
Sabah güneşi hâlâ perdeden içeri süzülürken kahvaltı bitmişti. Mutfakta kalan bulaşıkların sessiz tanıklığında, o sabahın huzuru yavaşça dağılmaya başladı. Saat ilerliyordu.
Chan, masasındaki bardağı bırakırken sordu:
C–Hazır mısın Seung?
Seungmin başını salladı, hafif bir iç çekişle.
S–Evet… hastane bekliyor.
Hyunjin kanepeye uzanmış, ellerini başının arkasına koymuştu.
H–Ahh, çalışmıyor olmak ne güzel bir şey. Siz de eğlenin ha!
Felix kahvesinden bir yudum aldı.
F–Ben bugün müze gezip sonra da sahilde dolanmayı planlıyorum. Belki biraz alışveriş…
Seungmin giyinirken onların rahat tavırlarına kısa bir bakış attı. Kıskandığını söyleyemezdi, ama içinden bir “keşke” geçti. Chan bunu fark etmişti. Sessizce ona yaklaşıp kulağına fısıldadı:
C–Akşama kadar dayan. Sonra ödülün ben olurum.
Seungmin gülümsedi, başını eğdi.
S–Bu motivasyon sayılırsa… tamam.
Hastane her zamanki gibi yoğun ama düzenliydi. Chan sabahki vizitelere çıkmıştı, Seungmin dosya incelemekle meşguldü. Aralarında geçen geceden sonra ilk kez biraz mesafe olmuştu ama bu, soğukluk değil; profesyonelliğin zarif sınırıydı.
Öğle arasında Chan yanına geldi, sessizce yanına oturdu.
C–Nasıl gidiyor?
S–Felix’in alışveriş planı şu an kulağa çok cazip geliyor.
Chan hafif güldü.
C–Dayan, akşam evde birlikte olacağız. Belki bir şarap açarız?
S–Romantik doktor… tamam, olur.
Seungmin ve Chan otelin önünde durdular. Seungmin başını arkaya yasladı, iç geçirdi.
S–Bu bina bana artık daha da küçük geliyor.
C–Bana kalırsan... üçünüzü de eve alalım. Eşyalarınızı alın, bu gece artık benim evde kalın. Felix ve Hyunjin için de söyledim. Ama en çok senin için.
S–Emin misin?
C–Senin yanımda olmandan daha çok istediğim bir şey yok. Diğerleri de gelsin, ev biraz neşelensin.
Bir süre sustular. Sonra Seungmin kapıyı açtı, içeri girip eşyalarını toplamaya başladı.
S–O zaman… yeni evimize hoş geldik diyelim mi?
Valizini yatağın üzerine koyduğumda otel odasının sessizliği beni içine çekti. Şaşkınlık, huzur, endişe… her şey bir aradaydı. Eşyalarım sandığımdan daha azdı ama anılarım fazlaydı. Her parça, burada geçirdiğim yalnız gecelere ait bir iz taşıyordu. Kıyafetleri düzgünce katlayıp valize yerleştirirken kapı çaldı. Açtığımda Felix karşımdaydı, bir elinde kendi çantası, diğerinde Hyunjin’in sırt çantası.
F–Sen de toparlanıyor musun?
S–Evet… her şey biraz hızlı gelişti.
F–Bana sorarsan, çoktan olması gereken bir şeydi. O adam seni beklemekten yorulmaz ama senin de artık dinlenmen lazım, Seung.
Sadece başımı salladım. Felix her zamanki gibi içimi bir bakışta okuyordu. Birlikte asansöre bindik. Hyunjin çoktan aşağı inmişti, lobide bizi bekliyordu. Gözlerinde heyecan, dudaklarında kahvesinden kalma bir gülümseme vardı.
H–Hadi gidelim. Bu gece… ailecek film gecesi yapalım mı?
F–Eğer Seungmin’in romantik moduna zarar vermezsek… neden olmasın?
S–Sadece bir animasyon filmi olsun yeter.
Kapıyı Chan açtı. Üzerinde sade bir tişört, yüzünde o güven dolu bakışla bizi karşıladı.
C–Hoş geldiniz evime. Artık sizin de eviniz.
Valizi içeri çektiğimde bir şey kırıldı içimde… ama güzel anlamda. Sanki kalbim sonunda doğru yere düşmüştü.
Salon sıcacıktı. Mumlar yanıyordu. Loş bir ışık, yeni bir hayatın provasını yapar gibiydi.
Chan bana dönüp sordu:
C–Odasını seçtin mi?
S–Senin yanına gelmiştim zaten, fazla düşünmedim.
Felix ve Hyunjin hemen salona geçip kanepeye yayıldılar. Chan mutfağa yöneldi.
C–Yemek yapalım mı birlikte?
S–Evet. Bu sefer ben doğrayayım sebzeleri. Kesme tahtasını bana bırak.
C–İşte beklediğim teklif.
Mutfağın sessizliği, sebzelerin doğranma sesiyle doldu. Her şey o kadar sıradandı ki… işte tam da bu yüzden çok kıymetliydi.
O an, ilk kez fısıltıyla söyledim:
S–Chris… sanırım ilk kez gerçekten huzurluyum.
Chan, elindeki bıçağı bırakıp bana döndü.
C–O zaman bu ev, amacına ulaşmış demektir.
Mutfakta birlikte çalışmak… sanki bir ritüeldi. Chan tenceredeki sosu karıştırırken ben havuçları doğruyordum. Arada göz göze geliyorduk, ama konuşmak gerekmiyordu. Sessizlik bile doluydu aramızda.
C–Soğanları da atayım mı?
S–At ama fazla değil. Felix ağlıyor sonra.
Chan güldü.
C–Unutmuşum, bizim çocuk hassas bu konularda.
Fırına tepsiyi yerleştirdikten sonra tezgâha yaslandım. Chan ellerini yıkarken bana döndü. Gözlerinde bir yumuşaklık, bir “iyi ki” vardı.
C–Seninle böyle… sıradan şeyleri paylaşmak çok iyi geliyor.
S–Bence aşk, tam olarak böyle bir şey zaten.
Söylediğim cümle kendi kulağıma da fazla gerçek geldi. Chan bir adım yaklaştı, elimdeki havuçları bıraktırıp parmaklarımı tuttu.
C–Ben seni sıradan şeylerin ortasında sevdim, Seungmin. Çünkü seninle her şey daha anlamlı.
Felix’in sesi salondan geldi:
F–Eğer birbirinize şiir okumayı bitirdiyseniz, biz çok açız! Romantizmi sonraya bırakın!
Hyunjin kıkırdadı.
H–Umarım yemek yanmamıştır, yoksa romantizminiz açlığa kurban gidecek!
Chan bana baktı, gözlerini devirdi.
C–Onlara rağmen seni seviyorum.
S–Ben de seni.*Chan Seungmin'i d. öper*
Yemekler hazırlandığında sofrayı birlikte kurduk. Tabaklar, çatal kaşıklar, peçeteler… küçük bir aile gibiydik. O anın farkındaydım. Bazen ev dediğin, sadece dört duvar değil; birlikte susabildiğin insanlar demekti.
Ve biz… bu akşam, gerçekten bir evdeydik. Oturup yemek yemeğe başladık. Felix ile Hyunjin yemek yemek yerine gömüldüler.
F–Chris, bundan sonra yemekler senden di mi? Eğer böyleyse yaşadık valla. Bu yemekler o kadar güzel ki 40 yıl yesem bıkmam.
C–Seungmin de yardım etti.
H-Ellerinize sağlık. Afiyetle yiyeceğizz!
S-Yemeseniz bir daha yapmazdım.
F–Sen yeter ki yap Seung, bir daha konuşmam. Aranızdaki romantizme rağmen nasıl olduysa artık.
C–Ne varmış bizim aramızda?
H, F–Anlık Gelen Romantizm.
S–Anlık gol mü bu aq?
Herkes birden güldü. Yemek yiyip sofrayı kaldırdık.
C–Film izleyelim mi??
F–Biz bugün meditasyon yapacağız.
S–Yorgunum. Uzanmak istiyorumm.
C–Tamam o zaman. Bebeğim biz gidelim.
S–Olur.
Chan ile odaya çıktık. Ben kendimi direkt yatağa attım. Sonra yanıma Chan geldi.
C–Cidden çok mu yorgunsun?
S–Hayır. Her zamanki yorgunluğum.
C–Peki neden öyle söyledin?
S–Neden mi?
Kapıya doğru sessizce gittim. Daha sonra kapıyı açtım. Yere 2 kişi serildi.
S-Bunlar yüzünden. Biliyordum bu melek yüzlü şeytanların böyle yaptıklarını.
F-Iııı... Biz... Şey...
S-Ben malımı tanırım ya.
C-Eğer evde durmak istiyorsanız 30 dk terastta kalın.
H-Biz terasta çıkmıyor muyduk??
Felix ile Hyunjin terasta çıkmışlardı. Biz gene aynı pozisyonu aldık.
C-Neden yıldızları izlemeyi bu kadar çok seviyorsun?
S-İnsanlar başka şeyler yaparak strest atar. Ben yıldızlara bakarak strest atıyorum.
C-Yarın yeniden dağa çıkalım mı?
S-Artık senin gözlerin, yıldızların yerini aldı...
–––––––––––––––––––––––––
BÖLÜMLER ÇOK İYİ LANNN
❗OY VERMEYİ UNUTMAYIN❗
💋ÖPÜLDÜNÜZ💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
532 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |