

Başımın ağrıdığını hissettiğimde lastiğimi çözdüm ve saçlarım yüzüme döküldü. Hem böylece yüzüm gizlenmiş oldu, en azından duygu ve düşüncelerimi okuyamazdı.

Kendimi saklamam karşısında ofladı. "Tamam Selen anlatma ama ben bir gün seni çözeceğim." Öyle bir şey olmayacaktı, ben izin vermezdim zaten. "Bir soru daha soracağım bari ona cevap ver." Yine sessiz kaldığımda göz devirdiğini görmesem de hissettim. "Sevgilin mi vardı?" Adımlarım durdu. "Haklısın gerçi var demiştin. Bak gerçekten meraktan. Nasıl biriydi, bizim Irvin'den iyi miydi? Ya da dur kaç sevgilin oldu? Çapkın biri çık şimdi var ya..." O muhtemelen eski aşk hayatımın dedikodusunu yaptığını zannederek konuşmaya devam ediyordu.

Ben ise öylece yere bakıyordum. Konusunun açılmasına bile dayanamıyordum. Peki Fransa'da ne olacaktı? Ayrıca ona ne ara bu kadar bağlanmıştım ki? Yani sonuçta 10 yıl, neredeyse hiç bir şey... Zaten son yılları doğru düzgün hatırlamıyordum bile. Gözlerimi yumdum. Acaba ben Demir'i saklayarak ekibe ihanet ediyor muydum? Hayır, bu ihanet sayılmazdı ki bir kere. Hem zaten Zirve ile ilgili hiç bir şey bilmiyordum. Sadece dört yıllık işkence elimde vardı ve başındakiler. Başındakiler zaten biliniyordu, e işkence de ailelerimiz öldürülmesiyle eş değerdi zaten. Aynı vahşet. Zaten Demir'de muhtemelen Zirve'ye dahil olmak için beni terk etmişti. Planlarımızda bir değişiklik olur muydu? Zannetmiyordum. Yine aklım çok dolmuştu işte, ilacıma ihtiyacım vardı.

Mayıs birden iki elini omzuma koyup beni dürttü ve hafifçe silkeledi. "Sana diyorum! Böyle olunca da duvarla konuşuyormuşum gibi oldu." dediğinde kafamı kaldırdım. Gözlerimi açtığımda yanıyordu ama sulanmamıştı bile sadece acıyordu. May gözlerimin içine bakınca yutkundu. "Bu da mı kötü bir anıydı?"

Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi yumdum ve açtığımda çatallı sesimle, "Eve gidelim mi?" dedim. "Uykum varda."

Bahanemle kafasını salladı ve bir elini çekip diğer elini koluma koyup beni eve doğru yönlendirdi.

"Bu arada uyumak istiyorum dediğinde yalan olduğunu belli etmesen de anlıyorum yalan olduğunu. Sen uyumazsın çünkü kabusların var." İçine derin bir nefes çekti. Beni anlıyordu ve yine anlamıştı. Geçmişimi hatırladığımda daha kötü olduğumu anlamış ve daha fazla geçmişimden bahsetmemeye karar vermişti. "Yine de ben buradayım tamam mı?"

"Bende hep yanındayım." diye ona karşılık verdim. Bir an bana sarılmasıyla kalakaldım.

"Öylesine bir anlık bir şey." diye açıklama yapmasıyla güldüm. Az da olsa keyfim yerine gelmişti. Bende ona sarıldım ve başımı boynuna gömdüğümde kokusunu soludum. Kokusu beni güldürdü. Bir insanın okyanus kokması da garipti tabii. Sarıldığımda fark ettim teni soğuktu. Onun teni hep soğuktu.

Ayrıldığımızda kaşlarım çatılmıştı. "Sen neden hep soğuksun."

Güldü ve çapkınca göz kırptı. "Sen beni bir de geceleri gör."

Ofladım ve yürümeye başladığımda peşimden geldi. "Bir şeyle de dalga geçme." diye onu terslediğimde yanımda bitmişti.

"Sende bir şeyde de susmasan keşke." dediğinde yutkundum ve gidişimizin aksine daha hızlı eve vardık. Biliyordum işte yolu uzatmıştı. Bir yılan kadar sinsi arkadaşınızın olması pek hayra alamet değildi.

Kapının önüne geldiğimizde May anahtarını çıkardığından ben yerimde kaldım ve onu bekledim. Tam anahtarı deliğe takacağı sırada evin arkasından gelen seslerle birbirimize baktık.

Sesler kesilmişti ama konuşma sesleri geliyordu. May anahtarı cebine attı ve bana kafasıyla işaret verdiğinde bende kafamı sallayarak onu onayladım. O önden ben arkadan evin arkasına doğru yavaş adımlarla yürürken doğrusunu söylemek gerekirse oldukça havalı görünüyorduk. Gülmemek için kendimi zor tutarken modumuzun değişim hızı şaka gibiydi. Gerçi biz ekip olarak genelde böyleydik.

Tam evin arkasına geldiğimizde köşeyi döndük ve o anda elinde fenerle köşeyi dönen kişiyle burun buruna gelmemizle refleks olarak çığlık attı. Bu kişi kimse bizi korkutmamıştı çünkü o da çığlık atmıştı.

Cidden burada ne oluyordu, bir anımızda normal geçemez miydi ya? Bu bir isyan cümlesi değil bu arada çünkü ben bu halimden memnundum, tek kişilik sıkıcı hayatıma tercih ederdim ama umarım bir gün elimden uçup gitmezdi.

Bölüm : 16.09.2025 22:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Roselissa / KANKIRMIZISI / Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~
Roselissa
KANKIRMIZISI

8.26k Okunma

872 Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
KANKIRMIZISI 1: Gerçeklik Algısı ~GİRİŞ~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~7. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 1: Gerçeklik Algısı ~24. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 2: Geri DönüşKankırmızısı 2: Geri Dönüş ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~4. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~5. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~6. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part1)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~7. BÖLÜM~ (part2)Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~8. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~9. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~10. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~11. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~12. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~13. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~14. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~15. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~16. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~17. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~18. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~19. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~20. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~21. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~22. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~23. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~24. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~25. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~26. BÖLÜM~Kankırmızısı 2: Geri Dönüş ~27. BÖLÜM~KANKIRMIZISI 3: DejavuKankırmızısı 3: Dejavu ~1. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~2. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~3. BÖLÜM~Kankırmızısı 3: Dejavu ~4. BÖLÜM~ (part 1)
Hikayeyi Paylaş
Loading...