30. Bölüm

25. Bölüm

Esma Gül Çağırgan
singularity

Hayat bazen insanı öyle yerlere sürüklüyordu ki asla yapmam dediklerini yapıyordun. En sevmediklerin en sevdiğin oluveriyordu birden. Sonra sırtına bakıyordun, oradaki bıçaklar en güvendiklerine ait çıkıyordu.

Hatta bazen bitti diyordun. Bir daha sevmem, güvenmem, devam edemem, nefes alamam... Olmaz diyordun. Gözlerimden yaş eksik olmaz bundan sonra. Dizlerine bakıyorsun, kan revan içinde. Düşmekten hali kalmamış. Ayaklarının altına dikenler batmış adım atmak zulüm.

İşte tam burada başlıyordu hayat aslında. Yapmam dediklerin alışkanlık oluyordu. Kimseden eskisi gibi nefret etmiyordun. Kimseye de güvenmiyordun. Herkesten her şeyi bekler hale geliyordun. Bir daha sırtını dönmüyordun kimseye o bıçaklardan sonra mesela.

Hatta çok güzel şekilde öğretiyordu hayat bitmediğini. Yeniden seviyordun, güveniyordun, devam ediyordum bir kere, nefes alıyordun... Sen ne dersen de oluyordu. Akacak yaş kalmıyordu belki ama başın eskisinden de dik okuyordu.

Dizilerindeki yaralar kabuk bağlıyordu. Acımıyordu artık ama geçmiyordu da. İzler hep orada kalıyordu. Ayaklarının altına batan dikenleri tek tek çıkarıyordun ellerinle. Sonra eskisinden de sağlam basıyordun yere. Hayat diyorduk buna, yaşamak. Kazanmak, kaybetmek, yeniden başlamak...

Herkesin öyküsü farklı oluyordu. Bazıları savaşmıyordu. Dizilerindeki yaraları görünce, ayaklarına dikenler batınca yürümeye küsüyordu. Gözlerinde yaş kalmayınca görmeyi unutuyorlardı. Aldığın her nefes ciğerlerine batınca yaşamaya küsüyorlardı.

Vazgeçmeli miydi insan yoksa her defasında yeniden başlamalı mıydı? Değer miydi yeniden başlamaya? Bitmiyordu ki yeniden başlayınca. Rüzgarlar daha sert esiyor, deniz daha çok dalgalanıyor, ateş daha fazla yakıyordu. Sen vazgeçmedikçe onlar durmuyordu.

En ufak sızı, seni öyle yerlere götürüyordu ki şaşıp kalıyordun. Bir koku, bir an, bir ev, bir söz... Seni tahmin edemeyeceğin yerlere götürüyordu. Geçmişte kalan o anın acısını hatırlıyordu. Yine öyle acıyacak sanıyordun ama sadece bir sızı kaplıyordu tüm bedenini.

O sızıyla anlıyordun, insanın ve devam etmek elindeydi ne vazgeçmek. Sadece zorunluluk vardı. Zaman geçtikçe daha dibe çeken ama seni dikleştiren zorunluluk. Geçmişte bağıra bağıra ağladığın şeyler artık göz bile doldurmuyordu ama gülemiyordun.

Bir kez delicesine ağladıktan sonra ne ağlayabiliyordun ne de gülebiliyordun. Anılar boğazın sarılıp hesap sorarken senin verecek hiçbir cevabın olmuyordu çünkü sende biliyordun. Bu hikayenin suçlusu ne sendin ne anılar.

Benim hikayemin suçlusu ne bendim ne anılar ne annem ne Memnune. Hepimiz belki iyi niyetle belki kötü bu hikayenin masumlarıydık. Ben vazgeçmemiştim, anılar sonunda siyaha dönüşeceklerini bilmiyordu, ölmeyi de hastalığı da annem seçmemişti, Memnune’nin ne bana ne kardeşlerime karşı hiçbir vefa borcu yoktu. Sadece önüne bir teklif gelmiş ve kabul etmişti. Evet bizi evinde istememişti ve kesinlikle iyi bir insan değildi ama babam izin vermeseydi bu kadın kimseye kötülük yapamazdı.

Bu hikayenin kötüsü babamdı. Beni bu kadar dik durmak zorunda bırakan, anıları siyaha çeviren, annemin hatırasına saygı duymayan ve Memnune’nin bize böyle davranmasına izin veren babamdı.

Hepimiz onun yazdığı masalın kahramanlarıydık. Bize verdiği rolleri oynuyorduk. Yine de beğenmiyordu. Beni dövüyor, annemi beğenmiyor, abimin arkasından ileri geri konuşuyordu. Hayri Eldem kendi elleriyle yazdığı sonu beğenmiyordu.

Şimdi bir takside başını dizlerime yaslamış bebeği için ağlayan Memnune’ye baktıkça aklıma annem geliyordu. Abim ve beni bir kenara çekip bir kardeşimiz olacağını söylemesi, benim sevinmem, abimin huysuzlanması. Sonra doğumun başlaması, babam ve annemin sabaha karşı evden çıkışı ve abimle benim halam gelene kadar evde yalnız kalışımız. Güney’in doğumu.

Şimdi yine bir kardeşim için hastaneye gidiyordum. Annesi benim annem değildi. Belki ölecekti. Bu iğrenç hayata hiç uğramayacaktı. Bir melek olacaktı. Yine de onun için çabalamış olacaktım.

Hayatımı karartan insanın hayatını kurtarmış olmak garip hissettiriyordu. Hesap sormak, intikam almak, nefret kusmak istediğin insanın hayatını kurtarıyor ve tek kelime edemiyordun. Dilin düğüm oluyordu da her şey kursağına diziliyordu. Yine de vicdanının seni rahat bırakmıyordu.

“Gülşah.” Memnune’nin tekrar mızmızlanmaya başlanmasıyla “sabır!” dedim sonunda. Arabaya bindiğimizden beri sanki benim elimden bir şey gelirmiş gibi sorular soruyordu.

“Ölmem değil mi?” terden ve gözyaşından ıslanmış suratına ters ters baktım. “Kötüye bir şey olmaz.” Selami abiye dönüp Memnune sesini kessin diye “abi ne kadar kaldı?” diye sordum.

“az kaldı bacım. 1 dakkaya ordayız.”

“al işte yetiştik. Dediğim gibi kötüye bir şey olmaz.” Memnune’yi rahatlatmak için söylediklerimden sonra alnındaki teri sildim biraz. En sonunda hastanenin önünde durduğumuzda arabadan inip “sedye!” diye bağırdım.

Birkaç hemşire elinde sedyeyle taksiye geldi. Memnune’yi arabadan alıp sedyeye yatırırlarken peşinden gitmeden Selami abiye dönüp “abi şimdi üstümde para yok Iraz’dan alırsın olur mu?”

“tamam bacım hallederim ben.”

Aklıma gelenlerle “Selami abi dur!” gitmeden durdurdum. “Iraz Ankara’da değil. Sen parayı babamdan al.” Memnune’nin parasını benim kocam değil Memnune’nin kocası ödesindi.

Hemşirelerin peşinden ilerleyip hızlıca yetiştim. Geldiğimi gören hemşirelerden biri “nesi var?” diye sordu.

“Çocuk düşüyor.”

“kaç yaşında?”

“40’ı vardır her halde. Yaşlı duruyor biraz.” İnadına yapıyordum. Sedyede sanki ölmek üzereymiş gibi pozlar kesen Memnune, arabada daha iyi durumdaydı, birden gözlerini kocaman açtı.

“35’imdeyim ben daha! Ne yaşlısı!.”

“tamam hanımefendi yormayın kendinizi, uzanın.” Hemşirelerden biri Memnune’yi sakinleştirirken bıyık altından güldüm.

“Nesi oluyorsunuz hastanın?”

Tüm sevimsizliğimle “cici annem.” Dedim. Memnune’nin göz devirdiğini gördüm. Aynı zamanda bende göz devirdim.

Memnune’ye müdahale etmek için götürürlerken bende hastanede lavaboya gidip ellerimi yıkadım. Selami abi parayı almak için Hayri Eldem’e gittiğinde zaten haberi olurdu ve buraya gelirdi. Gitmek istedim ama vicdanım el vermediği için Hayri Eldem gelene kadar beklemeye karar verdim.

Maalesef gelmesi sandığımdan uzun sürdü. Memnune’nin müdahalesi bitti. Bebekte o da iyiydi. Acilde bir sedyede yatıyordu. Uyanınca gidebilir demişlerdi. Hastanede çok yer tutmamız istenmiyordu.

Bende mecbur başında bekliyordum. Hayatımda en nefret ettiğim dakikaları yaşıyor olabilirdim. Bırakıp gitmek vicdanına sığmıyordu ama anneme ihanet ediyor gibi hissediyordum. Yine de ben annemden böyle görmüştüm.

Yardıma muhtaç olanın kim olduğuna bakılmaz yardım edilirdi. Düşene bir de biz vurmazdık. Hayat her şeyden önemliydi. Böyle anlarda tüm düşmanlıklar, kimler biterdi.

Memnune yavaş yavaş kendine geliyordu. İlk gördüğü ben oldum sonra korku dolu gözlerle elleri karnına gitti. Serum taktıkları kolunu tuttum. “merak etme yaşıyor. Babasına çekmiş her halde domuz gibi dedi doktor.”

Bir an gülecek gibi oldu Memnune sonra toparladı yorgundu. “Gülşah özür dilerim.” Hangi birine özür dilediğini bilmiyordum. Annemin hatıralarına mı, evsiz sokakta kalışımıza mı, babamdan yediğim dayağa mı, evlenmek zorunda kalışıma mı hangi birine?

Neyi telafi edecekti bu özür? Çok anlamsızdı. Onunda vicdan yapmış olabileceğini düşündüm. Onu kurtardığım için bana yaptıklarından dolayı utandığını. Cevap vermedim.

“Özür dilerim. Yine olsa yine yaparım çünkü benim başka şansım yoktu. Her şey çok daha farklı olsun isterdim ama böyle oldu ve ben yaptığım yapacağım hiçbir şey için pişman değilim. Özrüm sadece hiçbirini hak etmediğin için.”

Konuşma gittikçe beni rahatsız ediyordu. Tam cevap verecekken içeri Hayri Eldem’in girmesiyle oturduğum yerden hızla kalktım. Kimseye bakmadan çıktım. “Gülşah!” Hayri Eldem’in arkamdan seslendiğini duysam da dönmedim.

Hastaneden çıktım ve mahalleye yürümeye başladım. Yol uzundu ama yanımda para yoktu. Bu yüzden yürümek zorundaydım. İşe de gidememiştim. İnşallah Naciye abla çok kızmazdı. Kovulursam çok üzülürdüm.

Mahalleye gelene kadar çok yorulmuştum. Kesinlikle yürünecek bir yol değildi. Saatte iyice geç olmuştu. Mahalleye girdiğimde etrafta bir karmaşa vardı. Ne olduğunu anlamadım.

Bir anda sırtıma dolanan kıllarla yerimden sıçradım. Sonra Güney’in bana sıkı sıkı sarıldığını gördüm. Omuzları sarsılıyordu. Ağladığını anladım. “Güney ne oldu iyi misin?”

Güney cevap vermeden endişeli ve öfkeli şekilde bize doğru gelen Mehmet babayı yanında memnuniyetsiz şekilde duran Nazende hanımı rahatlamış şekilde annesinin arkasında koşuşturan İclal’i gördüm. Tüm mahalle bize bakıyordu. Ne olduğunu anlamadım.

“Kızım nerdesin sen!?” Mehmet babanın bağırmasıyla yerimden sıçradım. Güney hala bana sarılıyordu.

“Ne olacak gezmeye gitmiş işte. Evlendi ya oğlumla, iş falan hayal tabi. Ne çalışacak hazır koca parası varken. İş bahanesiyle geziyor sabahtan akşama.”

Mehmet babanın sabır çektiğini duydum. “Anne yapma.” İclal sessizce annesini susturmaya çalıştı. “Sus kız sen!” Nazende Hanım bir kez daha cırladı. “Ben oğlumu bunun gibi ucuz kızlara rezil ettirmem. Kıracak dizini oturacak evinde.”

“kes artık!” Güney’in bir anda beni bıraktı. Nazende hanıma dönüp bağırmasıyla Nazende irkildi ve sustu. “Güney! Tamam ablacığım sakin.”

Mehmet babaya döndüm. “Ne oldu?”

“Iraz atölyeyi aramış, işe gitmemişsin. Herkesi ayağa kaldırdı. Sabahtan beri seni arıyoruz. En sonunda askerler götürdü sandık. Nerdesin kızım sen?!”

“Sabah işe gitmek için Evden çıktım. Sokağın birinde Memnun’yi gördüm. Çocuk düşürüyordu. Hastaneye götürdüm. Babam gelene kadar da başında kaldım.”

Herkesin sakinlemesiyle bende sakinledi ve Güney’e döndüm. Aileden birilerinin bir anda gitmesi üstünde travma bırakmıştı. Önce anne babamız sonra abimiz derken beni kaybetmekten çok korkuyordu. “Burdayım geldim ablacığım korkma olur mu?”

“Iraz abi, ablan yokmuş deyince ödüm koptu.” Başını öptüm. Eve gidecekken Mehmet baba “kızım bu akşam bizde kalın. Hem bizde telefon var. Iraz’ı da ararız sesini duysun. Tüm mahalleyi ayağa kaldırdı çocuk.”

Bu cevap hakkımız olan bir teklif değildi. Zaten İraz yanımızda yokken evde kalmamız görülmüş şey değildi. Kadının kocası yanında yoksa kaynanasını yanına gitmeliydi. Her ne kadar sinir olsam da doğru kabul edilen buydu. Iraz annesinin huyunu bildiği için böyle bir şey istememişti ama şu saatten sonra kaçışın yoktu. Başımı salladığımda Nazende hanımın sinir olmuş şekilde arkasını dönüp eve gittiğini gördüm.

“Mehmet baba evden birkaç eşya alayım.”

“tamam kızım. İclal’le gidip gelin bende Nazende’ye bakayım.”

İclal, ben, Güney birlikte eve gitmeye başladık. Akşam için güney ve bana pijama ve ertesi gün giymek için kıyafet aldım. Iraz’ın hemen döneceğini düşünerek fazla kıyafet almadım. Dönmezse de ben evime dönerdim.

Evden çıktığımda kapıda polisleri görmeyi beklemiyordum. İclal ve Güney onlara şok olmuş şekilde bakıyordu. “Buyrun?” diye sordum. Bir polislere bir İclal ve Güney’e bakıyordum.

“Gülşah Eldem burada mı?” yaşım tutmadığı için Iraz’la resmi nikah kıymamıştık. Bu yüzden soyadım hala Eldem’di.

“Benim.”

“hakkınızda kasten adam yaralamadan şikayet var.”

 

Bölüm : 18.01.2026 16:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...