
Kahvaltı masasındaki neşe hâlâ kulaklarımdaydı. Hyunjin laf sokmaya doyamazken, Felix her zamanki gibi onu dengelemeye çalışıyordu. Chan ise sessizce bana göz kırpıyordu. Birbirimize bakıp gülümsemek… sanki hayatımızın o eski, parçalanmış sayfalarının üzerine yeni bir hikâye yazıyorduk. Kahvaltı bittikten sonra tabakları toparladım. Chan da yardım etmeye çalıştı ama ben izin vermedim.
S – Git hazırlan sen. Bugün uzun bir gün olacak.
C – Seninle geçecekse, uzun değil, güzel olur.
Gülümseyip yukarı çıktım. Dolabımı açıp hastane üniformamı elime aldım. Aynanın karşısında biraz durdum. Dünkü gece, yıldızlar, Chan’in kalbimde bıraktığı iz… hepsi birer sıcak anıydı şimdi. Artık korkmuyordum. Hazırlanıp aşağı indiğimde Chan de hazırdı. Kravatını bağlamaya çalışıyordu ama becerememişti.
S – Gel buraya, bırak ben halledeyim.
C – Yardım etmen için bilerek kötü bağladım.
S – (gülerek) Uyduruyorsun.
C – Belki. Ama ellerin boynumda olunca kendimi daha güvende hissediyorum.
Kravatını bağlarken ellerim hafifçe titredi. Yakınımdaydı, çok yakınımda… ve ben bu yakınlıktan hiç uzaklaşmak istemiyordum. Evden çıkıp hastaneye gittik. Saatler, hasta kontrolleriyle geçti. Günlük rutine geri dönmek ilginç bir şekilde rahattı. Ama Chan’in kapısından her geçişimde, içim hafifçe kıpırdanıyordu. Sanki her adımda onu yeniden tanıyordum. Öğle molasında teras katına çıktım. Hafif bir rüzgar vardı. Kahvemi almış, yalnız kalacağımı düşünmüştüm. Ama Chan çok geçmeden yanıma geldi. Elinde iki bardak vardı.
C – Sade kahve mi hâlâ?
S – Sen beni hâlâ ezberden biliyorsun.
C – Ezber değil. Kalbime yazmışım.
Sözleriyle beraber elimden tuttu. Bu sefer geri çekilmedim. Avuçlarımız birbirine dolanmıştı, parmaklarımız birbirine kenetlenmişti.
S – Chan…
C – Evet, Min?
S – Seni affettiğimi söyledim, ama galiba… seni yeniden seviyorum.
Gözleri doldu. Yavaşça elimi dudaklarına götürdü, sonra alnıma bir öpücük bıraktı.
C – Ben hiç vazgeçmemiştim zaten.
O an sadece rüzgar vardı ve biz vardık. İki kırık insan, birbirini tekrar bulmuştu. Öğle molası çok hızlı bitmişti. Biraz daha uzatılmalı. Ben hastalarla ilgilenmeye devam ettim. Gün boyu garip hastalar denk geldi. Mesai bittiğinde dışarı çıktık. Gün batımı her şeyi altın sarısına boyuyordu. Chan arabayı sürdü, ama bu sefer sessiz değildik. Radyoda hafif bir müzik çalıyordu. Sohbet ettik, güldük. Eve dönerken gökyüzü kararmaya başladı.
C – Yıldızlar çıktı. Fark ettin mi?
S – Geceleri bile umut var demek bu.
Eve vardığımızda gökyüzü tamamen karanlıktı. Ama milyonlarca yıldız, adeta bizim için parlıyordu. Chan, evin arka bahçesine bir battaniye serdi. Sessizce yanına oturdum.
C – Bu gece dilek tutacak mısın?
S – Hayır. Çünkü artık dilek tutmam gerekmiyor. Ne istediysem burada.
Chan başımı omzuna yasladı. Elimi tuttu. Gözlerimi kapattım. Bu sefer gerçekten huzurluydum. Hava biraz esmeye başlayınca içeriye girdik. Odamıza çıktığımızda ikimiz de yorgunduk ama huzurluyduk. Dişlerimizi fırçalayıp pijamalarımızı giydik. Chan yatağa uzandı, kolunu bana açtı.
C – Gel buraya, evimin kalbi.
S – (gülerek) Aşkımın adresi sensin zaten.
Yanına uzandım. Sarıldık. Işıklar kapalıydı ama kalbimiz tamamen açıktı.
S – Chris?
C – Hımm?
S – Bu gece de rüyama gelir misin?
C – Eğer oradaysam… rüya değildir.
Gözlerimi kapadım. Kalp atışları yine ninnim oldu. O gece, gerçek bir sevgiyle uyudum. Ve biliyordum… bu sadece bir başlangıçtı. Sabah saat 6'da kalktım. Zaten tüm ev bu saatte uyanıyırdu. Chan kalkınca birlikte kahvaltıyı hazırladık. Daha sonra vazgeçilmez ikiliyi çağırdık. Kahkahalar arasında kahvaltıyı bitiriyorduk ki kapı zili çaldı. Hepimiz bir an durduk.
S – Beklediğiniz biri var mı?
C – Hayır… Sanmıyorum.
Chan sandalyeden kalkıp kapıya yöneldi. Felix ve Hyunjin hemen göz göze geldi, ben de peşlerinden kalktım ama olduğum yerde durup bekledim. Chan kapıyı açtığında önce yüzündeki şaşkınlığı fark ettim.
C – Anne? Baba?
Karşısında duran kadının gülümsemesi sıcaktı. Yanındaki adam da aynı sevecenlikle başını eğdi.
C. A. – Seni özledik, Christopher.
C. B. – Ve sana sürpriz yapmak istedik. Ama… görünüşe göre biz zaten sürpriz olduk.
Chan kısa bir an ne yapacağını bilemedi, sonra hızlıca annesine sarıldı. Ardından babasına döndü. Onları içeri davet etti. Ben, Felix ve Hyunjin biraz afallamış şekilde ayakta kalmıştık. Chan annesiyle babasını yanımıza getirdiğinde kalbim garip bir biçimde hızlandı.
C – Tanıştırayım… bu Seungmin.
C. A. – Seungmin. İsmini çok duyduk.
C. B. – Ve şimdi yüzünü de gördüğümüz için mutluyuz.
S – Merhaba... tanıştığımıza memnun oldum.
C. A. – Ne kadar nazik biri! Christopher seçimini iyi yapmış.
C – Her zaman.
Gözlerimi kaçırdım. İçimde bir şey kırılacak gibi oldu. Onun bir ailesi vardı. Ve hâlâ sevgilerini esirgemiyorlardı. Bu sıcaklık, benim tanımadığım bir şeydi.
F – Biz odalara geçiyoruz… özel anlar size kalsın.
H – Evet evet. Aile saadetine karışmayalım.
İkisi gülerek uzaklaştı. Chan, Seungmin’in yanına gelip elini tuttu. Bu hareket hem güven verici hem de biraz utanılacak kadar açıktı. Ama içten içe hoşuma gitmişti.
C – Kahve ister misiniz? Seungmin harika yapıyor.
C. A. – Memnuniyetle.
Mutfakta birlikte çalıştık. Chan’in annesi mutfağa girip bana yardım etmek istediğinde önce tedirgin oldum ama o kadar doğaldı ki gerginliğim zamanla azaldı.
C. A. – Senin gibi biri Chris’in hayatında olduğu için çok mutluyum.
S – Ben de onun hayatında olduğum için şanslıyım.
Bir an duraksadım. Sesim titreyecek gibiydi ama toparladım. İlk defa biri... bana “aile” gibi hissettiriyordu. Belki de Chan'in hayatı sadece bana değil, benim boşluklarıma da doluyordu.
Masaya oturduk. Sohbet ettik. Chan’in babası bana nasıl tanıştığımızı sorduğunda hafif utangaç, ama dürüst bir gülümsemeyle anlatmaya başladım. Onlar sadece dinlemediler, gerçekten duydular. Gözlerindeki ilgi, samimiyet gerçekti.
Kahvaltı bitiminde Chan’in annesi bana döndü:
C. A. – Umarım bizi daha sık ziyaret edersin. Ya da biz seni.
S – Elbette... çok isterim.
İlk defa… gerçekten isterdim. Chan bana baktı. Gözlerinde “aferin” değil, “seni seviyorum” vardı. O an, içimde daha önce hiç olmadığı kadar bir aidiyet hissi oluştu. Belki de bir aile… sadece aynı kanı taşıyanlardan ibaret değildi. Kahvaltı masasını toparlarken Chan bir an durdu, telefonunu çıkardı. Yüzüme baktı, sonra gözlerini telefon ekranına çevirdi. Arama tuşuna bastı.
S – Kimi arıyorsun?
C – Bay Lim’i. Bugün gitmeyeceğimizi söyleyeceğim.
S – Chris, ciddi misin?
C – En ciddi halimle. Bugün… 2 ailemleyim.
Gülümsedim. Sessizce ama kalbimin tam ortasına dokunan bir söz olmuştu bu. Chan aramayı yaptı, durumu nazikçe anlattı. Bay Lim de anlayışla karşılamıştı. “Keyfini çıkar, ama yarın erken geliyorsunuz” demesiyle Chan kıkırdayarak kapattı telefonu.
C – O da seni çok seviyor biliyor musun?
S – Bay Lim mi?
C – Hayır, ben.
Utangaç bir şekilde başımı çevirdim ama gülümsememi saklayamadım.
Gün boyunca evde kaldık. Chan’in annesi müzik açtı, salonda eski aile fotoğraflarından bahsettiler. Başta sadece dinliyordum. Ama Chan’in annesi bana yönelip,
C. A. – Peki ya senin çocukluk fotoğrafların? Biz hiç görmedik.
diye sorduğunda, gözlerim hafifçe buğulandı. Hafifçe başımı eğdim.
S – Çok fazla yok. Çocukluğum… biraz karmaşıktı.
Anne – Üzgünüm canım. Ama eğer istersen, burası senin yeni albümün olabilir. Yeni anılar, yeni kareler...
O söz gözlerimi dolduracak kadar etkiliydi. Sessizce başımı salladım. Chan araya girdi, atmosferi hafifletmek ister gibi:
C – O zaman ilk kareyi ben çekiyorum!
Telefonunu çıkardı, benim yanıma geçti, annesini de çağırdı. Baba da gelince Chan, kamerayı ön yöne çevirip hepsini kadraja aldı.
C – Gülümseyin… çünkü bu, Seungmin’in ilk aile fotoğrafı!
Flaş patladı. O an, hiçbir zaman sahip olamadığım sıcaklığı hissettim. Chan’in parmakları avucumu sımsıkı tutuyordu. Artık sadece sevgili değildik. Aynı sofraya oturmuş, aynı fotoğraf karesinde durmuş, aynı sıcaklığa dokunmuştuk. Bu… bir başlangıçtı. Flaş patladığında gözlerimi bir anlık kırptım. Ama gülümsemem yüzümde kaldı. Chan’ın annesi, kamerayı indirirken bakışlarını bana çevirdi. İçinde yumuşak bir sıcaklık, biraz da merak vardı.
C. A. – Ne güzel çıktınız…
C. B. – Gerçekten de… Siz birlikte tam bir tablo gibisiniz.
Chan’ın babasının sesi daha tok ve ciddi gibiydi ama içinde bir onay vardı. Chan ise hâlâ elimi tutuyordu. Bir saniyeliğine bana döndü ve fısıldadı:
C – Korkmana gerek yok. Her şey yolunda.
Başımı hafifçe salladım. Derin bir nefes aldım ve gülümsedim. Sonra, dördümüz birlikte salona geçtik. Felix ve Hyunjin’in gözleri büyümüştü ama ben onlara sadece “sonra anlatırım” der gibi baktım. Chan’ın annesi gözlerini etrafa gezdirirken evin sıcaklığını içine çekiyor gibiydi.
C. A. – Ev çok huzurlu… Kim ilgileniyor dekorla?
C – Min.
C. A. – Öyle mi? Zevkin harika, Seungmin.
İlk defa adımı bu kadar yumuşak söylemişti. İçimde bir yer gevşedi.
S – Teşekkür ederim. Sizin gibi zarif bir kadından bunu duymak güzel.
Gülümsedi. Sessizlik birkaç saniye sürdü ama gergin değildi. Daha çok, yeni bir sayfanın ilk boş satırı gibiydi. Chan iç cebinden telefonunu çıkardı.
C – Ben hemen bir arayayım…
S – Hastane mi?
Başını salladı. Balkon kapısını açtı ve dışarı çıktı. Konuşmalarını duyamıyordum ama yüzündeki ifadeden bir sorun olmadığını anlıyordum. O sırada Chan’in annesi yanıma doğru eğildi.
C. A. – Seungmin… Ben seni daha önce sadece fotoğraflardan ve Chan’in sesinden tanıyordum. Ama bugün gözlerimle gördüm… Oğlum ilk defa bu kadar huzurlu bakıyor.
Gözlerim doldu. Ama tutmaya çalıştım.
S – Ben de ilk defa biri tarafından olduğum gibi sevilmeye başladım.
İkimiz de sustuk. Anlamlı bir sessizlikti bu. Kalpten kalbe geçen, kelimesiz bir anlaşma. Sonra Chan geri döndü.
C – Bugün ikimiz de izinliyiz. Sahip anlayışla karşıladı. “Aile zamanına ihtiyaç var” dedi.
Felix hemen ortaya atladı.
F – Harika! O zaman bu özel günü birlikte geçirebiliriz!
H – Ama siz dört kişilik bir şey planladınızsa biz rahatsız etmeyelim?
Chan güldü.
C – Hayır ya, siz de gelin. Sonuçta bu evde herkes bir aile gibi. Hadi güzel bir gün geçirelim.
--------------------------------
EVVETT CANLARRRR.
ÇOK GÜZEL GİDİYOR.
5 BÖLÜM SONRA FİNAL YAPMAYI PLANLIYORUM.
FİNAL GÜZEL OLACAKK
❗OY VERMEYİ UNUTMAYIN❗
💋ÖPÜLDÜNÜZ💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
532 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |