2. Bölüm

2. Bölüm

SELMA NUR
sadakatvekan

2.Bölüm Normallikten uzaklaşma
Film bittiğinde sinema salonundan çıktık. AVM’nin parlak ışıkları üzerimize vuruyordu ama içimde hâlâ biraz önce izlediğimiz karanlık şehrin soğukluğu vardı. Selin yanımda yürürken, İstanbul’un geceye hazırlanan kalabalığına karıştık.

— Harikaydı, değil mi? dedi Selin heyecanla.
Başımı salladım.
— Katilin kim olduğunu tahmin edemedim. Sen?
— Ben de. Ama sonunda herkesin herkesi sattığı ortaya çıktı ya… en çok orası hoşuma gitti.

Selin’in bu cümlesi içimde tuhaf bir yankı bıraktı. ‘Herkes herkesi satar…’
Kulağa fazla gerçek geliyordu.

AVM’den çıktığımızda serin bir rüzgâr yüzümüze çarptı. Gökyüzü kapalıydı; bulutlar Boğaz’dan yükselen sis gibi ağır ağır hareket ediyordu. Uzaktan araç sesleri uğulduyor, neon ışıkları ıslak kaldırımlara vuruyordu. İstanbul’un gece hali her zamanki gibi biraz büyüleyici, biraz ürkütücüydü.

Selin kollarını sardı, üşümüştü.
— Yağmur yağacak galiba, dedi.
— İstanbul’da yağmur yağmazsa zaten bir şeyler eksik kalır, dedim gülümseyerek.

Bir süre yürüdük. Cadde kalabalıktı ama ara sokaklara girince sesler azaldı. Taş duvarların arasından geçerken bir an arkama baktım. Sanki karanlıkta bir gölge hareket etmişti.

‘Saçmalama Alev,’ dedim içimden.

Ama yine de içime işleyen o his gitmedi. Birileri bizi izliyordu sanki. Ya da belki sadece kitapçıda gördüğümü sandığım o kara kitabın hayali hâlâ zihnime sinmişti.

Selin, fark etmeden koluma girdi.
— Yarın da beraber çalışalım mı? Matematik sınavı var.
— Tabii, dedim.

Ama gözlerim hâlâ karanlık sokağın ucuna kayıyordu. Ve içimden geçirdim: Bazen İstanbul’un gecesi, izlediğimiz filmlerden bile daha korkutucu geliyor…”“Selin’i evine bıraktıktan sonra yoluma devam ettim. Gece hafif serinlemişti, rüzgâr caddeden yüzüme çarpıyordu. Evime birkaç dakika uzaklıkta, köşedeki küçük kafeyi gördüm. Camlarında sarı ışıklar yanıyordu; içeriden hafif bir caz müziği geliyordu.

Kafeye girip kendime bir espresso ve birkaç makaron söyledim. Cam kenarındaki masaya oturup tabletimi açtım. Parlak ekran karanlığın içinde yüzümü aydınlattı.

Google’a girdim. Ana sayfada kocaman bir haber gözüme çarptı:
“Yine bir cinayet…”

Nefesim istemsizce hızlandı. Habere tıkladım.

17 yaşında bir genç kız… uzun boylu, beyaz tenli, mavi gözlü, siyah saçlı… İstanbul’un göbeğinde, kalabalığın ortasında kaybolmuştu. Cesedi dün gece bir apartman boşluğunda bulunmuştu.

Fotoğrafını görünce içimde bir şeyler düğümlendi. Yüzü hâlâ taze, gülümseyen bir ifadeyle ekrana bakıyordu. Sanki birkaç saat önce kahve içmiş, arkadaşlarıyla gülmüş gibi. Şimdi ise soğuk bir haber başlığından ibaretti.

Kahvemden bir yudum aldım, dudaklarım yanarken gözlerim ekrandan ayrılmadı.
Böylesine sıradan görünen hayatların nasıl bir anda sona erdiğini düşünmek hep içimi ürpertmiştir.

Cinayetle ilgili fazla detay verilmemişti. Polis soruşturma başlatmıştı ama katille ilgili tek bir ipucu yoktu.

‘Tıpkı filmlerdeki gibi…’ dedim içimden.

Ama bu sefer bir film değildi.

Parmaklarım istemsizce masaya vuruyordu. İçimde bir merak vardı. Sanki bu olay bana anlatılmak istenen bir hikâyenin ilk sayfasıydı.

Ve en kötüsü, içimde garip bir his vardı: Bu hikâye sadece gazetelerde kalmayacak… bir şekilde beni de içine çekecekti.”“Evimize vardığımda apartmanın kapısı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Merdivenlerden çıkarken duvarlara sinmiş nem kokusu burnuma çarptı. Her zamanki gibi ikinci kattaki komşumuzun kapısının önünde eski bir ayakkabı dağınık halde duruyordu. Başımı iki yana salladım, sonra kendi dairemizin kapısını açtım.

— Geldim! diye seslendim.

Mutfaktan annemin sesi duyuldu.
— Hoş geldin kızım. Aç mısın? Yemek hazır.

Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim. Babam televizyon karşısında, haberleri izliyordu. Yine klasik: İstanbul trafiği, siyaset kavgaları, sonra da ‘gündemin kanlı yüzü’ diye başlayan bir cinayet haberi. Ben istemsizce durdum, ekrana baktım. Az önce tabletimde okuduğum haberdi. Spiker aynı cümleleri tekrarlıyordu.

Babam başını salladı.
— Şu İstanbul’un hali ne olacak? Her gün bir cinayet, her gün bir kayıp.

— Gerçekten çok korkunç… dedim yavaşça.

Ama içimdeki his korkudan çok meraktı. Haberin detaylarını dikkatle dinliyordum. Bedenim masaya oturmuş gibi görünüyordu ama zihnim orada değildi; apartman boşluğunda ölü bulunan o kızdaydı.

Annem önüme yemek koydu.
— Alev, biraz da kendine dikkat et. Bu kadar korku filmi, bu kadar polisiye haber… Rüyalarına girer sonra.

Gülümsedim.
— Merak etme anne, ben alışığım.

Yemekten sonra odama çekildim. Perdeleri çektim, lambayı kapattım. Yatağa uzandığımda dışarıdan yağmurun hafif sesi geliyordu. İstanbul gecesi hep böyleydi: bir yandan huzur, bir yandan iç burkan bir kasvet.

Telefonumu kapattım, gözlerimi yumdum. Ama aklımda tek bir şey vardı: O kızın gözleri. Mavi, ölü, boşluğa bakan gözler.

Uykuya dalarken hissettim… Belki de rüya değildi ama gökyüzünden süzülen bir gölge odama doluyordu. İçimde tuhaf bir sıkıntı başladı.

Ve gece, bana ilk kez fısıldadı.”“Odama geçtiğimde üzerimden üniformamı çıkardım. Masama oturup kitaplarımı açtım. Matematik defterimi karıştırdım, tarih ödevime göz attım. Kalem elimdeydi ama zihnim bambaşka yerdeydi.

Bir şey kafamı kurcalıyordu.

Normalde babamla pek konuşmayız. Evdeyken çoğu zaman televizyonun karşısına oturur, benle göz göze bile gelmez. Benimle ilgilenmez. Ben de ona ihtiyaç duymam. Ama bugün farklıydı. Haberleri izlerken bana dönüp konuştu. Hem de öyle sıradan bir cümle değildi:
‘Bu şehrin hali ne olacak?’

Sanki cevabımı merak ediyordu. Sanki beni dinlemek istiyordu.

Kaşlarımı çattım, deftere eğildim. Ama beynim bana oyun oynuyordu. Neden bugün? Neden bu gece?

Babamın yüzü gözümün önüne geldi. Gözlerinin altındaki mor halkalar, sert bakışları… İçimde bir şey kıpırdadı. Onunla ilgili bilmediğim çok şey var gibiydi.

Kitaplarım önümdeydi ama hiçbir şey okuyamıyordum. Kalemim sayfanın üzerinde sabitlenmişti. Sanki bir cevap arıyordum, ama sorunun ne olduğunu bile bilmiyordum.

‘Babam neden benimle konuştu?
Ve neden o cinayet haberi çıktığı gün?’

O an içimde, boğazımda düğümlenen tuhaf bir his oluştu. Sanki çok yakında öğrenmek istemediğim şeyler öğrenecektim.”“Ödevlerimin üzerinden bakıp kalemi bıraktım. Kendimi derslere veremiyordum. Telefonumu aldım, ekran parladı. Parmağım otomatik olarak Instagram ikonuna gitti.

Akışa baktım.
Selin, az önce yediğimiz makaronları story atmıştı. Altına da yazmış: ‘Alev yine kahveyi tek dikişte içti. Kahve canavarı 😅☕’
Gülümsedim, biraz içim ısındı.

Sonra başka arkadaşlarımın storylerine göz attım. Kimi ders notu paylaşmış, kimi şarkı sözü… Her şey sıradan görünüyordu. Ta ki… önüme düşen o gönderiye kadar.

Bir haber sayfasıydı. Başlık aynen şuydu:
“Genç kız cinayetinde yeni detaylar”

Ekrana kilitlendim. Aynı yaştaki, aynı lisede okuyabilecek bir kızın fotoğrafı yine gözlerimin önüne geldi. Mavi gözleri… siyah saçları… sanki ekranın içinden bana bakıyordu.

Bir an parmağımın titrediğini fark ettim. Gönderinin altındaki yorumlara kaydım. İnsanlar acımasızca yazıyordu:
‘Gece dışarı çıkarsan böyle olur.’
‘Kesin sevgilisi yüzünden.’
‘Kime güveneceksin ki bu şehirde?’

İçim daraldı. Ama asıl beni ürperten şey, DM kutuma düşen bildirim oldu.

Bir mesaj.
Gönderen: Kullanıcı adı yok.
Sadece bir cümle yazıyordu:
“Sıradaki sen olabilirsin.”

Telefon elimden neredeyse düşüyordu. Nefesim hızlandı, kalbim göğsümde deli gibi atıyordu. Birkaç saniye boyunca ekrana bakakaldım. Sonra mesaj bir anda silindi. DM kutumda hiçbir şey yoktu.

Gözlerimi ovuşturdum.
‘Hayal mi gördüm?..’

Ama hayal bile olsa içime buz gibi bir ürperti işlemişti.”“Ekrana uzun uzun baktım. O garip mesaj sanki hiç yazılmamış gibiydi. DM kutum tertemizdi. Kendime kızdım. ‘Alev, fazla polisiye izlemekten kafayı yiyeceksin.’

Mesajlarımı aşağıya doğru kaydırmaya başladım. Çoğu Selin’le yaptığım günlük geyiklerdi. Sonra bir tane dikkatimi çekti.

Eren.

Sınıf arkadaşım. Popüler değil ama sessiz, kendi halinde biri. Çoğu zaman teneffüslerde köşede kitap okuyan çocuk. Onun bana yazmış olması biraz şaşırttı.

“Alev, yarın okul çıkışı takılmak ister misin? İstersen bir kahve içeriz ya da yeni açılan kitapçıya bakarız.”

Bir an durakladım. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Garipti çünkü bu sadece sıradan bir davetti. Ama ben o an, ekrana bakarken başka bir his hissettim. Sanki bu mesaj… normalden biraz daha ağırdı.

Baş parmağım yanıtla butonunun üzerinde gezindi. Yazıp yazmamak arasında kaldım. Çünkü kafam hâlâ o silinen DM’deydi.

Beni şaka yaparak korkutmaya çalışan biri miydi o?
Yoksa… daha farklı biri mi?

Bir yudum su içtim, sonra Eren’in mesajına baktım. Dudaklarımda hafif bir tebessüm oluştu. Normal şeylere tutunmam gerekiyordu.

‘Tamam,’ diye düşündüm, ‘yarın belki takılırız. Hem kafam dağılır.’

Ama içimdeki o boğucu his, odanın karanlığıyla birlikte derinleşmeye devam ediyordu.”

Bölüm : 01.01.2026 16:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
SELMA NUR / Sadakat Ve Kan / 2. Bölüm
SELMA NUR
Sadakat Ve Kan

19 Okunma

3 Oy

0 Takip
4
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...