
Yiğit cebinden telefonunu çıkardı. Numara arıyordu. Yiğit telefonu açtı ve hoparlöre aldı. Bu hareketine ne kadar erisemde arayan kişinin kim olduğunu merak etmiştim. Birden telefonun karşı tarafından tiz bir kız sesi geldi.
"Alo" diye. Sesi duyar duymaz yerimde dikleşmem bir oldu. Yiğit ise beni tekrardan kolunun altına almaya çalışırken aynı zamanda telefondaki şahısa da cevap veriyordu.
"Buyrun kimsiniz?" Diye bir soru yöneltti Yiğit.
"Şey ben..." Diye söyledikten sonra bir kaç saniye bekledi fakat Yiğit fazla sabırlı davranamayarak;
"Evet sen?" Diye sordu.
"Şey Yiğit ben Gizem, müsaitsen buluşabilir miyiz bir ara?" Kız böyle diyince sinir ve kıskançlık hormonlarının hepsi bir anda sanki kış uykusundan uyanmış gibi oldu. Tam kıza cevap vericekken Yiğit eliyle ağzıma kapadı ve kafamı göğsüne doğru çekip beni oraya hapsetti ve kendisi cevapladı.
"Gizem evdeyken de ben söylemem gereken şeyleri söyledim, lütfen benle bir daha iletişime geçmezsen sevinirim."
Kendi kendime Yiğit'e göz devirdim. Yani bu kadar nazik olmak zorunda deildi ki karşıdaki kişi bence bunu hak etmiyordu sonuçta Yiğit evdeyken hayatında başka birinin olduğunu söylemişti.
Kızın bir anda ağlamaklı bir hal alıp sesi titredi. "Ben ginede bize bir şans verirsin diye şey etmiştim. Neyse seni rahatsız ettiğim için özür dilerim Yiğit iyi günler."
Yiğit'te kıza iyi günler dinledikten sonra telefon kapandı. Ben Yiğit'in beni hapsettiği yerden sonunda çıkmayı başarırken Yiğit ise derin bir nefes verip bütün vücuduyla bana döndü. Ben ise içimden geçenleri dışa vurdum.
"Ya sen kıza niye bu kadar nazik davranıyorsun ya, kız da mal mıdır nedir. Sonuçta sen evdeyken hayatında biri olduğunu söyledin niye tekrar seni arayıp buluşmak istediğini söylüyor ben onu anlamadım. Sen de beni tuttun bırakmadın zaten kıza ağzının payını veri-..." Yiğit'in bir anda dudaklarını dudaklarımda hissetmemle konuşmama ara vermek zorunda kaldım. Yiğit ise geri çekildi ve kendisi konuşmaya başladı.
"Nefessiz kaldın, biraz nefes alıp konuşsaydın keşke" diyip, elini yumruk yaptı ve dirseğini banka yaslayarak kafasını da eline yasladı. Yeşil gözleri ise benim kahverengi gözlerimden başka bir yere bakmıyordu.
"Keşke sen de konuşmama izin verseydin." Diye söylenip sırtımı banka yaslayıp kollarımı birbirine kenetledim. Yiğit bir kolunu arkadan belime koyup beni kendine çekti. Sonrasında ise kolunu belimden çekip omzuma koydu.
"Şimdi güzelim daha yeni birbirimizi bulmuşken kavgamı edelim" güzelim kelimesinden sonra bankta eriyip gidicektim resmen. Haklıydı ama kıza da sinirlenmeden edememiştim. Bu sefer de benim telefonum çalınca, telefonu cebimden çıkarıp baktığımda arayanın Beyza olduğunu gördüm. Telefonu açtım.
"Alo" diye bir ses gelince ben de konuşmaya başladım.
"Alo, efendim Beyza?"
"Nerdesin?" Diye soru sorduğunda Yiğit'e bakma ihtiyacı hissettim ve Yiğit'e baktığımda çatık kaşlarla bir yere bakıyordu.
"Sahilin otaraflarında sayılırım. Niye bir şey mi oldu?" Diye bu sefer ben soru yönelttim.
"Hiç, bugün biraz gergin geçince bir senin yanına geliyim dedim" yüzümdeki tebessümle Beyza'ya cevap verdim.
"Yok gerek yok ben iyiyim, şimdi birazdan eve geçicem. Annemin de benle konuşacakları varmış zaten." Beyza merak dolu bir sesle cevapladı.
"Niyeki acaba?" Tekrardan Yiğit'e baktığımda bu sefer çatık kaşların tarafı ben olmuştum.
"Aklımda bir ihtimal var ama bilemiyorum." Beyza ise gerginlik dolu bir sesle.
"Mutfakta olan şeyden dolayı mı sence?" Havanın karardığını görünce ayağı kalktım. Yiğit ise hiç sorgulamadan ayağı kalktı ve beni takip etmeye başladı.
"Bilmiyorum ki Beyza, yani böyle zaten bir durgunlaşmıştı mutfağa geldikten sonra. Ben de şimdi eve doğru yürümeye başladım işte." Diye Beyza'yı yanıtladım.
"E tamam o zaman, annenle konuştuktan sonra beni ararsın"
" Tamam Beyzoş hadi öptüm bay."
"Bende öptüm aşkım" dedikten sonra telefonu kapattım. Yiğit'le beraber eve doğru yürümeye başlamıştık. Yiğit ise kendini tutamamış gibi bana soru yöneltti.
"Mutfakta ne olduki?" Diye soru yönelttiğinde öylece kalmıştım. Şimdi ben bu çocuğa nasıl cevap verecektim. Yani ne diyecektim ki. Ben senden hoşlandığımı hatta anonimden sana attığım fotoğrafa eridiğini düşünürken hatta ve hatta düşüncelerimi dile getirirken annemin bizi bastığını sana nasıl söyleyebilirmki? En iyisi geçiştirmekti.
"Hiç, bizde bilmiyoruzki ne olduğunu, ha bu arada markete uğramamız lazım."
Yiğit kafasını onaylar biçimde salladıktan sonra elini bir anda benim elime kenetledi. Kafamı Yiğit'e doğru çevirip bir tebessüm gönderdim ona.
Yol sessiz geçmişti. Sadece arada bir birimize bakıyorduk o kadar. Markete vardığımızda ben gidip kendime cips, kola falan almıştım. Kasaya geldiğimizde iste tam cüzdanımdan para çıkartıyordumki Yiğit çoktan kartını basmıştı. Yiğit'e öfke dolu bakışlarımı gönderirken ise o bana sadece tatlı tatlı gülümsemişti. Marketten çıktığımızda direk konuyu açtım.
"Sen niye ödedinki ben ödeyecektim!" Yiğit ise poşeti taşıdığım elimdeki poşeti alıp diğer eline verdi. Ondan sonra ise tekrardan ellerimizi kenetledi.
"Bir şey olmaz belki sonrasında bir öpücük karşılığında bunu bana ödersin." Diye bana cevap verip göz kırptı.
Ben ise içten içe gülsemde gözlerimi devirip "şerefsiz" diye söylendim.
"Aa bak bu olmadı güzelim. Ben şerefsiz bir insan deilim." Ben ise bu sefer dışarı yansıtıp bir şekilde gülerek.
"Hı hı kesin deilsindir." Diye cevao verdim ben de ona. Mahalleye giriş yaptığımızda ise kenetli olan ellerimizi ayırdım. Sonuçta maalesefki dedi koducu bir mahalleye sahiptik ve daha bu durumdan annem gile bahsetmemişken mahalledekilerin öğrenmesine gerek yoktu.
Yiğit ise bu hareketimle yürümeyi bırakmış öylece kaşları çatık bir şekilde duruyordu. Yürüdüğüm bir iki adımı geri geri Yiğit'in yanına geri döndüm.
"Ne oldu?" Diye soru yönelttim.
O ise gerçekten şaka olmayan bir sinirle bana cevap verdi.
"Niye elimi bıraktın?" Bu sefer soru sırası ona gelmişti.
"Yani diyorsunki mahalledeki insanlar annelerimizden ve özellikle benim abimden önce öğrensin öylemi." Diye tek kaşımı kaldırarak onu cevapladım. O ise offf layarak bir kolunu omzuma otum beni kendine çekti ve yürümeye başladı.
"Yiğit daha yeni dediklerimi unuttun herhalde?" Yiğit ise histerik bir cevap verdi.
"Ayağı burkulmuş bir insan için böyle konuşamazsın!" Dedi sanki gerçekten ayağı burkulmuş gibi yürüyordu.
"Temaz bağımlısı sapığın tekisin biliyorsun demi" diye söylendim.
"Yanlış cümle evet sana karşı temas bağımlısıyım ama sapıklık evresine daha geçmedim."
Ben bu söylediklerini tekrardan kaşımı kaldırarak cevapladım.
"Ha yani sapıkta olacaksın?" Diye sorduğumda o ise sırıtarak cevapladı.
"Yani bazı günler evet. mesela kazağını kendi ellerimle çıkardığıım günler. Ondan sonra kazağının içindeki-..." omzuna vurarak sözünü böldüm çünkü daha fazla konuşursa burda domatese dönüşecektim.
"Bir sapıkla hayatıma devam edemem kusura bakma yani." Bu sefer tek kaşını kaldırıp cevap verme sırası ona geçmişti.
"Öylemi?" Ben de kafamı salladım.
"Hm hm öyle" o sırada bir kadın sesiyle durmak zorunda kaldık. İkimizde başımızı kaldırdığımızda çiçek teyzeyle karşılaşmak zorunda kaldık. Kendisi mahallemizin en dedi koducu insanlarının başını çekiyordu. Ona yakalanmak ise en son isteyeceğim seyler arasında bile yer almıyordu.
"Napionuz çocuklar?" Diye tek kaşını kaldırdıktan sonra Yiğit'in omzumda olan eline baktı ve tekrar yüzümüze baktı. Ben tam cevap verecekken Yiğit ben konuşmadan kendisi cevapladı.
"Benim sahil tarafında işim vardı. Ordan dönerken Erva'da markete uğramış..." diye söylerken aynı zaman da elindeki market poşetini çiçek teyzeye gösteriyordu.
"E yanlışıkla ben de marketin önünden geçerken çarpıştık benim ayağım burkuldu..." derken ise sol ayağını hafif havaya kaldırıp salladı. Bu kanıtlama işlemlerine gülmek hatta kah kaha atma istiyordum fakat şu anda rolü bozarsam sıkıntılı şeylerde olabilirdi. Yiğit ise konuşmaya devap etti.
"E Erva da bana yardım etmek istediği için kolumun altına girdi." Çiçek teyze Yiğit'in söylediği şeyleri onaylamak ister gibi göz hizasını bana çevirdi.
"Evet öyle oldu Çiçek abla. Yiğit abime harfi harfine katılıyorum." Dediğimde Yiğit bana bakıp abi dememe hitaben ' ben sana sonra göstericem' bakışını atıyordu.
"İyi yapmışsın kızım neyse ben de dükkana gidiyordum hadi size iyi günler" diye Çiçek abla ikna olmuş olmalıki bizi serbest bırakmıştı. Yürümeye devam ederken yol önceki sessizliğine devam etmişti. Evin önüne geldiğimizde ise Yiğit'te benle beraber bahçenin içine gelmişti.
Kolunu benden çekip bana döndü.
"Demek abi ha?" Diye soylendi.
"Ama Yiğit ne diyebilirdim ki yani kadının yanında sevgilim mi diyim?" Yiğit ise sevgilim kelimesinde aklı kalmış olmalıki "keşke diyebilseydin" diye kendince cevapladı.
Arkamdaki evin giriş kapısına baktığımda ise ger an evden biri çıkabilir diye Yiğit' ittirdim.
"Neyse hadi sen git şimdi bir falan çıkar evden."
Yiğit bir kaç saniyeliğine dudaklarıma kapanıp tekrar geri çekildi. "Bu seferlik kurtuldun" diyip kapıdan tekrar geri çıktı. Ben ise bu hareketine karşılık afallasamda evin kapısına doğru döndüm ve içeri yürümeye başladım. Kapıya yaklaştıkça içim bir tedirgin oluyordu. Kapıyı anahtarımla açıp içeri girdiğimde annem holdeki L koltukta oturmuş telefona bakıyordu.
"Anne" diye seslendiğimde ise kafasını kaldırıp bana baktı. Telefonu bana çevirdiğimde ise içimden bir 'has siktir' diye söylenip. Olduğum yerde kaldım. Bu nasıl olurdu.
Bölüm sonu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |