
SABAH
Sabah kalktım ve aşağıda kahvaltı hazırladım. Dün herkes hastane ortamına alışmaya başlamıştı. Dün kimseyi almadık ve bugün de almayacağız. Hastaneyi tamamlıyoruz. Bu yüzden daha kimseyi almayacağız. Yarın almaya başlayacağız diye planladık. Ben kahvaltıyı hazırlarken Hyunjin aşağıya indi.
H – Good morning Seung. Ne yapıyorsun?
S – Günaydın Hyun. Kahvaltı hazırlıyorum. Yardıma gel.
H – Tamam. Geliyorum. Ama önce saçımı toplayacamm.
S – Oyalanmadan topla. Hastaneye zamanında gitmezsek mesaiye kalırız.
H – Patron sensin. Bişe- aaaa. Uçtumm.
F – Nereye uçuyor benim bebeğim?
C – Patron geç kalmak istemiyor. O yüzden.
H – Tokam kimde!!?????
S – Doğru yaptığın bir iş yok. Bu Felix nasıl seni sevdi?
F – Sevmek için davranışlarının düzgün olması gerekmiyor. Çünkü benim de davranışlarım düzgün değil.
C – İyi tespit.
H – Yürü be bebeğim. Seungmin nolduu???
S – Siz buradan gidin. Ben sizi affedene kadar hastanede kalın.
F, H – Çok üzgünüz Dr. Kim. Siz oturun kahvaltı bizden.
S – *Chan'e bakarak* Söylediğim sizin için de geçerliydi.
C – Ev benim.
S – Ayak benim.
C – Açık konuşacak mı- Özür dilerim bebeğim. Sen git üstünü değiştir. Kahvaltı bizde.
S – Gerek yoktu da neyse. Felix, suyu uzat koçum.
F – Buyrun efendim.
C – *Seungmin'in kulağına fısıldayarak* Ayağın ne kadar senin olsada kullanamamanı sağlayabilirim.
Ağzıma aldığım suyu püskürttüm. Kalbim dur yerinde! Çok strest oldum aniden. Söylediği şeye bak ya! Üstüne öksürük tuttu. Birdee... yanaklarım kızardı! Olacak şey mi bu??
F – İyi misin Seungggg? Artık Chan bey ne dediyse!
H – Ne dedin lan çocuğa?
C – Sadece..
F – Aaa. Tamam. Anladım. Biz yukarıya çı- hatta siz çıkın. Biz kahvaltıyı hallederiz.
S – Ne!? Olmaz! Biz çıka- yok yani siz kalı- boşverin. Hep birlikte kalalım.
H – Dilini yuttu salak!
Tüm ev halkı benim durumuma gülerken ben nasıl kulaklarımı tıkayabilirim diye düşünüyordum. Tüm eve rezil olmuştum. Daha ne kadar rezil olurum diye düşünürken dolaptan yumurta alıyordum. Dolabı kapattığım zaman Chan beni dolapla arasına aldı.
C – Utandın mı sen? Dediğim şey o kadar abartılacak birşey değildi aslında.
F – Ben Seung'un elinden yumurtayı alayım.
S – *kaşlarını kaldırarak* Sen ne dedin ki?
C – Söylememi ister misin ki?
S – Hatırlamıyorum. Yani anlamıyorum. Ben gideyim.
C – "Ayağın her ne kadar senin olsada kullanamamanı sağlayabilirim" gibi bişey mi söylemiştim?
F – Oha. Lan biri bana böyle bişey söylese kalp krizinden geberirim.
H – Abartmış paşamız.
Aradan sıyırıp kaçtım. Çünkü utanmam için çok büyük bir sebepti odaya çıkıp giyindim. Ben giyinirken bizimkiler kahvaltıyı hazırlamışlardı. Ben aşağıya inince kahvaltıya başladık. Her zamanki gibi Hyunjin ile Felix birbirlerine yediriyorlar. Chan bana hazırlayıp, tabağıma koyuyordu. Yeniden dalga geçmeye başladılar.
F – Hyun. Sende beni birgün dolapla arana al. Biz birbirimize sırılsıklam aşık olduğumuz için gerek duymuyorsun. Aldığında da bana "Ayağın ne kadar senin olsada kullanamamanı sağlayabilirim." deee.
H – Tamam bebeğim söylerim. Haberin olsun ben Chris kadar cool bir insan olmadığım için o kadar havalı bir şekilde söyleyemem.
S – Burası çok aşkla dolu oldu. 5 dakikada hazırlanıp aşağıya inin. Bugün erkekn işbaşı ve geç çıkış.
F – Tamam Seungg. I'm sorryyy. Lütfen normal zamanda işe gidelim.
S – Bangchan. Arabaya gidelim.
C – Bangchan mı? Balım özür dilerim. Affet beni. Ben mallara uydum.
H – Romantizm başlıyor.
S – Hyunjin! Gidin hazırlanın dedim. Sende zorlama. Arabaya gidelim Bangchan.
Onlar benimle oynadı, bende şimdi onlarla oynayacağım. Biz arabaya gittik. Arabada Chan benden sürekli özür diliyordu. Affediceğimi sanıyordu ama biraz daha sürdürecektim. Chan benden özür dilerken diğer ikili geldi. Sonra biz hastaneye doğru yola koyulduk. Hastaneye geldik. Ben hepsinin sınırlarını zorluyordum.
S – Hyunjin! Buraya gel!
H – Efendim?
S – Bana ice americano almaya git.
H – Gidemem.
S – Gider misin diye sormadım. Git dedim.
H – Offf. Tamam.
S – Felix! Sende gel.
F – Ben nereye?
S – Eve.
F – Ne? Neden?
S – Dosyayı unuttum. Çalışma odasındaki büyük dolabın içinde sarı bir dosya var. Onu getir.
F – Chan gitsin.
S – Hayır sen gidecen.
F – Ama Chan?
S – Sen git. Ben onu da gönderecem.
F – Tamam kaçtımmm.
S – Bangchan! Gel buraya.
C – Buyrun efendim.
S – Annenin evine gideceksin.
C – Neden? Bugün anneler günü de haberim mi yok?
S – İlk başta pastaneye gidip güzel bir pasta al. Sonra annene "Seungmin yolladı." De.
C – Bugün birşey mi vardı?
S – Ben bilmem.
C – Sırf annem olduğu için gidiyorum. Yoksa gitmezdim.
Herkesi hastaneden göndermiştim. Aradan 10 dakika geçtikten sonra Hyunjin geldi. Ardından da Felix. Chan gelmedi ama aradı.
~ARAMA~
C – Annem istiyor.
C. A. – Seungmin teşekkür ederim ama neden gönderdin?
S – Doğum gününüzü kutlamak için gönderdim. Doğum gününüz kutlu olsun.
C. A. – Aaa. Çok teşekkür ederim Seungmin. Kendi oğlum bile hatırlamazken sen hatırlıyorsun.
C – Ben neyi hatırlamıyorum?
S – Öz annenin doğum gününü.
C – Annemmm. Çok üzgünümm. Unutmuşummm. İyi ki doğdun canım annem.
C. A. – Arkadaşın söyledikten sonra ne anlamı kalıyor şapşal!
C – Seungmin beni utandırmakta 1 numarasın. Değil mi?
S – Sabah da sen beni utandırdın!
C. A. – Ne yaptı ki? Söyle bana ben ona dersini vereyim!
S – Çok önemli birşey değil. Siz takmayın. Şuanda biraz işim var. Sizi sonra arasam olur mu?
C. A. – Olur tabii ki! Sen işlerinle ilgilen. Hadi görüşürüz canım.
S – Görüşürüz.
~ARAMA SONU~
Chan böyle bir günü unuttuğu için üzülmüştür. Benim hiç de umrumda değil. Biz hastanenin kullanılabilmesi için son adımları hallediyorduk. Gün de bitiyordu. Chan de yeni gelmişti.
C – Seungmin! Buraya gel!
S – Ben annesinin doğum gününü unutanlarla iletişimi kesmeyi düşündüm.
C – Ya herşeyi yapsaydın da bunu yapmasaydın! Neden yaptın!!
F – Seung ne yaptın???
S – Bugün Chan'ın annesinin doğum günü. Ben sabah hepinizi bir yere yolluyordum. Chan'a ise pasta alıp annesine götürmesini istedim. Neden olduğunu ise Chan oradayken beni aradı ve ben de orada söyledim.
H – Oha. Seung mükemmel bişey yapmışsın seni takdir ediyorum.
F – Cidden ama. 3... 2... 1... gün bitti. Hadi eve gidelim. İşlerde bitti.
C – Olmaz. Bugün özür niyetine pikniğe gidelim.
H – Süper olurrr.
F – Çok güzel olacakkk.
Herkes kafasını bana çevirdi. Hepsinin gözlerinde "lüften" diyen bir bakış vardı.
S – İyi. Tamam gidelim ya.
Arabaya atladık. Chan direksiyondaydı, ben yanında. Arka koltukta Felix bir termosu kucağına almış, Hyunjin ise müzik açmak için Bluetooth’la cebelleşiyordu.
H – Siri! Romantik şarkılar çal. Ama içinde "ayrılık" geçmesin!
F – Siri senin sesinden korkup kapanacak birazdan.
Yoldaki sessizlik, gülüşmelerle doldu. Nihayet küçük, sessiz bir tepenin yamacına geldik. Ay gökyüzünde yavaşça yükseliyordu. Çimler ıslaktı ama Chan büyük, kalın bir battaniyeyi
serdi.
H – Aaa bak bak, yıldızlar görünmeye başladı!
F – Bu gece yıldızlardan parlak olan sensin bebişim.
H – Ay bu çocuk beni yine tavladı.
Chan bana zencefilli sıcak çikolatayı uzattı, ben de battaniyeye oturdum. Hyunjin teleskobu kurmaya çalışırken Felix dürbünle ayı bulmaya çalışıyordu.
F – Bu dürbün bozuk. Ya da… ben büyümüşüm.
S – Aynı çocuk kalmışsın aslında. Sadece biraz daha anlamlısın şimdi.
F – Ooo bak Chan, Min çok fena laf koydu. Ben anlamlı bir çocukmuşum!
Chan güldü. Sonra bana döndü, sesi biraz daha yumuşaktı şimdi.
C – Min, burada seninle olmak… başka hiçbir şeyin önemi yok gibi. Sabahki olay için... özür dilerim.
Gözlerimi ona çevirdim. Sessiz bir an geçti.
S – Özrün kabul oldu.
Felix'in sesi bölmüştü romantik anı:
F – HEPİNİZ SAKİN OLUN! Hyunjin az önce teleskoptan bakarken bana “Ay’daki lekeler senin yüzüne benziyor” dedi. Ne demek bu?!
H – Yani Ay'a nasıl lekeler yakışıyorsa senin yüzüne de çiller çok yakışıyor… demek istedim?
S, C –Yuhhhhh!!!
Kahkahalar tepenin sessizliğini bastı. Chan yanımda gülerken başı omzuma düştü. O an düşündüm: Bu gece, bu kahkahalar, bu yıldızlar… sonsuza kadar süremez belki ama biz elimizden geleni yapacaktık. Gece sonunda herkes battaniyelere sarıldı. Hyunjin uyuyakalmıştı bile. Felix, onun saçlarını düzeltirken mırıldandı.
F – Yıldızlar güzel, ama ben onun nefesini saymayı daha çok seviyorum.
Chan, usulca elimi tuttu. Sesi fısıltı gibi:
C – Bir gün bu anı hatırlayacağız ve “işte o zaman başlamıştı” diyeceğiz.
Ben de başımı onun omzuna koydum.
S – Biz zaten çoktan başlamışız Chan. Sadece adını yeni koyuyoruz.
Ve geceyi yıldızların altındaki sessizlik tamamladı. Hava biraz daha serinlemişti. Battaniyeler omuzlarımıza kadar çekilmiş, herkes sakinleşmişti. Hyunjin çoktan Felix’in kucağında dalmıştı. Felix de başını ona yaslamış, sessizce gökyüzüne bakıyordu. Chan ise hâlâ yanımdaydı. Ayaklarımızı örtünün altına sokmuş, sadece nefeslerimizi dinliyorduk.
C – Üşüyor musun?
S – Hayır. Sen buradayken asla.
Sesi çıkmadı ama başını çevirip yanağımı hafifçe öptü. Sonra alnımı. Gözlerimi kapattım. O dokunuş… telaşsız, kendinden emin, sanki “buradayım” diyen bir nefes gibiydi.
C – Birlikte uyuyalım mı burada?
S – Hıhı. Kalabalık, ama güzel.
Arkamı dönüp battaniyeye iyice gömüldüm. O da hemen arkamdan sarıldı. Kolları karnımda birleşti. Gökyüzünde ay bir bulutun arkasına gizlenirken, onun nefesi enseme çarpıyordu.
C – Bu anı dondurabilsem… hep burada kalırdık.
S – Ama hayat akıyor. Ve biz nereye gitsek, o bizimle geliyor.
Küçük bir sessizlik. Sonra o çok tanıdık fısıltı:
C – Seni seviyorum.
Ona dönmedim. Gözlerimi kapalı tutup sadece gülümsedim.
S – Ben de seni. Ama bunu tekrar tekrar söylememize gerek yok. Her şey zaten söylüyor.
Chan başını omzuma koydu. Sanki bir çocuk gibi. Kalbi sırtıma yaslanmıştı. O sıcaklıkta uykuya yavaşça sürüklenirken tek düşündüğüm şey şuydu: Yanımda o varken, dünya gürültüsünü kaybediyor. Ve gece… usulca üzerimize battaniye gibi serildi. Konuşmalar sustu. Nefesler eşitlendi. Gökyüzü tanıktı. Biz uyuduk.
ERTESİ SABAH – TEPEDE
Gözlerimi açtığımda gökyüzü hâlâ pastel tonlardaydı. Turuncuya çalan bir mor… Güneş henüz kendini göstermemişti ama havadaki serinlikten sabah olduğunu anladım. Chan hâlâ arkamdaydı. Kolları, uykuda bile beni bırakmamıştı. Sessizce başımı kaldırdım. Felix neredeyse teleskoba sarılarak uyumuştu. Hyunjin de onun üstüne battaniye çekmiş, gözleri hâlâ kapalıydı. Etrafta o kadar huzur vardı ki kimseyi uyandırmak istemedim. Ama Chan uyanıktı.
C – Erken kalktın.
S – Güneşi kaçırmak istemedim.
C – Ben de seni.
Gülümsedim. Elimi tuttu. Sıcaklığı hâlâ aynıydı.
C – Eve gidelim mi? Herkes uyanmadan önce kahvaltı hazırlayalım. Sürpriz olur.
S – Evet… Tam da bizim tarzımız.
BİR SAAT SONRA – EVDE
Sessizce eve döndük. Ayakkabılarımızı çıkartırken gülüşmelerimizi bastırıyorduk. Chan mutfağa yöneldi, ben dolaptan yumurtaları çıkardım. Sessizlik içinde bir düzen kurduk. Kahvaltı masasına portakal suyu, peynirler, zeytinler, pancake’ler… Küçük ama dolu bir masa. Chan arada önüme geçti, kıkırdayarak saçımı düzeltip gitti. Ben de ona omuz atıp devam ettim. Birbirimize çocuk gibi ama sevgiyle dolu davrandığımız anlardı bunlar. Hyunjin ilk uyanan oldu. Gözleri uykulu, saçı dağılmış şekilde kapıya yaslandı.
H – Siz... resmen… kahvaltı hazırlamışsınız. Bu gerçek mi?
S – Rüya değil. Gelin.
Bir süre sonra ev kahkahayla doldu. Felix pancake’lere çilek reçeli dökerken Chan onun arkasına geçip “çilek sosunu fazla kaçıran doktorlar diplomasını kaybeder” diye mırıldandı. Hyunjin’in saçlarını okşarken gözlerim Chan’le buluştu. Söylemeden anladık. İlk defa, her şey tamdı.
AYNI GÜN – KLİNİKTE İLK TAM GÜN
Kahvaltıdan sonra hep birlikte toparlandık. Herkesin üstü başı daha derliydi artık. Felix saçını geri taramış, boynuna asılı bir kart hazırlamıştı: “Danışman Dr. Lee” Hyunjin ise ciddiyetle gözlük takmıştı. Gerçek gözlük değil tabii… sadece şeffaf camlı aksesuar. Ama havası yerindeydi.
F – Bugün ilk iş günüm. Senden iyi olmasın Seungmin, çok disiplinli bir danışman olacağım.
H – O disiplini önce evde uygulasan keşke. Banyoya üç günde bir paspas atan birinden danışman olmaz!
Chan güldü.
C – Bu yüzden sizi kliniğe almaya karar verdik. Evde çok fazlaydınız, burada en azından yardımcı olursunuz.
S – Resmi olarak görevlendirildiniz. Danışman kadrosu: Lee Felix ve Hwang Hyunjin. Sorumluluk alanınız: moral motivasyon, bekleme salonu eğlencesi ve kahve.
F – Moral bizde, kahve Chan’de.
İlk hastamız sabah 10:30’da geldi. Yaşlı bir teyze, kol ağrısından şikayetçiydi. Hyunjin ona oturacak yer gösterdi. Felix çantasını taşıdı. Chan muayeneye aldı, ben notları tuttum. Her şey şaşırtıcı derecede sakin ve düzenliydi. Hasta giderken kapıda döndü, elini kalbine götürdü. “Siz sadece doktor değil, kalpleri iyileştiren insanlarsınız.” İçimizde bir şey titredi. Felix gözlerini kaçırdı, Hyunjin sessizce battaniyeye sarılmış gibiydi.
C – İlk gün… ilk teşekkür.
S – Ve ilk umut.
AKŞAM – KLİNİKTE IŞIKLAR YAVAŞÇA SÖNÜYOR
Felix koltukta uyuklarken Hyunjin kitap okuyor, Chan çay koyuyordu. Ben ise dosyaları toparlıyordum. Sıcak bir sessizlik vardı. Herkesin birbirine ait olduğu, hiçbir şeyin eksik olmadığı bir sessizlik… Chan yanıma geldi.
C – Bu kliniği seninle kurmak… hayatımın en doğru kararı.
S – Sadece bir klinik değil bu. Bu, bizim yuvamız.
Sırtımı duvara yasladım. Chan karşımdaydı. Küçük gülümsedi.
C – Hyunjin’le Felix bizimle olmasa belki bu kadar huzurlu hissetmezdim.
S – Onlar bizim için evin sesi. Sen ise evin kalbi.
Elini uzattı. Tuttuğum kalem düştü.
C – Eve gidelim mi? Bugünü kutlayalım… baş başa.
S – Olur. Ama çayları Felix’e içirmeden kaçamayız.
Hyunjin başını kaldırdı.
H – Duydum onu! Hepinizi tutarım burada!
Hyunjin yeniden güldürmüştü bizi.
------------------------–-––-–---------
❣1905 KELİME!!💛
YENİ REKORLA YENİ BÖLÜM.
YARINA KADAR BİTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUM.
ALWAYS & AGAIN
❗OY VERMEYİ UNUTMAYIN❗
💋ÖPÜLDÜNÜZ💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
532 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |