44. Bölüm
Meryem İspir / ~★Ölümle Yaşam Arası★~(Tekrar düzeltiliyor!!) / BÖLÜM 44-KESKİN BIÇAK

BÖLÜM 44-KESKİN BIÇAK

Meryem İspir
ricardomeryem

 

݁𖤓⋆ ˚ ┊ ⋆ ┊ ✦ ⋆ ┊ 𖥔 ˚. ⋆ ┊ ⭒. ݁ ┊ ˚ ★⋆ ┊ . ݁˖ ✧˚. ⊹┊* ݁ ✧‧₊

┊ ◦ ✩ ⋆ ⊹ ⭒ ₊ ┊ ݁˖ ⭒. ݁ ˚ ݁

✶ ˚★ ⋆ ☾ ✦ ☪︎ ˖ ݁ 🕸

┊ ݁ ⊹ ┊ ݁ ┊˚ ┊* ┊ ݁ ┊ . 𓈒ㅤׂㅤ ⊹

┊ ⋆˚✦ ⊹ ┊ ࿔ ˚ ★⋆。 ✦ ݁⋆

✦ * ݁ ┊ ݁┊ ⊹ ⋆ ┊ ݁ ˖

݁┊ ˖ ☪︎ ˚★⋆ ݁ ✦

┊ ◦ ⊹ ⋆ ݁ ˖

★⋆ ┊ . ˚

˚✦ ݁ ⋆

 

 

BÖLÜM 43 - KESKİN BIÇAK

 

── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ──

 

" Kendimden kaçar...Yar'im keskin bıçak..."

 

── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ──

 

"Kahpe fişek, nasıl delmiş kaşın arasını...Birden bire dönüp kalmış, gözün karası...Elde vardır bir tek onun kanlı beresi..."

 

── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ──

 

"Gelir anam, gelir desem, desem yalandır...Güzel anam, canım anam, kolay değildir.."

 

── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ──

 

EPİSODE PLAYLİST

▶︎ •၊၊||၊|။||||။‌‌‌‌‌၊|•

Keskin Bıçak- SEZEN AKSU

Gamzendeki Çukur- KUBİLAY AKA, HAYKO CEPKİN

Bir Beyaz Orkide- CİHAN MÜRTEZAOĞLU

Kolay Değildir- DUMAN

Olsun- SERTAB ERENER

Sarı Kurdeleler- MODEL

 

 

 

 

 

 

 

 

Bazı sabahlar uyandığında, dünyanın bıraktığın yerinden bir santim bile kımıldamadığını görürsün. Oysa içindeki her şey yerle bir olmuştur. İnsan, en büyük enkazını dışarıya hiç toz çıkarmadan yaşar.

Eski bir fotoğrafın kenarındaki o ince sarı leke gibiydi hayatım; varlığı önemsiz, ama yokluğu her şeyi eksik kılacak kadar tanıdık. Söylenmemiş tüm kelimeleri bir valize sığdırıp kapının eşiğine bıraktım. Artık gitmek, kalmaktan daha az yorucuydu.

İnsan, en çok kendi içindeki gürültüden sığındığı o ıssız limanda yorulurmuş. Gökyüzü bugün, dökülmeye cesareti olmayan gözyaşları gibi kurşunî bir suskunluğa bürünmüştü. Rüzgârın taşıdığı o tanıdık koku, çoktan unutulduğu sanılan bir mevsimin küllerini savuruyordu eşiğime.

Bazı yaralar vardır; kanamaz ama hiç kapanmaz da. Sadece vaktin geçmesini bekler, tıpkı kıyıya vurmak için fırtınanın dinmesini bekleyen o yorgun dalgalar gibi. Kalemi elime aldığımda anladım ki; hayat, aslında bittiği yerden değil, bittiğine ikna olduğumuz yerden yeniden başlıyordu

İnsan, kurşunun uzağından değil, en çok sığındığı limanın rüzgarından üşürmüş. Meğer en keskin bıçaklar, bileylenmesi için ellerine teslim ettiğimiz sevdalarımızın avuçlarında saklıymış. Oysa ben, fırtınadan kaçarken sığındığım o çatının, üzerime çökecek ilk duvar olduğunu hiç hesap etmemiştim.

Güvendiğim o tanıdık sesler, şimdi kulağımda yabancı birer uğultu gibi yankılanıyor. Kalp, yabancının vurduğu darbeyi unutur da; sofrasına ekmek doğradığının elindeki o soğuk metali asla bağışlamazmış. Şimdi sırtımda, bir zamanlar yaslandığım o omuzların izi değil, tam oraya bırakılmış sessiz bir ihanetin ağırlığı var. Bazı vedalar kapı eşiğinde değil, tam kalbin ortasında, hiç beklenmedik bir "eyvallah" ile başlarmış...

Meğer en büyük gürültü, bir insanın sığındığı o kalabalık kalplerden kovulduğu an çıkan o sağır edici sessizlikmiş. İhanet, bir fırtına gibi gelip yıkmıyor ortalığı; daha çok, her sabah içtiğin suyun tadının yavaşça bozulması gibi sinsi bir boşluk bırakıyor geride. Kimseye anlatamadığın, sadece kendi içine doğru düştüğün bir boşluk bu.

Ellerimi uzattığımda tuttuğum o tanıdık sıcaklıklar, şimdi avuçlarımda buz kesmiş birer yabancı. İnsan, düşmanının attığı taştan kaçmayı bilir de; dostunun bıraktığı o derin boşlukta nasıl ayakta duracağını kestiremezmiş. İçimde öyle bir yer eksildi ki, artık hangi kelimeyi oraya koysam eğreti duruyor, hangi teselliyi fısıldasam yankılanıp geri dönüyor. En ağır yük, artık orada olmayan birinin sende bıraktığı o koca boşluğu taşımakmış...

 

🇹🇷🐺🌒

TURAN YİĞİT BOZKURT'TAN...

Patlama sesinin ardına iki kurşun sesini duymamla kulaklarıma dolan tek ses Mavi'nin acı dolu çığlığıydı.

Beynim algılamadı..

Boğazım yırtılırcasına "Mavi!" diye kükredim.

Oraya doğru koşarken ciğerime dolan barut kokusu ve gözlerini yakan tozların arasında asla durmadım.

Tüm tim buraya akın ederken bir yandan kulaklıktan Mavi'ye sesleniyorlardı.

Ayaklarım her attığım adımda içim eriyordu. Nefesim kesiliyor, göğsüm daralıyordu.

İçimden dualar okurken daha fazla dayanamayacaktım.

Oraya varmamla tozların arasında âdeta bir kan gölü gördüm...

Fazlasıyla toz vardı ve hâlâ bombanın etkisiyle oluşan tuz bir ses vardı. Kulaklarımı ellerimle kapatırken yüzümü buruşturdum.

Mavi'nin kanlı bedeninin üzerine yığılmış kişiyi seçemedim.

Herkes buraya toplanırken tozdan göz gözü görmüyordu.

"Kim?Kim? Kim onlar?!" diye bağırdı Gökalp.

Kuzey koşarak buraya geldiğinde elinde ki dev tüfeği yere fırlattı.

Toz azaldığında ellerim titreyerek oraya yaklaştığımda Kuzey acı dolu bir çığlık attı.

"Kardeşim!"

Kuzey hızla onu Mavi'nin üzerinden çekerken anlında ki açılmış çukurdan oluk oluk kan akan Kerimcan'ı gördüm.

Anlından vurulmuştu...

Kerimcan, anlından vurulmuştu...

Bu şuan yüreğime saplanan ilk hançerdi.

Mavi'nin yanına koşmamla karnındaki kanı gördüm.

Siktir...

SİKTİR!

Karım vurulmuştu...

Hemde karnından vurulmuştu...

Ve bu yüreğime saplanan ikinci hançerdi...

"Komutan'ım!"dedi birisi, kim olduğunu çıkartamadım.

Beyninden vurulmuşa dönerken tüm Timden bir ses geliyordu.

Hüseyin hızla telsiz ile helikopter çağırırken hiç birşeyi duymuyordum.

Tim Kerimcan ve Mavi'nin etrafına doluşurken ben ise sadece onun karnında ki kurşun yarasına bakıyordum.

Allah'ım lütfen bu bir kabus olsun...

🇹🇷🐺🌒

YAZAR'IN ANLATIMIYLA

Soğuk rüzgar eserken Sıhhiye uzmanı olanlar Mavi'nin yarasına bakarken; Kuzey, elleri titreyerek Kerimcan'ın üzerine bayrağı serdi.

"Hakkını helal et kardeşim..."dedi.

Ona son vedasını ederken sesi titriyordu.

"Sana söz kanın yerde kalmayacak kardeşim..."dediler hep bir ağızdan.

Kuzey, Kerimcan'ın avucunda sıkıca tutmuş olduğu kanlı bordo beresini aldı.

İçinden intikam yeminleri etti.

"Mavi Komutan...Karnından vurul-"demeye kalmadan ağlamaya başladı Gökalp.

Helikopter yakına doğru indi.

İçeriden iki tane kişi geldi ama Turan yaş dolu gözlerinden kim olduğunu anlayamadı.

İbrahim ve Kubilay, Mavi'yi tutup kaldırırken herkes onun iyi olması için dua ediyordu.

Mustafa, içinden dualar okurken en son şehidimizi helikoptere bindirdiler.

Turan zorla ayaklarını oynattı.

Tüfeğini alıp helikoptere bindi.

Mavi'nin başı onun kucağına geldiğinde kana bulanmış, kurumuş, sarı saçlarını okşadı.

"N'olur... N'olur Mavim, Mavişim, bir avuç mutluluğum..Lütfen iyi ol... İyi olun."dedi.

Nefesi titriyordu.

Tüm tim binmesiyle, helikopter havalandı.

Herkesin ağzını bıçak açmıyordu.

Derin bir sessizlik içinde sadece helikopterin kulak tırmalayıcı sesi vardı.

Turan sessiz sessiz ağlarken kendini ilk defa gizleyemiyordu.

Başını Mavi'nin göğsüne bıraktı.

Hüngür hüngür ağlarken hiç kimseden utanmadı, karısı ölürse ne yapardı?

Ya bebeklerine bir şey olursa?

Ya Mavi'ye bir şey olursa?

Bir daha ki acı çekecekti? Çekeceklerdi?

Düşünmek içini yerken ağlamaya devam etti...

🇹🇷🐺🌒

Sezin Şafak bağırdı.

"O kadının zarar görmesine göz yumduk farkında mısınız?"dedi.

Kızım diyemiyordu, hak etmiyordu anne olmayı.

Büyük oğluna baktı.

"Sen?Sen neden bir şey yapmadın?!"dedi ayağa kalkıp.

Yüksel araya girdi.

"Görevimiz olanları uzaktan izlemekti, Korgeneral öyle emretti.'Hiç bir şekilde müdahale etmeyeceksiniz' dedi."dedi.

"Bu iş hiç güzel bitmeyecek Selim Han!"dedi Sezin ve beylik tabancasını beline geri taktı.

Öfkeyle solurken, Selim Han sessiz kalmayı tercih etti.

🇹🇷🐺🌒

Ameliyathane kapısından bekliyorlardı.

Tim alışmıştı artık buraya, ama nefret ediyorlardı.

Turan yere çökmüş başını dizine yaslamıştı.

O sırada bir çığlık duydu koridordan.

"Nerde o! Nerde benim kardeşim! Mavi!"diye koşarak buraya gelen kişi Esra'ydı.

İbrahim yanına koştu.

"Nerde o İbrahim! Bir şehit bir yaralı dediler! Kim şehit?!"dedi.

İbrahim onu tuttu ama o durmadı.

"Sakin ol.."dedi sadece.

"Nerde o!"dedi bir daha.

İbrahim onu bileklerinden tuttu ve yaklaştı.

"Sakin ol...Mavi, vuruldu. Kerimcan..." Yutkundu.

"Şehit.."dedi.

Esra, "Vatan sağ olsun" diye fısıldadı.

Esra bir anda parmak ucunda yükselip kollarını İbrahim'in boynuna doladı ve ona sıkıca sarıldı.

İbrahim bu beklenmedik hareket karşısında şaşırdı fakat hızla o da sarıldı.

Kocaman cüssesi, uzun boyu ile Turan'la birlikte Tim'in en devlerinden birisiydi.

İbrahim kolunu onun belinin iki yanından sardı.

İnce beli vardı Esra'nın.

Yemek yemezdi kolay kolay, kilo almazdı da bu yüzden.

Bu kadar zayıf olmasına şaşırmamıştı, biliyordu çünkü yemek yemediği.

Onun kokusu içine çekerken muazzam kadınsı kokuyu hissetti.

Sapsarı saçları uzundu; bilirdi, çocukluğundan beri saçlarına bir önem gösterirdi.

Esra sessizce ağlarken İbrahim ise onu bekledi.

Güçlüydü İbrahim.

Ağlamazdı.

Babası öyle demişti ona, 'Güçlü ol, erkek adamsın sen ağlayamazsın' derdi.

Sessizce onun acısını hafifletmek istercesine sarıldı...

🇹🇷🐺🌒

Saçları tarıyordu Sidem.

Kerimcan onu operasyon sonrası arayacaktı.

Onu bekliyordu.

Yaklaşık bir hafta önce ona evlenme teklifi etmişti Kerimcan.

Nişanlılardı...

Yüzüğüne bakarak gülümsedi içli içli.

"Sağ Salim gel sevgilim"diye fısıldadı.

Aradan bir vakit geçtiğinde kapı çaldı.

Usulca ilerledi.

Bahçeli evde oturuyordu, tek katlı.

Kapıyı açtı.

Önünde iki askeri üniformalı adam vardı, arkada ise ambulans.

Olmazdı değil mi? Değildir ya..

Diye geçirdi içinden.

"E-efendim?"dedi.

Karşısındaki adam derin nefes aldı.

"Kerimcan Kağan Durg-."derken, Sidem'in dudaklarından bir inilti döküldü.

"Hayır..."diye fısıldadı.

"Başınız sağolsun"dedi.

Kapının pervazına tutundu Sidem.

Ağzından bir inilti daha kaçtı.

"Hayır...Hayır!"dedi.

Dizlerinde derman kalmamıştı.

Yere sertçe çökerken çığlık attı.

"Kerimcan!Hayır!"dedi.

Çığlık çığlığa ağlarken sağlık görevlileri ona doğru ilerlediler.

Hızlıca onu sakinleştirmeye çalıştılar ama nafileydi.

Sidem ellerini yerlere vurdu.

Kaderi bu olamazdı.

Daha evleneceklerdi, bir kız çocuğu hayalleri vardı daha.

Nişanlanalı ne olmuştu daha?

Öksüzdü, yetimdi Kerimcan.

Bir tek Sidem'i vardı bu hayatta.

Artık kendisi yoktu, Sidem'i ise geride yaralıydı.

Sidem, bayılırken iki görevli asker genizlerine dolan acı nefesi verdiler.

* "Yarenim" diye severdi Sidem'i.

Sidem merakla sordu, "Ne yareni?"diye.

"Asker yareni"dedi Kerimcan gülerek, Sidem'in saçlarını geriye attı.

"Yaa"dedi Sidem, yanakları kırmızı olmuştu.

"Evlenelim de senin herşeyin olurum!"dedi Sidem.

"Zaten herşeyimsin..." *

🇹🇷🐺🌘

"Ula bak sağa çekil deyrum ha!"diye bağırdı kızıl saçlı kadın.

"Sırık boyli!Ha birde dalyan gibu herifsun! Çekil ula!"diye devam etti.

Kuzey onun önünde dururken tanımadığı bu kadını durduruyordu.

"Sen kimsin?"dedi Kuzey sakince.

Kızıl saçlı kadın ellerini saçına geçirdi ve derin nefes aldı.

"Ulan asıl sen kimsun ya? Çekil deyrum anlamayi misun?"dedi.

"Kimsin?"dedi tekrar.

"Sağane ula!"

"Kimsin!"dedi. Bu sefer sesini yükselterek söyledi Kuzey.

"Babannenun kör ebesu!"dedi.

"Ağzını topla ve kim olduğunu söyle. Ayrıca bağırma, burası hastane"

"Sağane? Bağırırum, çağırırum! Sanane?"

Kuzey derin bir iç çekti ve gözlerini kapattı.

"Bir daha sormayacağım kızıl kafa, kimsin?"

"Gümüşlanelu Arzu! Şimdi çekul yolumdan!"diye bağırdı.

Esra hızlıca koridordan dönüp bağırışmanın olduğu yere geldi.

"Arzu?"dedi.

"Oh...Esra'm"dedi ve Kuzey'i sertçe itip Esra'ya sarıldı.

Kuzey arkasını dönüdü, ona tek kaşını kaldırıp yüzünde çarpık bir gülüşle baktı.

Karadenizliydi, şivesinden ve inadından belliydi.

Kızıl renk uzun saçları, yeşil çekik gözleri, sert çehresi, hafif kemerli burnu ve perçemleriyle yüzünün her bir parçası yapboz gibi birbirini tamamlıyordu.

Uzun boylu, altına giydiği kemerli, kahverengi ince bacaklarını saran kot pantolonu; üzerine beyaz kısa kazak ve onun üzerine de kahverengi paltosu vardı.

Koluna taktığı siyah kol çantası ve dalgalı saçları en çok dikkat çeken parçalarıydı.

Kuzey, onu incelerken hayran kalmamak için gözlerini kaçırdı.

"Nereden geldin buraya?"dedi Esra.

"Uzun iş ya. Oldi ha birşeyler.. Bu arada Sezen geliy"dedi.

"Sezen? O nereden duymuş?"

"Duyiy ya onun eli koli uzin da bileysun"

"Ee, anladım tamam"

"Boşver da şimdu sen Sezenu. Mavi? Nasul?"dedi Arzu.

"Bilmiyoruz..Henüz ameliyatta"dedi.

Kuzey sessizce oradan ayrılırken Arzu'nun bakışları ona doğru kaydı.

Uzun boyu, sert çehresi, yapılı vücudu, ela gözleri, kısa askeri tıraş saçları, sessiz duruşu ile ilgi çekiciydi.

Arza ona tek kaşını kaldırıp baktı.

Girişte tartıştığı bu adam neden onun ilgisini çekiyordu ki?

Kafasını hızla geri çevirdi ve sustu...

🇹🇷🐺🌒

Turan iki elini başının arasına aldı.

Derin bir nefes verirken gözünü kapattı.

Saate baktı.

İkindi vaktini geçiyordu, Mavi hâlâ ameliyattaydı.

Hızla ayağı kalktı ve telefonunu alıp ilerledi.

Asansöre binip mescitin olduğu kata inerken aynada kendine baktı.

Gözaltları mosmordu.

Her gün düzenli olarak taradığı saçları dağınıktı.

Bakımını önem verirdi Turan, ama ne zaman Mavi'ye bir şey olsa kendini unutuyordu.

Onu düşünmekten kendini ihmal ediyordu.

Gözlerini kapatıp geri açtı.

Üzerinde ki kanlı kamuflajlar hâlâ duruyordu, tüm tim aynı şekildeydi.

Elinde ki tüfeği sol eline aldı ve saçını düzeltti.

Asansörün kapıları açıldığında hızla mescite ilerledi.

Kapıyı açıp soğuk mescite girdi.

Abdesthanenin taşına oturdu ve usulca postallarını çıkardı.

Çoraplarını da çıkarıp kollarını sıvadı.

Suyu açmasıyla eline değer buz gibi su tenin ürpetti ama durmadı.

Niyetini edip ellerini, yüzünü yıkadı.

Tüm hatlarıyla abdestini almasıyla çoraplarini geri giydi ve ibadet odasına girdi.

Tüfeğini fazla olan seccadelerin altına koydu.

İkindi namazını kılmaya başladı.

Başı dönüyordu, ama gözünü bir an olsun seccadeden çekmiyordu.

Aklında sadece; Allah vardı.

Her secdeye varışınde derin soluk verdi.

En sonunda iki yana selam verip namazını bitirdi.

Ellerini açtı ve semaya yükseltti.

"Allah'ım..."dedi.

Öyle içten bir yalvarışla haykırdı ki adını, gözlerini anında dolmuş ve tüm tüyleri diken diken olmuştu.

"Nolursun Yarabbim...Onu, bebeğimizi koru."dedi.

Gözlerini tekrar kapatıp duasını etmeye devam etti...

🇹🇷🐺🌒

TURAN YİĞİT BOZKURT'TAN

"Komutan'ım!"diye bağırdı Gökalp.

Namazdan çıkmıştım.

"Çıktı! Ameliyattan çıktı!"dedi.

"Ne?"dedim.

Hızla Gökalp'in peşine düşerken adımlarım hızlı ve aceleciydi.

Ameliyathanenin kapısında ki doktora koştum.

"Nasıl? O nasıl? İyi mi?! Yaşıyor mu!"dedim.

Sesim tüm koridorda yankılandı.

Duvarlardan geri kulaklarıma çınlayan kendi sesim, tüm timi ayağa kaldırıp buraya getirmişti.

Ellerim terlemişti.

Doktor derin bir nefes verdi.

"Kendisi iyi, yaşıyor.."demesiyle içimde tuttuğum nefesi verdim.

Karım yaşıyordu...

Artık rahat nefes alabiliyordum.

"Peki bebek? O..."dedi İbrahim.

Doktora döndük.

"Şunu söylemeliyim ki. Ameliyat biteli yaklaşık bir buçuk saat oldu. Mavi hanım bir süre gözlem alanındaydı. Normal odaya alındı az önce. Bu konuyu o uyandığında konuşmak istiyorum."dedi.

"Lütfen söyleyin"dedi Esra.

"Mavi hanımla birlikte öğrenmeniz daha doğru olacak. Çok zor bir sonuç ve... Ben size ne diyeceğimi bile bilmiyorum."dediğinde dizlerim titredi.

Evladım... Ölmüş müydü?

Her gece dua ettiğim bebeğim ölmüş müydü?

Mavi iyiydi, peki o?

Sorular beynimi tırmalarken, doktor derin nefes alıp koridordan uzaklaştı.

Çıkan hemşireler Mavi'nin oda numarasını ve katını söyledi.

Saatlerdir ameliyat bitsin diye bekliyorduk..

Hızla servis alanına gittik ve iki asansöre bindik.

Hepimizin üzerinde lekeli, kanlı kamuflaj kıyafetler ve ellerimizde tüfekler duruyordu hâlâ.

Aliş, Gökalp'le konuşuyorlardı.

"Evet, çıktı kardeşim. Yok yok sen kal Eslem'le ararız biz. Yok olum gelme lan kızına bak sen, o kadın yeni doğum yaptı yorgun argın. Hadi Allah'a emanet"

Asansörün gelmesiyle hızlıca indik.

Oda numarasını bulduğumda kapıyı usulca açtım.

Yatakta yatan karıma baktım.

Gözlerime yaşlar hücum etti.

Arkamı döndüm, "Bir süre yalnız kalmam gerek." dedim.

Tim kabul ederken kapıyı kapattım.

Mavi'nin yanına gittim ve yatağın yanında ki koltuğa oturdum.

"Mavi'm...Maviş'im..."diye fısıldadım.

Elini tuttum.

Mosmor göz kapakları kapalıydı.

Göz yaşlarım çenemden akarken, elini sıkıca tuttum.

"Ömrüm... Bir avuç mutluluğum..."dedim.

Başımı eline yasladım.

O çıkana kadar yüreğimde ki korku tarifsizdi.

Onsuz ben ne yapardım?

Hayatımın ne neşesi kalacaktı?

Gözkapakları usulca aralandı.

Dudaklarından bir inilti firar etti.

Kafamı hızla kaldırdım.

"Mavi?"dedim.

Bir kez daha inilti çıkarıp gözlerini tamamen açtı.

Hemen ayağa kalktım, kapıyı açıp bağırdım.

"Uyandı!"dedim...

🇹🇷🐺🌒

MAVİ BEYZA BOZKURT'TAN

Turan'ın sesi kulaklarıma gelirken vücudumda ki ağrı müthişti.

Herkes odaya doluşurken ellerimi karnıma sardım.

Bebeğim?

Time baktım. Gözüm hepsini tararken birisi eksikti.

Kerimcan neredeydi?

"Kerimcan.."dedim ama sesim çıkmadı.

Olanları hatırlamaya çalıştım.

* Bomba ile geriye savrulurken inledim, iki kurşun sesi duymuştum. Karnında bir acı ile inlemeye çalışırken üzerime yığılan beden ile kaskatı kesildim. Yüzüme fışkıran kanlar dudaklarımdan, boğazıma ilerledi.. Derin nefes aldım. Elimi karnıma götürdüğümde elim kanlar içinde kalmıştı. Boğazım yırtılırcasına çığlık attım. Sonrası ise bağırış sesleri ve tozların gözümü yakmasıydı...*

"Hayır...O.. O Kerimcan?"dedim.

Bu sefer sesin çıkmıştı.

Başımı sağa sola salladım.

Tim kafasını eğerken doktor Turan'la birlikte odaya girdi.

Aklım uçtu...

"Bebeğim..."dedim.

Bebeğim yaşıyormuydu?

Ben ne yaşıyordum?

Kim öldü? Kim yaşıyordu?

"Bana birisi cevap versin"dedim.

"Bebeğim iyi mi? O yaşıyor mu?!"diye daha yüksek sesle konuştum.

"Öncelikle sakin olu-"

"Ne sakini ya! Kerimcan şehit mi? Bebeğimiz yaşıyor mu?!"dedim.

Doğrulurken karnım acıdı ve inledim.

Turan hızlıca beni omuzlarımda tuttu.

Ela ve gri karışımı gözleri simsiyahtı.

İlk defa Turan'dan bu kadar korkmuştum. Yüzü bembeyazdı.

"Mavi hanım... Bebeğiniz.. Yaşıyor ama. Öldü"dedi.

Kaşlarını çattım.

Anlamıyordum.

Doktor derin nefes aldı.

"Siz aslında ikizlere hamileymişsiniz..."dediği zaman zaman ellerimden kayıp gitti.

Başım dönerken kaskatı şekilde doktora bakıyordum.

"Kurşun... Kız bebeğe denk gelmiş."dediğinde sanki tekrardan karnıma kurşun yemişim gibi bir acı hissettim.

Dudaklarım aralandı, içimde bir nefes firar etti.

Göğsüm sıkıştı, nefes almam zorlaştı.

"Diğer, erkek Bebek... Yüzde 17'lik bir şans ile yaşıyor"diye devam etti.

Kafamı Turan'la çeviremedim.

Ben bir bebeğimi de daha kaybetmiştim.

Ben yine aynı acıyı tatmıştım.

BEN YİNE...

"Hayır...Hayır...Hayır!"dedim.

Tüm bedenim titrerken gözüm hiç bir şeyi görmüyordu.

Kolumda ki serumu çekip atarken kolumdan kanlar yere damlıyordu.

Ayağa kalkmaya çalışıyordum ama iki doktor ve Turan buna engel oluyordu.

Kendimi kontrol edemiyordum.

Başım dönüyor, kalbim sıkışıyor, aldığım nefes ciğerime sığmıyordu.

Bu acının tarifi yoktu.

Kontrolsüzce çığlıklar atıp bağırırken etrafımda ki kim varsa onlara saldırıyordum.

Bana uzanan ellere vuruyor, bağırıyordum.

Ben hem askerimi, hemde evladımı kaybetmiştim...

Ben ne yapacaktım?

"Dokunma bana! Yaklaşma! Hayır! Bebeğim... Askerim!"dedim.

Gözlerim kararırken son hatırladığım şey Turan'ın elimi sıkıca tutması ve doktorun bana sakinleştirici serum takmasıydı...

🇹🇷🐺🌒

İki gün geçmişti.

Her gün aynı rutin şeyler ile ilerledi.

Serum tak, serum çıkar, timle konuş, ağla, sus, uyu...

Tepki veremiyordum. Herşey o kadar hızlı gelişiyordu ki. Kafam yerinde değildi.

Sürekli sanrılar görüyordum. Acıyı hissedemiyordum.

Sürekli birşeyler yaşamaktan bıkmıştım. Ve yine... Yine bir ölümdü.

Ve ölüm benim lanetimdi...

🇹🇷🐺🌒

Defin işlemleri bugündü.

İki gündür ruhsuz bir şekilde tek yaptığım yatakta uyumak ve tavanı izlemekti.

Gözümden ara ara yaşlar akıyor, nefesim kesiliyordu.

Karnında ki dikişlerin acısı bir türlü geçmiyor, elim sürekli karnıma gidiyordu.

Üzerimde Turan'ın giydirdiği kamuflajlar vardı.

Onun desteğiyle dengede durdum.

Postallarımın bağcıklarını bağladı ve başıma askeri tören şapkasını taktı.

Saçlarımı örmüştü.

Anlıma bir öpücük kondurdu.

"Canım..."dedim.

Kollarını uzatıp ona sarıldım.

Turan başını göğsüme gömdü.

Gözleri kısıldı, kaşları çatıldı ve dudakları büzüştü.

Ağlayacaktı...

"Mavişim.."dedi.

Dudaklarımdan bir inilti kaçtı.

Başını kaldırdı.

Elimi yüzüne götürdüm, göz yaşlarını sildim.

Elimi tuttu ve hastane odasından çıktık.

Başımı dik tuttum.

𝐁𝐞𝐧 ş𝐞𝐡𝐢𝐭 𝐚𝐧𝐧𝐞𝐬𝐢 𝐨𝐥𝐦𝐮ş𝐭𝐮𝐦...

🇹🇷🐺🌒

Hakkari'nin biz gibi soğuğu, durmak bilmeyen karı ve tenimi ısıran rüzgarı ile gözlerimi kırptım.

Turan'la omuzumuz da tuttuğumuz üzerinde bayrak olan minik tabutu taşıyorduk.

Önümüzde timimiz Kerimcan'ın ay yıldızlı tabutunu taşıyordu.

Yüreğim yanıyordu...Sönecek gibi değildi.

Herkes sessiz bir hâldeydi.

Tabutu cenaze nakil araçlarına yerleştirdik.

Turan'la aracın arkasına tabutun yanına oturduk.

Diğerleri askeri araçlara binip bizi takip ettiler.

Başımı Turan'a yasladım.

İkimizde konuşamıyorduk.

Ne konuşacaktık ki? Evladımızı kaybetmiştik.

Biz yaşayacağımız en büyük acıyı yaşamıştık.

Kollarını tabuta uzattım ve başımı yasladım.

İçim çıkana kadar ağladım.

Ne kadar ağladığımı bilmiyordum ama bir an öyle acıdı ki canım çıkacak sandım...

🇹🇷🐺🌒

Kerimcan'ın tabutuna uzandım.

Gözlerim doldu ama geriye attım. Bir çok asker buradaydı. Albay ve yarbaydan sonra burada en yüksek rütbe bendim.

İmam, cenaze namazını kıldırdı. Diğer askerler senkronize hâlde geldiler.

"Dikkat!"

"Şehit, al!" diye bağırdı.

Kerimcan'ın tabutunu aldılar.

"Sağa, sola dön!"dedi.

Tabutu götürürken ciğerim parçalandı.

"Hayır!Ne olur götürmeyin onu! Biz daha evlenmedik ne olur!"diye bağırarak öne atıldı Sidem.

Esra onu tutmaya çalışırken, Mustafa ve Mehmet abilerin eşleri de onu tuttular.

Kerimcan Kağan DURGUN...

Benim için kendini siper etmişti.

Yine senkronize hâlde ilerlediler.

Kızımın tabutuna gittiler. Onu da aldılar.

İçim çıktı.

Bağırmak istedim.

Götürmeyin kızımı benden, demek istedim.

Allah'ım onu daha doğmadan yanına almıştı.

Sidem, şiş gözlerle Esra'ya tutunmaya devam etti.

                              ...

Mezarlıkta ayrılan kocaman alana gelmiştik.

Bir gün bizde gömülecektik buraya. Kerimcan için kazılmış bölgeye kefenli bedenini koydular.

Sidem ağlarken ben Turan'ın kolunu tuttum.

Elini belime sardı ve sıkıca tuttu.

Görevliler dualar eşliğinde toprakları atmaya başladı.

Bebeğimin yeri belliydi.

Diğer bebeğimin yanı...

Kerimcan'ın defin işlemi bittiğinde ağlamamak için zor duruyordum.

"Kahpe fişek nasıl delmiş kaşın arasını..."diye mırıldandım.

"Birden bire donup kalmış, gözün karası..."

Devam ettim.

"Elde vardır bir tek onun, kanlı beresi."derken avucumda ki kan lekeli bordo beresine baktım.

"Gelir anam gelir desem, desem yalandır...Güzel anam, canım anam kolay değildir..."

                          ...

Kızımın mezarı hazır olduğunda, daha gelişmemiş bir bebekti.

Bebek bile sayılmazdı.

Seneler önce aldatılmanın acısını kaldırmayıp düşük yaptığım bebeğimi bir kavanozda vermişlerdi.

Şimdi de aynıydı...

Üzerine ilk toprağı ben atarken, Turan'ın gözleri simsiyahtı.

Bir kaç defa toprak atarken dayanamayıp küreği İbrahim'de bıraktım.

Göktuğ yanıma gelirken Aliş ve Eslem ise kucaklarında Asena Yaren ile ileridelerdi.

"Ablam.."dedi.

Hızlıca ona sarıldım.

Başımı onun boynuna sakladım.

Ağlamadım ama canım çok yandı...

Mezarın başına bir tahta koydular.

Doğum tarihi yoktu ama ölüm tarihini yazdım.

Üzerine ne işim yazacaktım?

Turan'a baktım.

Gözlerinden anladım...

Gökçe BOZKURT yazdım.

Elimden kalem düştü.

Kendimi mezarın üzerine bıraktım.

Toprağı sıktım. Kafamı kaldırdım.

Diğer bebeğimin mezarına baktım.

Bebek KIŞ. Yazıyordu...

Adı bile yoktu.

Ben hayata nasıl tutunacaktım?

── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ──

 

 

 

 

​​​​​

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 15.04.2026 00:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...