1. Bölüm

1. Bölüm

SELMA NUR
sadakatvekan

📖 Bölüm 1 – Günlük hayatım
“Adım Alev. On altı yaşındayım, lise 10. sınıf öğrencisiyim. Ve evet… okulun gözdesiyim.
Bunu böbürlenmek için söylemiyorum; sadece gerçek bu. Öğretmenler beni ‘örnek öğrenci’ diye gösteriyor, sınavlarda hep birinci çıkıyorum, hatta teneffüslerde bile herkes bir şekilde yanıma uğruyor.

Ama insanlar ne kadar çok yanınızda olursa olsun, gerçekte kim olduğunuzu pek azı bilir.

Benim için o kişi Selin.

Selin, yanımda oturan, sırlarımı bilen, sesimi duyan tek insandır. Onunla beraber olduğumda kendimi rahat hissederim. Çünkü biliyorum ki o, benim sadece okul birincisi Alev olmadığımı, aynı zamanda geceleri korku filmleriyle uykusuz kalan, polisiye romanları didikleyen, karanlığa meraklı biri olduğumu da biliyor.

Evet… kimse bilmez ama benim gerçek tutkum sınav kağıtlarında değil, karanlıkta gizlidir. İnsanların içindeki o ‘kusursuz görünen maskenin’ altındaki çürümüş tarafı görmek.O gün, okulun kütüphanesinde Selin’le beraber dolaşırken, hayatımı değiştirecek bir kitapla karşılaştım.
Ve garip olan, ilk sayfada kendi ismimi gördüm: Alev.”“Kitabı elimde biraz çevirdim. Toz kokusu burnuma geldi, kapağındaki garip sembollere baktım. Bir an kalbim hızlandı… ama sonra kendi kendime güldüm. ‘Alev, sen de paranoyak oluyorsun,’ dedim içimden.

Kitabı yerine bıraktım. Yanımda Selin vardı; bana merakla bakıyordu.
— Ne oldu, niye öyle donup kaldın? diye sordu.
Omuz silktim.
— Hiç… sadece eski, garip bir kitap.

Sonra ona baktım, o da bana bakıyordu. İçimdeki gerginlik birden dağıldı.
— Hadi boş ver, gel kantine gidelim. Bir kahve içeriz.

Selin gülümsedi.
— İşte bunu sevdim. Çünkü senin gibi ders manyağı birinin bile arada bir kahve molasına ihtiyacı var.

Beraber kütüphaneden çıktık. Arkama baktığımda kitap hâlâ rafta duruyordu. Sanki gölgeler arasından bana bakıyordu. Ama bu düşünceyi zihnimden çabucak attım.
Sonuçta bu dünyada bana gerçekten lazım olan tek şey Selin’in dostluğuydu.

En azından o an öyle sanıyordum.”Selin tepsisine kahvesini koyarken ben de yanına oturdum. Kalabalık uğultusu arasında bir an sessiz kaldık. Sonra ben ona dönüp gözlerimi kısarak sordum:

— Selin, kaç dersimiz kaldı ya? Vallahi beynim eridi. Son dersler neydi?

O, kahvesinden bir yudum aldı, dudak kenarında alaycı bir gülümseme belirdi.
— Hadi ama Alev… okulun birincisi sen değil misin? Benim sana sormam gerekmiyor mu?

Gözlerimi devirdim.
— Birincilik başka, bıkkınlık başka. Bugün matematik hocasının suratına bakacak hâlim yok.

Selin kıkırdadı.
— Edebiyat ve matematik kaldı. Sonra özgürüz. Hem bak, benim notlarımı sen düzeltiyorsun zaten. Senin işin kolay.

Bir an sessiz kaldım. Masanın üzerindeki kahveme baktım. Buharı yavaşça yükseliyordu. İçimden, keşke hayat da böyle kahve gibi basit olsa; kaynar, biraz soğur, sonra içip bitirirsin, diye düşündüm. Ama nedense son günlerde hiçbir şey basit gelmiyordu.

Selin dirseğiyle bana hafifçe vurdu.
— Yine düşündün değil mi? Yüzündeki o ifadeyi biliyorum.

Gülümsedim.
— Belki. Sen beni fazla iyi tanıyorsun.

O da gülümsedi, gözleri parladı.
— Zaten başka kimse seni anlamıyor ki.

O an, kalabalığın ortasında bir sessizlik çöktü üzerime. Selin haklıydı. İnsanlar bana bakıyor, alkışlıyor, hatta hayranlık duyuyordu. Ama gerçekten anlayan? Tek bir kişi. Ve o da tam karşımdaydı.”“Selin kahvesini bitirirken ona baktım. Gözleri ışıl ışıldı, sanki benden bir şey bekliyordu. Dudaklarımda hafif bir gülümseme belirdi.

— Selin… ders bitsin, AVM’ye gidelim mi? dedim.
— AVM mi? diye kaşlarını kaldırdı.
— Hı hı… hem bir film izleriz. Yeni çıkan bir polisiyeyi gördüm, fragmanı müthişti. Hem de sahafa uğrar, yeni çıkan romanı alırız.

Selin’in yüzü hemen aydınlandı.
— İşte bu! dedi heyecanla. Seninle dışarı çıkmayı seviyorum, çünkü senin planlarında hep kitap var. Normal insanlar alışveriş, kahve falan der; sen cinayet romanı ve film diyorsun.

Omuz silktim.
— Ne yapayım? Beni bilirsin, katillerin kafasını kurcalamadan yaşayamam.

Selin kahkahasını bastıramadı.
— Gerçekten bir gün seninle bir cinayet davasına karışacağız diye korkuyorum.

Ben de güldüm, ama içimde hafif bir ürperti hissettim. Çünkü son günlerde kafamın içinde dönüp duran o garip kitap geldi aklıma. Raftan almadığım, ama hâlâ zihnimde duran o kara kapaklı kitap…

Başımı salladım, düşünceyi kovmaya çalıştım.
— Hadi, karar verdik o zaman. Son ders bitsin, AVM’de buluşuyoruz.

Selin gülümsedi, gözlerini bana dikti.
— Tamam Alev. Sadece senin için. Ama film seçme işini bana bırak, çünkü sen hep en korkunçlarını seçiyorsun.

Kahkaha attım.
— İşte bu yüzden yanımda olmalısın. Korku olmadan hayat çok sıkıcı olurdu.”“Son ders zili çaldığında sınıf bir anda dağılmıştı. Herkes başka bir planın peşindeydi. Ben ise Selin’le göz göze gelip hafifçe başımı salladım. İkimiz için günün asıl başlangıcı yeni başlıyordu.

Çantalarımızı sırtımıza vurup kalabalık koridordan çıktık. Dışarıda akşamın kızıllığı gökyüzünü boyamıştı. Okulun ağır havası geride kalıyor, yerini özgürlük hissi alıyordu. Birkaç otobüs durağı sonra devasa AVM’nin parlak ışıkları bizi karşıladı.

İçeri girer girmez Selin’in gözleri parladı.
— İlk durak kitapçı! dedi.
— Sen benden hızlısın, dedim gülerek.

Kitapçıya girdiğimizde yeni çıkan romanların rafları önümüzde uzanıyordu. Kalabalığın uğultusu burada daha yumuşak, huzurlu bir sessizliğe dönüşmüştü. Ben polisiye bölümüne yöneldim, Selin hemen peşimden geldi.

Raflarda dolaşırken parmak uçlarım kitapların sırtında kayıyordu. Selin bir kitabı çekti, kapağını açıp bana uzattı.
— Bak, bu dedektif serisinin yeni cildi çıkmış. Yine kanlı cinayetler var diyorlar.
Kitabı aldım, sayfalarını çevirdim. Kâğıt kokusu burnuma doldu.
— Tam benlik, dedim.

Ama tam o sırada gözüm arka tarafta, köşede sıkışmış bir kitaba kaydı. Siyah deri kapak, solmuş bir sembol… O an kalbim bir anlığına hızlandı. Yoksa…?

Elimi uzatacakken Selin omzuma dokundu.
— Alev? Ne oldu?

Gözlerimi kırptım, kitabın normal bir tarih kitabı olduğunu fark ettim. Sanki gözlerim bana oyun oynamıştı. Kitabı yerine ittim.
— Hiç, yanlış gördüm.

Selin kaşlarını kaldırdı ama üstelemedi. Onun yerine başka bir polisiye roman aldı, bana gösterdi. Gülümseyerek başımı salladım.

Alışverişimizi bitirip kasaya yöneldik. Çıkışta Selin bana baktı.
— Peki film?

Telefonundan vizyona bakan Selin, bana döndü.
— Bak bak! Yeni bir İskandinav polisiyesi gelmiş. Katil kim belli değilmiş, herkes birbirinden şüpheleniyormuş. Senin kafana göre işte.

Gözlerim parladı.
— Tamamdır, kesin buna girelim.

Biraz sonra kendimizi loş sinema salonunda bulduk. Perdede soğuk ve kasvetli bir şehir belirdi. Katiller, dedektifler, ihanetler… tam istediğim gibi. Selin koltuğuna gömülmüş, heyecanla filmi izliyordu. Ben ise sahneler arasındaki gölgelerde, zihnimin bir köşesinde hâlâ o kara kitabı görüyordum.

Ve filmdeki bir karakter, sessizce başka birine ihanet ettiğinde içimden şu geçti:
Sadakat dediğin şey… gerçekten var mıydı? Yoksa herkes günü geldiğinde ihaneti seçer miydi?

Bir an ürperdim. Selin bana döndü.
— Üşüdün mü?
— Yok, dedim gülümseyerek. Sadece düşündüm.

Ama aslında düşündüğüm şey çok daha karanlıktı. Ve bunu Selin’e anlatmaya cesaretim yoktu.”

Bölüm : 27.12.2025 15:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
SELMA NUR / Sadakat Ve Kan / 1. Bölüm
SELMA NUR
Sadakat Ve Kan

19 Okunma

3 Oy

0 Takip
4
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...