

Her birinize merhaba ballarım yeni bölüme
hoş geldiniz!💖
Bölüme geçmeden önce söylemek istediğim birkaç şey var. Geçtiğimiz günlerde biz Wattpad'da 600 bin olduk. Ve kitappad'de 100 bin olmamıza çok az kaldı. Duygularla doluyum Çünkü Lafügüzaf'ı yazarken umudum hep vardı ama bir gün gerçekten böyle yerlere geleceğimizi düşünmemiştim.
Bu yolda yanımda olan her birinizegerçekten çok teşekkür ediyorum. İyi ki Lafügüzaf'ı yazmışım ve sizlerde okumuşsunuz.
İyi ki Lafügüzaf bir yerlerde
birilerinin kalbine dokunmuş, kendini sizlere
sevdirmiş.
Çok çok seviliyorsunuz, iyi ki varsınız.
Hep beraber daha nicelerine.
Şimdi bölüme geçelim.
Her birinize keyifli okumalar dilerim
Oylamaları ve yorumları eksik etmeyin!💕
Anlatımlar değişince artık boşluğa şu emojiyi bırakacağım. (🌊)
Lafügüzaf'ın resmi emojisi budur.
Birde ballarım bölüme geçmeden önce sizden ricam whatsapp kanalını takip etmeniz. Bölüm hakkında çok sorular alıyorum ne zaman gelecek diye ve ben duyuruları sadece WhatsApp kanalından atıyorum.
selinelizben
Profilime tıklayıp biomdaki linkten ulaşabilirsiniz. 🫂
🌊
Yavuz Payidar.
Bazı sonlar acı vedalar gerektiriyordu. Oysa, o sonlar insana veda edip etmek istemediğini sormuyordı. Bazı insanlar büyük bir keyifle veda ediyordu, bazıları hiç istemeyerek. Bazıları korkarak. Ben tam olarak böyle bir durumun içine takılıp kalmıştım.
Veda etmekten korkuyordum.
"Yani?" Dedim karşımda oturan Veli abiye bakarak. Gözlüklerini altından bakışlarını dosyadan kaldırarak bana dikti.
"Yanisi, zaman daralıyor." Sıkıntılı bir nefes verdi. "İlaçlar biraz olsun durumu ele alsa bile olur olmadık yere kalp sıkışmaları, kanamalar, baş dönmeleri, hatta en kötüsü bayılıp bile kalabilirsin. Giderek çoğalacak. Amelyata kadar hastanede kalsan daha iyi diyorum gelmiyorsun."
"Olmaz." Hızlıca başımı iki yana salladım. "Hafsa anlar, olmaz. Onu strese sokamam."
"Çocuğum," Dedi sabır sınanırmışcasına. "Durumun kötüye giderse ani bir kalp krizi geçirebilirsin diyorum."
"Olsun." Başımı öne hafifçe ittirdim. "Hafsa'yı strese sokmamam lazım."
"Oğlum ölürsün diyorum!"
"Bende Hafsa'yı strese sokamam diyorum. Hastaneye gelirsem o kız her gün kapımın önünde sabahlar onu böyle görmek istemiyorum. Karım hamile abi ona nasıl anlatayım tüm bunları?"
Hafsa'ya zarar verecek şeyler yapamazdım. Onu en ufak bir strese sokma hakkım bile yoktu.
"Karın ölüne sarılsa daha mı iyi!" Öfkesine sahip olamadan konuştuğunda yutkundum.
"Hayır." Tutarsızca konuştum. "Bunu ima etmedim."
"Zorluyorsun, Yavuz." Gözlerinde beni ikna etmeye çalışan bir bakış belirdi. "Oğlum, gel yat şu hastaneye. Durumunu izleyelim, şunun şurasında amelyata ne kaldı?"
"Donör bulundu mu?" Konuyu değiştererek sorduğumda Veli abi nefesini derdi.
"Bulunamadı."
"Bulunduğu zaman gelir yatarım." Net tavrımı korudum. "Gidebilir miyim?"
"Sözümü dinlemeyeceksin değil mi?" Omuzlarımı bir kez kaldırıp indirdiğimde sert bir nefes verdi.
"İlaçlara devam, en ufak bir tehlikede yanıma geliyorsun. Stres sinirden uzak, anlaşıldı?"
"Anlaşıldı." Diyerek ayağa kalktım. Sandalyenin başına astığım ceketimi aldım. Onu üstüme geçirip çıkacakken adımlarım duraksadı. Veli abiye döndüm.
"Hafsa'nın haberi olmasın abi." Dediğimde birkaç saniye sinirli gözlerle yüzümü izledi.
Ancak ne kadar çaresiz bir durumda olduğumu gördüğünde yenilgi dolu bir bakış belirdi yüzünde.
"İyi." Dedi gelişi güzel. "Çık hadi hergele."
Odadan dışarı çıktığım an karşımı Devran ve Cafer kesti. Bahçede olanlardan sonra beni yalnız bırakmamıştılar. Apar topar hastaneye getirmiş, eğer gelmezsen Hafsa'ya söyleriz diye de tehdit etmiştiler.
"Ne dedi?" Devran'ın hızlı sorusuyla gözlerimi devirerek sesli bir nefes verdim.
"Bir salın da." Yanlarından geçerek yürümeye başladım. "Geceden beri car car, kafamı şişirdiniz."
"Yavuz dalga mi geçeyisin?" Cafer hızla peşime takıldı. "Ne dedu Veli abi?"
"Ula ne diyecek?" Durarak onlara döndüm. "Ameliyat yaklaştığı için ara sıra böyle şeyler olacakmış."
"Yalan söylüyorsun." Devran'ın sarhoşluğu biraz olsun dağılmıştı. Etrafında olan bitene artık daha net dikkat ediyordu. "Kaçırıyorsun gözlerini bak, yalan söylüyorsun. Sen söyle yoksa girer ben öğrenirim." Gayet ciddi bir ifadeyle yüzüme baktığımda sabır diler gibi önce yukarı sonra onlara baktım.
"Durum biraz ilerlemiş." Dediğimde ikisininde yüzünde endişe dolu bir ifade belirdi.
"Nasi?" Cafer'in sorusuyla yumuşak bakışlarımı ona çevirdim.
"Korkma, iyiyim." Gözlerimi etrafta dolaştırıp geri onlara baktım. "Amelyata kadar hastanede kalmamı söyledi."
"O zaman kalacaksın." Devran'ın kendinden emin sesini duyduğumda hızla ona baktım.
"Hayır." Soğuktu sesim. "Bu olanlardan Hafsa'nın haberi olmayacak. Kalbimin durumunu bilmeyecek. Ona tek kelime etmeyeceksiniz. Sinir stres benim karıma yasak, ikinizinde ağzından tek laf duymayacağım."
"Ne diyusin Yavuz sen?" Cafer öfkeli bir adım attı öne. "Kalbinin durumu köti diyisin! Birde bize susun deyusin he? Aklunmi kaçurdin?"
"Ne dediğimin farkındayım." Fevri bir sabırsızlıkla onlara baktım. "Hafsa'nın haberi olmayacak. Anlaşıldı mı?"
"Sen delirmişsin." Devran bir adım geri atarak çenesini ovuşturdu. Ardından kahverengi harelerini yüzüme dikti. "Oğlum deli misin sen? Kalbin iyi değil diyorsun. Gelin hanıma söylemeyin diyorsun, ne olsun istiyorsun? Bayıl kal kollarımıza karında orada endişeden delirsin istediğin bu mu?"
"Bir fuşki bilmeden konuşayisiniz benum ayarlarumi bozmayın!" Sinirlerimi geriyordular. "İyiyim, ilaçlarımı alacağım. Donörde bulunduğu an hastaneye yatacağım. Oldu mu? İzninizle." Arkamı dönüp onlardan kaçmak isterken, Devran'ın sesini duydum.
"Dur ula." Ceketimin ensesini yakalayıp beni geri çekti. "Nereye? Seni eve biz götüreceğiz."
Başımı ona çevirdim öfkeyle. "Bırak ceketimi."
"Yürü, düş önüme. Gözümün önünden ayırmam seni." Dediğinde beni öne itekledi. Küçük çocuk gibi itilip kakılmak hoşuma gitmemişti.
"Sorunlu musun sen?" Diyeceğim an Cafer bir kez daha itekledi.
"Cevap verme abiye." İki abi bir olmuş beni tekliyordular, bu ikisiyle başım gerçekten dertteydi.
"Birdiler iki oldular, sabır." Diye soluduğum öfkeli bir nefesle yürümeye devam ettim. Eve gitmem gerekiyordu. En azından tüm bu olanları bir süreliğine unutmam lazımdı.
Hafsa evden bir iş yüzünden çıktık sanmıştı oysa durum başkaydı. Eve gider gitmez Hafsa'ya görünmeden üstümü değişmem gerekecekti gömleğimin koluna hafif kan bulaşmıştı. Tek isteğim Hafsa'nın önünde böyle bir durumun tekrardan yaşanmamasıydı. Onu strese sokmak istemiyordum.
🌊
Hafsa Payidar.
Gözlerimi açtığımda Yavuz'un kokusu burnuma doldu. Ne zaman yanıma gelmişti bilmiyordum. Dün gece onu beklerken uyuya kalmış olmalıydım. Başımı hafifçe haraketlendirip ona baktığımda gür kirpikleri arasından yüzümü izlediğini gördüm.
"Uyumadın mı sen?" Sesim uykudan dolayı pütürlü çıkarken, Yavuz usulca saçlarımla oynuyordu.
"Az önce uyandım." Diye sakin bir dille cevap verdiğinde dudaklarımdaki tebessümle kollarımı onun iki yanına daha sıkı sardım.
"Hm, ne zaman geldin?"
"Gece."
"Halletin mi işini?" Sorumla onaylar bir mırıltı çıkardı.
"Halletim güzel karım." Uykulu gözlerle onu izlemek için başımı hafif geri çektim.
"Neydi senin bu çok acil işin?"
Birkaç saniye düşündü. Kaşlarım çatıldı. "Şirketi ilgilendiren bir konuydu."
"Şirket karından önemli mi?" Diyerek hesap sorduğumda, hızla duraksadı.
"Şirketin canı cehnneme, sana bunu düşündüren ne?"
"Gece gece beni bırktın gittin ya, ben seni bekledim. Kaç saat oldu gelmedin, demek ki benden önemli. Hem hamile karını bekletmeye utanmıyor musun sen?" Bakışları yumuşadı. Dudaklarına bir sırıtış yayıldı.
"Sen her durumda çocuklarımızı bana karşı kullanıyorsun farketmedim sanma." Sözleriyle gözlerim genişledi.
"Ha ben çocuklarını koz olarak kullanan bir anneyim öyle mi?" Dediklerimle bir çocuğun masumluğuyla şoka girdi.
"Hafsa-"
"Tamam, Yavuz tamam." Başımı salladım. Anında sesim titreken kolları arasından çıkmaya çalıştım. "Ben anladım ne demek istediğini, çocuklarımı kullanıyorum değil mi ben? Bunu ima ettin!"
"Hafsa, kurban olayım öyle mi dedim ben?" Bileklerimi nazikçe tutmak istediğinde öyle bir hızla ellerimi çektim ki garibim ürktü.
"Dokunma bana, tüm gece git dışarılarda gez sabahta gel bana hakaret et! Kedi gibi yanıma sokulmayı biliyorsun ama!" Göğsünden itekledim. "Çık, git yatağımdan. Kozcuymuşum, ben kozcuysam sende kötü bir kocasın!"
"Güzelim-" bir kez daha onu iteklediğimde tutunacak bir yer bulamadı ve boğazından yükselen bir hırıltıyla yataktan düşüp yeri boyladı.
Ağzımdan 'hii' diye bir nida kaçtığında hızla yatağın kenarına yaklaştım. Ellerimi çarşaflara yasladım başımı aşağı eğdim. Sırt üstü yere yapışmıştı.
"Yavuz." Az önce ona bağırıp çağıran halimden eser kalmamıştı. O yerde yatarken bense masum bir ifadeye büründüm.
"Efendim karım?" Sesi zorlukla çıkıyordu.
"İyi misin?"
"Bilmem." Gözlerini gözlerime dikti. "Nasıl görünüyorum?"
"Öfkeli."
"Doğri dedun oni." Göğsüne derin bir nefes çekti. "Kalkacağum, eğer belumi kırdiysam şükr et." Alt dudağımı içeri kıvırdım.
"Kırmadıysan?"
"Kaç." Kaşlarını yukarı kaldırıp net bir sesle söylediğinde yutkundum.
"Hamileyim ki ben, nasıl koşayım?" Masum masum ona baktım.
"Yemem o numaranı." O sırtını yerden ayırmadan ağzımdan kaçan korku nidasıyla yataktan çıktım.
"Kötü bir şey yapmadım ben!"
"Beni ittin daha ne yapacaksın!" Diye arkadamdan bağırdı. Gayet net ve gür gelen sesi bana kanıtladı ki kemikleri gayet yerindeydi.
Şimdi kaçması gerekende bendim.
Ben daha kapıya ulaşamadan, o arkamdan ulaşıp elini kapıya koyarak kapattı. İrkilerek bir adım geri attım. Sırtım onun göğsüne çarptı.
"Geçtin elime." Hızla ona doğru döndüm. Sırtım bu kez kapıya yaslandı.
"Öyle oldu." Ne diyeceğimi bilemediğim için iki kelimeden fazlası çıkmadı ağzımdan. Beni sıkıştırdığı için fazlasıyla keyfi yerindeydi.
Gerçek anlamda sinir bozucu bir adamdı.
"Şimdi," Yüzüme iyice yaklaştığında kalbim hızlandı. "Ne yapayım sana?"
Gülümsedim. Ellerimi birbirine birleştirip başımı onu daha net görebilmek için yukarı kaldırdım. Yavuz ne ara bu kadar uzadı ya? Hep mi böyleydi? Saçmalama Hafsa koskoca adam herhalde 30 yaşında uzanacak değil.
"Affet." Tatlı rollerime devam ettim.
"Affedeyim?" Diğer elinide kaldırıp iyice beni kolları arasına hapsetti. "Öyle kuru kuruya af mı olur?"
"Olur." İnadına inadına devam ediyordum.
"Sırtımı kırıyordun." Ciddi bir bakışla yüzüme baktığında alt dudağımı içeri kıvırdım.
"Ama kırmadım."
"Ha bide kıraydın."
"Keşke kıraydım ya, kalaydın yerde-"
"Hafsa." Bağırmadı, ama uyarı dolu tınısı sesimi kesti. "Bu yaptığın suç, seni mahkmeye vereceğim."
"İnsan karısını mahkemeye verir mi!" Alıcı gözüyle beni süzdü.
"Verir, senin gibi bir karısı varsa net verir." Yüzüm düştü.
"Neyim varmış benim? Suç filan işlemedim ben!"
"İşledin."
"Alt tarafı yataktan ittim be adam seni!"
"Geri alabilirsin sorun yok." Gözlerim genişledi.
"Derdim o değil." Yanaklarımı ısındığını farkettim. Bir elini kapıdan çekerek dağınık saçlarımı kulağımın arkasına itti. "Suç olan senin bu kadar güzel olman." Düşen ifadem hızla geri geldi.
"Onu diyorsun," Neşeyle kıpırdandım. "Güzel miyim?"
"Şımarma." Dediğinde alt dudağım hafif öne çıktı.
"İltifat mı ediyorsun hakaret mi bilmiyorum." Kafam karışmış bir şekilde ona baktığımda güldü.
"Kurbanım şu bakışına," burnu burnuma sürtünene kadar yaklaştı. "Kurbanım sana."
"Kızmadın mı?" Dediğimde iyice yaklaştı dudaklarıma.
"Bu Yavuz kim ki kızsın sana?" Ellerini ellerime indirdi ve tutarak iki yanımda kapıya bastırdı. Parmaklarını parmaklarımla iç içe geçirdi.
"Kalbinde kurduğum sarayın tek bir duvarında çatlak izine sebep olmam." Bakışlarım yumuşadı.
Sözleri öyle derinden etki bıraktı ki kalbim usul usul hızlandı.
Beni öpmek için bir adım ileri attı. Ancak belirginleşen karnım aramıza girdiğinde hareleri aşağı indi. Ardından kendini tutamayıp güldü.
"Çocuklarım daha şimdiden annelerini benden kıskanıyor." Onun gülüşüyle bende güldüm.
Karnım her geçen gün biraz büyüyordu. Ben içimde taşıdığım iki canı biraz daha hissediyordum. Onlar büyüyordu ve bunu hissetmek dünyanın en güzel şeyiydi.
"Çocukların sana çekmiş." Alaycı sesime bakışları geri yukarı çıktı.
"Orası doğru." Ellerimi usulca iki yanımıza indirdi. Önce yanağıma bir öpücük kondurdu. Ardından, aşağı eğildi. Tek dizi üstüne çöktü. Karnıma bir öpücük daha kondurup bir elimi bırakarak karnımı okşamak için haraket etti.
"Şimdiden diyeyim," fısıldadı. "Karımı sizinle paylaşmam."
"Yavuz." Gülerek ona baktım. "Onlar senin çocukların."
"Ama sende karımsın." Genişlikle konuştu.
"Ve onların annesiyim." Dediğimde gülüş seğirdi dudaklarında.
"Kurban olurum konuşan o diline." Sesinde sevgi belirdi. Geri doğrularak kollarını belime sarıp beni kendine yaklaştırdı. "Anne olmak sana çok yakıştı. Öyle yakıştı ki, ben böyle bir güzellik daha önce hiç görmedim." Hareleri büyük bir korumayla ve aşkla üstümde dolandı.
"Her halinle öyle güzelsin ki, kalbimi yangın yerine çeviriyorsun." Büyük bir gerçeklikle devam etti. "Gördüğüm en güzel annesin."
Bana bunu söyleyerek neler yaptığını bilmiyordu. Onun ağzından bunu duymak beni mutlu ediyordu. Çünkü korkuyordum kötü bir anne olmaktan çok korkuyordum ve Yavuz tüm bu düşüncelerimi kafamdan alıp çıkarıyordu. Her adımda yanımda olması bana en büyük destekti.
"Sende gördüğüm en yakışıklı babasın." Kollarımı nazlı bir haraketle boynuna doladım. "En güzel baba olacaksın."
"Dünyanın en şanslı babası ben olacağım." Alnıma bir öpücük kondurmak için eğildi. "Size sahip olduğum için, dünyanın en şanslı insanı benim." Dudaklarımda sakin bir tebessüm yer edindi. Yavuz gerçekten gördüğüm en iyi baba olacaktı. Dudaklarını geri çekti. Avuç içi kolumu okşadı.
"Hazırlan, yetimhaneye gideceğiz." Dün ona söylediklerimi unutmamıştı. "Hediyeler aldırdım, bugün seninle senin istediğin gibi zaman geçirmek istiyorum." İçime çocuksu bir neşe dolarken parmak uçlarıma yükselip yanağına sulu bir öpücük kondurdum.
"Yumuşak kalpli kocam benim!" İslattığım yeri baş parmağımla sildim. "Banyoya girip üstümü değişip geliyorum hemen, sen aşağı in ilaçlarını iç ve beni bekle!" Yanağını sildiğim elimi tutup avuç içime öpücük kondurdu.
"Emrin olur yavrum." Göz kırptı bana. "Aşağıdayım ben." Onu onaylayarak başımı salladım.
Yavuz odadan çıkınca bende işlerimi hallederek üstümü değiştirdim. Karnımı rahat ettirecek Pembe tonlarında bir elbise giydim. Üşümemek için üstüne hırkamı geçirerek aşağı indim.
Kapı açıktı. Yavuz ön bahçede korumalara bir şeyler söyleyip duruyordu. Birkaç saniye onu izleyip salona geçtim. Yine bizimkiler didişiyordu. Zahir abi, Karaca, ve Ceylan yoktu. Ama diğerleri buradaydı. Narin'se bildiğim kadarıyla şirketteydi.
"Bana bakın beni delirtmeyin!" Aziz abinin sesini duydum salona girerken direkt. Abim sırıtarak elinde bir kağıt tutuyordu. Diğer herkes de keyifle onları izliyordu.
"Zerda?" Dedim koltukta oturup gülen Zerda'ya bakarak. Hızla onun yanına oturdum. "Neler oluyor?"
"Düğün günü aldık." Abim gururla bana baktı. "Tebrik et bu yiğit abini."
"Ne!" Ağzımdan şoka karışık bir mutluluk çığlığı kaçtı. Zerda'ya döndüm. "Aldınız mı?" Koluna asıldım. "Şaka yapmıyorsunuz değil mi? Ay abi bak hamileyim ben böyle şeyler bana yasak!"
"Abim ben hiç sana yalan söyler miyim? Aldık. Birkaç hafta içinde de İnşAllah düğünümüz var." Gözlerim iyice genişlerken Zerda'ya bakakaldım. O da sesli bir gülüşle beni onayladı.
"Yok!" Aziz abi hızla başını iki yana salladı. "Daha yeni nişanlandınız, olmaz!"
"Aziz bence sen şansina küs." Cafer, koltukta oturmuş Özlem onun saçlarına taç yerleştirmekle meşgulken konuştu. "Zerda senun, Tufi'de benum elumden kayip gideyi. Ben alıştum, senda aluş!"
"Saçma saçma konuşma ya," Abim yüzünü buruşturdu. "Gül gibi karım varken senin sözüne bakıp evde mi kalaydım?"
"Net evde kalırdın." Zerda bacak bacak üstüne atarak abime alıcı gözüyle baktı. "Benden başka kimsede almazdı seni."
"Senden başka kimseye kendimi yar etmezdim, Zerda'm." Abim hınzır bakışlarını Zerda'nın yüzüne dikti. "Gönlümde, kalbimde senin."
"Ben bununla alay edemiyorum!" Zerda somurtarak koluma asıldı. "Hayvan herif, ağzı çok güzel laf yapıyor."
"Senin gönlünede sana da!" Aziz abi abimin ensesinden yakalayıp elindeki kağıtı almaya çalıştı. "İki seneden tez evlenemezsiniz!"
"İki sene mi?" Özlem sonunda tacı yerleştirmeyi başarıp masmavi gözlerini Aziz'e çevirdi.
"Aziz abi Tufan abi o kadar beklemez ki, Zerda abla evlenmek için gün sayıyor! Hem öptü Zerda ablayı, ben gördüm. Teknik olarak karısı sayılmaz mı? Dizilerde hep öyle oluyor!" Devran şok dolu gözlerle deminden beri sessiz oturduğu koltuğunda öne eğildi.
"Cafer," dedi. "Özlem'in kulaklarını kapat." Cafer hızla onun dediğini yaptığında Devran öfkeyle Tufan'a baktı.
"Ulan sen benim kızımın gözü önünde ne diye öpüyorsun kızı!"
"Ne öpmesi, öptüm ama gözü önünde değil. Şahit olduysa ben ne yapabilirim!" Abimin savunmacı sesiyle, Devran koltuğundan kalktı.
"Evde çocuk var dikkatli olsanız olmuyor mu? Çocuğumun piskolojisini niye bozuyorsunuz piç kuruları!" Devran'ın korumacı baba rolleri bir an gözümüze çok tatlı geldiği için Zerda'da bende kendimizi tutmayıp güldük.
"Pişkin pişkin gülüyorlar birde," Hedefi bu sefer bizdik. "Kocalarınızı biraz hizaya getirin!"
"Ben ne yaptım ya?" Kaşlarımı çattım. "Zerda'ya sinirlen."
"Bak şuna," Yanımda oturan Zerda hızla bana döndü. "Nasıl da sattın beni!"
"Kimsenin öfkesiyle uğraşamam." Arkama yaslandım rahatça ve bir elimi karnıma yasladım. "Özellikle bu adamın siniri hiç çekilmiyor."
"Gelin hanım," dedi Devran uyarı dolu sesiyle. Ve usulca geri yerine oturdu. "Duyuyorum."
"Biliyorum!" Omuz silktim. "E napayım? Haklıyım."
"Tamam hadi seni alalım bir kenara senin bir suçun yok, sana ne demeli? Ben seni bu adama verdim de git öp demedim!" Devran'ın öfkesiyle Aziz hızla başını salladı.
"Doğru diyor," Abimi kasten öne itekleyip omzuna vurdu. "Bu iti öp diye vermedik seni!"
"Ulan ne diye vuruyorsun!" Abim masum çocuklar gibi omzunu tuttu. "Aldım işte kardeşini, evleneceğim. Trabzon'un en güzel düğünü yapacağım sende ömrünün sonuna kadar sap sap dolaş Allah'ın manyağı!"
"Yok. Gel illa ağzımı burnumu kır elime ver diyor!" Aziz abi eline bir yastık geçirdiği an abim elindeki kağıtı Zerda'ya fırlattı.
"Müstakbel karım, lütfen aşkımızın resmiyeti olacak o belgeye iyi bak. Bu savaştan sağ kurtulursam seni düğün alışverişine götüreceğim." Zerda kağıtı kaptığı sırada abim koşmaya başladı. Koltuğun yanından geçerken Zerda'nın yanağınada hızla bir öpücük kondurmayı ihmal etmedi.
"Gel buraya it oğlu!" Aziz abi öyle bir hızla onun peşine takıldı ki iki çocuk gibi koşarak salondan çıktılar.
"Ya abi rahat bıraksana nişanlımı!" Zerda'da hızla koltuktan kalkıp endişeyle onların peşine takılırken gülerek izledim. Gerçekten çocuk gibiydiler.
Onların kapıdan çıktığını duydum, hemen ardından Yavuz salona girdi. "Ulan noluyor?" Merak içinde içeri adımladı. "Aziz yine neden Tufan'ı kovalıyor?"
Gülerek ona döndüm. "Abim düğün günü almış." Omuz silktim. "Klasik Aziz abi, katlanamıyor."
"Aziz dövsün, bir turda ben döveceğim." Dedi Devran, ardından Cafer'e baktı. Cafer hâlâ Özlem'in kulaklarını sıkı sıkı kapatmakla meşguldü. Özlem'se kedi yavrusu gibi boncuk boncuk gözleriyle bizi izliyordu.
"Cafer bıraksana çocuğun kulaklarını, birkaç saniyeliğine dedim dakikalığına değil!" Devran'ın sabırsız sesiyle Cafer ona baktı.
"Ula ne bileyum, birak demedun ki!" Ellerini Özlem'in kulaklarından çekti.
"Bitti mi?" Dedi Özlem.
"Ne bitti mi?" Yavuz anlamayarak Özlem'e baktı.
"Tufan abiyle Aziz abinin evlilik kavgası." Özlem'in dedikleriyle Yavuz güldü.
"Gel bakayım." Koltuğa yürüyerek Özlem'i kolları arasına aldı. Ardından Cafer'e baktı. "Ula o kafandaki ne?"
"Trabzon'un prensesi oldum." Cafer kollarını koltuğun iki yanına uzun uzadı açtı. "Özlem öyle diyi."
"Evet!" Neşeyle Cafer'e baktı. "Prenses oldu!" Aynı hevesle Yavuz'a baktı. "Seni de prenses yapayım mı abi!"
"Beni?" Yavuz yutkundu. Özlem'e bakarken ne yapacağını şaşırmıştı.
"Yap tabii." Tatlı tatlı konuştum. "Hatta tacını ben seçeyim."
"Hafsa," hızla bana döndü. "Ne diyorsun güzelim?"
"Egoların prensesi Yavuz." Gülmemek için zor dururken omuz silktim. "Çok yakışmaz mı?"
"Yavrum, erkek adama prenses olmak yakışır mı?"
"Bak Cafer'e nasıl yakışmış." Övgü dolu bir sesle konuştuğumda, Cafer sırıttı.
"Sağolasun." Devran ve ben aynı anda güldüğümüzde, sırıtışı soldu. "Ula dalga mı geçeyisin benumle cadi!"
"Ne haddime abi, bence çok yakışmış. Hatta sen böyle bir resim çek Nisa'ya yolla." Dediğim an yastık kapıp bana fırlatmak istedi ancak Yavuz hızla adım atarak aramıza girdi ve yastık onun karnıma çarptı.
"Karım hamile sakın diyeyim."
"Çekil ula, hanımci!" Başını sağa eğip beni görmeye çalıştı. "Görüşeceğum senunle Hafsa hanim!"
"Bir şey demedim ki abi? Nisa bence sana kör kütük aşık olurdu." Cafer'in ateş eden gözleri yüzüme dikildi. Yüzündeki ifade öyle komikti ki birde saçlarındaki o taç ekstra beni gülme krizine hazırlıyordu.
"Gelin hanım haklı," Devran gülüşünü bastırarak ciddiyetle konuştu. "Tam kız babası, fena mı olur? Net sana aşık olur."
"Öyle mi diyisiniz?" Cafer gerçek anlamda bunu düşünmeye başlayınca daha fazla dayanamadım. Gülüşüm dudaklarım arasından kaçtı.
"Cafer, Nisa sana aşık olur mu bilmem ama böyle bir resimi ona göndersen senin delirdiğini düşünüp tımarhaneyi arar orası kesin." Yavuz kucağında Özlem'le birlikte dedikleriyle yanıma oturduğunda gülmekle meşguldü.
"Karın hamile bir şey edemeyurim çünkü yeğenlerum var, ama sen her an radarumdasun!" Diye isyan etti Cafer ardından Devran'a baktı. "Senda!"
Devran teslim olur gibi ellerini kaldırırken, Özlem iyice asıldı Yavuz'un boynuna.
"Bence çok yakıştı niye öyle diyorsunuz?" Cafer'e baktı. "O benim prensesim!"
"Özlem benla dalga mi geçeyusin öveyumisin anlayamayirim." Saçlarındaki taça dokundu. "Kendumi aşağlanmiş hissedeyim!"
"Afferin Özlem." Devran, Cafer'in öfkesini hiç umursamadan konuştu. "Gelecek sefere makyaj da yap, sakın unutma."
Özlem hevesle başını salladı. "Sana da yapayım!" Dediği an Devran'ın sırıtışı soldu.
"Bana değil!" Öyle bir hızla konuya atladı ki bu sefer zafer kazanmış gibi sırıtan o değil Cafer'di.
"Özlem." Bu işin peşini bırakmayacaktı. "Bence çok iyi bir fikur. Git Narin ablanun makyaj malzememleruni kap getur. Söz vereyurim ona makyaj edersen baa da etmene izin vereceğum!"
"Cafer kapa ulan çeneni!" Diye yükseldi, Devran. Hemen ardından sesini alçaltıp Özlem'e döndü. "Özlem'im sakın. Sen uyma bu delinin aklına."
"Ama ben yapmak istiyorum!" Hızla Yavuz'a döndü. "Abi sana da!" Yavuz'un gözleri genişlerken ışık hızıyla bana baktı.
"Beni bu durumdan kurtarırsan ne istersen yaparım." Resmen Özlem'in oyunundan kurtulmak için bana rüşvet sunuyordu.
"Hm." Düşünür gibi gözlerimi etrafta gezdirdim. "Ne vaat ediyorsun?"
"İki dönüm arsa, üç ev, iki şirket." Dediğinde iri gözlerle ona baktım. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Aşk olsun," bunu fırsata çevirecektim. "Para da pulda gözü olan bir kadın mıyım ben?"
"Lütfen öyle bir kadın ol." Yavuz çaresizce fısıldadı. "Yoksa bu çocuk kocanın yüzünü gözünü boyamadan durmayacak."
"Değişiklik olur." Bilerek onunla uğraşıyordum. "Kaşlarınıda ben alacağım." Gayet ciddi bir ifadeyle konuştuğumda Yavuz süt dökmüş kedilere döndü.
"Korkmaya başlıyorum, bu kadın milleti nasıl bir şey!" Ayağa kalkıp Devran'ın yanına yürüdü. Özlem'i onun kollarına bıraktı. "Ben yokum ulan, siz ikiniz açtınız bu oyunu başımıza çekin cezasını!"
"Yavuz!" Dedi Devran Özlem'i tutarken telaşla. "Kaçamazsın böyle!"
"Kaçarım." Yanıma ilerledi. "Karımla gidecek yerlerim var benim, mühim şeyler."
"Ama abi!" Özlem'in iri gözleri Yavuz'un yüzüne dikildi. "Ben sende bizimle oyna istiyorum."
Ne Özlem'e kıyabiliyordu, ne de rezil olmayı göze alabiliyordu. Bana baktı yalvaran gözlerle.
"Hafsa, benim güzel karım birkaç saniyeliğine parada pulda gözü olan bir kadın olabilir misin?" Çok çaresizdi. Onu biraz daha süründürürdüm ama yüzündeki o masum ifadeye karşı koyamıyordum.
"Olayım." Madem bunu istiyordu. "İki değil beş arazi isterim, üç şirket, ha birde beş tane ev. Birde araba, ama öyle ucuz değil. Pahalı bir şeyler olsun." Saydığım her şeyle Yavuz'un ifadesi iyice şoktan şoka girdi.
"İyiki parada pulda gözün yok, Hafsa'm. Geri dön, hemen eski haline."
"Niye ya?" Kaşlarımı çattım. "Para göz mü diyorsun sen bana!" Yine geliyordu benim hormonlar. Yavuz bunu farkeder farketmez kaşlarını yukarı itti.
"Yemem bu sefer onu." Yanıma ilerledi. Herkesin içinde beni kollarına aldı.
"Özlem, abim biz sonra oynarız, sen Cafer'lerle oyna." Özlem'e fırsat bile vermeden Cafer ve Devran'ın söylenmelerini dinlemedi. "Seninle de dışarıda hesaplaşacağım." Gözlerini yüzüme dikip beni salondan çıkarıp dışarı taşıdığında masum bir ifadeyle ona baktım.
"Benimle niye hesaplaşıyorsun?" Büyük bir ustalıkla kendimi savundum. "Parada pulda gözüm olan bir kadın olmamı söyledin!"
"Karım o kasten adam soymak." Tek kaşı havalandı. "Kalbimi çaldığın gibi varımı yokumu da mı çalacaksın?" Evden çıkarak beni dışarı taşıdığında bahçedeki arabaya yürüyordu.
"Belki." Nazlı bir tınıyla merakla ona baktım. "Karınla paranın lafını mı edeceksin?"
"Değil paranın lafını karıma tek laf etmeye hakkım yok." Birkaç saniye duraksadı adımları yüzüme bakarken tebessüm etti. "Varım yokum sana kurban."
"İçeride hiç öyle demiyordun," Dedim o tekrar yürümeye başlayıp arabaya ulaşırken. "Gayet cimriydin." Arabanın kapısını açıp beni oturttu. İçeri eğilerek her zaman yaptığı gibi dikkatle emniyet kemerimi karnımın üstünden geçirip taktı.
"İçeride kurtulmam gereken bir durum vardı." Geri çekilmeden önce uzun uzadı yüzüme baktı. "İstediğin ev araba olsun, hepsini etmezsem bana da Yavuz Payidar demesinler."
Gülümsedim. "Sen yetersin bana." Dediğimde aynı sıcaklıkla bana karşılık verdi. Sert bir öpücük kondurup yanağıma geri çekildi ve kapımı kapattı. Kendi sürücü koltuğuna ilerledi oturmak için.
Rotamız Atasoy yurduydu. Uzun zaman olmuştu oraya gitmeyeli ve özlemedim desem yalan olurdu.
🌊
Yazar.
Uygar iyice arkasına yaslandı. Karşısında oturan yıllar önce kardeşi olan şimdiyse ona soğuklukla bakan adamı izledi. Ardından hareleri onun hemen yanında oturan Karaca'ya kaydı. Düz bakışlarını yumuşama sardı. Kimse ölmemişti.
Hepsi buradaydı. Zahir, bilerek bir araya gelmek istemişti. O gece ne olmuş ne bitmiş her şeyi detaylıca dinlemişti. Şimdi büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu. Ceylan'ı, Süleyman ile birlikte arabada bırakmıştı. Bu mesele üçü arasındaydı ve böyle konuşmak istemiştiler.
"Beni niye Akgün'e sattun?" Zahir sonunda sessizliğini bozarken, Uygar mavi harelerini ona çevirdi.
"Kimseye zarar vermek değildi niyetim." Kahvesinden bir yudum alarak onu geri bardak altılığına bıraktı. "Karaca'nın katillerini bulmak için yapmıştım." Gözlerini Karaca'ya çevirdi.
"Onun için." Karaca onun bu sözleri karşısında yumuşadı. Seneler sonra Uygar'ı kanlı canlı şekilde karşısında görüyor olmasına hâlâ inanamıyordu.
Zahir'in biraz olsun öfkesi dinerken Uygar'ı izledi. "Bulabildin mi?"
"Arkalarında daha güçlü birileri var." Uygar hızla konuştu. "Kemal'le Rıfat değil, başkası var. Bulamadım." Dirseğini masaya yasladı. "Hafsa ve Yavuz'u kurtarıp her şeyden vazgeçmiş olmam bu yüzdendi. Beni oyaladığını anladım."
"Anlamayirim." Dedi Zahir. Yanında oturan kardeşine çevirdi başını. "Karaca, peşundeki kim?"
Karaca bir kolunu ovarken yutkundu. İçinde biriken çok fazla şeydi. Anlatması zor olan şeyler.
"Bir şeyler biliyorsun," Uygar pür dikkat onu izlerken gözlerini çok az kıstı. Hâlâ Karaca'nın her hareketini ezbere biliyordu. "Anlat."
"Anlatmak istemiyorum. Geçmişte kaldı." Başını iki yana salladı. "Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum." Zahir'in güçlü duruşu yavaşça çöktü.
"Kardeşum. Abim." Yalvaran bir sesle çıktı kelimeler ağzından. "En azindan isumleruni söyle. Bunlar her kimse seni öldürmek içun peşunde." Karaca siyah gözlerini usulca abisine çevirdi. Suskunluğuna devam etti.
"Onlar olduğunu sanmıyorum." Başını iki yana salladı. "Beni öldürmek istemez." Uygar'ın kaşları çatıldı.
"Kim?" Artık düşmanları tanıdığında emin olmuştular. "Kim, Karaca?"
"Hiçkimse." Karaca korumacı bir tavırla onlara karşı konuştu. "Bu konu geçmişte kaldı. Kapatın. Benim peşimdekiler büyük ihtimalle Kemal'di."
"Karaca böyle susamazsun." Zahir daha fazla dayanamadı. "Bir kez daha senu kaybedemem. Ne olduysa anlatman gerekeyi!"
"Bir şey bilmiyorum!" Sandalyeden kalkarken gözlerinde endişe ve korku vardı. "Beni rahat bırakın!" Arkasını dönmek için haraket ettiğinde Uygar ayağa kalkıp bir adımda onun kolunu yakaladı.
"Kimi koruyorsun?" Kıyamayan bakışları Karaca'nın yüzünde dolandı. "Kimden korkuyorsun, seni kim incitti Karaca? Söyle bana. Söyle ki onların eceli olayım." Karaca onun her bir kelimesinde dağıldı. Gözleri dolmasın diye zar zor kendini tutarken kolunu nazikçe çekti.
"Kimse." Dedi Uygar ve Zahir arasında gözlerini götürüp getirerek. "Arabaya dönüyorum." Daha fazla konuşmaya tahammülü yoktu. İki adamı orada bırakarak kafenin çıkışına yürüdü.
"Birilerini koruyor!" Uygar öfkeyle konuştu. "Onu rahatsız eden bir şeyler var."
"Farkindayim." Zahir'in zihnine her seferinde daha kötü şeyler akın ederken bir eliyle yüzünü ovuşturdu. "Bunu yapan kimse onu mahvedeceğum." Sesinde nefret vardı. "Bunca sene benden kardeşumi alan kimse onun ümüğuni kendu ellerumle sıkacağum!"
"Yanına gideceğim," Uygar hareket edecekken Zahir nefesini verdi.
"Konuşmayacak." Canı yanar gibi bir elini saçlarına daldırdı. "Ya bizi korumaya çalışayi ya da korkayi." Çaresizce omuzları çökerken, kafenin kapısından içeri Ceylan girdi.
"Ne oldu?" Dedi iki adamın yanına ilerlerken. "Karaca bir öfkeyle bindi arabaya, anlatmadı mı?" Zahir ağır ağır başını iki yana salladı.
Bir an Ceylan ile Uygar göz göze geldi. Uygar çaresizce omuz silkti ve yanlarında ilerleyip geçti. Karaca ile konuşmadan rahat etmeyecekti. Deli dolu birisiydi ve böyle çaresizce durmak ona yakışmıyordu. Uygar kafeyi terkedince Ceylan gözlerini Zahir'e indirdi.
"Zahir," yanına ilerledi. Onun önünde aşağı eğilerek bir elini Zahir'in dizinin üstünde duran elinin üstüne koydu. "İyi misin?"
"Değilum Ceylan'im." Gözlerinde nasıl çaresiz olduğu yazılmıştı. "Karaca tek kelime etmeyi." Kara gözleri Ceylan'ın harelerine dikildi.
"Nasi dayanacağum ula ben buna?" Omuzlarını kendine çekti. "Ne yaşaduğuni anlatmayi, korkayi. Bileyurim. Gözlerune baktığum an anlayurim Ceylan, seneler geçse bile bakışlari ayni." Nefes almayı bile unutarak konuşmaya devam etti. "Ona bir şeyler yapmışlar, bir şeyler yaşamiş, gizleyi, Ceylan -"
"Zahir sakin." Ceylan avucunu Zahir'in yanağına yaslarken yumuşak gözlerle onu izledi. "Sakin ol, öğreneceğiz."
Başını hafif omzuna eğerek zümrüt yeşili harelerini onun yüzünden ayırmadı. "Üstüne gitme, anlatacak. Belli ki tüm bunlar onun için ağır."
"Bileyurim." Zahir gözlerini kapatarak yanağını iyice bastırdı Ceylan'ın avucuna.
"Ama nasi dayanayim? Benden onu aldilar. Senelerce Ceylan." Sesi güçsüzleşti. Gözlerini açtı. "18 ya vardum ya yoktum kardeşun öldü deduklerinde. Üstüne Uygar öldü deduler."
Göğsü daralırmışcasına ciğerlerine derin bir nefes doldurdu. "İkiside yaşayimiş. Çektuğum yaşadiğim yas yalanmuş." Ceylan'ın gözleri dolmaya başlarken Zahir'i susturmadan konuşmaya devam etmesine izin verdi.
"Yaşayiler, ama bir kez daha kardeşum ellerumden kayip gidecekmiş gibu geleyi." Başını iki yana salladı. "Ceylan bir daha dayanamam."
"Öyle bir şey olmayacak." Ceylan kuruyan dudaklarını ıslatıp kararla başını salladı. "Karaca bizimle güvende."
"Ya olmazsa?" Zahir çaresizce fısıldadı. "Gözumün önunden ayırmaya korkayirim Ceylan." Sesi çok az titrerken çenesi kasıldı. "Seneler evvelde oni yalnuz bıraktuğumda aldilar benden." Dudakları titredi. "Ya yine-"
"Hayır." Ceylan onu susturarak hızla sarıldı. "Yine aynı şeyleri yaşamayacaksın, Zahir."
Baş parmağı Zahir'in çene çizgisini okşarken fısıldadı. "Yine aynı şeyler olmayacak söz veriyorum sevgilim. Karaca'ya hiçbir zarar gelmeyecek. Onu koruyacak tek kişi değil, onu koruyaca koca bir ailesi var artık." Zahir'in elleri Ceylan'ın belinin iki yanını buldu. Onun kokusunu içine çekti.
"Ağzından çıkan her kelumenin gerçek olacağuna o kadar inanayirim ki Ceylan." Biraz olsun korkuları dinmiş gibiydi. "Masal gibisun. Ve ben sana kanmaktan korkmayirim." Ceylan küçük bir tebessümle başını geri çekti. Gözlerini Zahir'in yüzüne indirdi.
"Çok çabuk teslim oluyorsun bana." Baş parmakları Zahir'in yanaklarını okşadı. Sesinde sevgi dolu bir alay vardı. "O kadar mı aşıksın?"
"Gebereyurim aşkundan." Zahir başını sağa eğerek Ceylan'ın avuç içine bir öpücük kondurdu. "Teslim olacak, saa yenilecek kadar çok." Karşısındaki adamın her sözüyle tebessümü çoğaldı Ceylan'ın.
"Bende geberiyorum, aşkından." Aynı sevgiyle karşılık verdi ona. "Ama öyle çokta heveslenme, hayatımın merkezine filan koymadım seni."
"Hm?" Alaycı bir mırıltı çıkardı, Zahir. "Hayatinun merkezunde değulsem nerdeyum?"
"Kalbimde." Dedi tatlı bir sesle. "Kalbimin en güzel yerinde." Zahir'in dudaklarında bir tebessüm seğirdi. Onun gözlerinin en derinini izleyen kadına bakarken gerçekten kalbi tekliyor duyguları sandığından daha karmaşık bir hale geliyordu. Tek bir duyguyu çok iyi tanıyordu, aşkı Ceylan'a bakarken sonuna kadar hissediyordu.
"Kalbin kalbim Ceylan'im." Bakışları yumuşadı. "Hayatim senla öyle bir anlam kazandı ki yaşaduğumi hissettum. Bunu baa sen hissetturdun." Ardından sırıttı. "Evleneceğum senla. Benden başkasina yar etmem."
"Sağol ya." Ceylan alayla onun omzuna vurdu. "Sırf seni güldürüyorum diye beni kendine eş olarak mı alacaksın?"
Zahir dilini damağına vurdu. "Hayır," ellerini iyice yerleştirdi Ceylan'ın iki yanına. "Aşkından geberduğum içun seni eşum yapacağum." Yüzünü izledi derin derin. "Birde bendan başkasina yar olmana izin vermem."
"Ben senden başkasına yar olmam da sen elini çabuk tut, ya senden önce bir başkası çabuk davranırsa?"
"Halledulur." Dedi Zahir. Ceylan kaşlarını çattı.
"Nasıl?"
"Sa baktığı günun sabahi toprağa bakar." Ceylan'ın gözleri genişledi.
"Anladığın tek şey insanları dövmek!"
"Döveceğumi kim dedu? Bir kurşunla alnınin çatundan vururum." Zahir gayet ciddi ciddi konuşurken Ceylan onun ellerini itekledi.
"Gerçek anlamda dağ ayısının önde gidenisin, öküz." Kafenin kapısına yürürken Zahir güldü ve ayağa kalktı.
"Niye kaçayisin Ceylan'im? Alt tarafi şaka edeyudim!"
"Şaka etmeyisin, ben o bakışı bileyim!" Ceylan öfkeyle ona dönünce, Zahir'in dudaklarına keyifle bir sırıtış yayıldı.
"Ne güzel şive edeyisin kız, bir kez daha etsena." Ceylan abartılı bir nefesle arkasını dönüp uzaklaşınca Zahir yumuşak bir gülüşle onu takip etti.
Kafeden çıktıkları an arabanın önünde kavga eden Uygar ve Karaca'yı gördüler.
"En azından bir isim!" Uygar sabırsızca konuştu. "Karaca tehlikedesin her an ne olacak belli değil nesini anlamıyorsun!"
"Söyleyecek bir şeyim yok!" Karaca hızla bir adım geri gitti. "Nesini anlamıyorsun? Anlatacak bir şeyim yok!"
"Anlatmalısın!" Uygar öfkesine daha fazla hakim olamadı. Elini arabanın kaportasına çarptığı an Karaca korkuyla irkildi. Niyeti bu değildi ama onu korkutmuştu.
Süleyman daha fazla dayanamadan ikisinin arasına girdi.
"Eline koluna dikkat et, ne halt ediyorsan et kızı korkutma." Karaca, Süleyman'ın sırtı ile bakışırken, Uygar sertçe yutkundu. Az önce arabaya çarptığı elinin parmaklarını avuç içine doğru kıvırdı.
"Korkutmak değildi niyetim," Karaca'ya baktı Süleyman'ın omzunun üstünden. "Karaca, sana zarar vermem. Sadece bilmek istiyorum-"
"Eve gitmek istiyorum." Karaca Süleyman'ın koluna tutunduğunda, Süleyman duraksadı. Başını omzunun üstüne çevirerek ona baktı. "Eve götür beni." Dediğinde, Süleyman Uygar'a kısa bir bakış attı. Ardından Karaca'ya döndü.
"Bin hadi." Uygar'a aldığı tavıra kıyasla sesi daha sakindi.
"Nereya?" Zahir hızlı adımlarla onlara ulaştı. Uygar'a sert bir bakış atarak Süleyman'a baktı. "Kardeşumi ben götürürüm."
"Seninle de gitmem ben." Karaca arka koltuğa otururken kaşlarını çattı. "Bana hep sorular sorup duruyorsun, ama Süleyman öyle değil. O beni anlıyor." Yutkundu Zahir. Süleyman'a baktı düşmanına bakar gibi.
"Sen otur abim." Arabanın kapısını tuttu. "Ben geleceğum." Karaca'nın yüzüne kapıyı kapatıp Süleyman'a döndü. "Ula sen benum kardeşumle ne iş?"
"Ne işi?" Süleyman anlamayarak gözlerini kırpıştırdı.
"Bu kız niye sülü sülü diye gelduğunden beri peşunde dolanayi?"
"Öyle mi yapıyor?" Kaşlarını çattı. "Farkında değilim, ben sadece yanında olmaya çalışıyorum." Uygar bir an Zahir'e baktı. Onun söylediklerinin ardından arabanın içinde oturan Karaca'ya. Yutkundu.
İçinde yavaş yavaş bir huzursuzluk oluştu.
"Kardeşumin peşunde dolanma sülü, döverum seni."
"Abi ben ne yaptım ya!" Süleyman masum çocuklar gibi omuzlarını düşürdü. "Kızın üstüne gidiyorsunuz, bazı şeyleri anlatmaya hazır değil. İyi geliyorsam bırak yapayım." Zahir bir kaç saniye ona baktı ardından beklentiyle camdan Süleyman'a bakan kardeşine.
"Eyi." Nefesini derdi. "Direkt eve, kardeşume fazla yaklaşma fazla da muhabette gireyim deme." Ceylan'ın belini sardı. "Yengenide doğru eve bırakayisin."
"Ben niye?" Ceylan kaşlarını çattı. "Sen gelmiyor musun?"
"Uygar'la işumuz var." Dedi Zahir ve Ceylan'ın yanağını öptü. "Eve gidun, iyi olduğunuzdan emin olayim." Ceylan öpücükle yumuşarken usulca başını salladı.
"Beni haberdar edin." Ceylan'ın endişeli sesiyle Zahir başını salladı.
"Aklin bizde kalmasun." Dudaklarında yumuşak bir tebessüm belirdi. "Siz gidun Hafsa ile düğunde ne giyeceksunuz oni düşunun." Onun sözleriyle Ceylan'ın gözleri genişledi.
"Ne düğünü?"
"Aziz, Tufan'ı öldürmezse düğünleri var Zerda ile yakında." Dedi Süleyman tebessümle. "Tufan gün almış."
"Ve Zerda bana bunu söylemedi!" Ceylan heyecanla kıpırdandı ve arabanın kapısını açtı. "Çabuk hadi, eve gidelim!"
"Dikkatle gidin hayde." Zahir bir elinin avuç içiyle Süleyman'ın omzuna birkaç kez vurdu. "Eve varınca mesaj at."
"Tamam, sende beni habersiz bırakma." Zahir onun sözleriyle başını sallarken Süleyman arabanın önünden dolaştı. Kendi kapısını açıp oturdu. Birkaç saniye içinde kemerini takıp gaza basarken, Zahir nefesini vererek Uygar'a döndü.
Bunca zaman sonra yıllarını, hatta çocukluğunun bir kısmını beraber geçirdiği adamla aynı yerdeydi. Ona kırgın olduğu yanları vardı. Özellikle Ceylan için. Uygar, Zahir'in geçmişini Akgün'e anlatmasa Akgün böyle bir oyun kurmayacak Ceylan'ı yanan bir evin içine koyarak Zahir'i tehdit etmeyecekti.
Onu böyle yakmayacaktı. Ancak Uygar bunu yapmış ve Akgün acı geçmişi Zahir'in gözleri önüne en acı şekilde; sevdiği kadını ondan almaya çalışarak sermişti.
"Gelecek misin?" Uygar'ın sorusuyla, Zahir başını salladı.
"Araştiralim. Ne bulabiliriz bakalum." Bir adım attığı an, Uygar ona çevirdi bakışlarını.
"Süleyman," dedi. "Sence neden Karaca'ya bu kadar yakın?" Zahir onun yanına ulaşınca kaşlarını çattı.
"İyi çocuktur, Süleyman. Ailem gibidur." Ellerini ceplerine soktu ve Uygar yürümeye başlayınca ona ayak uydurdu. "Gözüm kapalı emanet ederum Karaca'ya oğa." Uygar'ın çenesi hafifçe kasıldı.
"Bana?" Dedi eski dostuna bakarken. "Bana emanet etmez misin?"
"Sana gram güvenim kalmadi, Uygar." Her ne kadar zor olsa da konuştu. "Tüm güvenumi yerla bir ettun. Değul sa kardeşumi emanet etmek, kendumi bile emanet etmam." Duyduğu her kelimeyle sarsıldı Uygar. Bir an duraksayacak gibi oldu ancak devam etti.
"Süleyman'a bu kadar güvenmenin sebebi ne?"
"Beni ölumden o kurtardi. Hemda iki kez." Uygar'ın kaşları çatıldı.
"Ne ölümü?"
"Siz ikinuzin ölüm haberunden sonra hayat sanduğumdan daha zor geldi," Duygusuzca konuştu Zahir yokuş aşağı yürürken.
"Bir gece hayatuma son vermek karari aldum, o gece sokak kavgasına karuştum. Yaralandum." O anları hatırlat gibi gözleri uzun uzadı boşluğa daldı. "Kan kaybindan ölecektum, hastaneye gitmek yerune kayalıklara gittum. Öldüm sandum," Tebessüm belirdi buruk bir şekilde dudaklarında. "Süleyman bulmuş beni."
Uygar, ne yapacağını bilemez bir şekilde Zahir'i dinledi. İçinden eskisi gibi ona sarılmak gelse bile Zahir'in onu iteceğinden emin bir şekilde vazgeçti. "İkincisi, senun yuzundendu." Hiç acımadı Zahir ona.
"Ceylan'i, benden almaya çaluştuklari gece vurdular beni. Süleyman olmayaydi, çoktan geberup gitmuştum."
"Böyle olsun istemezdim, sadece Karaca'nın katillerini bulmak istedim." Zahir adımlarını durdurdu. Ona baktı. İlk kez gözlerinde gerçek bir kırgınlık belirdi.
"Bunca senenin günahını neden omuzlarumda bıraktin, Uygar?" Yutkunmak zor geldi. "Senun içun kaç sene aci çektim bileyumisin? Kendumi suçladim. Bir kardeşumi değul, iku kardeşimi koruyamadım diye senelerca kendumi suçladum. Niye ula?"
"Karaca'nın katillerini bulamadan karşına çıkamadım. Onu koruyamayan bendim, en azından intikamını almak istedim. Ancak yanıldım." Uygar kendini açıklamaya çalışırken bir hayli çaresizdi. "Ne desen haklısın."
"Keşke geleydinda intikamini beraber alsayduk." Zahir sert bir tınıyla alaycı bir tebessüm etti. "Gizlenerek çekturduğun aci daha fazlaydi." Daha fazla konuşmak istemedi. Önüne dönerek arabaya yürümeye devam ettiğinde Uygar onun arkasından bakakaldı.
Zahir'in haklı olduğunu sonuna kadar biliyordu. Karaca'ya o kadar odaklanmıştı ki kardeşi dediği adamın acısını unutmuştu. Ve en acısı kendini nasıl affetireceğini bilmiyordu.
🌊
Hafsa Payidar.
Yetimahenin önünde arabadan indik. Yavuz'un peşimizde sürüklediği korumalar onun araba araba aldığı oyuncuları, kıyafetleri, hediyeleri içeri taşımaya çoktan başlarken bizde içeri gideceğiz sanıyordum, ancak Yavuz durdu ve arabanın bagajına doğru yürüdü. Merakla onu izledim. Birkaç adımda onu takip ettiğimde bagajın düğmesine basarak bagajı açtı.
İçindeki Yasemin çiçeklerini gördüğümde gözlerim hafifçe genişledi. Hepsi bir özenle bukete sarılmıştı. Hepsi küçük küçük buketlerden ibaretken içlerinde bir tanesinin buketi kocamandı.
"Yavuz," kocaman gözlerle ona döndüm. "Bunlar ne?"
"Karım ve çocuklar için çiçekler." Dedi gülümseyerek. Uzanıp arabanın bagajındaki büyük buketi alıp bana uzattı.
"Bu karım için." Ellerim refleks olarak buketi aldığında, hızla arabanın bagajındaki küçük buketleriden birkaç tanesini kollarına doldurdu. "Bunlarda kızlar için. Araştırdım. Yurtta tam 67 kız çocuğu varmış. Hepsi için birer tane aldım."
Şaşkınca ona bakakaldım.
Sadece beni değil yurttaki tüm çocukları düşünmüştü. Özellikle yurttaki kız çocukları için tıpkı bana yaptığı gibi jest yaparak hepsine birer çiçek almıştı.
Çiçekleri göğsüme bastırırken bakışlarım yumuşadı. Öne eğilip yanağına bir öpücük kondurduğumda dudağının kenarı yukarıya kıvrıldı. Utanmaz bir şekilde diğer yanağınıda bana uzatarak başını sağa çevirdi.
"Doyumsuz bir adamsın." Diyerek sağ yanağınada bir öpücük bıraktığımda keyifle omuz silkti.
"Karımdan doyamadım doğru." Kaşlarım havalandı.
"Neden acaba?" Kollarımda buketle yürümeye başladım. "İkimizde biliyoruz ki ömrümün sonuna kadar kollarında uyanıp kollarında kalksam sen yine doymazsın."
"Doğru." Dedi arkamdan gür sesle seslenerek. Buketlerin birkaçını kollarına toplayıp peşime takıldığında korumalarıda diğer buketleri getirmekle meşguldü. "Sana olan sevdamdan hiç doymam." Yaramaz çocuklar gibi eğilip yanağıma öpücük kondurduğunda gülerek sola doğru hafifçe eğildim.
"Peki benden?" Kıpırdandım.
"Senin sevginden mi?" Gür kirpikleri arasından bana bakarken göz kırptı. "Ne senden ne sevginden asla doymam. Ömrümün sonuna kadar beni sen sev, hatta hiçkimse beni sevmesinde bir sen sev. O zaman yaşar bu Yavuz."
Dudaklarımda seğiren tebessüme engel olamadım. "Sevelim bakalım, yoksa ne yaparsın bensiz?" Bu kez onun gibi ben egolu tavırlar takınınca başını salladı.
"Öyle diyorsun? EyvAllah. Ama haklısında ne yaparım sensiz?" Bir an düşünür gibi oldu ama hemen başını iki yana salladı. "Allah korusun, düşüncesi bile çok kötü. Hafsa'sız bir Yavuz? Bak dilime bile yakışmıyor görüyor musun?"
Sözleriyle kendimi daha fazla tutamadım. "Hiç yakışmadı diline, sen karım demeye devam et." Beni onaylar gibi anında başını salladı.
"Karımdan başkasıda dilime yakışmaz zaten." Ciddiyetle kaşlarını çattı. "Senden başkasıda yanıma yakışmıyor."
Süzdü beni. "Ezip geçiyor güzelliğin beni, az öteden yürü. Tüm gözleri üstüne çekiyorsun." Dudaklarım arasından sesli bir kahkaha kaçtı.
"Şimdi de o egon beni mi kıskanıyor?"
"Tek gözalıcı görünen ben olmalıyım." Omuzlarını dikleştirdi gururlu bir ifadeyle. "Sen tüm ışığımı kesiyorsun."
"Demek ki çok güzelim." Başımı sağa iterek saçlarımın geri sırtıma itilmesine izin verdim ve ona göz kırptım. Anında kalbi teklemiş gibi adımları duraksayınca gülerek yetimhaneye yürüdüm.
"Haksızlık ediyorsun zalımın kız!" Eli ayağına dolaşırken buketleri düşürmemek için zor durdu. "Beni viran ediyorsun hiç umrunda değil."
"Hızlı ol biraz!" Diyerek ayılıp bayılan halini hiç umursamıyormuş gibi nazıma devam ettim.
"Nazı başka kendisi başka bela, kalbimi yakmaya yeminli misin karım sen?"
"Kalbin yanmaya pek müsait." Diyerek ona döndüğümde sırıttı.
"Bir sana." Yanaklarımın kızardığını hissettim.
"Boş konuşuyorsun."
"Konuşturanlar utansın benim güzel karım, konuşturanlar utansın." Maziye imada bulunduğu an, kalbimin sesi hızlandı.
"Utansın bakalım." Dedim yetimhanenin eşiğinde durmuş ona can alıcı bir bakışla bakarken. Sesli bir nefesle kalkıp indi göğsü. Sanki diyecek çok sözü vardı da bana bakarken her şeyi unuttu.
Tıpkı benim de ona bakarken her şeyi unuttuğum gibi.
🌊
Yaklaşık yarım saat kadar geçmişti. Yavuz ile beraber çoktan içeri girmiş çocukların hediyelerini dağıtmıştık. Her kes çiçeklerinide oyuncaklarında kavuşmuştu. Büyük bir salona toplanmıştı çocukların çoğunluğu. Bazıları beni zaten tanıyordu. Abimle sık sık geldiğimiz için onların zihninde bir yerlerde çoktan yer edinmiştim. Ama içlerinde bana en düşkün olanı gerçek anlamda Ilgaz'dı.
Küçük sandalyelerden birinde karşı karşıya oturmuştuk. Yavuz birkaç kız çocuğunu başına toplamış onlarla oyunlar oynarken, sanırım çocukların tek derdi kocamdı. Çünkü ona çocuk hayranlığıyla bakıyordular. Elimi çeneme yaslamış sevgiyle onları izliyordum. Yavuz'un çocuklarla çok güzel bir etkileşimi vardı. Kısa süre içinde onların arasına karışıp kendini sevdirmeyi başarıyordu.
Buna daha önce Özlem'le arasında olan iletişiminde şahit olmuştum.
O gerçekten çok iyi bir baba olacaktı.
Yavuz adının Mevsim olduğunu bildiğim çocuğun bebeğinin saçlarını toplamasına yardım ederken başını kaldırdı. Bakışlarımız kesiştiğinde bana içimi sıcacık edecek bir tebessüm sundu.
"Şimdi Hafsa'cım." Dedi Ilgaz. Dikkatimi tamamen kendisine çekti. Gözlerimi Yavuz'dan ayırıp ona baktım.
"Söyle Ilgaz'ım?"
"Sen hamilesin ya," İşaret parmağıyla karnıma dokundu. "Evlisindirde şimdi sen." Güldüm. Küçük aklı her şeye eriyordu. Daha altı yaşına yeni basmıştı ama buna rağmen çok iyi konuşuyordu. Aklına gelen her cümleyi tak diye söylüyordu.
"Evliyim." Elimi uzatıp onun sarı saçlarını karıştırdım. "Bak şurdaki abiyi görüyor musun?" Yavuz'u gösterdim. "O benim kocam." Ilgaz anında yüzünü düşürdü. Önce Yavuz'a baktı ardından bana baktı.
"Ama seninle büyüyünce ben evlenecektim!" Dediğinde Yavuz'un başı hızla kalktı.
"Af buyur?" Oturduğu yerden adeta konuya atladı. "Ne yapacaktın?"
"Onunla ben evlenecektim!" Ilgaz kocaman yeşil gözlerini bana dikti. "Sen ondan boşan benimle evlenirsin." Göğsünü kabarttı. "Sadece bekle, ben büyüyeyim seninle evlenirim!" Ağzımdan kaçmaya hazır olan kahkahayı Yavuz'un ayağa kalkışı susturdu.
"Çocuk," dedi yanımıza ilerleyerek. Ilgaz'ın ensesini onun canını yakmayacak şekilde kavrayıp ayağa kaldırdı. "Az öte dur karımdan." Kaşlarını çattı. "Yaşın kaç başın kaç senin? Evlenecekmiş!"
"Onunla ben evlenecektim, söz vermiştim!" Ilgaz kendini Yavuz'dan kurtarmaya çalışarak somurtup bana baktı. "Öyle değil mi Hafsa'cım? Söz vermiştin sen bana!" Yavuz'un gözleri beni bulduğunda masumca omuz silktim.
"Çocuk ya," dedim savunmaya geçerek. "Kalbi kırılmasın diye şakacıktan söylemiştim. Ayrıca evleneceğim demedim ki sen önce büyü ben sana kız bulurum dedim!"
"Büyüseydim seninle evlenirdim, bence ciddi bir yaş farkımız yoktu!" Ilgaz'ın sözleriyle Yavuz dünyanın en saçma sohbetini dinler gibi önce çocuğa sonra bana baktı. "Altı yaşında bir çocuk ayarlarımı fena bozayi. Ula git yaştırlarına evlenme teklufi et karumdan ne isteyisin!" Onun ensesini bırakıp aynı hizaya eğildi. "Ciddi bir yaş farkuniz varidur."
"Yoktur." Yavuz kendisi kadar inatçı bir çocuk bulmuştu anlaşılan.
"Vardır dediysem vardır, karım bir şey de şu hergeleye." Direkt bana baktığında güldüm.
"Ilgaz'cım." Ellerimi onun iki yanına koyarak önüme çektim. "Sen bir büyü, ben sana çok güzel bir kız bulacağım."
"İstemem kız, seninle eveleneceğim!" Yavuz'a baktı. Ardından işaret parmağını kaldırıp Yavuz'a havadaki dumanı dağıtır gibi bir el sallama işareti yaptı. "Sen git, Hafsa'cım la beni yalnız bırak."
"Sabır." Dedi Yavuz. Alt dudağımı ısırmakla meşguldüm yoksa kahkahamı daha fazla tutamayacaktım.
"Çocuk o," fısıldadım. "Üstüne gitme."
"Nasi çocuk ula bu!" Kaşlarını çattı. "Resmen saa evlenme teklifi edeyi!" İşaret parmağını Ilgaz'a doğru kaldırdı. "Baa bak küçük adam, çekul karumin önunden."
"Asıl sen çekil." Ilgaz bana sarılarak Yavuz'a dil çıkardığında ifadesi öyle bir seğirdi ki daha fazla dayanamadım ve kahkaha attım.
"Gül, sende Gül sevdam beni rezil rüsva et. Yapışma ulan karıma." Ilgaz'ın kolunu çekiştirdi.
"Çekil."
"Bıraksana!" Ilgaz boncuk boncuk gözlerini yüzüme kaldırdı. "Söyle gitsin!"
"Yavuz çok ayıp." Yavrusunu kollarına çeken anneler gibi İlgaz'ı kendime çektim. "Rahat bırak çocuğu." Bariz bir şekilde kıskanıyordu.
"Ne âlâ memleket, sarıl sende." Yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. "Bana sarıl desem böyle sarılmazsın." Gözlerim genişledi.
"Kuru iftira." Ilgaz'ı dizime oturttum. "Bence sen kıskanıyorsun, küçücük bir çocuğu gerçekten kıskanıyor musun?" Yavuz ciddi ciddi bana baktı.
"Nesi çocuk bunun?" Başını iki yana salladı. "Ben bundan daha çocuğum, bu yaşta daha evlenmek ne bilmezdim!" Şimdi de kendini bir çocukla kıyaslıyordu. Dudaklarım arasında bir kıkırdama kaçtı.
"Yani sen bu yaşlarda kimseye hayranlık duymadın mı?" Ilgaz bir çocuktu ve bana duyduğu şey sadece hayranlıktı. Bense onu kırmamak için bozuntuya vermiyordum.
"Ben tüm ömrüm boyunca tek bir kadına hayranlık duydum, o da sensin." Dedi Yavuz hiç düşünmeden. Kehribar harelerini harelerime dikti.
"Senden başka kimse kalbimde yer edinmedi. Belki yalan gelecek ama sanki gönlüm hep seni bekledi sevdam." Sandalyeye oturup iç çekti. "Seni bulduğum an, kaybettiğim her şey tekrar beni buldu. Kendimi buldum,"
Yavuz'un her bir kelimesiyle yanaklarım ısındı. Tam konuşmak için ağzımı açacakken, Ilgaz merakla karnıma bakıp konuştu.
"Hafsa'cım senin kızın olacak mı?"
"Olacak." Kaşlarım çatıldı.
"Madem seninle evlenmiyorum, kızınla evlenirim-"
"Sakın!" Yavuz öyle bir hızla sesini yükselttiki tüm çocuklar bende dahil ona baktık. "Kızımı değil sana, kimseye vermem!"
"Bey amca sende her şeye karışıyorsun!" Ilgaz büyük adamlar gibi Yavuz'a karşılık verdi. "Gelinimi ben kendim seçerim!"
"Ulan senin gelinin dediğin benim kızım aklından bile geçirme," gözlerini berelterek Ilgaz'a baktı. "Bizim sulaleden umudunu kes, aklının ucundan bile geçirme." Ilgaz'ı incitmeyerek ama hızla aldı kucağımdan. "Kızımın yanına bir metir yaklaşmayacaksın!"
"Yavuz?" Şaşkınca güldüm. "Çocuk o biliyorsun, ayrıca kızımız daha karnımda!"
"Olsun!" Yavuz Ilgaz'ı koltuk altlarından tutarak iyice ayaklarının dibine çekti. "Yaklaşma kızıma."
"Sen sevin, daha doğmamış kızına talip oldum." Gerçekten karşımda Yavuz'un çocukluğu varmış gibi hissediyordum.
"Benden başka kimse size damat diye gelmez ki, senin gibi kayınbabayı kim ne yapsın?" Rahat rahat o tatlı sesiyle konuşunca Yavuz gülsün mü yoksa sinirlensin mi bilemiyordu.
"İyi." Dedi bozuntuya vermeden. "Kızımı kimseye vermeye niyetim yok, damatta istemem. Hiç sevmedim çocuk seni." Dedi Yavuz şakacı bir edayla ama uyarı dolu bir sesle. Daha doğmamış kızımızı böyle kıskandığını görmek içimde bir şeylerin kıpırdamasına sebep oldu.
Karnımdayken onları böyle koruyup kolluyorsa kollarına aldığında neler olacaktı bilmiyordum. Tek bildiğim Yavuz'a gözüm kapalı güvendiğimdi.
"Şaşırmadım, kimse sevmez beni." Dedi Ilgaz. Yavuz'un o sert ifadesinin sarsıldığını farkettim. Sadece onun değil benim de neşeli ifadem soldu.
Yavuz Ilgaz'ı kendine doğru çevirdi. "Öyle değil." Bilge bir bakışla konuştu. "Sevdim seni, iyi çocuksun."
Ilgaz'ın ifadesi aydınlandı. "Yani kızınla-"
"Hayır!" Kelimelerin ardından ne geleceğini tahmin eden Yavuz hızla konuştu. "Kızımı sana vermem, ama sevdim seni. Bana benziyorsun." Elini uzatıp onun saçlarını karıştırdı. "Sülaleme bulaşmadığın sürece, sorun yok." Ilgaz yenilgiyle bir nefes verdi.
"Sıktın canımı," bana baktı. "Gidip çocuklarla oynayacağım, Hafsa'cım. Hediyeler için teşekkür ederim." Küçük adımlarıyla yanıma ulaşıp yanağımı öptü. "Görüşürüz!" Güldüm onun bu sevgi gösterisi karşısında ve bende onun yanağına bir öpücük kondurdum.
"Görüşürüz."
"Valla güzel Hafsa hanım." Dedi Yavuz yumuşak bakışlarla. "Hediyeleri ben alayım, teşekkürler sana."
"Senin olan benim de değil mi?" Keyiflendim. "O zaman teşekkürleride hakettim."
Başını salladı. Arkasına yaslandı. Çocuklara göz gezdirip geri bana baktı. "Keşke hepsini yanımızda götürebilsek, Hafsa'm." Gerçekten kederliydi. "Eğer yapabilseydim, kimsesiz tek çocuk kalmasın isterdim." Kimsesizlik zordu.
Arkanı döndüğünde orada seni koruyacak bir anne baban yoksa, bir şekilde yarım kalıyordun. Asla tam olamıyordun. Kim gelirse gelsin, tüm dünya senin için pervanede olsa o yaranın merhemi bir türlü bulunmuyordu.
"Keşke," Fısıldadım. Onu izledim. Kalbi öyle güzeldi ki, yapabilseydi tüm kimsesiz çocuklara o baba olurdu biliyordum. Biliyordum, ben çok şanslıydım.
Ona sahip olduğum için çok şanslıydım.
🌊
Yetimhanede akşama kadar vakit geçirdikten sonra eve gelmiştik. Yavuz, Zahir onu arayınca beni eve bırakmış ve diğerlerinide almış Zahir'in yanına gitmişti. Evde tüm kadınlar olarak yalnıztık. Sadece Karaca odasına çekilmişti. Neden bilmiyorduk ama geldiğinden beri onunla konuşmak istesek bile bizden kaçmıştı.
"Şu nasıl?" Ceylan yüzüstü yattığı yataktan hemen yanında oturup bağdaş kuran Zerda'ya gelinliği gösterdi.
"Kolları fazlamı püsküllü?" Zerda başını iki yana salladı. "Bu olmaz."
Sırtımı yatak başlığına yaslamış elimdeki kitabı okumaya çalışıyor ama boş boş göz gezdiriyordum. Çok saçma bir konusu vardı ve sanki bana kastı varmış gibi her kitabın içi hamile karısını aldatan adamlarla doluydu.
"Şimdi sen evleneceksin ya Zerda abla, başka eve mi çıkacaksınız?" Ayıcığına sarılan Özlem merak dolu gözlerle Zerda'ya baktı. "Ayrılacak mısınız bu evden?"
"Bilmiyorum ki Özlem'im." Zerda onun üzüldüğünü farkedince uzanıp kucağına çekti. "Hem gitsem bile ben hep gelirim seni ziyarete." Sağ yanağına sulu bir öpücük kondurdu. "Unutmam."
"Nereye gidiyor ya?" Kitabı kapatıp yatağa koyarak öne kaydım ve kollarım Zerda'ya sardım. "Bizimle yaşar, değil mi güzelim? Ben özlerim seni." Dediklerimle güldü Zerda.
"Senin yine hormonlar geldi ha?" Duygusal duygusal ona baktığımda kolunu omuzlarıma sardı. "Seni de unutmam, hep ziyarete gelirim. Hem sizden ayrı kalamam ben, ayrı eve çıksak bile yakınlardan bir ev tutarız." Zerda'nın sözleriyle tebessüm ettim.
"Kızlar?" Topuklularının sesini duyduk önce sonra odadan içeri girdi. Narin şirketten dönmüştü.
"Narin abla!" Özlem neşeyle yataktan inip onun yanına koşarken Narin'de tebessümle aşağı eğilip kollarını iki yana açarak onu karşıladı.
"Güzelim," Onu kollarına alarak doğruldu. "Nasılsın bakalım?"
"İyiyim." Neşeyle bizi gösterdi. "Zerda abla evleniyor!" Dediği an Narin'in gözleri genişledi ve Zerda'ya baktı.
"Ne evliliği kız?" Kaşları çatılırken hızlı adımlarla yanımıza ilerledi.
"Hani beni istediğiniz o damat var ya," Dedi Zerda alayla. "Evlilik tarihi aldı!"
"Tufan düğün günü mü aldı?" Tebessüm etti. "Tebrik ederim."
"Teşekkür ederim." Zerda ona sıcak bir gülüş sundu. Narin yatağın kenarına otururken Zerda'ya sırnaşan halime güldü. "Daha Zerda gitmeden sen böyle yapışıyorsan, kim bilir evlense ne yaparsın."
"Ben vazgeçtim evlenmesinler." Gözlerimi Zerda'nın yüzüne çevirdim.
"Vaz mı geçtin? Sen değil misin senelerdir bizi bir araya getirmeye çalışan?" Zerda'nın alaycı sesiyle kaşlarımı çattım.
"Bir gün gerçekleşeceğini nereden bileyim!" Gerçek anlamda onların bir gün birbirlerine açılacakları aklımın ucundan geçmezdi. Aralarındakı aşka çok inanıyordum yine de bir gün birbirlerine bunu itiraf edecekleri aklıma gelmezdi.
"Şansına küs." Zerda rahatca keyiflendi. "Ve unutmaki bu aşkın gerçek olmasının en büyük sebebi sensin, yıllardır bize durmadan imalar ettiğine göre artık gerçeğinide görmeye katlanacaksın." Tam ağzımı açıp konuşacağım sırada odaya Devran girdi.
"İlk soru Polat beyciğinin burada ne işi var?" Derin bir nefes soludu. "İkinci soru şirketime dava açmak ne demek!" Şaşkınca ona baktık.
Dediklerini önce algılayamadık. Ceylan, Zerda ve ben kısa bir süre bakıştık. En sonunda Özlem'i yanına bırakıp topuklularının iplerini çözmeye çalışan Narin'e baktık.
"İlk cevap, beni buraya Polat bıraktı." İlk ayakkabısını çıkarıp bacak bacak üstüne atarak ikinci ayakkabısını çıkarmak için uzandı. "İkinci cevap, şirket Kemal'e aitti. Ve Kemal'e ait olan her şeyi kendi adıma geçirmek kararı aldım bunlara senin elinde kalan bir- iki şirkette dahil." Bunu söylerken bir yandan da topuklusunun takılan ipini açmaya çalışıyordu.
"Öyle mi? Ne güzel." Devran öfkeden her an her yere saldıracakmış gibiyken içeri yürüdü.
Fevri haraketlerle Narin'in önünde tek dizi üstüne çöküp ayağını yakaladı.
Bu bizi daha fazla şoka sokarken o Narin'in ayağını dizine yerleştirip çözemediği topukluyu çözmeye çalıştı. "İlk soru seni niye eve bıraktı?" iple uğraşırken kaşları çatıldı. "İkinci soru,"
Narin'in ayak bileğine olan tutuşu sıkılaştı. "Bana dava açtığını niye avukattan öğreniyorum?"
Narin öfkeyle ayağını çekmek istedi ancak Devran ona izin vermeden hızla topukluyu çözdü. "Bir, rica etti bende hayır demedim." Topukludan kurtulan ayağını öfkeyle geri çekti. "İki, seninle muhattap olmak istemedim."
"Rica etti." Devran kıskançlıktan deliye dönse bile belli etmemek için her zerresini zorladı. "Ve benimle muhattap olmak istemedin? Benimle muhattap olmak istemiyorsun ama MaşAllah Polatcığınla pek bir muhttapsın."
"Hesap mı vereceğim?" Sanki Devran'ın her sözüyle biraz daha öfkeleniyordu. "İstediğimi yaparım. İstediğim gibi yaşarım, istediğimlede evime dönerim." Ayağa kalktı. Elleri iki yanında yumruk oldu. "Sözüne değer vereceğim son kişi bile değilsin." Devran'ın her kelimeyle vücudu biraz daha gerildi.
"İyi." Dedi. "Sende benim peşinde koşacağım bir kadın değilsin." Acımasızdı. Sözleri Narin'i ne denli yaraladı bilmiyordum ancak bunlar bana söylense kalbim parça parça olurdu onu biliyordum.
Narin'in omuzlarının kasıldığını sezdim. "Peşimde koşsan bile dönüp yüzüne bakmam." Bir adım attı. "Az biraz adamlığın olsaydı, bu halde olmazdık."
İkiside birbirlerini gördükleri yerde boğazlarına sarılmamak için zor duruyordular. Onların her anı kavga ile bitiyordu.
"Narin abla, Devran abi, kavga etmeyin." Özlem'in kederli sesini duyduk. Oturduğu yerden gözlerini ikisi arasında götürüp getiriyordu. Devran'ın da Narin'in de bakışları anında kızlarını buldu. İkiside duraksadı.
Nereye kadar kaçarlarsa kaçsınlar, kader onların karşısına hep Özlem'i çıkaracaktı. Çünkü bundan kaçış yoktu. Özlem onların iksine ait, ikisinin canından ve kanından olan bir çocuktu.
"Ceylan," Dedi Narin. "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" Sözleriyle yutkundum. Ceylan hızla ablasına baktı. Üçümüzünde Narin'in gözlerinde gördüğümüz tek şey vardı o da büyük bir kararlılıktı. "Bazı şeylerin vakti geldi de geçiyor." Derken bakışlarına hüzün erişti.
Daha fazla kızının ona abla demesini istemiyordu. Buna daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Hüzünlü bakışlarım Özlem'i buldu. Buna dayanamayacaktı. Canı çok yanacaktı. Ancak bugün anne ve babası susarsa, gerçekler seneler sonra ortaya çıkarsa o zaman sadece canı yanmakla kalmayacaktı; kendisini kaybedecekti. Kim olduğunu. Adını. Yaşını. Her şeyini.
Biliyordum. Nadir, öz babam. Bana her şeyi itiraf ettiğinde ben artık Hafsa değildim. Ben kimsesiz kalan o kız çocuğuydum. Hep göz ardı edilen. Görünmeyen. Özlem'de bunu yaşasın istemiyordum. O yüzden belki de, onun bazı şeyleri öğrenmesi daha iyi olacaktı.
Devran'da anlamıştı bunu. Çünkü o öfkesi bir anda silinip yok olmuştu. Narin'in yapmak istediği şeyin farkındaydı ve hayır bu kez kaçmıyordu. Bu kez korkak değildi, aksine bakışlarında büyük bir cesaret vardı. Ve sanki, ilk kez kollarına bebeği verilecekmiş gibi adını koyamadığı heyecan.
Kızına baba olabileceğinin ihtimalinin heyecanı.
Zerda'da bende, Ceylan'da usulca yataktan kalktık. Narin'in de dediği gibi bazı şeylerin vakti geldi de geçiyordu.
Bu konuların konuşulması gerekiyordu sonu ne olacaksa olsun.
🌊
Yazar.
Kızlar odadan çıkar çıkmaz, Özlem onların arkasından bakakaldı. Dizleri üstünde oturduğu yatakta usulca başını omzuna eğdi. Avuç içleri iki yanında yatağa yaslıydı. "Bende çıkayım mı?" Masmavi gözlerini annesinin benzeri olan gözlerine kaldırdı. Narin, sertçe yutkundu.
Ne yapacağını bilmiyordu. Çok kez çaresiz kalmıştı. Çektiği acıların ucu bucağı yoktu ancak bu çok farklıydı. Kendine itiraf edemediği gerçeği diline getirecek öz kızının gözlerine bakarak ona annesi olduğunu söyleyecekti.
Korkuyordu. Hayatında hiç korkmadığı kadar korkuyordu ve Devran onun titrek gözbebeklerinden bunu anlayabiliyordu. Hâlâ Narin'in her şeyini ezbere biliyor onun değişen tek bir mimiğinden ne hisler yaşadığını anlıyordu.
Bunun için kendine kızıyordu. Ancak bir gerçek vardı Narin Ordulu'yu bir tek Devran Payidar anlıyordu.
"Hayır boncuğum." Narin'in sesi yumuşacıktı. "Seninle konuşacağız." Özlem anlamayarak kaşlarını çattı. Sarı saçlarını yüzünü çevrelerken babasına baktı.
"Benimle ne konuşacaksınız abi?" Her abi dediğinde kalbine hançer saplanıyordu, Devran'ın. Buna daha fazla dayanamıyordu. Öz kızının ona böyle bakması sandığında daha acıydı.
"Emin misin, Narin?" Dedi az önce didiştiği kadına bakarak sessizce.
"Değilim." Yutkundu Narin. "Ama daha fazla kaçmak yok." Derin bir nefes çekti göğsüne. Yatağa oturdu. Yana kaydı. Devran'a baktı. Sessiz bir davet belirdi harelerinde.
Devran önce kızının gözlerine baktı ardından sevdiği kadının.
Anlamıyordu, nasıl oluyorda Özlem, Narin'e bu kadar benziyordu?
İkisininde bakışı can yakıyordu.
Kalbi viran, gönlü figan ediyordu.
Devran, aynı Narin gibi derin bir nefes soludu. Ayakkabılarını çıkararak yatağa çıktı. Narin'in yanına oturdu. Şimdi Özlem onların karşısında merakla gözlerini ikisi arasında götürüp getiriyordu.
"Bana çok büyük bir sır verecekmişsiniz gibi bakıyorsunuz," Merakla avuç içlerini dizlerine yerleştirdi. "Sır tutmakta iyiyim, söyleyin!"
Narin nefesini tutarak Devran'a baktı. Uzun zamandır bu konuda Devran'a defalarca kez baskı kurmasına rağmen şimdi o cesareti kendisinde bulamıyordu.
"Hani sen," Dedi Devran. Narin'in ne kadar güçsüz kaldığını görünce bir kez daha ona kıyamadı. Gözlerini kadından çekerek kızına baktı. "Babanı sormuştun bana."
"Evet." Özlem'in yüzü düştü. "Cafer abim beni babamın mezarına götürmüştü. Konuştum ben onunla." Mahir için hâlâ üzülüyordu. Onu özlüyor ancak kimseyi üzmemek için susuyordu. Tebessüm etti. "Onu özlüyorum ama onu özlediğimde sana bakıyorum, babama çok benziyorsun abi." Devran'ın ifadesi sarsıldı.
Her babasına benzediğini duyduğunda sanki başından aşağı kaynar sular dökülüyordu.
Babasına benzemek istemiyordu. Oysa en çok o benziyordu.
"Onu özlediğinde bana bakma." Dedi Devran. Sesi titremesin diye kendini tutarken yüzü kasıldı. "Gerçekten istediğin için bak." Nasıl yapacağını bilmiyordu. Bir çocukla nasıl konuşacaktı, Özlem'e gerçeği nasıl söyleyecekti bilmiyordu.
Sırf bu yüzden içinde nasıl geliyorsa öyle davranıyordu.
Özlem anlamayarak merak dolu gözlerini babasına dikti. "Nasıl yani?"
"İster miydin?" Dedi Devran. "Abin değil, baban olmamı." Özlem başını omzuna doğru yatırdı.
"Sen abimsin." Gözleri ışıldadı. "Babam zaten var. O cennete."
Devran göğsüne oturan acıyı söküp atamadı.
"Peki ben?" Narin dolu gözleriyle gülümsedi. "Annen olamamı ister miydin?"
"Sen çok güzel bir anne olurdun, Narin abla!" Tebessüm etti. "Ama annem var, yakında onu ziyarete gideceğim. Cafer abim beni götüreceğini söyledi." Narin'in dudakları arasından bir hıçkırık kaçmaya hazırdı.
"Baban cennete değil." Fısıldadı Devran. "Baban burada." Ağzından çıkanlara kendisi bile inanamıyordu. Ama artık daha fazla kalbinde tutamayacaktı. Özlem gözlerini kırpıştırdı.
Daha altı yedi yaşlarında olduğu için söylenenleri algılamakta zorluk çekti.
"Ve annen uzakta değil," Narin gözlerinden yaşlar akarken konuştu. "Annen burada."
Özlem'in kafası iyice karıştı. "Anlamıyorum." Huzursuz olmaya başlamıştı. Evet çocuktu. Ama kötü bir şeyler olduğunun farkındaydı.
"Mahir baban değil, senin dedendi." Her kelimede biraz daha kasıldı Devran'ın bedeni. "Hafize, babaannendi." Alıştıra alıştıra söyledi her şeyi. Yavaşça ve sessizce.
"Özlem, senin gerçek ailen biziz." Narin uzanıp Özlem'in minik elini avuçları arasına aldı. "Annen benim." Devran'da aynı şeyi yaparak öne uzandı. Diğer elini avuçları içine aldığında kahverengi gözlerine yaşlar parladı.
"Baban benim, babam." İlk kez yürekle söyledi bunu. Ona babam derken çekinmedi.
Özlem dolu gözlerini ikisi arasında götürüp getirdi. "Hayır," Olanları anlamıyordu. Karşısındaki iki yetişkinin ima ettiği şeylerin ne demek olduğunu anlamıyordu.
"Şaka yapıyorsunuz. Oyun mu oynuyorsunuz? Narin abla, Devran abi, bu oyun beni üzüyor." Ağlamaya hazırdı.
"Yalan değil, oyun değil," Narin ağlamanın eşiğinde bir şekilde sol elini kaldırıp Özlem'in sarı saçlarını okşadı. "Doğru."
"Kesin şunu, beni üzüyorsunuz!" Özlem ellerini çekerken gözlerinden yaşlar aktı. "Benim annemde babamda var, yalan söylüyorsunuz! Anne babalar çocuklarının yanında olur onlar benim yanımdaydı, siz değil. Annem ve babam var benim!"
"Özlem lütfen," Narin bir kez daha onun elini tutmak için uzandığında, Özlem yatakta geri çekildi.
"Hayır, inanmıyorum." Devran'a baktı. "Yalan söylüyorsunuz, bana oyun oynuyorsunuz." Devran dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Özlem onlara inanmıyordu ve bu onun suçu değildi. Devran, sadece kendini suçluyordu.
"Oyun oynamıyoruz." Dedi Narin çaresiz bir acıyla. "Özlem, sen benim kızımsın. Bizim."
"Hayır!" Özlem hızla yataktan inmek için haraket etti. Ayaklarını yere bastırdı. "Konuşmayacağım bir daha sizinle!" Odadan koşarak çıktığı an Devran'da Narin'de aynı hızla yataktan kalktı.
"Özlem, dur!" Devran hızla onun peşine takılırken Narin'de takip etti.
Özlem ışık hızıyla merdivenleri inerken, ön kapı açıldı. Yavuz içeri girdiği an kaşları çatıldı.
"Neler oluyor?" Dedi. Özlem, dolu gözlerle başını hızla ona çevirdi.
"Abi," Öyle bir hızla koşup onun bacağına sarıldı ki Yavuz yerinde sendeledi. "Narin ablayla Devran abi beni üzüyor!" Ağlayarak gözlerini sıkıca kapattışığında, Yavuz başını eğerek ona baktı.
"Güzelim," anahtarları çekmecenin üstüne bırakarak onu hızla kollarına aldı. "Ne oldu?"
"Annemle babam olduklarını söylüyorlar, bana oyun oynuyorlar!" Özlem ağlayarak kollarını Yavuz'un boynuna sardı. "Söyle bir daha bana böyle şakalar yapmasınlar!" Yavuz'un yüzü acıyla kasıldı. O an merdivenlerin inmeyi bitirip yerinde sendeleyen Devran ve Narin'le göz göze geldi. Harelerinde öfke birikti.
Özlem'e bunu yaşattıkları için onlara yönelik bir öfke. En çokta abisine.
Cafer'de aynı çaresizlikle yutkundu. Önce Özlem'e ardından abisine baktı. Gözlerinde elinde olmadan bir öfke belirdi.
"Yalan söylüyorlar değil mi?" Özlem dolu gözlerle başını geri çekip Yavuz'a baktı. "Benim babam cennette, annemde köyde." Yavuz yutkunamadı. Canı yanarken çenesi kasıldı çünkü hayır diyemedi.
"Abi," Özlem küçük ellerini Yavuz'un yakasına sardı. "Yalan olduğunu söyle." Tüm ağır yükler bir kez daha dönüp dolaşıp Yavuz'un omuzlarına çökmüştü.
"Özlem," Dedi Cafer. Yavuz'u bu zor durumdan kurtarmak isteyerek Özlem'i hızla kucağına aldı. "Biz senla odanda konuşalum. Sil o gözlerunin yaşuni." Yavuz'a kısa bir baş sallama işaretiyle merdivenlere yürüdü. Üst kata çıkıp gözden kayboldu.
Onlar gözden kaybolduğu an, Yavuz öfke dolu adımlarla yürüdü. Devran'ın kolunu kavrayarak onu salona soktu. Diğerleri salondaydı. Ve Narin'de onları takip ederek içeri girdi.
"Siz delirdiniz mi?" Yavuz öfke içinde sordu abisini önüne çekerken. "Çocuğa pat diye gerçekleri mi anlattınız?"
Hafsa endişe içinde Yavuz'u izlerken onların arasına girmek istemediği için sessizce izledi.
"Ne kadar daha bekleseydik?" Dedi Devran sessizce. İçinde kopan fırtınaları susturdu. "Söyledik bu hale geldi, biraz daha gizlesek sonu ne olurdu?"
"Ulan bari bir piskolog yardımı ile söyleseydiniz! Ne hale soktunuz çocuğu farkında mısınız?" Narin sessizce ağlarken daha fazla güç bulamayarak koltuğa oturdu.
"Anlamıyorsun, daha fazla dayanacağımız bir şey değil bu!" Devran öfkesine hakim olamayarak sesini yükseltti. "Annesine abla diyor," derken Narin' gösterdi. Ardından kaşları usulca havalanırken aynı eliyle kendisini gösterdi. "Kızım bana her gözümün içine bakarken abi diyor, ne kadar dayanacaktık Yavuz?"
"Kendi acınız için onun canını yakıyorsunuz." Zehir gibi döküldü cümle Yavuz'un dilinden. Nasıl bir his olduğunu biliyordu. Senelerdir yaşadığı durum buydu. Ailesi, kendi canı yanmasın diye senelerce onun canını yakmış yok saymıştı.
Öz ailesinin kurbanı olmuştu. Öyle ki, doğduğu günden beri kara leke gibi alnına yazılan kaderide aileside hep kurban olarak onu seçmişti.
Şimdi Özlem'i o halde gördüğünde kendi çocukluğunu hatırlamıştı.
"Öyle bir şey yapmadık," Dedi Narin, ama Yavuz kaşlarını çatarak başını ona çevirdi. "Sadece bilsin istedik. Babasını mezarda sanıyor, annesini uzakta sanıyor. Burada olduğunu bilse canı daha az yanar." Koltuğa tutunarak ayağa kalktı. Başını çok az omzuna eğdi.
"Onun canını yakmak için değil Yavuz, bizim gibi yalanlarla büyümesin diye yaptık." Narin her durumda Yavuz'u anlıyordu.
Ona bakarken büyümüş bir adam değil, seneler evvel üç ayını geçirdiği yemek götürdüğü aç bırakmadığı çocuğu görüyordu.
"Ondan senelerini çalmak istemiyoruz." Yavuz'un sert ifadesi sarsılırken gerilen omuzları gevşedi. "Kaybettiği senelerini geri vermek istiyoruz. Kızma Yavuz bana," Derken gerçekten Yavuz'u incitmekten korkar bir hali vardı. "Ona ilk kez annenim dedim." Narin'in her kelimesi o soğuk ifadesini kırdı.
Karşısındaki kadına kızamayacağını biliyordu. Bu hikayede masum birisi varsa o da Narin'di. Düşünmesi zordu. İnsan evladından ayrı kalabilir miydi? Narin bunu yapmıştı. Sırf kızını yaşatmak için senelerce ondan ayrı kalmış onun kokusuna hasret bir şekilde yaşamıştı. Bu yüzden Narin, Yavuz'un kızacağı son kişi bile değildi.
Abiside değildi. Suçlayacağı tek kişi belki de babasıydı. Çünkü Devran'ı da bu hale getiren öz babasıydı. Devran'dan gençliğini çalmıştı.
Mahir Payidar üç oğlundan da bir şeyler almıştı. Yavuz'dan çocukluğunu, Devran'dan gençliğini, ve Cafer'den inandığı ailesini.
Bir an Hafsa ile göz göze geldi. Bakışlarında tek bir şey gördü o da sessiz olmasına, öfkesine hakim olmasına dair anlayışlı bir bakıştı.
Öfkesi yoktu. Zaten Hafsa'ya bakarken öfke denilen şey aklının ucundan geçmiyordu.
Bir kez daha gözlerini Narin'e çevirdi. "Sana kızmıyorum abla." Sesi eskisine göre yumuşaktı. "Özlem'i üzmeyin, bana yeter."
"Üzmeyeceğiz." Narin, Yavuz'un elini avuçları içine aldı ve başını salladı. "Sana söz veriyorum, bir daha kızımın canını kimse yakamayacak ve sende bunu göreceksin."
"Senin sözüne inanıyorum," Başını salladı. Ardından abisine baktı. Gözlerinde sessiz bir bakış hüküm sürdü. "Onu koru." Derken sanki Özlem'i bunca zamandır korumaya çalıştığı adama emanet ediyordu. Usulca elini Narin'in elinden çekerek Devran'a çevirdi vücudunu.
"Seneler evvel ikisinide bana emanet etmiştin." Kelimeler teker teker boğazına takılsa bile konuşmaya devam etti. "Ben koruyamadım. Özlem'i korudum. Onu koruyamadım." Narin'in acısından habersiz kalmıştı. Bunun içinde kendisini suçladığı zamanlar olmuştu.
Bir adım daha ileri atarak abisinin önüne dikildi. "Şimdi emanetlerini benden geri alıyorsan, abi," Hâlâ yabancıydı diline abi kelimesi ancak konuşmaya devam etti. "İyi bak onlara." Devran'ın onun omuzlarına yüklediği yükten bugün kurtulmuştu.
"Sözüm söz." Dedi Devran. Gözlerinde kararlı bir bakışla.
Narin istemese bile, Devran her anında orada olacaktı. Belki ayrı belki birlikte farketmez, ne zaman ihtiyaç duyarsa senelerdir yanında olamamanın acısını çıkaracaktı. Bir telefonunda yanında olacak, her düştüğünde onu kaldırmak için orada olacaktı. Belki sevdalı değil. Ama olacaktı.
🌊
Hafsa Payidar.
Salondaki konuşma bittikten sonra üst kata çıkmıştık. Herkes bir yerlere gerçek anlamda dağılmış gibiydi. Özlem'in öğrendiği her şey fazlasıyla ağırdı. Ve çocuktu. Çocuk haliyle tüm bunlara nasıl dayanacaktı bilmiyorduk.
Yavuz, Özlem'in odasına gelince bende onu takip ettim. Elini kapının koluna uzatarak ciğerlerine derin bir nefes çekti. Açması için bekledim ama yapmadı. Bana döndü.
"Beni suçlar mı?" Dediğinde sesinde gerçek bir çaresizlik vardı. Bir an anlayamadım. Ancak onun yüzünü izlerken harelerinde kendine yönelik bir suçlama gördüm.
"Yavuz, hayır." Ona doğru döndüm. Kalbim gözlerindeki acıyı gördüğüm an acıyla kasıldı. "Sakın kendini suçlama," Ellerimi kaldırarak avuç içlerimi yanaklarına yasladım. "Sen hiçbir şey yapmadın."
Kapıya uzattığı eli yumruk olarak yanına indi. "Abisiydim ben onun, nasıl amcası olacağım?" Kaşları acıyla büküldü. "Hafsa nasıl diyeceğim?" Omuzları çöktü. "Yalancı olduğumu düşünecek, beni suçlayacak. Suçlayacak biliyorsun-"
"Anlayacak." Onun bu denli çaresiz bir durumda olması beni de kahrediyordu. Her kelimesi acıydı. Zihninde ve kalbinde yine en büyük suçlu olarak kendini görüyordu.
Sevgizliği vardı.
Yavuz'un kendine büyük bir sevgisizliği vardı.
"Ya anlamazsa?" Özlem'i o büyütmüştü. Her ne kadar Yavuz işkolik birisi olsada zamanını çoğunu Özlem ile geçirmişti. Belki de onun ilk adımlarını görmüş, ona ilk dersini çalıştırıp ilk yemeğini yedirmiş, ilk kelimesini duymuştu.
Bu yüzden bu kadar korkuyordu. Özlem'i öz kızı gibi büyüttüğü çocuğu kaybetmekten korkuyordu.
"Anlatırız." Dedim umut dolu bir sesle. "Ona senin sevgini anlatırız, onu incitmekten nasıl korktuğunu anlatırız. Nasıl sevdiğini anlatırız." Bu durumda asla onu yalnız bırakmayacaktım.
"Yavuz sen nefret edilecek bir adam değilsin, kendini böyle görmekten vazgeç."
Yutkundu. "Öyle mi görüyorum?" Farkında bile değildi. Kendine nasıl yüklendiğinin farkında değildi.
Sessizleştim. Ancak bakışlarım ona çok şey anlattı. Nasıl kendini her durumda gözardı ettiğini ilk suçu kendisine yükseldiğini ben biliyordum. Öyle ki, her felaket sanki onun yüzündendi. Sırtında o kadar yük vardı ki alışmıştı. Yavuz, herkesin yükünü sorgusuz sualsiz kabul etmeye öyle alışmıştı ki kendini sevgisiz bıraktığının farkında değildi.
"Sen bana böyle bakıyorsan, muhakkak ki nefret edilecek bir adam değilimdir." Dedi fısıltıyla. Başını yana çevirip avuç içimi öptü. "Beni sensiz bırakma, Hafsa." Gözleri usulca kapandı. "Yemin olsun buna gücüm yok."
Yanında olmamı istiyordu. O odaya onunla birlikte girmemi.
"Ne ben sensiz kalırım, ne seni bensiz bırakırım sevdam." Baş parmağım yanağını okşadı. "Seni hiç yalnız bırakmam." Böyle bir zamanda onu asla yalnız bırakmazdım. Benden güç bulur gibi nefes verdi. Ardından başını kapıya doğru çevirip elini uzatarak kapı kolunu tuttu.
Kapıyı açarak içeri girdi. Bunu yaparken ellerim yanaklarından ayrıldı ve o vakit kaybetmeden boştaki eliyle elimi tuttu. Orada olduğumu hissetmek istedi. Bugün bu odaya girmesi gereken Narin ve Devran'dı, ancak Özlem onları görmek istememişti.
Bir ara odaya girmek için geldiklerinde Özlem daha fazla ağlayarak Cafer'e sokulunca ikiside onu daha fazla üzmemek için dışarı çıkmış ancak kendileride mahvolmuştular.
İçeri girdiğimizde onları gördüm. Özlem hâlâ Cafer'in kolları arasındaydı. Yüzünde mutsuz bir ifadeyle sessizce uzanmıştı. Cafer sırtını hafif yatak başlığına yaslamış Özlem'i izlerken onunda harelerinde ne yapacağını şaşırmış bir adamın bakışları vardı.
Yavuz bir an başını bana çevirdi. Ne adım atıyordu ne de konuşuyordu. Bir kez gözlerimi açıp kapadığımda içine çektiği nefesle omuzları dikleşti. Geri başını Özlem'e çevirdi.
Usulca elimi bırakıp yatağa ilerlediğinde küçük adımlarla bende onu takip ettim.
"Özlem," dedi yumuşacık bir sesle. Özlem onun sesini duyduğunda daldığı yerden düşüncelerini ayırıp yavaşça başını kaldırdı.
"Abi," Sesi hâlâ ağlamaklıydı. Cafer'in kollarından usulca ayrıldığında Cafer ona izin verdi. Yavuz iyice yatağa oturduğunda Özlem kollarını hızla onun karnının iki yanına sardı. "Neden beni kandırıyorlar?" Diye anında sorduğunda, Yavuz'un elleri birkaç saniyeliğine havada asılı kaldı.
Özlem'e nasıl bir cevap vereceğini tam olarak bilmiyordu. Tek bildiği ona gerçekleri söylemek zorundaydı. Cafer yavaşça yatakta haraketlendi.
Bana baktığında bende ona aynı çaresizlikle baktım. Çünkü zordu. Hiçbirimiz küçük bir çocuğa tüm bunlar nasıl anlatılır bilmiyorduk.
Yavuz tuttuğu nefesini vererek kollarını Özlem'e sardığında bende ilerleyip yatağın ucuna oturdum. "Yalan söylüyorlar değil mi?" Özlem başını kaldırıp gökyüzüne benzeyen harelerini Yavuz'a dikti. Yavuz'un sessizliği çocuk aklını daha fazla bulandırıyordu.
"Abi neden konuşmuyorsun?" Gözleri tekrardan doldu. "Yalan söylediklerini söyle."
"Yalan söylemiyorlar." Yavuz, Özlem'i incitmekten korkar bir tınıyla sakince cevap verdi. "Annen, Narin," Büyük bir ağırlıkla söyledi bunlar. "Baban, Devran."
"Ama nasıl?" Başını iki yana salladı. "Anne babalar çocuklarının yanında olur, benim annem babam yanımdaydı. Beni büyüten onlardı." Mahir Bey'den ve Hafize Hanım'dan bahsediyordu. Onları kalbinde öyle bir yere koymuştu ki bugün olanlara inanmak istemiyordu.
"Mahir senin dedendi." Dedi Yavuz güçlü durmaya çalışarak. "Hafize Babaannen. Seni böyle büyüttüler, çünkü yalnız hissetmeni hiç istemediler." Özlem'in her duyduğuyla alt dudağı hafifçe öne çıktı.
"Bu yüzden mi gittiler?" Bir damla yaş aktı gözünden. "Annemle babam döndüğü için mi gittiler? O yüzden mi gittiler? İstemiyorum. Ben onları istiyorum! Hem nasıl oluyor? Devran benim abim babam olamaz hiçbir şey anlamıyorum!" Ağlayarak alnını Yavuz'un göğsüne gömdü.
Yavuz bu durum karşısında daha fazla ne yapacağını bilemeyerek gözlerini sıkıca kapatıp açtı. Özlem'in her kelimesi Cafer'i de beni de bozguna uğratıyordu.
"Abin değil. Hiç değildi, Özlem." Parmakları Özlem'in sarı saçlarını ağlamasını durdurmak ister gibi okşarken konuştu. "O senin babandı."
"Ama o zaman siz benim abim olmuyorsunuz!" Daha fazla ağladığında sertçe yutkundum. Bazı şeylerin farkındaydı ve anlamaya başlıyordu. "Onlar geldi diye sizde mi gideceksiniz? İstemiyorum. Lütfen abi ben bunu istemiyorum."
"Ula yok öyle bişi!" Cafer daha fazla dayanamayarak araya girdi. Yatakta haraketlendi. Nazikçe Özlem'in omuzlarından tutarak onu geri çekti. "Bak bakayim baa." Hızla sildi onun gözyaşlarını.
"Sen ne istersen biz o olacağuz. İster abin, ister amcan, istersen teyzen bile olurum." Alaycılığını ortaya katarak buruk bir tebessüm etti. "Seni asla bırakmayiz."
Dolu gözleriyle burnunu çekerek Yavuz ve Cafer arasında götürüp getirdi. "Öyle ya," Yavuz acı dolu sesini bastırarak Özlem'in moralini düzeltmeye çalıştı.
"Hep buradayız, hep arkandayız." Gözyaşlarından dolayı yanağına yapışan sarı saçlarını geri itti. "Sen ne istersen, abin oluruz. Amcan oluruz. Sen hangisini istersen. Ama seni hiç bırakmayız, bunu aklının ucundan bile geçirme. Annen ve baban geldi diye gitmeyeceğiz." Onun gözyaşlarını sildi.
"Aksine, hep yanında olacağız." Özlem'in ağlaması usul usul dinerken burnunu bir kez daha çekti.
"Söz mü?" Gerçekten onların gitmesinden korkuyordu. Bu onun en doğal hakkıydı çünkü o herkesi aniden kaybetmişti. Aniden babası sandığı adamın öldüğünü öğrenmiş, annesi sandığı kadından aylarca ayrı kalmıştı.
Tüm hayatı bir anda alt-üst olmuştu.
"Abi sözü." Dedi Yavuz. Her ne kadar içinden ağlamak gelsede gülümsüyordu. İşaret parmağıyla Özlem'in burnuna küçük bir fiske vurdu. "Sil gözünün yaşını."
Özlem elleriyle gözyaşlarını silerken Yavuz'a bakmaya devam etti. "Onlar gerçekten annem ve babam mı?" Harelerinde endişe sezdim. "Narin ablayla nasıl anne diyeceğim? Annem üzülmez mi?"
Hâlâ Hafize hanımı düşünüyordu. Gerçek anlamda içimde bir acı dolandı. Usulca gözlerimin dolduğu hissettim. Bunları yaşamaması gerekiyordu.
Yavuz'un ifadesi sarsıldı. Dizinin üstündeki eli yumruk olduğunda başını iki yana salladı. "Üzülmez." Fısıldadı. "Onlar hiçbir şeye üzülmez." Hâlâ dargındı. Hâlâ ailesine çok dargındı.
"Nasıl?"
"Sana yalanlar anlatan insanlara acıma, Özlem." Dedi bir baba edasıyla. "Söyledikleri yalanlar bugün canını yakıyorsa, onlara acıma."
Özlem'e canını yakanların canını yak demek istiyordu. Çünkü kendisi bunu yapamıyordu.
Kendisi bunu yapamadığı için canı daha fazla acıyordu. Sırf bu yüzden, Özlem'in kendisine benzemesini istemiyordu.
"Onlara ailem diyebilir miyim?" Dedi Özlem kararsızca. "Onlar bana aile olur mu?"
"Hayatta bildiğim tek bir şey varsa, sana çok iyi bir aile olacakları." İkiside pişmandı.
Ama düşman, ama pişman. İkiside kızını istiyordu.
"Ya çok güvenirsem ve onlarda giderse?" Gözlerinde şüpheyle konuştu.
"Gitmeyecekler." Sesinde eminlikle konuştu. Biliyordu. Ne Narin ne de Devran kötü bir aile olmayacaktı. İkiside Özlem'i çok sevecekti.
"Ve kim gideyise gitsin." Cafer Özlem'in elini tuttu. "Arkanı döndüğün an biz burada olacağız."
Sözlerinde gerçek bir güvence vardı. Onları böyle görmek içimde buruk bir mutluluğa sebep oldu. Özlem ileri atılarak bir kolunu Cafer'in bir kolunu Yavuz'un boynuna sardı.
"Teşekkür ederim." Dediğini duydum fısıltıyla.
İkiside kollarını ona sararken, Yavuz bakışlarını yüzüme kaldırdı. Acı çekiyordu. Harelerindeki o bakış içimdeki mutluluğu usulca söndürdü. Özlem'i her böyle gördüğünde Devran'a kızıyordu. Bazı şeyleri affetmek onun için zordu ve affetiği an geçmiş karşısına çıkmaktan çekinmiyordu.
🌊
Özlem ile aralarında geçen sohbetin ardından odadan ayrılmıştık. Yavuz, Devran'a ona biraz zaman vermesini söylemişti. Aynı şekilde Narin'den de bunu istemişti.
Zahir abi henüz eve dönmemişti. Uygar ile bir şeylerin peşindeydiler. Büyük ihtimalle Karaca'nın canına kastedenler her kimse onları arıyordular. Ancak maalesef ki ne bir iz vardı ortalıkta ne de bir ipucu.
Süleyman ve Karaca deminden beri salonda sessiz sedasız oturuyordular. Abimler eve dönmüştü. Bir ara Zerda'yı düğün salona bakmaya götürmüştü. Tabii ki Aziz abi de onları yalnız bırakmamış peşlerine takılmış büyük ihtimal her anlarını zehir etmişti.
"Gelinin kardeşimisin kaynanammısın anlamıyorum." Dedi abim sehpanın üstündeki elmadan birini alıp ısırarak koltuğa otururken. "Tüm günümüzün içine ettin!"
"Görevim." Aziz abi büyük bir rahatlıkla yanıma oturup elindeki çikolatayı bana uzattı.
Gülümseyerek çikolatayı ondan aldım. Ara sıra bana böyle şeyler almayı seviyordu.
"Teşekkür ederim." Dedim paketi açarken. Elini uzatıp küçük kardeşinin saçlarını karıştırır gibi saçlarımıda kahküllerimide birbirine karıştırdı.
"Yeğenlerime afiyet olsun."
"Abi saçımı başımı niye dağıtıyorsun!" Yana eğildim. "Ayrıca niye bir tek yeğenlerine afiyet oluyor? Ben dış kapının mandalı mıyım?"
"Karnındaki iki yumurcaktan o çikolata sana ulaşmazda ondan." Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Çok mantıklı bir adamsın abi, sağol." Çikolatan koca bir ısırık alarak ona baktım. "Daha mantıklı davranıp üç tane alabilirdin. Ama sen sadece birimizi düşünmüşsün? Acaba hangi çocuğumla beni gözden çıkardın?" Dediğimde Aziz abi şokla bana baktı.
"Kızım niye öyle bir şey yapayım?"
"Yapmışsın işte." Omuz silkerek önüme döndüm. "Yavuz, görüyor musun? Bir tane çikolata almış. Onu da kesin Yekta'ya almıştır. Hep bir erkek çocuk sevdası vardı zaten bunda."
"Karım haklı, niye bir tane alıyorsun?" Ters bir şey söylerse ona da saracağımı bilen Yavuz hızla beni savundu.
"Şu an ikiniz karı koca bir olmuş resmen bana suç atıyorsunuz. Ayrıca Yekta kim?" Dediğinde ona baktım geniş bir tebessümle.
"Oğlumun ismi."
"Çocukların isimlerini seçtiniz mi?" Abimin gözleri kocaman olurken ona çevirdim başımı.
"Seçtik." Elim karnımı okşarken konuştum. "Oğlumuzun ismi, Yekta." Ona baktım. "Kızımızın ismi Zümra." Abimin yutkunduğuna şahit oldum. Bakışları hiç olmadığı kadar yumuşadı.
"Zümra?" Dediğinde başımı salladım. Salonda sessizlik oldu. Abimin dudaklarında sesiz bir tebessüm yer edindi bir an karnıma baktı.
"Kaderi benzemesin." Dedi. Gözlerini yüzüme çıkardı. Bakışlarımda sessiz bir anlayış geçti.
Onun bilmediği şeyler vardı. Bunları hatırlamaksa beni kahrediyordu. Abime asla anlatamayacağım şeyler vardı. Bilmemesi gereken şeyler. Onun omuzlarına daha fazla yük yüklemek istemiyordum. Kendinden nefret etmesini istemiyordum.
Zaten suçluyordu. Kendisini çok suçluyordu. Söylemese bile biliyordum.
"Tebrik ederim, yenge." Dedi Süleyman sessizliği bozarak. Dudaklarında sıcak bir tebessüm belirdi. "İkiside çok şanslı."
"Şanslı tabii." Ona baktım. "Sizin gibi dayılar var." Çocuklarım bu konuda çok şanslıydılar.
Kocaman bir aileleri vardı.
Onları her daim koruyup sevecek bir aile.
Süleyman konuşacağı anda kapı çaldı.
"Zahir abi dönmüştür," Dedim yavaşça ayağa kalkarak. "Ben bakarım." Elimdeki paketi sehpaya bırakıp salonun kapısına yürüdüm.
"Bende geleyim." Dedi Yavuz ayağa kalkarken. Kapı açmaya bile beni yalnız göndermeyecekti anlaşılan. Koridora ondan önce ulaşıp kapıyı vardım.
Elimi uzatarak kapı kolunu aşağ çekerek açtığımda karşımda Zahir abiyi değil, Cengiz'i gördüm. Kaşlarım çatılırken burada ne işi olduğunu sorgulamaya başladım.
"Cengiz?" Dediğimde küçük bir tebessüm etti. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli. En son onu hastanede görmüş o zaman da hayatımı kurtardığını bile bilmeden bağırıp çağırmıştım.
"Ne arıyorsun burada?" Onu gören Yavuz öyle bir hızla önüme geçti ki Cengiz'in birkaç saniyeliğine afallamasına sebep oldu.
"Sizinle konuşmam gerek." Dediğinde Yavuz'un sert ifadesini merak aldı.
"Ne konuşacağız? Ya da benim Kemal'in oğluyla konuşacak neyim olabilir?"
"Yavuz," dedim usulca koluna elimi koyarak. "Bırak konuşsun." Dedim. Çünkü bugün bebeklerimde bende hayattaysam bunda Cengiz'in payı büyüktü.
O merdivenlerden düştüğüm gün babası beni diri diri gömmelerini söylediklerinde Cengiz buna engel olmasaydı ben bugün yaşıyor olmazdım.
Yavuz birkaç saniye yüzüme bakakaldı. Ancak sözlerimi geri çevirmedi. Dışarı bir adım attığında bende onunla birlikte hareket ettim.
"Konuş." Dedi düz bir tavırla. Kapıyı kapattık diğerleride duymasın diye.
"Kemal ölmedi, zaten biliyorsunuzdur diye düşünüyorum." Ellerini üstündeki paltonun ceplerine soktu. "İşin arkasındaki Kemal değil. Zahir'in kurtulması için o kamera kayıtlarını bulup gönderen bendim." Yavuz'un yüzünde hayret dolu bir ifade belirirken, bende en az onun kadar meraklandım.
"Rıfat'la birlik olan birisi. Ama kim bilmiyorum. Karaca'nın peşindeler, belki Zahir'in bile. Her kimse, ismi güçlü birisi." Nefesini verdi.
"Bu yüzden tanınmak istemiyor. Ve ben şunu anladım, sırf ismi açıklanmasın diye karşısına çıkan herkese zarar verir." Gerçek bir endişe vardı gözlerinde. "Kemal'i öldürmeyi bile göze aldıysa, sırf sanı kirlenmesin diye her şeyi yapar. Dikkatli olun." Bir kez daha bize yardım etmek için gelmişti.
"Bunları neden anlatıyorsun?" Yavuz, Ordulu ailesine o kadar çok güvenmiyordu ki onlardan gelen her yardımın altında bir şeyler arıyordu.
"Çünkü ben babam değilim." Dedi Cengiz ikimize bakarak. "Zamanında onun yanında oldum, ama bunlar bir hataydı. Ben o değilim. Daha fazla göz yummak istemiyorum." Bana baktı. "Özlem evde mi?"
"Evde." Dediğimde başını salladı. Gözleri bir an karnıma indikten sonra geri yüzüme çıktı.
"Çağırabilir misin? Onunla vedalaşmak istiyorum."
"Gidiyor musun?" Dediğimde beni onaylar gibi gözlerini açıp kapattı.
"Bu gece İstanbul'a bir biletim var. Buralar bana göre değil. Kendime yeni bir hayat kuracağım." Yavuz tüm bunları beklemiyormuş gibi bir an duraksadı. Sessizce başımı Yavuz'a çevirdim.
Eğer o da izin verirse, Özlem'i çağırırdım.
Sessiz bir onaylama gördüm gözlerinde. Cengiz'in sözlerinde yalan olmadığını sezmişti.
Bu yüzden Özlem'i çağırdım. Eve geri girdim onun odasına çıkarak yanlarına vardığımda Cafer'in uyuya kaldığını ama Özlem'in sessizce oyuncağına sarıldığını görmüştüm. Uyumadığı için onu aşağı indirmekte zor olmadı. Yarı yolda abim bana neler olduğunu sormuştu, ona kısa bir açıklama yaparak koridordan kapıya ulaştım.
Kapıdan çıktığımız an, Özlem yorgun gözlerini Cengiz'in yüzüne çıkardı.
"Boncuk," Dedi Cengiz sesinde daha önce duymadığım bir sevgiyle. Ve tek dizinin üstüne eğildi. "Gel bakayım."
"Cengiz dayı," Dedi Özlem merak içinde. "Sen mi geldin?"
"Geldim." Ellerini onun dirseklerine koyarak karşısında durana kadar ileri çekti. "Sana veda etmeye geldim."
"Bir yere mi gidiyorsun?" Yavuz ile ben kapının eşiğinde yan yana durmuş onları izlerken Cengiz başını salladı.
"İstanbul'a." Elini ceketinin cebine atarak bir kağıt çıkardı. Onu ileri uzattı. "Ama ne zaman istersen gelirim," Gözleri bir an kağıta indi ardından Özlem'in yüzüne çıktı. "Burada benim numaram var, ne zaman istersen beni arayabilirsin." Özlem onun uzattığı kağıtı aldı.
"Konuşmak istediğimde arayayım mı?" Dediğinde güldü Cengiz.
"Ara."
"Canım sıkıldığında?"
"Ara." Dedi ve bize baktı. "Biliyor mu?" Yavuz'un sessiz bir baş sallamayla onayladı onu.
"Bugün öğrendi." Dediğinde, Cengiz geri başını Özlem'e çevirdi.
"Ne annenin ne teyzenin yanında olamadım." Sesinde gerçek bir pişmanlık vardı. "Belki olsaydım her şey daha farklı olurdu, ama olamadım." Belki Cengiz Narin'i o evden çekip çıkarsaydı. En azından Özlem annesiyle birlikte büyürdü.
"Senin yanında olacağım." Sesinde gerçek bir sevgi vardı. "Ne zaman ihtiyaç duyarsan ara, geleceğim." Özlem ona baktı umutla. Öne uzanıp kollarını boynuna sardı.
"Tamam dayı." Çocuk edasıyla gülümsedi. "Ne zaman canım sıkılırsa ilk seni arayacağım."
"Ara." Diye karşılık verdi Cengiz ona ve Özlem'in yaptığı gibi ona sarıldı. Birkaç saniye sonra ayrıldıklarında konuştu. "Seni görmeye tekrar geleceğim." Özlem başını sallarken Cengiz doğruldu. Bize baktı.
"Her ne olmuş olursa olsun, ablamada, Ceylan'a da onlardan özür dilediğimi söyleyin olur mu? Benim yüzüm yok." İçtenlikle söylüyordu tüm bunları. Cengiz geçmişte yaptığı her şeyden pişmandı.
"Söyleyeceğiz." Dedim. Yavuz'un koluna girdim ve Özlem yanımıza ilerledi.
"O zaman, hoşçakalın." Yavuz'a baktı. "Tebrik ederim, bebekler için.."
"EyvAllah." Dedi Yavuz. Eskisine göre daha sakin bir sesle. Cengiz gözlerini bana çevirdi.
"İyi bak kendine." Bir gerçek vardı o benim de bebekleriminde canını kurtarmıştı.
"Umarım kendine güzel bir hayat kurarsın." İyi bir hayat kurmasını umardım. En azından kötü bir ailesi olmadan iyi bir hayat. Güzel bir kadın çıkardı belki karşısına ve onunla evlenip daha sağlıklı bir hayat sürerdi.
Çünkü Kemal Ordulu tüm çocuklarında derin travmalar bırakmıştk.
"Umarım." Burnundan sesli bir nefes verdi. Arkasını dönüp ön kapıya yürüyerek bahçeden çıktığında Yavuz'un elini belimde hissettim.
"Kardeşleriyle son kez konuşmalı mıydı sence?" Cengiz'in habersiz gitmesine ve Narin'le Ceylan'ın bundan habersiz olmasına gönlü el vermiyordu.
"Onun kararı." Bir elimi Özlem'in omzuna yaslarken Yavuz'a baktım. "Bırakalım, nasıl isterse öyle davransın." Beni onaylar gibi bir mırıltı çıkardı. Böylesi belki de Cengiz için en iyisiydi.
"Hadi, eve." Dedi Özlem'e bakarak. "Hava soğuyor." Özlem kapıyı iterek içeri girdi. O an salondan çıkan Devran ile göz göze geldik. Devran'ın da adımları duraksadı.
Bakışları Özlem'e düştü. Özlem'se kısa bir an ona bakıp hızla bakışlarını kaçırarak merdivenlere yürüdü. Üst kata çıkmak için haraket ettiğinde Devran'ın onun arkasından acı dolu bir bakışla baktığını farkettim.
"Gelmemi ister misin?" Diye sordu. Özlem'in basamaklara çarpan çıplak ayakları duraksadı. "Masal," Boğazı kurumuş gibi duraksadı. "Masal anlatırım?"
"İstemiyorum." Özlem başını ona çevirerek kaşlarını çattı. "Dinlemeyeceğim senin masallarını, yalancı insanları dinlemem ben." Devran'ın yutkunma sesi koridoru doldurdu. Özlem'in sözleri sandığında daha ağır geldi.
Öz kızı ona yalancı dedi diye resmen yıkıldı. Bunu çöken omuzlarından ve seğiren yüz hatlarından anladık. Ve Özlem hızla üst kata çıkarak gözden kayboldu.
"Ona zaman vermeni söyledim," Yavuz daha fazla dayanamayarak konuştu. "Öğrendikleri zaten ağır, karşısına çıkıp çıkıp hatırlatma."
"Yavuz o benim kızım." Devran başını hızla Yavuz'a doğru çevirdi. "Bana kızgın olmasını anlarım, beni istememesini anlarım. Ama ondan uzak kalamam." Başını dikleştirdi. "Yeterince kaldım, daha fazla kalamam."
"Baba olduğunu hatırlaman ne güzel." Biliyordum daha fazla daynamayacaktı.
Ağzından çıkan iğneleyici laflarla Devran'ın çenesi kasıldı.
"Yavuz," Dediğimde, Devran konuştu.
"Bırak gelin hanım, belli ki yüreği dolu." Hafifçe haraket ederek iyice bize doğru çevirdi vücudunu.
"Yüreğim dolu mu?" Bu söz Yavuz'u yaralamış gibi dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. "Yürek mi bıraktınız ulan?"
Birkaç adımda Devran'ın karşısına dikildi.
"Onu ben teselli ettim, can alıcı laflarını bana etti sana değil. Karşıma dikilip bana çok umursuyormuşsun gibi laflar etme."
"Can alıcı laflarını bana etmesini inan çok isterdim!" Devran daha fazla dayanamayarak sesini yüklsetince endişeyle ikisi arasında gidip geldi gözlerim. "Ama kızım beni görmek bile istemiyor ve bu sandığın kadar kolay değil!"
"Neden görmek istemiyor acaba?" Öfke dolu bir şekilde konuştu. "Hiç sordun mu kendine?"
"Sormamış gibi mi duruyorum? Her Allah'ın gecesi soruyorum! Bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum, çabam yersiz mi?"
"Çabanada sana da başlarım." Bugün Özlem'i o halde gördükten sonra Devran'a karşı öfkesi bir kez daha yükselmişti. "En başından intikam peşinde koşmasaydın en azından bugün senden kaçmazdı. Suçlu aramayı bırak."
"Bencilliğimin bedelini fazlasıyla ödüyorum, ikide bir yüzüme vurmana gerek yok."
"Bencilliğinin bedelini bana da Cafer'de ödetiyorsun? Bu nasıl bir bedel ödemek Devran Payidar? Yalnız seni değil herkesi yakıyor!"
"Daha konuşacak mısın?" Yavuz'un gerçekleri söylemesi Devran'ın bir hayli canını sıkıyordu.
"Konuşacak çok şeyim var, ama sana fayda etmediğini gördükçe hevesim kaçıyor." Bir adım geri attı. "Sen hiçbir şeyi yanlız yaşamıyorsun. Sen ne yaşıyorsan bize yaşatıyorsun. Bugünden sonra o çocuk senin yüzüne bir yedi sene bakmasa hakkı." Devran'ın Özlem'den çaldığı yedi sene vardı.
Geri verilmeyecek bir yedi sene.
"Bir yedi sene daha kızımdan ayrı kalmayacağım." Dedi kararlı bir bakışla. "Hakkı olsun olmasın, düzelteceğim. Yemin olsun düzelteceğim." Bu sefer çaresizlik sezdim sesinde. "Sonu ne olur olsun düzelteceğim."
Bunları dedikten sonra arkasını dönerek merdivenleri çıktı. Yavuz'un düz bir bakışla onun arkasından baktığını gördüm. Bugün olanlardan sonra Devran'a karşı yumuşayan tarafı bir kez daha alevlenmişti.
Onları bu halde görmek durum ne olursa olsun hoşuma gitmiyordu.
Yanına ilerleyerek elini tuttum. "Belki de biraz kendi hallerine bırakmalıyız?"
"Öyle olmuyor." Başını iki yana salladı. "Özlem'in bugün ne hale geldiğini görmedin mi? Buna susup oturamıyorum. Olmuyor. Daha altı yaşında bunların hangi birini haketti?"
"Haklısın." Keşke Özlem bunları hiç yaşamak zorunda kalmasaydı. Ama olmuştu ve zaman geri alınamıyordu. "Yine de düzeltmek istiyor. Devran pişman, Yavuz. Özlem'in yanında olmak istiyor."
"Biliyorum." Başını bana çevirdi. "Yine de bu ona karşı yükselen öfkemi dindirmiyor." Sesi boğuklaştı. "Geri dönseydi bunca şeyin hiç yaşanmayacağı ihtimali orada."
Kaşları hafifçe havalanırken bana çevirdi vücudunu. "O ihtimal hiç geçmeyecek gibi."
Yavuz'un Devran'a karşı kırgınlığı dinecek gibi değildi. Çünkü en acısını o yaşamıştı.
"O ihtimal geçmişte kaldı, Yavuz." Omuzlarımı hafifçe kaldırıp indirdim. "Geçmişi bugüne katarsan gelecek daha çok acıtacak biliyorsun."
"Biliyorum." Tüm bunları daha önce düşünmüştü. Yine de içinde kendine yediremediği bir şeyler vardı.
Zaman lazımdı. Çok zaman.
"Evimize gidelim mi?" Dedim. Biraz olsun onun düşüncelerini dağıtmak istedim.
Tebessüm etti.
"Evimize?" Hoşuna gitmiş gibi yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Ne güzel söyledin."
"Öyle mi yaptım?" Başımı omzuma eğdim. "O zaman gidelim mi evimize?"
"Gidelim, evimize." Diyerek taklit etti beni. "Sen nereye dersen oraya gidelim, sevdam." Dudaklarımda sıcak bir tebessüm yer edindiğinde öne eğildi.
Dudağımın kenarını öptüğünde içim kıpır kıpır oldu.
Kalbimi hızlandırmasını çok iyi biliyordu.
🌊
Yavuz'un bizim ve çocuklarımız için satın aldığı eve gelir gelmez bazı eşyaların yerlerini değiştirmiştik. Benim çok fazla çalışmama izin vermeden çoğu şeyi kendisi yapmıştı. Salondan başlayarak odaları düzenlemiştik. Onun biraz olsun düşüncelerinden ayrıldığını farketmek hoş bir durumdu.
Tüm odalarda dolandıktan sonra çok fazla acıkmış olmalıyız ki evin mutfağında oturmuş yemek yemekle meşguldük. Yavuz ikimiz içinde hazır yemekler sipariş etmişti. Bir ara kendisi pişirmek istemişti ancak bunu bekleyecek sabrım olmadığını farkettiğinde sipariş etme kararı almıştı.
"Çikolatada söyledim ama," dedi elindeki sandviçi yerken poşetin içindeki çeşit çeşit çikolataları çıkarırken. "Herhalde yemeğin üstüne çikolata koymazsın?"
"Koymam, iğrenç olur niye yapayım öyle bir şey?" Dediğimde güldü.
"Daha önce köfte ve balığa bu işkenceyi ettiğin için hiç şaşırmazdım." Ağzındaki lokmayı yutarken sırıttı. "Bir de şu çiy şey."
"Suşi onun adı suşi. Öğrenmedin gitti." Elimdeki paketle uğraşırken kaşlarımı çattım. "Anca konuş sen, hamileyim ben. Hamile kadınların garip şeyler aşermesi normaldir."
"Karım sen garip şeyler aşermiyorsun," dedi elimdeki paketi alıp benim için açarak. Ve içindekini tabağıma bıraktı. "Sen yeni tatlar keşfediyorsun, yakında lokanta açmak istiyorum dersen hiç şaşırmam."
"Ne kadar ayıp." Tabağıma bıraktığı lahmacunu elime alarak bir ısırık aldım. Ağzımdaki acıya karışık tatla keyfili bir mırıldanma çıkardım.
"Az biraz sağlıklı beslen." Alaycı bir ifade vardı yüzünde. "Anca lahmacun, hamurger, döner. Hamile kadınlar sebze meyve yer." Önümüzde dizilen poşetlere baktım.
"Canım lahmacun çekti? Ne yapayım? Yemeyeyim mi?"
"Ye güzelim ye de arada bir sağlıklı şeylerde ye." Bana bakarken gözlerinde gerçek bir koruma içgüdüsü vardı.
"Ben sağlıklı şeyler yiyorum." Dediğimde kaşları havalandı. Başını salladı.
Ardından gözleriyle poşetleri işaret etti.
"Ne var canım hem hamurger hem döner hem lahmacun hem çikolata çekiyorsa?"
"Balığıda unutma-"
"Tek kelime daha edersen yemeyeceğim bak!"
"Bir şey demedim karım." Keyiflendi sinirlenen halime. "Afiyet olsun. İstersen birkaç porsiyon daha sipariş ederim, sıkıntı yok-" Elimi masanın üstündeki havluya uzatıp ona fırlatacakken gülerek ayağa kalktı ve havlu ona çarpmadan masanın sağına geçti eğilerek.
"Yemin ederim karısından şiddet gören adam diye tarihe geçeceğim, sen bana bir şeyler fırlatmaktan zevk mi alıyorsun?" Benimle bilerek uğraşıyordu.
Elimdeki lahmacundan bir ısırık daha alarak ona doğru beklemesini söyler gibi işaret parmağımı kaldırdım. "Bunu bitirdikten sonra seni döveceğim." Elimi ayrana uzatıp bir yudum içmek için dudaklarıma götürdüğümde avuç içini masaya yasladı.
"Birde tehdit? Ne yapayım? Oturup bekleyeyim mi?"
"İstersen polisi ara, çünkü kimse seni elimden almayacak." Gülmemek için zor duruyordu.
"Korkmaya başlıyorum karım." Yaramaz çocuklar gibi başını omzuna eğdi. "Biraz kibar ol, milletin eşleri nasıl güzel bakıyor kocasına sen anca beni dövmenin hayallerini kur."
"Milletin eşlerinin kocalarıda çok iyi bakıyordur karılarına, senin gibi alay etmiyordur. Ayrıca sen kurban ol bana." Arkama yaslandım rahat bir şekilde. "Aldım seni birde üstüne çocuk yaptım."
"Sen mi beni aldın?" Şaşırmış gibi gözlerini genişletti. "Ben seni kaçırdım."
"Ben istedim diye kaçırdın, ben istemesem kaçıramazdın."
"Kaçırırdım." Sırıttı. "Senden vazgeçer miydim sanıyorsun?." Masanın etrafında dolaşıp bana yaklaştı. Ellerini sandalyemin iki yanına koyarak sandalyemi kendisine çevirdiğinde gözlerimi kırpıştırdım.
"Sen beni kovmadığın sürece," İyice yaklaştı yüzüme. "Ne kadar kaçarsan kaç seni bulurdum. Çünkü Hafsa, Yavuz'un." Ben onu istediğim sürece, hep yanımda olacaktı.
O öyle bir adamdı ki beni mutsuz ettiğini bilseydi giderdi. Ama böyle bir şey söz konusu değildi.
Çünkü Yavuz benim tüm mutluluğumdu.
"Emredersiniz Yavuz hazretleri. İzninizle yemeğimi bitirebilir miyim? Sonra arzu ederseniz sizi döveceğim." Diye alaycı bir sevgiyle ona karşılık verdiğimde dudaklarındaki gülüş genişledi.
"Yalnız seni arzu ederim." Dediğinde bir kez daha kalbimin teklediğini hissettim. Beni utandırdığını bilmek fazlasıyla hoşuna gidiyordu.
İşaret parmağımı yanağına bastırarak yüzünü yana ittim. "Bende bulaşıkları yıkamanı arzu ederim." Dediğimde afalladı. Önümden çekildi.
"Emrin olur sevdam, zaten ben koca mıyım köle mi belli değil?" Dedi boş tabakları toplayıp bana bakarken. "Doğru söyle, yoksa beni sırf evleri temizleyeyim diye mi aldın?"
"Evet. Sen karının elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayacak bir adamsın." Elimdeki yemekten bir ısırık daha alırken pişkin pişkin ona baktım.
"Egomu besleyerek beni kullanmaya çalıştığının farkındayım." Derin bir nefesle tabakları tezgaha bıraktı. "Neyse ki aşkından gözüm körde görmezden geleceğim." Dedikleriyle güldüm.
Gerçekten aşktan gözü kör bir şekilde bulaşıkları yıkaması beni daha fazla güldürdü. Ne dersem yapıyordu hemde iki etmeden. İşi gücü alaydı bunun farkındaydım ama her şeyin sonunda beni kırmadan her isteğimi yerine getiriyordu.
Mutfakta işlerimiz bittikten sonra bebeklerimizin odasına çıkmıştık. Yavuz bu sabah odaya boya kovaları getirtmişti. Çeşit çeşit renkler vardı.
Meraklı bakışlarla renklere bakarken konuştu. "Hangisi?"
Ellerim karnımdayken ona baktım. "Maviyle başlayalım mı?" Sorumla başını bana çevirdi. Yumuşak bir tebessüm etti. Bugün burada onunla birlikte çocuklarımızın odasını boyayacaktık.
"Başlayalım." Aşağı eğilerek mavi boya kovasını aldı ve onu sehpanın üstüne bıraktı. Elindeki tornavidayla kapağı kaldırıp açarken bende yerdeki fırçaları almak için eğilmek istedim.
"Dur, sen haraket etme." Kapağını açarak yanıma ilerledi. Yerdeki fırçalardan birini alarak bana uzattı. "Hamilesin, ani hareketler sana yasak."
Uzattığı fırçayı tebessümle ondan aldım. O elindeki rulo şeklinde olan fırçayla birlikte tekerlekli sehpayı peşinden çekti.
"Nereden başlayalım?" Sorusuyla yanına ilerledim. "Sağ duvar." Ona baktım. "Hepsinide mavi yapmayalım. Yarısı pembe olsun? Üstünede resimler çizeriz. Ressamlığın iyi mi?"
"Fevkalade." Dedi kendisiyle övünerek. "Kocanı hafife alıyorsun."
"Seni hafife almıyorum ama egon için aynı şeyi söyleyemem." Yüzümde alaycı yargılar bir bakış olduğuna emindim. "Bazen yapamayacağı şeyleri bile yaparım diye üstleniyor."
"Ben egoist bir insan değilim güzelim, sen yanlış anlamışsın." Gülmemek için zor durdum. Ona inanmayan bir bakışla baktığımda omuzlarını yuvarladı ve nefesini verdi.
"Hadi başlayalım bakalım, böylece sende çizim yeteneğimle tanışırsın." Neye bulaştığımızı hiç bilmiyordum ama ona ayak uydurdum.
Öncesinde duvarı boyadık. Ya da Yavuz boyadı desem daha doğru olur. Benim haraket etmeme fazla izin vermedi. Hemen ardından maviye ve pembeye boyanan duvarın biraz kurumasını bekledik. Bir saat kadar geçen bir sürenin ardından üstüne desenler çizmekle uğraştık.
Ben bir uğurböceği çizmeye odaklanmış bir şekilde duvara neredeyse yapışacakken bir an Yavuz'a bakma kararı aldım.
Ne çizdiğini anlamadım. Kaşlarım çatıldı. Kahverengi bir şeyler çiziyordu. Ayı mıydı, fil mi gerçekten anlamıyordum!
"Yavuz o ne?" Diye sorduğumda bana baktı.
"Ne ne?"
"Çizdiğin."
"Kedi." Gözlerimi kırpıştırdım.
Kedi.
Hadi kediyse, niye file benziyor? Ayakları neden yanlarında ve kedinin burnu niye hortum gibi!
"Yavuz sen resim yeteneğin olduğuna emin misin?"
"Eminim." Hiç ödün vermiyordu egosundan. "Kuyruğu, kulakları, ayakları. Kedi işte."
"Yavuz o kedi değil, kuyruğunu burnuna çizmişsin fil olmuş o!"
"Fil çizmedim, kedi çizdim." Onun karşısına beyaz renkte bir şey koy siyah derse siyahtır. Fikrini değiştirmek mümkün değildi.
"Kedinin kuyruğu arkasında olur." Dediğimde kaşlarını çattı.
"Bunun ki nerede?" Gerçekten çok inaçtıydı.
"Kafasında!"
"Hortumu kafasında fil mi olur? Kedi işte. Kuyruğu uzun kafasının arkasından gözüküyor." Şaşkınca ona bakarak hızla yanına ilerledim.
"Yavuz kedinin kuyruğu kafasının arkasını geçecek kadar uzun olamaz!"
"Ula olayi, niye olmayi?" Benimle inatlaşdığı için şivesi kaydı. "Kedi işte, kuyruği azıcık uzun kedi!"
"Kulakları nerede?"
"Çizemedum." Bana baktı. "Çizeceğum, izin vermeyisin!"
"Ya ama ne güzel boyamıştık, çok kötü çizmişsin!" Gür kaşlarını çattı.
"Çizim yeteniğime kötü mü diyorsun? Ben birincilikle geçerdim her dersi!" Hocaylada iki saat inatlaşıp zorla kendine birincilik yazdırdığına emindim ama kanıtım yoktu.
"Bu şahane çizim yeteneğinle nasıl geçtin acaba?"
"Yan sıramdaki çocuğun çizimlerini çalıyordum." Şokla ona baktım.
"Bu kadar dürüstlük bize fazla."
"Değil mi?" Dedi o da bana bakarak. "Görüyor musun? Çok dürüst bir insanım."
"Ver bana ben çizeceğim!" Uzanıp elinden fırçayı almak istediğimde hızla elini geri çekti. Resmen iki çocuk gibi didişiyorduk.
"Kızım git kendi duvarını boyasana, burası benim yerim."
"Bana ne? Ben çizeceğim. Mahvettin çocuklarımın odasını. Bebeklerim gözlerini açıp bu resmi görse travma yaşar!" Gayet ciddi bir şekilde ondan fırçayı almaya çalıştıkça yerde geri eğildi.
"Çocuklarım niye travma yaşasın? Babaları sanat yapıyor!"
"Yavuz bu sanat değil." Dedim fısıldayarak. "Bu acının timsali!"
"Acının timsali mi? Yok artık. Ne güzel çizdim işte mis gibi kedi!"
"Kedi değil bu, hangi hayvana benziyor ondan bile emin değilim! Ben çizeceğim ver!"
"Vermeyeceğum!" Başını iki yana salladı.
"İnatçı çocuklar gibisin, küstüm sana!" Ayağa kalkarak kendi duvarıma yürüdüm. "Çiz kendi başına." Şaşkınca yerde arkamdan bakakaldı. Bense fırçamı geri alarak az önce çizdiğim Uğur böceğini çizmeye devam ettim.
"Hafsa," dedi ayağa kalkarak. Yanıma yürüdü. "Harbi küstün mü?" Omuz silktim ona bakmayı redderek. Gerçekten iki küçük çocuktan farkımız yoktu.
"Tamam al sen çiz." Fırçasını bana uzattı.
"Çizmiyorum, istediğimde vermedin. Kendi duvarımı çizeceğim ben." Belki de hormonların da verdiği hislerle daha fazla çocukça davranıyordum.
"Güzel karım." Diyerek ellerini belime koyarak beni kendine çevirdi. "Asma yüzünü."
"Asmıyorum yüzümü filan." Ona baktım başımı sağa eğerek. "Sen çok kötü resim yapıyorsun." Çocuk gibi onu ona şikayet ettiğimde güldü.
"Sen öyle diyorsan çok kötü resim yapıyorum." Nefesi yüzüme çarparken konuştu. "Tüm odayı sen boya, ağzımı açıp tek kelime etmeyeceğim."
"O zaman da yorulurum." Dedim somurtarak. Kahkahası doldu kulaklarıma. Gözüne fazla tatlı gelmiş olmalıyım ki harelerinde sevgi parladı.
"Ben çizerim. Sen söyle, tarif et. Ben yaparım." Bir eliyle kahküllerimi düzeltmek için uzandı. "Ama asma yüzünü, arkanı dönme bana. Şaka için bile olsa seni üzgün görmeye yüreğim el vermez." Sözleriyle yumuşadım.
Fırçamı kaldırarak çenesini kırmızıya boyadım. "Tamam." O şaşkınca çenesine bakarken güldüm. "Asmam bir daha yüzümü."
"O boya çıkmazsa sorarım hesabını." Diye bana muzip bir bakışla baktığında kolları arasında keyifle kıpırdandım.
"Çıkar çıkar merak etme. Hadi iş başına. Bugün seni çalıştıracağım."
"Yavrum zaten her Allah'ın günü beni çalıştırıyorsun."
"Çünkü hamileyim." Dedim ona büyük bir sırrı söyler gibi. "Ve sen benim kocamsan, çalışmak zorundasın." Gülümsediğinde dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
"Nasıl istersen." Fırçasını sıkıca tuttu. "Hadi bakalım, iş başına." Pek çizebileceğinden emin değildim ama denemekten zarar gelmezdi.
Odayı boyadık. Saatlerimizi buna verdik. Benim tariflerimle çizmeye çalıştığı desenler pek iyi olamasada elinden geleni yapmıştı. Ve bence bu daha kıymetliydi.
Bizim uğraştığımız o oda eminim çocuklarımızında çok hoşuna gidecekti.
Boyamaların arasında Yavuz çenesindeki boyayı temizlemişti. Ben arkam Yavuz'a dönük bir şekilde duvarın son boyamalarını yaparken Yavuz'da benimle karşı karşıya olan duvarın son dokunuşlarını yapıyordu.
"Bak ben senden daha güzel çiziyorum." Dedim yaptığım işe bakarken hevesle.
Ancak bana cevap vermedi. Usulca kaşlarım çatıldı. Neden bana alaycı bir cevapla geri dönmemişti? Tam ona döneceğim sırada bir patırtı sesi duydum.
O an tüm dünya rengini kaybetti. Hızla arkamı döndüğümde Yavuz'u yerde baygın görmek beklediğim bir manzara değildi. Korku saniyeler içinde her zerreme akın etti.
Yerde gözleri kapalı bir şekilde uzanıyordu. Fırça elinden düşmüş ve dağ gibi adam bir an yıkılmıştı.
Ne ara yanına koştuğumu hatırlamıyordum bile. Onu ne kadar sarssam da uyanmadı. Gözyaşları içinde telefonumu çıkarıp Cafer'i ararken aklımda kalbimi korkuya saracak tek bir soru vardı.
Kalp krizimi geçiriyordu?
Bölüm sonu.
Bölüm sonundan herkese merhabalar👀
Yeni bölümü nasıl buldunuzz?
Favori sahnenizi ve düşüncelerinizi alayım?
Birde oylamaları unutmayın ballarım.🤫💅
Ben Hafsa ile Yavuz'un didiştiği sahneleri yazarken çok eğlendim umarım sizlerde okurken çok eğlendiniz. 🙆
Bir bölümün daha sonuna geldiğimize göre ben kaçıyorum, gelecek bölümde görüşmek üzere. Allah'a emanet.🫂💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 133.94k Okunma |
8.13k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |