51. Bölüm

48. BÖLÜM - FELEKTEN İKİ GÜN/ PT. 2

sho.sha.
shorosharpen

 


She's got, she's got a way
She's got a way, she's got a way, hey, hey
And she got, she got away
She got away, she got away, hey, hey
And she's got, she's got a way
She's got a way, she's got a way, hey, hey
And she got, she got away
She got away, she got away, hey, hey

 


Chappell Roan

 

❤️⛓️🖤

 

Geri dönüşler mi? Her zaman biraz şaibeli olur. Hiç gitmemiş olmayı herkes tercih eder ama o tercih bazen önüne sunulan seçeneklerin arasında bile yer almaz. Bir kez giden ve bir kez gelen, bir daha hiç gitmeyecek veya hiç dönmeyecek midir?

 

İhtimaller mi? Dudaklarda acı tebessüm bırakan bir tattır. Gitmek ve dönmek birbirini takip eden ay ve güneş gibidir. Birinden birini ötekinden ayırmayı denemek aklından bile geçmez.

 

O yüzden gün akmaya devam ettikçe gidişler olacaktır.

 

Ama önemli olan şunu bilmektir.

 

Her gidişin mutlak bir dönüşü olur.

 

⛓️⛓️⛓️


Bembeyaz tavan ve floresan ışıklar. İki kulağımın içinde ki şiddetli uğultular. Ben neredeyim?

Başım patlamak üzereydi, kafamı ezen bu güçlü baskı kime aitti? Boynum sola doğru düştü. Sakallı bir adamın silüeti gözümün önüne geldi. Dudakları kıpırdıyordu, bir şeyler söylediği belliydi. Yüzünü seçemiyordum.

"Nerdeyim," diye fısıldadım. Acaba beni duymuş muydu?

Bu adam kimdi? Emir mi? Ali mi? Doktor mu? Ceyhun mu? Kim? Gözlerim buğuluydu. Başımın üzerinde siyah saçlı ve sakallı, kısa bıyıklı bir adam duruyordu. Gözleri masmaviydi. Tıpkı mavi tükenmez kalem gibi.

"Felç miyim" dedim kırık sesimle.

Adamın dudakları oynadı. Sesi uzaktan geliyordu.

Ne diyorsun? Bağırsana, duymuyorum.

"Felç miyim," diye sordum bir kez daha. Cevap ver artık.

"Felç miyim?"

Adamın silueti başımdan uzaklaşırken yorgun gözlerim tamamen kapanmıştı.

⛓️⛓️⛓️

Göz kapaklarımı, üzerinde tonlarca yük varmış gibi ağır ağır araladım. Baktığım tavan titriyordu. Duvarın üstünden gelen gürültülü vızıltı sesleri kulaklarıma doldu. Makine sesine benziyordu, o makine hareket ettikçe altımda ki döşekte ritmik bir şekilde sarsılıyordu.

Neredeydim? Burası depo hangar gibi bir yere benziyordu. Duvarları taş yerine gümüş renkli metalden yapılmıştı. Yerimde doğrulmaya çalıştığımda soğukkanlı kadın Viva, karşımda belirdi. Hangi taraftan geldiğini bile görmemiştim.

Neredeydim? Bana ne oldu? O çinli adam ve kadının işi bitti mi? Peşimizde kimse var mı? Yerim açığa mı çıktı? Kafamdan bir sürü soru geçiyordu ama hepsine kayıtsız kalmıştım ve dilimden çıkan ilk nükte, "Victor nerede," olmuştu.

Kadın sert mizacını hiç bozmadan, "ççok sinir sahip," dedi ince dudaklarını hafifçe kıpırdatarak.

Siyah kısa saçları yüzünün önüne düşüp gözlerini gölgeliyordu. Gömleğini, dövmeli kollarının yarısına kadar çekmişti.

"Neden sinirli?"

"Hata yaptın kezi beslesen kadın, hata." Sesinin tınısı ağzından çıkan her şeyi daha ürkünç hale getiriyordu.

"Hata mı?" Henüz uyanmıştım ve hata yapacak fazladan bir dakikam bile olmamıştı. "Ben mi? Ne? Ne hatası? Söyler misin Viva, lütfen cevap ver."

Bana cevap vermeden önümden çekildiğinde Victor olduğum yere açılan duvar boşluğunun önünde duruyordu. Boşlukta kapı yoktu sadece metalimsi duvar orada eksikti.

"Uyandı mı," diye sordu Viva'ya kasvetli bir ses tonu kullanarak. Kadın kafa sallayıp bir masaya doğru uzaklaştı.

Bana yaklaşan Victor ölümcül bakışlar atıyordu. "Ne," dedim korkarak "Ne oldu?" Ben neye sebep olmuştum? Hatırladığım son şey restoranda Çinli ödül avcısıyla dövüşmem ve... Siktir... Ve sonra Victor'u isabet alan iğneye kendini feda etmem... Şimdi sorun ne anlamıştım.

Adam kendi öfkesinde boğulmak üzereydi. Cüssesi gözüme korkunç geliyordu. Esmer teninin üstünde bir kaç damla ter vardı.

"Kafayı mı sıyırdın?" Diye gürledi birden. "Bana batırılacak bir iğnenin önüne elini neden koyuyorsun? İçinde zehir olabilirdi! Seni kendi kanının içinde boğarak öldürebilirdi." Çenesini sıkarak sıvazladı. "Aptallık yaptın! Yoksa kahramanlık mı yapmak istemiştin?"

Koltukta doğrulup kendisine sinirle baktım. Zaten her yerim acıyordu ve kafam karışıktı.

"Durdurmaya çalıştım, seni salak! İğnenin elime batacağını ön göremedim."

"Çalışma! Durdurmaya çalışma Karmen! Beni bir daha kurtarmaya kalkma!"

"Haklısın, hata yapmışım."

Keşke batmasına izin verseydim.

"Ama bir kelimeni daha bağırarak söylersen o adamın bende yarım bıraktığı işi senin üzerinde tamamlarım!"

"Beni tehdit edecek pozisyonda hiç değilsin. Bir daha sakın, sanki beni hiç ölüme terk etmemişsin gibi canımı kurtarmaya kalkma."

"Bir daha ki sefere umurumda bile olmayacaksın," deyip oflayarak kendimi koltuğa geri bıraktım. Uyanır uyanmaz bağırıp çağırmalı bir kavga! Ah, burnumdan soluyordum.

"Sikeyim," diye soluklanırken yanıma yaklaştı. "Kenara kay," dediğinde ikiletmeden kendimi koltuğun sırtına doğru ittim. Victor oluşan boşluğa oturup bana bakmaya başladı.

"Yaranı aç."

"Siktir git!"

"Kalmaya meraklı değilim, bana sağ lazımsın. Şimdi aç."

Onun bu ikili, üçlü, hatta dörtlü; sürekli değişen ruh hallerinden bıkmıştım.

"Açmayacağım, neden umursuyorsun ki? Benim seni ölüme terk ettiğin gibi sen de beni hiç yaralamadın mı?"

Dağınık siyah saçlarından bir kaç tel öfkeden kızarmaya başlayan buğday teninin üzerine sarkıyordu. Çenesini sıkıyor ama cevap vermiyordu.

"O zaman benden her zaman esirgediğin insafını şimdi fazla iyi yürekliymişsin gibi davranarak önüme sunma."

Tek kaşını kaldırıp yüzüme vasat bir nefretle baktı. Yorgun gözlerim kendi kendine kapanmasın diye güçlükle engel olurken ben de ona dik dik baktım. Bakışları yüzümde gezmeye başladığında solukları sakinleşiyordu. İfadesi nefreti yitiriyor, yerine samimiyetinden kuşkulandığım acıyan ve kıyamayan hisler geçiyordu.

"Karmen," dedi bir kez daha. Bu sefer lütufkar çıkmıştı sesi. "Lütfen yaranı aç."

"Bir sürü yaram var, sen hangisinden bahsediyorsan buyur kendin aç."

Sessizce sabır dileyerek kazağımın ucundan tutup yukarı kaldırdı.

"Neredeydiz," diye sordum.

"Marcus'un deposunun bodrum katındayız. Üstümüzde IA şirketinin onlarca ufak şubesinden biri var. Eve gitmek yerine takip edilebilme ihtimaline karşı hızla buraya yol aldık."

"Demek vücudumda ne olduğu belirsiz bir sıvı gezerken, siz beni hastaneye götürmek yerine buraya getirdiniz. Sağlığımı önemsiyorsun sanıyordum."

Victor'un dudakları kibirle kıvrıldı. "Zaten hastaneye gittik Karmen, kısa bir an için uyandın bile. Hatırlamıyor musun?"

Beynim hala uyuşmuş gibiydi. "Hayır."

"Toksikoloji testi yaptılar, sonuçlar temiz çıktı. Çinli piç ağır dozda bayıltan ilaç vermiş. Yaralarını tedavi ettikten sonra hemen buraya geldik. Kalan sıyrıkları Viva halletti.

Hastane de bir gün kontrol altında kalman iyi olurdu ama takip edilme ihtimalimize karşı bir yerde fazla duramazdık. Marcus adamla birlikte bir kadın olduğunu söyledi. Peşimizden gelmiş olma ihtmali yüksek. Marino arabayı hızlı kullandığını ve ara sokakları tercih ederek izini kaybettiğini söylüyor. Yine de tamamen emin olamayız."

Eğer bunu söylemişse o zaman gerçekten izini kaybettiğine inanırdım. Arabayı nasıl sürdüğüne kendi gözlerimle bizzat şahit olduktan sonra içimde şoförlüğüne dair bir şüphe kalmamıştı.

Ortama sessizlik çöktüğünde Victor, derin mavi gözleriyle yarayı inceledikten sonra kazağımı aşağı çekip karnımı örttü. "Yaran hastaneden gelirken tekrar kanadı. Viva pansuman yapmış."

"Önemli değil, zaten kapanmak üzereler. Bandaj yeterli gelir. Peki adama ne oldu?"

Karşımda ki adam en son adamın kafasını vura vura duvarda göçük açmıştı.

Victor, Viva'nın olduğu tarafı kendisini duymadığna teyit için kontrol ettiğinde sesinin oraya kadar yetişmediğine emin oldu. "Viva Çinli ödül avcısını öldürdü. Bacak arasından iki parmak genişliğinde bir dinamit çıkarttı ve adamın ağzına sokup fitilini yaktığı gibi denize doğru itti. Adam denize düştükten bir an sonra patlama sesini hepimiz duyduk. Marcus denizden yukarıya doğru bir uzuvun fırladığına eminmiş."

"Tanrım," diye fısıldadım. Demek orada sakladığı şey dinamitti.

"Felç değilsin." Tek nefeste birden söylemişti küstah.

Bana bunu hatırlatmak zorunda mıydı? En ufak bir kavgada -ufak olduğu tartışma konusu- tekrar felç mi kalacaktım yani? Benim için felç kalmak diğer insanlardan daha kolay bir hâle mi gelmişti? İyileştikten ve ayağa kalktıktan sonra bile mi?

"Biliyorum, ayaklarımı hissediyorum. Çok acımasızsın Victor. Felç kalmak benim için bir alışkanlık haline mi geldi sanıyorsun?"

Yüzüme benden bir şeyleri hatırlamamı talep eder gibi baktıktan sonra kafasını iki yana sallayıp, "Özür dilerim," dedi. Efkarlı sesi bu sefer içtendi.

Yutkundum, özür beklemiyordum. "Öyleyse şey, sorun yok."

Ayaklarımın dibinde koltuğun arasına sıkışmış merhem kutsunu aldı. Kutunun içinden çıkan tüpün kapağını çevirirken, "Şu halime bir bak," dedim delik deşik, çiziklerle dolu, aşınmış vücuduma bakarak. "Gittikçe çirkinleşiyorum."

"Evet," diye onayladı beni alnımda ki patlağa krem sürerken.

Eline hızla vurdum. "Aptal! Bunu hayır demen için söylemiştim."

Kocaman sırıttı ve işaret parmağıyla burnumun ucunu dürttü. Havada asılı kalan parmakları köprücük kemiğimin üzerine saçılmış saçlara gitti. Onlara dokunmak veya dokunmamak arasında bir savaş veriyordu gözlerime bakarken.

Savaşı nefret kazanmıştı. Elini oradan çekti ve alnıma ufak bir yarabant yapıştırıp ayağa kalktı. Boyu uzundu. Bana bakmadan kolonların arasında gözden kayboldu.

O gidince Viva yanıma terkar geldi. "Sen su ister mi?" Dışardan birden sesler yükselince, "Yamur yaıyor," demişti.

"Si Viva por favor, un vaso de agua."

Kadın tek kaşını kaldırdı. "Hablas bien español? Sabes hablar?"

"Eski kocam baba tarafından İspanyol'du. Ondan duyduğum kadar öğrendim."

"Vic, portguese," derken su dolu bardağı uzattı.

Suyu kafama diktim. "Evet," dedim ağzımı silerken. "Victor Portekiz psikopatı."

Bu sefer birilerini kontrol etme sırası kadındaydı. Victor'un yöneldiği tarafa bakıp boşluk görünce konuşmaya devam etti.

"Iıı Karmen, sen gişçme, ııı fasla- fazla gitme."

"Nereye? Bir yere gittiğim yok Viva Cruz, burada oturuyorum."

"Victor üstünde! "

"Victor'un üstüne fazla gitmemem gerektiğini mi söylüyorsun? Kusura bakma ama üç kişiyiz, eğer bayılan o olsaydı kaldıramazdık. Kocaman ölü bir manda bedeni gibi yerde yatar dururdu. Başımıza ancak iş açardı. Teşekkür etmesi lazımdı."

Viva tekrar etrafına bakındı, kimse yoktu. Hâlbuki söylediği şeyler o kadar çarpıcı etkiye sahip değildi.

"O korkmak oldu," diye fısıldadı. "Ço-ok korkmak, endiçhelenmek."

Birden çarpılmışa döndüm.

Endişlenemek, diye düzelttim kendi içimden. Benim icin korkmuş ve endişelenmiş mi? Bir an için kendimi, önemli hissederken böbürlenerek buldum. Bir an sonra ise benim için gerçekten neden endişelendiği kafama dank etti.

Aptal adam, korkma silahın hala burada sapasağlam ve senin için savaşacak.

Sessizliğimden faydalanan Viva da içeriye gitmişti. Yerimden kalkıp onu takip ettim. Fersahlarca uzakta bir yolmuş gibi gözükse de beş tane arka arkaya dizilmiş kolonun arasından geçtikten sonra beni bir başka boşluk karşıladı.

Bu boş alanın duvarlarına yakın tarafında araba tekerleği dizilmişti. Metalimsi duvarın diplerine zincirler, araba parçaları atılmıştı. Boşluğun ortasında kare katlanabilir bacaklı demirden bir masa koyulmuştu. Etrafında sadece bir sandalye vardı.

Viva içeri girer girmez, "Karmen, sen manda demek," demişti Victor'a doğru.

Marcus'un dediği gibi, ağzını bıçak açmayan dilin beni ispiyonlamak için mi çözüldü?

Viva'nın arkasından geldiğimi belli ettiğimde Victor sandalyeye oturmadan önce ellerini beline dayayıp bana yargılayan bakışlar gönderdi.

"Bayılırsan manda gibi yere yatarsın seni de kimse kaldıramaz dedim." İri cüssesine tepeden tırnağa baktım. "Haksız da sayılmam."

"Kendini kuş tüyü müsün sanıyorsun? Seni kaldırırken neredeyse belimi incitiyordum."

"O zaman keşke daha güçlü birini çağırsaydın."

"Benden daha güçlü kimse yok- neyse," kendini sandalyeye bırakırken lafını çevirdi. "Marcus burada fazla kalamayız. Viva da az sonra gidecek. Artık ne yapacağımıza karar vermemiz lazım."

Marcus Marino'nun üzerinde boynundan kemerle asılı ve beline kadar sarkan taramalı bir tüfek vardı. Yüzü kavgadan önce ki gibi intizam içinde bir güzellikteydi.

Victor'a kafa sallayıp masaya bir kaç kağıt koydu ve konuşmaya başladı. Yine bensiz plan yapmaya cüret etmişlerdi. Marino ve Victor bülbül gibi ötüyor, Viva ise ara sıra ikisinin sohbetini gagalıyordu.

Planlar, planlar ve planlar. Yalnızca yarım yılım plan yapmakla geçmişti ama ben asırlar arkada kalmış gibi hissediyordum.

Emir'le yaptığım t.g.i.f. planı sonrası Emir kaçırılmış ve ben hiç hesaba katmadığım bir şekilde ilk cinayetimi öyle işlemiştim.

Yandaşlarla birlikte Peperonni'ye girip belge çalmak için yedi kafa birleşip plan yapmış ve sonucunda Cansu Akrep'i kaçırmıştık. Cansu Akrep bu amansız plan yüzünden hiç suçu olmamasına rağmen hayata gözlerini yummuştu.

Tüm bunlar bana ders çıkarmam için yetmemiş gibi Erdem'i devirmek için sarmaşık planı yapmıştım. En sonunda ise o sarmaşıklar hepimize dolanıp bizi boğmuştu. Skar dahil on sekiz ölü çıkmıştı.

On sekiz ölü artık durmam için yeterli değil miydi? Hayır yeterli gelmemişti. Ne kadar aç gözlü olduğumu şimdi fark ediyordum. Bilinmeyini bulmak için son bir plan demiş ve uçurumdan düşmüştüm.

Daha az önce dışarı çıkarken bir sorun yok denilmişti ancak ölümden döndüm.

Tüm bu sesler kuru gürültü. Tüm bu fikirler, balıksız denize olta atmak kadar fuzuli.

Şimdi de onlar yarın akşam ki davet için plan yapıyordu.

Plan, plan, plan...Sikik planların hiçbir işe yaradığı yoktu. Tüm planlar karanlığın, içine düşmemiz için kurduğu bir tuzaktan ibaretti.

Saatler boyunca işleyen beynim tam şuanda çalışmayı sonlandırmıştı. Elime verdiği tek bir sonuç vardı.

Plan yok.

"Ne planı," diye bağırdım susmaları için. Dilim nihayet çözülmüştü. "Ne planından bahsediyorsunuz? Cehennmin tam ortasına atlayacaksınız ve plan mı yapıyorsunuz? Bu kadar mı aptalsınız? Hiçbir plan işe yaramıyor."

Tüm gözler benim üstümdeydi. Viva bir adım öne çıkıp ellerini kot pantolonun cebine sokarak buz ısırığı gibi etkili bir soğuklukla konuştu.

"Ben, Kezi beslesen kadın dahha fark beklemek. Sen hassas, bana güğven verme- vermemiyor."

"Seni hayal kırıklığına uğrattıysam kusura bakma. Zor zamanlardan geçiyorum. Aklımı kaybetmemek için savaşıyorum. Bedenim iyileşsin diye çabalıyorum."

"Bu zorluk karçısında sana hiçbir düçman meramet etmez."

"Merhametlerini istemiyorum. Kimsenin bana güvenmesini de."

"Zorluk yaçamaktaysan odana geççip zırla! Bizim plan karısma!" Sesini yükseltti.

Aylak Marcus Marino kafasını Viva'ya hak veren şekilde salladı.

Zihnimin içinde bir şeylerin koptuğunu hissediyordum. Midemde bir şeyler bulanmaya ve yukarı doğru çıkmaya başladı. Gözlerim seğiriyordu. Belimde ki metalin soğukluğu beni tahrik ettikçe vücudum dikleşti.

Benim kim olduğumu sanıyorlardı bilmiyorum ama ben kendi içimde ki külfetli kavgalarımı dışarı yansıtmayacaktım.

Yumuşak dudaklarım titriyor sinirden çenemi sıkıyordum. Eleştiri kaldırır, tavsiye dinlerdim. Ancak hakaret? Hayır, asla göz yummam. Beni küçümseyen gözler? Bakmalarına izin vermem ve onları oyarım.

Ben buraya kadar başkalarının sözleri altında ezilmek icin gelmedim. Aptallar, şanslarını iyice zorluyorlar.

İyice, iyice zorluyorlar.

Beni zıvanadan çıkartacak ve beni özüme döndürecek kadar. Beni olduğum canavara dönüştürene kadar.

Karşılarında yaralanmış bir kadın görüyorlar ama postun altında korkunç bir canavar var.

Aptallar, canavarı uyandırmak üzereseniz, ramak kaldı. Hepinizi pençelerim arasına alıp canınızı yakacağım.

Ramak kaldı.

Seni İgima Dizable'den ayıran tek bir fark var Karmen, o da durduğunuz taraf.

Sessizliğimi yengilgim olarak kabul edip konuşmaya kaldıkları yerden devam ettiklerinde kendimi kırmızı bayrak görmüş kızgın bir boğa gibi kontrolsüz hissetmeye başladım. O anda, "Beni dinleyin," diye bağırmam şüphesizdi. Marcus ve Viva'nın şikayet eden sesleri aniden kesildi. Tüm bakışlar bir kez daha beni buldu.

"Sikik planlarınızı kendinize saklayın. Benim olduğum yerde planları ben yaparım." Bir adım ileri çıktım. "Bana o yavşak aşağılayan gözlerle bakma Marcus Marino. O gözlerini oyarım, arkadaşım değilsin. Benim olduğum yerde, benim canımı ancak ben tehlikeye sokarım. Sizlerin boynu bükük, kıçı kırık planlarınıza uymayacağım."

Marino boynuna asılı olan silahın üzerinde elini gezdirdi. Konuşurken ses tonu hem alaylı hem de sinirliydi. "Çok fazla atıp tutuyorsun, kendinden mi geçtin senorita? Rahatlamak için içkiye ihtiyacın varsa bir bardak değil koca bir şişe iç sonra derhal kendine gel. Bizi tehdit edip bizden üstün olduğunu söyleyecek durumda değilsin. Saatler önceye kadar ölmek üzere olup inleyen bir kadındın."

Victor hiç tepki vermeden oturduğu sandalyeden bizi izliyordu. Karışmadığı veya beni çaresizmişim gibi korumaya çalışmadığı için memnundum.

"Evet, ama ölmedim. Her zaman ki gibi hayatın tam ortasındayım. Ben ölümün kıyısında gezip duran bir kadınım, ölümle dostluk kurdum. Dostumdan korkmuyorum, dostumla tehdit edilmekten de öyle. Biz birbirmizle oyun oynar dururuz."

Marcus gülmüştü. Pürüzsüz teni yara almak için çok müsait duruyordu. Ve benim avucumun içi de tokat atmak için kaşınıyordu. "Victor sesini işitip yanına koşmasaydı oyunu dostun kazanmış olacaktı. Başkasına muhtaç olan bir kadınsın, bu durumdan kurtulana dek izin ver senin adına biz kararlar alalım."

Ben başkasına muhtaç bir kadın olmayı Harvey öldüğü gün bırakmıştım. Ayaklarımda ki zincirler o gün kırılmış ve intikam özgürlüğün en tatlı yansıması olarak bana gülmüştü.

Hepiniz, bu lafların hepsini teker teker yiyeceksiniz. Hemde ağız yerine başka bir taraftan. Ben sabırlı bir insanım, sabırlı ve intkamcı.

Yarın akşamı tüm gücümle asılmış iple çekiyordum. Yarın akşam benden daha mutlu tek bir insan bile olmayacaktı.

"Sizler şeytanla oynayan oyuncularsınız," dedim. "Fakat ben oyuncu değil şeytanın ta kendisiyim."

"Şeytan da oyunlar da kahrolsun! Neyden bahsediyorsun sen?"

"Sizler," deyip Marcus'un dibine sokuldum ve avucumla göz kapaklarını kapattım. "Karanlıktasınız."

Adamın sinirli dudakları zevkle kıpırdadı. Elimi gözlerinden çektim. "Ben ise karanlığın ta kendisinin içinde. Cenette keyif çatmıyorum. Cehennemin tam ortasında yanıyorum. Yarın, beni yakan bu alevi harlayıp herkesi cayır cayır yakacağım. Plan yok," deyip eski yerime geçtim. Hepsinin ortasına. "Olmayacak. İster kabul edin ister etmeyin, korkuyorsanız otelin kapısının önünden bile geçmeyin. Plan yok!" Adeta meydan okuyordum "Biz bombayı patlatacağız ve yıkımın altında hep beraber kalacağız. Bakalım kimler bu yıkımın altından sağ çıkmayı başaracak?"

"Ya uymak istemi-orsam kezi beslesen kadın?"

"O zaman siktir git." Dedim çekinmeden. "Çünkü üzerinde kumar oynanan hayat bana ait ve kartları kimseye vermem."

Yeni tanıştığım insalara karşı böyle kabaca konuşmak? Victor'un dediği kadar terbiyesiz miydim? Fakat bu yeni tanıştığım insanlar bana odama geçip zırlamamı ve hayatımı tehlikeye atacak planlar yapacağını söylüyor.

Ben Emir Aybeyaz'a karşı bile öfkemden taviz vermemişken onlar kim oluyor ki kibarlığımı hak edecekler?

Onlar sana karşı kötülüğü dokunmamış insanlar Karmen, fakat Emir bir yalancı. Seni yalanları içinde boğarak tutsak eden bir yalancı.

"Benimleğ böüyle konuşsamazsın! No tolero la mala educación de nadie que no sea mi jefe."

Ne dediğini anlamıştım. "Ben terbiyesi bozuk bir kadınım. Düzeltmek ister misin?"

"Neden olmasın?" Diyerek üstüme asabi bir yüzle yürüdüğünde; ne ona karşı ne de geriye tek bir adım dahi atmadım.

"Sıraya gir o zaman, uzun bir kuyruk var."

"Patronum sen dekilsin! Bu iş ortağğız."

"Kimseye patronculuk taslamıyorum. Kimseyle de ortak değilim. Sizinle ortalık yapmak isteyen kişi dostunuz Victor. Gitmeniz beni değil onu incitir. Onun incinmesi de beni sinirlendirir çünkü benim iş ortağım o. Ben sinirlenirsem savaşın ortasında kedi besleyen merhamatime muhtaç kalırsınız."

Erdem Aker'i seksenbir bıçak darbesiyle öldürmüştüm. Sizde neden daha fazlasını denemeyeyim?

"Ben buyum, ya kabul edersin ya da dediğim gibi siktir olup gidersin."

Marcus Marino ikimizin arasında ki boşluğa kendini atarak kadını benden uzaklaştırdı. "Tamam ateşli kadınlar sakin olun. Bu deli kadın belli ki dediğimiz hiç bir şeye uyum sağlamayacak."

"Bas bas bağırdığım niyetimi tek seferde anladığın için bravo, bahsettiğin kadar zekiymişsin meğer."

"Tamam, patron sensin-"

"Ben patron değilim!"

"Tamam patron kimse değil, hepimiz bok parçasıyız. Şimdi söyle senorita ne yapacağız?"

Narin bir gülüş sundum. Masumane.

"Kıyameti başlarına kopartacağız. La France Luna Night otel bizim için mezbaha olacak."

"Sorumun cevabı bu değil senorita, ne yapmayı planlıyorsun? Bahsettiğin kıyamet nasıl kopacak?"

"Hayır söylemeyeceğim." Dediğimde Victor'un tarafına giden gergin bakışı yakaladım. "Boş yere ısrar etmeyi bırak çünkü öğrenmeyeceksiniz. Madem kanı kaynayan cesurlarsınız o zaman güzel bir sürpriz sizin gözünüzü korkutmaz. Yarın için hazır olun."

Marcus kahverengi gözleri ile medet uman bir bakışla, "Neye?" dedi. "Eyleme geçireceğin sözlerin neye hizmet edecek?"

"Ölüme ve dirilişe."

Bu kadarı onları hizaya getirmek için yeterli bir konuşma olmuştu.

"Kezi beslesen kadın dile destan cesğareti,"demisti Viva dudaklarını çok ama çok az kıpırdatarak.

"Ben uyumaya gidiyorum." Burada ki son sözlerim bunlar olmuştu.

Ayakta durdukça acım sancılanıyordu. Vücuduma enjekte edilen uyuşturucu ilaç ise hala etkisini sürdürüyordu.

Gitmeden önce kaçamak bir bakışla konuşmamın başından beri suskun kalan Victor'a baktım.

Esmer yüzü diğer tarafa dönüktü.

Ancak, bacaklarının arasında hafifçe kabaran bir şişkinlik mi vardı yoksa dönen başımdan dolayı bende ki göz yanılgısı mı anlayamadan orayı terk edip çıktım.

⛓️⛓️⛓️

Gözlerimi yumuşak yatağımın saten kumaşları üzerinde açtım. Güneşin yüzüme vurmasından yeni bir güne uyandığımı anlamıştım. Çünkü dün gece Marcus'un deposunda ki döşeğin üstünde kendimi esaslı bir uykunun kollarına bırakmıştım.

Eğer bana dokunmaktan iğrenmediyse veya taşırken yine bel ağrısı çekmediyse, Victor beni oradan buraya kadar getirmiş ve yatağıma yatırmıştı.

Odam soğuktu. Örtüğün altından çıkmak istemedim. Hatta altına gömülmeyi ve yarına kadar bir kez daha deliksiz uyku uyumayı umuyordum.

İlk kez rüyamda kabustan hallice şeyler görmemiştim. Eğer bunun sebebi bana vurulan iğne ise, her gece yatmadan önce bir doz kendi rızamla bile damarıma akıtırdım. Hiç hatırlamadığım ve beni yormayan rüyalar görmek, benim için armağan kadar değerliydi.

Üzerimde ki örtüğü bir anda çekip attım ki ondan vazgeçmem daha kolay olsun. Ayrılmak istemediğim şey herhangi bir yatak mı yoksa bu yatak mı düşünmek bile istemiyordum.

Bu yatağın bana huzur vermemesi lazımken, karşı odamda uyuyan adamın Victor olduğunu bildiğim her saniye uykuyu da yatağı da sever olmuştum.

Bu yanlıştı, Victor'un bana bir nebze huzur veriyor olması yanlıştı.

Ellerimi dağınık saçlarımın arasına sokup tarar gibi düzeltmeye çalıştım. Aynı hareketleri dalgın bir şekilde bir kaç kez tekrarladıktan sonra normale dönen bukleleri omuzumdan arkaya doğru attım.

Kalk artık Karmen, gitme vakti geldi. Kendi kendime bir çok kez bunu söyledim.

Mutfaktan gelen sesler kulağıma ilişirken hazırlanan yemek kokusu burnumu dolduruyordu. Salonda ki şöminenin yandığını görmesem bile Victor'un yaktığını biliyordum.

Oda sıcacık olmuştur. Üşümemize ve aç kalmamıza asla izin vermez.

İşimiz bitene kadar. Çünkü ben bir silahım ve ona lazımım.

Yataktan atlayıp odadan çıkmak için hazırlandım. Bacaklarımda acıdan bile sayılmayacak kadar az iğnelenmeler hissediyordum. Dün patlayan ameliyat yerim artık canımı yaksa bile önemsemiyordum.

Boğazım kuruydu ama bir bardak su içsem de geçmeyecekti. Kafam yeni uyanmış olmasına rağmen binlerce düşünce ile dolmuştu.

Beni en çok ne endişelendiriyordu? Bu evden ayrılacak olmam mı yoksa bu akşam ki davet mi?

Evde ki son günümün kederini göğsümün altında ki boşlukta hissederken, akşam ki davet vicdanımı kurcalıyordu. Çünkü vicdanımı yok sayacak kadar büyük bir plan yapmıştım. "Plan yok."

Düşünceler arasında adım adım odadan çıktığımı fark ettim. Victor'un bu suratımı görmesini istemediğim için kendime gelmem için yüzümü hafifçe tokatlamıştım.

Mutfak kapısına yetiştiğimde hiç ses çıkarmadım. Kapının eşiğine yaslanıp her sabah ki alıştığım manzaram olan adamı seyretmeye başladım.

Varlığımdan haberi yoktu. Kısık sesli bir müzik eşliğinde yemek hazırlarken geldiğimi duymamıştı. Sol elinin parmakları arasında ince bir dal sigara varken sağ eliyle ocakta ki tavayı bir kaşıkla karıştırıyordu.

Kollarını dirseklerine kadar çekmişti. Omzunun üzerine havlu atmıştı. Saçlarını önemsemeden dağınık bırakmıştı. Bu hâlinin onu daha iyi gösterdiğini biliyor muydu acaba?

Rafların bir köşesinde koyulmuş o telefondan bazen eğlenceli şarkılar çalar ve Victor hafif bir tempoda müziğe eşlik ederek yemek hazırlardı.

Bazen ise eğlenceden tamamen uzak efkarlı şarkılar dinlerdi. Şimdi onlardan birini açmıştı. Ben asla onun kadar çok şarkı dinleyen bir insan olmamıştım. Ama Victor'un her anına bir parça eşlik ediyordu.

Hislerini şarkıların arasına sıkıştırmaya çalışıyor.

Kısık sesli müziğe kulak kesildiğimde bir kaç söz duydum.

"İçtiğim şaraptı hayalin, yakar bir sigara biterim. Dumanında seni çekerim, içime seni çekerim."

Geldiğimi bir an önce belli etmek istediğimde öksürdüm. Sesimi duyduğunda başını hafifçe benim tarafıma çevirdi. Bundan önce ki günlerde mutfağa geldiğim anda telefonuna ulaşıp müziğini derhal kapatırdı. Yüzüme bakmadan masaya tabakları koyar ve yemeğe girişirdi.

Fakat bu sefer başını önüne geri eğip yemeği karıştırmaya ve sigarasını içine çekmeye devam etti.

Kısık sesli şarkı utanmadan hala oradaydı.

"Sensiz kötüyüm beterim, çıkmaz sokağın biriyim, öksüz kaldım gidişinle. Sönmüş ateşin külüyüm, zindan oldum hapisinle."

Lanet olası sözleri üzerime alınmak istemiyordum, bu sözlerin onun duyguları olduğunu kabullenmek beni canımdan bezdiriyordu.

Neden sürekli bana herhangi bir sözle, şarkıyla, bakışla, üzerime üflediği bir nefesle zarar vermeye çalışıyordu?

Yaslandığım yerden çekilip içeri doğru yürüdüm. Mutfağa sinen duman kokusu beni şarkı kadar rahatsız etmiyordu. Victor'un yanına doğru ilerleyip rafta duran telefonuna uzandım.

Beni engelleyecek bir harekette bulunmadı. Pervasız bir suratla işine devam ediyordu. Telefonu açmak için bile uğraşmadan ses kısma tuşuna sertçe bastırdım ve tüm sesler kesildi.

Mutfak artık sessizdi. Masaya geçip sandalyeye otururken tavada pişen şeyin cızırtıları müziğin yerini aldı.

Boğazımı temizleyip ayak ayak üstüne attım ve özgüvenli çıkartmaya çalıştığım sesimle, "Yemek neden hâlâ hazır değil?" diye sordum.

Tavayı karıştıran kolu duraksamıştı. Bedeni bir an için kaskatı kesildikten sonra omzunun üzerinden bana hayret eden gözlerle baktı.

"On dakikaya hazır olur hanımefendi." Son kelimesinin altını özellikle çizmişti.

Memnun çıkan bir nefes verdim. "İyi, teşekkür ederim."

Yemeğine geri döndü ve daha hızlı hareket etmeye başladı. Kolları kâh baharatlara uzanıyor kâh sebzelere kâh gereçlere. Beş dakikadan az bir süre geçtikten sonra birden durup omzunda ki havluyla alnını sildi ve sonra onu yere attı.

Bana doğru dönüp elini beline yasladı. "Sana sabah akşam yemek yetiştiriyorum ama yine de değerimi bilmiyorsun ve bir kez geç kaldım diye şikayet ediyorsun."

Tepkisi beni az kalsın güldürecekti. Bu koca adamın karşımda dudak bükmesi, duruş şekli, ses tonu; üzerimde ki gerginliği söküp atmıştı.

"Şikayet etmedim Victor, ne zaman hazır olur dedim sadece."

"Hayır, ne zaman hazır olur demedin. Neden hâlâ hazır değil demek istedin."

"Öyle mi dedim?"

Kaşlarını çattı. "Evet öyle dedin."

"Eh," deyip gülümsedim. "O zaman doğru demişim. Saat kaç olmuş ortada yemek yok, ben hâlâ açım. Geç kalman hiç hoşuma gitmedi."

Kafasını hafifçe öne doğru eğip, "Demek beni beğenmedin," diye sordu.

"Evet, beğenmedim."

Hafifçe güldü. "Peki benim yerime sik sığırını mı tercih ederdin Karmen?"

Yüzüm aniden düşmüştü. "İyi de-" dedim kekeleyerek. "İyi de bunun yemekle ne ilgisi var?"

Günler önce söylediğim şeyi yine gün yüzüne çıkartmıştı.Her sıkıştığında kullandığı kaçış noktası buydu.

Tezgaha doğru yaslanıp iri kollarını göğsünde bağladı. "Beni sinirlendirmek için bu kadar alçalmana gerek yoktu Karmen. Söylediklerinde ciddi olmadığını varsaydım o yüzden kendime yedirmem kolay oldu. Ama rica ediyorum, beni bir daha çocuk kaçakçısı olan adamla insanlık olarak bir tutma. Şerefsiz olabilirim ama bu kadar değil."

Haklıydı, onun yerine Harvey'i asla tercih etmezdim. Haklıydı, Victor benden bile iyi bir insandı.

Çünkü onun bu akşam için benim gibi kıyım gerçekleştirecek bir planı yoktu. Ama benim vardı.

"Özür dilerim," dedim afallayarak. O sözlerim üzerine hiç konuşmayacak sanıyordum.

"Özürler hakkında ki düşüncemi biliyorsun. Ben-"

Sözünü bitirmesine izin vermeden lafa girdim.

"Evet evet biliyorum. Bin kere özür dilesem bir tanesini bile kabul etmezsin, beni de hiç affetmezsin. Biliyorum Victor Ural, o kadar çok söyledin ki aklıma kazıdım."

Kafasını patavatsız bir egoyla salladı. "İyice öğrenmiş olman ne güzel."

Arkasını dönüp işine devam etti. Az önceye kadar gülüşlerimi bastırırken şimdi öfkemi kontrol etmeye çalışıyordum. Kendisi gibi beni de delirtecekti.

Neyse ki bunu yapacak kadar uzun süre birlikte olmayacaktık. Saatler sonra bu evden son kez çıkacağız ve birbirimizi gerek olmadıkça görmeyecektik.

Aptal esmer yüzüne, kemerli burnuna, mavi gözlerine, siyah saçlarına, baharat ve odun kokusuna daha fazla maruz kalmayacaktım.

"Şşşş, sus," dedi arkası dönükken.

"Zaten konuşmuyorum," derken her harfi bastırdım. Dişlerim dudaklarımı kanatmama sebep olacaktı.

"Ama ben, senin kendi içinden konuştuğunu duyabiliyorum."

"Daha neler! Nesin sen? Büyücü mü?"

"Olabilirim." Yemekleri artık tabağa döküyordu. "Benden büyüleniyor musun?"

"Senden iğreniyorum." Bunu yüzünü görmeden sırtına doğru söylemek basitti.

"Bana asla yalan söylemeyeceğin konusunda anlaştık sanıyordum." Sesinin bu kadar alaylı ve kendinden emin çıkmasına bozulmuştum.

"Yalan ve doğruyu ayırt edemeyecek kadar şaşkın olan sensin demek ki. Yüzüme doğru bak da bir daha iğrendiğimi söyleyeyim. Gözlerimden neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacaksın."

Bana yüzünü döndü ve gözlerime dik dik baktı. Ona baktığım da nefesim bir şekilde kesiliyordu. Seneler sonra karşımda olduğu gerçeğini bazen idrak edemiyordum.

Dili ağzı içinde oynuyor ve yanağına baskı yapıyordu. "Evet?"

"Senden," dedim tereddütsüz."İğreniyorum."

Sert yüzünde ki dudakları genişledikçe genişledi. Dişleri ortaya çıkana dek. Gülüyordu. "Gözlerin doğru söylediğini destekliyor. Benden iğren Karmen, bana karşı hissedeceğin tek duygu bu olsun. Benden iğrendiğini bilmek beni mutlu ediyor. Bak," deyip kendini işaret etti. "Gülüyorum."

"Gerçekten," deyip nefes verdim. "Bıktım senden. Senden ve kelime oyunlarından. Şu zıkkımı önüme getir artık. Açlığım başıma vurdukça sinirlerim geriliyor."

"Karmen hanımın sinirli olmasını asla istemeyiz," dedi yumuşak bir tonda ve arkasını döndü. "Karmen hanımın aç kalmasına nasıl izin veririz? Kendime elli kez kırbaç yazıyorum." Dolaplara doğru gidip iki tane bardak indirdi. "Karmen hanımın ağzına layık yemek yapabildik mi acaba?" Bardaklara kırmızı şarap dolduruyordu. "Karmen hanımın nefret dolu bakışlarını ensemizde hissediyoruz."

Bana, elinde içi dolu iki farklı tabakla döndüğünde ona dik dik bakan gözlerimi yakalayınca göz kırpmıştı. Gözlerimi hızla mavilerinden kaçırdım.

Tabağı önüne koyarken, "Bu elimden yiyeceğin son akşam yemeği o yüzden güzel olsun istedim. Geç kalmam da aynı sebepten doğdu. Kuzu inciklerin pişmesi uzun sürüyor." dedi.

"İzin verseydin seninle birlikte ben de yapardım."

Kahkaha atmıştı. Marcus Marino ile sohbet ederken attığı o samimi, içten kahkahalardan birisini ilk kez bana karşı kullanırken görmüştüm onu. Kahkahası öyle derinden gelmişti ki bedeni sarsıldı.

Nefeslerinin arasında bir kaç kelime çıkartmayı başardı. "Evcilik mi oynuyorsun Karmen?"

"Seninle mi?"

"Yok, sik sığırı'yla."

Bugün Harvey'i ağzından düşürmüyordu. Gözlerimi deviridim.

"Sana yardım teklif ettiğimde aklına önce birlikte yemek yapan çiftler mi geldi? Konu ben olunca ne kadar da duygusal düşünüyorsun. Bu kadar tez cevaplı olmanın sebebi tüm bu yanıtları önceden düşünmüş olman mı Victor?Bu fikirler hayallerini benimle süslediğin zamandan kalan ucuz alışkanlıklar mı?"

Kendini sandalyeye zahmetsizce bıraktı. Yüzü donuktu. Öfkesi kabarıyordu.

"Dün gece de aynısını yaptın Karmen. Ben sana bir vuruyorsam sen bana her zaman on vurarak karışılık veriyorsun. Her zaman en aşağılık kelimeleri seçiyorsun."

"Seni yaraladım mı? İncittim mi? Kalbini mi kırdım?"

"Hayır, sen beni yaralayamazsın. Sen zaten öldürdüğün birini bir daha öldüremezsin."

Eline çatalı aldı. "Teklifin aklıma geldikçe güleceğim. Birlikte yemek yapmakmış, hah! Senin elinden yapılmış yemeği yemek istediğimi nereden çıkarttın?"

Nefret söylemlerine kulak asmadan çatalı tabağıma daldırdım ve ağzıma götürdüm. Lokmayı tam dilimin üzerine bırakacaktım ki çatala batan şeyin mantar olduğunu görüp uzaklaştırdım.

"Türüf mantarını sevmiyorum."

"Sevmiyor musun," derken şaşırmıştı. "Neden, tadı seni rahatsız mı ediyor? Yumuşak kalması için kısık ateşte pişirdim."

Omuzlarımı silktim ve çatalı tabağa bıraktım. "Sevmiyorum işte."

"O zaman bu sefer," derken kendi yemeğinden bir çatal alarak bana doğru uzattı. "Yemelisin. Güzel yaptığım için belki rahatsız tat gitmiştir."

Victor'un çatalına alık bakışlarla bakmaya devam ettim. Ben türüf mantarının nasıl bir aromaya bile sahip olduğunu unutmuştum. Bunu anlamak için zeki Victor'un gözlerime biraz bakması yetmişti.

"Daha önce türüf mantarı yediğine emin misin?"

"Yemedim," dedim kaçınmadan.

"O zaman nasıl sevmiyorsun?"

"Çünkü Harvey sevmez ve eve yemeğini yapmam için getirmezdi."

Söylediğim şey onu mutlu etmiş miydi acaba? Ona karşı tercih ettiğim adamın bana yaşattığı her kötü şey, kendisinin acısını bastırıyor muydu?

Türüf mantarı, şimdiye kadar benim için yenilmemesi gereken basit bir sebzeydi. Ama bugün baktığımda benden alınmış bir başka özgür karar olarak görüyordum.

Harvey markete tek başıma gitmeme izin vermediği için almaya hakkım doğmuyordu. Birlikte gittiğimiz de ise, o reyonun önünden bile geçmiyorduk.

Victor'un yüzünde tatminkâr bir ifade belirmedi. Sadece hafifçe tebessüm etti ve havada kalan kendi çatalını bana tekrar uzattı.

"Tadına bak, denemekten zarar gelmez."

Gözlerimi onun boğucu maviliklerinden çekmeden ağzımı çatalına götürüp yemeği yedim.

Ağzımda bıraktığı tat, hafif tatlı ve tuzlu arasında gidip gelen mayhoş bir aromaydı. Hoşuma gitmişti. Gülümsedim.

"Güzelmiş."

Onayımı aldığında yüz ifadesi eski donukluğa döndü ve yemeğini yemeye kaldığı yerden devam etti.

Birlikte yediğimiz son akşam yemeğini. Fakat havanın kararmasına daha çok vardı. Aynı masanın iki farklı tarafında olabildiğince sessizce yemeğimizi yemeye devam ettik.

Victor kendi tabağının sonuna gelmişti ve ben de etimi bitirmek üzereydim. Ağzını bir peçeteyle sildikten sonra sakin ve yoğun bir şekilde konuşarak sessizliğimizi böldü.

"Dün gece Marcus Marino ve Viva Cruz'u neye güvenerek tehdit ettin?"

Soru beklemediğim yerden gelmişti. Dün yaptığım konuşmanın sonunda bana boyun eğdikleri için onları tehdit ettiğini kısım aklımdan gitmişti.

"Tehdit etmem bir sorun mu doğurdu? Ben uyumaya gittikten sonra yani?"

Victor ellerini masanın üzerine bıraktı. Direkt bana bakıyor ve ben de gözlerimi kaçırıp duruyordum.

"Hayır. Soruma cevap ver Karmen. Lütfen. Dün gece IA şirketi sahibi olan adamı ve büyük bir kartelin patronunun birinci derece özel koruması olan kadını tehdit ederken tam olarak neyine güvendin merak ediyorum?"

Son lokmanı da yuttuktan sonra boğazını kadehin dibinde kalan şarapla aceleyle ıslattım.

"Beni aşağılıyor musun Victor?" Kaşlarımı istemeden çattım.

Victor sandalyesinde geriye doğru yaşlandı. Geniş bedeni siyah kazağın altına yayılmıştı.

"Ben sadece sorumun cevabını arıyorum."

Ne cevap vereceğimi düşünsem de aklıma gelmiyordu. Tehdit ettiğim iki kişinin öylesine insanlar olmadığını ben de biliyordum. Fakat ben öylesine bir kadın mıydım?

Sessizliğim hoşuna gitmedi. Sorusuna ciddi anlamda bir cevap bekleyen gözlerle bana bakmaya devam ediyordu.

""Marcus'un servet getiren şirketleri var. İstese en pahalı suikastçileri tutup seni öldürür. İstese dün gece senin tehditlerinden hemen sonra boynuna astığı silahın içinde ki şarjörü sende boşaltır. Belki abartı bulursun ama seni parasının içinde boğarak bile infaz edebilir. Senin cebinde hiç para yok değil mi Karmen? Cebinde, cüzdanında, banka hesabında...Sik sığırının parasını da kullanmıyorsun. Yani tam anlamıyla meteliksizssin."

Dilimi dişliyordum. Ve soluklarım yavaş yavaş öfkeyle harmanlanıyordu. Mavi gözlü adamın soğukluğu ise beni ona dokunmadan donduracak kadar sertti.

"Onun cebini asla boş görmezsin. Marino kendisini böyle tehdit eden kadına veya erkeğe boyun eğmez. Dediği gibi, görebileceğimiz en özgür piç kendisi olur. Ve parayla istediğini satın alıp sonucunu düşünmeden istediğini yapar. Tabii eğer özgürlüğü tehdit altında kalırsa. Geriye kalan zamanlarda aptal bir yavşak gibi görünse de gayet zeki bir adamdır."

Ağzımı aralayıp bir şey diyecek gibi oldum ama anlamsız mırıltılardan başka anlamlı bir kelime çıkmamıştı. Victor, sanki hiç ara vermemiş gibi soğuk bakışlar ve sert sesi ile konuşmaya devam etti.

"Viva Cruz, kadının karteli var. Yaptığı isi sevmiyor olabilir ama karteline asla ihanet etmez. Karteli de kendisine sahip çıkar. Yani senin aksine onun arkasında bir ordu var. Peki onu tehdit ederken neyine güvendin? Sana aylar boyu yalan söyleyen tetikçi Aybeyaz'a mı, eline silah alamayan taksici Ceyhun'a mı, pasta yapan Rengin'e mi, ne yaptığı belli olmayan Kızıl Kehribar'a mı? Yoksa seni sadece babasını devirip, karanlığı aydınlatmak isteyen, gaddar bir adam olan Victor'a mı?"

"Ben- ben... kimseye..." Beni dilsiz bırakmıştı sanki. Dün ki tehditleri savururken arkamda beni kollayacak tek bir kişiyi bile hayal etmemiştim. Arkamda kimse olmasına ihtiyaç duymamıştım.

"Kimseye güvenmediysen dövüşüne mi güveniyorsun? O kadın belki seni yenebilir bile. Daha vahşi ve daha öldürme odaklı dövüşüyor."

"Biliyorum," dedim tek hamlede. Omuzlarımı nefesle birlikte sık sık kaldırıp indiriyordum. "Biliyorum ama tehdit ettim işte. Soruna da verecek bir cevabım yok!"

Serinkanlılıkla öne doğru yaklaştı.

"O zaman soruyu değiştirelim. Peki bu kadar şeye sahip olan insanlar neden sana ses çıkarmayıp sustular? Viva veya Marcus ikisi de senden çok daha üstün faziletleri ve kökü olan iki farklı insan. Sana neden karşılık vermediler? Seni sevdiklerinden değil her halde değil mi?"

Dudaklarım kuruyordu. Sorduğu sorularla yüreğimde ki tuhaf noktalara değinmeye devam ediyordu. Onun karşısında suskun kalmaktan nefret ediyordum. Ama düşündüğüm şeyleri anlamdırıp kelimelere dökemiyordum ki!

"Tehdit ederken neyine güvendin Karmen?" Çok ısrarcıydı. "Onlar sana neden boyun eğdi? Sen de ne var ki? Neyin var?"

Benimle dalga geçmek mi istiyordu? Aklıma gelen cevap bunu yapması için müsade veriyordu.

Öyle lütufkâr bakıyordu ki daha fazla susamadım.

"Be-beynim?"

"Neyin? Anlamadım, bağır Karmen. Sesini duyamıyorum. Neyin?!"

"Beynim," diye çıkmıştım birden. "Beynime güvendim, zekama güvendim. İçimde ki cesarete ve hırsa, beni cayır cayır yakan özgürlük ve intikam ateşine güvendim. Çünkü benim sahip olduğum tek şey bu. Cesaretimin yarısına bile sahip olmayan insanlar var."

İfadesiz yüzünde yan bir gülüş belirdi. Memnun duruyordu, gözlerine ışık gelmişti. Kendine bu sefer rahatça sandalyesine geri bıraktı.

"Evet," dedi kafasını sallarken. "Doğru cevap bu. Paran olmayabilir, sana itaat etmeyen adamların, cebine para koyan sağlam bir işin, sana ait olan bir çeten veya gücün olmayabilir. Ama seni güçlü kılan şey Karmen; zekan ve cesaretin.

Viva Cruz cesarete ve güce saygı duyuyor. Boyun eğiyor, benlik egosu yoktur. Bir yere gelmek için veya önemli biri olmak için çabalamaz. O önemli olan kişilere hizmet etmeyi tercih eder. Patronuna Kolombiya'da Aziz Manuel Gonzalez derler.

Marcus, ölümden korkar. Cesur ama yaşamayı sever. Zevk alır. İşte bu yüzden dün ikisi geri adım attı kedi besleyen kadın. Çünkü senden korktular, bir nebze bile olsa korktular. Viva cesaretine boyun eğdi ve sustu. Marcus'un kaybedecek çok şeyi var, kadınlar ve paralar, arabalar. Senin ise yok, o da bu yüzden korktu."

Bu gerçekler aynaya baktığımda kendime söylemeye çalıştığım motivasyan sözleriydi. Daha önce kimseden duymamıştım. Kehribar övgü niyetine bu kadar açık olmadan beni İgima'ya benzetiyordu o kadar.

Fakat Victor'un amacı beni övmek değildi. O beni mutlu edecek bir şeyi yapmak için uğraşmazdı.

"Senin hiçbir şeyin yok değil Karmen? Peki buna rağmen ben seni yanımda neden istedim? Olmayan paran veya ölümsüz sandığın vücudun ya da binlerce adamın olan bir çete lideri olduğunu için mi? Elbette ne bunlar ne de eski sevgilim olduğun için değil.

İçinde ki intikam ateşini görüp cesaretine güvendiğim için. Eğer seni kocası ölmüş ve dul kalmış herhangi bir kadın olarak bulsaydım şuan burada olmazdın. Seni işime yaramayacaksan neden yanıma alayım ki Karmen? Belki ansızın karşına çıkar, bir çift veda sözü eder ve yüzünü bir daha görmemek üzere giderdim."

Söylediği şeyler biraz olsun canımı yakmamış gibi davrandım. "Silahın olarak iyi iş çıkarıyorum demek ki."

"İtiraz edemem."

"Puşt," diye söylendim kısık sesle.

"Neyi yalanlamamı istiyorsun ki? Gerçekleri mi? Gördüğüm kadarıyla boğazına kadar yalanlara batmışsın. Ben sana asla yalan söylemiyorum Karmen, biliyorsun."

Birden neyi bilip bilmediğimi sorguladım.

"Seninle kavga etmeden sürdürdüğümüz en uzun sohbet bu oldu sanırım," dedim. Veda gününe yakışacak bir sohbet.

"Tüm büyüyü bozdun," demişti bıyık altından tebessüm ederek.

"Affedersin."

"Asıl sen affedersin çünkü bu samiyetsiz sohbeti biraz daha uzatacağım."

"Eh, bugün son günümüzse en azından birlikte aynı masaya son kez oturmaya ve konuşmaya biraz daha tahammül edelim."

Kafa salladı. 'Hayır, son değil' demedi.

"Dünkü yas sigarası saçmalığını neden yaptın?"

Cevabı biliyordu, az önce ki sohbetin yarısını içeriyordu sebeplerim. Bende olmayan her şey ve benden giden bir kaç şey için.

"Bence," dedim masaya yaklaşarak. "Sen gerçekten büyücüsün."

Omuz silkti. "İnsanları büyülediğim doğrudur. Ama ben de insanları nasıl okuyabileceğimi iyi biliyorum."

Yapmacık bir şekilde gülümsedim.

"Ee cevap vermeyecek misin?"

"Hayır Victor Ural, benimle ilgili olan özel şeyler seni ilgilendirmiyor."

Tek kaşını "öyle mi?" der gibi kaldırdı. Bana karşı olan nefretinde öyle boğulmuştu ki benim de onu artık sevmediğimi bazen göremiyordu. Sonra bana hak veren bir tavırla kafa salladı.

Fakat inatla ikimizde masadan kalkmıyorduk. Önceki günler bu atışmalar yaşansa anında ikimizden biri yerinden kalkıp kapıları çarpa çarpa yalnız kalmaya giderdi.

Victor'u bilmiyordum ama benim ona bahsetmek istediğim bir kaç şey daha vardı. Asla benimle ilgili değil, silahı olmam için dikkat edilmesi gereken sağlığımla ilgili.

"Aslında ben..." birbirimize bakarken konuşmakta zorlanıyordum. "Ben o kadar güçlü değilim. Bu akşam için hazır olup olmadığıma emin değilim Ural" İkinci ismini söylediğim zamanlar tuhaf bakıyordu. "Hep dürüst olmamı istiyordun."

"Akşam için ne yapacağını bilseydim verecek daha iyi tavsiyelerim olurdu. Ama zavallı dilim bu "plan yok" planı karşısında susmak zorunda kalıyor."

"Mesele akşam ne olacağı değil Ural."

Ona Ural deyip durma Karmen, neden kendi içimi açıyor gibi hissediyordum ki? Kendi dertlerimden bahsetmeyecektim ona, ortak işimiz için söylüyordum bunları. Evet bu yüzden.

Fakat neden bu adama dert yanıyor gibiydim ve bunu yaparken neden ağzımdan "Ural" ismi çıkıp duruyordu.

"Dün neredeyse ölüyordum. Vücudum bir türlü toparlanmadı."

"Gücünü toparlamadın mı?"

Yutkundum. Sorun gücüm değildi, ona kabuslarımdan bahsetmek istedim. Hemde gündüz vakti, uyanıkken gördüğüm kabuslar. Onlar delirmiş gibi hissetmeme sebep oluyordu. Tetikteliyici tek bir unsur başıma gelen iğrenç şeylerin içine beni tekrar çekiyordu. Tüm bunlar yaşanırken görüşüm bulanıklaşıyor ve kafamın arkası zonkluyordu.

"Felç kaldığın zamanlar Karmen, ayağa kalktıktan hemen sonra Malikane'ye geldiğinde hiç yarası olmayan cezalandırıcı kadın gibi kırbacını herkese savurdun. Onlarca adamı tek başına indirdin. Savaşmayı iyi biliyorsun."

Yanaklarım mahcuplukla kızarmıştı.

"Fakat o içimde patlayan adrenalin sayesindeydi. Odana ilk adım attığım zamandan şimdiye kadar ben..."

"Sen ne?" Dedi.

"Zihnen çökmüş durumdayım. Sana karşı doğruları söylememi istiyorsun değil mi Victor? İşte gercekler bu. Seni karşımda bilinmeyen olarak bulduğum o geceden sonra kendimi toparlayamadım."

"Ne demek oluyor bu?" Derken kollarını göğsünde bağladı. Pazuları siyah kazağın altında şişkin duruyordu.

"Sana söylediğim zayıflıklarımı yüzüme vurmayacağına dair söz ver."

Dudak kıvırdı. "Yüzüne vuracağım tek sey aşkının ve kalbinin ne kadar yalan olduğu."

"Şüphesiz öyledir. Neyse, bence gittikce deliriyorum."

"Bana akıllı halin lazım."

Sinirle göz devirdim. "Bana da öyle. Ama sesler duyuyorum, en yalnız kaldığım anda bile. Gözlerimi kapattığımda gözümün önüne rastgele anılar gelip duruyor. Bana söylenen bir kelimeden sonra o kelimenin çağrıştırdığı her kötülüğü görüyorum."

Sert mizacı ifadesi kalmaya devam ediyordu. Ne bekliyordum ki? Bir anda bana karşı acımasız ve ilgi kazanıp derdimi siklemesini mi?

"O gece bana her şeyi birden anlatmak zorunda mıydın Victor?" Nefretimle hesap sorarken Victor, saflığımla dert yanmaya çalışırken Ural... "Zaten seni görmem yeterince ağır değilmiş gibi. O günden beri hangi gerçeği kendime yedireceğim diye şaşıran beynim en sonunda iflas edecek sanırım."

Yüzüme süzerek baktı. Kafasını salladı, bağdaş yaptığı kollarını söküp iki yana salık verdi. Bir kez daha kafa salladı ve sadece şunları dedi.

"Üzülme, geçecektir."

Tükürüğüm boğazıma kaçmıştı adeta. Gözlerim sebepsiz bir kırgınlıkla Victor'un esmer yüzünde ki mavi gözlere kilitlendi. Tükenmez kaleme benzeyen o gözler yaşayan bir insana ait olamayacak kadar cani ve ruhsuzdu.

Yine de, yine de bu iki kelime beni yaralmıştı. Fakat neremi? Kalbimi mi? Aklımı mı? Umarım kalbim değildir.

"Yine de," dedi yavaş yavaş. "Seni test etmem gerekecek."

Neyden bahsettiğini anlamamıştım.

"Akşam için ne kadar işe yarar durumda olduğunu," eli yavaş yavaş masaya doğru çıkıyordu. "Görmem lazım."

Her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Ellerim birden bana doğru hızla fırlatılan çatalı yüzüme batmak üzereyken yakaladi. Az önce ne yaptığımın farkında bile değildim. Kendimi hızlı bir refleksle kurtarmıştım. Çatalı sıkı sıkı tutup Victor'a baktım.

"Bu neydi şimdi?"

"Bence akşam için gayet iyisin. Vahşi hızın yoksa hırsın mı demeliyim? Her neyse, o gayet yerinde."

Elimde ki demirin sivri uçlarını tüm gücümle ters çevirip ahşaptan yapılmış masaya sapladım.

"Peki sen," dedim tıslar gibi. "Sen hazır mısın?" Tam o anda tabağımda ki çatalı hızla kendisine doğru fırlattım.

Victor da bir sinek yakalar gibi titizlik ve ustalıkla çatalı gözlerine batmadan önce yakalamıştı. Tuttuğu çatalı masaya tıpkı benim gibi sapladı ve, "Öyle sanıyorum," dedi.

Kendimi birden üzerine oturduğum sandalyeyi geriye doğru sinsice iterken buldum. Gözlerimizi birbirinden ayırmıyorduk ancak harekete geçtiğimiz anda gerilim koptu.

Altımda ki sandalyeyi geriye doğru hızla savururken sag kolumla başlığından tuttum ve tüm gücümle havaya kaldırıp Victor'un üstüne geçirdim. Başını kolları arasına almış ve omzuyla sandalyenin darbesini karşılamıştı. Ahşap oturak sert omuza direnemeyip parçalara ayrıldı.

İkimiz saniyeler içinde hareket ediyorduk. Victor hızla ayağa kalkıp geniş masaya tekme attı. Masa üzerime dogru kayıp karnıma vurdu ve bende duvara savrulup çarptım. Yanıma doğru kendinden emin adımlarla geldiği sırada bacağını yakalayıp çektim ve dengesini kaybettiğinde ise ayaklanıp karnına bir tekme attım.

"İyisin," dedi manyak bir şekilde soluklanıp gülerken.

"Sen değilsin," dedim nefretle.

"Ben de sadece nazik davranmaya çalışıyordum."

"Bunu yapmanı senden kimse istemedi."

Geriye doğru bir kaç adım attı ve oturduğu sandalyeyi tutup peşinde sürükledi. Zeminden kulağı tırmalayan tiz sesler yükseliyordu. Bana doğru yaklaştığı zaman tek koluyla hatta üç parmağıyla onu kaldırıp üzerime atmak için siper ettiği sırada sola doğru kayıp kapıdan dışarı fırladım.

Sandalyeyi bırakıp peşimden gelen Victor kapıdan çıktığı an kolunu tutup ters çevirdim ve beline doğru dayayıp sırtına tekme attım. Sadece bir kaç metre ileri savrulmuş ve ben ikinci darbe icin hazırlanmadan arkasını dönüp beni sağ kolumdan yakalamıştı.

Bedenimi kendine çekerek karnıma yumruk geçirdi. "Siktir," diye inleyip iki büklüm oldum.

Kolları benden hatta Emir'den bile çok daha güçlüydü. Ama karşılaştıracak olursak Emir ondan daha seri hareket ediyordu. Ali, ise hamlamıştı. Hayatında uzun bir süre evinde oturmaktan başka bir şey yapmadığı için formdan düşmesi normaldi. Yine de benimle yaptığı antrenman sabahları sırasında onun hakkından gelirken zorlanıyordum.

Ustam Emir'in ustası Ali... Adresi aldığı geceden bu yana acaba kaç kez Emir'i yakalayıp öldüresiye dövdügünü bilemiyordum. Dövsün, biraz da Emir'in canı yansın.

Vücuduma yediğim ikinci bir tekmeyle düşler aleminden çıktım. Victor acımı çekmem için bana süre tanımadan tekrar atağa geçti. Attığı her adımda sanki ayaklarımın altında ki zemin yerinden kayıyordu.

Güçlü, dayanıklı, sert, ama benim kadar hızlı değil.

İşte sana içeri sızman için güzel bir açıklık Karmen. O deliği kullan ve düşmanını böyle alt et.

Fakat onun beni alt etmesi için üç farklı şansı vardı. Soru şu? Benim gibi düşünüyor mu? Hızlı davranıp bana attığı tekmeden kaçtım. Ben etrafında tur atarken o da en iyi becerdiği şeye geri döndü. Yumruklara.

Üzerime doğru hareketlenip sol yumruk attı. Geriye doğru eğilip kurtuldum. Sağ yumruk, sol yumruk, sağ ve sol. Her seferinde onun yüzüne bakarak geriye doğru adımlar atip etrafında dönerek kaçıyordum.

Afalladığı ilk anda ise fırsatı bulup aşağı eğildim ve bacakları arasından kayıp geçtikten sonra duvardan destek alarak havaya doğru zıpladım ve yer düşmeden yerimde yüz seksen derece dönerek Victor'un bana dönük sırtına atladım.

Boğazı baldırlarım arasında kalmıştı. Onu boğarcasına bacaklarımı sıkıyordum. Nefesleri kesik kesik ve öksürükle karışık çıkarken benden kurtulmak icin sırtını dönüp kendini duvara vurdu. Ayni duvar ikimizinde yere düşmesine sebep oldu.

Onun ağır cüssesi yerden kalkamadan yerimden fırladım. Ben geriye doğru giderken o bana doğru yaklaşmak yerine sürpriz yaparak salona doğru koştu.

Kaçan kovalanır.

Peşinden gittiğim ve salona arkasından geçmek üzere olduğum anda kapıyı yüzüme doğru itti.

Ve asla yakalanmaz.

Boğazımdan inilti koptu. Ama en çok dudağım sızlıyordu. Sıcak metalimsi sıvı aşağı doğru kaymaya başladı. Hem dudağımdan hem de burnumdan.

Benden kan akıtmıştı.

Kana karşılık kan.

Yüzüm nasıl bir şekilde değiştiryse Victor'un bakışları bile şaşkın kaldı. Burnumdan soluyup genzimden hırslı bir ses çıkartarak koca adama doğru koştum. Savuruduğum tekme, yumruk, tokattan kurtulmaya çalışıyordu.

Nereye kadar dayanacaktı? Yaralı bir vücudum veya paranoyak bir kafam olabilirdi. Fakat ben silah gibi bir kadındım. Victor, bunu bana söylemişti ama şimdi ne söylediğini canlı canlı görecekti.

Kaçış manevraları gittikçe yavaşladı benden bir şekilde kurtulması lazımdı ama nasıl yapacağını bilmiyordu. Çünkü ona bu fırsatı sunmuyordum.

En sonunda ise yumrlarımdan birisi Victor'un yakışıklı yüzünün tam ortasına denk gelip patladı. Küfür etti ve eliyle burnunu kapattı. Ancak elinin altından akan kanlar çenesine, sakallarına dogru süzüldü.

Yumruk atmayı kestiğim ilk sırada elini bile burnundan kaldırmadan karnıma tekme attı. Bu sefer tam düşecekken onu bileğinden yakalayıp kendimle beraber aşağı çektim.

"Birlikte batacağız Victor Ural Dizable," dedim soluk soluğa.

Ahşap parkelere üst üste gelecek şekilde düşmüştük. Onun iri bedeninin altında kalan ben olmuştum.

Artık durduk.

Nefes nefese kalmıştık. Onun burnundan gelen kan dudaklarının üzerinden geçiyor ve üstüme damlıyordu. Yüzüme bakarak ağırlığını tek kolu üzerine verdi ve diğer elinin baş parmağıyla titrek darbelerle dudaklarımın üstündeki kanı sildi.

"Hırsımızı aldık mı," diye sordu.

"Nihayet! Seninle geçirdiğim lanet günlerin acısını böyle çıkarttığım için çok mutluyum."

"İlk kez ortak noktada buluştuk Karmen."

Ağır bedeni zayıf bedenime çökmüş temas ediyordu. Bacaklarımız birbirne dolanmıştı. Göğüslerimiz birlikte inio kalkıyordu. Yüzlerimiz arasında bir karışlık mesafe vardı.

"Karmen," dedi gözlerime delice bakarken. Sesi beni sağır ediyordu. Benim açık kahverengi gözlerim onun yüzünün her yerinde seyehate çıkmıştı.

"Karmen," dedi bir kez daha."Karmen, Karmen, Karmen, Karmen, Karmen..."

Dudakları az ötemde adımı sayıklarken sesi gittikçe güçsüzleşiyordu.

Başımın yanına, yere yumruk geçirdi. Küfretti ve ayağa kalktı. Silkelendi.

Odadan çıkacağı sırada, "Ceyhun'u buraya çağırdım," dedim. Ama henüz çağırmamıştım.

"Keyfin nasıl isterse," deyip gözden kayboldu.

Saatler sonra Victor'un dostları Marcus ve Viva onun yanına gelecekti. Benim de Ceyhun'um vardı ve hiçbir şey yapmasa bile varlığıyla bana güç katıyordu. Bugün ona ihtiyacım vardi. Eğer nefes almaya devam edersem davetten sonrasını düşünüyordum. Kalacak sıcak bir yuva ve beni götürecek araba bulmam lazımdı. Taksiye verecek param da yoktu. Versem de o taksi beni nereye götürecekti ki?

Her şeyden önce onu özlemiştim. Benim Ceyhun'umu.

Yatak odama geçerken mutfağa göz attım. Alt üst olmuştu. Yemek tabakları içinde kalan az artıklarla yerelere saçılmış ve parçalanmıtı. Sandalye kırılmış masa ters dönmüşmüştü. Marcus'a teşekkür etmek niyetiyle evini bu hâle getirmiştik.

Banyodan duş sesi gelirken ben de odama geçtim. Telefonu elime aldığım gibi Ceyhun'un numarasını tuşlayıp aradım.

Şuan iki şeye ihtiyacım vardı. Biri sızlayan yaralarım için ilaç, diğeri sızlayan kalbime derman olsun diye Ceyhun.

⛓️⛓️⛓️

Victor'un sabah erkenden yaktığı şomineye, Ceyhun'un gelmesini beklerken iki kütük daha attım. Yarım saat içinde duş alarak üzerime sinen ter ve kan kokusundan kurtulmuştum. Yaralarıma temiz bir pansuman yapmayı da ihmal etmemiştim.

Yere kadar uzanan camlardan dışarı baktığımda ulu çam ağaçları rüzgarda sağa sola yatıp savruluyordu. Havaya diğer günlerden biraz daha asi kasvet çökmüştü. Bunun sebebini, akşam ne olacağını kestiremediğim geceye bağladım. Biraz dramatikti.

Ölmediğimi herkes öğrenecekti, Karmen Ivy As Cindy'i yeniden karşılarında bulmak ortalığı ne denli sarsacaktı? Ama tek ilgi odağı ben olmayacaktım ki. Victor Ural Dizable, senelerde süren mahkumiyetinden bu akşam kurtulmayı hedefliyordu. İgima Dizable'nin bir oğlu olduğunu ve o adamın da kendisi olduğunu duyuracaktı.

İkimizin de ne kadar ürkünç riskler aldığını şominenin önünde oturup yanan odunları izlerken fark etmiştim.

Hep yapacağız, edeceğiz, diye söylenirdik ancak yapma, etme zamanı geldiğinde biraz duraksardık.

Şömineden yayılan sıcaklık tüm vücudumu ısıtıp yumuşatmaya başladı. Ayaklarımda ise hâlâ biraz soğukluk hissediyordum. Victor, kavgamızdan hemen sonra duşa girmiş ve sonra odasından bir daha çıkmamıştı. İçeriden sesi soluğu da gelmiyordu.

"Neyse ne, onu mu umursayacağım. Buna değecek mi?" Dizlerimi göğsüme doğru çekip kollarımla etrafını sardım. Ve nihayet kapı çaldı. Ayağa fırladım ve salondan çıktım. Gelen umarım Ceyhundur.

Ahşap kapıyı kulbundan tutup kendime doğru çektiğimde arkasında dualarımın sahibi gözüktü. Ceyhun beni ve ben Ceyhun'u gördüğümüz de yüzümüze içten bir gülümseme yayıldı. İçeriye hızla adım atıp beni geniş kolları arasına aldı. Başımı omzuna yaslayıp sarıldım.

"Seni gerçekten çok özledim Ceyhun."

Eliyle saçlarımı okşadı. "Sana tekrar sarılabildiğim için çok şanslıyım."

Beni kendine son kez bastırıp geriye çekildi.
"Bak sana ne getirdim," deyip iç cebinden ufak yeşil bir ot çıkardı. Gözünün önüne görmem için yaklaştırırken, "Dört yapraklı yonca buldum kapının önünde. Uğurlu gelir," dedi.

Yoncayı elinden nazikçe aldım. "Sadece bir tane mi buldun," diye mızmızlandım. "Daha fazla getirseydin. Üç, dört, beş hatta on tane falan. Bugün şansa çok ihtiyacım var."

"Kadın," diye sorarak baktı kafasını hafifçe sağa yatırarak. "Hayırdır?"

Arkasına doğru süzülüp kapıyı kapattım ve onu deri ceketinin ucundan tutarak peşimden salona çekiştirdim. Ben kapıyı arkamdan kapatırken Ceyhun şomineye gidip ben yanına yetişmeden közün üstüne odun ilave etti.

Alevlerin arasından cızırtı sesi yükselirken, ateşin yansıması ikimizin yüzüne vuruyordu.

"Nasılsın yavrum, ne yapıyorsun? Kaldığın ev burası mı? Adam nerede? Seni burada yalnız mı bıraktı, hemde başında ödül varken?"

"Hayır, kendisi içeride." Konuşurken ondan daha kısık bir ton seçiyordum çünkü duyulmak istemiyordum.

Ellerini geniş beline dayayıp beni süzdü. "Tamam şimdi diğer sorularıma cevap ver. Hem ne olmuş senin dudağına, vücudun da daha bir yorgun duruyor sanki? Ne oldu kadın konuş artık."

"Ceyhun, Ceyhun, Ceyhun'um," diyerek onu kollarından tuttum. "Eğer susarsan konuşacağım. Öncelikle gayet iyiyim, dün kafamın peşinde olan bir çinliyle boğuştum ve..." Gözleri aniden büyüdü, daha fazla tepki vereceğini anladığım gibi bugün ne yaşadığımı anlatmaktan vazgeçtim. Geri döndüğümden beri benim için daha hassas davranıyor, üzerime düşüyordu.

"Çinli piç seni nereden buldu kadın, şimdi nerede?"

"Dün değişiklik olsun diye restorana yemek yemeye ve Victor'un yeni arkadaşlarıyla tanışmaya dışarı çıkmıştık. Bizi takip etmiş, of, detaylara takılma Ceyhun her neyse. Bunlar ilk kez yaşadığım ve senin de ilk kez şahit olduğun şeyler değil."

"Beni, sana karşı düşkünüm diye sakın azarlama kadın bak," dedi yüzü çatık halde. "Seni kaybettim lan ben."

"Sonra da buldun," dedim onun öfkesini kendi sakinliğimle dizginlemeye çalışıyordum.

"Bir daha da kaybedemem."

"Ne olacağını bilemezsin," dedim zorla. Bu akşam söz konusu ise hele ki.

Ellerini saçlarına daldırıp karıştırdı.
"Karşıma geçip bana böyle cümleler kurma kadın."

"Artık seninle her doğruyu paylaşmamı istemiyor musun?"

"Lan, lan ne- ne alaka. Ben öyle bir şey mi dedim yavrum? Bana laf cambazı olma. Karşılıklı konuşmayı senden az biliyorum diye çatafatlı cümleler kurma."

Yine gülmüştüm ama o gayet ciddi duruyodu. Tıpkı eskisi gibi, ciddiyeti bile masum bir tatlılık içeriyordu.

"Ama gerçekler bunlar Ceyhun'um biliyorsun." Konuyu başka yere çekmem lazımdı. "Çok çabuk geldin."

"Çünkü sen çağırdın."

"Hayır demek istediğim, işte değil miydin? Taksiciliğe devam ediyorsun diye hatırlıyorum."

Ceyhun bir anda boğazında gıcık varmış gibi hafifçe öksürdü ve başını ateşe çevirdi. Gözlerini benden kaçırdığını hemencecik anlamıştım.

"Evet doğru taksiciyim, çalışıyorum. Zaten, eee, şey kapının önünde taksim var Kadın görmedin mi?"

"Yani seni işinden alı mı koydum?"

"Aaa, hmm, yok yok ben kısa bir ara vermiştim. Öyle denk geldi."

Lafı evirip çevirmesi hoşuma gitmemişti. Hem de hiç. Bana yalan söylemediğini biliyordum ama bu, bir şeyleri yalan söylemeden gizlediği anlamına gelmiyordu.

"Ceyhun, bana bak." Deyip odağı üstümde istedim.

Kahverengi gözlerini hafifçe bana çevirdi. "Söyle kadın."

"Bana anlatamadığın ne var?"

Sustu ve bakışlarını ateşe geri çevirdi. Bana göstermediği sağ elini yumruk yaptığını buradan görebiliyordum. Benim Ceyhun'um, biricik dostumu kendimden bir adım uzaklaşmış hissettim. Ama fiziken değil, ruhen.

Aklıma, "sana yalan söylemek istemiyorum bu yüzden bana soru sorma," demesi gelmişti. Bu benden masumane istediği tek şeydi, bu yüzden adamın üstüne daha fazla gitmeden konuyu bir kez daha çevirdim. Ona güveniyordum. Evet, güveniyordum.

"Seni buraya çağırdım çünkü yalnız hissediyordum."

Eski haline dönmesi tek cümleme baktı.

"İçeride ki adam yüzünden mi?"

Başımı anlamsızca salladım. Evet veya hayır dediğim ayırt edilemezdi. "Onun arkadaşları geldi, birlikte güldüler ve planlar yaptılar. Hayır bakışların bu kadar sert olmasın Ceyhun, beni dışlamadılar. Ben zaten onlardan biri değildim. Kötü insanlar mı? Hayır değiller. Yani sanırım. Ama ben de yanımda tanıdık bir yüz olsun istedim. Sen ol istedim."

"Keşke kadın daha erken çağırsaydın, ben senin yanında olmak için can atıyorum bilmiyor musun? O adam evinde kalmamı istemezse kapının önünde yatarım. Siktir et şimdi bunu, şuan birlikteyiz."

Gözlerim dolmuştu ama bunun sırası hiç değildi. Ateşe bir kaç saniye dik dik bakmam yaşların kurumasına yetti.

"Bugün burada ki son günüm, şeyle, Victor'la da geçireceğim son gün. Sonrasında sadece iş için buluşacağız o kadar."

Bana yandan bir bakış attı. Kolpa sıktığımı sanıyordu.

"Gerçekten diyorum Ceyhun. İma dolu bakışlarını kendine sakla."

"Bir şey demedim be kızım tamam sakin ol. Bu gece nasıl son gün sen onu söyle bana."

Derken Ceyhun'a bu gece ki büyük Dizable davetini, bizim de oraya gideceğimizi ve bir planımız olmadan neler yapacağımızı üstünkörü anlattım. Herkes gibi tehklikeli olduğunu savundu. Sonra plan yok ne demek onu öğrenmeye çalıştı. Ancak ona da söylemedim. Çünkü kime söyleyecek olsam bana kesinlikle engel olacaktı. Victor, Ceyhun, Marcus hatta tehlike manyağı Viva bile.

Çünkü kıyametin başlarına kopmasını kimse istemezdi. Ben hariç.

En sonunda ise gece nasıl biterse bitsin beni evime bırakmasını rica ettim ondan. Çünkü ne altımda araba ne de cebimde taksi çevirecek para vardı.

"Tabii ki seni götürürüm kadın. Ama hangi evine?"

Aşikar bir soruydu. Odunu yakan ateşler boğazının etrafını sarmış gibi acı çektim. Hangi evim? Bilmiyorum ki, bana ait olan bir ev yoktu. Eski evim; o iğrenç kanlı eve, lanetli duvarlar arasına geçip hayatı kendime zehir etmeyecektim bir daha asla.

"Eski evine mi?"

"HAYIR."

"Affedersin kadın, o zaman benim lojmana geliyorsun. Ben taksi durağında yatarım dert etme."

"Ben, ben kimsenin evine gitmek istemiyorum."

"O zaman ne yapacaksın kadın? Otellerde sürünmene izin vermem diyeceğim de benim ev otelden beter kötü."

"Ben kalacak bir yer bulurum."

Eğer yaşamaya devam edersem.

Odunların çıkardığı alev dansının bizi hipnoz etmesine biraz izin verdik. Ceyhun boğazını gergince temizlediğinde konuşacağını anladım.

"Hğm, şey kadın yav. Şu içerdeki adamı bir çağırsana."

Onun bahsi geçtiği anda tüm sinirlerim alt üst oluyordu. "Ben onu niye çağıracak mışım be?!"

Tepkim onu korkutmuş ve susturmuştu.

"Sırf sen görünüşü nasıl merak ediyorsun diye ben de günlerdir gördüğüm çirkin şeye katlanmak zorunda değilim."

"Tamam kadın," dedi masumca. "Çağırma."

Önüme geri döndüm.

"Ona başka bir sebepten dolayı kızmış olma ihtimalin var mı? Çünkü öfken diri, belli, ben gelmeden önce bir şey olmuş."

Oflayıp pufladım. Delirdiğimi düşündüğümü söyleyip, üzülme geçecektir demesinden mi bahsetsem yoksa birbirmize sandalyeler fırlattığımızdan mı?

"Beni bir silah olarak görüyor. Doğru onun yanında sadece bir silah görevi üstlenmek için duruyorum. Ama," dudaklarımı dişledim. "Aması yok. Eğer sikik bir silahsam veya eğer sikik bir canavarsam neden daha az olmaya çalışayım? Bu karanlık dünyayı ben yaratmadım. İnsanları bu hale ben getirmedim. Ama onları kurtarmayı kendime hedef bilmişken en yakın dostum bile beni bir canavar olarak görüyorsa zaten neden insan olmaya çalışayım ki?"

"Karmen, yavrum benim özür dilerim. Bak kadın sana öyle demek istemedim. Dilim kopsun, mankafayım kızım ben. Ne diye dediklerimi takıyorsun?"

Buruk bir tebessüm attım. "Hayır Ceyhun sana alındığım veya gücendiğim yok." Benim kalbimi senelerdir esamesi bile okunmayan biri incitmişti.

Ceyhun'un cevabı ağır ağır çıktı ağzından. "İzin ver öyle görsün. Eğer sen silahsan işin sonunda tetiği sen çekeceksin. Hedefin kim olduğuna karar vermek de senin ellerinde olacak."

Bu cümleyi kurabilmek için düşünme süresi bile olmuştu. Ama benim için basit onun için zor olan bu tabir nihayetinde mantıklı olandı.

Silah bendim, karar bana aitti. Lakin silah olmak isteyip birinin canını yakmak istiyor muydum? O biri Ural ise...

Salonun kapısı üç kere tıklatıldı ve kapı yavaşça açıldı. Gıcırdayan kapı açılırken, Victor önce başını sonra kendini içeri soktu.

"Müsait misiniz," olmuştu ilk sorusu. Ceyhun'a bakamıyordum ama benim gerginliğimi iliklerine kadar hissetmesi muhtemeldi.

Boğazımdan çıkan hırıltılı bir evetle onu onayladım. Efendi bir adam olmaktan vazgeçmemişti hiç.

Üzerine siyah eşofman ve boğazlı kazak giyinmişti. Bu kadar basit bir parçanın içinde bile tüm ihtişamlı vücudu gözler önüne seriliyordu. Ne ihtişamı be aptal Karmen? Orantısız kasları, bacakları ve kolları işte.

Uçları bukleli siyah saçları kafasının etrafına dökülmüş bir tutamı alnına düşmüştü. Mavi gözleri, esmer teni üzerinde ay gibi parlarken sakal tıraşı yüzüne orantı getirmişti. Kirli sakalını az buçuk kesmiş olsa bile.

Adımları onu bize getirdi. Adam ikimizin tam karşısında durdu. Bana bakmıyordu, zaten yürürken de bakmamıştı. Çekingen değildi, özgüveni her zaman uç seviyelerdeydi. Eski sevgilim elini bir gün tanışacakları aklıma hiç gelmeyecek olan dostuma uzattı.

"Ceyhun Dinç, Karmen'in biricik dostu."

Ceyhun ona doğru iki adım attı ve elini sıkarken, "Victor Dizable, Karmen'in..." sustu ve düşündü. "Hiçbir şeyi."

Hiçbir şeyi... Benim her şeyim olmak isteyen bir adama, bir başkası tarafından yakıştırılan bu tanım onun zoruna gitmiş miydi? Gri yüzünden hiç bir anlam çıkaramadım.

"İş ortağı," diye düzeltti Victor ellerini aşağı yukarı sallarken.

Bir dakika boyunca el sıkışıp birbirlerini incelediler. Victor'un yüzünde piç bir gülüş vardı. Ceyhun ise, boynumdan hiç çıkarmadığım kolyenin sahibini iyice tanımaya çalıştı. Hiç bir şey konuşmadan, sadece bakarak.

Victor elini çeken isim oldu. Geriye gitti ve ikimize şöyle bir bakış attı. Gözleri yine de gözlerime denk gelmemişti.

İkisi arasında kendimi acayip gergin hissetmeye başladım. Ceyhun patlamak üzere olan bir bomba olabilirdi. Victor'a her an hesap sorabilir, tartışma çıkarabilirdi. Victor ise ondan bir hamle bekliyormuş gibi her zaman bir adım geride ancak tetikte bekledi.

Salonun dışından gelen tak tak sesi benim kurtarıcım olmuştu. Victor, Ceyhun'unki kadar kalın olmayan bıyığı altından gülüp "kapıya ben bakarım," dedi ve çıktı.

Odadan kaybolduğu anda, "Eh, yakışıklı, cüsseli ve oturaklı bir adammış," deyiverdi Ceyhun.

Hayretle ona bakarak telaş içinde susmasını işaret ettim.

"Teşekkür ederim," diye bağırdı tok sesiyle koridordan.

"Seni duydu işte Ceyhun! Şimdi bununla saatler boyunca böbürlenecek!"

"Kusura bakma kadın ya," dedi daha kısık sesle. "Ama bok böceğiyle de uzaktan yakından alakası yokmuş yalancı yavrum. Gerçi karakterinden bahsediyorsan bilemem."

Ben tam cevap verecekken içeriye en önde dün ile aynı kıyafeti giymiş Viva Cruz geçti. Hemen arkasından mavi kot pantolon ve siyah dokumalı kazak giyinmiş elinde kan kırmızısı bir kutu tutmuş Marcus Marino geldi. Victor onları peşlerinden takip etti.

Yanımda birini gördüklerine şaşırmıştılar. Ancak Viva'nın tepkisi o kadar net değildi. Kahretsin, Marcus'un yüzüne şeytani bir ifade doğdu. Benim masum Ceyhun'um bu adama katlanamayacak kadar ciddiyet sahibiydi.

"Ooo, misafirimiz olduğunu bilmiyorduk dostum Vic."

"Karmen'in misafiri," dedi ellerini göğsünde bağlarken Victor.

Viva iki karşılıklı grup arasından çekilip köşeye, çaprazıma geçti. Yüzünde "niye buradayız sikikler, hadi işimize bakalım," ifadesi vardı. Yeni misafirle tanışmaya meyilli değildi. Ama onun tam tersi olan Marcus yavşak Marino, Ceyhun'un önünde durdu ve elini gülerek uzattı.

"Ben IA'nın sahibi Marcus Marino ve sende Karmen'in meşhur sağ kolu-" duraksadı. "Yoksa sağ kolun Tetikçi Aybeyaz mıydı senorita?"

Tek kaşımı kaldırdım. Ceyhun şimdiden gerilmişti. Marcus'un havada kalan elini ağır ve sert bir tutuşla kavradı ve sıkıp bıraktı.

"Kadın sağ kolunu sol kolunu kime vermişse vermiş kardeş sanane hayırdır?"

Marcus'un yüzüne tükürüp hakaret etseniz bile bunu umursamaycak kadar kafası uçuk bir adamdı. Yüzünden hoşnutluk hiç azalmadı.

"Vay, ağır abi." Dişleri arasından tıslama gibi ses çıkarttı. "Severiz."

"Geri bas."

Ceyhun'un öfkesi Marcus'un daha çok hoşuna gidiyordu. Resmen zevkten uçuyordu.

"Senorita, beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?"

Zaten kim olduğunu biliyordu. Başımı hayır anlamında sallarken, Ceyhun yanında Marcus'un bana ne dediğini çözmeye çalışıyordu.

"Sen-yo - senrita- seno," becerememişti ve öfkelendi. "Sen ne diyorsun lan kadına?"

"Sakin ol Ceyhun Dinç, Karmen'e senin aksine dobra bir şekilde kadın demek yerine kendi dilimde hanımefendi anlamına gelen senorita kelimesin kullanıyorum. Çünkü bir hanımefendi'ye daha azını layık göremem."

Ceyhun'un kafası iyice karışmıştı. Yüzünü ekşitti, avuç içi terini atmak için pantolonuna sürüp durdu. "Adımı nereden biliyorsun? Madem beni tanıyorsun o zaman ne diye tanışmak istiyorsun? Oyun mu oynuyorsun lan benimle?"

Marcus bebeksi tenine güzel bir yumruk ister gibi pişkin pişkin, "Evet," dedi.

"Tamam bu kadar serserilik yeter," deyip Marcus'u göğsünden geriye doğru ittim. Victor'un yanına doğru geri geri adımlayarak giden Marino Ceyhun'a bakmaya devam ederken tüm ciddiyetiyle ancak gülerek şu sözleri söyledi.

"Victor, dostum senden gerçekten özür diliyorum ama ömrümde ilk defa senden daha karizma bir adam görüyorum."

Victor az önce okşanan gururu şimdi kırılmıştı. Dostuna ters bir bakış attı. "Pardon," dedi inanmayarak.

Marino, Victor'un sırtına iki kere vurdu. "Dostum üzgünüm, ömrüm boyunca senden daha karizma bir adam bulacağıma hiç inanmamıştım ama Ceyhun Dinç patlıyor resmen." Gür bir kahkaha patlattı.

Ceyhun karşısında ne tür bir psikopat var anlayamamıştı bile. Onu çenesinin altından tutup kendi yüzüme doğru çevirdim. "Takma onu, kafadan kontak." Sesimi iyice kıstım ve devam ettim. "İkisi tam da birbirini bulmuş biliyor musun? Yan yana geldiklerinde salak ile avanak oluyorlar."

Dizable ve Marino kendi aralarında kimin daha "karizma" olduğu konusunda tartışmaya girmişken hemen arkamda çok silik bir gülüş sesi çıktı. Bir anlık alınan nefes gibi birden çıkmış ve bitmişti. Viva Cruz'a bakmamıştım ama o sesin ondan geldiğini anlamış ve şaşırmıştım. Onun o ince gülüş tınısı beni de güldürdü. Salak ile Avanak, Victor ve Marcus. Komikti, aynı zamanda tatlı.

"Neyse banane ondan ya, muabbet olmam olur biter. Bana da sataşmasın, sabrımı sınamasın."

"Sataşmaz," dedim bu dediğime kendim inanmayarak. "Zaten bir daha nerede göreceksiniz ki birbirinizi?"

"İnşallah," dedi kafasını sallarken. "Bak, bu akşam nerede kalacağını bulalım artık. Seni çaresiz bırakmak istemiyorum." Kendi kendini yiyen bir düşünceyi bana söylemek üzere zorlanıyordu karşımda. "Bak bende kalmak istemezsen o yalancı olmadığına inandığını hanımefendinin yanında kal o zaman. Ama bir şartla, ben de kapının önünde nöbet tutarım."

"Hayır, dedim ya kimsenin yanında sığıntı gibi kalmak istemiyorum. Beni anla lütfen. Ayrıca Rengin yalancı değil Ceyhun."

Ceyhun omuz silkti. Ve birden, "Rengin kim," diye bir ses yükseldi odada. İkimiz kafamızı Marcus'a çevirdik o ise hızla yanımıza yetişti. Ellerini bir sinek gibi birbirine sürerken, ağzından salyalar akıyormuş gibi derin bir iştahla tekrar sordu.

"Rengin kim? Rengin dediğinizi duydum. Güzel bir kadın mı? Bekar mı? Senin arkadaşın mı senorita? Benimle tanıştırmak ister misin? İsmi çok güzelmiş, kendisi de öyle mi?"

Ben ağzımı açmak üzereyken Ceyhun'un benden önce davranması beni şaşırttı.

"Lan sen beni bugün dinden imandan çıkartmak mı istiyorsun adam? Sanane Rengin kim!"

Marcus yan yan gülümsedi. "Sevgilin mi yoksa?"

Gözlerim hemen yanımda ki adama kaydı.

"Hiçbir şeyim değil o kadın."

"Hiç bir şeyin değil mi?"

"Hayır değil."

Marino, Ceyhun'un öfkesinden hiç korkmadan ona sokuldu.

"Yine de yavşamama izin vermiyor musun?"

Ceyhun'un omuzları onu redderken dikleşti. "Vermiyorum."

"Güzel, öyleyse bende sana yavşarım Ceyhun Dinç." Ve piç bir şekilde göz kırptı.

İkisi arasına en ufak bir kargaşa çıkmadan girip göğüslerinden geriye ittim. "Victor, rica ediyorum al şu arkadaşını başımızdan."

Ona seslenmemle aptal gibi sırıtmayı bir kenara bırakmıştı.

"Marino, yanıma gel," dedi gözlerimin dikine bakarak. "Taksiciyi rahat bırak."

Marcus, Victor'a doğru giderken, "Ah," deyip yerinde durdu ve yine ikimize döndü. "Neredeyse senin Karmen'in şoförü olduğunu unutuyordum. Benden daha iyi olduğunu iddia ettiği şoförü. Öyle mi Ceyhun Dinç? Benden daha mı iyisin?"

Ceyhun, "beni neden başkalarına övüyorsun," der gibi baktı bana. Ve sonra Marcus'a doğru," sen kimsin ki?" diye sordu.

"IA sahibi, zeki, yakışıklı, yavşak ve kadınları seven playboy bir adam diyelim. Ama hepsinden önce araba delisiyim. Senin gibi bir sürücüyüm, kendine kimseyi rakip görmeyecek kadar iyi olan hemde."

"Ne güzel kardeşim hayatında başarılar," dedi duyduğundan hiç ilgilenmemiş bir şekilde. Ceyhun ne parayı ne statüyü umursar ne de kendini başkasıyla kıyas ederdi.

Bu tepki Marcus'un açıkça hoşuna gitmemişti. "Böyle konuşarak benimle rekabetten mi kaçıyorsun?"

"Yoo, kendimi kimseye kanıtlamaya ihtiyaç duymuyorum o kadar. Ben şoförlüğümden gayet memnunum. Sen değil misin yoksa? Çünkü başkalarının övgüsüne muhtaç gibi duruyorsun buradan bakınca."

Marcus Marino dilini dişlerinin üstünde gezdirdi. "Çok karizmatiksin Dinç, seni sevdim. Seni çok sevdim. Arabanın modeli ne? Gelirken kapının önünde taksi gördüm."

Ceyhun'un yutkunuş sesini duymuştum. "Arabam yok, satın alacağım."

Marcus hangi markanın hangi modelini istediğini sordu. "Lamborghini," dedi Ceyhun ve devam etti. "Veneno Roadster."

Ben hariç odada ki herkes: Victor, Viva, Marcus tek bir nefeste "Vov," gibi bir tepki verdi.

"Vov, Oh Dios mío, sen bir canavar istiyorsun." Dedi Marcus.

"O canavarları sever," dedim bende Ceyhun'a gururla bakarken. Neyden bahsettiğimi anlamıştı.

"Fakat bu canavar Türkiye'de yok biliyorsun değil mi?"

Ceyhun kafa salladı.

"Ama ben senin hatrına getiririm. Benim için çocuk oyuncağı sayılır. Söyle bana taksici ne kadar paran var?"

Ceyhun'un gizlenmiş mahcup bakışları bana kaydı. Gözlerime baktı, o kahverengiye irislerin içinde bir çift teşekkür görüyordum.

"Çok var, arabaya yetecek kadar."

"Harika, baksana ne kadar iyi anlaşıyoruz. Kısa keselim, ben sana arabanı getireyim sende benimle yarış."

Ceyhun ellerini kot pantolonun içine soktu ve ölçer tartar bir şekilde Marcus'u süzdü.

"Siyah istiyorum."

"Ne renk istersen, o senin olur."

"Arkasında yazı yazacak."

"Destan bile yazarım. Senin tercihin ne?"

Dilini dudaklarının etrafında gezdirdi ve, "Patron sağolsun," dedi.

Bu sefer mahçup bakışlarla onu taciz etme sırası bendeydi. Yüreğimde ki merhamete dokunan ince bir sızı gibi çıkmıştı ağzından bu söz.

Teşekkür ederim Ceyhun, bana bu hissi unutturmadığın için.

"Fazla kıroca, tam senlik. Perfecto!" Bize doğru tekrar geldi. Zaten bugün bir türlü uzaklaşmak bilmemişti. Elini kaldırdı. "O zaman anlaştık mı? Ben sana arabanı temin ederim. Sen de o arabanla benimle yarış yaparsın."

Ceyhun elini bekletmeden sıktı. "Anlaştık."

"Peki ikinci olmak zoruna gitmeyecek mi?"

"Bilmiyorum Marcus Marino." Adını söylerken biraz zorlanmıştı. "O senin derdin olacak."

"Beni delirtiyorsun adam, Dizable görüyor musun, basit bir taksici sandık faka bastık?"

"Basit sensin lan adam, geri bas elimin tersindesin bak."

Ceyhun, Marinodan hiç haz etmemişti.

"Artık is kon-us-mak, por favor. Dizable, aksam yaklasmakta ve siz- ağh, siz saçkmalamak. Dur de artık." Viva, Victor'a karşı bizden yakınıyordu.

Victor için odada ki insanların konuşup karakterlerini ortaya çıkartması bir fırsattı. O insanları, cümlelerinin altında ki gizli anlamlardan tanıyordu. Söylemeye çekindikleri her kelime, sinirlendikleri bir an, verdikleri tepkiler Victor'a insanları anlatıyordu.

Tıpkı babası İgima Dizable gibi, o da insanları kendi deneyleriyle tanımaya çalışıyordu. Bu yüzden hep sessizdi. Arkadaşları benimle tanışırken, ben onlarla kavga ederken, planlar yaparken, Ceyhun ve Marcus iddiaya girip anlaşmaya sözlenirken.

Bu yüzden hep sessiz ve köşede.

Hayır Karmen görmüyor musun?

Neyi görmüyor muyum? Neyi görmem gerekiyordu? Kafamda neden bu soru belirmişti.

İyice bak Karmen, gör. Victor saydığın sebepler yüzünden mi sessiz kalıyor?

O adam seninle yalnızken konuşabiliyor, gülüyor, öfkeleniyor. Arkadaşı Marcus'la tek iken konuşabiliyor. Viva Cruz, onu köşeye çekip babası hakkında bilgi verirken yüz ifadesini saklamıyor.

Ama bir odanın içinde ki insan sayısı arttığında, birden fazla kişi olduğunda, Karanlık Dünya'nın işleri olmadığı sürece sessiz kalıyor.

Victor Ural Dizable, kalabalığın içinde hel sessiz kalıyor çünkü nasıl konuşması gerektiğini tıpkı bir çocuk gibi bilmiyor. O adam, bir çok insanın içinde kim olacağını bilmiyor.

Çünkü o da senin kadar yalnız büyüdü Karmen, belki de senden daha yalnız. Hep kendi başına kaldı, babasının kendisine çizdiği sınırların içinde ki dünyada yaşayıp büyüdü. Kendisini terk eden kadının acısı içinde, bir başına büyüdü ve adam oldu.

Adam oldu ancak hâlâ nasıl bir adam olduğunu kendisi bile bilmiyor Karmen.

Odanın bir köşesinde durup insanları tartarak, izleyerek, gizliden tanımaya çalışan kişi sensin Karmen. Bunu unutma, İgima Dizable'ye sen benziyorsun. Oğlu değil.

Gözlerim Victor'a kenetlenmişken yanmaya başladı. Onun bu çaresiz tarafını ilk kez fark etmiştim. Tıpkı daha önce yaptığım gibi birisinin gözlerinin içine bakıp arkasını gördüm.

Önceki sefer İgima'nın bir gölgesi olduğunu çözmüştüm bu bakışlarla. Şimdi ise Victor'un bir çocuk kadar çaresiz kaldığını. Başka birine bahsetsem bu durumdan bana asla hak vermez ve Ural'ın ne kadar dirayetli, bilge bir adam olduğunu savunurdu.

Onun o savunmasız, kimsesiz tarafını ben görmüştüm. O ise benim ona olan yoğun bakışlarımdan bana bakmadan rahatsız olmuş ve kaşlarını çatmıştı.

Viva ispanyolca ile devam ederek şunları dedi. "Patron Manuel beni bekliyor otele birlikte geçeceğiz."

Victor kafasını ağır ağır sallayarak yanımıza yaklaştı. Fakat odağı Marcus'un koltuğun üstüne bir ara bıraktığı kutuya daldı. Kırmızı kutunun kapağını kaldırıp içinden kırmızı renkli şık, saten bir elbisenin yarısını kadar çıkarttı.

O elbisenin benim için olduğunu anlamıştım. Elbiseyi kutuya geri bıraktıktan sonra Viva Cruz'a döndü ve kendi dilinde şunu sordu.

"Patronunun bababla görüşmesi nasıldı?"

Kadın aynı dilde cevap verdi. "İyi iş yaptılar. Baban çok mal talep etti. Hiç gizli oğlunu kaybetmiş gibi yenik bir hali yoktu. Ama asıl mesele patronum işemeye gittiği zaman bana senin nerede olduğunu sorması oldu."

Victor diliyle yanağına baskı yaptı. "Sen ne dedin?" Bunu Türkçe de söylemişti. Böylece Viva da türkçe devam etti.

"Oglun kim? Tanımamak ben."

"Yine de beni tanıdığını biliyor," demişti Victor.

"Olsun, ben itiraf etmek hayır."

İgima'nın adını duyan herkes dikkatini oraya verdi. Marcus ve Ceyhun susmuştu. Herkesin gözü ben ve Victor arasında gidip geliyordu.

Bir şeyler yapacaklardı ama ne olduğunu bilmiyorlardı. Israr etmek ve bu akşam ki "plan yok" planımın ne olduğunu bilmek istememek için zor durdukları besbelliydi.

Yine de sormaya cesaret edemediler.

"Bizim artık hazırlanmaya başlamamız lazım. Akşam görüşürüz." Dedi Victor.

Viva itiraz etmedi, kafa sallayıp evi terk etti. Onu hemen arkasından takip edecek olan Marcus, Victor'la benim duymadığım bir şeyler konuşup gitti.

"Hadi hazırlan kadın, gidelim. İgima'nın oğlu da bizi arkadan takip eder."

Victor başını hızla Ceyhun'a çevirdi.
"O benimle gelecek."

"Yok yav," diyerek ona doğru bir adım attı Ceyhun. Durması için kolunu tuttum.

"Seni o götüremez Karmen," dedi Victor bana bakarak. "Eğer can dostunu tehlikeye sokmak istemiyorsan tabii."

Ona cevap vermeden Ceyhun'a tatlı bir tebessümle döndüm. "Ceyhun, ben Victor'la geleceğim. Bu işe birlikte yola çıktık, öyle devam etmem gerekiyor."

"Ona güveniyor musun?" Sesini kısma gereği bile duymamıştı. Victor yutkundu ve vereceğim cevabı Ceyhun'dan daha çok merak etti.

Doğruyu ben bile merak ediyordum. Ona güveniyor muydum?

"Onun sayesinde ön koltuğa oturabildim." Dedim.

"Sadece bu yüzden mi ona güveniyorsun?"

Ceyhun, ah Ceyhun neden uzatıyorsun? Victor yerinde kıpırdanmıştı. Göz ucuyla ona baktım.

"Herhangi birine körü körüne güvenmeyi bıraktım Ceyhun. Kendime güveniyorum. Oldu mu?"

"Sen nasıl istersen kadın." Ceyhun son olarak, "Yine de orada olacağım," diyerek gitmişti.

Onu bu tehlikeli gecenin içine almak istemesem bile, kimseyi kaderinden kaçıramazdım.

⛓️⛓️⛓️

Evde hiç kimse yoktu. Ben ve Victor dışında. O da zaten yanımda değildi, kendi yatak odasından saatlerdir çıkmamıştı.

Sadece salonu ısıtan şömine sönmüş olsa bile beni sıcaklık basıyordu. Ev, ev gibi hissetiriyor ve kokuyordu. Birazdan ayrılmak üzere olduğum ev.

Mutluydum. Buradan da, Victor Dizable'den de ayrı kalacağım için gayet mutluydum. Hapis nihayet sona erecekti.

Öyleyse neden yüzümde bir parça burukluk vardı?

Aynanın karşında durmuş karamel sarısı saçlarımı düzeltirken ara ara dalıp gidiyordum. Yüzüme yeterince makyaj sürmüştüm. Gözlerime siyah kalem çekmiş ve dudaklarımı kan kırmızısına boyamıştım. Tıpkı üstüme giydiğim derin bacak dekolteli, dantel işlemeli göğüs detaylı ipekten kırmızı elbisem gibi.

Vücudumda hala izi geçmeyen yaralar için bir kutu ten rengimde fondöten bitirdiğim doğruydu.

Sandalyenin üstünde Marcus'un getirdiği kırmızı kutudan çıkan elmas kolye ve küpe takımı duruyordu. Onları en son takacaktım.

Adam gerçekten kadınların hoşuna nelerin gideceğini iyi biliyordu. Eh, o kadar fazla kadınla içli dışlı olunca tabii.

Son hazırlıklarımı da tamamladıktan sonra daha fazla oyalanmam için hiç bir sebebim kalmamıştı. Az önce ise, karşı odadın kapısı sertçe açılmış ve adım sesleri koridorda yankılanmıştı. Victor salona geçmişti, demek o da gitmek için hazırdı.

Saatlerin akrebi akşam yediyi göstermek üzere iken bende odadan çıktım. Sivri topuğumu ahşapın üzerine vurdukça çıkan ses, ben geldim diye bağırıyordu. Salon kapısı açıktı. İçeri girdim.

Gri küller dolu, soğuk şöminenin önündeki orta sehpanın başında, simsiyah jilet gibi bir takım elbise giymiş olan Victor vardı. Dudakları arasında sigara varken siyah kabzalı silahının son kontrollerini yapıyordu.

Siyah saçlarını dağınık bir biçimde geriye yaslamıştı. Esmer yüzü, sigaradan çıkan dumanların arasında değerli bir taş gibi parlıyordu. Yakışıklılığı karşında ağzım aralık kaldığı için yanaklarım utançtan kızarmıştı.

Silahını beline sokarken kafasını zahmet edip kaldırdı ve bana baktı. O gözlerde bana baktığında ki ifadesiz nefret dolu bakışları bulmamıştım bu sefer. Sadece bir anlığına bile olsa, hem şaşkın hem etkilenmiş durmuştu.

Boğazını temizledi, kafasını hızla önüne geri düşürdü.

Ona doğru yaklaşırken gözlerimi adamın üzerinden çekmeye çalıştım. Ama her seferinde kendimi ona bakarken buluyordum.

"Durgunsun," dedi fısıldar gibi.

"En son böyle giyinip operasyona gittiğimde olan şeyleri hatırladım."

"Korkma," dediği anda, "korkmuyor-" diyordum ki sözüne devam etti. "O zaman ve bu zaman arasında farklar var."

Fark olarak kendinden bahsettiğini biliyordum. O zaman yanımda 6 farklı yandaş daha vardı. Emir, Ceyhun, Hazar, Skar, Aylin, Maytap. Bu sefer ise tek bir adam benimle birlikteydi. İgima Dizable'nin oğlu Victor Dizable.

"Victor," dedim acıyla tebessüm ederek. Sesimde ince bir yerme vardı. "Sen hep başkalarının koruması altında kaldığın için gerçek tehlikenin içinde olmayı bilemezsin."

Dediğim şeye alınıp beni terslemesini beklerken sukünetini korudu. Gözlerinde düşünceler geziyordu. Bakışları derindi. Orada duran varlığı ara sıra nefesimi kesecek olurken ben konuşmaya devam ettim.

"Geçen sefer Skar'ı kaybettim. Benim için kurşunlar yedi ve kollarımda öldü. Kollarım arasında hayallerine son verdi. Kulağımda Maytap'ın çığlıkları ve yakarışları."

Gözlerimden yaşlar akıyordu. Makyajım bozulmasın diye elimin tersiyle hemen ıslaklıktan kurtulmaya çalıştım.

"Üzgünüm," dedi Victor samimiyetten uzak boğuk bir sesle.

"Hayır değilsin," dedim keskin bir bıçak gibi acıtarak. "Eğer üzgün olsaydın o adamın ölmesine goz yummazdın. O gün, sen de ordaymışsın Victor. Eğer üzgün olsaydın, o adamı ölüme götüren intikam arayışımın aslında boş olduğunu söylerdin."

Victor elini geniş belini saran deri kemerin üzerine götürdü. Diğer eliyle ağzında ki sigarayı kaldırıp şöminenin içine fırlattı. Kafasını bana çevirip, üstümü başımı süzerek kafa salladı.

"Üzgün değilsin," dedim tekrar. "Öyleymiş gibi rol yapma."

"Haklısın üzgün değilim, kimse kendi rızası ile gittiği kaderinden kaçamaz. Öyle değil mi Karmen?"

Yutkunup bir adım geriye attım. Parfüm kokusu başımı döndürüyordu.

"Ne demek istiyorsun Dizable?"

"Skar'ın ölmesine ben sebep olmadım. Seni Harvey piçi için intikam almaya da ben zorlamadım. Yani ne üzgünüm ne de suçlu."

Acımasızlığı karşısında nutkum tutulmuştu. Az önce görünüşünden etkilendiğim için kızaran yanaklarım şimdi ona karşı nefretten dolayı aynı renge döndüler.

"Ama engelleyebilirdin."

"Doğru onu yapabilirdim. Ama sen engellenmek istiyor gibi durmuyordun." Ve kendiside bir adım attı. Ama bana doğru.

Kaşlarımı çatıp gözlerimi kıstım. Kelimeler ağzımdan güçlükle çıkıyordu. "Yani benim, senin Karmen'in, senin," diye bastırdım. "Senin Karamelin'in, insan taciri yapan bir piçin intikamını almak isteyecek kadar karaktersiz olduğunu sandın öyle mi?"

"Öncelikle," deyip dudaklarının üstünden diliyle geçti. "Benim bulduğum insan benim karamelim değil Karmen Ivy As Cindy'di. Ve sonra, ben sana bir piçin intikamını almak istiyorsun demedim. İntikam her zaman bahane oldu Karmen. Sen böyle birine dönüşmek için yer arıyordun."

Ağzımdan onu aşağılayan nefes gibi bir ses çıktı. "Bu sikik karanlık dünyada tek başıma başka nasıl ayakta ve hayatta kalabilirdim ki?"

"Kalamazsın, bu yüzden sürekli ya ölüme atlıyorsun ya da başkalarını atıyorsun."

Birden sesim yükseldi. "Söyler misin bugün benden başka kimin kafasında milyon dolarlık ödül var? Böyle bir tehditten kurtulmak için kendim yerine başkalarını mı düşünmem lazım?"

Yüzüne istediğini elde etmiş bir gülümseme yayıldı. "Demek bu gece için başkalarını düşünmediğin bir plan yaptın. Plan yok derken bunu mu planlamıştın?"

"KONUYU DEĞİŞTİRME!" Bağırmıştım ve o da susmuştu. "Beni suçluyorsun, herkes beni suçluyor. Ben bu hâle gelmeden önce, buna engel olabilirdin Victor Dizable. Ben karanlık dünyada ayakta kalmak zorunda kalmazdım o zaman. Sen en başından beri her şeyi bilirken, beni kurtarabilirdin."

"Seni neden kurtarayım ki?" Bir sigara çıkartıp yaktı ve dumanı içine çekti. "Sen kimsin?"

Dumanı üfledi ama ben boğuldum.

"Ben kim miyim?"

"Evet, sen kimsin ki Karmen Ivy As Cindy? Ben seni bir adamın işime yarayacak intikam arayışında olan eski karısı olarak buldum. Neden seni kullanmak yerine kurtarayım ki?"

"İyilik için," diye fısıldadım zorla. "O zaman ki zavallı kadına bir iyilik olsun diye."

Sigarasını bitirmeden fırlattı. Bana doğru bir adım daha attı ve iyice anlamam için sert sert bastırarak konuştu. "Ben karanlığın oğluyum Karmen, iyilik meleği değil."

"Sen," dedim gözlerim öfkeyle titriyordu. "Piç Dizable'nin bir o kadar da piç olan oğlu Dizable'sin. Ve bu gecenin sonunda senden kurtulacağım hayali şuan tutunduğum tek dal."

Bana verdiği tek şey tepkisiz bir surat ifadesiydi. Onu hiç yaralayamıyordum. Onun bana yaptığı gibi onu kızdıramıyordum. Victor Ural'ın üstünde etkim sıfırdı. Ben onun için bir hiçtim.

Hayır bir silahım. Sadece bir silah.

"Bu gece hem benden hem de kellen için koyulmuş bu tehditten kurtulacaksın zaten," gözlerini şüpheyle kıstı. "Ama nasıl?"

Hâlâ umrumda olan tek kısım bu gece koparacağım kıyametteydi. Umurunda olan tek şey işti. Benimle bu evde kalmasının sebebi işti, benimle muhattap olmasının, benim hayatıma bilinmeyen olarak girmesinin sebebi de işti.

"Birilerini ölüme atacağını söyledin. Bunu yapmaya hakkın var mı Karmen? Kafana göre herkesin canına kast edeceğini mi düşünüyorsun? Ya senden nefret ederlerse? Bu gece dostun Ceyhun'da orada olacak. Ölüm listende onun isminin üstünü de çizmeye hazır mısın? Ben senin iş ortağınım. Bana da Danışırsan daha mantıklı bir plan yapabiliriz. Hâlâ vaktimiz varken. Sen kıyameti hâlâ koparmamışken."

Ellerini beline dayadı. Gömleğinin düğmeleri yerinden fırlayacak kadar gergin duruyordu. Sesi boğazından çıkıyor ve beni suçlulukla kamçılıyordu.

"Bu sözlerin Victor, kendi içinden gelerek verdiğin tavsiyler mi yoksa bende olmasını istediğin fikirler mi? İnsanlık için savaşmalıyım, bencil olmamalıyım, güçlü olmalıyımm ama zalim olacak kadar değil. Benden bunları söylememi mi istiyorsun? Karşında görmek istediğin Karmen böyle bir insan mi? Ben değiştim Victor beni artık tanımıyorsun. Dediğin gibi ben mantıklı düşünen, merhametli olan, senin sevdiğin kadın olan Karamel'in değilim. Ben Karmen Ivy As Cindy'im."

"Lanet olsun o zaman," dedi. "Olduğun kişiye."

"Olsun," deyip ona yaklaştım. "Bir canavara lanetler okunur zaten, dualar edilmez."

Bir canavar olmuştum artık herkesin gözünde. Ben, Karmen, benim masum olduğumu savunan tek bir varlık kalmamıştı. O zaman bu gece yapacağım her şeyi hakkını vererek yapabilecektim.

Ancak zoruma gidiyordu. Karşımda duran adamın bana aksini iddia etmemesi, hele ki onun benim Victor'um olduğunu düşündükçe. Bir çift mavi göze, bu kadar yakın olup bu kadar uzak kaldığımı biliyor olmak.

Beni tüm günahlarımla kabul etmiş ve bana her zerresiyle her zerreme kadar aşık olan adamın karşımda durarak beni hiçe sayması zoruma gidiyordu.

Ben bir zamanlar onun o kutsal aşkına layık bir kadındım. Şimdi ise nefretine bile muhtaç kalmıştım.

"Nasıl ki..." deyip iyice yaklaştım iri yarı vücuduna. "Yıldızlara göğün süsü derler, sen de benim yıldızımsın. Ben karanlık gök isem aydınlığım sensin."

Yüz ifadesi bulanıklaştı. Çenesini yumruğuyla birlikte sıkmıştı.

"Bana aşkını itiraf ettiğin ilk gece söylediğin sözlerdi bunlar." Kırmızı topuklu ayakkabımın sivri ucu, onun siyah kundurasının ucuna değiyordu.

"Şimdi şu halimize bak siyah ve kırmızı; kan ve karanlık. Sen aynı karanlık göksün ben ise aynı aydınlık değilim. Göğünü kanlara bulayan kırmızıyım. İstemediğin bir kadın olduğum için mi benden nefret ediyorsun? Aydınlık olarak kalamadım diye mi? Nasıl, benden nasıl aydınlık olarak kalmamı bekledin ki? Ailesi gözleri önünde öldürülen bir kızın, katilin ahırında büyümesini izlerken ve katilin oğluna aşık olacak kadar delirmişken nasıl beyaz olabileceğimi düşündün ki? Kaçmak için, kurtulmak için, özgürlüğüm için, yaşamam için, seni terk edip kırmızı olabileceğimi neden hiç düşünmedin ki?"

Onu cevapsız bırakan bir takım sorularım karşısında öylece kalakaldı. Dudağımın kenarında sızıyla güldüm. Onu hâlâ, biraz olsun etkileyebiliyormuşum demek ki. Etkim sıfır değilmiş.

"Kravatın," deyip elimi uzattığımda geriye çekildi.

"Bırak, ben düzeltirim."

Ellerimi boynundan çekmedim ve kravatını inatla tuttum. İnadımı kıramayacağını anlayınca pes etti ve bende kravatı bozup baştan yapmaya başladım.

"Bu kadar yakışıklı olma, aklımı karıştıyorsun."

Hafifçe güldü. "Dalga geçmeyi bile öğrenmişsin."

"Senden bir kaç taktik kaptım."

"Son gecemizde, giderayak kalbini kırmak istemiyorum Karmen, kravatı bırak ve benden uzaklaş."

"Tamam ama sanki şurada toz kalmış," diyerek elimi düzgün saçlarına soktuğum gibi karıştırdım.

"Karmen, sen saçlarımı mı bozmaya çalışıyorsun yoksa bana mı öyle geliyor?"

"Sana öyle gelmiştir ben tozları silkeledim."

Duraksadım aklıma seneler önce yaşadığımız aynı durum gelmişti. Hiç mi değişmemiştik?

Victor bana bakakaldı. O da hatırlamıştı bu eski anıyı. Çünkü bana o gözlerle bakıyordu ilk defa. Masmavi gözleriyle, içinde grilik bulunmadan. Mavi tükenmez kalem gözlü adam. Seni görmeyeli uzun zaman olmuş.

"Bizi neden?" Yutkundu. "Sikip attın Karmen?"

"Ne dersem diyeyim gözünde asla haklı olmayacağım."

"Ama sen benim sevgilimdin," dedi soğuk elini korkarak yanağıma koyup. "Göz bebeğimdin, birtanemdin, hayatımdın." Parmak ucuyla yanağımı bir kez okşadı. Teni soğuktu ama beni yakıyordu. "Canımın canıydın, aşkımdın. Sen her şeyimdin Karmen, en çok karameldin. Benim karamelimdin."

Geriye çekilmek istedim, en çok ben onunla yüzleşmek istiyordum ama Ural gerçek duygularını ortaya çıkardığı an ilk ben kaçmaya çalışıyordum. Çünkü altında kalamayacağım kadar ağırdı yükü. Bana bakışları, kokusu, duruşu, yüzü.

"Affetmeye hazırdım." Diye fısıldadı boğuk sesiyle dudaklarıma karşı. Kafamı çenemin altından tutup kendisine doğru çekti ve anlını, benim anlıma bastırdı. "Beni terk edip gittiğin için seni affedecektim. Seni bir gün suçladım, bir gün haklı buldum ama gün sonunda, gece vakti seni hep affettim."

Kafasını biraz çekti ve sonra geri yasladı bana.

"Seni her gün sevdim, on yıl boyunca her gün. Seni bulduğum anı hayal edip durdum. Sana kızmak mı? Asla, hayallerimde bile sana kızmaya kıyamadım. Senden nefret etmek mi? Asla. Seni hemen affedecektim, kaçtığın için beni terk ettiğin için özür dilemene bile fırsat vermeden affedecektim. Seni kollarımın arasına hemen alacaktım, seni öpecektim, her yerini. En çok dudaklarını." Dedi burunlarımız birbirine değerlendirme. Ağzındaki sigara kokusu benim dudaklarıma siniyordu. "Kokunu içime çekecek ve yılların hasretini giderecektim." Deyip kafasını hafifçe saçlarıma doğru eğip iç çekerek kokladı. "Her gece bu hayalleri kurarak uykuya daldım. Uyandığımda ise bu hayal gerçek olsun diye çabaladım."

Ateşim öyle yükselmişti ki düşüp bayılacaktım. Victor Ural, bana son gecenin şerefine bir itirafta bulunuyordu. Saklı geçmişin ve tozlanmış duyguların.

"Yıllar sonra seni ASES'te bulduğum o gece, sik sığırının gebermesinden üç dört gün sonra, tahmin bile edemezsin Karmen. Nasıl mutlu olduğumu, nasıl hayata geri döndüğümü, nasıl gözlerimden yaşlar aktığını, kalbimin ritminin nasıl bozulduğunu.

Ama o gecenin devamında hakkında ki gerçekleri öğrendiğim zaman bunun altından nasıl kalkacağımı bilemedim. Bir gecede bambaşka bir adam oldum, sana olan aşkım inanılmaz bir nefrete dönüştü. Aklıma her ihtmal gelmişti ama bu asla, asla gelmedi. Gözüm ve aklım aşktan kör müydü? Babam haklıydı, ben gerçekten koca bir aptaldım. Fakat sonra anladım, hayatımı onun mahvettiği kadar senin de mahvettiğini hatta daha beter hâle getirdiğini anladım."

"Ben, ben Harvey'e asla aşık olmadım." Dudaklarım titriyordu.

"Ne fark edecek Karmen?" Dedi merhamet dolu sesiyle. "Ne fark edecek göz bebeğim Karmen? Artık ne fark edecek? Benim derdim hiç bir zaman o piç olmadı. Onu kıskanmıyorum, o vasıfsız birisi, öylesine bir adam. Eğer mecbur kalmasaydın benim yerime onu asla tercih etmeyeceğini de biliyorum."

"Senin yerine hiç kimseyi tercih etmezdim."

İma dolu bir tebessümle kasıldı soluk dudakları. Ama tercih ettin bile, der gibi.

"Harvey yerine seni o gece daha aptal, daha çirkin, daha pis bir adam veya daha zeki, daha yakışıklı bir başka adam bulabilirdi. Sen yine onun elini tutar ve peşinden saklanmak için giderdin. Anlıyor musun? Giderdin, işte sorun bu. Giderdin. Kim olursa yine giderdin. Bir başkasıyla yine evlenir ve yine onu severdin. Saklanmak için beni arkanda bırakır, toprağın altına gömer ve hayatında hiç var olmamışım gibi şerefli olan her kadının yapacağı üzere kocana sadık bir şekilde yaşardın."

Burnumun ucu sızlıyor ve gözlerim yanıyordu. Ağlama Karmen, makyajın bozulacak. "Ben... Ben- Ural ben..."

Kafasını susmam için iki yana salladı. Ama ben iki elimi birden kaldırdıp yüzünü avuç içime aldım ve bana bakmasını sağladım.

"Beni dinle, beni bi dinle Victor. Sana ne dersem diyeyim kulağından içeri nefretine bulanmış bir şekilde giriyor. Bir kerecik nefret etmeden dinle, lütfen.

"Bana dokunmayı bırakırsan, dinleyeceğim."

Parmak ucumla yüzüne son kez dokunup kollarımı indirdim.

"Ben sadece seni değil kendimi de arkamda bıraktım. Sadece seni değil kendimi de unuttum. Öyle bir durumdaydım ki kendi başıma adım atamayacak kadar aptal bir hâle geldim. Evlendiğim adamı arkada bırakırsam ona haksızlık yapacaktım. Çünkü ben onu şerefli biri sanıyordum.

Ben bizim için kendimden vazgeçtim Victor. Ben senin icin senden vazgeçtim! Bunun ağırlığını bilemezsin. Sen benden, bana deliler gibi aşıkken hiç vazgeçmek zorunda kalmadın. Senin aşkın benimle aynı zorlukları yaşamadı, aynı sınavlardan geçmedi. Ben, senin ailenin katilinin kızı olmadım. Sen bizim evin ahırında kurban olarak kalıp büyümedin. Basit bir hayat yaşadığını iddia etmiyorum. Ben, ben çok çektim Ural. İstar inan ister inanma.

Sen beni hiçbir zaman terk etmek zorunda kalmadın. Ben kaldım. Ben seni terk etmek zorunda kaldım. Ben başka bir adamı öpmek zorunda kaldım, onu sevmek zorundaydım yoksa orospu bir kadın olurdum. Ben yaşamak için bunlara katlanmak zorunda kaldım. Sen kalmadın."

Bana öyle içten bakıyordu ki, tıpkı eskisi gibi. Ama bir o kadarda yabancılık çekiyorduk birbirimize. Bu itiraflar ne bizi aşka bir adım yaklaştıracak ne de nefretten bir adım uzaklaştıracaktı.

"Ama şuan bana hissettiğin şey vicdan azabı Karmen, beni sevmiyorsun. Bana yaşattığın şeyler için kendini suçlu hissediyorsun, beni sevmiyorsun. Beni sevmeyi çoktan bıraktın. aksine benden nefret ediyorsun, evet. Ama vicdan azabın ağır bastığı için nefretin sönük kalıyor."

Kravatını düzeltti, omuzlarını silkeledi. Benden iki adım uzağa gitti.

"Ama korkma zaten bende seni sevmiyorum. Aşık değilim. Aşık olmak nasıl hissettiriyor iyi bilirim. Ben senin hayalinle yetinirken şimdi gerçeğine bile katlanamıyorum. Bu zehirli dudaklarını," parmaklarıyla üzerine dokundu. "Arzulamıyorum. Seni içine çektiğin nefesten bile kıskanırdım bilirsin. Artık kiminle yatıp kalktığın umurumda bile değil. Seninle değil aynı ev, aynı çadırın içinde bile son nefesimi verene kadar yaşardım. Ama şimdi bu ev, içinde sen varken bana hapis gibi geliyor. Ben seni sevmeyi bırakmadım Karmen." Benden iki adım daha uzaklaştı. "Benim sana olan aşkım yok oldu."

Bundan sonra bende iki adım geriye attım. İkimiz isteyerek birbirimizden uzaklaşmayı kabul etmiştik.

"Sözlerime inanmıyorsan o zaman beni hisset." Aramızda ki mesafeyi kapattı. Elimi alıp kalbine doğru götürdü ve bastırdı. "Sen söyle Karmen, kalbim titriyor mu? Heyecanla atıyor mu? Aşkla çırpınıyor mu?"

Elimi indirdim. Tutup kalbinin üstüne geri koydu.

"Beni bağlayıp rus ruleti oynadığın zaman dediğin gibi Karmen; Sen ve ben, biz bu saatten sonra sadece bu anda kalacağız. Ben her zaman namlunun ucunda olacağım, sen her zaman tetikte bekleyeceksin. Ama biliyoruz ki o silahı çektiğinde ve yeminli kurşun yerinden çıkıp bana saplandığında, ikimiz öleceğiz. Şimdi söyle elinin altında atan kalbim, ağzımdan çıkanları tasdikliyor mu?"

Diğer elimi de kaldırdım ve ikisini geniş omuzlarının üstüne koyup aşağı kaydırmaya başladım. Siyah gömleğinin altında patlayacak gibi duran kalın pazularını, kaslarını, dirseklerine kadar okşayarak indim. Ellerini ve parmaklarını tuttum. Kafamı kaldırıp da yüzüne bakamıyordum.

Elimi, soğuk parmaktan çekip belinin iki tarafına yerleştirdim ve bu sefer karın kaslarının üzerinde gezdirerek yukarı çıkarttım. Boynuna yetişen elimle boğazını sarıp baş parmağımla çenesini okşadım.

Ayakta durmam temas etmeye devam ettiğim sürece zoraki hâle geliyordu. Ve o temas etmemi engellemediği sürece.

"Biliyorum biz asla birlikte olmayacağız Ural. Biliyorum beni asla affetmeyceksin ve biliyorum ben seni sevmiyorum. Biliyorum benden nefret ediyorsun, biliyorum ben kötü biriyim ve biliyorum sen bana asla dönmeyeceksin. Ama bu sözlerinle en çok kimi ikna etmeye çalışıyorsun Victor? Beni mi," Ona doğru bir adım attım ve kollarımı iki kolunun altından geçirip sırtının arkasında birleştirdim. "Yoksa kendi mi?"

Cevap vermedi, başımı göğsüne yasladım. Ve ona sımsıkı sarıldım. Neden bilmiyorum, pişman olacağım biliyorum ama sarıldım. Huzurluydum, kalbim aynı anda hem yerinden çıkacak gibi hem de sakince atıyordu. Bedenimi onun büyük bedenine iyice yasladım ve sarılmaya devam ettim.

"Peki sen benim için neydin anımsıyor musun Victor?" Cevap vermedi. "Sevgilimdin. Sevgilim, aşkım." Yanağımı yanağına bastırıp dudaklarımı sakalına sürttüm. Verdiği her nefes titrek çıkıyordu. Kollarımın altında ki bedenini ateş basıyordu. "Benim erkeğim," diye fısıldadım kulağına doğru. "Hayallerimi süsleyen tek adam." Ağır elinin varlığını sırtımda hissettim. Parmak uçlarıyla incitmekten korkuyor gibi belimi okşamaya başladı. "Aşkım." Sözlerim onu sarhoş ediyordu. Başımı geriye doğru çekerek hipnoz olmuş ifadesine baktım. "Ölüm bile olsan, kollarına koşarak atlardım." Birbirine kilitlenmiş gözlerimiz aynı anda aşağı kaydı, dudaklara.

Dudakları aralandı. "Beni sevmeyi nasıl bırakırsın Karmen? Ben...beni nasıl unutursun? Beni nasıl kalbinden söker atarsın?"

Kollarımı tutup aşağı indirdi ve sesini yüksek çıkartmaya özen göstererek "Artık gitmemiz," gerekiyor dedi.

Koltuğun üstünde ki siyah ceketini alıp odadan hızla çıkarak gitti. Onu peşinden takip ettim. Açık olan kapıdan son adımımı atarken bu evde ki maceramızın sonlandığını idrak ettim.

Buraya bizi getiren Karamel yazılı açık kahverengi arabaya çoktan binmişti Victor. Ahşaptan dağ evine son kez baktım. Bir daha kapısının önünden bile geçmek istemiyordum.

Bir hafta önce aynı arabanın içinde aynı evde kalmaya buraya perişan halde gelmiştik. Perişanlığım bir nebze olsun bitmemişti. Durumum kötü, iyice kötüye gitmişti. Ama tam şuanda ayrılık rüzgarı esiyordu. Bu saatten sonra yalnızca iş için nerede olduğunu bile bilmediğim yerlerde kısa kısa süreler ile buluşacaktık o kadar.

Arkamı dönüp arabaya yürüdüm ve ön koltuğa geçip oturdum. Ben oturduğum anda arabanın motoru bağırdı, Victor gaza basıp yolları arkamızda bıraktı.

İkimiz özgürlüğümüzü geri almak için yola çıkmıştık.

Tüm herkes benim hâla hayatta olduğumu görecekti.

Tüm herkes Victor Dizable'nin kim olduğunu öğrenecekti.

"Sana dönmem imkânsız, dönmem imkânsız. Bakma bana öyle, sana dönmem imkânsız."

Çalan şarkı dikkatimi yerlebir etmişti. "Kapat şu şarkıyı," diye çıkıştım.

Eli radyonun üzerine sesi daha fazla yükseltmek için gitti.

"Şarkılarından nefret ediyorum," diye mırıldanıp kafamı camdan dışarı çevirdim. Rüzgar yüzüme hızla çarpıyordu.

Göz ucumla ona bakacağım anda vitesin üzerinden kayan eli yırtmaçlı bacağıma düşmüştü.

Bir.
Elini tiksinerek çekti ancak gözlerini benden zor almıştı. Şarkı bitmek üzereydi ve yetişmize ne kadar kaldı bilemiyordum.

İki.
Bu sefer yok yere bakmıştı.

Beni o partinin içinde ne bekliyordu? Ya da beni kimler beklemiyordu?

Üç.
Üçüncü kez kaçamak bakışını yakalamıştım.

Dört.

Beş

Her seferinde sadece göz ucuyla bakıp gözlerini sinirle kaçırıp duruyordu. Ama tekrar tekrar baktığı zaman siniri kendini tutamayışına olduğu belli oluyordu.

Altı.

Artık sessiz kalamadım. "Gergin misin?" Dedim saçma sapan bir tonda. Bana baktığı için kendimi suçlu hissetmiştim. Hem bana ne için bakıyordu ki?

Kafasını iki yana salladı. "Babamı özledim, kavuşacağım için mutluyum."

Güldüm.

Yedi.
Bu sefer göz göze gelmiştik. Başını çevirmesi daha hızlı olmuştu.

"Gergin duruyorsun," dedim bir kez daha çünkü gerçekten öyleydi.

Boynunda bir damar belirmişti, başını bana çevirmemek için solunda ki camdan dışarı bakmayı tercih ediyordu.

Bu sefer ben ona bakıyordum çünkü şimdi neler olduğunu hiç anlayamamıştım. Bana neden öfkelendi, birden? Ön tarafa oturmam mıydı sorun? Yoksa ona az önce ki davranışlarım mı? Neden gözlerini kaçırıp bakıyordu ki? Güzel olmuştum biliyorum ama bu onun ilgisini asla çekmezdi adım gibi biliyordum. Sorun başkaydı.

Sekiz.
Sekizinci kez baktı. "Bir şey mi yaptım?" Diye sordum dayanamayarak. Sesimi kontrol edemeden çaresiz çıkmıştı.

Gerginliği kaybolup yerini yavaşça öfkeye bırakmaya başladı. Sorumu cevap vermeye değer görmedi.

Önüme baktım. Benim daha mühim işlerim vardı. Kıyameti koparacaktım. Ve onlar Karmen Ivy As Cindy'nin ölümden geri döndüğünü böyle anltamis olacaklardı.

Bana boş mezar kazmak kolaydı, cesedimi bile görmeden öldüğümü kabullenmek istemeleri benden ne kadar korktuklarını, beni istemediklerini gösteriyordu.

Ama beklemedikleri bir anda çıkıp geliyordum. Rüyaları tekrar kabusa dönecekti. Karmen hayattaydı. Ben hayattaydım.

Kimileri için bunun anlamı "umut hâlâ var," demekti, kimileri için ise "bela hâlâ aramızda," demekti.

Sessizlik içinde gidiyoruz derken beni düşüncelerimden, kulaklarımın şimdiye kadar duyduğu en acımasız, en nefret dolu, beni en çok yerin dibine sokan bir söz uyandırdı.

"Ölmüş annemin üzerine yemin ederim ki, senden gerçekten nefret ediyorum Karmen."

Kıyameti saatler sonra ben kopartacağım sanıyordum fakat Victor Ural Dizable, bu arabanın içinde tek bir cümlesiyle benden önce davranmıştı.

Yutkunamadım, tüm yol boyunca sessiz kaldım.

48. BÖLÜM SONU

 

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Benim diyecek pek bir şeyim yok, mikrofon sizlerede.

 

 

Shoro Sharpen.


Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere

Bölüm : 04.11.2025 02:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
sho.sha. / KAN KADER / 48. BÖLÜM - FELEKTEN İKİ GÜN/ PT. 2
sho.sha.
KAN KADER

25.36k Okunma

1.73k Oy

0 Takip
51
Bölümlü Kitap
KAN KADER GİRİŞ - TANITIM1. BÖLÜM - İLK KURŞUN2. BÖLÜM - KALBİ DİRİLTEN DUYGU3. BÖLÜM - TAKİPÇİ4. BÖLÜM - T.G.I.F5. BÖLÜM - ÇIRAK VE USTA6. BÖLÜM - ROLEPLAY7. BÖLÜM - KAPANA KISILDIK8. BÖLÜM - TİK TAK, TİK TAK9. BÖLÜM - AYNADA Kİ TUHAF KADIN10. BÖLÜM - KARMEN'İN ÖLÜMÜ11. BÖLÜM - YARALI KALPLER VE BEDENLER12. BÖLÜM - İHANETTEN GERİ KALAN13. BÖLÜM - YAS SİGARASI14. BÖLÜM - TEHLİKELİ SULAR15. BÖLÜM - MASKENİ KUŞAN16. BÖLÜM - CEHENNEM'E BİLET17. BÖLÜM - DİKKAT, KAÇAKLAR KAÇIYOR!18. BÖLÜM - KARANLIĞA BÜRÜNEN BİLİNMEYENKARAKTERLERKARAKTERLER PT.219. BÖLÜM - KANLI PARA VE YALANCI YANSIMA20. BÖLÜM - VAHŞET DOLU GEÇMİŞ21. BÖLÜM - OYUN BAŞLADI22. BÖLÜM - KİRALIK KATİL23. BÖLÜM - YANDAŞLAR24. BÖLÜM - GÜVENLİ BÖLGE25. BÖLÜM - HIRSIZLAR26. BÖLÜM - KORKAK KALPLER27. BÖLÜM - KÜLLERDEN DOĞAN AİLE28. BÖLÜM - SAÇLARINI ÖREBİLİR MİYİM?29. BÖLÜM - ŞEYTANLA DANS30. BÖLÜM - DİŞE DİŞ, KANA KAN31. BÖLÜM - ÖLÜ YA DA DİRİ32. BÖLÜM - ÖLÜME 1 KALA33. BÖLÜM - OYUN BİTTİ34. BÖLÜM - MATEM GÜNÜ35. BÖLÜM - YEMİNLİ KURŞUN36. BÖLÜM - BEN, SENİM.37. BÖLÜM - ELVEDA38. BÖLÜM - CAMBAZ'IN HAZİN SONU39. BÖLÜM - TOZLU SAYFALAR40. BÖLÜM - KANLA ÖDENMİŞ BEDEL41. BÖLÜM - VİSAL42 - VİCTOR URAL DİZABLE ( SEZON FİNALİ)43. BÖLÜM - NEREDE KALMIŞTIK?44. BÖLÜM - KİMİN HİKAYESİ?45. BÖLÜM - TAŞIYICI46. BOLÜM- UMUT HÂLÂ VAR47. BÖLÜM - FELEKTEN İKİ GÜN PT.148. BÖLÜM - FELEKTEN İKİ GÜN/ PT. 2
Hikayeyi Paylaş
Loading...