14. Bölüm

INTO THE MOUNTAINS, INTO YOUR HEART🗻💝

☾𝔖𝔦𝔯𝔢𝔫 𝔏𝔞𝔯𝔞☽ ꫝ፝
s.winterverse11

Havanın serinliği yüzüme vuruyordu. Sabah 9’da sözleştiğimiz gibi evden çıktık. Yan yana yürüyorduk ama aramızda hâlâ görünmeyen duvarlar vardı. Chan bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Ben de birkaç kez göz ucuyla baktım ona, ama göz göze gelmekten kaçındım. Dağın yamacına vardığımızda rüzgâr daha çok kendini hissettirdi. Sessizliğin ortasında kuş sesleri ve ayaklarımızın çıtırtısı yankılanıyordu.

 

C– Soğuk mu?
S– Biraz. Ama manzara için değer.

 

Sessizlik yeniden çöktü. Sonra Chan bir kayanın üzerine oturdu. Yanına ben de oturdum.

 

C– Seungmin…
S– Hı?
C– Şunu bilmeni istiyorum. Her şey için çok üzgünüm.
S– …
C– Seni kaybetme korkusu… bana başka biri yaptı. Ama ben hep seninle kalmak istedim. Her zaman.

 

Başımı öne eğdim. Sözleri içimi acıttı çünkü ne kadar kızgın olsam da, onu hâlâ çok seviyordum.

 

S– Chan… Seni hâlâ seviyorum. Ama bir tarafım hâlâ korkuyor.
C– Korkmana izin vermeyeceğim. Bu sefer seni hep tutacağım.
S– Söz mü?
C– Sonsuz kere.

 

Gözlerim doldu. Ona baktım, o da bana. O an hiçbir şey söylememize gerek yoktu. Chan elimi tuttu. Bu kez bırakmadım. Aslında bırakamadım. İlk başta dudağından öptüm. Sonra sımsıkı sarıldık. Bu sarılma, tüm kırgınlıkları eritmeye başlamıştı. Kalbim onun kalbinin ritmini duyabiliyordu. Chan fısıldadı:

 

C– Biz yeniden başlıyoruz, değil mi?
S– Evet. Daha güçlü bir şekilde.

 

Dağın zirvesine vardığımızda güneş yavaş yavaş bulutların arasından çıktı. Manzara mükemmeldi. Ama o an için en güzel manzara birbirimizin gözleriydi. Gökyüzü lacivertin en derin tonuna bürünmüş, yıldızlar birer birer belirmişti. Biz de dağdan inmiştik. Arabayı Chan kullanıyordu, ben yan koltukta sessizce dışarıyı izliyordum. Ama bu sessizlik artık huzurluydu, gergin değil.

 

S– Yıldızlar ne kadar güzel, değil mi?
C– Senin gözlerin kadar değil.
S– *gülümseyerek* Bu romantik replikler sana kimden geçti acaba?
C– Belki de seni sevmenin yan etkisidir.

 

Arabada hafif bir müzik çalıyordu. Chan aniden direksiyonu kıyıya doğru kırdı.

 

C– Hadi, biraz daha yıldız izleyelim.

 

Sessizce indik. Bir kayanın üzerine birlikte oturduk. Üzerimize bir battaniye serdi Chan, yan yana sıcacık oturduk.

 

S– Bu anı durdurmak istiyorum.
C– Ben de. Seninle geçirdiğim her saniyeyi sonsuz yapmak istiyorum. Biliyor musun Seungmin, ben…
S– Hı?
C– Seni ilk gördüğümde bu kadar seveceğimi bilmiyordum. Şimdi senden bir adım bile uzak kalmak bile canımı yakıyor.
S– Bu gece, yeniden başlamanın ilk gecesi olsun.
C– Birlikte yeniden parlamanın gecesi.

 

O an yıldız kaydı. İkimiz de aynı anda dilek tuttuk ama dileğimizi birbirimize söylemedik. Çünkü aynı şeyi dilediğimizi biliyorduk. Chan başını yavaşça omzuma yasladı. Kalbim hâlâ hızla atıyordu ama bu sefer heyecandan, korkudan değil. Güvende hissettiğim bir yer vardı ve o da Chan’in yanıydı. Bir süre konuşmadan oturduk. Yalnızca denizin uzaktan gelen sesi, yıldızların sessiz parıltısı ve Chan’in nefesi vardı duyabildiğim.

 

C – Biliyor musun… İnsan bazen kendine bile itiraf edemediği duyguları, yıldızlara daha kolay fısıldıyor.
S – Ben de… yıllarca kalbimi susturup mantığımı konuşturdum. Ama şimdi buradayım. Ve galiba artık sadece kalbimi dinlemek istiyorum.

 

Chan gözlerini kapattı. Elimi daha sıkı tuttu. Sessizce başını salladı. Onunla birlikte, hayatın en sakin ama en güçlü anlarından birindeydik. Sessizlik... bu kez huzurdu. Bir süre sonra telefonumu çıkardım. Gökyüzünü çekmek istedim ama parmaklarım titriyordu, biraz soğuktan, biraz Chan’in varlığının verdiği heyecandan. Chan yanağımı avucunun içine aldı, hafifçe gülümsedi.

 

C – Bırak fotoğrafı… Bu an sadece bize ait olsun.
S – Tamam.

 

Başımı onun göğsüne yasladım. O da beni kollarının arasına aldı. Kalp atışları... huzurun ritmiydi. Gözlerimi kapattım. Uyumak istemedim, çünkü bu gece bitmesin istedim.

 

C – Bir gün kötü bir şey olursa, bu geceyi hatırla olur mu?
S – Olmaz. Çünkü bundan sonra kötü hiçbir şey olmayacak. Seni bırakmayacağım, Chan. Bu kez ben de seni tutacağım.

 

Chan usulca saçlarıma dokundu. Sonra alnıma bir öpücük kondurdu. O an zaman durdu sanki. Ne geçmişin yükü vardı, ne de geleceğin korkusu. Sadece biz vardık. Sessizce, yan yana. Bir süre sonra başımı kaldırdım, gözlerinin içine baktım.

 

S – Seni seviyorum, Starry.
C – Ve ben, seni her şeyden çok.

Gözlerimizi ayırmadan tekrar sarıldık. Gece tüm büyüsüyle üzerimize serilmişti. Birlikte yeniden parlıyorduk. Karanlık artık korkutucu değildi, çünkü yanımda Chan vardı. Gözüm gökyüzüne kaydı. Bir yıldız daha kaydı. İçimden sadece bir cümle geçti:

 

"Teşekkür ederim evren… Onu bana tekrar verdiğin için."


Arabaya bindiğimizde saat gece yarısını geçmişti. Chan yola koyulurken ben başımı cama yasladım. Yıldızlar hâlâ gökyüzünde parlıyordu, ama az önceki kayan yıldızın ardından hepsi biraz daha yakın hissettiriyordu sanki. Sessizce birbirimize gülümsedik. Konuşmamıza gerek yoktu. Gözlerimiz konuşuyordu artık. Yol boyunca Chan bir elini direksiyondan ayırmadı ama diğer eli hep elimin üzerindeydi. Arabada çalan müzik bile gecenin duygusuna saygı gösteriyor gibiydi; sessiz, yumuşak ve zarifti. Evin kapısına vardığımızda ikimiz de bir an durduk. Sanki biraz daha yalnız kalmak istiyorduk ama aynı zamanda eve dönmenin güveni içimizi ısıtıyordu. Chan kapıyı açtı. Ayakkabılarımızı sessizce çıkardık. Felix ve Hyunjin muhtemelen odalarındaydı; ev sessizdi. Salondan hafif bir loş ışık sızıyordu. Chan kapıyı arkasından yavaşça kapattı.

 

C – Duş alırsın belki, ben sana havlu bırakayım.
S – Olur... ama birlikte oturup biraz daha konuşabilir miyiz önce?

 

Chan başını salladı. Birlikte salona geçtik. Battaniyemizi yanımıza almıştık, hâlâ üzerimizdeydi. Kanepeye oturduk, omzum onun omzuna dayandı. Gözlerimi kapattım bir anlığına, sonra başımı hafifçe ona çevirdim.

 

S – Biliyor musun… Bu gece yaşadığımız her şey gerçek olmasaydı, hayal gibi derdim.
C – Benim için zaten en güzel hayal sendin. Ama şimdi gerçeğimsin.

 

Bu cümle... tam kalbime dokundu. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü bu gözyaşları hüzünden değil, kabullenilmiş bir mutluluktandı.

 

S – Beni kırdın... ama sonra kalbimdeki en kırılgan yeri de onardın gibi hissediyorum.
C – Bunu yapabildiysem, yaşadığımız hiçbir şey boşa değildi. Sadece... affettiğin için teşekkür ederim.

 

Kafamı yana yatırdım, dizlerimi karnıma çekerek battaniyeye sarıldım. Chan’in gözleri hâlâ üzerimdeydi, ama artık gözlerimizde eski kırgınlık değil, sessiz bir anlaşma vardı.

 

S – Yarın sabah... birlikte kahvaltı ederiz, değil mi?
C – *gülümseyerek* Sen istersen her sabah seninle ederim.

 

Birbirimize bakıp hafifçe güldük. Sonra Chan başını arkaya yasladı, gözlerini kapattı. Onun yüzüne baktım uzun uzun. Geçmişte ne yaşarsak yaşayalım, o andaki yüzüydü benim geleceğim.

 

S – Chris… Sana güvenmek istiyorum. Bu kez gerçekten güvenmek. Kalbimi korkutmadan tut, olur mu?

 

Chan gözlerini açtı, bir anda doğrulup yanıma oturdu. Elleriyle yüzümü tuttu.

 

C – Sana söz veriyorum Seungmin. Bu ev, bu ellerim, bu kalbim… hepsi artık senin. Ve ben bu kez, sonuna kadar seninle kalacağım.

 

Gözlerimi kapattım. Dudaklarımız hafifçe buluştu. Bu kez bir özür değil, bir vaat gibiydi öpücüğümüz. Sessizce, derinden, sadece ikimize ait bir dünyada... Sonra Chan yavaşça ayağa kalktı.

 

C – Şimdi sana o havluyu getireyim.
S – *gülümseyerek* Ama sonra yanıma gel. Bugün yanında uyumak istiyorum.

 

Chan dönüp bana baktı. Gözleri doldu, ama gülümsedi.

 

C – Tamam. Bu gece sadece senin yanındayım.

 

Odaya gidip havluyu getirirken ben battaniyeyi daha da üzerime çektim. Kalbim huzurla çarpıyordu. Bu gece... gerçekten yeniden başladığımız ilk geceydi. Chan elinde havluyla geri döndüğünde ben hâlâ koltuktaydım, başımı yastığa yaslamış, gözlerimi kapamıştım. Hafifçe yaklaştı, battaniyeyi düzeltip saçlarıma dokundu.

 

C – Yukarı çıkalım mı? Odanda rahat edersin.

 

Başımı salladım. Sessizce kalktım, Chan’le birlikte merdivenleri çıktık. Odamın kapısını açtığımda içeri ilk ben girdim, o ise arkamdan geldi ve havluyu yatağımın kenarına bıraktı. Ardından göz göze geldik.

 

C – Duşta fazla oyalanma, bekleyeceğim.
S – *hafifçe gülerek* Sıcak suyu fazla kaçırmayacağım, söz.

 

Chan odadan çıktıktan sonra derin bir nefes aldım. Banyoya girdim. Sıcak su vücuduma değdiğinde bütün günün, bütün duyguların ağırlığı omuzlarımdan süzüldü sanki. Gözlerimi kapattım. Bugün olanları düşündüm. Chan’in sözlerini, elimi tutuşunu, yıldızlar altında ettiğimiz dilekleri... Avuçlarımı yüzüme götürdüm. Bir damla yaş, belki de gözümden düşen değil, duş suyuydu. Ama içimde bir şeyin iyileştiğini hissediyordum. Artık korkmuyordum. En azından Chan yanımdayken, biraz daha cesurdum. Duştan çıktığımda banyonun aynasında kendi yorgun ama huzurlu yüzümle göz göze geldim. Saçlarım dağılmıştı ama dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme vardı. Havluya sarınıp odamdan içeri girdim. Chan pencere kenarında durmuş dışarıya bakıyordu. Beni görünce arkasını döndü.

 

C – Rahatlatıcıydı mı?
S – Fazlasıyla. Ama şimdi... daha da iyi olacağım.

 

Chan gülümsedi. Odaya adım attı. Elinde getirdiği başka bir battaniyeyi yatağa serdi. Sonra yanıma gelip saçımı hafifçe havluyla kurulamaya başladı.

 

S – Ne yapıyorsun, çocuk muyum ben?
C – Hayır. Ama birini sevmenin yollarından biri de onunla ilgilenmek. İzin ver biraz ilgileneyim.

 

Bir şey diyemedim. O gece, ilk kez gerçek anlamda “evde” hissettim. Beraber yatağa uzandık. Chan kolunu başımın altına aldı. Gözlerimi onun göğsüne yasladım, kalp atışlarını dinledim.

 

S – Chan?
C – Hı?
S – Bu gece rüyama gelir misin?
C – Zaten oradayım, Min.

 

Ve gece öylece aktı. Sessizce, huzurla, kalplerimiz birbirine yaslanarak…

Sabah

Gözlerimi açtığımda odanın içine dolan yumuşak gün ışığı perde aralığından sızıyordu. Başımı kaldırdım; Chan hâlâ yanımdaydı. Saçları dağınıktı, bir kolu boynumun altındaydı. Uyuyordu. Yüzündeki huzur beni gülümsetti. Yavaşça yerimden doğrulmadan önce birkaç saniye sadece ona baktım. O adam… benim kalbimin enkazından bir bahçe yaratmıştı.

 

S – Sabah oldu, Chris... ama seni izlemek güneşten daha güzel.

 

Yavaşça kalktım. Mutfağa indim, küçük bir kahvaltı hazırlamaya başladım. Kahve makinesi çalışmaya başladı, ekmekler kızarıyordu. Sütü ısıttım. Tam her şeyi tepsiye koymuştum ki Chan yukarıdan seslendi:

 

C – Min? Neredesin?
S – Mutfağa gel, kahvaltımız hazır.

 

Ayak sesleri merdivenden aşağı indi. Chan mutfağa girdiğinde gözleri kısıktı, saçları dağınıktı ama gülümsemesi uykudan uyanmış bir çocuğun saflığındaydı.

 

C – Bunu sen mi yaptın?
S – *gülümseyerek* İlk yeniden başlangıç kahvaltımız. Güzel olsun istedim.

 

Chan yaklaşıp alnıma bir öpücük kondurdu.

 

C – Sen varken zaten her şey güzel.

 

Ben Chan'e baktım. O da bana birbirimize gülümsedik. Sonra oturacakken bir ses duyduk.

 

F–Bizi unutmuşlar!!! Olamaz!!! Birlikte oldunuz diye hemen unutmayın canım.
H–Sevgilim haklı. Dün ağzımı tıkıyordunuz. Bir gecede ne bok yediyseniz artık.
S–Düzgün konuşun. Bu bir. İkincisi ise unutmadım. Önünüzdeki tabakları göremeyecek kadar körseniz sizinle işimiz var.
F–Ben ikimiz adına özür diliyorum Chef Kim.

 

Hep birlikte gülüp yemek yemeğe başladık.

Bölüm : 13.05.2025 20:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...