
~~>>Kurguda geçen olay ve karakterlerin
gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.
Tamamen hayal ürünüdür.<<~~~
~~Bölüme geçmeden önce yıldıza basmayı ve satır arası yorum yapmayı lütfen unutmayalım. Yorumlarınız beni her zaman motive ediyor canlarım. Ne kadar çok yorum yaparsanız o kadar hızlı gelecek bölüm..~~~💣💣
~~ KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM.~~
💣43.GERÇEKLER ACITIR💣
⚓️⚓️
Timur Kandemir.
Elimdeki telefonu duvara fırlatmama ramak kala sinirle Yiğit'e baktım.
"Sikeyim böyle işi." diyerek Yiğit'e bakarak tekrar konuşmaya başladım.
"Takip edebiliyor muyuz arabayı?" dediğimde başını salladı. "Ediyoruz abi ama." dedi ve durdu.
"Ne diye benden habersiz iş yaparsın ki, bekle dedim. Bekle değil mi." diyerek Neva'ya kızmaya devam ettim.
"Aması ne yiğit?" diye bağırdım.
"Biz gidene kadar geç kalmış olabiliriz abi." dedi ve ben daha da sinirlendim.
Ne diye beni dinlemezsin ki?
"Bul Yiğit! Bana karımı bul." diye bağırdım.
Sinirden delirmek üzereydim bana haber vermeden hem dışarı çıkmıştı. Birde üstelik yalan söylemişti korumalara.
Korumalara benim izin verdiğimi söylemiş.
Telefonum'un ekranına baktığımda Barlas'ın araması düştü.
Nefes vererek açtım telefonu.
Bu neden arıyordu?
"Timur, Neva'ya ulaşamıyorum evde misiniz?" dediğinde ofladım.
"Değilim, amcamın peşindeydi yakalandı." dedim bıkkın bir sesle.
"Anlamadım, amcanın peşinde mi Neden?" dediğinde ne diyeceğimi bilemedim.
Karışık bir meseleydi ne olduğunu bende tam bilmiyordum ki.
"Bilmiyorum, amcamın bizden gizlediği kızı varmış, Neva onu görmüştü o yüzden peşine takılmış ve şimdi de yakalandı. Bende ulaşamıyorum." dediğimde iyice sinirlendim.
Yiğit hala telefonda biriyle konuşuyordu.
"Senin araban değil mi? Takip ettiremiyor muyuz? Yada telefonundan." dediğinde Yiğit'e baktım.
"Buldunuz mu?" dediğimde Yiğit başını salladı.
"Bekle." dedim ve telefonu kulağımdan çektim.
"Nerdeymiş?" diye sordum.
"Abi gidelim, yakın sayılır buraya?" dediğinde hemen başımı salladım.
"Telefondan baktın mı?" dediğimde başını sağa sola salladı?
"Neden bakmadın?" diye sordum.
"Abi o işe bakan kişiye ulaşamıyorum. Başka birini bulmam da uzun sürer." dedi Yiğit ve arabaya geçti.
Telefonu kulağıma getirdim, "Telefondan sen baktırabilir misin? Yoksa ben Koray'ı arıyacağım izin çıkartıracağım mecbur." dedim.
" Bulmam uzar benimde." dedi Barlas.
"Tamam kapat ben haber ederim." dediğimde Barlas bir şey diyecek gibi olmuş ama sonra vazgeçmişti sanki.
"Tamam haber bekliyorum." dedi ve telefonu kapattı.
Arabaya geçer geçmez telefondan Koray Ateş Aksoy yazısının üstüne tıkladım ve aramaya başladım.
Şu an için bir tek bana o yardım edebilirdi.
Benim için izin çıkartabilirdi.
"Alo, Timur." diyerek telefonu açtı.
"Koray yardımına ihtiyacım var, çok acil." dedim endişeli çıkan bir sesle.
"Neler oluyor, sorun nedir?" dediğinde derin bir nefes aldım ve anlatmaya başladım..
"Anladım, bana 10 dakika izin ver hemen halledip döneyim sana. Numarayı gönder bana." dedi ve ben Neva'nın numarasını ona gönderdim.
"Biraz bekleteceğim." dedi ve beni beklemeye aldı.
"Telefon umarım yanındadır." diyen Yiğit'e baktım.
Umarım yanındadır.
Umarım karım iyi durumdadır..
*
*
Alya Neva Kandemir.
Ne yani şimdi ben hamile miydim?
Karnımda minik bir bebek mi taşıyordum.
Gözlerim dolu bir şekilde istemsizce karnıma baktım.
Orada minik biri mi nefes alıyordu?
"Neva?" diyen ses yüzünden karnım ile bakışmam yarıda kaldı.
"Bir sorun mu var, neden ağlıyorsun, Yoksa seni çok mu korkuttum?" diyen o polise baktım.
Neydi bu adamın adı?
"Neden yolumu kestin?" diye sordum. Konuyu da değiştirmiş oldum böylelikle.
Şu an ona neden ağladığımı açılayacak değildim. O kimdi ki?
"Başını belaya girmeden yetişmek için." dedi ve bana bakamaya devam etti.
Bu ne demekti şimdi?
"Anlayamadım?" dediğimde gülümsedi.
"Gidelim mi? seni görmek isteyen kişiler var," dedi ve arabasını işaret etti.
"Ne demek istiyorsunuz? Şey bey," Dedim ve durdum. Neydi bu adamın adı ya?
"Levent." dediğinde ona baktım.
"Levent bey, beni şu an alıkoyuyorsunuz. Bunu yapmanız için bir sebep yok. Hem benim Yetişmem gereken bir yer var. Bir an önce yolumdan çekilseniz iyi olur," dedim kesin ve net çıkan bir sesle.
Dudaklarını oynattı, "Üzgünüm Neva hanım, benimle gelmeniz gerekiyor zor kullanmak istemiyorum ama beni buna mecbur bırakırsanız size karşı zor kullanmak zorunda kalacağım." dedi ve bana bakmaya devam etti.
Sinirlenmiştim.
"Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, polis olmanız zor kullanacağınız anlamına mı geliyor?" dediğimde Levent bıkkın bir şekilde ofladı.
"Hadi." dedi arkamda duran adamlara ve arkasını dönerek arabaya ilerledi.
Yerden telefonumu almaya fırsat bile bulamadan yaka paça arabaya bindirildim.
Sinirlerim tamamen gerilmiş bil haldeydim. Duyduğum habere bile sevinememiştim.
Üstelik Timur'un amcasının izinide kaybetmiştim.
Hep şu adam yüzünden oldu.
"Beni nasıl buldunuz?" diye sordum sinirli çıkan bir sesle.
"Biz nereye gidiyoruz? Beni görmek isteyenler derken ne demek istediniz?" diyerek ardı ardına sorularımı da sıraladım.
"Birazdan konuşacağız, lütfen varana kadar çenenizi kapalı tutun. Her şeyi öğreneceksiniz birazdan." dedi trip atarak.
Hıh kafayı yemiş bu adam. Hem beni zorla bir yere götürüyor hem de trip mi atıyordu?
"Bunu size ödeteceğim." dediğimde Levent güldü.
"Hatrı kalır ödetmezseniz." Sesinden benimle eğlendiği o kadar belliydi ki sinir olmaya başlamıştım artık.
"Bana bak!" diyerek üstüne atıldım.
"Rica ederim biraz sakin olun. Ve benimle muhatap olmayın lütfen."dedi ve bacak bacak üstüne atıp camdan dışarı baktı.
"Hödük." dediğim de gülerek bana baktı.
"Kimliğimi unutuyorsunuz bence." dedi benimle eğlenerek.
"Sizde benim kim olduğumu unutmuşsunuz." dediğimde yine güldü.
"Tabi, Timur Kandemir'in eşisisiniz. Unutmam ne mümkün, avukatlarınız beni içeri falan atar değil mi? Ne yaparım ben sonra affedin." Benimle dalga geçmesi yetmiyormuş gibi beni sinir ettiği için eğleniyordu birde.
Sinirle koltuğa oturdum ve tek kelime bike etmedim.
Hayır madem bir yere götürüyorsun zorla üstelik bari nereye gideceğimizi söyle değil mi.
Daha fazla bunu uzatmanın bir anlamı yoktu.
Boşa kürek çekiyordum.
Ne söylersem söyleyeyim bunun konuşacağı yoktu.
O yüzden susmayı seçtim.
Bakışlarım da istemsiz bir şekilde karnıma gidiyordu. Karşımdaki hödük yüzünden doğru düzgün sevinemiyordum. Bir bebek vardı karnımda ve ben şu an stres altındaydım.
Ona bir şey olsun istemiyordum. Bu yüzden olabildiğince sakin kalmalıydım.
Karnımda atan minik kalbin varlığını babasına söylemek için sabırsızlanıyordum. Kalbim onun varlığıyla deli gibi çarpıyordu. Bebeğim ve ben bu haberi babasına söylemek için iyi olmak zorundaydık.
İyi olmalıydım.
Bebeğimiz için iyi olmalıydım.
Timur ile ikimizin bebeği..
Düşüncelerimi bozan arabanın aniden durması oldu.
Bakışlarım karşımda oturan adama kaydı. Gelmiş miydik?
"Hadi," diyerek kapıyı açtı ve karşıma geçim benim inmemi bekledi.
O kadar sinir bozuvu biriydi ki.
Tek bir kelime dahi etmeden arabadan yavaş bir şekilde indim. Keşke Timur'a haner verebileceğim bir şey olsaydı yanımd.
Salak gibi telefonu da orada düşürmüştüm.
Ne yapacaktım ben şimdi?
Belki bu adam bana zarar vermezdi ama geri gönderir miydi onu da bilmiyordum.
İki katlı bir eve gelmiştik. Dışardan bakıldığında ev oldukça büyüktü.
Üstelik etrafında yüzlerce koruma vardı.
Koruma diyorum ama bunlar sanki özel hareket gibi bir şeydi. Hepsinin yüzleri görünmeyecek şekilde kapalıydı.
"Neresi burası?" diye sordum. Burada tanığım tek adama bakarak.
"Geçelim hadi." dedi ve elini uzatım geçmem için bekledi.
Kapıya doğru ilerlerken kapıda adamlardan biri elini kulağına götürmüş ve bir şey söylemişti.
İçeri de her kim varsa onlara bilgi veriyordu sanırım.
"Kim var içeride?" diye fısıldadım. Sesim oldukça kısık ve endişeli çıkmıştı.
İster istemez tırsmıştım.
Acaba geçenki kart mevzusu yüzünden mi buradaydım ben.
"Geçenki_" demişti sesim kesildi.
Ev geldiğimiz kapı bir anda açılmıştı.
"Hoş geldiniz buyurun." dedi bir kadın.
Tanımıyordum bu kadını bu kimdi?
Hizmetçi falan mıydı?
"Sağolun menekşe hanım." dedi Levent ve içeri adımladı.
Benimde arkasından gelmemi istediğini bildiğimden yavaş adımlar atarak eve doğru ilerledim.
Kim beni görmek istiyordu ki?
O karttaki adamlar biri miydi yoksa?
Aklımda binbir soru vardı ve ben zaman geçtikce geriliyordum. Burada tamamen savunmasız bir durumdaydım.
Salon gibi yere geldiğimizde koltukta oturan bir adam vardı. Buradan bakınca bir tanıdıklık hissettim.
Kimdi bu?
Ayağa kalktı ve bana dönünce olduğum yerde kaldım. Ayaklarımı kımıldatamıyordum bile.
Babam kanlı canlı karşımdaydı.
"Kızım." dedi ve bana gülümsedi.
"Baba," kelimesi döküldü dudaklarımdan.
Babam yaşıyordu. Ölmemişti, karşımda bana gülümseyerek bakıyordu. Ben ise olduğum yerden kımıldayamıyordum. Doğru mu görüyordum?
Yoksa hamilelik bana iyi gelmiyor muydu?
"Kızım." dedi ve bir kaç asım atıp bana aniden sarıldı. Sarılmasıyla birlikte onun gerçek olduğunu anladım. Yaşıyordu, şu an bana sarılıyordu hatta.
Gözlerimden yaşlar istemsiz bir şekilde yanaklarımdan aşağı süzülmeye başladı. İçimdeki duyguları tarif edemiyordum. Kırgınlık, mutluluk hepsi karışmıştı içimde. Duyduğum özlem hat safadaydı.
Ellerimi sırtına çıkardım ve kocaman sarıldım ona.
Onu o kadar çok özlemiştim ki, sarışırken bile bırakmak istemiyordum.
"Baba." dedim ve içli, içli ağmaya başladım.
Kaç dakika geçti sarılalı saniyeleri bile sayamaz haldeydim.
Geri çekilmek için hareket ettiğimde babamda geri çekti kendini.
"İyi misin?" dedi ve başını kaldırıp Levent'e baktı.
"Bir sorun çıktı? Gördü mü Neva'yı?" diye sordu.
Kimden bahsediyordu? Ahmet beyden mi bahsediyordu acaba?
"Ben iyiyim. Burası neresi baba? Evde bulduğum." dedim ve durakladım. Onun cesedi diye başkasının cesedini bulmuştum. Bu çok kötüydü.
"Evde bulduğum ceset de neyin nesiydi, neden buradasın, neyden kaçıyorsun baba?" dediğimde sesim oldukça yüksek çıkmıştı. Sözlerim sitem doluydu.
"Gel önce birini göstereceğim sana sonra her şeyi anlatacağım." dedi ve elimden tutup beni üst kata doğru yürüttü. O önden bende arkasından ilerliyorduk. Levent de tam arkamdaydı ve bizi takip ediyordu.
Merdivenler bittiğinde koridor boyunca yürümeye devam ettik. Kapı bizden önce açıldı ve bir kadın çıktı içeriden. Kadın üstünde hemşire kıyafetleri vardı.
Hemşire miydi yani kadın?
İçeri kim vardı peki?
Kadın bize bakıp selam verdi ve yanımızdan geçip gitti. Bakışlarımı kapıya çıkardığım da babam kapıyı açtı ve içeri adımladı. Bende arkasından ilerledim.
Kapıdan içeri girdiğim an gördüğüm kişi ile bakışıp kaldım.
Nasıl?
O?
Başımı kaldırıp babama baktım.
"Bu?" dediğimde babam bana bakmıştı.
"Murat Kandemir." dediği an bakışlarım Timur'un babasına çevrildi.
Doğru tahmin etmiştim. Bu oydu. O da yaşıyordu. Üstelik babamla birlikteydiler. Neler oluyordu burada?
"Siz." diyerek Murat beyin yanına doğru yavaş bir şekilde ilerledim.
Dudaklarını oynattı, "Neva." dedi ve beni
Baştan aşağı inceledi.
"Oğlumun beğendiği kadar varmış kızın Akif." dedi beğeni dolu bir sesle.
"Öyledir benim kızım." diyen babama baktığımda kızım derken dahi gururlanıyordu benimle.
"Burada neler oluyor Allah için. Siz nasıl yaşıyorsunuz, neden bunca zaman saklandınız, Sen neden bu adamı vurdun baba?" diye çıkıştım.
"Sakin ol, önce bir otur her şeyi anlatacağız otur şuraya bir elin ayağın titriyor." dediğinde ellerime baktım. Babam söyleyene kadar farkında bile değildim ellerimin titrediğini. Yavaş bir şekilde koltuğa oturdum kalp ritmimin normale dönmesini bekledim.
"Her şeyi anlamışsın? Ahmet den şüphelendin değil mi, ne yaptı?" dedi babam.
Bir şey mi yapması gerekiyordu.
"Anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum artık başlayın bir yerden kafayı yemek üzereyim siz nasıl yaşıyorsunuz?" diyerek Murat beye baktım.
"Sen nasıl yaşıyorsun? O ölen kimdi? Peşinde kimler vardı, anlat artık baba." dediğimde sesim oldukça sitemli ve yorgun çıkmıştı.
"İzninle ben başlıyayım." dedi Murat bey.
Babam yavaşça başını salladı ve ona bakmaya devam etti. Murat bey dudaklarını araladı ve, "Baban beni gerçekten vurdu." dediği an gözlerim irileşti ve babama baktım.
"Yaptın mı gerçekten?" dedim ve sesimin kısılmasına engel olamamıştım.
"İstemeyerek, yapmak zorundaydı. Kardeşim." dedi ve sustu bir süre yüzüme baktı.
"Her şeyi kardeşim istemiş." diye devam ettiğinde babama döndüm.
Babam başını salladı ve Murat bey devam etti.
"Babanın vurduğu kurşunla ölmedim, ama ölmüş gibi yaptım. Kardeşim dediğim adamın gerçek yüzünü anca o şekilde anlayabilirdim." dediğinde düşündüm.
Kardeşim dediği kişi Ahmet bey miydi?
"Ahmet bey mi?" diye sordum ve Murat bey başını sallayıp beni onayladı.
Ne yani hepsini o yapmıştı.
"Babanı da o tehdit etmiş. Seni öldürmekle." dediği an babama bakıp kaldım.
"Doğru mu?" diye sordum. Sanki ona inanmak istemiyordum tanıdığım adama bakıyordum babama. O derse inanırdım.
"Doğru kızım." dedi üzgün çıkan bir sesle.
"Yıllarca seni sevmiyormuş gibi yaptım. Ne kadar zor oldu anlatamam. Zarar görme diye neler yaptım. Zarar verdim. İçimden binlerce acı koptu ama yapmak zorunda kaldım." dediğinde gözleri dolmuştu babamın.
"İyi de neden? Ne istiyor senden? Ne istiyor bu adam senden?" diye bağırdım.
Hala anlam veremiyordum?
"Beni öldürmek istemiş ilk tabi başardığını sanıyor hala da. Ucundan dönmüştüm bende. Ama en önemli istediği şey aslında." dedi ve durakladı Murat bey.
"Ne! Ne istiyor?" diyerek ona baktım. Nefes alış verişlerim düzensizleşmişti.
"Anneni." dedi ve kalbimde bir şeylerin parçalandığını hissettim. Sanki o zaman durmuştu dünya benim için. Dakikalar ilerlemiyor saniyeler geçmiyordu.
Annem?
Annemi mi istiyordu?
Annem neredeydi?
"Annem nerede?" dediğimde babama baktım.
"Bilmiyorum, inan bende bilmiyorum." dediğinde bana baktı.
"Bana beni bıraktığını söylemiştin." dediğimde başını önüne eğdi babam.
"Yalandı her şey yalandı. O adam aldı Anneni o götürmüş zorla. Sen parktayken anneni kaçırmış." dedi ve ben babama bakıp kaldım .
Kaçırmış mıydı?
Ben neden hatırlamıyordum?
"Ben." dedim ve durdum.
"Ne saçmalıyorsunuz siz ya?" diyerek ayağa kalktım.
"Annem beni terk etti. Bıraktı beni ben hatırlamıyorum." dediğimde ağlamaya başladım.
Hatırlıyorum?
Gerçekten hatırlıyor muydum?
"Hatırlamıyorum." diyerek yere çöktüm ve hıçkırarak ağlamaya başladım.
"Hatırlamıyorum, hiç bir şey hatırlamıyorum." diye bağırdım hıçkırıklarımın arasında.
"Kızım sakin ol." diyerek yere çöktü babam.
"Ne yaptınız bana? Neden bu haldeyim ben?" dediğimde babam da ağlamaya başlamış ve bana bakıyordu.
"O manyak beynime çip yerleştirdi, engel olamadım seni koruyamadım." dediğinde ağlıyordu.
O da benimle birlikte ağlıyordu.
"Hepsi benim yüzümden." diyen Murat beyin sesiyle başımı kaldırıp ona baktım.
Yatakta uzanmış bize bakıyordu. Geldiğimden beri yataktaydı zaten.
Hasta mıydı?
Neden yatıyordu?
Yavaş bir şekilde yerden kalktım ve onun yanına ilerledim.
"Neden öyle söylediniz?" dedim sert çıkan sesimle.
"Ailenizden neden saklanıyorsunuz?" dediğim de babama baktı be sonra tekrar bana döndü.
"Vurulduktan sonra durumum çok ağırdı, Rauf olmasa da ölecektim de zaten." dediği an şaşkınlıkla ona baktım.
Kapıdan içeri biri girmişti ve ben bakışlarımı giren kişi kim diye baktığımda Rauf amcanı olduğunu gördüm.
O da bu işin içindeydi?
Boşuna ondan şüphelenmiştim ben.
"Başladınız mı?" diyerek yanımıza doğru geldi Rauf amca.
"Siz biliyor muydunuz?" dediğimde durdu ve başını salladı.
"Neden? Bunu neden sakladınız Timur'dan ne istediniz ondan?" Dediğimde sesimin yüksek çıkmasına engel olamamıştım.
Nasıl olabilirdim ki nasıl sakin kalabilirdim.
"Kızım bir otur önce ondan sonra konuşalım." dedi Rauf bey ve yanıma doğru adımladı.
"Neyi konuşacağız? Timur size çok değer veriyor bunu ondan saklayarak onun güvenini zedelediniz. Sizi affetmeyecek." dedim kesin bir dille.
Söylediklerimden de emindim üstelik. Bu odada bulunan hiç kimseyi affetmeyecekti Timur.
Kim olsa affedemezdi değil mi?
"Kızım gel otur hadi." diyen babama baktım.
Bakışlarımda hem kırgınlık hemde ona karşı kızgınlık vardı. O kadar çok kızıyordum ki ona. Benden o kadar çok saklamış ki.
"Annem nerede peki?" diyerek onları dinledim koltuğa oturdum.
"Bilmiyoruz. Şu an yanında değil." diyen babama bakmaya devam ettim.
"Kimin yanında değil? Ahmet beyin mi?" dediğimde babam başını salladı ve beni onayladı.
"Ya bu adam annemden ne istiyor? Murat beyden ne istiyor?" diye sordum.
"Kardeşinin konumuna geçmek istiyordu o yüzden onu babana vurdurttu, neyseki ölmedi ama." dedi Rauf bey ve Murat beye baktı.
"Ama onun yüzünden sakat kaldı arkadaşım." dediği an bakışlarım Murat beyi buldu.
O yüzden mi yatıyordu.
O yüzden mi geldiğimden beri yataktan hiç kalkmıyordu.
Gözlerimin içini aniden yaşlar dolmuştu.
Ahmet bey kardeşimdem ne istemişti ki?
Kardeş değil miydi onlar.
"Neden, neden bunu yaptı?" dediğimde Murat beye bakıyordum.
"Timur'un olduğu konuma geçmek istiyordu." Dedi ve durup babama baktı.
"Benim yüzümden de babanla tanışmış oradan da annene aşık olmuş." dediği an donup kaldım.
Ne olmuştu?
"Ne oldu?" diye tekrar sordum.
Kulaklarımın doğru duyup duymadığından emin olamamıştım çünkü.
"Aşık olmuş pezevenk." diyen babama döndüm.
"Nasıl?" diye sordum.
"Murat beyle tanışıyordum bir iş için onun şirketine gitmek zorundaydım o arada annen ve sende benimleydin. O manyakta anneni orada gördü işte. Aslında benim de suçum var o gün sizi eve bıraksaydım hiç böyle olmayacaktı." dedi ve sesi sonlara doğru kısılmıştı.
"Ben bu hatanın bedelini ömür boyu çekeceğim." Dedi fısıltıyla.
"Benimde suçum var, ısrar etmeseydim gelmezdin ve benim psikopat kardeşimin hedefi haline gelmezdiniz." dedi Murat bey ve ben ona döndüm.
"Siz babamla önceden mi tanışıyorsunuz yani?" diye sordum.
Murat bey başını salladı, "Evet Neva." dedi.
"Seninle tanışıyoruz." dedi ve bana bakıp gülümsedi.
"Kocaman genç bir kız olmuşsun, daha güzelleşmişsin." dediğinde şaşkın bir halde Murat beye bakıyordum.
Benim küçüklük halimi mi hatırlıyordu yani.
"Hatırlamıyorsun daha çok küçüktün o zaman altı yada yedi yaşlarında ancaydın şirkete geldiğinde." dedi ve babama bakıp, "Değil mi Akif?" diye sordu.
Babam başımı salladı, "Evet murat öyleydi, yedi yaşına girmek üzereydi." dediğinde bana bakıyordu babam.
Gözlerinden anladığım kadarıyla geçmişimiz gözlerinin önünden geçmiş ve dudağının kenarında bir gülümseme yerleştirdi.
"Senin oğlanla da ilk orada tanıştılar değil mi?" dedi gülerek babam.
Ne?
Nasıl?
Biz Timur ile küçükken tanışmış mıydık yani?
"Bir dakika, biz yani Timur ile." dediğimde durdum ve kafam karışık bir halde babama baktım.
"Piçin dölü demek istemiyorum anana hakaret olur." Dedi Rauf bey Murat beye bakarak.
"İlla dedirteceksiniz tam anlatın şu kıza şunları." dedi sinirli bir şekilde.
Bana mı öfkeliydi yoksa Timur'un ona nasıl davranacağını bildiği için mi bu kadar öfkeliydi buradan kestirmem mümkün olmuyordu.
"Bak kızım ben olayları böyle düşünmeseydim o manyak bunu bir daha öldürürdü sakat bırakmakla kalmaz direk diğer tarafa postalardı bunu. Bunu da postalardı oraya." dedi ve benimle göz temasını sabit tuttu.
Bu dediği babamdı.
Ahmet bey ikisini de öldürür müydü yani?
"Ya ben gerçekten anlamıyorum madem bu kadar tehlikeli bu adam her şeyi o yaptıysa neden bunca zaman beklediniz." dediğimde hepsi birden bana bakmıştı.
"Neden bunca zaman Timur'un karşısına geçip konuşmadınız engel olmadınız? Aklım almıyor ya bir insan nasıl oğlunun mafya olmasını ister. Nasıl oğlunun bir katil olmasını ister?" dedim sinirli bir şekilde.
"Bu yaptığınız düpedüz saçmalık. Sakın bizleri yaşatmak için demeyin yaşamış gibimiyiz size he? Annem kaçırılmış beynime cip yerleştirmişsiniz. Allahım kim bilir daha neler yaptınız bana. Ne yaptınız bana baba?ha ne yaptınız?" diyerek babama baktım.
Hala babam diyordum.
Kıyamıyordum ona, onu çok özlemiştim. İçim parçalanıyordu onu bu halde görünce.
"Neva.." dediğinde sesi nereyse ağlayacak gibiydi.
"Baban masum, onları yapmasaydı gerçekten ölmüş olurdun Neva, o bildiğin gibi kötü değil kötünün de kötüsü beni kardeşim var. Aynı kanı taşıdığımıza hâlâ inanamıyorum." diyen Murat beye döndüm.
"Siz zaten hiç konuşmayın. Sizin açıklamanız gereken kocaman bir aileniz var. Beni boşverin ben dıştan biriyim." dedim ve soluklandım.
"Üstelik bir oğlunuzu karınızın kardeşine vermişsiniz." dedim ve durdum.
"Pardon çöp gibi atmışsınız çoçuğu." dedim sinirli bir şekilde.
Karnımdaki bebeği de düşününce daha sinirleniyordum. Ensar'a ne kadar haksızlık yaptıklarını anladım.
Murat bey bir şey diyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti ve susmayı tercih edip sadece bana baktı.
Bu duyduklarım ağır geliyordu bana ama bebeğim için dimdik ayaktaydım.
Onun için hiç bir şeyi düşünmek istemiyordum.
"Ahmet beyin kızını da biliyorsunuzdur o zaman." dediğimde üçü birden şaşkın bir şekilde bana baktılar. Ah leventin varlığını unutmuştum. Bir köşeye sinmiş olan biteni dinliyordu sadece.
"Ne kızı?" dedi Murat.
Bakışlarını da Rauf bey Ve Akif babama çıkarmıştı.
"Ne çoçuğu?" diye sordu babam.
"Neva neyden bahsediyorsun?" dedi babam telaşlı bir şekilde.
"Hayret bunu nasıl bilmiyorsunuz." dediğimde babam yanıma geldi.
"Neva kızım anlat şunu neyden bahsediyorsun?" dediğinde derin bir of çektim.
"Uzun mesele kısa özet geçecek olursam Ahmet beyin yedi yada sekiz yaşlarında bir kızı var adı da kumsal. Geçen gün parkta tanıştığımda Ahmet beyin özel koruması yanındaydı. Babamın sağ kolu dedi Ali'ye." dediğimde hepsi birden bana bakmaya devam etti.
"Bu nasıl olur? Annen?" dedi ve durdu babam. Bakışları Murat beydeydi.
"Annem ne alaka baba?" dedim ve durdum.
Aşık olmak?
Kaçırmak?
Onca sene?
"Hayır. Olmaz olamaz değil mi?" dediğimde hepsine birden baktım. Gözlerimi üzerlerinde gezdirdim.
"Bu mümkün mü?" dedi Murat bey babama bakarak.
"Ben." dedi ve durdu.
"Bilmiyorum murat, ikisinin kızı olabilir mi!" dedi ve ben bayılacak gibi oldum.
"Neva.." Dedi babam beni tutarak.
Kolumdan beni yakalamıştı.
"Bana o kız senin kardeşin olabilir demeyin." dedim pitkin bir halde.
Babam beni tamamen kucağına aldı ve koltuğa doğru götürdü.
"Levent hemşireyi çağır." dedi ve ben ona baktım.
"İyiyim ben." derken bile gözlerimi zar zor açık tutuyordum.
"Çağır Levent hemen!" dedi babam.
"Size alıştıra alıştıra söyleyin kıza kısa özet keçin demiştim." diyen kişi Levent'ti. Homurdanarak odadan çıkmıştı.
"Kızım iyi misin neyin var? Şekerin mi yükseldi?" dediğinde eliyle başımı falan tutuyordu.
"İyiyim." dedim sadece dalgın bir şekilde.
"O kız kardeşim mi benim?" dediğimde babama bakıyordum.
"Bilmiyorum güzelim bilmiyorum." dedi babam telaşlı bir şekilde.
"Murat doktor mu çağırsak iyi görünmüyor." dediğinde başımı sağa sola salladım .
Bir şey diyemedim yorgun ve birkin düşmüştüm. Bunca olan şeyi bedenim kaldırmıyordu artık.
Bebeğimin varlığından biraz güç alsamda son olanlar bana iyi gelmemişti.
"Ne oldu?" kapıdan içeri giren hemşireyle göz göze geldim.
"Bilmiyorum Nisa iyi görünmüyor gel bir bak." dedi babam.
Hemşirenin asını da öğrenmiş oldum.
"Annem nerede şimdi? Orada değil, yanında değil mi demiştiniz nerede?" diye sordum.
Aklıma takılmıştı bu.
"Neyin var? Bir hastalığı_" dediğinde cümlesi yarıda kaldı babamın cümlesiyle.
"Şekeri yüksek."
Bakışlarımı hemşireye çevirdim.
"Hayır değil." dediğimde hemşire tansiyonuma bakıyordu.
"Tansiyonun düşmüş." dediğinde biraz endişelendim.
"Ne değil kızım?" dedi babam.
"Şekerim yüksek değil. Hamileyim." dediğim de herkes susmuş bana bakıp kalmıştı.
"Ah ne güzel bir haber ne kadarlık." diye sordu Nisa hemşire.
"Bilmiyorum baktıramadım yeni öğrendim bende." dediğimde bana bakıp kocaman gülümsedi.
"O zaman bunlar normal ama bir kadın doğum mutlaka baklamalı tansiyonuna bakmalı şekerin de varmış mutlaka bir uzman görmeli canım." dediğinde ayağa kalktı.
"Tansiyonu için bir şeyler yapıp geleyim ben. İlaç falan veremeyeceğime göre şu an." dedi ve yanımızdan ayrıldı.
Kimseden ses çıkmıyor ve öylece bana bakıyorlardı.
"Dede mi oluyorum ben?" dedi babam bana bakarak.
Bu haline gülsem mi ağlasam mı bilememiştim. O kadar masum sormuştu ki şu an. Boynuna sarılıp evet dede oluyorsun baba demek istiyordum.
"Dede mi oluyorum?" diyen Murat beye baktım.
O da oldukça şaşkın ve mutlu gibiydi.
Mutlu.
Bu haber onları mutlu mu etmişti.
"Dede oluyorsunuz ha? Ben ne oluyorum bu durumda?" diyen Rauf beyin sesiyle ona baktım.
Gözlerindeki mutluluk ve sevinç buradan bile görünüyordu.
"Ula söyleseniz ben ne olayrum bu durumda." dediğinde Murat bey ona bakmıştı.
"Yanımda dura dura bana benzedi buda." dediğinde ne dediğini anlamıştım.
Az önce Rauf amca aynı onlar gibi karadeniz şivesiyle konuşmuştu.
"Hayırlı olsun." diyen Levent'in sesiyle ona baktım.
"Dede oluyormuşuz." diyen babama döndüm.
Murat beye bakıyordu.
"Dede." dedi ve bana baktı.
"İyisin değil mi? Çok korktun mu? Bu seni aldığında." dedi babam panik dolu bir sesle.
"Bu mu? Ayıp oluyor ama komiserim." dedi Levent.
"Birlikte bu işin içindeyiz en az benşm kadar sizde suçlusunuz. Ya sizin yüzünüzden bu kız bebeğini orda düşürseydi. Birde bana zor kullan dediniz." dediğinde şaşkınca ona bakıp kaldım.
"Kim dedi? Ben mi dedim zor kullan diye?" dedi babam.
"He sen dedun demedun mi?" dedi ve kahkaha attı.
"Ay bu şive ne güzel işmiş böyle." dedi kahkahasının arasında.
"Şaka yaptım komiserim." dedi ve kendini toparladı.
"Eee şimdi ne yapacağı? Neva'nın annesini nasıl bulacağız?" dediğinde kendimi az da olsa toparladım.
"Annem nasıl bunca onun yanındaydı?" diye sordum.
"Muhtemelen zorla tutuyordu ama uzun zamandır takip ediyoruz köstebeğimiz kadını görmüyorum artık deyince şüphelendik. Bir yıldır da yokmuş yani kadın yine kayıp." dedi Levent.
"Kaçmayı denemiş mi hiç?" diye sordum.
Merak ediyordum, bunca yıl hiç mi kaçma istemmişti.
"Denemiş köstebek öyle söylemişti ama kafama takılan bahsettiğin kız annenin kızıysa benim köstebek bunu nasıl bilmiyor?" dedi.
"Demek ki düzgün köstebeklik yapmıyor." diyen babama baktım.
"Onun arkasından gittiğin yerde miydi kız acaba?" çünkü köstebeğimi evde bırakmış piç." dedi sinirli bir sesle.
Rauf amca öksürmüş ve Levent'e bakmıştı.
"Sözüm meclisten dışarı." dedi başını yana yatırıp Murat beye baktığında.
"Sorun değil, sorun değil." dedi Murat bey.
"Galiba öyleydi bence o kızı saklıyor hepimizden." dediğimde dalgın bir şekilde onlara bakıyordum.
"Senin köstebeğini de biliyor olabilir mi? Çünkü adam sır saklamakta ve yalan söylemekte usta. Kırk yıl düşünsem onun böyle şeyler yapacağını düşünmem. Dışarıdan çok beyefendi gibi duruyor. Hala aklım almıyor bunca şeyi bize yaşatan amcası mı yani?" dedim bıkkın çıkan bir sesle.
"Ben Timur'a ne diyeceğim? Cihat abiye durumu nasıl açıklayacağız peki?"
dediğimde hepsi birden bana bakıyordu.
"Bende bunu düşünüyordum çoçuğun tek ailesi o." dedi Rauf amca.
"Evet gerçekten de öyle tam mutlu olacak derken şimdi ne olacak." dediğimde kendim de olanları sorguluyordum.
Cihat abiye üzülmüştüm Timur bir şekilde bu olanları atlatabilirdi ama Cihat abi atlatamazdı büyük bir ihtimalle. Onun yerinde olmak istemezdim.
Tam Asya ile araları da iyiyken bu şekilde öğrenmese iyiydi ama. Madem babası kötüydü öğrenmesi gerekiyordu.
Hepimize onca şeyi yaşatan, çektiren kişinin babası olduğunu bilmesi gerek.
"Öğrenecek, hepsi öğrenecek." dedim kararlı çıkan bir sesle.
Kapıdan giren Nisa hemşireyle bakışlarımı direkt ona çıkardım.
Benim için ayran yapmıştı galiba içine de tuz koymuş olmalıydı.
Gülümseyerek yanıma geldi ve elimdekini bana uzattı. "Teşekkür ederim." diyerek elindeki ayranı aldım ve içmeye başladım.
"Dediğim gibi mutlaka bir uzman görsün, bu şekilde ayranla falan olmaz. İhmal etme sakın bu durumunu." dediğinde başımı salladım.
"En kısa sürede baktırcağım." dedim ve gülümsedim.
"Tamam canım, sizde kızı strese sokacak şeyler söylemeyin bu durumda stres yapması çok yanlış olur. Mümkün olduğunca moralini yüksek tutmalı. Anlaşıl mı beyler?" dediğinde hepsine baktı.
"Anlaşıldı komutanım." dedi Levent. Yüzünde alay eder gibi bir ifade vardı.
Nisa gülerek odadan ayrılmadan Murat beye döndü ve, "Sizin de birazdan iğnenizi yapacağım hazırlanın."dedi ve Murat beyin bir şey söylemesine fırsat vermeden odadan çıkmıştı.
"Bu kız da bir gün beni iğneler yüzünden öldürecek." dedi Murat bey.
"Şükret, şükret kaç yıldır sana bakıyor kızacağız az kıymetini bil şu kızın." dedi Rauf amca.
"Biliyoruz ya kötü bir şey mi dedim şimdi ben." diyerek bize baktı.
"Sana kart için gelmiştim o kartlar nerede bana lazım. Bize lazım." dedi Levent.
Bize lazım dediği babamdı galiba.
"Timur'a verdim ben onları onda yani,
İçindekilere de o bakacaktı. Bazılarına baktık ama anlayamadık." dediğimde babam ellerimi tutup yüzüme baktı.
"İyisin değil mi?" diye sorduğunda başımı salladım. "İyiyim." dedim normal bir şekilde çıkmasını sağladım sesimin. Nisa'nın dediklerini dinlemeliydim strese girmem bebek içinde benim içinde iyi olmayacağı kesindi.
"O zaman Timur ile konuşacaksınız artık onun karşısına çıkmam gerekiyor." dedi Rauf amca.
"Evet oğlumun karşısına çıkmam gerekiyor."dedi Murat bey.
Timur ne söylerdi ne yapardı artık bende bilmiyordum. Bildiğim tek şeyin artık bu şeylerin son bulmasıydı. Sürekli bir sır öğrenmekten de yorulmuştum.
"Annemden hiç mi iz yok." dediğimde Leven'in bakışları beni buldu.
"Köstebeğim iki yıldır orda. O bir yıl içinde bir kaç kez görmüş yanında ama sonra hiç görmemiş. Bizde şey düşüyoruz." dedi çekinerek.
Ne düşünüyorlardı?
"Allahtan strese girmesin dedi." diyen babama baktım.
Ne düşünüyorlardı? Benim stres yapmamı sağlacak ne düşünüyor olabilirlerdi.
"Ölmüş olabilir." dedi Levent düz bir sesle.
"Ne?" dediğimde babama baktım.
Gerçekten ölmüş olabilir miydi?
"O adam mı öldürdü annemi yoksa?" dedim telaşlı çıkan bir sesle.
"Ama kaçmış da olabilir değil mi? Ölmüş olamaz." dediğimde hepsine birden baktım.
"Ya bir şey söylesenize!" diye bağırdım.
Sinirlerim bozulmuştu artık. Annemle bir kez bile konuşmadan bu dünyadan gitsin istemiyordum.
Hiç kimseden ses çıkmayınca koltuğa sinip ağlamaya başladım.
Anne sevgisi olmadan büyümüştüm zaten. Bir kez olsun annem olsa yanımda ne olurdu sanki.
"Güzelim ağlama, kesin değil kaçmışta olabilir hem annen dişli bir kadın bunca yıl o psikopat adama sabredebildiyse bundan sonrada sabredebilir." dedi babam.
"Akif haklı kızım kesin bir şey değil Levent'in söylediği bir tahmin sadece." dedi Murat bey.
"Ya değilse, ya tahmin doğruysa." dedim gözyaşlarımın arasında.
Burnumu çektim ve babama baktım.
"Benim babam kim?" diye sorduğumda babam donup kaldı.
Annemi belki o bulurdu. Ya da bilmiyorum benden haberi var mıydı gerçek babamın. Annem bir yandan o bir yandan beni delirtmek üzereler. İkisinide düşünmeden edemiyordum. Babamı da merak ediyordum. Sormam gerekiyordu. İçimdeki soruları tek tek onlara sormalıydım.
Bir kaç dakika hiç bir şey söylemeden sadece beni izledi babam.
"Ben.." dedi ve sustu. Hiç bir şey söylemeden ayağa kalktı.
"Bunu sonra konuşuruz." dediğinde odadan çıkacağını anladım.
"Adamlara söyle Neva'yı eve bıraksınlar." dedi Levent'e bakarak.
Levent başını salladı ve yanıma doğru gelmeye başladı.
"Gel bakalım yardım edeyim sana." dedi ve karşıma geçip bana elini uzattı.
"Nereye kaçıyorsun baba? Biliyorsun değil mi babamın kim olduğunu, o yüzden kaçıyorsun benden." dediğim de kapının önünde durdu.
"Bunca yıl zatan saklamışsın benden artık saklama." dedim üzgün çıkan sesimle.
Babam bana döndü ve onunda gözlerinin dolduğunu görünce üzülmeye başladım.
Kıyamazdım ki ben onun göz yaşlarına.
"Özür dilerim." dedi ve bana tekrar bakmadan odadan ayrıldı.
"Gitme kızım üstüne zaten çok acı çekiyor senden onca şeyi sakladığı için. Babam nerde diye sorunca çok üzüldü." diyen Rauf amacaya baktım.
Üzüldüğünü görebiliyordum. Ama bende sıkılmıştım bu durumdan gerçek babamın kim olduğunu da bilmeliydim. Bu benim en doğal hakkımdı. Bir insanın öz babasını öğrenmek istemesinden daha doğal bir şey ne olabilirdi ki. Derin bir nefes alıp ayağa kalkıp yürümeye başladım. Levent'in yardım teklifini de reddettim böylelikle. Şu an hiç biriyle konuşmak istemiyordum.
"Neva bekle." diyen Murat beyin sesiyle bakışlarımı o tarafa çevirdim.
"Evet." dediğimde Murat bey Levent'e baktı.
"Şurada." dediğinde eliyle masanın üzerinde siyah bir kutu vardı onu işaret ediyordu eliyle. Ne vardı ki o kutuda.
"O ne?" dediğimde Levent çoktan o kutuyu almıştı masanın üstünden.
"Yanından hiç ayırma onları hep üstünde olsun." dedi Murat bey.
Kutuyu elime aldığımda açtım ve içinde duran küpeler ile bakıştım.
Bana hediye almış olacak değillerdi herhalde.
"Ne bunlar?" diyerek Murat beye baktım.
"İçine seni bulabilmek için takip cihazı taktık ne olur ne olmaz diye. Tak onları lütfen ve hiç çıkarma sürekli yanında olsunlar." dediğinde küpelere bakıp kaldım. Bunun neresine cihaz koydu bunlar. Boyutları oldukça küçüktü küpelerin.
Bir şey demeden başımı salladım ve ona döndüm.
"Geçmiş olsun ve.." Dedim ve durdum.
"Tanıştığımız memnun oldum." dediğimde Murat bey bana bakıp kocaman gülümsedi.
Öyle içten bir gülümsemeydi ki.
"Bende öyle kızım, bende öyle. Torunuma ve kendine çok iyi bak kızım." dediğinde gözleri dokmuştu.
Dede olacağı için o da çok mutlu olmuştu.
Bebeğimin iki dedeside çok duygusaldı.
Acaba üçüncü dedesi kimdi. Tanıdık biri miydi ki?
Bakışlarımı bir kaç saniyeliğine Rauf beye çevirdim. Üzgün bir şekilde bana bakıyordu.
"En çok size kızacak, bunca zaman sakladığınız için ama." dedim ve durdum. Rauf bey bana bakmış ve diyeceğim şey için sanki biraz heyacanlan gibiydi.
"Ama yaşattığınız teşekkür ederim."
Ne olursa olsun babamın katil olmasına dayanamazdım. O kötü bir polis olamazdı. Olmamalıydıda.
Başını sallamakla yetindi sadece. Dinlenmek istiyordum artık. Bugün çok yorulmuştum.
Evden çıkalı yarım saat olmuştu.
Ellerim karnımın üstünde duruyor ve karnımdaki bebeğimin varlığından güç alıyordum.
Heyecanlı bir şekilde Timur'a kavuşmayı bekliyordum. Çok az kalmıştı eve varmamıza. Çok endişelendiğine emindim.
Söyleyeceğim şeyden sonra nasıl bir tepki verecek çok merak ediyordum.
"Baba bizi bekliyor bebeğim." diyerek karnıma bakarak fısıldadım.
Karnımda minik bir beden yaşıyordu, Timur'un ve benim minik bebeğimiz.
Biz çok güzel bir aile olacaktık.
Timur da sevinirdi değil mi hamile olduğuma?
Bebeği olacağı için sevinirdi değil mi?
Kim sevinmezdi ki böyle habere?
Olanları nasıl Timur'a anlatacaktım onu da bilmiyorum.
Ne diyecektim ben ona.
Kim kaçırdı seni dediklerinden nasıl söyleyecektim.
"Geldik, unutma denk geldi aldım seni. Merak etma çok yakında Timur ile konuşacağız elindeki belgeler lazım bana zaten. Ondan mutlaka almalıyım." diyen Levent'in cümlesiyle ona baktım.
Dosyada onun için önemli olan bir şey mi vardı acaba?
"Senin için neden bu kadar önemli?" diye sordum. Yüzünü incelediğimde hiç bir mimik oynamıyordu. Buradan bakılınca da pek bir şey anlamıyordumda.
"İnan içindekilerin kimler olduğunu bilsen sende polise vermek istersin." dedi ve bana bakmaya devam etti.
Araba durduğunda etrafıma bakındım. Bizim evin önüne gelmiştik.
Timur evde miydi onu da bilmiyordum.
"Peki konuşsunlar vermek isterse verir Timur." dedim sakin bir şekilde.
Levent güler gibi oldu ve, "Emin ol zorla yine alınır. O belgeler o kadar değerli ki. Eminim şu an herkes kartın açıldığını biliyordur. Kocam açık hedef hakinde o kart yüzünden. Yani bu demektir ki kocan elindekini bize verip iş birliği yapacak. Yoksa onu hapse atmak zorunda kalacağım." dediği ana ona bakıp kaldım.
"Ne!" dediğimde hiç bir şey söylemeden kapıyı açtı.
"Üzgünüm seni üzmek istemezdim bu halde ama, onlarlar bu. Baban da engel olamaz buna. O kartı verirse belki işler değişir. İkna etmesi de artık sende Neva." dedi kararlı çıkan sesiyle.
Dudaklarımı bile oynatamadan kapıya bizim adamlardan biri geldi.
"Yenge!" dedi adam sevinçli çıkan sesiyle.
Bakışlarımı kısa bir süreliğine ona çevirsemde Levent'e döndüm.
"Ben tehdit edebileceğiniz biri değilim. Bu söylediklerinizi seve seve kocama ileteceğim. Babama da tabi." dedim ve bir şey söylemesine fırsat vermeden arabadan indim.
İki dakika sinirlerimi zıplatmayı başarmıştı. Babam bu adamla iş birliği yaptığı belliydi. Önemli biriydi belkide. Ama şu an beni ve kocamı tehdit etmesi sinirlerimi bozmuştu. Kapının kapanma sesini duydum ve araba yavaş bir şekilde ilerlemeye başladı. Bakışlarım beni inceleyen adamlara kaydı evde çok fazla koruma yoktu. Acaba diğerleri neredeydi. Yoksa beni mi arıyorlardı.
"Timur evde mi?" diye sorduğumda çoktan eve doğru yürüyordum.
"Yok yenge değil ama aradık az önce, geliyormuş." dediğinde ona bakıp başımı salladım.
"Teşekkür ederim." dedim. Sesimin nazik çıkmasına özen göstermiştim.
Adamın gözlerinde hala bir endişe vardı ve beni inceliyordu. İyi olup olmadığıma bakıyordu muhtemelen. Demek ki o da biliyor olmalıydı kaçırıldığımı. Hepsi biliyordu galiba hepsinin gözünde birer endişe vardı.
Kapıyı benim için açtılar ve yavaş bir şekilde onlara selam verip içeri girdim.
Evde kim vardı bilmiyorum ama umarım soru sormazlardı şu an için kimseye açıklayabilecek durumda değilim.
"Yenge." Dicle kapıyı açmış yanıma doğru geliyordu.
"Yenge sen iyi misin? Neredeydin, abim kaçırıldığını söyledi. Neler oldu?" dedi endişeli çıkan bir sesle.
Elleriyle de beni yokluyordu vücudumun her hangi bir yerimde bir şey var mı diye bakıyordu.
"Ben iyiyim eve geçelim mi? Çok yorgunum." dediğimde sesim de oldukça yorgun çıkmıştı. Ruhen bir yorgunluğum vardı. Vücudum iyiydi ama ruhum hiç iyi durumda değildi. Bebeğim için ayakta duruyordum o kadar. Bebeğim aklıma gelince yine gülümsedim.
Onun varlığı sayesinde bir çok şeye dayanabilirdim. Benim en zor zamanımda bana gönderilen küçük mucizeydi o.
"Kızım." diyen Asiye'ye hanımın sesiyle ona döndüm.
"İyi misin kızım? Ne oldu, anlat kızım, kimmiş seni kaçıranlar?" dediğinde gözlerimin hedefinde Ahmet bey vardı. O ne ara bu eve tekrar geri gelmişti ki?
Bu adam kesinlikle çok fazla uyanıktı.
Babamın ve Timur'un babasının söyledikleri şeylerden sonra sakin kalamıyordum.
Kalkıp o adamı parçalamamak için ellerimi sıktım. Bundam başka da bir şey yapamıyordum maalesef.
"Kızım sana soruyoruz, neler olduğunu anlatacak mısın artık." dedi Asiye hanım.
Başımı çevirip ona bakamıyordum. Hedefimde olan Ahmet beye odaklanmıştım çünkü. Sinir seviyemi katlıyordu onun burada oluşu. Ağzımı açıp gerçekleri haykırmak istiyordum ama kendimi tutuyordum. Tutmak zorundaydım. Çünkü konuşması gereken kişi ben değildim. Babam ve Murat bey konuşmalıydı.
"Bir sorun mu var kızım, niye bana öyle bakıyorsun?" dediğinde hala ona bakmaya devam ettim.
"Bir şey yok." dedim düz bir sesle.
"İyi görünmüyor Dicle kızım doktor çağır." diyen Asiye hanım'a döndüm.
"Teşekkür ederim efendim iyiyim ben." dediğimde hepsi birden bana bakıyordu şu an. Babamların söylediklerini düşünmeden edemiyordum. Bakışlarımı Ahmet beyden çekmekte çok zorlanıyordum. Bebeğimin sağlığı için ona bakmayı bıraktım. Sinir olmanın ve stres yapmanın zamanı değildi. Tam tersi artık mutlu olmanın zamanıydı.
"Neden gülüyor." diye Dicle'nin sesiyle on bakıp kaldım. Gülümsediğimin farkında bile değildim.
"Abin geliyormuş mu?" diyen Asiye hanıma baktım. Yüzünden anladığım kadarıyla benim halimden hem korkmuş hemde endişeliydi.
Benim öğrendiklerimi onlar öğrendiklerinde nasıl olacaklardı acaba?
O zaman neler olacaktı peki?
"Geliyor anne." dedi Dicle ve bana endişeli bir çekilde bakmaya devam etti.
Kimseye bir şeyden sessiz bir şekilde koltukta oturdum. Diğerleri de artık bana bakmayı bırakıp kendi aralarında konuşmaya başlamıştı.
"Ayy.. Geldiniz mi?" diye çığlık atan Asya'ya baktım.
Koşarak yanıma geldi ve ağlamaklı gözler ile bana baktı. "İyi misiniz?" dediğinde gülümseyerek başımı salladım. İyiydim onca olanlara rağmen iyiydim. Bebeğimin sayesinde.
"Timur abi çok sevinicek. Evi kaç kez aradı tahmin bile edemsiziniz çalışanlar olarak çok zor duruma düştük ama neyseki iyisiniz." dedi Asya neşeli çıkan sesiyle.
Yüzümde açan gülümsemeyi görmüştü. Belki birazdan hepsine vereceğim haber sayesinde onların da yüzlerinde gülücükler açardı.
Benim öyleydi. Onlarında öyle olur muydu?
Ben Asya'ya bakerken bir anda içeri bir kaç kişi girdi ve ben anında başımı o tarafa çevirip salonun girişine baktım.
Timur önde, Barlas arkadaydı. İkisi de korkmuş olmalıydı ki yüzleri kireç gibiydi.
"Allahım çok şükür." dedi Barlas.
Neler oluyordu ya?
Niye bu kadar korktu bunlar?
"Neva.." dedi Timur ve sesi titredi.
Sesi neden titriyordu şimdi bunun.
"Neva.." dediğinde sesi neredeyse ağlamaklı çıkıyordu.
"İyisin." diyerek fısıldadı. O kadar kısık bir şekilde konuşmuştu ki sanki sadece onu ben duymuş gibiydim.
"Ben." dedim ve kaldım. Ne diyeceğimi bilemez bir halde gözlerimi açıp kapattım.
Timur bir kaç adımda yanıma geldi ve elleriyle vücuduma dokunmaya başladı. Kollarıma baktı beni kendi etrafımda bir tur döndürdü ve bana sarıldı. O kadar sıkı sarılmıştı bir an şaşırmıştım.
"Seni kaybettim sandım!" dedi.
"Seni kaybettim sandım!" dedi tekrar. Sesi inilti gibi çıkmıştı. Sanki hala acı çekiyormuş gibiydi.
Canı acıyordu!
Beni kaybettiği için mi, Böyle olmuştu?
"Bana neden haber vermiyorsun, seni nerelerle aradım haberin var mı!" diye bağırdı.
Bana sarılmayıda bırakmıştı artık.
"Timur." dediğimde sözleriyle beni susturdu.
"Bana bunu yaşatmaya hakkın var mıydı!?"dediğinde sol gözünden bir damla yaş süzüldü.
Hayır.
Kocam benim yüzümden ağlıyor muydu yoksa.
"Kaç saat oldu haberin var mı?" diye bağırdı.
Sesinden acı çektiği o kadar çok anlaşılıyordu ki.
"Ben iyiyim bak geçti." dediğimde yüzüne doğru akan damlayı eliyle sildi.
"Adamlara söyleyip kendi canını nasıl tehlikeye atarsın? Hiç mi düşünmedin kendini ya. Hadi beni geçtim kendini hiç mi düşünmedin?" dedi...
*
*
İki saat önce..
Timur.
Elimdeki kağıt parçasıyla bakışıyordum. Kimdi bu? Bu kimdi? Elimdeki kağıtta Neva'nın elinde olduğunu yazıyordu. Liderliği bırakmazsam onun ölüsünü yollacağını söylüyordu.
"Kim olabilir hiç mi tahminin yok." diye Barlas'a baktım.
O kadar sinirliydim ki elimde kalacaktı şu an.
"Olsa burda mı olurum!"diye bağırdım.
"Abi yok, hiç bir iz yok." dedi Yiğit.
Çıldırmak üzereydim artık. Arabaya gittiğimizde Nevadan eser yoktu.
Telefonu da oradaydı arabanın dışında yere düşmüş bir şekildeydi. Arabanın içinde elimdeki not, kağıt parçası vardı.
"Babam delirmeden bulalım artık kuzenimi." diyen Barlas'a sinirle baktım.
"Bul o zaman bak elim kolum bağlı, yok hiç bir yerde yok!" dediğimde Barlas ofladı.
"Beni niye suçluyorsun? Sen kendi adamlarını suçla önce. Ne diye göndermişler kuzenimi mal mı bunlar." dediğinde iyice sinirlendim.
Sanki Neva'yı bilmiyordu. Neva kafasına koyduğunu yapardı.
Amcamı takip ederken başka düşmanlarıma yakalanmıştı. Ava giderken resmen avlanmıştı karım.
"Kafasına koymuş işte bir kere durdurabilene aşk olsun." dediğimde Barlas bana bakmaya devam etti.
"Aşk olsun, aşk güzel şeyde şimdi aşk meşkle uğraşamayız enişte. Yazıdan da bir şey çıkmıyor. Kim bilir hangi salak yazdı bunu." dedi elimdeki kağıta bakarak.
Ne dedi bana o?
Enişte mi dedi?
Ne eniştesi be!!
Kapıdan içeri giren Polat ile göz göze geldim. Polat'ın yüzü kireç gibiydi.
Bir şey mi olmuştu.
Bir şey mi olmuştu karıma?
Polat bana üzgün gözlerle baktı ve konuşmak için yutkundu. Neler oluyordu? Neva bir şey mi oldu?
"Ne oldu?" diye sordum korkarak.
Kötü bir şey söyleme kötü bir şey olmasın Allah'ım.
"Abi şey.. Telefonuna bir konum gelmiş." dediğinde ona baktım.
Notu okuyunca telefonu sıkmıştım. Sıktığım içinde ekran kırılmıştı. Tamir için göndermiştim.
"Ne konumu? Koray mı atmış yoksa?" dedim sevinçle.
Koray bir iz bulmuş olmalıydı. Onun arkadaşı vardı araya o girmiş olmalıydı.
"Abi bir numaradan." dedi ve ben ona bakıp kaldım.
"Ne? Beni mi çağırıyorlar? Neresi?" diyerek ayağa kalktım.
"Abi şey.." Dedi ve yüzüme bakmaya başladı.
"Ne oldu? Konuşsana Polat!" dedim sesli bir şekilde.
"Ne oldu?" diye soran Barlas'tı.
"Konum hastanenin morgu abi." dediğinde ellerim buz kesti.
Morg?
Morg mu?
"Anlamıyorum Polat düzgün anlat şunu!" diye bağırdım. Sinirlenmiştim artık. Kopuk kopuk anlatıyordu her şeyi.
"Abi yengemin konumu orasıymış gelen numara öyle yazmış." dedi ve neye uğradığımı şaşırdım.
Nefes alamıyordum. Nefes alamıyorum.
"Timur sakin ol." dedi Barlas ve ben ona baktım.
"Karım, morg da mı?" diye kekeledim.
"Sakin ol bana bak. Gidip bakacağız şimdi." dedi.
Morga mı bakacaktım. Morgda mı benim karım. Koruyamadım mı ben karımı?
Koruyamadım..
Hastaneye gireli kaç dakika oldu kaç dakikada buraya geldik sayamıyordum. Göreceğim manzaraya hazır değildim. Karım değildir. Karım beni bırakmaz değil mi?
"Burada abi." dedi Polat o önden biz arkasından gitmeye başladık. Ayaklarım beni geri çekiyordu. Korkarak ilerliyordum. Ayaklarımın üstünde sanki beton vardı da bende onu taşıyormuş gibiydim.
Kalbim deli gibi sıkılıyordu.
Ya oradaysa, ya oysa. Ben nasıl dayanırım nasıl yaşarım. Aşık olmak benim neyimeydi ki zaten. Aile kurmak benim neyimeydi?
Kapıyı açmış benim geçmemi bekliyorlardı. Korkarak Barlas'a baktım. Bakamayacaktım bunu yapamayacaktım.
"Ben bakacağım. Korkma o değildir ben eminim hemen öyle teslim olmaz ki Neva." dediğinde gözlerinin içine baktım.
Korkuyordu o da deli gibi korkuyordu.
Yavaş adımlar ile ilerlemeye başladığında içerideki soğuk hava ciğerimi parçalıyordu. Kalbim atmayı bırakmıştı artık. Buz kesmişti.
Olduğum yerden bir milim bile ilerleyemedim. Duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Nefes alamıyordum. Gömleğimin bir düğmesini açtım. Ama işe yaramadı.
Barlas beyaz kefenle sarılı bedene bakıyordu uzun bir süre bakınca yere çöktüm. Neva orada mıydı? Orada yatan benim karım mıydı.
"Değil, o değil." diyen sesini duymam ile başımı kaldırıp ona baktım.
O değildi.
O değil miydi?
Allahım sen ne büyüksün.
"Vallahi o değil, o değil Timur." diyen Barlas'a minnetle baktım.
"Allah'ım çok şükür." dediğimde Barlas beni yerden kaldırmıştı. Ayağım yüzünden zaten hala sekerek yürüyordum. Bunu fırsat bilen orospu çoçukları da beni kandırmaya çalışıyordu.
"Bulun bana bunu yapanı!" diye kükredim. Sesim o kadar sert çıkmıştı ki. Hastenede bir çok kişi duymuştu belkide.
"Araştırıyorum abi." dedi Yiğit.
Bir şey demeden asımlarımın beni götürdüğü yere doğru ilerledim.
Şimdi ne olacaktı?
Şimdi nereye bakacaktım.
"Diğer hastanelere de bakın." dediğimde sandalyelerden birine bıraktım kendimi. Derin bir nefes çektim ciğerlerime. Bu korku uzun bir süre yeterdi bana.
"Kim böyle bie şey yapar ki demiyeceğim hepsi olabilir değil mi?" diyen Barlas'ın cümlesiyle ona baktım. Yavaş bir şekilde başımı salladım. Hepsi olabilirdi hepsi. Düşmanım o kadar çoktu ki. Hele ki şimdi daha açık hedef halindeydim. Karım kayıptı, ayağım öylesine bir haldeydi.
Tamamen savunmasızdım.
Ne yapacaktım ben şimdi?
"Evden arıyorlar." diyen Polat'ın sesiyle ona döndük.
"Kim arıyor." dediğinde ona baktım.
Cihat neredeydi?
"Cenk abi." dedi Polat.
"Aç." dediğimi telefonu açtı ve hoparlöre verdi.
"Polat abi, Neva yengem eve geldi." dediği an telefona bakıp kaldım.
Eve mi gelmişti?
Neva evde miydi?
"İyi mi peki?" diye sordu Polat.
"Evet abi galiba iyi." dediğinde bana baktı Polat.
"Tamam sen kapat geliyoruz bizde." dedi ve telefon kapandı.
"Hadi." diyerek hızla kalktım oturduğum yerden.
"Biraz yavaş ol Timur iyi dediler bak." diyen Barlas'ı dinlemedim bile.
Koşarak eve gitmeliydim. Kendim görmeliydim. Kendim görmeliydim iyi olup olmadığına o zaman karar verebilirdim...
Şimdiki zaman.
Gözlerimi Timur'dan çekmiyordum. O kadar korkmuştu ki benim için. Şu an hala yanında olduğuma inanamıyormuş gibi bakıyordu bana.
Neden böylelerdi ki?
Barlas'ta aynı durumdaydı. O çok korkmuş görünüyordu. İyi de Timur amcasını takip ettiğimi biliyordu. Neden korkmuştu bu kadar? Amcasının kötü biri olduğunu o da mı biliyordu yoksa? Benden mi saklıyorlardı. Bir tek ben mi bilmiyordum olanları.
Düşünceli bir şekilde ona bakmaya devam ettim.
"Bunu bana yaşatmaya hakkın yok. Bir daha sakın benden habersiz ayrılma bu evden." Diyen Timur'un sözleriyle ona dikkatle baktım.
Bir şey diyecektim ki sonra vazgeçip asıl önemli olanı söylemek için derin bir nefes aldım.
"Kimdi onlar biliyor musun, Tanıdık var mıydı içlerinde Nasıl kaçırıldın, nasıl oldu bu olay?" diye ardı ardına sormaya başladı Timur.
"Güzelim bir şey söy_" Demişti ki söylediğim kelimeyle donup kaldı.
"Hamileyim."
Söylediğim kelime herkeste bir şok etkisi yaratmıştı. Hepsi korkmuş bir haldeyken şaşkın bir hale büründüler. Barlas'ın gülümsediğini görüyordum.
Dicle de sevinçden yerinde sıçramıştı.
"Hala mı oluyorum." dediğinde Annesine sarılıyordu.
"Hala oluyormuşum anne, ay sende babaanne mi oluyorsun şimdi." dedi sesindeki neşe ve heyacan bana kadar ulaşıyordu.
Ahmet beyin bile bama gülümseyerek baktığını gördüm.
Bakışlarımı onlarda çekip Timur'a çevirdim. Timur gözlerini bile kırpmadan bana bakıyordu.
"Baba oluyorsun. Anne oluyorum.." dediğimde sol gözümden bir damla yaş aktı. O kadar mutluydum ki şu an. Bu bebek bu aileye çok iyi gelecekti. Hepimize çok iyi gelecekti.
Hala bir tepki vermeyince korkmaya başladım. Ona dokunduğumda hala kıpırdamıyordu çünkü.
"Bayılan insan ayakta duramaz değil mi?" dediğimde diğerlerine bakıyordum.
"Kızım sevinçtendir o sevinçten." diye Asiye hanımla göz göze geldik.
Haklıydı belkide ama Timur hiç bir tepki vermiyordu. Bu ister istemez beni biraz korkutmaya başlamıştı. Yoksa bebek istemiyor muydu? Yoksa çoçuk istemiyor muydu?
"Bir şey söylese?" dediğimde gözlerini gözlerime dikti.
"Hamile mi?" dediğinde sesi sonlara doğru neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı.
Mutlulukla başımı salladım. "Evet Timur bebeğimiz olacak. Baba olacaksın." dediğimde daha fazla ağlamaya başladım.
O kadar çok mutluydum ki.
Bebek sayesinde her şey daha da güzel olacak.
"Cinsiyeti belli mi? Doktorana ne zaman gittin ki sen?" diye Dicle'nin sesiyle ona baktım.
"Bilmiyorum ki daha bende sadece hamile olduğumu biliyorum." dediğimde Barlas'a bakmıştım.
Hatta Barlas söylemese bilemezdim bile daha.
Şimdi neden o kadar kötü olduğumu anlamış oldum. Aslında hamileydim ve bebeğimde kendini bana göstermeye çalıyormuş. Ben hiç anlamamıştım.
Timur hala hiç bir şey söylemiyor sadece bana ve karnıma bakıyordu. Orada olduğunu hissediyordu o da biliyordum. Bende hissediyordum..
Timur hala konuşmamıştı. Sadece konuşulan konulara arada bir kulak veriyordu o kadar. Tek baktığı ve tek odağı bendim benden çekmiyordu bir türlü bakışlarını.
Kimseyi görmediğimi söylemiştim hepsine. Aslında çok farklıydı olay. Timur ile akşam konuşacağımızı biliyordum ama ona şimdilik aynı şeyi söyleyecektim sebepsiz yere beni bir anda geri bıraktımlarını arabadan sonra hiç bir şey hatırlamadığımı söyledim. Tabi yalan söylemiştim. Çünkü açıklayabileceğim durum değildi bu. En güzeli olayın asıl sahiplerinin anlatmasıydı. Murat beyin anlatması gerekiyordu.
Dicle babasından bir kaç bahsetmeye başlamıştı. Ben artık Ahmet beyin de Murat beyin yaşadığını öğrendiğini anladım.
Belkide çoktan biliyordu bilmiyormuş gibi yapıyordu.
Şöyle bir düşününce onu hiç küçükken gördüğümü hatırlamıyorum. Belkide beynime koyduğu o şey yüzümdendi. Bu adam manyak mıydı beynimin altına onu yerleştiriyordu.
Kesinlikle kafayı yemiş bu adam.
Peki babam bunları bilerek nasıl onca zaman susmuştu. Nasıl saklamıştı onca zaman bunu.
Annem neredeydi acaba?
O kız neredeydi?
O kız gerçekten kardeşim olabilir miydi? Eğer tahminlerimiz doğruysa bu durumda o kız Timur'un hem baldızı hemde kuzeni mi olacaktı yani?
Allah'ım bu nasıl imtihandı böyle.
Timur'un bilmesi gereken o kadar çok konu vardı ki. Hangisininin altından kalkacağız bilmiyordum.
Üstelik babasını o halde gördüğünde ne hissedecek hiç kestiremiyordum. Murat bey çok da yaşlanmış sayılmıyordu. Tanıyacağına emindim ama neden onca sene saklanmıştı hala anlam veremiyordum. Anladığım kadarıyla o da Timur gibi biriydi. Neden Ahmet beyden korkmuştu ki?
"Ne zaman doktora gideceksin yenge?" diyen Dicle'nin sesiyle daldığım düşüncelerden çıktım.
"Yarın gideriz muhtemelen." dediğimde Timur'a bakmıştım.
Timur ile birlikte gidecektik. Birlikte ne varsa öğrenecektik.
"Bende geleyim mi?" diyen Dicle'ye döndüm.
"Ah tabi." dediğimde Timur kardeşine baktı.
"İlk önce biz bir gidelim, sen sonra gelirsin." dediğinde ona şaşkınca baktım.
"Yok artık." dediğinde Dicle de abisine şaşkınca bakıyordu.
"Doğmadan bebeği benden mi kıskanıyorsun? Abi çok ayıp." dediğinde neredeyse gülmekten içtiği çayı püskürtecekti.
Bende Timur'un bu haline gülümsemiştim. Gözümde o kadar masum gözükmüştü ki şu an. Bakışlarımı ondan çekemiyordum.
Ahmet beyde evden gitmişti artık zaten biraz daha kalsaydı çok dikkat çekecektim. Hatta ağzımda bir şeyler kaçırırı diye ödüm kopmuştu. Onu gördüğümden beridir tüm nefretimi ona çevirmiştim. Kesinlikle o adamda vicdan denen şey yoktu. Olsaydı onca şeyi yapmazdı. En önemlisi insan kardeşini nasıl öldürmek ister ya? Hala aklım almıyordu bu durumu. Kabullenemiyordum ben bu durumu. Ben böyleydim acaba Timur nasıl kaldıracaktı bunları.
Üzgün bir şekilde ona bakmaya başladım. Bebek için o kadar çok heyecanlıydı ki annesini dinliyordu.
Asiye hanım Dicle'nin küçüklüğünden bahsediyordu.
"Misafiriniz varmış Timur abi." diyen Asya'ya çevirdim bakışlarımı salonun girişinde Timur'a bakıyordu.
Misafirimiz mi vardı?
Kim gelmişti ki?
Acaba dayımlar mı buradaydı?
"Babamlar herhalde." diyen Barlas'ın cümlesiyle gelenlerin o olduğunu anladım.
"Değiller." dediğinde bana döndü Asya ve konuşmaya başladı.
"İnci hanım gelmiş alayım mı içeri. Şey birde yanında neydi adı ya?" dedi ve susup düşünmeye başladı Asya.
Başka kim gelmişti ki?
"Kim gelmiş yoksa Gencay mı gelmiş." diyen Barlas'ın cümlesiyle ona döndüm.
Ne alaka ya?
"Heh evet ağzımdan aldınız, o da gelmiş alsınlar mı abi içeri." diyerek Timur'a bakıyordu Asya.
Timur yavaş bir şekilde başını salladı.
Şaşırmıştım acaba İnci biliyor muydu benim kaçırıldığımı. Kim söylemişti ki? Ah tabi ya Polat söylemiş olmalıydı.
Oturduğum yerden biraz doğruldum ve inci ile Gencay'ın gelmesini bekledim. İnci de özlemiştim.
Gelmesi iyi olmuştu. Dicle'nin nişanına da gelmemişti neden gelmediğini de sormuş olurum hem böylelikle.
Kapıdan içeri giren İnci ile gözlerimiz hemen kesişti. Arkasından gelen Azra ile daha gülümsedim. Ne güzel hepsi birden gelmişti.
Gencay da içeri girmişti. Kucağındaysa masal vardı. Masal galiba babasından çok Gencay'daydı. Çünkü polat da içeri girmişti. Eliyle baldızını Asel'i tutuyordu.
Hepsi birden buradaydı ah ne kadar da güzel bir gündü böyle.
"Merhaba hayırlı akşamlar." diyen İnci'nin naif sesiyle hepimiz ona bakmıştım. Herkes "hoş geldiniz." dediğinde bende "hoş geldin" dedim. Masal ve Asel beni görünce yüzünlerinde gülükler açmıştı. Resmen bana ikisi birden gülücükler saçıyorlardı.
"Deyde." diyen masal ile ellerimi ona uzattım.
Kollarımı açmış bana teyze diyordu.
Yerim ben bunu ya.
Yavaş bir şekilde Gencay'ın kucağından aldım Masal'ı. Masal kucağımdayken Timur yanımda bitti ve Masal'a baktı.
"Teyzen hasta, bana gelmek ister misin?" dediğinde şaşkınca ona bakıyordum.
Hasta mıydım?
Ben hasta mıydım? Bundan benim niye haberim yoktu.
Masal bir bana baktı bir Timur'a sonra tekrar Gencay'a baktı. En son babasına Polat'a baktı.
"Hayıy babba." dediğinde Polat'a gitmek istedi bu seferde.
"Canım neyin var? Timur hasta dedi ama." diyen İnci'ye baktım.
"Ben." demiştim ki Timur konuşmaya başladı.
"Hasta değil hamile ağır kaldırması diye öyle dedim." demesiyle ona döndüm.
Benden önce beni mi düşünüyordu yani.
"Gerçekten mi?" diyen inci'ye başımı salladım.
"Ne güzel, bende hamileyim desene çifte doğuracağız." dedi ve şaşkınlık ile Polat ve İnci'ye baktım.
İkinci çoçuk mu yani?
"Ne zaman ikinci çoçuğu yaptınız siz ya, ben daha evlenemedim bile." diyen Dicle'nin cümlesiyle Timur öksürmüş ve Dicle'ye sinirle bakmıştı.
"Ay öyle demek istemedim yanlış anladın Abiciğim." dedi ve annesinin yanına sindi.
Gülümseyerek onları izliyordum.
Bu güzel bir haberdi. Bu akşam aldığımız bu ikinci güzel haberdi.
"Buyurun oturun kızım tekrar hoş geldiniz." diyen Asiye hanımla ona döndük.
"Sağ olun efendim." dedi inci ve koltuğa yerleşti.
Polat da yanına oturmuş Masal'a bakıyordu.
"Abla Alya teyzem de mi hamileymiş." dedi Asel ve hepimiz ona baktık.
"Evet ablacım." dedi İnci.
Asel'in yüzü düşmüş bir şekilde bize bakıyordu. Neden bir anda yüzü düşmüştü anlayamamıştım. Gözlerinin de dolduğunu görünce endişelenmeye başladım.
"Aselciğim sorun nedir sen bu habere sevinmedin mi?" dediğimde İnci konuşmaya başladı.
"Sevinmemiştir kıskanıyor hanım efendi şimdiden üstelik. Beni kıskanıyordu şimdi seni karnındaki bebekten kıskanıyordur." dediğinde Asel bir şey demeyip öylece yeri izliyordu.
Anladığım kadarıyla bu durum onu çok etkiliyordu. Zaten evde masal vardı muhtemelen bütün ilginin bu sefer ikisine gideceğini düşünüyordu. Masal ve yeni doğacak bebeğin.
"Balım bence ikiniz de hem benim bebeğimi hemde ablanın bebeğini çok seveceksiniz. Çünkü onlar da sizi çok sevecek. Üzülme tamam mı hem belki seninle de oynarlar. Seninle oynasınlar istemez misin?" diye sorduğumda Asel başını kaldırıp bana baktı.
"İsterim ama onlar benimle oynar mı ki? Herkes oynamıyor benimle." dediğinde üzgünce ona baktım.
Neden onunla oynamıyorlardı ki.
"Kim o seninle oynamayanlar sen söyle bana da ben bir okula geleyim yarın." diyen İnci'ye baktım.
Galiba o da bu durumu yeni öğreniyordu.
"Gerek yok, sen gelme eniştem gelse yeterli." dedi Asel ve İnci kardeşine üzülerek baktı.
"Dışarı da biraz dolaşabilir miyim, güller çok güzel görüyordu, çıkayım mı?" diyerek Timur'a baktı.
"Tabi." dedi Timur.
Asel bir şey demeden salondan koşarak çıktı.
"Ne yapacağım ben bununla, tek başıma olmuyor işte boşu boşuna zorluyorum annem ve babam olmadan onu büyütemiyorum." dediğinde ağlamaya başladı İnci.
Asel çok hırçın bir çoçuktu. Ama böyle yapması da aslında her şeyi anladığındadandı.
"Onun da suçu yok her şeyin artık farkında İnci muhtemelen anne baba özlemi çekiyor olmalı o da." diyen İnci'ye baktım.
"Biliyorum doktoru da öyle diyor. Konuşuyor doktoruyla ama benimle konuşmuyor. Kendini benden geri çekiyor. Gittikçe benden uzaklaşıyor. Nasıl yaklaşacağım ona bilmiyorum." dediğinde ona üzülerek baktım.
İkisinde çok yorulduğunu hal ve hareketlerinden anlayabiliyordum.
"Polat'a bile benden daha güzel davranıyor." dediğinde onu dinliyordum.
"Sende duydun doktorun dediğini, zamana ihtiyacı vae öyle hemen bir kaç seansta bitmez ki bu. Biraz daha sabret canım zamanla o da düzelecek." dedi Azra.
Bakışlarımı ona çevirdim. Yüzünde gülücükler açıyordu Azra'nın bu gülücüklerin sebebi Gencay mıydı acaba?
"Ben aslında seninle bir şey konuşmak istiyordum." diyen Gencay'ın sesiyle ona döndüm.
Benimle mi konuşmak istiyordu ne konuşacaktık ki?
"Tabi, konuşalım ne konuşacağız?" dediğimde biraz şaşırmıştım benimle ne konuşmak istiyor olabilirdi ki?
"Ne konuşacaksın kuzenimle?" dedi Barlas. Biraz sanki korkuyor gibiydi. Neden Gencay'a korkarak bakıyordu.
Kapıdan içeri giren dayım ile göz göze geldim. Ne ara gelmişti o.
Teyzem de buradaydı.
"Senin ne işin var burada?" dedi dayım. Gencay'a bakarak konuşmuştu.
"Neva'yla konuşmaya geldim." dedi Gencay dayıma bakmadan.
"Başlarım senin konuşmana, derhal terk et burayı." dediğinde şokla dayıma baktım.
Azra da ne olduğunu anlayamadığı için olanlara şaşkın bir şekilde bakıp kalmıştı.
"Neler oluyor Servet bey?" dedi Timur.
"Bir şey yok, hadi evladım hadi senin işin yok bu ailede." dediğinde Gencay'ın yüzü düşmüştü.
Bir dakika ya dayım neden bunun üstüne gidiyordu ki?
"Babamın yaptığı hatayı bana yüklemeyin. Benim ne suçum var ben bilmiyordum bile Neva ile kardeş olduğumuzu." dediği an ona bakıp kaldım.
Ne?!
Kardeş mi?
Biz Gencay ile kardeş miydik?
Nasıl ya?
"Bunu beni ilgilendirmiyor baban siktir olup gitmiş bende buraya gelince kızını kabul etti sanmıştım. Ama yok o hala aynı kafadaymış." diyen dayıma baktım .
Neler oluyordu burada ya?
"Bu böyle mi anlatılır ben size düzgün anlatın demedim mi?" diyen Timur ile ona baktım.
Biliyor muydu yani?
"Neva ben bilmiyordum, zamanında annenle babam tanışmış sonra babam seni istememiş ama ben bilmiyordum seni kaçırdığımızda bile bilmiyordum gerçekten özür dilerim." diyen Gencay ile bakışıp kaldık.
"Nasıl ya?" dedi Dicle.
"Senin baban aynı zamanda yengemin öz babası mı yani?" dediğinde Gencay yavaş bir şekilde başını salladı.
"Gencay'ın bir suçu yok olsa söylerdi zaten bilmediğini söyledi sizde lütfen uzatmayın artık servet bey." dedi Azra.
"İkisi de kardeş siz istesenizde istemseniz de onlar kardeş bu gerçeği değiştirmezsiniz. Davut beyin suçunu da bu iki çoçuğa yükleyemezsiniz. Üstelik ikisininde birbirinden haberi bile yokken." dedi Azra sinirli bir şekilde.
"Ben." diyerek araya girdim.
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Aynı gün içinde milyonlarca şey öğreniyordum. Daha ne kalmıştı.
Annemle Davut beyin ilişkisi nasıl gelişmişti Allah için.
"Nasıl kardeşiz biz? Davut bey nerde?" dediğimde Gencay başını kaldırıp bana baktı.
"Bizi bırakıp gitmiş." dediğinde ne diyeceğimi bilemedim.
Bırakmak mı?
"Nasıl?" dediğimde bana baktı.
"İstemiyormuş seni. İstemiş seni. Beni de istemiyormuş. Beni istemiyor." dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm.
İstemiyor mu?
İstemiyormuş mu beni?
Neden?
Ben ne yapmıştım ki ona?
Neden beni istemiyordu?
Kendimi kötü hissetmeye başladığımda Timur'a baktım. Artık gerçekten olanları kaldıracak halim kalmamıştı. Başımın dönmesiyle Timur'un yanımda bitmesi bir oldu.
Artık kaldıramıyordum. Bunca olan şeyi kaldıramıyordum. Timur'un beni havalandırdığını hissettim.
"Size tane tane anlatın anlatın demedim mi ben!" diye bağırdığını duydum.
Bu olanlar doğru değildi. Gencay benim kardeşim değildi. Değildi..
*
*
Ertesi gün.
Timur Kandemir.
Dün olanlardan sonra karıma bir süre düşünmeyi yasaklamıştım. Yoksa karım hepsinin karşısında kafayı yiyecekti onların yüzünden. Neyseki beni dinliyordu. Bebek sayesinde. Şu an tek düşündüğü şey bebekti.
Hasteneye geldiğimizden beri heyecanlı bir bekleyiş içindeydik. Birazdan doktorun yanına girecektik. Cinsiyeti için erkenmiş daha. Ama anladığım kadarıyla bebeklerin ne kadar olduğu belli olacaktı.
Ellerimiz birleşmiş bir şekilde doktorun gelmesini bekliyorduk.
Karşıdan gelende doktor olmalıydı.
"Ah çok özür dilerim beklettim mi? Acile gidip gelmem gerekmişti de." dedi ve kapıyı açıp geçmemiz için bizi bekledi.
İçeri geçtiğimizde kadının çok fazla gülümsediğini fark ettim.
"Nasılsınız Neva hanım?" dediğinde Neva bana bakmış sonra hemen doktora dönmüştü.
"İyiyim teşekkür ederim siz nasılsınız?" dediğinde doktor gülümsedi.
"Çok teşekkür ederim bende iyiyim." dedi.
"Timur beydi değil mi?" dediğinde başımı salladım.
Doktor normalde böyle olunca erkek almıyormuş eşlerini yani özel olarak rica ettiğimiz için almıştı beni.
"Kaç gün geciktiniz?" dediğinde Neva bana bakmadan konuşmaya başladı.
"Aslında çok gecikmedim testlerde çıktı hamile olduğum." dediğinde başını salladı.
"Anlıyorum. Şöyle geçelim isterseniz bir bakalım ultrasonla görebilecek miyiz?" dediğinde doktora bakıyordum.
"Tamam." dedi Neva üstündekileri bana uzattı.
Karnını açıp uzandı ve doktoru bekledi. Doktor karnına bir şey sürdü ve elindeki cihazla bakmaya başladı. Bende ekrandan bakıyordum ama göremiyordum ki bir şey.
"Heh bakın buradalar." dediği ana doktora bakıp kaldık.
"Buradalar mı?" dedi Neva.
"Evet çift kese var, bu demektir bebekler ikiz." dedi doktor ve Neva'nın karnında dolaştırdı Cihazı.
Doktor bir şey görmüş gibiydi yüzü değişmişti. Neden bir anda yüzü değişmişti ki?
"Evet şimdilik her şey yolunda ama bir kaç test yapmam lazım kan vermeniz lazım." diyerek masasına geri geçti.
Neva endişeyle baktı, doktora.
"Bir sorun yok değil mi doktor hanım?" diye sordu.
Sorun mu vardı yoksa?
"Yok sadece testler için biriniz bekleyebilir isterseniz sizi yormamak siz dışarda bekleyin. Beyfendi de benim vereceğim kağıtları almış olur." dedi doktor.
"Peki tamam olur." dedi Neva.
Bebek beklerken bebeklerimizin, ikiz olduğunu öğrenmişti. Bunu duyduğundan beri gülümsüyordu. Ama benim içimde kötü bir his vardı.
Doktor ekrana bakerken başını kaldırıp bana baktı.
"Onun yanında söylemek istemedim ama eşinizin durumunu iyi görmüyorum." diyen doktorun söyledikleriyle ona bakıp kaldım.
Ne demek iyi görmüyordu. Az önce bir sorun yok demişti.
"Ne demek istiyorsunuz açık konuşun doktor hanım." dedim.
"Bebeklerin alınması gerekiyor doğum sırasında annenin kalbî durabilir." dediğinde elim ayağım bus kesti. Ellerimi yumruk yapıp doktora baktım.
Ne demek bebekler alınması gerekebilir?
Neva'nın kalbi durabilir miydi?
"Üzgünüm bir kaç test yapmam gerek ama şüphelerim var, umarım yanılırım Timur bey." dedi ve bilgisayara bir şeyler yazmaya başladı.
"Test yapmadan bilemezsiniz. Bilemezsiniz değil mi? Test yapmadan kesin konuşmayın." diyerek ayağa kalktım.
Sinirlenmiştim.
Neva dışarı çıkmıştı ve şu an beni bekliyordu. Ben ise bir içerde kimi seçeceğime karar verecektim.
"Testler için Neva hanımdan kal alınacak. Girdim ben zaten koridor sonunda hepsini yaptırın. Ama kolay kolay yanılmam." diyen doktora korkuyla baktım.
Bu doğru olamazdı.
Neva'yi kaybedemezdim.
Bebekleri de kaybedemezdim.
Ben ne yapacağım şimdi. Doktorun dedikleri doğru çıkarsa ben bunu Neva'ya nasıl açıklarım bu durumu ben. Allahım bana bir yol göster doktor yanılmış olsun...
Devam edecek..
Bir bölümün daha sonuna geldik canlarım. Bölüm nasıldı?
Sırların çoğu açığa çıktı artık. Sizce Neva bu durumu kaldırabilecek mi?
Timur da öğrenince sizce neler olur?
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere canlarım. Yazarınızdan hepinize çokça kalp. ~~
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 48.97k Okunma |
3.93k Oy |
0 Takip |
43 Bölümlü Kitap |