16. Bölüm

A DAY WITH FAMILY, A NIGHT UNDER STARS👨‍👩‍👦‍👦⭐🌃

☾𝔖𝔦𝔯𝔢𝔫 𝔏𝔞𝔯𝔞☽ ꫝ፝
s.winterverse11

Evden çıkmadan hemen önce Chan, küçük sırt çantasını hazırladı. Yanıma gelip saçımı düzeltti.


C – Rahatsan gidiyoruz, Min.
S – Rahatım. Ama heyecanlıyım biraz.
C – Endişelenme. Onlar seni zaten çoktan sevdi.


Chan’in ailesi, Felix ve Hyunjin'le birlikte arabaya doluştuk. Arabada hafif bir müzik çalıyordu, pencereden içeri ilkbahar güneşi giriyordu. Chan’in annesi, arka koltukta bana dönüp elini hafifçe dizime koydu.


A – Gidince çocukluk fotoğraflarını gösteririm Chan’in. Hazır ol!
S – Ooo! Tamam, ama ben de birkaç sır ifşa edebilirim.


Kahkahalar yükseldi. İçim ilk defa bu kadar hafifti. Sanki yıllardır aile dediğim şeyin gölgesinde yaşıyordum… ve şimdi o gölge yerini gerçek bir güneşe bırakmıştı.


**_Öğle Saatleri – Chan’in Ailesinin Bahçesinde_**

Baharın tam ortasıydı. Bahçede çiçekler açmış, havada taze toprak kokusu vardı. Masaya örtü serildi, sandalyeler dizildi, Chan’in babası mangalın başına geçti. Chan annesiyle mutfağa girip salatalar hazırlarken, biz dört kişi bahçeye minderler attık. Hyunjin bana döndü.


H – Burası... senin içinde bir boşluğu doldurdu, değil mi?
S – Çok fena hem de.
Chan arkamdan gelip kollarını omzuma doladı.
C – Senin hak ettiğin yer burası zaten.
S – Aile… ilk defa içi dolu geliyor.


Tam o anda Chan’in annesi elinde eski bir albümle geldi. Minderin üstüne oturdu ve albümü dizimize bıraktı.

A – Bakın şimdi... Bu Chan yedi yaşında, pastaya saldırmadan bir saniye önce.
F – Aaaaaa! O saç ne!
S – BUNU BANA GÖSTERMEMİŞTİN!
C – Ya amaaaaan! Annem yaa!


Kahkahalar havaya karıştı. Fotoğraflar, anılar, gülümsemeler… İçimde bir yerlere dokunuyordu. Her şey eksiksiz değildi belki, ama eksik olan şeyler bile şifalanıyordu.


**_Günün Sonuna Doğru_**


Güneş batarken, hep birlikte çimenlere uzandık. Gökyüzü turuncudan mora dönüyordu. Sessizlik vardı. Gereksiz kelimelerin sustuğu o huzur dolu an…


C. A. – Seungmin…
S – Efendim?
C. A. – Eğer istersen… seni aile yemeğimize davet etmek isterim. Yani, bizim gerçek masamıza. Oğlumuzun hayatındaki yerin… resmi olsun diye.


Boğazım düğümlendi. Kelimeler boğazıma takıldı. Ama sonunda sadece bir cümle döküldü.


S – O masa beni yıllardır bekliyormuş gibi hissediyorum.


Chan başımı omzuna yasladı.


C – Artık beklemeyeceksin.


Ve o anda… gökyüzünde ilk yıldız belirdi. Gün bitmişti ama içimdeki sıcaklık hâlâ taptazeydi. Herkes yavaş yavaş odalarına çekiliyordu. Chan yanıma geldi, üzerini değiştirmişti, üstünde bol bir tişört vardı. Elinde iki kupa vardı; birinde sıcak süt, diğerinde bitki çayı.


C – Hangisini istersin?
S – Çay. Çok teşekkür ederim…


Kupanın sıcaklığını ellerimde hissettim. İçimden taşan duygularla gözlerim dolmaya başladı ama hemen toparladım. Chan fark etti ama üzerine gitmedi. Yanıma oturdu.


C – Bugün seni böyle görmek… anlatamam Min.
S – Uzun zamandır ilk defa ait hissettim. Beni, olduğum gibi kabul ettiler.
C – Çünkü seni sevmemek mümkün değil.
S – Senin annen… ‘gerçek masa’ dedi ya… O an içimde bir şey kırıldı. Ama iyi anlamda. Yıllardır duyulmayı bekleyen biri vardı içimde, sonunda biri o sesi işitti.


Chan kupasını sehpaya bıraktı. Sessizce elimi tuttu. Sözsüz ama tarifsiz bir bağ kuruluyordu aramızda. Sonra yavaşça başını bana çevirdi.


C – Yarın onlara, birlikte olduğumuzu açıklamak ister misin? Resmi olarak.
S – Sence hazırlar mı?
C – Onlar seni zaten “bizimki” gibi seviyor, Min. Sadece biz adını koyarsak tamamlanacak.
S – …O zaman yarın o masaya, senin hayatındaki yerimi bilerek oturmak istiyorum.


Chan, başını hafifçe öne eğdi ve alnımı öptü.


C – Benim yıldızım…


Gece Yarısı – Konuk Odasında Yalnızken


Herkes uyumuştu. Camın kenarına geçip perdenin ucunu kaldırdım. Gökyüzü yıldızlarla kaplıydı. Sessizce fısıldadım:


S – Beni buraya getiren bütün yollar… teşekkür ederim.


Kapı hafifçe aralandı. Chan, uykulu gözlerle içeri baktı.


C – Uyuyamadın mı?
S – Yıldızlara bakıyordum.
C – Ben de sana.


İçim ısındı. Sanki o yıldızlar, onun gözlerinde yansıyordu. Sessizce gelip arkamdan sarıldı. Başımı göğsüne yasladım.


S – Chris?
C – Hmm?
S – Her şey bitti sanmıştım… Ama sen gösterdin ki bazı şeyler yeniden başlatılabilir. Daha güçlü, daha güzel.
C – Çünkü bazı yıldızlar… ne kadar uzaklaşsa da, tekrar hizalanır.


Gece… bize ait bir yemin gibi üzerimize örttü kendini. Uyandığımda odanın içi sabah güneşiyle aydınlanmıştı. Perdeden süzülen ışık, duvarda altın sarısı lekeler oluşturuyordu. Sessizce yatağımdan kalktım, üzerimi değiştirip mutfağa doğru yöneldim. Mutfaktan kahkahalar ve tabak çanak sesleri geliyordu.
Chan, mutfağın ortasında annesiyle birlikte masa kuruyordu. Saçları dağınıktı, üstünde ise onun klasik gri tişörtlerinden biri vardı. Göz göze geldik.


C – Günaydın Min.
S – Günaydın… Yardım edeyim mi?
C. A. – Sen kalkıp gelmen bile yeter! Ama tabii istersen şu domatesleri doğrayabilirsin.
S – Memnuniyetle!


Tezgâhın başına geçtim. Chan yanımda durdu, elini usulca sırtıma koydu. Sessizce ama gözleriyle çok şey anlattı. O an, ikimizin de aynı kararı aldığı çok belliydi.


Bir Saat Sonra – Kahvaltı Masasında


Herkes masadaydı. Renk renk tabaklar, reçeller, yumurtalar, taze ekmekler… Bahçeye bakan camlardan içeri kuş sesleri doluyordu. Chan’in babası gazeteyi kenara bıraktı, çayını yudumladı. Sonra Chan hafifçe boğazını temizledi.


C – Anne, baba… Size bir şey söylemek istiyoruz.
C. A. – Tabii oğlum, dinliyoruz.
C – Seungmin… benim hayatımda sadece bir arkadaş değil. Uzun zamandır kalbimin en derin yerinde duruyor. Ve artık bunu sizinle paylaşmak istiyoruz.


Sessizlik. Sonra Chan’in annesi gülümsedi. Sanki bu haberi bekliyormuş gibi…


C. A. – Ben zaten gözlerinden anladım.
C. B. – (gülümseyerek) Bize gerçekleri açıkça söylemeniz bizi sadece daha da yakınlaştırır. Seungmin, sen bu ailenin bir parçasısın. Şimdi resmi olarak da… hoş geldin.


Gözlerim doldu. O masa… O meşhur masa… Artık gerçekten benimdi. Felix elimi tuttu, Hyunjin ise bana göz kırptı.


F – Seni ailemize kaptırdık ama Chan hak etti doğrusu.
H – Eh, artık masa başı kavga etme hakkınız da var!


Kahkahalar masaya yayıldı. İçimde, kök salan bir huzur vardı. Ait olduğum yer tam burasıydı.


Öğleden Sonra – Aile Yemeği Hazırlıkları


Evde hafif bir telaş vardı. Bahçede uzun bir masa kuruluyordu. Chan’in kuzenleri, teyzeleri, amcaları gelmeye başlamıştı. Herkes bir şeyler taşıyor, gülüşüyor, birbirine sarılıyordu. O kadar çok insan vardı ki başta biraz çekindim… Ama sonra biri arkamdan usulca sarıldı.


C – Yanındayım.
S – (kafamı hafifçe çevirip) Biliyorum.


Hyunjin bana doğru geldi, elinde tepsi vardı.


H – Hadi yardım et de şu tatlıları masaya çıkaralım, yıldız çocuk.
S – Yıldız çocuk mu?!
H – Eee, sen Chan’in yıldızısın artık. Gözlerinden belli.


Gülümseyerek tepsiyi aldım. Herkesle tanıştırıldım. Bazıları beni zaten duymuş, bazıları “Sonunda tanışıyoruz!” dedi. Chan’in halası beni sıkıca sarıldıktan sonra şunu fısıldadı:


– Oğlumu ilk kez bu kadar huzurlu görüyorum.


Akşam – Aile Yemeği Başlıyor


Güneş yavaş yavaş alçalıyordu. Masaya çeşit çeşit yemekler konulmuştu. Sohbetler yükseliyor, çocuklar bahçede koşturuyordu. Masa tam anlamıyla bir “yuva” gibi hissettiriyordu. Chan elimi tuttu, dizimizin altından parmaklarını geçirerek avucumu sıktı.


C – Hazır mısın?
S – Hiç olmadığım kadar.


Chan ayağa kalktı. Masadaki herkes sustu. Sessizlik, merakla birleşmişti.


C – Herkese hoş geldiniz demek istiyorum. Bugün burada sadece güzel yemekler, aile bağları ya da bahar için değil… bir diğer “ilki” kutlamak için toplandık.
F – (sessizce bana eğilip) Ayy geliyor, geliyor…
C – Hayatımda uzun zamandır beni olduğum gibi anlayan, seven ve en önemlisi… iyileştiren biri var. Seungmin. O artık sadece sevgilim değil… ailemizden biri.


Tüm masa alkışlarla doldu. Bazıları ayağa kalktı, “hoş geldin” diyerek kadeh kaldırdı. Chan’in annesi gözyaşlarını sildi. Ben ayağa kalktım, biraz utanarak ama kalpten gelen bir cümle kurdum.


S – Aile benim için hep uzak bir kelimeydi. Ama siz… bana bu kelimenin ne demek olduğunu gösterdiniz. Ve en çok da sen, Chan.
C – (yumuşak bir sesle) Sen geldin diye o masa tamamlandı.


Gece – Bahçede Yıldızların Altında


Yemekten sonra herkes yavaş yavaş dağılmıştı. Bahçeye minderler atıldı, mumlar yakıldı. Ben ve Chan biraz uzakta, küçük bir bankta oturuyorduk. Gecenin serinliği üzerimizde hafif bir hırka gibi duruyordu. Chan başını omzuma yasladı.


C – Bugün çok güzeldi, değil mi?
S – Hayatımın en gerçek günüydü.
C – Yarın da güzel olacak.
S – Ve sonra ertesi gün de.
C – Çünkü artık beraberiz.


Gökyüzüne baktım. Yıldızlar bu kadar parlak mıydı hep? Yoksa ben mi ilk kez bu kadar net görüyordum? Chan’in eli elimdeydi. Sessizlik doluydu, ama hiç yalnız değildi.
Ve o anda, dilek tutulacak kadar parlak bir yıldız kaydı.


Ertesi Sabah – Chan’in Ailesinin Evi


Sabah güneşi, odanın ince beyaz perdesinden süzülüyordu. Sessizlik vardı… ama huzurluydu. Kuş sesleri bahçeden içeri doluyordu. Uykumdan yavaşça uyandım, ama hareket etmedim. Çünkü Chan hâlâ yanımdaydı. Kolunu belime dolamış, başını boynuma yaslamıştı. Nefes alışverişi düzenli ve sakindi.
İçimden sadece tek bir cümle geçti:
“Keşke zaman dursa.”
Sanki o an, hayat tüm eksikliklerini onarmış gibiydi. Gözlerimi kapattım, birkaç saniye daha o sıcaklığa gömüldüm.


C – Uyandın mı?
S – (fısıldayarak) Uyandım ama… kalkmak istemiyorum.
C – Kalkmasak da olur. Gün bizden yana zaten.


Gülümsedik. Sonra birden kahkahalar ve ayak sesleri geldi koridordan. Felix ve Hyunjin yine bir şey için tartışıyordu. Felix’in sesi yüksekti:


F – Ama o yumurtayı ben kırdım!
H – O TAVAYI ben ısıttım! Bu zafer benim!


Chan başını yastıktan kaldırdı.


C – Biz neden hâlâ yataktayız ya? Aile kahvaltısını kaçıracağız!
S – Hayır… ilk defa “aile kahvaltısı” lafı güzel geldi. Biraz daha kalalım.


Chan alnımı öptükten sonra yüzüme baktı. Gözlerinde hâlâ geceyi taşıyan bir yumuşaklık vardı. Parmak uçlarıyla saçlarımı geriye itti.


C – Sana her sabah böyle günaydın demek istiyorum.
S – Her sabah uyandığımda bunu göreceksem… başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.


Sessizliğin içinden bir “tık” sesi geldi. Kapı aralandı. Felix başını uzattı, sonra yüzünü buruşturdu.


F – Aman Tanrım! Çıkıyorum! Görmedim! Hiçbir şey görmedim!
S – FELIX!


Chan kahkahayı bastı, yorganı yüzüne çekti.


C – Oğlum gözünü kırpmadan gözetledi bizi ya!
F – (koridordan) Hyunjin! Min ile Chan hâlâ yataktaaa!
H – Aaa ne tatlılar ya, bırak biraz uyusunlar!
F – HAYIR! Kahvaltıyı birlikte yapacağız dedik! Söz verdiler!


Chan başını iki yastığın arasına gömdü.


C – Ah şu aile baskısı…
S – Evet ama… bu baskıya gönüllüyüm. Çünkü ilk defa, “aile” dediğim şey gülüyor.


Yavaşça kalktık. Pencereden dışarı baktım. Bahçede masa kurulmuştu. Chan’in annesi bir çaydanlığı taşıyor, Hyunjin tabaklara reçel koyuyordu. Felix hâlâ mızmızlanıyordu ama yardımı da ihmal etmiyordu. Chan tişörtünü giyerken bana döndü.


C – Hazır mısın Min?
S – Hayatımda ilk defa, evet.


Beraber odadan çıktık. Merdivenlerden inerken herkes başını bize çevirdi.


A – Aşk kuşları da uyandı!
F – Dürüst olayım… hafif sinir bozucular ama çok tatlılar.
H – Birlikte çok güzeller, değil mi?


Chan elimi tuttu. Sıkıca. Tüm evin ortasında. Tüm kalabalığın içinde. Ve hiç bırakmadı.


C – Bu ev… artık senin de evin.


Kalbim, öylesine basit bir cümleyle öyle güzel doldu ki…

 

-----------------------------

 

BİRAZ DAHA CİDDİ BÖLÜMLER GELECEK.

SMUT OLMAYACAK. HABERİNİZ OLSUN.

AZ KALDI AYOLLL.

 

❗OY VERMEYİ UNUTMAYIN❗

💋ÖPÜLDÜNÜZ💋

Bölüm : 14.05.2025 18:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...