
Terasın camına başımı yaslamış, uzaklara bakıyordum. Gözüm gökyüzünde değildi aslında, sadece düşüncelerimin dağınıklığını yıldızlarda topluyordum. Chan, arkamdan sarıldı. Başını omzuma yasladı, nefesini tenimde hissettim.
C–Bugün... her şey güzeldi, değil mi?
S–Evet... fazlasıyla güzeldi.
Bir süre sessiz kaldık. Sessizlik bazen huzur verir ama bu gece, içimdeki fırtınayı bastıramıyordu. O kadar şey birikmişti ki. Söylemek istemeyip tuttuğum her kelime, artık canımı yakıyordu.
S–Chris...
C–Hm?
S–Sence ben kolay biri miyim?
Bir anlık duraksama. Sonra Chan, sarılmasını sıkılaştırdı.
C–Hayır. Ama bu seni sevmemem için bir sebep değil.
S–Ben... bazen kendi duygularımı bile anlayamıyorum. Bir an gülüyorum, bir an uzaklaşıyorum. Sonra geri geliyorum. Belki seni yordum.
C–Seungmin... beni yoran senin kararsızlığın değil. Asıl yoran şey... kendini hep tutman.
Başımı çevirdim, gözlerimiz buluştu. Chan’in gözlerinde her zaman olduğu gibi sakin bir deniz vardı. Ama bu kez o denizin içinde ben boğuluyordum.
S–Tutuyorum çünkü korkuyorum. Korkuyorum Starry. Her şeyin bir gün biteceğinden, bu anların geçici olduğundan, seni kaybetmekten...
C–Ben de korkuyorum. Ama birlikte korkmak, yalnız korkmaktan daha iyi değil mi?
Gözlerim doldu. Başımı eğdim, saklamaya çalıştım. Ama Chan elimle çenemi tuttu, yüzümü tekrar kendine çevirdi.
C–Saklama. Lütfen. Bu duyguların hepsi benim. Senin her hâlini sevdim ben. Korkanı da, güleni de, kendini kaybedeni de... Ben seni hep bulurum.
Ve o an… gözyaşlarım aktı. Sessizce. Gözlerimin içinden yanaklarıma. Chan kollarında daha da sıkı tuttu beni. Sonra alnıma bir öpücük kondurdu.
C–Yarın yeniden dağa çıkalım demiştim ya…
S–Hıh?
C–İstersen hiç geri dönmeyelim.
S–Ama burası bizim evimizdi?
C–Ev dediğin yer değişebilir. Ama senin yanındaysan… ben hep evdeyim.
O cümleyle kalbim paramparça oldu. Güzel anlamda. Sevildiğimi, anlaşıldığımı, korunduğumu hissettiğim o an… ona tamamen teslim oldum. Başımı göğsüne yasladım.
S–Seninle nereye gideceksem, orası benim evimdir artık.
Chan, saçlarımı okşarken yavaşça fısıldadı:
C–O zaman yarın… seni daha önce kimsenin görmediği bir yere götüreceğim. Sadece bize ait bir yere.
S–Söz mü?
C–Söz. Ama önce… bu gece uyuyalım. Yanımda. Sakince. Çünkü seni en çok uyurken izlemeyi seviyorum.
Gülümsedim. Gözyaşlarım dinerken kalbim hâlâ titriyordu. Elini tuttum, yatağa geçtik. Yorganın altı sıcacıktı, onun teni daha da fazla.
S–Starry?
C–Evet bebeğim?
S–Beni sevdiğini her gün söyler misin?
C–Gerekirse her saniye söylerim. Ama en çok... davranarak göstermek isterim.
S–Böyle konuşma ya!
C–Niye korktun mu?. Merak etme, seni yemem. (emin olmadan yazılmıştır.)
Ve o gece, gökyüzü ne kadar parlaksa, odamız da o kadar huzurluydu. Bir sessizlik oluştu ve o sessizlikte duyduğum tek şey onun kalp atışlarıydı. Ve biliyordum. Bu ritim... artık benimdi.
C-Bu arada son zamanlarda bana "Starry" diye hitap ediyorsun. Neden?
S-Gözlerin yıldız gibi parıldıyor. Bu yüzden "Starry" lakabını taktım. Beğendin mi?
C-Tabii ki.
S-Söylediklerinde ciddi miydin?
C-Hangi söylediklerim?
S-Bu gece hakkındaki?
C-Bilmem. İstiyorsan gerçekleştirelim.
S-Olmaz. Felix cin gibidir. Duyar o.
C-O zaman başka zaman. Tek bişey yapabiliriz.
S-Ne yapa-*CHAN SEUNGMIN'İN D. ÖPER*
Kalbim güm güm atıyordu. Ne Chan'dan uzaklştım ne de Chan'ı ittirdim. Bir süre öpüştük. Hiç sıkıcı gelmiyordu. Ya da hiç denemediğim için eğleniyordum. Biraz daha durduktan sonra Chan ayrıldı.
C-Seni seviyorum, bebeğim.
S-Ben de seni, Starry.
Gözümü açtığımda güneş ışığı yüzüme vuruyordu.
C-Kalktın mı bebeğim?
S-Dün gece ne oldu?
C-Sadece seni öptüm. Sonra uyuyakaldın.
S-Üzgünüm. Dün sanki biraz fazla geç uyuduk. Bu yüzdendir.
C-Sorun yok bebeğim. Sen yorulma yeter. Kahvaltıya inelim yoksa hastaneden kovulacağız.
S-Sen in geliyorum.
Chan odadan çıkıp indi. Ben de yüzümü yıkayıp indim.
F-Oooo. Kimler gelmiş. Ama sadece 1 kim.Seungmin dışındakiler gülmeye başlar.
S-Sen niye çalışmıyorsun? Boş yere çene çalıcağına çalış. Para kazanırsın.
F-Zenginim zaten. Çalışıp ne yapacağım?
C-Tamam. Kavga etmeyin. Bebeğim gel, otur.
H-Kabul edelim, sevgilimin yaptığı espri komikti.
S-Kızıyorum ama komikti.
Kahvaltı sonrası hep birlikte toparlanıp hastaneye doğru yola çıktık. Arabada Chan'in eli benim elimdeydi, arada baş parmağıyla elimin üstünü okşuyordu. Sessizdik ama o sessizlikte bile birbirimizi duyabiliyorduk. Hastanenin beyaz duvarları, koridorların içinden geçen insanların adımları, odalardan gelen makine sesleri… Alışmıştım artık bu ortama ama yine de içimde bir şey daralıyordu. Belki de içimdeki duygular fazla birikmişti, belki de hâlâ dün gecenin etkisindeydim.
C–İyi misin?
S–Yani... uyandığımdan beri hâlâ o terastaymışız gibi hissediyorum. Garip, değil mi?
C–Garip değil. Bence bu... güzel bir şey. Demek ki o anlar kalbine dokunmuş.
Kafamı salladım, hafifçe gülümsedim. Odalara uğradık, çocuklarla konuştuk, birlikte oyunlar oynadık. Özellikle Minji, yine Chan'e sarılıp “Yıldız gözlü abi geldi!” diye bağırınca Chan'in gözleri bana dönüp tebessüm etti. Starry… Öğleden sonra Chan yanıma yaklaşıp kulağıma eğildi.
C–Min. Hadi kaçalım.
S–Ne?
C–İznimizi aldım. Bugünlük erken çıkıyoruz. Sözümü tutmak istiyorum.
S–Sadece ikimiz mi?
C–Sadece biz. Bize ait bir yer...
O an kalbim küt küt atmaya başladı. Hızlıca çantamı topladım, vedalaşıp hastaneden çıktık. Arabaya bindiğimizde hiçbir şey sormadım. Nereye gittiğimizi bilmiyordum ama endişeli değildim. Çünkü onun yanındaydım. Ve o, beni asla yarı yolda bırakmazdı. Yollar gittikçe sessizleşti. Şehir geride kaldı, ağaçlar artmaya başladı. Pencereden içeri giren rüzgar saçlarımı karıştırırken Chan bir ara başını çevirdi, beni izledi.
C–Hazır mısın?
S–Sanırım...
C–Gözlerini kapat. Sürpriz bozulmasın.
İtiraz etmeden gözlerimi kapattım. Arabayı park ettiğinde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Kapımı açtı, elimi tuttu.
C–Yavaş. Merdiven var. Biraz yürüyeceğiz.
Ayağımı yere dikkatli bastım. Ne kadar dikkatli basmaya çalışsam da ayağım kaydı.
C-Dikkatli ol. Ama böyle olmayacak gibi.
Beni kucağına alıp, kendisi götürdü. Sonra aniden durduk ve beni yere indirdi.
C–Şimdi… gözlerini aç.
Gözlerimi açtığımda nefesim kesildi. Karşımda bir dağın yamacında, genişçe bir düzlüğe kurulmuş cam duvarlı küçük bir kulübe vardı. İçerisi minimalist ama sıcacık görünüyordu. Önümüzde ise uçsuz bucaksız bir manzara… ağaçlar, gökyüzü ve ileride parlayan bir göl… Ve her yerde yıldız şeklinde asılmış küçük lambalar, gün batımını bekliyormuş gibi ışıldıyordu.
S–...Burası...
C–Burası kimsenin bilmediği bir yer. Yalnızca bizim için. Senin için yaptım Min. Çünkü sen, benim için artık sıradan yerlerin ötesindesin.
Gözlerim doldu. Bu adam… gerçekten beni seviyordu.
S–Chan...
C–Hadi içeri geçelim. Gün batarken sana bir şey göstereceğim.
Kulübeye girdiğimizde içerisi sıcacıktı. Küçük bir şömine yanıyordu, yanında iki kişilik bir kanepe ve yerde dağınık yastıklar vardı. Cam duvardan dışarı bakınca manzara tüm ihtişamıyla görünüyordu. Chan içeriden iki battaniye aldı ve bana birini uzattı.
C–Gün batarken dışarı çıkalım mı? Oraya bir şey hazırladım.
S–Hazırladın mı?
Başımı merakla yana eğdim. Chan sadece gülümsedi ve elimi tutup beni kulübenin arkasındaki küçük bir açıklığa götürdü. Orada yere serilmiş bir battaniye, üstünde termos, iki kupa, birkaç atıştırmalık ve küçük bir hoparlör vardı. Etrafında da yıldız şeklinde lambalar asılmıştı, rüzgarda hafifçe salınıyorlardı.
C–Benimle burada gün batımını izler misin?
S–Her zaman.
Oturduk. Chan termosu açtı, kupalara sıcak çikolata doldurdu. Birlikte battaniyeye sarıldık. Güneş yavaş yavaş ufka iniyordu. Gökyüzü önce turuncuya, sonra pembeye, ardından mora boyandı. Tam o sırada Chan hoparlörü açtı. Düşük sesle bir melodi çalmaya başladı. “Silent Cry”. Başımı omzuna yasladım. O an konuşmadık. Gerek de yoktu. Sessizlik her şeyi anlatıyordu. Chan sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı.
S–Bu da ne?
C–Korkma. Yüzük değil.
İkimiz de güldük. Kutunun içinden küçük bir yıldız kolye çıkardı. Parlak, sade ve zarifti.
C–Senin için yaptırdım. Çünkü sen… benim yıldızım oldun. Ve bu kolye, her nereye gidersen git, bana ait olduğunu hatırlatsın diye.
Elim titreyerek kolyeyi aldım. Gözlerim doldu.
S–Chan... bu çok...
C–Ağlama artık, yoksa yine ben de ağlayacağım.
Gülümsedim. Ama birkaç damla yaş yanağımdan aktı. Chan eğildi, gözyaşımı öptü. Sonra boynuma kolyeyi taktı.
C–İşte şimdi tamam. Yıldızımı yerine yerleştirdim.
S–Sen... gerçekten... benim her şeyimsin.
C–Ve sen de benim.
Göz göze geldik. Bu kez ilk adımı ben attım. Ona doğru eğildim ve dudaklarına dokundum. Sıcacıktı. Kalbim atıyordu, ama korkmuyordum. Çünkü artık biliyordum. Bu ritim, sadece bana aitti. O gece kulübeye döndüğümüzde yine yorganın altındaydık. Ama bu kez daha farklı bir sessizlik vardı aramızda. İçinde güven olan bir sessizlik. Sığınmış gibiydim. Chan’in kollarında dünya durmuştu.
S–Starry?
C–Efendim, bebeğim?
S–Hiç bitmesin bu an. Ne olur hiç bitmesin.
C–Bitmeyecek. Söz veriyorum. Artık her gün... sadece seninle geçecek.
S–Sadece seninle.
Ve o gece… cam duvarların ardından yıldızlar bize bakıyordu. Gözlerimi kapatırken düşündüğüm tek şey şuydu: Bu dünyada bir yer varsa gerçekten “ev” olan… o yer Chan’in kalbiydi. Ne kadar istemesem de yarın kalkıp hastaneye gitmek zorundaydık. Bu geceyi burada bitirmiştik.
--------------------------------------------------
TERSKÖŞE OLMAYA HAZIRLANIN AKŞAM GELİYORR
ŞAKA MAKA YOKK(I'M NOT FELİX)
❗OY VERMEYİ UNUTMAYIN❗
💋ÖPÜLDÜNÜZ💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
532 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |