33. Bölüm

28. Bölüm

Esma Gül Çağırgan
singularity

Iraz ilk iş aile evine gitmişti. Gülşah bulunduysa babası onu buraya getirirdi. Kapının önüne geldiğinde durmadan sert sert kapıya vurmaya başladı. “ne vuruyorsun? Geliyoruz işte!” annesinin sesini duyması onu sakinleştirmedi. Iraz’ı sakinleştirmek tek ses Gülşah’ın sesiydi.

Nazende kapıyı açtıp oğlunu gördüğünde büyük bir gülümsemeyle “oğlum! Hoş geldin.” Dedi. Gülşah’ı karalama kampanyasına oğlunun aklını çeldikten sonra başlayabilirdi. Birkaç güzel söz, gülümseyen surat ve güzel yemekten sonra kanmayacak erkek yoktu Nazende’ye göre.

“Bırak bunları anne! Gülşah nerede?” Iraz’ın umrunda olan tek şey Gülşah’tı şu an. Annesinin sahte ilgi gösterisine ayıracak zamanı yoktu.

Nazende taktik değiştirerek yüzündeki gülümsemeyi sildi. Memnuniyetsiz şekilde baktı Iraz’a sanki az sonra söyleyeceklerinden o mesul değilmiş gibi.

“kime ne yaptıysa polisler tutuklamış.” Nazende’nin sesindeki küçümsemeyi Iraz duymuyordu.

Büyük bir ter boşaldı Iraz’dan. Kalbi hem atmayı bırakmış hem de hiç olmadığı kadar hızlı atıyor gibiydi. Yanlış anlamış, Gülşah’ı askerler götürdü sanmıştı. Yapamazdı Gülşah. Uraz saçının teline zarar gelmesin derken hapiste dayanamazdı.

“Anne.” Fısıldadı. Nazende bir an kaldı öylece. Gülşah’ın ne kadar görgüsüz, ahlaksız, terbiyesiz olduğundan bahsedecekti ama oğlunun sesi ilk kez bu kadar güçsüz çıkmıştı. “Askerler mi götürdü Gülşah’ı?” Iraz’ın sesi sanki çocukken bir kez görüp çok eğlendiği arkadaşıyla vedalaşır gibiydi. O arkadaşla bir daha görüşmeyeceğini fark etmiş gibi.

Nazende bir an şok oldu. Evleri şu zamana kadar pek huzurlu sayılmazdı. Ama oğlu hiç böyle olmamıştı. Vicdana geldi. Ne Gülşah için ne başka biri için. Sadece ilk kez oğlu için üzüldü.

“Yok kuzum.” Dedi. Kekelemekten son anda kurtuldu. “askerler götürmedi Gülşah’ı.” Her şeye rağmen Gülşah’tan bahsederken sesine nefret karışmasını önleyemedi.

“Birini yaralamış. Baban telefonda öyle dedi ama çok bir şey anlatmadı. Tutuklamışlar. Karakoldaymış, nezarethanede.”

Iraz duyduklarıyla hızla kapının önünden ayrıldı. “Oğlum nereye? Yoldan geldin, yemek yeseydin.” Nazende’nin bağrışlarını duymadı. Koşarak mahallenin kahvesinin önüne gitti. Normalde 10 dakikalık yolu 5 dakikada koştu. Etrafına bakındı.

Mahalleli gözünü Iraz’dan ayırmıyordu. Dedikodular tez yayılıyordu. Üstelik yayılması için çıkarılan dedikodular. Memnune tüm mahalleye kendisini Gülşah’ın yaraladığını söylemişti.

“Selami!” Uraz aradığı taksiciyi görünce bağırdı. Tüm mehelleyi sesiyle bastırdı. Balkonda çamaşır asan kadınlar, kahvede okey oynayanlar, köşede top misket oynayan çocuklar hepsi Iraz’a döndü.

Selami arabayı Iraz’ın önüne durdurduğunda İraz hiddetle kapıyı kapattı. Selami arabanın içinde sıçradı. Gülşah çağırdığında Memnune’yi hastaneye götürdüğü için pişmandı şimdi. Bu adamın öfkesinin kurbanı olmaktan korkuyordu.

“Nereye?” göz ucuyla baktı Iraz’a “Iraz’ım.” Yutkundu. Iraz’ın bir şeyler bilip bilmediğini bilmiyordu.

Iraz gereksiz samimiyetle ters ters baktı. Uğraşmak için zamanı yoktu. “Karakola.” Selami sessizce karakola sürmeye başladı. Karakola geldiklerinde Iraz parayı bile ödemeden arabadan indi ve aynı sertlikte kapıyı kapattı. Selami parası ödenmediği için canı sıkkın şekilde beklemeye başladı.

Uraz karakola gelir gelmez bahçede birlikte oturan babası ve kardeşini gördü. Mehmet Bey ve İclal’de Iraz’ı görmüştü. Mehmet Bey olanları az çok öğrenmiş ama elinden bir şey gelmemişti. Tek çıkar yol Memnune’nin ifadesini değiştirmesi olduğu için çaresizdi.

Şimdi oğlunu hiddetle görünce korkmamış değildi. Kanı deli akardı oğlunun. Kimseye bulaşmazdı ama tersi pisti. Iraz dediğim dedik, çok sakin ama keskin sınırları olan biriydi. Kimse ailesine bulaşamazdı, işinde hile olmazdı, Gülşah değerlisiydi, yalan söylemez söylettirmezdi. Mahallede Iraz’ın yanında kavga olmazdı, her daim doğrunun yanında olurdu. İstanbul beyefendisi olmayı da bilirdi ağır abide.

Şimdi Mehmet Bey görüyordu ki ağır abi tarafı baskındı. Sınırları geçilmişti. Uraz büyük adımlarla hemen önünde durduğunda babasına fırsat vermeden konuştu. “Ne oluyor? Niye tutukladılar karımı?” sesi bile ürkütmeye yetiyordu. İclal hayatı boyunca çok az abisini böyle gördüğünü düşündü.

“Polisler Memnune’yi yaraladığını söylüyor.”

“halt etmişler!” Uraz neredeyse bağırarak babasının sözünü böldüğünde bahçedeki polisler ve birkaç asker gözlerini Iraz’a çevirdi. “oğlum bir sakin.” Mehmet bey Iraz’ı uyardı.

“Anlat! Devam et, ben sakinim.” Iraz ne kadar aksini iddia etse de sakin değildi.

“Memnune çocuğunu düşürüyormuş, hastanede Gülşah yaptı diye ifade vermiş.” Iraz daha fazla dinlemeden hışımla arkasını döndü. “Oğlum nereye?!” Mehmet Bey arkasından bağırdı. Iraz durmadı sadece son kez karakola baktı, Gülşah’ı görmek ister gibi sonra hala beklediğini bildiği Selami’nin taksisine bindi ve “mahalleye sür!” dedi. Bağırdığının bile farkında değildi.

Mahalleye geldiğinde Selami’ye parasını verip “ortadan kaybolma!” dedi. Bu Selami için yeterdi. Hala Iraz’ın öfkesinin kurbanı olmaktan korkuyordu.

Iraz büyük adımlarla mahallenin Arnavut kaldırımların dövmeye başladı. Hayri Eldem’in oturduğu apartmanın önüne geldi. İçindeki öfke gittikçe çoğalıyordu. Bu adam kızını hiç mi tanımıyordu? Gülşah hamile bir kadına zarar vermezdi.

Gülşah’ın babası olacak bu adam çocuklarını evden atmış, Gülşah’ı sokak ortasında dövmüş, bir de şimdi nezarette olmasına sebep olmuştu. Gülşah’ın gözyaşlarımın sebebiydi bu adam.

Apartman kapısını açtı ve bir kat çıktı. Şimdi Eldem’lerin kapısının önündeydi. Yüzündeki tiksinti büyüdü. Öfke tüm bedenini ele geçirdi. Kimdi ki bu insanlar onun karısına iftira atıyordu.? Iraz ikisine de yaptıklarının bedelini ödeyecekti.

Kapıya sert bir tekme attı. Tekmenin sesi bina boşluğunda yankılandığında bir tekme daha attı. “Açın lan şu kapıyı!” sesi neredeyse dışarıdan duyulacaktı. “Yıkarım başınıza bu binayı, açın kapıyı!” ve bir tekme daha indirdi. Binanın sıvası yere döküldü. Kapı çelik olmasaydı çoktan kırılırdı.

Kapı Hayri tarafından hışımla açıldı. Yüzü ve özellikle tombul yanakları kıpkırmızı olmuştu. “Ne vuruyorsun kapıya? Karı koca eşkıya mı kesildiniz?!”

Iraz, Hayri’yi omzundan içeri ittirip eve girdi. Ayakkabısını çıkarma zahmetine girmedi. “Göstereceğim ben size eşkıyayı.”

Sağa sola bakındı. Mutfağa ve oturma odasına sonrasında da salona baktı. Hayri bağıra bağıra peşinde dolanıyordu. “Nerde o?!”

“kim nerde?” dedi Hayri. “Derhal çık evimden. Defol!”

“Karın olacak o iftiracı nerde?”

“benim karım kimseye iftira atmaz.” Dedi hemen Hayri. “Kendi karına sahip çıksaydın İstanbullarda sürteceğine!”

Iraz’ın sinirden gözü seğirmeye başladı. Bir anda Hayri’nin boğazını sıkıp duvara çarptı. Hayri nefes almak için Iraz’ın elini çekmeye çalışıyor, tırnaklarını eline geçiriyordu.

“Karımın adını ağzına almayacaksın. Ha alman mı gerekiyor, on kere destur çekeceksin. Senin şerefin benim karımdan bahsetmeye yetmez.” Kısık sesle konuşuyordu ama Hayri için bağırmasından daha korkunçtu. Hayri’nin yüzü morarmaya başlayacakken arkadan gelen bir nida yüzünden Iraz Hayri’yi fırlatarak bıraktı. Hayri öksürerek yere düştü.

Iraz Hayri’nin öksürmesini umursamadan arkasına döndü ve pembe sabahlığıyla, platin sarı saçlarını dağınık topuz yapmış, yüzündeki makyajı sildiği için yaşı olduğundan büyük duran, eli karnında Memnune’yi gördü. Yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu Iraz’ın.

“Memnune hanım!” neredeyse neşeli denebilecek bir sesti. Memnune bundan ürktü. Iraz eliyle salonu gösterip “oturup konuşacaklarımız var. Sonunda iftira atmayacaksanız önden buyurun.”

Memnune elinden geldiğince hızlı, yeni hastaneden çıktığı için çok hızlı hareket edemiyordu, adımlarla salona gitti. Iraz’da yeni yeni kendine gelmeye başlayan Hayri’yi geride bırakarak Memnune’nin hemen ardından salona girdi.

Memnune tekli koltuğa oturduğunda Iraz’da karşısındaki tekli koltuğa oturmaya karar verdi. Bilerek ayaklarını yerdeki beyaz halıya sürttü. Memnune’nin tam karşısına oturduğunda yüzündeki o sahte sevecen, neşeli hali kayboldu. Asıl olan öfke yüzünde belirdi.

“Sen kimsin de benim karıma iftira atıyorsun?” gayet sakin ama korkutucu bir sesle sordu.

“İftira değil!” dedi Memnune hızla. Yalandan gözlerini doldurdu. “biliyorum, inanması zor ama Gülşah bana sald-“

“soluğunu kesmemi istemiyorsan sus!” Iraz tabiki hamile bir kadına zarar vermeyecekti ama karısını kurtarmak için korkutmak zorundaydı.

“Anlat bakalım karıma niye iftira attın?” Memnune korksa da geri adım atmadı. Korkudan titreyen ellerini arkada saklamaya çalıştı. “Yapmadım ben bir şey.”

Uraz konuşmadan Hayri içeri girdi. “Çık git evimden yoksa seni de şikayet ederiz. Yapmadım diyor işte Memnune.”

“ben kimin ne yaptığını çok iyi biliyorum. Şikayet etmezsen hattım kalır Hayri Eldem ama unutma bunu yaparsan babamdan aldığın borçlar, işinde aldığın rüşvetler, bu zamana gelmek için araya soktuğun torpiller ki sana babam bulmuştu devreye girer.”

Iraz Memnune’ye döndü. “Senin bu adamı zerre sevmediğini sadece rahat yaşamak için evlendiğini bilmediğimi sanma. İfadeni gidip düzelteceksin, bir daha da karıma bulaşmayacaksın. Yemin olsun sizi bu mahallede barındırmam hatta Ankara’ya sığdırmam.”

Iraz, hem Memnune’ye hem Hayri’ye baktı. “Gerekirse gebereceksiniz ama sesiniz çıkmayacak yine de benim aileme bulaşmayacaksınız. Kirinizle benim evimi kirletmeyeceksiniz.”

Eliyle Memnune’ye gitmesini söyledi. “Git üstünü giyin İfadeni değiştirmeye karakola gideceğiz. 5 dakikan var.” Memnune korkuyla salondan çıktı. Gülşah’a iftira atarken böyle bir şeyle karşılaşacağını düşünmemişti çünkü evden atması çok kolay olmuştu.

Memnune gittiğinde Iraz oturduğu koltuktan kalktı. Hayri’nin tam karşısına dikildi. Yüzünden Hayri’ye duyduğu tiksinti belli oluyordu. Aralarındaki boy farkı yüzünden Hayri kafasını kaldırdı.

“Şimdi gidip karımı nezaretten çıkaracağım. Sonra seninle belediyeye gideceğiz. Son kez babalığını yapacaksın. Ya da ilk kez mi demeliyim?”

“ne istiyorsun?” Hayri korkuyla karışık bir hırsla sordu.

“Gülşah 17 yaşında olduğu için resmi nikah kıymak için iznine ihtiyacı var. Aslında senin rızanı alacağımıza bir yıl beklemeyi tercih ederdik ama karımın senin gibi şerefsizin soyadını taşıma utancına daha fazla katlanmasına izin veremem.”

Memnune geldiğinde Iraz Hayri’den çekildi. Ayağını yeniden halıya sürttü. Halı ayakkabının altı sürtüldüğü için çamur kir olmuştu. Memnune’yle birlikte evden çıkacakken peşlerinden Hayri de geliyordu.

Iraz Selami’yi buldu ve arkasından Hayri ile Memnune’yle taksiye gitti. “Selami yavaş sürse bari. Yeni düşük yapıyordum.” Memnune Hayri’nin ters bakışlarını görünce daha fazla konuşamadı.

Arabaya bindiklerinde Iraz öne Hayri ve Memnune arkaya oturdu. “Karakola sür abi. Hızlı ol bir an önce çıkaralım Gülşah’ı.”

Memnune Iraz’ın bunu bilerek yaptığını anladı. Sinirden kıpkırmızı kesildi. “istediğin gibi Gülşah’ın yapmadığına dair ifade vereceğim ama gerçek değişmeyecek. Karın bebeğimin canına kastetti.” Öfkeyle konuştu Memnune.

Iraz biraz daha korkutmanın iyi olacağını düşünerek Memnune’nin görmeyeceği şekilde Selami’ye işaret verdi.

“her şeye rağmen seni kocanın yanında zor duruma sokmamak için sustum ama Gülşah’ın yapmadığına dair şahit var Memnune. Selami Gülşah’ın yapmadığını görmüş.”

Iraz arkaya doğru Memnune’ye baktığında beklediğinden daha fazla korktuğunu hatta korkudan taş kesildiğini gördü. Selami’ye dönüp “değil mi Selami?” dedi.

“evet. Gördüm ben Gülşah yenge işe gidiyordu. Bende Memnune yengenin sesini duymuş gidiyordum Gülşah bacım önce davrandı. Hem Memnune yenge utan biraz. Gülşah bacım yapmış olsa sizi ben hastaneye götürdüm. Alır mıydım hiç onu arabaya?”

Uraz Gülşah ve Memnune’yi Selami’nin hastaneye götürdüğünü bilmiyordu. Şokla Selami’ye baktı. Baştan hastaneye götüren in Selami olduğunu bilseydi Gülşah’ı şimdiye çıkarırdı. Bunu şimdi mi söylüyorsun der gibi bakmaya başladı.

Selami kendini kurtarmak için gördüğünü söyleyip Iraz’ı destekledikten sonra bakışlarından Iraz’ın aslında kendisiyle ilgili hiçbir şey bilmediğini fark etti. Kendi ellerimle kendi kendimi yaktım, dedi içinden. Iraz’ın bakışlarından korkup yutkunarak önüne döndü.

Karakola geldiklerinde Iraz inip Memnune’nin kapısını açtı. Memnune’yi arabadan çıkarıp “içeri girdiğinde doğruları söyleyeceksin. Gülşah suçsuz, ben şahsi nefretim yüzünden iftira attım diyeceksin. Yoksa seni de kocanı da mahvederim. Anladım mı?”

Memnune, Selami’nin de gördüğünü söylemesi üzerine iyice korkmuştu. Sadece başını salladı. Aynen Iraz’ın dediği gibi yapacaktı. Kocasının Fazlıoğlu ailesiyle baş edemeyeceğini fark etmişti. Hayri yanına gelip Memnune’yi Iraz’ın elinden aldı. İfade vermek için karakola girdiler.

“Nerdesin oğlum sen?!” Mehmet Bey tekrar oğlunun geldiğini görmesiyle yanına gitti. Bir cevap vermeden gittiği için bağırmıştı.

“Mercimek kadar aklıyla karıma iftira atmaya kalkanlara dünyanın kaç bucak olduğunu gösteriyordum. İtirazın mı var?”

Mehmet Bey oğlunun hala keçilerini toplamadığını anladığında sabır çekti. “Hayri Eldem’in yüzüne bir daha bakmayacaksın baba. Borçları da bir an önce alalım. Bundan sonra ne borç ne selam vereceğiz. Yardım da yok. Yağmurlu havada su isteseler onu bile vermeyeceğiz.”

“oğlum-“ Iraz Mehmet Beyi konuşturmadı.

“Eğer o benim dostum, arkadaşım diyeceksen beni unut baba. Ya Hayri Eldem ya ben.”

Mehmet Bey gözlerini kapattı ve sabır çekti. Gözlerini geri açtığında elini oğlunun omzuna koydu. “Dediğin gibi olsun oğul. Hayri’ye bundan sonra selam bile yok.”

15 dakika sonra önden Hayri ve Memnune arkadan Gülşah karakolun kapısından çıktı. “Yengem çıkıyor!” İclal’in sevinç nidası havaya karıştı. Gülşah Iraz’ı gördüğü an gözleri dolmuş ama yüzü gülmüştü çünkü.

Iraz’da o yeşil gözleri gördüğü an İstanbul’a gittiğinden beri ilk kez nefes aldığını hissetti. Artık yeşilleri görmeyince yaşamayı bırakıyor hayata o yeşilleri yeniden gördüğünde başlıyordu.

Gülşah gözlerinden akan yaşları sildikten sonra hızla koşmaya başladı. Koşa koşa merdivenleri indi. Gözü Iraz’dan başka bir şey görmüyordu. Ne Mehmet Beyi ne İclal’i ne de köşede kendisinden yaşamadan özür dilemek için bekleyen babasını görüyordu.

Hızla koşup Iraz’ın boynuna atladı. Iraz’da onu kollarını açmış bekliyordu. Gülşah Iraz’ın boynuna atladığında ayakları yerden kesildi. Iraz’da hemen kollarını beline doladı.

Birbirlerine o kadar sıkı sarıldılar ki kokuları birbirlerine karıştı. Gülşah gözyaşlarını Iraz’ın gömleğine göktü. Iraz bir elini yukarı çıkarıp Gülşah’ın açık saçlarını okşadı. Hasret kaldığı kokusuna boynuna bir öpücük bırakırken nefesini içine çekerek doymaya çalıştı.

Iraz nefes aldı, Gülşah yaşadı. İki kalp bir oldu, mesafeler kapandı. Ne Iraz’ın Gülşah’a ulaşamadığı da hissettiği korku kaldı ne de Gülşsh’ın nezarette hissettikleri. Yalnız vuslat vardı.

Gülşah Iraz’a, Iraz Gülşah’a aitti.

Iraz Gülşah’ı yere bıraktığında bu sefer elleri Gülşah’ın kadfasını göğsüne bastırdı. Gülşah kollarını Iraz’ın kabanından içeri soktu ve Iraz’ın beline sarıldı. Güven hissetti bu bedende. Kalp atışlarını dinleyerek sakinledi. Evim dedi.

Gülşah, Iraz’la sahipsiz hissetmedi, korkmadı, ağlaması. Özgürce açtı kanatlarını, saldı saçlarını, serbest bıraktı gülüşlerini. Yıkılan hayallerin ardında Iraz’ı buldu.

Yeni hayaller inşa etti. Iraz ve kendisi için.

 

Bölüm : 24.01.2026 23:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...