
*ARAMA*
C – Noldu?
F – Bi hasta geldi. Ne yapacağız?
C – Gönderin.
F – Acil gibi.
C – Tamam Felix. Kapat.
*ARAMA SONU*
C – Hasta gelmiş.
S – Gidip bakalım o halde.
C – Son kez öp-
S – Mesleğini düşün!
Biz hastaya bakmaya gittik. İyi ki de gitmişiz. Hastanın el bileğindeki eklem sıvısı akmış. Bu yüzden acil tedavi yapıp gönderdik. Bugün hepimiz yorulmuştuk. Eve giderken uyuyakalmışım. Sabah odada uyandım. Yanımda Chan vardı. Kalkmaya çalıştığımda beni yeniden uzandırdı.
C – İstersen bugün gitmeyelim. Çok yorgunsun. Belli.
S – Gitmemiz lazım. Felix mi hastalarla ilgilenecek?
C – Hastane kapalı olur.
S – Olmaz. Bugün çok yoğunuz. Hadi kahvaltıya inelim.
C – Evde olduğum için karışamazsın.
Beni yeniden öpmeye başladı. Bu çocuk beni salmayacak. Anlaşıldı. Kapıdan içeriye diş fırçalayan iki dangalak girince kapıya döndük.
F – Çok özür diliyorum. Kahvaltıya inin.
H – Bir gün ben Felix ile böyle öpüşmedim.
S – Ben de geleyim yanınıza.
F – Gerek yok Seung. Sen gelecekteki KOCANIN yanında kal. Biz kaçalım.
S – Felix!
C – Sorun yok. Biz devam edelim bebeğim.
S – A-ama-
Bir süre sonra kahvaltıya indik. İnmez olaydık! Bunlar bizi öyle görünce ekmeklerin üstüne kalp çizip içine S ve C harflerini yazmışlar. Tam dayaklıklar!
S – Bunlar ne?
F – Yemek.
S – Ben de onu görüyorum. Üstünde yazanlar ne?
F – Romantizmin görüntüsüne sahip olanların yiyebileceği en düşük kalitedeki yemekleri.
C – Ne kadar da güzel olmuş.
H – Prens hazretleri beğendi. Şimdi prenses hazretlerinde. Siz nasıl buldunuz?
S – Dalga geçmeyi bırak Drama Quenn.
F – Seung. Düzgün konuş sevgilimle.
H – Doğruyu söylüyor bebeğim. Sorun yok.
C – Min. Buraya gel. Kahvaltı yapalım.
S – Tamam.
Biz kahvaltı yaptık. Sonra hastaneye gittik. Bugün çok yoğun olacağımızı bildiğimiz için kolları sıvamıştık. Hastaneye vardığımızda kapının önünde üç hasta bekliyordu bile. İçeriye girdiğimiz an kendimizi o klasik telaşın içinde bulduk. Formlar, tetkikler, şikayetler, hastaların yüzlerinde kaygıyla karışık umut… Her zamanki gibi sorumluluk omuzlarımıza çöktü ama gözlerimizin içindeki kararlılık birbirimizi tamamlıyordu. Chan kendi odasına geçti, ben de kendi odamda birkaç hastayı peş peşe almaya başladım. Felix ile Hyunjin resepsiyon kısmında sırayla hastaları yönlendiriyorlardı. Arada kapı açılıyor, biri göz kırpıyor ya da sessizce "Kahve?" yazılı bir kağıt uzatıyordu. Yorgunluğumuzun içinde bu küçük anlar bizi ayakta tutuyordu. Öğleye doğru Chan odama uğradı. Elinde kahve vardı.
C – Kahve getirdim, Doktor Seungmin.
S – Teşekkürler, Dr. Chan. Senin ellerinden gelen her şey daha güzel.
C – Kahveyi bile romantize ediyorsan... Bu iş tamam.
S – Romantizme vaktim yok. Bak, şu hastaya daha bakamadım bile.
C – O zaman bir şey teklif ediyorum.
S – Umuyorum çılgınca bir teklif değildir.
C – Molada seni dışarı kaçırıyorum. Bahçede seninle yürümek istiyorum. Sadece yürümek. Konuşmadan bile olur.
S – Tamam. Söz. Ama önce şu üç hastaya bakmam lazım.
C – Sözünü tuttun ya... Beklerim.
O çıktıktan sonra gülümsedim. Kalbimde hafif bir sıkışma oldu ama bu defa acıdan değil. Bu... yaşadığımız şeyin gerçek olduğuna inanmaya başlıyordum. Molaya çıktığımda, Chan gerçekten de hastane bahçesindeki bankta beni bekliyordu. Gömleği rüzgârda hafifçe dalgalanıyor, elinde tuttuğu kahve kupasından çıkan buhar yüzünü yumuşatıyordu. Yanına oturdum, göz göze geldik.
S – Konuşmayacaktık, değil mi?
C – Evet ama… Gözlerin konuşuyor zaten.
S – Aşırı şiirsel bir doktor oldun sen.
C – Aşık olunca, her kelime başka çıkıyor.
S – Sustuğumda daha güzelsin.
C – O zaman biraz susalım.
İkimiz de sustuk. Ama sessizliğin içinde kalplerimiz konuşmaya devam etti. O gün, rüzgar bizi savurmadı. Aksine, bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı. Öğle molasının bitmesine doğru hastaneye geri döndük. Gün boyu bitmek bilmeyen vakalarla uğraştık. İkimiz de neredeyse ayakta uyuyacak hale gelmiştik ama her hastayı güler yüzle uğurlamayı başardık. Hyunjin bir ara yanıma gelip eğildi.
H – Senin şu Chris’e olan bakışların var ya...
S – Ne olmuş?
H – Hani içli köfteye bakar gibi bakıyor olsan bile yine de daha masum kalırsın.
S – Git işine Hyunjin.
H – Gönül işim o.
Felix uzaktan “BENİMLE İLGİLEN!” diye bağırınca ikisi de birbirine gülerek uzaklaştı. Akşam eve dönerken arabadaki sessizlik başka bir anlam taşıyordu. Bugün çok yorulmuştuk. Ama bu yorgunluk, birlikte olmanın huzuruyla hafiflemişti. Chan evin kapısını açarken bir an durdu. Bana döndü, gözlerimin içine baktı.
C – Bugün de hayatta kaldık, Kim Seungmin.
S – Her gün biraz daha fazla yaşıyoruz seninle.
C – O zaman… Yarın sabah da benimle gel dağa.
S – Hangi dağa?
C – Hatıralarımızın saklandığı dağa.
S – ...Tamam. Yarın sabah.
O sırada evin içinden gelen bir bağırışla irkildik:
F – Yemekler hazır! Geç kalan çatalı yalar!
Birbirimize baktık ve gülmeye başladık. O gece... yıldızlar bile bizimleydi. Salona girdiğimizde mutfağın ortasında büyükçe bir masa kurulmuştu. Masanın üstünde abartılı süslemeler, mumlar, çiçekler, hatta kalpli peçeteler bile vardı. Gözlerim büyüdü.
S – Bu ne?
F – ROMANTİK AKŞAM YEMEĞİ!
H – Biz ikimiz için hazırladık… ama görünüşe göre yanlış çiftin kalbini fethedecek.
C – Gerçekten çok uğraşmışsınız.
S – Ben yemeye kıyamam gibi hissediyorum.
F – O zaman kıyma. Biz yedik bile, HA!
Hyunjin göz kırptı, Felix’le birlikte kanepeye geçip dizlerine battaniye aldı. Aralarında fısıldaşmalar başladı. Chan ise bana sandalye çekti.
C – Gel bakalım. Bu masa sadece yemek için değil… biraz da ‘senin için’.
Biraz utanarak oturdum. Ama Chan elimi tutunca içim ısındı. Tabaklarımız doluydu, ama kalbimiz daha da doluydu. Akşam yemeği boyunca arada göz göze geliyor, kahkahalarla dolu sohbetlere karışıyor, bazen de sadece gülümseyerek susuyorduk. Felix bir ara kalkıp klasik bir müzik açtı. Hyunjin dans etmeye başladı. Chan eğildi kulağıma:
C – Biz de denesek mi?
S – Dans etmeyi mi?
C – Hayatı… birlikte yaşamayı.
S – Şimdi değilse bile… yakında evet diyeceğim.
C – Beklerim. Her saniyesine değer.
O gece yemekler bitti. Tatlılar geldi. Ve sonra… odalara çekilme vaktiydi. Felix ve Hyunjin kendi köşelerine çekilirken, Chan odaya giderken beni kucağına aldı. Odaya girdiğimizde beni yatağa bırakıp, saçımla oynamaya başladı. Sessizlik vardı, ama rahatsız edici değildi. Sessizlik, bir şeylerin artık daha da derin olduğunu gösteriyordu.
C – Yarın sabah erken kalkacağız. Hatırlıyorsun değil mi?
S – Unutabilir miyim? Dağ, sen, ben, yıldızlar…
C – Ve bu gece…
S – Evet?
C – Sadece seni izlemek istiyorum. Uyurken. Yanımda.
Yatağın yanına oturdum. Üzerimi değiştirirken Chan arkasını döndü ama aynadan beni izlediğini fark ettim.
S – Baktığını görüyorum.
C – O zaman artık gizlememeliyim.
Yavaşça yanıma geldi. Alnıma bir öpücük kondurdu. Ardından üstümü çıkarıp, pijamayı giydirdi. Işığı kapattım. Yatağın içindeki sıcaklık, dışarıdaki rüzgârı unutturdu.
S – Chan?
C – Hm?
S – Dağa çıktığımızda… sana bir sır vereceğim.
C – Karanlıkta bile yüzüm aydınlandı. Teşekkür ederim.
Elimi tuttu. Kalbim onun avucunda atmaya başladı. Gözlerimi kapattım. O gece rüya görmedim. Çünkü… rüyanın içinde uyuyordum. Sabahın erken saatlerinde uyandım. Gözlerim yorgun ama kalbim kararlıydı. Chan gelmeden önce her şeyi hazır etmeliydim. Sırt çantama battaniye, termosla sıcak çay ve küçük bir hoparlör koydum. Sessiz bir müzik listesi hazırlamıştım; sadece ikimizin anılarını taşıyan şarkılarla. Bugün son bir anı bırakacaktım yıldızların altına. Sessizce, sevgiyle.
Kapı çaldı. Chan geldi. Gülümsediğinde içindeki karmaşa bir anlığına durdu. Onu içeri almak yerine hafifçe gülümsedim:
S – Dağa çıkalım mı, Chris?
C – Olur bebeğim. Yiyecek bişeyler almaya gitmiştim. Gidelim o zaman
Beraber arabaya atladık ve sustuk. Konuşmak gereksizdi; kalplerimiz konuşuyordu.
Dağın zirvesine ulaştığımızda güneş batmak üzereydi. Battaniyeyi serdim ve hoparlörü açtım. Rüzgar hafifçe esiyor, müzik fonda usulca akıyordu. Sessizlik... ama huzurluydu.
Bir süre gökyüzünü izledikten sonra başımı çevirdim. Gözlerim Chan’in gözlerine kilitlendi.
S – Benimle dans eder misin?
C – Benim sözümü çaldın. Olur.
Onun gülümsemesi kederle karışıktı ama güzeldi. Sessizce ayağa kalktı ve elini uzattı. İkimiz de müziğe kapılıp yavaşça dönmeye başladık. Ayaklarımız toprağa, ruhlarımız. gökyüzüne bağlıydı. Zaman durmuş gibiydi. Başımı Chan’in omzuna yasladım. Son bir kez daha... kalbinin ritmini ezberlemek ister gibi.
Chan kulağıma fısıldadı, yavaşça:
C – Bizim hikayemiz böyle bitsin... Christopher Seungmin.
Bu bir son değil, sonsuzluğun başlangıcıydı. Gökyüzü yıldızlarla kaplandı. Ve dans eden iki bedenimiz, gecenin sessizliğinde birbirlerimizi öperek hikayemizi sonsuz mutluluğa büründürdük. Hikâyemiz yıldızlara yazıldı.
-SON-
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
532 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |